YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e84e0144068
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 0 2
Bugün : 10828
Dün : 56818
Bu ay : 1226491
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53371549
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

AYASOFYA İSTİSMARI,

ERDOĞAN’I KURTARACAK MIYDI?

        

Yusuf Halaçoğlu’nun Ayasofya İddiaları!

Habertürk canlı yayınında Ayasofya’nın ibadete açılmasına yönelik tartışmalara değinen Yusuf Halaçoğlu, Ayasofya’nın sahte belgeler ile müzeye dönüştürüldüğünü savunurken, bu caminin ibadete açılması gerektiğini açıklamıştı. Türk Tarih Kurumu eski Başkanı ve 24. 25. ve 26. dönem Milletvekili Yusuf Halaçoğlu, Habertürk’te Gün Ortası programına telekonferans yöntemi ile bağlanarak, Ayasofya tartışmalarına ilişkin görüşlerini aktarmıştı. Ayasofya’nın ibadete açılmasına ilişkin iki defa soru önergesi verdiğini hatırlatan Halaçoğlu, Türkiye’de ibadet edilmese dahi açık olan kiliseler olduğunu ve çanların çalınmasına izin verildiğini belirterek, Avrupa’dan gelen tepkileri sıralamıştı. Halaçoğlu’nun, “Ayasofya ibadete açılırsa ne olacak. Şu an zaten cami. Atılmış sahte imzalar ile burası müze yapılmış.” şeklinde konuşması kafaları karıştırmıştı. Canlı yayında bir belgeyi de yayınlayan Halaçoğlu, söz konusu kararnamedeki Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasının sahte olduğunu vurgulamıştı. “Atatürk’ün imzası var ama imzada K. Atatürk şeklinde imza, ama karar Soy Adı Kanunu’ndan önce atılmış.” diyen Halaçoğlu’na şunu sormak lazımdı: İyi de bu durumda Atatürk’ü istismara kalkışan ve ona istemediği kararları uygulatan hangi odaklardı? Kaldı ki, Mustafa Kemal, soyadı kanunundan 1 ay kadar önceden K. Atatürk imzasını zaten kullanmaya başlamıştı. Üstelik Atatürk o zor süreçte Ayasofya’yı müze statüsüne sokarak kilise yapılmaktan kurtarmış ve ileride tekrardan cami yapılmasına zemin hazırlamıştı.

İYİ Parti adına Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, Ayasofya’nın ibadethane olarak kullanılması amacıyla Meclis araştırma önergesi veriyorlardı. Ayasofya’nın ibadete açılmasını destekleyen ifadelerin yer aldığı araştırma önergesinde Dervişoğlu, “Gazi Meclisimizde kurulacak araştırma komisyonu vasıtası ile Ayasofya Camisi’nin Müslümanlar için ibadethane olarak kullanılması hususunda çalışmaların ivedilikle başlatılması gerekmektedir” diyorlardı. Önerge üzerine İYİ Parti’den Yavuz Ağıralioğlu, AKP’den Orhan Atalay söz alıp Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılmasını destekleyen konuşmalar yapmışlardı. Hatta CHP’li Faik Öztrak bile karşı çıkmamıştı. Ama hayret, bunun üzerine AKP Grup Başkanvekili Mehmet Muş söz almış, Danıştay’da devam eden dava sürecinin beklenmesini istediklerini hatırlatarak, bu önergeyi desteklemeyeceklerini açıklamıştı. Ve tabi herkes şaşkınlığa uğramıştı. Oysa istismarcılık ve riyakârlık AKP’nin karakter mayasıydı.

AKP’nin Ayasofya Konusundaki Samimiyetsiz Kurnazlığı!

Evet, Meclis’te enteresan bir olay yaşanmıştı. İYİ Parti, kurnazca bir “samimiyet testi” yaparak, AKP’nin ipliğini pazara çıkarmıştı. Konu; Ayasofya’nın ibadete açılmasıydı. İnsanımız çok uzun yıllardır Ayasofya’nın yeniden cami haline getirilmesini ve ibadete açılmasını istiyorlardı. Ancak “her nedense” AKP ellerinde sayısal güç olduğu halde bunu bir türlü yapamamışlardı.

Anlaşılan bir baskın seçime hazırlanan Erdoğan ve kurmayları, Ayasofya’yı saf inançlı kesimler üzerinde bir propaganda amacıyla kullanacaklardı. Oysa daha bir yıl bile olmadı, “Sultanahmet’i dolduralım önce de sonra Ayasofya’ya da bakarız” diyerek, bu yöndeki talepleri gereksiz bulmuşlardı. Ama bu sefer, “Ne yapalım hukukun gereği böyle oldu” diyerek bir kolaycılığa kaçmışlardı. Evet Danıştay’ın önünde bir Ayasofya dosyası vardı. Bunun kararı 2 Temmuz’da (2020) verileceği konuşulmaktaydı. Saraya yakın çevrelerin topluma pompaladığına göre, bu yargı kararına göre durum şekillenmiş olacaktı. Saray yazarları, “Bu iş bitti, Erdoğan, yargı karar verdikten sonra Ayasofya’yı ibadete açacak” diye yazıp duruyorlardı. Bu aslında açıkça yargıyı baskı altına almaktır, ancak bunun tam bir oyun olduğu, önceki gün yapılan bir “samimiyet testi” ile ortaya çıkarılmıştı. İYİ Parti, Meclis’e, “Ayasofya’nın ibadete açılması” için bir önerge verdi. Ama AKP “ret” oyu verirken, Ayasofya’nın açılması için yancılık yapan MHP ise “çekimser” kalmıştı. AKP Grup Başkanvekili Mehmet Muş ise, “Danıştay kararına göre karar vereceğiz, konuyu Temmuz ayında ele alacağız” deyip çıkmıştı.

