Bayram Mesajı!
ÜMİT, İMANIN CANIDIR
VE
BİR AVUÇ MÜ’MİN TARİH YAZACAKTIR!
Ümit; Cenab-ı Hakkın sonsuz kudretine, kullarına va’adine ve Hz. Resulüllah’ın müjde ve haberlerine iman ve itibar etmek, her türlü sıkıntı ve saldırıların Allah’ın nusretiyle aşılacağına ve zulüm düzenlerinin mutlaka yıkılacağına iman ve itimat etmek ve o yönde gayret göstermektir.
Ümit, imanın canı ve cihadın heyecanı yerindedir. Ümitsiz iman; pili bitmiş bir saat veya radyo, ya da aküleri boşalmış bir motor gibidir. Bunlar, yeni pil takılmadan veya şarj olmadan asla harekete geçmeyecek ve görevlerini yerine getiremeyecektir.
Bu arada özellikle belirtelim ki, her asırdaki mü’minler; Kur’ani mesaj ve müjdelerin, Nebevi hadis ve haberlerin kendi dönemlerinde ve ömürleri içerisinde, elbette Allah’ın izni ve inayetiyle gerçekleşeceğine inanıp ona göre hazırlık ve hizmetle görevlidir. “Allah’ın va’adi ve Kur’an’ın müjdesi Hak’tır, ama kim bilir kaç asır sonra meydana çıkacaktır?!” şeklindeki düşünce ve değerlendirmeler, aslında ümitsizliği ve iman zaafiyetini gizleme halidir. Aynı zamanda kendi mesuliyet ve mükellefiyetlerinden kaytarma bahanesidir.
İmanın canı olan ümit; günahlarımızın bağışlanacağı, kötü ahlâk ve bağımlılıklarımızdan kurtulunacağı, ağır hastalık ve belaların atlatılacağı konularında da gerekli ve geçerli olan, bu yönde sabru sebat ve çabalarımızı diri tutan bir iman ve itimat halidir; aksi ise insanı küfre götürecektir.
Zümer Suresi 53. ayeti bu gerçeği şöyle haber vermektedir:
“(Tarafımdan onlara) De ki: ‘Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere nefislerini israfa uğratan (günahlara dalan, yararsız ve ucuz kahramanlıklara kalkışan ve ölçüyü taşıran) kullarım! (Siz yine de) Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, (dilerse ve layık görürse) bütün günahları (ve suçları) Yarlığayıcıdır. Çünkü O, Bağışlayandır, Esirgeyip Acıyandır.’” ayeti bizlere ümitvar olmayı öğretmektedir.
Çünkü ümitsizlik insanı küfre sürükleyecektir:
“(Sonra evlatlarına dönüp:) ‘Ey oğullarım, haydi gidiniz de (hayırlı bir haber getirmek için) Yusuf’u ve kardeşini (dikkatle ve titizlikle) araştırıveriniz…’ (Ey Müslümanlar! Siz de nice yıllardır kaybettiğiniz izzet ve hâkimiyetinizi yeniden bulmaya gayret ediniz…) Sakın Allah’ın rahmet ve inayetinden ümit kesmeyiniz!.. Zira kâfir olanlardan başkası Allah’ın nusret ve merhametinden ümit kesmez (kesmemelidir).” (Yusuf: 87)
Evet; ümitsizlik tavırları, karamsarlık ve kötümserlik duyguları şeytanın telkinleridir.
“Şüphesiz ‘gizli toplantıların fısıldaşmaları’ (kötü niyetli kulis konuşmaları), iman edenleri üzüntüye düşürmek için ancak şeytan(i davranışlar)dandır. Gerçi, Allah’ın izni olmaksızın o (şeytan), onlara hiçbir şeyle (ve hiçbir şekilde) zararlı olamayacaktır. Şu halde mü’minler, sadece Allah’a tevekkül edip dayanmalıdır.” (Mücâdele: 10)
Ümit; zalimlerin en güçlü ve hâkim, mü’minlerin ise en zayıf ve çaresiz konumda oldukları halde bile Allah’tan galibiyet ve zafer beklemek ve bu yönde hayaller ve hedefler belirleyip, plan ve projeler üretmektir!
