● Ve MUSTAFA KEMAL; şanlı Kurtuluş ve yeniden kuruluş Mücadelemizin öncü şahsiyeti; tarihi direniş ve talihli diriliş hamlemizin simgesidir; bu nedenle iki türlü istismar edilir:
1- Kimileri Mustafa Kemal’i tabulaştırıp, putlaştırıp, hatta bazen tanrılaştırıp; kendi dinsiz ve Darwinist ideolojilerine ve masonik hedeflerine Atatürk’ü alet ve toplumu nefret ettirmektedir.
2- Ama kimileri de, Atatürk’ü din düşmanı gösterip, halkımıza Onun rejiminden kurtaracaklarını vaad edip; emperyalizm ve Siyonizm uşaklıklarına sahte dindarlıklarını bir kılıf olarak geçirmektedir.
Oysa Atatürk İslam’a değil, yozlaşmış bazı kurallara ve koflaşmış kurumlara karşı birisidir. “Şeriat” diye on üç asır öncesi Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı döneminin şartları ve ihtiyaçları için Kur’an ve Sünnetten çıkarılan fetvaları bugüne aynen uygulamaya kalkışmak divaneliktir ve mümkün değildir. Ancak: Aklı Selimin, Müsbet Bilimin, Vicdani Tatmin ve Kanaatin, Tarihi Birikimin, Kur’an’ı Kerim’in ve Peygamber öğretilerinin, hepsinin ortaklaşa gerekli, güzel ve yararlı bulduğu doğruları esas alarak ve bunlara aykırı yanlışlardan sakınarak, çağımızın ihtiyaçlarına ve Milli yapımıza uygun Adil bir Düzen kurmamız; böylece Din ile Devleti karıştırmak değil, ama barıştırmamız ve geçmişimizle geleceğimizi uzlaştırmamız önemlidir.
Mustafa Kemal’in samimi inancının, Allah’a bağlılığının ve Kur’an’a saygısının resmi tescilli belgesi İstiklal Marşımızdır. Çünkü “Bu Ezanlar ki, şahadetleri dinin temeli, Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli” dizelerini barındıran Mehmet Akif’in şiirini, yüzlerce şiir arasından özellikle ve bilinçle seçmiştir. Merhum Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşımızdaki “kahraman ırkıma bir gül” dizelerindeki ifadeleri asla ırkçılık kasıtlı değil, Türklerin kahramanlık damarını vurgulamak ve kamçılamak içindir. Çünkü Akif’in ırkçılığı reddedip lanetleyen şu mısraları Onun müspet milliyetçilik kanaatinin belgesidir:
“Hani, milliyetin İSLAM idi… Kavmiyet ne?
Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyetine…
“Arnavutluk” ne demek? Var mı şeraitte yeri?
Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri!
Arabın Türk’e; Laz’ın Çerkes’e, yahud Kürt’e;
Acemin Çinliye rüchanı varmış? Nerde!
Müslümanlıkta “anasır” (ırkçılık) mı olurmuş? Ne gezer!
Fikri kavmiyeti tel’in ediyor Peygamber”
Atatürk’ün Milli tarih kavramını kurumlaştırması
Tarih bir milletin ortak beyni ve birikimidir. Geniş bir hendeği atlamak için hızlanmak üzere biraz geriye gidildiği gibi, yeni ve Milli atılımlar için de tarihimizden hız ve heyecan almamız ve geleceği geçmişin üzerine kurmamız gerekir. Bu nedenle özellikle yakın geçmişimizdeki, örneğin Sultan Vahdettin’le Mustafa Kemal gibi şahsiyetleri düşman gösterip boğuşturmak yerine, onları uyuşturmak ve kutlu gelecek inşasına uygun yorumlamak daha hayırlı ve yararlı bir düşüncedir. Yoksa bir tarafın birisini hain, karşı tarafın diğerini kâfir saydığı ve kamplaştığı bir toplum, mutlu ve güçlü ortak bir gelecek nasıl inşa edecektir?
● Diyanet reisi Ahmet Hamdi Akseki’ye “Askere Din Kitabı” hazırlatıp, TSK’nın bütün okullarında ve kıtalarında okutmuşlardır. O yüce Dinimizin saf ve sade haliyle anlaşılıp yaşanmasından yanadır. Mustafa Kemal’i karı ile rakı arasına sıkıştıran ve O’na sarhoş iftirası atanlar Anıtkabir’e gidip Atatürk’ün okudukları ve her sayfasına şerh yazdıkları binlerce cilt kitaba bakıp utanmalıdır.
● Atatürk’ün Laiklik anlayışı da: Din işleriyle devlet hizmetlerinin ayrılması ve devletin her din ve görüşten bütün vatandaşlarına aynı mesafede kalmasıdır.
Suriye Batağı ve Siyonist Senaryoları
Stratejik ortaklarımızın Türkiye’yi parçalama haritaları halâ masadadır ve AKP iktidarının korkunç hataları geleceğimizi ve güvenliğimizi karartmaktadır. Suriye sınırımız boyunca, 10-15 km. derinlikte bir güvenlik koridoru oluşturmak, mültecilerin kamplarını burada kurmak ve onlara bakıp korumak gereğini defalarca yazıp hatırlattık. Şimdi Büyük İsrail hesabına Suriye’nin parçalanması ve kukla Kürdistan’ın kurulup kantonlar oluşturulması hazırlıklarına karşı Silahlı Kuvvetlerimizin müdahalesi de lüzumlu ve cesur bir adımdı. Ancak Musul ve Kerkük’ün geri alınması tuzağına kapılmak, bu şartlarda bir intihar sayılırdı.