Şimdi gelelim en önemli noktaya; Danıştay’ın önündeki dosya, Ayasofya’yı müze haline getiren 1934 yılına ait kararnamenin iptali ile alâkalıydı. Bir vakıf, bu kararnamenin sahte ve usulsüz olduğu iddiasındaydı. İşte Danıştay, bu konuyu karara bağlayacak. Karar iptal yönünde çıkarsa, Ayasofya’nın yeniden cami haline getirilmesi için başka kararlar alınması gerekli olacaktı. Oysa Mecliste AKP ve MHP o kararnamenin iptali söz konusu olmadan da Ayasofya’yı ibadete açabilecek güçte bulunmaktaydı, ama AKP bu yola hiç başvurmamıştı. Sözde “yargıya bağlılık” adı altında, toplumun bir bölümüne havuç sunulmaktaydı. İYİ Parti’nin teklifinin hiç görüşülmemesi ve topun taca atılması ile AKP’nin Ayasofya konusunda sadece oyun oynadığı ve halkın inançlarını sömürdüğü gerçeği kanıtlanmış olmaktaydı.

Daha da önemlisi; AKP milletvekilleri, kendilerine ait bir iradelerinin olmadığını da kanıtlamışlardı. Bugün Ayasofya’nın açılışına karşı çıkan milletvekilleri, muhtemelen Temmuz ayı geldiğinde saraydan gelen işarete göre davranacaklardı. İYİ Parti’nin yaptığı samimiyet testi sonunda sınıfta kalan AKP milletvekilleri, hiçbir konuda emir almadan tek bir işlem bile yapamayacaklarını da cümle âleme göstermiş durumdalardı.” diyerek sinsi siyaset müptezelliğine ve AKP’nin samimiyetsizliğine dikkat çeken Can Ataklı’nın: “Erdoğan’ın, Erbakan’dan kurtulmak için dış güçlerce parlatıldığını” itiraf eden sözleri oldukça anlamlıydı.

Babacan, yarın bu söylediklerini unutmamalıydı!

Erdoğan’ın gidici olduğuna inanan bazı çevreler, “yeni kurtarıcı” olarak Ali Babacan’ı pompalamaya çalışıyorlardı. Aslına bakarsanız 2000’lerin başında oynanan oyun, yeniden sahneye taşınmıştı. Hatırlayınız; bir Amerikan projesi olarak, Türkiye’de “daha İslami görünümlü” bir iktidar dayatması yapılmıştı (ve AKP böyle ortaya çıkmıştı). Erbakan ekolü “fazla milli olduğundan”, daha yumuşak, daha uyumlu ve egemen güçlerin taleplerini daha sorunsuz yerine getirecek bir iktidara ihtiyaçları vardı. İşte AKP bu maksatla oluşturuldu, Erbakan yerinden edildi, toplumda yaratılan algıyla Türkiye’de iktidar ilk kez gerçek anlamda siyasal İslamcı (yani Din istismarcısı) görüşe bırakıldı. Geçen sürede elbette Batı’nın tüm talepleri karşılandı. Ancak görünen o ki, egemen çevrelere göre bu iktidar yoruldu, yıprandı ve eskiye oranla uyumu azaldı.

Şimdi bunu değiştirmek için yeniden kollar sıvandı. Nasıl Erbakan’ı indirmek için içeriden bir ekip bulunduysa, şimdi de aynı yöntemle hareket başlatıldı. Erbakan’ı indiren ekipten birileri, şimdi Erdoğan’ın karşısına çıkarıldı. Aslında Erdoğan’dan hiçbir farkı olmayan Ali Babacan’ın, günlerdir medyada pohpohlanarak reklamı yapılmaktaydı. Oysa bugün Erdoğan’dan kurtulmak için bir başka siyasal İslamcıya sarılmak, yağmurdan kaçarken doluya tutulmaktı” diye sızlananlara; iyi de şimdi sormak lazımdı: Erbakan aleyhine tezgâhlanan 28 Şubat postmodern darbesini hazırlayan dış güçleri, ve onların hamiyetsiz ve haysiyetsiz iş birlikçilerini niye hararetle alkışlamışlardı?

Kimler “Aman, Ayasofya elden çıktı!” diye bağırmaktaydı?

“İstanbul’un kurucusu Bizans Kralı Konstantin olmaktaydı. (Yıl 306-337) Kendisi çok tanrıya inanmaktaydı. Kesinlikle Hristiyan değil, Pagan kültürle yetiştirilmiş bir insandı. Hatta “Güneş Tanrısı” diye kendi heykelini bile yaptırmıştı. Ancak Ayasofya’nın yapılmasına karar veren İstanbul’un kurucusu Konstantin değil, onun oğlu Constantius’tu. İnşaatı o başlatmış, yapımı 34 yılda tamamlanmıştı.