“(Münkirler ve münafıklar zafer gecikti diye, mü’minlerle alay ederek ve boş hayal peşinde gittiklerini söyleyerek: Eğer bu inanç ve iddianızda) ‘Doğru iseniz bu (söylediğiniz ve beklediğiniz) fetih (zafer ve adalet dönemi) hani, ne zaman?’ deyip durmaktadırlar!”
“(Onlara) De ki: ‘(İlahi adaletin gerektirdiği ve haber verdiği bu devrim ve değişim mutlaka ve pek yakında gerçekleşmiş olacak; ne var ki) O fetih ve zafer günü, (daha önce zalimlerden taraf olup) Hakkı inkâr edenlere, (bu mutlu gelişmeleri görmeleri ve çaresiz) iman etmeleri, kendilerine hiçbir yarar sağlamayacak ve onlar (kıymete alınmayacak ve kendilerine) göz açtırılmayacaktır.”’
“(Allah’ın va’adine ve fetih müjdesine inanmayanları bırak!) Artık Sen onlardan yüz çevir ve bekleyip gözle. Zaten onlar da (kuşku ve tedirginlik içinde) gözleyip beklemeye koyulmuşlardır. (Bir müddet daha şeytanlıkları ve şımarıklıkları ile baş başa bırak ki, oyalanıp avunsunlar; zira yakında tarihi bir inkılâpla küfür ve zulüm saltanatları yıkılacaktır!)” (Secde: 28, 29, 30) ayetleri bu gerçeği öğütlemektedir.
Deccal ile savaşılması ve Siyonizm’in yıkılması!
Hz. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Sizler Arap Yarımadası’na (hâkim olacak şekilde) gaza ve cihad yapacaksınız… Cenab-ı Allah bunun fethini size müyesser ve muvaffak kılacaktır.
Sonra Fars (İran) diyarı için gaza edip çarpışacaksınız. Allah-u Teâlâ, oraların fethini de size kolaylaştıracaktır.
Sonra Rum (diyarları; Anadolu, Trakya ve Balkanlar) için gaza edip savaşacaksınız. Cenab-ı Allah, oraların kapılarını da size açacak ve zaferlere muvaffak olacaksınız…
(En) Sonra (ise); Deccal ile çarpışıp gaza edeceksiniz. Allah (CC) onun da fethini (Hakkın galibiyet ve hâkimiyetini) size müyesser ve muvaffak kılacaktır.” (Müslim: 8. cilt – Fiten bahsi. Meşarikul Envar 2. cilt – Nafi bin Utbe’den)
Bu hadiste haber verilen:
• Arabistan Yarımadası’nın fethi; Asr-ı Saadet’te, sonra Hz. Ebubekir’in hilafetinde.
• İran’ın fethi, Hulefa-i Raşidin’den Hz. Ömer döneminde başarılmıştır. Hz. Osman, Hz. Ali ve Emeviler döneminde ise Mısır, Kuzey Afrika ve İspanya (Endülüs)’te İslam’ın fetihleri yaşanmıştır.
• Rum diyarlarının (Anadolu, Trakya ve Balkanların) fethi ise Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Müslüman ve Mücahit Türkler eliyle gerçekleştiği tarihte kayıtlıdır. Ve kendisinden asırlar sonrası olayları haber verip aynen çıkması, Hz. Resulüllah’ın bir mucizesi sayılmaktadır.