John Kerry’den Türkiye’ye küstah NATO iması ve Gülen yanıtı!
Türkiye’deki darbe girişimi ve Fetullah Gülen’in iadesi konusunda ABD Dışişleri Bakanı John Kerry küstah açıklamalar yapmıştı. Washington Post gazetesi bu açıklamayı NATO’lu yorum diye verince, bizim Amerikan taparlarda soğuk duş etkisine yol açmıştı. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin, başarısız darbe girişiminin ardından verdiği NATO mesajı çok tartışılmıştı. ABD merkezli Washington Post gazetesi, Brüksel’de konuşan Kerry’nin açıklamalarını, “Türkiye’nin NATO üyeliği tehlikeye girebilir” yorumuyla aktarmıştı.
Başta Sn. Devlet Bahçeli olmak üzere tüm muhalefet başkanlarının ve medyanın 15 Temmuz kalkışmasına karşı sorumlu ve duyarlı yaklaşımları takdire şayandır. Değerli vatandaşlarımızın tutarlı ve cesur direniş ve dayanışması da alkışlanacak bir tavırdır. Ama bu durum, asla kendimizi boş gururlara kaptırmamalı ve hele bir avuç kiralık hain yüzünden şerefli Ordumuza yan bakmaya kalkışılmamalıdır. Kesinlikle unutulmamalıdır ki, varlığımızın ve bağımsızlığımızın sigortası kahraman TSK’mızdır. Ancak TSK’nın da bu girişimlerden ciddi dersler çıkarması ve artık bağrından çıktığı aziz milletimizin milli ve manevi değerleriyle barışıp samimiyetle sahip çıkması ve saygı duyması, NATO’ya ve Amerika’ya güvenmenin ağır faturası da önemle hatırlatmamız gereken bir noktadır.
Özetle ve önemle vurgulayalım ki: Siyonist odakların Türkiye senaryolarının ve figüran kahramanlarının halâ farkına varmadan; bunların rol icabına veya şahsi çıkarlar hesabına farklı ve karşıt tavırlarına aldanmamak gereğini kavramadan ve ona göre ciddi ve cesaretli tedbirler almadan, bu sıkıntı ve sarsıntıları atlatıp düze çıkmamız mümkün olmayacaktır!
Gayrı Milli ve gayrı insani ideolojileri tanımadan Atatürk’ün Milli hedeflerini anlamak imkânsızdır:
A- KOMÜNİZM
Felsefe olarak Marks ve Engels tarafından geliştirilen, özel teşebbüse dayanan kapitalizmi yıkarak, yerine müşterek teşebbüsü öngören, her malın ortaklaşa üretim ve tüketimini düşleyen, sınıfsız ve sınırsız bir toplum oluşturmayı hayal eden batıl bir düşünce sistemidir. Komünist düşünceye göre; bütün servet ve sermaye, yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynakları, fabrikalar ve çiftliklerin hepsi halkın ortak malıdır ve bunlardan elde edilecek gelir halka eşit olarak bölüştürülecektir. Özel mülkiyet olmayacak, her şey herkesin yararına üretilmek ve tüketilmek üzere devletin kontrolüne verilecektir.
Başta İslamiyet her türlü dini inanış ve yaşayış terk edilecektir. Çünkü komünizme göre “din, halkı uyuşturucu vasıtası ve sömürü aracıdır” Allah, Ahiret, Peygamber, Mukaddes kitaplar uydurma ve asılsız şeylerdir. Maneviyat yoktur, her şey madde ve menfaattir. Ferdi ve toplumsal olayların asıl nedeni ekonomiktir. İnsan gelişmiş bir hayvandır; zaten “evrim” teorisine göre insan bir tesadüfler sonucu hayvandan (Maymundan) türemiştir. Bu nedenle din, iman, ar, namus, edep, hayâ, helal, haram gibi kurum ve kurallar boş ve anlamsız şeylerdir. Komünizmde bu hedeflere ulaşmak için takip edilen yol ise genellikle vahşicedir ve anarşidir.
B- KAPİTALİZM
Kapitalizm, sınırsız bir özel mülkiyet ve ferdi teşebbüs özgürlüğünü esas alan koyu faizci bir sömürü düzenidir. Herkes arzu ettiğini yapmak ve istediği işe girişmek özgürlüğüne sahiptir. Kapitalist düzende bir insan isterse bir matbaa kurabilir, bir gazete sahibi olabilir, bir yayınevi açabilir. İsterse bir radyo, televizyon istasyonu, isterse bir demir çelik fabrikası açabilir, vergisini ödemek şartıyla isterse genelevleri, randevu evleri, kumarhaneler, beş yıldızlı oteller, moteller çalıştırabilir.