Ayasofya, Roma bazilikası formunda; ahşap çatılı, dikdörtgen planlı tasarlanmıştı. O yılların İstanbul’unun kilit noktasına; Büyük İmparator Sarayı, Hipodrom, Milium Sütunu, en önemli cadde Mese’ye hakim noktaya yapılmıştı. Adına, Hz. İsa’nın “Tanrısal bilgeliğini” ifade eden “Ayasofya” adını koymuşlardı. Açılış günü içine altın ve gümüşten birçok eşya yerleştirildi, altın sırmalı ve kıymetli taşlarla süslü örtüler serildi, kapılara sırma işlemeli perdeler asılmıştı. Yıl: 360’tı. 395 yılına gelindiğinde İstanbul, Doğu Roma’nın başkenti yapılmıştı. Batılı tarihçiler, “Bizans…” diye bir isim bulmuşlardı. Oysa Bizans adlı bir köy var ama “Bizans İmparatorluğu” diye bir isim yok. Gerçek olan: Doğu Roma İmparatorluğuydu. Yani Anadolu coğrafyasıydı. İstanbul’un kurulmasının ve Ayasofya’nın yapılmasının Yunanistan’la tarihsel bir bağı da bulunmamaktaydı. Yunanistan da o yıllarda Doğu Roma’nın sadece bir bölgesi olmaktaydı ve aynı dili konuşuyorlardı. Batılı tarihçilerin çarpıtması ve eski Yunan kültürünü köpürtüp öne geçirmesi ile Ayasofya’nın ve İstanbul’un Yunanlı olduğu sahte tezini kurgulamışlardı. Böylece Yunanistan bedavadan Ayasofya’ya sahiplenmeye başlamıştı.

İstanbul, Doğu Roma’nın başkenti yapılınca, Ayasofya da kentin sadece dini değil politik, sınıfsal ve toplumsal olaylarının odak noktası halini almıştı. İmparatorun karısı imparatoriçe Eudoksia, İstanbul patriği Jean ve tahtın arkasındaki güç hadım harem ağası Eutropius arasında iktidarı ele geçirme kavgası kızışmıştı. Tartışılan en önemli konu, Hz. İsa’nın tanrısal kişiliği olmaktaydı. Bir taraf, “Hz. İsa Allah’tır” diyordu. Diğer taraf, “Hz. İsa Allah’ın oğludur” demekteydi. Öbür taraf “Hz. İsa sadece Allah değil, aynı zamanda İnsandır. Annesi Meryem de hem Allah’ın annesi ve hem insan İsa’nın annesidir” diyordu. Tartıştılar. Sonunda “Allah-Oğul-Kutsal Ruh” üçlemesi böyle oluştu. Ve büyük komutan (ve Peygamber müjdesine mazhar kutlu insan) Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul’u 1453 yılında fethetti, Ayasofya’yı da camiye çevirdi. Mustafa Kemal Atatürk döneminde de “Müze” yapıldı. 1991 yılında Turgut Özal döneminde ise hem müze ve hem de öğle ve ikindi namazlarının kılındığı ve Kur’an okunduğu “müze-camiye” dönüştü.

Ve şimdi 2020’ye geldik. Tayyip Erdoğan yönetimi, ekonomiyi derin krize sokmuş, partisi halk desteğini yitirmeye başlamıştı. Tabanı giderek eriyordu. Erdoğan “Ayasofya’yı yeniden ibadete açmak” söylemini köpürtmeye ve tabanındaki erimeyi durdurmaya çalışmaktaydı. İYİ Partililer de karşı strateji geliştirip “Ayasofya ibadete açılsın diye” önerge veriyorlar, ama Meclis’te AKP milletvekilleri bu önergeyi reddediyorlardı.” diyen sözcü yazarı Necati Doğru yazısını şöyle bağlamıştı:

“Elde bir Ayasofya kalmıştı. Ayasofya da elden gitti!”

Şimdi bu yazara ve aynı kafayı taşıyanlara sormanın tam zamanıydı: “Elde bir Ayasofya kalmıştı, o da elden çıktı!” sözlerini; a) Yunanlılar adına mı? b) Yerli sabataist ve sosyalist takımı adına mı? c) Yoksa dolaylı olarak AKP’ye haklılık kazandırmak adına mı kullanmıştınız? Ayasofya cami olursa kimin elinden çıkmış olacaktı?

Türkiye Büyük Millet Meclisinde, hiç utanıp sıkılmadan: “Sadece Ayasofya değil, Sultanahmet Camisi de müze yapılmalıdır!” diyecek kadar küstahlaşan CHP milletvekili ve sözde hukuk profesörü İbrahim Kaboğlu ile işte bu yazar takımı, bilerek veya bilmeyerek dindar halkımızı AKP tuzağına iten figüranlar konumundalardı.

Soner Yalçın hâlâ yırtınıyordu: “Asıl kaybeden Erdoğan olacaktı!”?

Kaç kez daha yazacağım… Yalın gerçeği anlatamıyorum bir türlü: Odatv’yi kapatanlar… Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu’nu tutuklayanlar… Müyesser Yıldız’ı gözaltına alanlar… Sahiden ne yapmak istediğinin farkındalar mı? Gerçekte Odatv mi hedef? Yoksa;

-Asıl Türkiye’ye operasyon yapılmıyor muydu? -Asıl AKP’ye operasyon yapılmıyor muydu? -Asıl Erdoğan’a operasyon yapılmıyor muydu?

Başta Erdoğan olmak üzere AKP kurmayları bunu nasıl göremiyorlardı? Devlet Bahçeli operasyonun asıl hedefinin kendi ittifakları olduğunu ortağına söylemiyorlar mıydı? 

Odatv’nin Libya operasyonuna destek verdiğini dünya âlem bilip durmaktaydı. Peki…Bu derece göze sokarcasına zorlama casus suçlamalarının altında ne yatmaktaydı? Kırk yıllık ülkücü Müyesser Yıldız‘ın “casus” olduğuna hangi AKP’liyi, MHP’liyi inandıracaklardı? İktidarın hiç mi politik strateji bilen danışmanı kalmamıştı? Kimse sormuyor mu bunları? Duygularıyla değil siyaset aklıyla bir durup serinkanlı baksalar kavrayacaklardı:

Asıl hedef kendileri (yani Erdoğan) değil miydi?