• Ve en sonunda, ve tarihin en büyük zaferleri konumunda, DECCAL ile, yani Siyonizm’le; ilmi, fikri ve siyasi çok çeşitli yöntemlerle mücadele edildikten sonra, İSRAİL’in ve Yahudi Lobileri güdümündeki ABD, AB, Rusya, Hindistan ve Çin’in hizaya sokulacağı tarihi kapışmayı ise; zahiren çok az sayıdaki ve güçsüz konumdaki bir avuç sadık mücahitlerin kazanacağı müjdelenmiş olmaktadır.
Ve zaten, “kıyamet öncesi, İslam’ın büyük galibiyet ve hâkimiyetiyle sonuçlanacak şekilde Müslümanlarla Yahudiler arasında büyük bir savaş yaşanacağı” yine hadislerle haber verilmiş durumdadır. (Bak: Sahih-i Müslim. 8. cilt. Kitabû’l fiten 82 – Genel sıra no: 2922)
Böylece “Hz. Adem’in yaratılmasıyla kıyametin kopması arasında, insanlık tarihi boyunca, en büyük (en yaygın, en etkin ve en şedid) fitne ve zulüm timsali olan Deccal ve Siyonizm” yıkılıp ortadan kaldırılacaktır. (Bak: Sahih-i Müslim – Fitneler bahsi 126 – Genel hadis no: 2946)
Mü’minler, Kur’an’ın haberlerine iman ve itimatla sınanmaktadır!
“(Kur’an’da ve Peygamber lisanıyla bildirilen) Her haberin gerçekleşeceği bir ‘müstekar’ (karar kılınan bir zaman ve mekân) vardır. Yakında siz de gerçeği bilecek (ve anlayacaksınız).” (En’am: 67)
Zalim ve Kâfir Güçlerin, dağları yerinden oynatacak planlarını ve hazırlıklarını Allah boşa çıkaracaktır!
“Gerçek şu ki, onlar (zalimler ve hainler, mü’minlere ve İslami girişimlere karşı) hileli planlar kurdular (ve kuracaklardır). Oysa eğer onların (şeytani) hile ve hazırlıkları, dağları yerinden oynatıp kaydıracak (zelzeleler oluşturacak derecede bugün nükleer silahlara ve teknolojik imkânlara dayanmış) olsa bile, Allah katında da (kesinlikle onları boşa çıkaracak ve etkisiz kılacak kudret) planları ve programları vardır! (Allah zalim güçlerin mekir ve tuzaklarını kendi başlarına saracaktır.)
Sakın ha, Allah’ı; elçilerine (ve Hakk davetçilerine) verdiği sözden (ve zafer va’adinden) dönecek sanma(yın). Gerçekten Allah Azîz’dir, İntikam sahibidir. (Ey zalimler ve hainler, sizin de zulüm ve hıyanetlerinizin hesabını soracak, saltanatınızı yıkacaktır.)” (İbrahim: 46-47)
“Yoksa onlar, (İslam nizamı gelmesin ve zulüm düzenleri devam etsin diye) işi sıkı mı tuttular (çok etkin ve kesin tedbirler mi aldılar, buna mı güveniyorlar)? İşte şüphesiz Biz de (işimizi ve tedbirlerimizi) sıkı tutanlarız. (Küfür ve kötülük iktidarını yıkmaya kararlıyız.)” (Zuhruf: 79) ayetlerinin müjdesine ve Allah’ın va’adine inanmayanlar, yakında pişman ve perişan olacaklardır.
Bu zafer ve galibiyet, belki de bir avuç sadık ve layık mü’mine nasip olacak; kıskançların ve münafıkların haset ve hıyanetine rağmen Allah onları muzaffer ve muvaffak kılacaktır.