Ancak bu sınırsız ve sorumsuz özgürlük hikâyesi; giderek otomatik olarak servet ve otoritenin belli ellerde toplanmasıyla neticelenir. İnsafsız ve koyu faizci, doyumsuz kâr arzusu içindeki holdingler, ülkedeki servet ve sermayeyi sömürmeye, sömürdükçe de semirmeye ve hükmetmeye yönelmektedir. Giderek ürüne, üretime, borsalara ve fiyatlara tahakküm edip tekelleşmekte, fabrikalar, bankalar, ithalat ve ihracat onların tekeline geçmektedir. Gazete, sinema, dergi hatta radyo, televizyon gibi etkili propaganda ve reklâm araçları da artık onların elinde ve emrindedir. Bütün bu servet ve fırsatları kullanarak istedikleri siyasi partiyi kurmak ve kamuoyu oluşturarak iktidar olmasını sağlamak ve “millet iradesi” adına meclise hâkim olup istedikleri kanunu ve kararları çıkarmak imkânına erişilmektedir. Bu sermaye diktatörleri silahlarını satmak yeni pazar imkânına kavuşmak için, güdümündeki işbirlikçi hükümetler marifetiyle ülkeleri anlamsız savaşlara bile sokabilmektedir.
Çoğu yararsız ve aşırı üretimlerine pazar bulmak için hesapsız bir tüketim arzusu körüklenerek, tam bir israf ekonomisi yürütülmektedir. Çeşitli ve yetkili reklâm ajanslarıyla, moda, lüks hayat, içki, uyuşturucu, kumar, fuhuş sürekli teşvik edilerek, ahlaki ve manevi değerler tahrip edilir. Toplum uyuşuk, pısırık ruhsuz, şuursuz, idealsiz robotlar haline getirilir. Küçük sanayi ve esnaf kesimi köreltilip, orta direk çökertilir. Halk giderek fakirleşir, güçsüzleşir, yoksulluk ve yolsuzluk düzeni yaygınlaşıp yerleşir.
Artık, komünizm cenneti hayali ve hevesiyle halkı anarşiye sürüklemek için fırsat kollayanlara bütün şartlar hazırdır. Açıkça anlaşılıyor ki kapitalizmin sonu komünizmin başlangıcı, komünizmin sonu ise kapitalizmin başlangıcı olmaktadır.
C- SOSYALİZM
Sosyalizme gelince o, üretim ve değiş-tokuş araçlarının kollektifleştirilmesi yoluyla, sosyal sınıfları ortadan kaldırarak toplum hayatında geniş reformlar yapmak amacını güden, Komünizmden türeme bir sistem olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyalizm, kapitalizmdeki özel sermayenin egoizmine ve zulmüne karşı koymak, kapitalizmin doğurduğu dengesizlikleri ortadan kaldırıp toplum fertleri arasında hürriyet, eşitlik ve adalet şartlarını gerçekleştirmek iddiasındadır. Bu haliyle sosyalizm katı komünizmin biraz daha sulandırılmış şekli olarak algılanır. Sosyalizmi, komünizm ve kapitalizmin karışımı bir sentez olarak değerlendirenler de vardır. Tabii iki hastalığın karışımından yeni bir hastalık ortaya çıkmaktadır.
D- SİYONİZM
Aslında bu üç sistem (komünizm, kapitalizm ve sosyalizm) temelde birbirinden türemedir. Aynı batıl görüşün değişik görünüşleridir. Aynı kökten üretilmiş farklı dallar veya aynı havuza dökülen değişik kanallar gibidirler. Zira her üç sistem de sömürücü Siyonist kafasının ürünleridir. Her üç sistem de mel’un emperyalizmin dünya hâkimiyeti hayaline hizmet etmek ve sinsi emellerini gerçekleştirmek için birer araç olarak kullanılagelmiştir. Her üç sistemin uygulandığı ülkelerde siyasi, iktisadi ve kültürel etkinlikler genellikle Siyonistlerin elinde ve emrindedir. İşte Birleşik Amerika, kapitalizmin kalesidir. ABD’de devlete ait ulusal şirketler %30, özel teşebbüse ait şirketler ise %70’tir. Bu %70’lik özel şirketlerin %90’ı Yahudilerindir. ABD’nin siyasal ve ekonomik denetimini elinde tutan on üç Yahudi ailesidir. Ağır sanayii yatırımlarından uçak ve silah fabrikalarına, televizyon kurumlarından haber ajanslarına, petrol şirketlerinden istihbarat örgütlerine kadar her şey bunların tekelindedir. Yani bütün Amerika koskoca bir Siyonist sömürgesidir. Bunun içindir ki Amerika, her türlü zulüm haksızlığına rağmen halâ İsrail’in emrinde ve hizmetindedir.