Asıl hedef Türkiye istikrarı değil miydi? Bu operasyonlar, FETÖ’nün propaganda elini kuvvetlendirmeyecek miydi? Bu operasyonlar, FETÖ soruşturmaları-yargılamaları üzerine şaibe yaratmak isteyenlerin işine gelmeyecek miydi?”[1] diye feryat eden sosyalist, Darwinist ve Kemalist Soner Yalçın’ın bu Erdoğan uyarıları ve AKP’yi koruyup kurtarma çabaları, hangi milli ve insani kaygılara dayanmaktaydı? AKP iktidarının ve Erdoğan’ın aleyhine sonuçlar doğuracağından kuşkulandığı bu yanlış adımları(!) bunlara hangi odaklar attırmaktaydı?

Oysa Ayasofya tartışmasıyla: İktidar, suni gündemle bir taşla iki kuş vurma amacındaydı!

Ülkedeki ekonomik, siyasal ve sosyal bunalım üçgeninden kaçmak isteyen iktidar cephesi, Ayasofya tartışmasıyla kendine bir ‘nefes odası’ oluşturma çabasındaydı. Hedefte hem Cumhur İttifakı’nın seslendiği kitlenin konsolidasyonu sağlamak hem de Millet İttifakı’nı din-siyaset gerilimi üzerinden dağıtmak vardı.

1934 yılından günümüze kadar hâlâ müze olarak tüm dünyadan ziyaretçilerin ilgisini çeken UNESCO Dünya Mirası listesindeki Ayasofya, Cumhuriyet tarihi boyunca birçok kişi ve kurum tarafından siyasetin bir aracı haline getirilmeye uğraşılmıştı. İlk olarak 1967 senesinde İstanbul’u ziyaret eden Papa 6’ncı Paul’un Ayasofya’ya giderek dua etmesinin ardından Milli Türk Talebe Birliği, bu ziyaretin ertesi günü Ayasofya’da namaz kılmış, Müzenin statüsünün tartışılmaya başlandığı bu olaydan yıllar sonra, Osmanlı döneminde yapının dışına inşa edilen Hünkâr Kasrı, 1991’de ibadete açılmıştı. Temmuz 2016’da, Ayasofya’da Diyanet tarafından ‘sahur programı’ yapılması ve bunun devlet televizyonu TRT’de ekrana getirilmesinin ardından Yunanistan’dan tepki yağmıştı. Aynı sene Ekim ayında, ibadete açık olan Hünkâr Kasrı’na Diyanet tarafından imam atanmıştı. Ayasofya’nın tekrar cami olarak ibadete açılmasını savunanlar, haklı olarak buranın tapusundaki cami ibaresini kanıt gösteriyorlardı.

AKP iktidarının ilk yıllarında Batı devletleriyle oldukça olumlu bir ilişkisi olan Erdoğan, Ayasofya’nın ibadete açılması konusuna önceleri olumsuz yaklaşmıştı. Konuya dair geçmişte yaptığı açıklamalarda, “Sultanahmet’in boş olduğu, Ayasofya konusunun ise birilerinin oyunu olduğu” gibi ifadeler kullanmıştı.

29 Mayıs 2020’de Erdoğan’ın dev ekrandan bağlandığı Ayasofya’da “İstanbul’un Fethi’nin 567. yıldönümü etkinlikleri” kapsamında Fetih Suresi okutmuşlardı. Bu etkinliğin ardından Yunanistan yine haddini aşan açıklamalar yapmıştı. Yunanistan Hükümet Sözcüsü Stelios Petsas, ‘Fetih’ etkinliklerini bir ‘meydan okuma’ olarak yorumlamıştı. Sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan, TRT ekranlarındaki konuşmasında, Ayasofya’nın statüsü konusunda Danıştay’ın vereceği karara göre hareket edileceğini duyurmuşlardı. Ayasofya konusunda 1934 yılındaki karara itaat edilmesi gerektiğini söyleyen tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı ise “Çocuk oyuncağı değildir, politika aracı yapılmamalıdır, tehlikelidir. Bunu karşılayacak gücünüzün olması gerekir” değerlendirmesini yapmıştı.

Birçok kesim tarafından Ayasofya’nın statüsü konusunun tekrar gündeme gelmesi, AKP’nin gerek ekonomik gerekse de siyasal sıkışmışlığını aşmak için suni bir gündem yaratarak ‘dikkatleri başka yöne çekme çabası’ olarak yorumlanmıştı. AKP’nin son 3-4 yılda sıklıkla yaptığı gibi, Ayasofya üzerinden de kendi tabanı üzerinde etkili olacak bir motivasyon yaratmaya çalıştığı anlaşılmaktaydı. Ayasofya tartışmalarına MHP lideri Bahçeli’nin de üst perdeden dahil olması ve “Ayasofya’dan çan sesi değil, Allah’ın izni ile ezan sesi yükselecektir” ifadelerini kullanması, istismarın hangi boyutlara ulaştığının kanıtıydı. Bu noktada Erdoğan-Bahçeli ikilisinin, ülke idaresinde karşılarına çıkan ve kendi ittifaklarını dağıtma potansiyeli taşıyan gerçek problemleri, Ayasofya ve benzeri suni siyasal tartışmalarla perdelemek istediği de açıktı.