“Biz böylece: (Hasetçi ve fesatçı insanların; bir sürü şöhret, servet ve etiket sahibi dururken, kala kala) ‘Allah içimizden bunlara mı lütufta bulundu.’ (Bu özel hikmet ve hizmetleri böylesi önemsiz kişilere mi layık buyurdu?) demeleri (ve hainlikle içlerini dışa dökmeleri) için, onlardan bazısını bazısıyla fitneye uğratıp denemiş olacağız. Halbuki Allah şükredenleri (nimet ve fazileti kimlere vereceğini) daha iyi bilen değil midir? (Ki O’nun tayin ve taksimine itiraz ediyorsunuz.)” (En’am: 53)
Ki o sadık kullar:
“Sevinip müjdeleniniz ve (ileride) size nasip ve müyesser olacak ve şeref kazandıracak şeyler ümit ve temenni edip bekleyiniz!” (Buhari: Rikak bahsi) hadisine tam inanmış ve samimiyetle Allah’a sığınmış mü’min insanlardır.
Hz. Peygamber Efendimizin şair Hassan bin Sabit’e iltifatla buyurdukları:
“Benim adıma (bize husumet besleyen ve hakarete yeltenen şu müşrik ve münafık takımına) o hikmetli ve Cebrail (Rûhül Kudüs) destekli şiirlerinle cevap verip sustur!.. Senin o zalim ve hain takımına karşı bizi savunan ve onları kınayan sözlerin, okların ve kılıçların yarasından daha etkin ve keskindir!” (Buhari-Bedü’l-Halk) mealindeki hadisin günümüzdeki muhatapları olan, etkin yazıları ve yorumlarıyla kâfirleri ve hainleri susturan Milli Çözüm Ekibinden olmak ne büyük şanstır ve ne kutlu bir fırsattır…
Milli Çözüm Dergisi Marmara Bölge Başkanı Osman Eraydın kardeşimizin gönderdiği kısa videoda çok önemli ve müjdeli sırlar saklıdır. Cenab-ı Hak bazı hikmet ve haberleri, dilerse hiç umulmadık şahsiyetler diliyle açığa vurmaktadır.
“2025’te Yeni Bir Lider Doğuyor! Büyük Değişim Başlıyor!” başlıklı Youtube videosunun çözümünde önemli mesaj ve müjdeler saklıdır!
2025 Temmuz ve Ağustos aylarında Satürn ve Neptün, Koç burcunda kavuşuyor. Mars ise Terazi burcunda karşıt açı yapıyor. Üstelik bu açıların üzerine “mistik dörtgen” gibi kadersel etkiler ekleniyor ve sadece astroloji ile ilgilenenler için değil, hepimiz için büyük bir değişimin habercisi olacak bir gökyüzü düzeni ile karşı karşıyayız.
Bu tarihte yalnızca Yeni Bir liderin doğuşunu ve yükselişini değil, bir ulusun yeniden doğuşunu ve yükselişini görebilmeyi umarız.
Peki bu nasıl olacaktır?
Tarihte örneği görülmüş bir an olarak, benzer bir gökyüzü hareketi 1938 yılında Atatürk’ün vefat ettiği dönemde yaşanmıştı ve o zaman bir çağın kapanışına ve bir liderin aramızdan ayrılışına şahit olmuşlardı. Ancak bu kez durum biraz farklı, çünkü bu kez kapanış değil, yepyeni bir çağın başlangıcı yaşanacaktır!
Satürn ve Neptün’ün koç burcundaki kavuşumu astrolojide liderlik ve devrimsel değişimler ile bağlantılıdır.
Bu kavuşum tarih boyunca çok nadir gerçekleşmiş ve her seferinde büyük değişimlerin habercisi olmuştur. Bu durum bir kez daha şimdi karşımıza çıkıyor. Koç burcu cesareti ve öncülüğü temsil eder, Satürn’ün sağlamlığı ve Neptün’ün İlahi vizyonu birleştiğinde ise; sadece sıradan bir lider değil, halkın ruhuna dokunan, düzeni değiştirip adalet ve refahı sağlayan bir kutlu figürün ortaya çıkışına işaret olunmaktadır!..