Amerika’yı avucunda tutan bu on üç büyük Siyonist Yahudi ailesinin başında da Rockefeller ailesi gelir. Bu Siyonist ailenin adını taşıyan dev Rockefeller şirketi başta İslam ülkeleri, diğer bütün üçüncü dünya ülkelerindeki siyasi, ekonomik ve istihbarat faaliyetlerini yönetir ve yönlendirir. Hatta bütün dünyayı saran ve sarsan meşhur CIA teşkilatı dâhil bu Rockefeller şirketinin denetiminde ve hizmetindedir. 1988 yılının Şubat ayı sonlarında Türkiye’yi ziyaret ederek, cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar ve büyük işadamlarıyla görüşüp borsaları denetleyerek Avrupa’ya geçen David Rockefeller de bu Yahudi ailesinin önde gelen isimlerindendir. Hiçbir protokol kurallarına uymak zorunda kalmayan, hiçbir ülkenin devlet şahsiyetine ve milli haysiyetine saygı göstermek gereği duymayan bu seçkin ve etkin insanların gerçekte nasıl bir güç ve iktidarın sahibi olduklarını anlamadan, bunların tuzağından kurtulmak mümkün değildir.
Yalnız Amerika’da değil, kapitalist Batı Avrupa Ülkelerinde, Sosyalist Doğu Avrupa Ülkelerinde ve hatta Rusya’da bile parti başkanı, başbakan, bakan seviyesinde yüksek siyasilerin, dünya çapında dev şirket ve kuruluş sahiplerinin önemli kısmının ya bizzat Yahudi asıllı olduğunu veya en azından Siyonizm’in hizmetindeki bir mason olduğunu ibretle görmekteyiz. Bütün bunlar Kur’an’ın “İnsanlara en tehlikeli düşman” diye tanıttığı mel’un Siyonizm’in yeryüzünde nasıl bir gizli sömürü ve zulüm diktatörlüğü kurduğunu anlamak, komünizm, kapitalizm ve sosyalizm gibi sistemlerin şeytani amaçlarla uydurulup, uygulanan düzenler olduğunu bilerek, bu hıyanet şebekesine karşı tedbirli ve temkinli bulunmamız gerektiğini hatırlatmak içindir. Yoksa Siyonizm’in yenilmez ve karşı çıkılmaz bir güç olduğuna inanmıyoruz. Yegâne kuvvet ve kudret sahibi Cenab-ı Hak’tır. 2000 yıldır her türlü zahmet ve mihnete katlanarak, yanlış da olsa bir ideal uğruna yılmadan çalışan Siyonistlere bu dünyada geçici de olsa bunca gayretlerinin karşılığını vermek ise, ilahi adaletin gereğidir.
Ancak bugüne kadar kendilerini ve Siyonist gayelerini gizleyerek, güya insancıl amaçlarla kurulmuş (Birleşmiş Milletler) gibi beynelmilel teşkilatların ve hayal cenneti vadeden kapitalist ve sosyalist sistemlerin perde arkasındaki Siyonizm’in gerçek suratı deşifre edilmiş, 2000 yılda zorla kurdukları İsrail denen terör örgütünün de sonu yaklaşmış görünmektedir. Evet, hastalığın sebebini ve mikrobunu teşhis etmek, tedavinin yarısı demektir. Yeri gelmişken tekrar ve özellikle belirtelim ki Siyonist amaçlar taşımayan ve ülkemiz aleyhindeki fesatlıklara karışmayan Musevi vatandaşlarımıza karşı hiçbir önyargımız mevcut değildir. Aynı ülkede ve yeryüzünde herkesle birlikte barış ve bereket içinde yaşamak arzumuz ve hedefimizdir. Ancak, İslam ve insanlık alemine musallat olan Siyonist mikrobunu en iyi gören ve kurtuluş yollarını gösteren büyük dava ve devlet adamı Muhterem Erbakan Hoca’nın, şimdiye kadar anlatmaya çalıştığımız gerçekleri birkaç cümle içinde ve çok veciz biçimde ifade eden şu sözleri oldukça önemlidir ve irşat edicidir.
“Siyonizm’i bir timsaha benzetirsek, bunun üst çenesi, komünizm, alt çenesi ise kapitalizmdir. Alt ve üst çenenin (komünizm ve kapitalizm) karşılıklı çarpışmaları düşmanlıklarından değil, ağızlarına giren avlarını parçalamak ve gövdeyi (Siyonizm’i) beslemek içindir.”
E- “İSLAM SOSYALİZMİ” Safsatası
Fertlerin hürriyet, haysiyet ve emniyetini koruyan, hür teşebbüs ve özel mülkiyet hakkını tanıyan prensiplerinden dolayı İslam’ı kapitalizme benzetmek ve “İslam Kapitalizmi” gibi laflar etmek ne kadar çiğ ve çirkin yakıştırmalarsa; sosyal adaleti, toplumsal dayanışmayı ve yardımlaşmayı öngören kurum ve kurallarından dolayı, İslam’ı sosyalizme benzetmek ve “İslam Sosyalizmi” safsatasını kabullenmek de o derece ayıptır ve açık bir cehalet ve gaflet örneğidir. Oysa kapitalizm, toplumu fertlere feda etmekte, sosyalizm ise fertlerin hürriyet ve mülkiyetini toplum adına gasp etmektedir. Örneğin, Türkiye gibi kapitalist ekonomi uygulayan ülkelerde beş çocuklu bir ailenin hayatı ve haysiyeti, zenginlerin cebindeki 100 bin lira kadar kıymetli değildir. Zira bugün Türkiye’de beş çocuklu bir ailenin asgari ücretle eline geçen para aylık net 1000 lira, yıllık 12 bin lira iken, 100 bin liranın yıllık faiz geliri 12 bin liradır. Yani bu düzende bir insanın bir yıllık emeğinin karşılığı, 100 bin liranın faiz geliri kadar tutmamaktadır. Kapitalizme göre bir insanın ve aile efradının değeri 100 bin liranın çok altındadır. Din ve ahlak tanımazlık esasına dayanan, bir dünya nizamı olan sosyalizmi, İslam’a yaklaştırmak veya Atatürk’e yakıştırmak hevesleri ise şu sebeplere dayanmaktadır:
1- Komünizm, sosyalizm gibi kokuşmuş sistemleri İslam ambalajı içinde satabilmek.