Herhalde Ayasofya tartışmasının bir başka hedefi de iktidar cephesinin muhalefet konumundaki Millet İttifakı’nda bir iç çatışma alanı oluşturmaktı. Millet İttifakı’na dahil olan partilerin din-siyaset ilişkisine olan farklı yaklaşımları, Erdoğan ile Bahçeli tarafından önemli bir koz olarak kullanılıp kışkırtılmaktaydı. Zaten Cumhur İttifakı’nın son dönemlerde sık sık din temelli tartışmaları gündeme getirerek, karşı cephede bir yarık oluşturma çabası sırıtmaktaydı. Ayasofya tartışmasından önce, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın eşcinselleri hedef alan sözlerinin ardından başlayan tartışma da bu maksatla kurgulanmıştı. Millet İttifakı’nın güçlü partileri olan CHP ve İYİ Parti tartışmalarda net bir tutum almaktan kaçınırken, Saadet Partisi ise eşcinsellere karşı olan reddiyeci konumunu ısrarla vurgulamıştı.

Ayasofya meselesinde de Millet İttifakı’nın net bir tutum almaktan kaçınacağı anlaşılmıştı. CHP Sözcüsü Faik Öztrak tarafından yapılan, “18 yıldır iktidardasınız. Şu anda parti devletini de kurdunuz. Tek adamın bir kararnamesine bakar iş. Bunu daha fazla istismar etmeyin. Bunun üzerinden siyaset yapmayın. Açacaksanız açın” şeklindeki açıklamaları da böyle okunmalıydı. Millet İttifakı’nın diğer bileşenlerinin konu hakkındaki görüşleri daha net olsa da ittifakı korumak adına temkinli yorumlar yapmaları dikkatlerden kaçmamıştı” tespitleri haklıydı.

Ayasofya tartışmaları gündemdeki sıcaklığını korurken Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu; “Ayasofya’nın kesinlikle uluslararası bir konu olmadığını” belirtip ABD’yi kastederek: “Kimse Türkiye’yi sorgulamasın. ABD gibi bir ülkenin Türkiye’yi sorgulaması abesle iştigal. Kendilerinde ırkçılık var, Müslüman düşmanlığı var, yabancı düşmanlığı var. Türkiye ise tam tersini yapıyor. Böyle bir durumda Ayasofya’nın tartışmaya açılması, fetihten 567 yıl sonra Ayasofya’yı hatta İstanbul’u tartışmaya açmak manidar” ifadelerini kullanmıştı.

Açıklamasının devamında Ayasofya’nın tapusunu gösteren Çavuşoğlu, “1972 UNESCO sözleşmesine baktığımızda o mülkiyetin bu şekilde cami ya da başka türlü kullanılmasına ilişkin bir şey yoktur. Bir derneğimiz Danıştay’a başvurdu. 2 Temmuz’da Danıştay kararını verecek. Burası bizim kendi egemenlik alanımız” şeklinde çıkışmıştı. Yunanistan’la yaşanan gerginliği de değinen Çavuşoğlu: “Esasen dini azınlıkların hakları konusunda sadece bize değil, dünyaya ders verecek en son ülkelerden biri Yunanistan’dır. Avrupa’da camisi olmayan tek başkent Atina’dır. Selanik’te sürekli açık bir cami bulunmamaktadır. Batı Trakya’da Türk azınlıkların seçtiği müftüler namaz kıldırdığı için ceza almışlardır. Oradaki Türk adını bile kullanamamaktadır. Yunanistan bu konuda üç kere mahkûm edilmiş durumdadır.” sözleriyle AKP iktidarının istismar amacını ve ucuz kahramanlık atılımlarını gizlemeye çalışmaktaydı.

Sonuç olarak,

Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 40 çeşme sularının İstanbul’a ulaştırılması merasiminde, Zenbilli Ali Efendi’nin Sadrazama söylediği: “İslam’a ve ahlâka aykırı bazı Haçlı Batılı kanunları yersiz ve gereksiz olarak yasalarımıza sokmakla öyle bir halt işlediniz ki, bu içme suları kırk yıl aksa o pisliği temizleyemez!” ikazlarını şimdi AKP iktidarına hatırlatmak lazımdı: Siz zinayı ceza olmaktan çıkarmak ve eş cinselliği serbest bırakan İstanbul Sözleşmesini imzalamakla öyle çirkeflerin önünü açtınız ki Ayasofya’yı ibadete açsanız bile, bu günahlarınıza asla kefaret olmayacaktır. Ve bu, suni ve samimiyetsiz tavırlarınız sizi Allah’ın kahrından kurtaramayacaktır!..

 

Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

{mp3}ayasofyaistismari{/mp3}

 

 

 


[1] (Bak: https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/soner-yalcin/asil-kaybeden-5863248/)

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Subscribe
Bildir
17 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Akp ve Chp’nin bir farkı yok
Chp milletvekili ibrahim Kabaoğlu’nun Sultanahmet’i de müze yapalım çıkışları akp’ye yarar sadece. Dinsiz chp’den ürken halk yine akp’ye yanaşacak. Ey akp ve chp! Yok birbirinizden bir farkınız. Horoz dövüşü yapıyorsunuz…

Akıbet
Akp iktidarını ve olaylar karşısında takındıkları tavırları tek tek incelemek yerine, iktidara geldikleri günden bu yana icraatları ile ilgili özet bir bilgi almak isteyenler için sadece Ayasofya Camii’nin açılması konusundaki duruşlarını anlatan bu yazı yeterlidir. Her seferinde toplumu yanlış yönlendirmek, toplumun beklentilerini istismar aracı yapmak, sn. Recep T.Erdoğan’ın ifadesiyle sürekli paratoner görevi görmek üzere iktidara taşınan AKP, yine hem iç politikada değerlerimizi itibarsızlaştıracak hamleler yapmakta, hem de hiç bir hükmü olmayan Yunanistan gibi bir ülkenin kendini adam yerine koymasına sebep olacak açıklamaları yapmasına vesile olmaktadır. 18 yıldır olduğu gibi yine bu hadiseden de zararlı çıkan ülkemiz ve milli değerlerimiz olmakta. Bakalım bugüne kadar içten-dıştan destekle sebep oldukları türlü hezeyanların sonu geldiğinde akıbetleri ne olacak?