1938’de yaşanan bu olay, o dönemde Türkiye’nin büyük bir lider kaybı yaşamasına işaret etmişti. Ancak bu defa bir kayıp değil, Yeni Bir liderin yükselişi söz konusu olabilirdi. Mars Terazi burcundadır ve Mars’ın Terazi burcunda olması mücadelenin adalet, denge ve halkın hakları üzerinden olacağını göstermektedir. Bu öyle sıradan bir liderin değil, Halkın Sesi olan Adil ve güçlü bir figürün hiç beklenmedik şekilde yükselişine işaret olabilir. Bu kişi zorlukların içinden doğacak ve halkına ışık tutacak tarihi bir lider rolündedir.
“Uçurtma kalıbı”, kaderin oku hedefini buluyor
Gökyüzünde “uçurtma kalıbının” oluşması; astrolojide “İlahi müdahale” olarak görülmekte; yeni, gizemli ve tarihi değişimler beklenmektedir. Bu durum: Halkın çaresizlik içinde kıvrandığı, bir kurtarıcı aradığı ve mecburen birlik olup birbirlerine sarıldığı ve büyük bir değişime destek çıktığı zamanlara işaret etmektedir. Türkiye için uluslararası sahnede büyük bir yükselişe işaret eden güçlü bir astrolojik etki olabilir.
“Mistik dörtgen manevi güç ve harmoni”; bu açı kalıbı, ortaya çıkacak liderin sadece karizmatik ve güçlü olmayacağını, aynı zamanda halkın manevi duygularına dokunan bir rehber olacağını gösteriyor. Bu Lider, halkın kalbinde umut uyandıracak ve büyük bir dönüşüm sağlayacaktır.
Peki sizce bu lider kim olabilir?
Önceki videolarımızda bazı isimlerden bahsetmiştik, ancak bizi asıl şaşırtacak olan, bu kişi belki de hiç beklemediğimiz ve tahmin etmediğimiz bir isim de olabilir. Kim olursa olsun, Türkiye için hayırlısı olsun ve olacaktır!..[1]
Sonuç olarak:
İhtiyaç duyan ve arzulayanlar soracaktır… Soranlar arayacaktır… Arayanlar rastlayacaktır… Rastlayanlar için imtihan ve iptilalar başlayacak, halis ve salih olanlar sıkıntılara katlanacak, sadıklarla sahtekârlar elenip ayrışacaktır… Sonunda sabreden kullar kazanacak ve maksuda ulaşacaktır… Ama bunlar da ne kadar azdır!..
Evet, bu sefer tarihi iyiler yazacak ve destanları kıyamete kadar okunacaktır, inşaallah!.. Belki de bu sene Ramazan Bayramı zalimlere ve hainlere son bir fırsat sağlayacak, ama Kurban Bayramı’nda bunlardan intikam alınacaktır!..
İşte bir avuç HAMAS’lı Mücahit, bu iddiamızın ispatıdır!

İman edenler için öncelik Allah’ın rızasıdır. Bir toplantıda Erbakan Hocamız’ın biz ne için çalışıyoruz sorusuna karşılık; Adil düzen’i kurmak için, yeni bir dünya kurmak için vb. yanıtlar gelince Erbakan Hocamız gibi bu asırda insanlığın ışığı ve asrın müceddidi olarak verdiği cevap enteresandı.
Erbakan Hocamız bu sorunun cevabını şöyle : ”Kendimizi (Ahiretimizi) Kurtarmak İçin Çalışıyoruz” manasında yanıtlamıştı.
Zaferi Görüp görmemek bi yana zaten kendimizi/ahiretimizi kurtarmak için bu davaya ihtiyacı olan bizlerdik. Böylesine büyük bi davanın içinde olmak ve Milli Çözüm Hakikatlerinin içinde olmak büyük bi nimet olmakla birlikte, şeytanın iğvalarından mesul olmayacağımız anlamına gelmez…! Tam da burada bizleri ümitsizliğe ve İmandan uzaklaştırmaya çalışacağı kesindir. Velev ki zaferi görmeye ömrümüz yetmedi zaten kendimizi kurtarmak için başka yol mu vardı?