2- İslam’ı kapitalizm ve komünizmle aynı göstererek, insanları İslam’dan uzaklaştırmak ve ürkütmek.
3- Kemalizm uydurmacasını kapitalizm ve sosyalizmle yorumlayarak haksızlık ve ahlaksızlıklarını meşru göstermek.
4- Ne İslam ne de batıl sistemler hakkında hiçbir ciddi bilgisi bulunmayan kimselerin moda salgını gibi, bu tür slogan görüşlere kapılması.
5- Solcu ve sosyalistlerin yoğun propagandaları ve sistemin sosyal ve ekonomik baskıları sonucu aşağılık kompleksine yakalanan Müslümanların “İslam Sosyalizmi” gibi safsatalarla ilerici ve aydın geçinme arzuları.
Gerçekte İslam’ı böyle batıl ve beşeri sistemlerle karıştırmak; Atatürk’ü de kapitalist veya sosyalist göstermeye çalışmak, Hakla Batılı barıştırmak demektir ki, bu tamamıyla yanlıştır. İslam’a dışarıdan herhangi bir şey ekleyen veya çıkaran, o eklediği veya çıkardığı ile baş başa kalır. Velhasıl, “İslam Sosyalizmi” safsataları, bal ile biber karışımı bir şeytan salatasıdır. Son zamanlarda ortaya çıkan “Antikapitalist Müslümanlar” kavramı da tam bir sahtekârlıktır ve Ali Şeriati’den kopya edilen “İslam Sosyalizmi” uydurmasına bir kılıf olduğu sırıtmaktadır.
Sonuç olarak; Mustafa Kemal, bizi millet yapan değer ve dinamiklerin düşmanı ve karşıtı değil; çağın şartlarına ve insanımızın ihtiyaçlarına uygun yeniden yorumlanıp yapılandırılması taraftarıdır.
Evet, yetiştiği ortamı, o ortamı hazırlayan şartları… Etkilendiği şahısları… Duraklama ve gerileme dönemlerinden itibaren ve özellikle Tanzimat ve İttihat-Terakki devrimlerinden sonrası Osmanlıyı… O günkü ve bugünkü dünyayı; ekonomik ve kültürel yönden yönlendiren-şekillendiren siyasi Siyonizm’in perde arkasını ve tabi Sabataycılık ve dönmelik kavramını bilmeden ve bütün bunları birlikte düşünüp değerlendirmeden Atatürk’ü doğru tanımanın mümkün olamayacağı kanaatindeyiz.
Bu konuya, böyle farklı ama irtibatlı zaviyelerden baktığımızda, Atatürk’ün Osmanlının bir meyvesi olduğunu görmekteyiz. Evet, Atatürk, yıkılmaya yaklaşmış olan Osmanlının bütün özelliklerini üzerinde taşıyan bir eseridir. Artık kökleri çürümeye, dalları kurumaya, gövdesi koflaşmaya başlamış ve 6 asırlık şanlı bir medeniyet mirasının hastalıklı; ama zahiren halâ görkemli ağırlığını taşıyamayacak kadar ihtiyarlamış bulunan Osmanlı çınarının, içteki çürümüşlükler ve dıştaki tecavüzlerle yıkılmasından sonra, kaderin cilvesiyle, önce bu çınarın altını ve artıklarını temizlemek, sonra da aynı cinsten adil ve asil yeni bir medeniyeti filizlemek üzere, Atatürk; devrilen Osmanlının bir çekirdeğidir…
İşte bu noktada, 500 sene önce İspanya’dan topluca sürülen ve Osmanlı tarafından kabul edilip kol kanat gerilen ve genellikle Ege bölgesine, İzmir ve Selanik çevrelerine yerleştirilen… Ve bundan 150 sene sonra da önemli bir kısmı Sabataistleşip dönmeleşen Yahudi gerçeğini irdelemek önemlidir. Osmanlı çınarının dallarına dışarıdan bir aşı gibi takılıp yerleştirilen… Osmanlının ticari, iktisadi, siyasi ve diplomasi hayatında birtakım hayırlı ve yararlı meyveler de veren… Ama zamanla kanser uru gibi bütün gövdeyi sarıp, kendi hesabına sömüren ve kemiren “dönmelik ve masonluk” gerçeğini… Bunların marifeti olan Tanzimat hıyanetini, Osmanlı Padişahlarını tamamen etkisiz ve yetkisiz birer vitrin bekçisi ve günah keçisi haline getiren İttihat ve Terakki hükümetlerini ve yine bunların bilinçli hileleriyle itelendiğimiz 1’nci Dünya Harbinin görünen ve gizlenen sebep ve neticelerini çok iyi takip ve tahlil etmeden; ne Mustafa Kemal’i, ne Milli Mücadeleyi, ne Cumhuriyet dönemini ve ne de devrimlerin mana ve mahiyetini çözmemiz imkânsız gibidir.