Ayasofya istismarına en özet cevap…
Kutsal ve Milli değerler siyaset malzemesi yapılmaz. Yapanlarda istismarcıdır. Çünkü kutsal ve Milli değerler hususunda sadece düşmanların siyasetini terse çevirecek stratejiler ve milletin menfaatine icraatlar yapılır. Oysa Akp hükümeti ve RTE tam tersine düşmana icraat millete seçim stratejisi olarak istismar etmektedir. Makale içerisindeki şu cümle Akp nin Ayasofya istismarına en özet cevaptır…

“AKP iktidarına hatırlatmak lazımdı: Siz zinayı ceza olmaktan çıkarmak ve eş cinselliği serbest bırakan İstanbul Sözleşmesini imzalamakla öyle çirkeflerin önünü açtınız ki Ayasofya’yı ibadete açsanız bile, bu günahlarınıza asla kefaret olmayacaktır. Ve bu, suni ve samimiyetsiz tavırlarınız sizi Allah’ın kahrından kurtaramayacaktır!..”

Rahmetli Atatürk
Ayasofya istismarın da dinimizi kendi düşük siyasi çıkarları için kullanma niyetleri olduğu kadar aynı zamanda Rahmetli Atatürk’ü din düşmanı gösterme gayretleride vardır. Halbuki rahmetli Atatürk o dönemde sabataist masonlarin kliseye çevirme planlarını boşa çıkarmak ve önlemek için müzeye geçici olarak çevirmiştir. İşte bu günlerde özellikle sosyal medyada Atatürk Ayasofya’yi ve camileri kapattı yalanını tekrar gündeme getirip dindar – laik ayrismasini derinlestirme gibi sinsi planları vardır.

İstismarcı AKP çaresiz kaldı..
Günümüz toplumsal ve tarihsel gereklilikleri ile milli şuurumuzun diri tutulması ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla Ayasofya cami’nin Müslümanlar için ibadete açılması çok büyük önem arz etmektedir.
Akp iktidarının derdi zaten Ayasofya’yı açmak değil, siyaseten istismar etmekti….
Türkiye’yi uçuracağı söylenen sistem çöktü, insanlar bitik durumda…
Ülkede ortam böyle olunca, ister istemez kulislerde erken seçim hikayeleri konuşulmaya başlamasıyla dini istismarda uzman olan Erdoğan ve ekibi Ayasofya’yı gündeme getirmekte..
Bu Akp ciddiyetten o kadar uzaklaşmışki mecliste ibadete açılması için verilen önergeyi hangi gerekçeyle reddettiniz?
Bunların yürekleri Ayasofya’yı ibadete açmaya yetmez..

ERBAKAN’IN,ÇÖZÜM’Ü!..
Zina serbest,sigara büyük yasakmış
Devlet eliyle kumar,oynatır nursuz
Sapıklıklar meşru hem,korunaklıymış
Arsızlığı kanunla, korur hayasız!..

Rahman hükmü takmıyor,Korana kadar
Ahlak namus pazarda,nesiller azar
Rezaleti teşvikler,sonuna kadar
Hesap sorulmaz sanar,durur akılsız!..

İşi gücü istismar,dinü devleti
Hep faize esir,etti milleti
Ülke borca battı o ,yığdı serveti
Karton kaplandan medet, umar iz’ansız!..

Deniz bitti karaya, oturdu gemi
Şimdi Ayasofyayla ,yemler safdili
Piyonun-siyonun,bitmiştir devri
Erbakan Çözümüyle,güler tüm bahtsız!..

YAZIK YA HU!!!
“Sakallı Hüsnüler”, Mehdi sanıyor
Bak toplumda ahlak, vicdan yanıyor
BOP’un hançeriyle, Yurdum kanıyor
Halâ bundan medet, umana yazık!

“Uydum çoğunluğa”, fikri marazdır
İslam’a Kur’an’a, yan çıkan azdır
Münafıkın tavrı, Rabbe garazdır
Bu hıyanete göz, yumana yazık!
     
AB’ye şantajmış, Rusya kucağı
Yok nefsi hesabın, ucu bucağı
Washington Moskova, gezer bacağı
Namaza Oruca, Cumana yazık!
     
Hidayet kararmış, ayarlar kaymış
Din istismarcısı, Hak yoldan caymış
Ucuz kahramanlık, rolü kolaymış
Faiz fuhuş azmış, imana yazık!

Yeter say İlahi, bitsin bu zillet
İşbirlikçi bela, İsrail illet
Şuur ver silkinsin, bu asil millet
Gölde boğulmasın, ummana yazık!

Şadi Ozansü ye..
Bir mevzuda yorum yapmak için önce işi bilmeli, sonra işin gerekli malzemelerinin konum ve görevlerini tanımalıdır. Hele de bu siyasetse kişilerin duruşu, küresel siyasi yapının ilgili kişiye verdiği görev vs. Milli Çözüm 50 yıldır Milli Görüş feraseti ve siyasi tecrübeleriyle kim ne maksatla hizmet eder ve de yazar çok iyi bilmektedir.
Konuyu takip etmenizi özellikle öneririm…

ŞADİ OZANSÜ ye!… Milli Çözüm Olayları GENEL HATTIYLA ve KİRLİ BİLGİLERDEN ARINDIRILMIŞ VAZİYETTE OKUYUCULARINA SUNAR!!!
[b]
Necati Doğru yazısını şöyle bağlamıştı:

“Elde bir Ayasofya kalmıştı. Ayasofya da elden gitti!”