İnsanlığın son geldiği noktada çıkış yolu olarak Milli Çözüm’ün ortaya koyduğu prensipler harici çare zaten yokken bu uğurda çalışıp çabalama şerefinin değerini bilerek Ahiretimizi kurtarmanın derdine düşmeliyiz. Zira şeytan ve nefsimiz asıl kurtuluşu bize unutturarak özellikle kardeşlik hukukumuzdan girerek bizleri hedefinden saptırmak isteyeceği açıktır.
İnsanlığın huzuru mazlumların yüzlerinin gülmesi için tabiki de dünyadayken Fet’hi gözler ve bekleriz. Ancak asıl kurtuluşun Ahirette sevaplarımızın günahlarımızdan ağır geldiğini, Allah’ın Rahmet ve Mağfiretiyle Efendimizin sancağı altında Allah’ın rızasını kazanarak cennete girmekse..!
Ümitsizlik yada Dünyalık nefsi duygulardan çıkamamak niye?
ÜMİT, İMANIN CANIDIR
Ümit; Cenab-ı Hakkın sonsuz kudretine, kullarına va’adine ve Hz. Resulüllah’ın müjde ve haberlerine iman ve itibar etmek, her türlü sıkıntı ve saldırıların Allah’ın nusretiyle aşılacağına ve zulüm düzenlerinin mutlaka yıkılacağına iman ve itimat etmek ve o yönde gayret göstermektir.
De ki: “Ey mülkün (cümle kâinatın ve bütün varlıkların) gerçek sahibi olan Allah’ım!.. Sen mülkü (devlet ve serveti) dilediğine verirsin ve dilediğinden de mülkü (nimet ve fazileti) çeker alırsın… (Allah’ım, Sen) Dilediğini (ve layık gördüğünü) aziz eder, yüceltirsin; dilediğini (ve hak edeni) de zelil eder alçaltırsın. Ve her türlü hayır ve iyilik Senin elindedir. Gerçekten Sen her şeye Kâdir’sin.” Âl-i İmran suresi 26
Onlar; (o müttakiler ki kesinlikle ve içtenlikle) gaybe (yani görmedikleri, ama varlıklarından asla şüphe de etmedikleri gerçeklere) iman edenlerdir, namazı dosdoğru (şuurlu ve huzurlu şekilde kılıp) ikame edenlerdir, ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir. (Helâl ve meşru kazançlarından, Allah rızası için, gerekli yerlere ve ihtiyaç giderici ölçüde verenlerdir. Farklı Din ve kavimden herkesin insanca yaşayacağı Adil bir Düzeni ve devlet disiplinli infak sistemini kurma gayreti güdenlerdir.) [Not: Ğayb; olmayan ve aslı bulunmayan şey değildir, çünkü olmayana iman, akla muhaliftir. Oysa Ğayb; zahiren görünmeyen, ama mevcudiyeti ve etkileri; eserleriyle, tecelli ve tezahürleriyle kesin bilinen ve inkârı akla ve vicdana ters düşen hakikatlerdir.] Bakara suresi 3
Hani Allah, buyurmuştu ki: “Ey İsa, doğrusu Ben senin (dünya) hayatına (şimdilik) son vereceğim, seni (insanların erişemeyeceği şekilde onlardan uzaklaştırıp) Kendime yükselteceğim, seni kâfirlerin (ithamlarından) temizleyeceğim ve (yeniden yeryüzünde zuhur edip Deccalizm’le mücadelende) sana uyanları (zafere eriştireceğim ve) kıyamete kadar inkâra sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedip (yargılayacağım).” [Not: Ayetteki “müteveffike” kelimesi, öldürmek değil, Âl-i İmrân 153. ayetindeki “mafateküm=sizden uzaklaştırdığımız” kelimesiyle aynı anlamda kullanılmıştır. Yani hadislerde de belirttiği gibi, Hz. İsa (AS) sağ olarak göklere kaldırılmıştır ve ahir zamanda geri gelmesi Hakk’tır. “Ruh” ile “can” farklı kavramlardır. İnsandan ruhun ayrılması “fevt”, canın çıkması ise “mevt” kelimesiyle anlatılır.] Âl-i İmran suresi 55