İngiliz Başbakanı Lloyd George; Atatürk tarafından oyalanıp oyuna getirildiklerini; “Arkadaşlar yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki, o büyük dahi çağımızda Türk ulusuna nasip oldu. Mustafa Kemal’in dehasına karşı elden ne gelirdi?” sözleriyle itiraf etmiş ve bu konuşmanın ardından istifa edip ayrılmıştır.
Cumhuriyetin kurulması ve devrimlerin yapılması aşamalarında, Atatürk’ün yine Sabataistlerin farklı mezheplerine mensup dönmelerden oldukça yararlandığı, bunları yakınına aldığı ve özellikle; Türkiye’yi gerçek vatanı gibi gören, Müslüman Türklerle birlikte ve barış içinde yaşamayı hedefleyen, Büyük İsrail’in kurulması hesabına ülkemize hıyanet ve hakaret düşünmeyen, iyi niyetli ve kabiliyetli dönme ve Yahudilerle daha sıkı işbirliği yaptığı; ancak, Abdülhamid’in malum tazyikler ve mecburiyetler sonucu bazı dönmeleri sadrazam ve nazır yaptığı, fakat tahribatlarını önlemek için yetkilerini kısıtlayıp bütün devlet işlerini sırtına aldığı gibi… Atatürk’ün de, güven vermeyen ve hıyanet düşünen bazı dönmeleri, önemli makamlara getirse de, bütün zorlukları ve onların yürütmesi gereken konuları bizzat kendisi yüklenip yaptığı ve oldukça yıprandığı anlaşılmaktadır.
Ve tabi dönmelerin hain takımı da, bu durumun farkındadır. Ve bunun için, Atatürk’ten kurtulma yolları aramaya koyulmuşlar ve “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz” demeye mecbur bırakacak biçimde, Mustafa Kemal’i genç sayılacak bir yaşta ve çeşitli ilaçlarla adım adım ölümün kucağına atmışlardır!…
Değil kâinat, değil tabiat, değil insan, hatta bir Atom bile çok harika bir yaratılış sanatıdır. Atomlar bir çekirdek ve etrafında dönen elektronlardan yaratılmıştır. 1 madeni LİRA dünya çapında büyütülse, onun atomları ancak kiraz kadardır. Bir atom dünya kadar büyütülse, elektronları ceviz kadardır. Ama atomun çekirdek ağırlığı Atamon %99,9’dan fazladır. Atom çekirdeği NÖTRON ve PROTON’lardan oluşmaktadır. Elementler çekirdekteki proton sayılarına göre farklılaşır. Tespit edilmiş 109 element vardır, milyarlarca canlı ve cansız varlık bu 109 element atomunun bileşimleri sonucu ortaya çıkmaktadır.
Atomun elektronları eksi, protonlar artı kutuplardır ve bunların birbirini çekmesi atomun dengesini- dağılmamasını sağlamaktadır. Güçlü nükleer kuvvet ve yerçekimi kuvveti gibi denge unsurlarında binde bir oranında bile bir bozulma yaşanınca bedenimiz ve evrenimiz anında çöküp dağılacaktır.
“Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar (yok olurlar, yıkılırlar) diye (her an kudreti altında) tutmaktadır. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, Kendisi’nden sonra artık kimse onları varlıkta) tutamaz. …” (Fatır: 41)
Evet bütün canlı hücrelerin hepsi KARBON atomunun yaklaşık; 2 milyon çeşit farklı bileşkelerinden doğmaktadır. Yani bir karıncanın bile tesadüfen oluştuğunu savunmak ve Yüce Yaratıcımızı inkâra kalkışmak, mükemmel bir yolcu uçağının kendiliğinden ve rüzgâr, yağmur, deprem gibi tabii hareketler neticesinde tesadüfen ortaya çıktığını savunmaktan daha büyük bir şaşkınlıktır. Bu nedenle Darwinizm açık bir yanılgıdır ve sapkınlıktır. İşte Mustafa Kemal gibi bir dâhinin, böylesi safsatalara inandığını ve Yüce Yaratıcıyı ve Kur’an’ını inkâra kalkıştığını savunmak saçmalıktır ve Onun hatırasına en büyük saygısızlıktır!
Fizikte Temel Kuvvetler şunlardır:
Kuvvet; genel anlamda kütlesi olan bir cisme hareket yeteneği kazandıran, eğer cisim duruyorsa hareket gücünü sağlayan ve hareket ediyorsa durduran, onun yönünde değişime sebep olan ya da şekil değişikliyle kendini açığa vuran etkiye verilen addır. Yönü, büyüklüğü ve doğrultusu olan bu etki vektörel bir nicelik taşır.
Madde; lepton, mezon ve baryon gibi atom altı parçacıkların (kuantumların) birleşmesiyle oluşurken fizikte; dört temel kuvvetin birinin ya da birkaçının etkili olduğu anlaşılmıştır. Bu dört çeşit temel kuvvet, etkin oldukları kısımlar ve özellikleri anlamında birbirinde oldukça farklıdır.