Şimdi bu yazara ve aynı kafayı taşıyanlara sormanın tam zamanıydı: “Elde bir Ayasofya kalmıştı, o da elden çıktı!” sözlerini; [u]a) Yunanlılar adına mı? b) Yerli sabataist ve sosyalist takımı adına mı? c) Yoksa dolaylı olarak AKP’ye haklılık kazandırmak adına mı kullanmıştınız? [/u]Ayasofya cami olursa kimin elinden çıkmış olacaktı?[/b]

ŞADİ OZANSÜ:
1 ) *YUNAN PANİKLEDİ*
*Bu sözler Yunan medyasında büyük paniğe yol açtı. Ayasofya tartışmaları bir anda Yunanistan’ın gündemine oturdu.*

Haberi incelemek için:
https://www.sabah.com.tr/gundem/2019/03/28/yunanistanda-ayasofya-panigi-unescoya-basvurdular

2) [b]Evet Bizans (Konstantin) Kralları Ortadoğu’daki, Hz. Musa’nın tabutu (Kutsal emanet sandığı) dâhil tüm manevi objeleri İstanbul’a getirip Ayasofya mahzenlerinde muhafaza etmektelerdi.[/b] Ancak 1203 senesinde İstanbul Latin (Batı Roma) işgaline girince -ki bu saldırgan ve yağmacı askerlerin elebaşları, Yahudi güdümlü [u][b]Tapınak Şövalyelerinin temelini teşkil etmektedir- [/b][/u]bu talanı önceden haber alan Bizans Kralı ve adamları, Hz. Yuşa’nın mezarını ve kutsal sandığı kaçırıp şimdi Beykoz’daki tepeye gömlemiş ve asıl yerleri belli olmasın diye de öyle çok uzun ve geniş bir alanı çevirmiş olabilir. [b]Bu işgali gerçekleştiren Latin Kralının mezarının hâlâ Ayasofya’nın altında olduğu bilinmektedir. Bu işgal ve talan sırasında Bizans Kralı ve yakınları İznik’e göç etmişler ve orada küçük Ayasofya’yı inşa etmişlerdir.[/b] Hatta ta o dönemlerde, bu tür saldırı ve tahribatlardan kutsal emanetleri korumak-kaçırmak üzere Haliç ve Boğazın altından şehrin iki yakasını birleştirendehliz dibi tüneller kazıldığı rivayet edilmektedir.

3) “AKP ‘ye haklılık kazandırmak adına ” ifadesi de zaten açık..

Ayasofya üzerine
Necati Doğru’nun yazısındaki ‘Elinizde bir tek Ayasofya vardı, onu da kaybettiniz!’ lafından anlaşılması gerekenin IYI Partinin çektiği resti göremeyerek ‘elinizde kalan son kandırmaca kozunu da kaybettiniz’ dediği anlaşılmıyor mu? Başlığın o söylediğiniz üç yorumla hiç alakası olmadığı çok kolaylıkla anlaşılıyor.

Din İstismarcılarının Faizle İmtihanı ve Akp nin Ayasofya İstismarı
Uzmanların ifadesine göre Türkiyede bir dakikada sadece 750 bin tl faiz ödeniyor.. Bir yılda sadece 135 milyar TL faiz ödeniyor..2002 yılında Ecevit hükümeti 85 milyar dolar toplam borçla, Akp ye devlet teslim etti..!Vizyonsuz,şuursuz,derinliksiz ve köksüz AKP nin ise 18 yıllık borç bilançosu 1 trilyon 575 milyar dolara ulaştı..
Kuranın hiç bir ayetinde “Ayasofya’yı açınca, Ebedi kurtuluşa nail olacaksın” ayeti yoktur.. !!Ancak;bilerek, planlı bir şekilde tek bir kuruş dahi olsa, Faize dayalı para politikasını ısrarla sürdürenlerin, Allah ve Resulüne Savaş ilan edecekleri net olarak ilahi hükümle sabittir. ! Ayasofya, küresel sömürü çarkına ruhunu kaptıran, onulmaz din istismarcısı beş para etmez tiplerin, ruhen ve siyaseten iğdiş edilerek son yıllarda, dillerine istismar pelesengi ettiği bir jelatindir..
Aslında bir de itiraftır ki bu;Bir çok başarısızlığı açık bir beyanla dile getirememenin bir ezikliği ile “Bakın Ayasofya şimdi açılıyor”kasılmasıdır karşı cenaha!
1999 yılı Sol- Mhp yönetiminin ekonomik verilerinin, faizli kredi tutsağı elli misli fazlası bugün akp döneminde bulunmaktadır…!
Sen; Faize dayalı finansal sistemi ısrarla yürüttükten sonra, Küresel soygun şebekesine karşı, Hakka haiz ve hizmetkat bir evrensel doktrini yani Milli Çözüme dayalı Adil Düzeni ilan etmedikten sonra, (- faiz ki 40 çeşit belanın baş müsebbidir-) Allaha savaş açtıktan sonra, Bin adet Ayasofya açsan ne yazar?!! İkibin adet Kabe açsan ne yazar!!?
Beş para etmezsin…

Hiç bir Peygamber, kendi dönemindeki Firavunların gündemlerine, kendilerini kurban etmedi..!
Her Peygamberin kendi gündemi vardı, ve Onların gündeminde önce; Hak, Ahlak ve Adalet vardı.
Senin gündeminde,faiz ve fuhuş düzenini kökten lağvedecek ve tüm insanlığa huzur barış ve bereket getirecek bir düzeni tesis etmek yoksa,Ayasofya yı kendine gündem yapman;sahtekarlıktır riyakarlıktır ,istismarın danıskasıdır..
Allahın inayetiyle umulmadık yerlerden öyle kapılar açılacak ki;Milli Çözüm İnkılabı pek yakında gerçekleşecek,önce Siyonist yapı yıkılacak,Sonra Adil Düzen tesis edilecek ve Milli Görüşün-Milli Çözümün eliyle de Ayasofya Tarihi misyonuna kavuşacaktır..