Bu dört temel kuvvet:
1-) Kütle-çekim Kuvveti (Yerçekimi),
2-) Zayıf Nükleer Kuvvetler,
3-) Elektromanyetik Kuvvetler,
4-) Şiddetli Nükleer Kuvvetler (Atom enerjisi) şeklinde sınıflandırılır.
1-) KÜTLE-ÇEKİM KUVVETİ
Yer çekimi kuvvet olarak da tanımlanır. Kütlesi olan cisimlerin birbirini çekmesinden kaynaklanır. Bu kuvvet şiddet olarak en zayıf kuvvet konumundadır. Ağırlık, bu tür bir kuvvetten oluşmakta ve kütlelere etki yapmaktadır. Etki alanı yani menzilleri sınırsızdır, fakat uzaklık arttıkça azalır. Gündelik yaşamda herhangi iki kuvvetin birbirine uyguladığı kuvveti yeterli hassasiyetle ölçmek günümüz teknolojisiyle bile oldukça zor bulunmaktadır.
2-) ZAYIF NÜKLEER KUVVETLER
İsmi zayıf kuvvet olmakla birlikte kütle-çekim kuvvetinden 10 üzeri 32 kat daha büyük olan bir güç kaynağıdır. Fakat diğer kuvvetlere oranladığımızda oldukça zayıftır. Bu kuvvet lepton, mezon ve baryon gibi elemanter parçacıklara etki yapmaktadır. Ayrıca çekirdeklerin kararsız olmasından da bu kuvvet sorumlu tutulmaktadır. Etki ettiği parçacığın bozulmasına yol açmaktadır ve menzili oldukça kısadır.
3-) ELEKTROMANYETİK KUVVETLER
İsminden de anlaşıldığı gibi elektrik ve manyetik kuvvetten kaynaklanır. Elektrik kuvveti yüklü parçacıkların birbiri ile etkileşmeyle, Manyetik alan kuvveti ise bu yüklü parçacıkların hareket etmesiyle oluşmaktadır. Zayıf kuvvetlerden [10 üzeri 4] defa daha büyük bir kuvvet kaynağıdır. Kütle çekim kuvvetinde olduğu gibi menzilleri sınırsızdır.
4-) ŞİDDETLİ NÜKLEER KUVVETLER
Baryonlara ve mezonlara etkiyen kuvvetler bunlardır. Atom Çekirdeğinin keşfinden sonra çekirdekte bulunan pozitif protonları çekirdekten fırlamaktan alıkoyan bir kuvvet olduğu düşüncesi ağırlık kazanmıştır. Bu düşünce şiddetli nükleer kuvvetlerin keşfine zemin hazırlamıştır. Şiddetli nükleer kuvvetlerin elektromanyetik kuvvetlerden 10² kat, zayıf kuvvetlerden 10 üzeri 6 – 10 üzeri 10 kat, kütle çekim kuvvetinden ise 10 üzeri 38 kat daha şiddetli olduğu saptanmıştır. Atom bombası füzelerin ve nükleer enerjilerin kaynağıdır.

Medeniyet İnşası İçin Tarihin Gerekliliği
Atatürk’e sahip çıkmanın tarihi, askeri, milli, dini ve ilmi delilleriyle anlatıldığı hap bilgi niteliğinde bir kitap özeti niteliğinde bir yazı.
Gerçekten de bazı hem muhafazakar hem de kemalist kesimin Milli Görüşçü olup Atatürk’e sahip çıkmasını anlamaması için tüm burada izah edilenlere yabancı olması lazım. Hala bu düşüncede olanlar için sadece şu söz mükemmel bir cevap niteliğindedir; Tarih bir milletin ortak beyni ve birikimidir. Geniş bir hendeği atlamak için hızlanmak üzere biraz geriye gidildiği gibi, yeni ve Milli atılımlar için de tarihimizden hız ve heyecan almamız ve geleceği geçmişin üzerine kurmamız gerekir. Bu nedenle özellikle yakın geçmişimizdeki, örneğin Sultan Vahdettin’le Mustafa Kemal gibi şahsiyetleri düşman gösterip boğuşturmak yerine, onları uyuşturmak ve kutlu gelecek inşasına uygun yorumlamak daha hayırlı ve yararlı bir düşüncedir. Yoksa bir tarafın birisini hain, karşı tarafın diğerini kâfir saydığı ve kamplaştığı bir toplum, mutlu ve güçlü ortak bir gelecek nasıl inşa edecektir?
Tüm bu gerçeklerin izahatı esnasında ilmi ve tarihi delillerle ispat edilmesi, bu düşüncede takiyye yapılmadığının da ispatıdır.
Gerçekten de bu millet ancak bu düşünce etrafında inşa edilecek bir Kuvva-i Milliye hareketiyle yeniden dirilme şansına erişecektir.
Gerçeklere İnanmak
Yıllardır uydurdukları Kemalizim adına şer güçlerin yapmadıkları kalmadı . Şükürler olsunki Ahmet Akgül Hocamızın Bizim Atatürk kitabını çıkarmasıyla oyunları bozuldu .Fakat hala anlayamadığım kendini İslamcı diye tanımlayanların Atatürk düşmanlığını sürdürmeleri . Neden bu sinsi planları anlayamıyorlar .Ülkemizdeki insanların Atatürk ve Erbakan Hocamızı bir anlasaydılar ,şu anda Müslümanların bu çileli halleri olmazdı .Atatürk ve Erbakan Hocamız ın etrafı siyonist güçler tarafından kuşatılmasına rağmen neler yaptıkları ortada .Bir anlayabilseydik .Çektiğimiz sıkıntıların sebebini iyi sorgulayabilsek kurtulacağız .Makelede anlatıldığı üzre Atatürk ün elbet yaptığı çok önemli ve gizemli işler olduğu gibi ,eksikleri de olmuştur . Böylesi cennet vatanın düşmanlardan temizlenip huzur içinde yaşamamız için canlarını ortaya koyan Atatürk ve şehitlerimize minnet duymamız gerekmezmi .Rabbim razı olsun Ahmet Akgül Hocamızdan BU şuuru bizlere aşıladı .Ülkemizin çok sıkıntılı bir ortamdan geçtiği bu günlerde ,bizleri böylesi uyarıcı ve doyurucu makaleleriyle insanlarımızın uyanmasına vesile olacak gayretlerinden dolayı milli çözüm ekibine teşekkür etmemiz ve bu yazıda anlatılan gerçekleri büyük kitlelere ulaştırmayı kendimize bir şiar edinmeliyiz .Aziz Erbakan Hocamızı da en iyi anlayan ve Çağın sorunlarını ,İnsanlğın İhtiyacını ve çözüm projelerini en iyi anlayıp eksiklerini gidererek Adil Düzen Kitabıyla bu gerçekleri ortaya koyan Üstadımız Ahmet Akgül Hocamızı da şimdilik anlaşılıp sahip çıkılmasada ,çok yakın gelecekte gün yüzüne çıkıp herkes tarafından hayretle ve taktirle karşılanacağına ümidimiz sonsuzdur .Yanlız bu karanlık dönemde bu gerçeklere sahip çıkıp maddi ve manevi hizmet ve gayret edenler ,şeref ve sevaba ulşacaklardır .Buna emin olanlar heyacan ve ümitlerini hiç yitirmemekteler .İnanç heycan ,gayret ve azim gerektirir .İşte azda olsa bu gerçeklere inanan sadıklar vardır .Tarihimize baktığımızda şunu görmekteyiz ümitlerin bittiği anda Cenabı hak İnananlara ZAFER vermiştir .İşte sanki o günlerin arefesindeyiz . Bize düşen gayret ve dua .Allaha emanet olun.
Tarihi Görev
Makalede en veciz ve delilleriyle vurgulandığı gibi Atatürk ,bizi millet yapan değer ve dinamiklerin karşıtı-düşmanı değil ;bu değerleri bilinçli bir şekilde içselleştirmiş,özünü-ruhunu kavrayarak bu gerçeğe hizmet yolunda:Meal Çalışması,Askere Din Kitabı,Filistin Hassasiyeti…vb duyarlılıklarla ortaya koymuş bir şahsiyettir!..Fakat, din adına eskide kalmış fetvalara,geçerliliğini yitirmiş kurum ve kurallara yönelik tavrı nedeniyle, bir kısım negatif cevrelerin kasıtlı din düşmanı gibi lanse etmesinden de kurtulamamıştır.Aynı karanlık çevreler, asıl kendi yaptıkları din düşmanlıklarına uydurma bir “Kemalizm”kılıfı geçirerek ,suçu Atatürk’e yıkmaya yeltenmişlerdir!
Günümüzde özellikle Milli Çözüm yayınlarıyla ,Atatürk gibi bir dahinin gercek manevi yönü daha iyi anlaşılmış ,O’nun asla din düşmanı değil ,şekilci değil şuur sahibi samimi bir müslüman olduğu!..Etrafının çok ciddi ölçüde sebataist bir kuşatmayla örüldüğü halde, bu kuşatmayı maxsimum seviyede Milli Hedefler doğrultusunda yönlendirdiği!..Dış güçler ve işbirlikçileri ni ustalıkla manipüle edebildiği!..vb..Tüm bu başarılarında aslında YALNIZ BİR ADAM olduğu ,en yakın çevresinin dahi kendisini anlamanın ötesine handikap oluşturduğu görülmektedir.
Atatürkün Milli Davası’na ,dünya çapında bir öngörü ve hamimiyet ruhuyla siyaset arenasında Aziz Erbakan Hocanın sahip çıktığını;ülkemizi halen sokulan girdaptan kurtarmak ve:
-Yaşanabilir bir Türkiye
-Yeniden Büyük Türkiye ve
-Yeni Adil bir Dünya ‘yı kurmak için!..
Bugün Milli Çözümün perspektifinde, başta samimi-gerçek Atatürkçülerle Milli Görüşçülerin ve tüm VATANSEVER UNSURLARIN bir araya gelip MİLLİ BİR MUTABAKAT’la ülkeyi DÜZE ÇIKARMA’ları TARİHİ BİR GÖREVDİR!..