Siyonizmin toleransları artmaya hızla devam etmekte. Anlıyoruz ve görüyoruz ki HAK her daim Batıla karşı galip olmuştur olmaya devam edecektir. Batıl can çekişmekte.
Siyonizmin toleransları artmaya hızla devam etmekte.
Anlıyoruz ve görüyoruz ki HAK her daim Batıla karşı galip olmuştur olmaya devam edecektir. Batıl can çekişmekte. Son demlerini yaşadığının farkında. Uzatmalara oynuyor ki KENDİ SAFINA (ŞEYTANIN) BİR KİŞİ DAHA KATSAM BU BENİM İÇİN KÂRDIR DEMEKTE. Malum Hz Adem ve Şeytan hadisesinde şeytan demişti “bana bir fırsat ver ademoğlunun tekrar diriltileceği güne kadar ” demişti Allah ise “sen mühlet verilenlerdensin” diyerek bu imtihanı HAK VE BATILIN MÜCADELESİ şeklinde yaratarak insanoğlunu en kıymetli meziyetlerle donatıp ( HİS – İRADE – DÜŞÜNCE – ÜNSİYET) MANEVİ DERECESİNİN EN ÜST SEVİYEYE ulaşabilmesi adına böylesi bir kainatı ve imtihan ortamını yaratmıştır.
Rabbim bu imtihanı kazananlardan olabilmek için gereğini yerine getirenlerden lütfeylesin.

Kendimiz olmak
AB stratejik hedef olduktan sonra, İstanbul sözleşmesi var olduktan sonra, kanunlarımız AB’nin istediği doğrultuda hazırlandıktan sonra, ABD hala dost ve müttefik olarak addedildikten sonra Ayasofya’nın açılması özgürlüğümüz açısından bize ne kazandırmış olur? Önce bunların hepsini reddetmek ve kendimiz olmak gerekir.

Ayasofyam Kan Ağlıyor !
Konuştukça batarsın yüzün yere bakacak,
Mazlumun ahını aldın ,artık yüzüm gülmez ki!
Fatih Sultan Han ın ahı var bu kof müslümanlara…
Yirmi yıldır yapamadılar hava atmak dertleri!

Atatürk müzeye çevirmisti kilise olmasın diye!
Başımızdakilerde kilise açarak yoruldu!
Yazık vakıflar müdürlüğü dış güçlere çalışır!
Benim Ayasofyamsa orada kan ağlaşır ! …

Faizci Kapitalist Nizam Devam Ettikten Sonra AYASOFYA AÇILSA Ne Anlam İfade Eder ki!???
AYASOFYA: Hakkın batıla galebesinin sembolüdür.
Dolayısıyla, Faizci kapitalist düzen yıkılmadan, İsrail ve İşbirlikçileri tarihin çöplüğüne gömülmeden ( anlayış ve etkileri olarak), İsrail Yıkılmadan, İslam Birliği Kurulmadan, İslam Birleşmiş Milletleri kurulmadan, İslam Natosu Oluşturulmadan, İslam Uneskosu kurulmadan, İslam Dinarına geçilmeden , İslam Ortak Pazarı kurulmadan, kısacası ADİL DÜZEN MEDENİYETİ kurulmadan yüzlerce Ayasofya açsak ne kıymeti vardır. Ayasofya açılsa ama faizci düzen aynen devam etse, insanlığı madden ve manen sömüren yozlaştıran Irkçı Emperyalist güçlerin düzenleri devam etse ne yazar…
Ancak Allah’ın izni ile Milli Mutabakat Hükümeti vesilesiyle Yaşanabilir Bir Türkiye – Yeniden Büyük Türkiye – Yeni Bir Dünya – ADİL DÜZEN Medeniyetinin kurulması mecburi hâl almıştır. Adil Düzen Projelerini Aziz Erbakan Hocamız 8 milyar insanlık alemine hediyesidir. Ve inşaallah Aziz Erbakan Hocamızın Sadık Talebesi Üstad Ahmet AKGÜL Hocamızın Adil Düzen Projelerini en iyi anlamış kavramış birisi olarak ADİL DÜZEN PROJELERİNİN YÜRÜTÜCÜSÜ olma özelliğine haiz TEK KİŞİDİR. İnsanlık alemi mazlum ve mağdurlar SAHİPSİZ DEĞİLLERDİR ALLAH’IN İZNİYLE….Rabbimizden duamız ve niyazımızdır ; RABBİM BÜTÜN İNSANLIĞIN HUZUR VE SAADETİNE SEBEP OLACAK ADİL DÜZEN’İ İKTİDAR EYLE, MİLLİ ÇÖZÜM’Ü HİZMETKÂR EYLE!…

Saygılarımla.

TEBRİK
Kaleminize sağlık, Allah razı olsun.
Bir hakikat bağımsız olarak ancak böyle değerlendirilebilirdi.

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
17
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...