Andolsun Kitap Ehlinden, (Hz. İsa yeniden gelip, Deccalizmi devirdikten sonra) ölmeden önce Ona (haklılığına ve Allah’ın zafere ulaştırdığına) inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, O da onların (inkârcı Yahudi ve Hristiyanların ve Müslüman geçinen münafıkların) aleyhine şahit olacaktır. [Not: Bu ayet, Hz. İsa’nın göklere kaldırıldığına ve ahir zamanda dünyaya yollanacağına delil sayılmıştır.] Nisâ suresi 159
Ve o (kıyamet) günü, inkâr edenlere (sonsuz bir pişmanlık ve perişanlık duyacakları) bir sunuşla, cehennemi (tam da hak ettikleri bir aşağılama ve intikam alma) ile göstermişizdir. [Dikkat: Bazı hadis ve haberlerde; bundan sonraki ayetlerde; Ahir Zaman’ın Fitne Başı sayılan ve Deccal-Süfyan olarak tanıtılan Din İstismarcısı Sahte Kahramanların ve Marazlı Münafıkların riyakâr tavırları ve tahribatları anlatıldığı bildirilmektedir.] Kehf suresi 100
(Aslında) Allah bunu, sadece bir müjde olması ve kalplerinizin tatmin bulması için yapmıştı; (yoksa) Allah’ın katından başkasında nusret (zafer ve yardım) yoktur. Hiç şüphesiz Allah Üstün ve Güçlü olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir. Enfal suresi 10
Daha sonra Allah (CC); Resulünün ve mü’minlerin üzerine sükûnet (nusret ve metanetini) indirdi ve sizin görmediğiniz (manevi) ordular gönderdi de, (böylece) kâfirleri cezalandırdı (ve bozguna uğrattı). Bu, inkârcıların (dünyadaki) cezasıdır. Tevbe suresi 26
Ve (cihad ehli için; dünyada iken de beklediğiniz ve) seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah’tan ‘yardım ve zafer (nusret erişecek)‘ ve yakın bir fetih (önünde sonunda mutlaka gelecektir. Gerçek mücahit) mü’minleri müjdele (ki; va’ad edilen bu mutlu ve kutlu netice, sadece onlar tarafından beklenmektedir). Saf suresi 13
(Tarafımdan onlara) De ki: “Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere nefislerini israfa uğratan (günahlara dalan, yararsız ve ucuz kahramanlıklara kalkışan ve ölçüyü taşıran) kullarım! (Siz yine de) Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, (dilerse ve layık görürse) bütün günahları (ve suçları) Yarlığayıcıdır. Çünkü O, Bağışlayandır, Esirgeyip Acıyandır.” Zümer suresi 53
Ey iman edenler! Allah’a itaat edin (Kur’an’a uyun), Peygambere (sünnetine tâbi olun), ve sizden olan “Ulu’l-Emr’e” (yani, inandığınız gibi Hakk ve hayır üzere sizi yönetenlere, adil devlete ve hükümete, gerçek ilim ve içtihat ehline) de itaat edin. Eğer herhangi bir hususta anlaşamayıp çekişirseniz, onu hemen Allah’a (Kur’an’a) ve Resulüne (Sünnete) arz edip (bunlara göre hüküm verin. Sorunlarınızı; sarih ayetleri ve sahih hadisleri esas alarak, akıl ve ilim yoluyla kıyas yaparak, İÇTİHAT yöntemiyle çözmeyi öğrenin). Şayet Allah’a ve ahirete inanıyorsanız, bu sizin için daha hayırlıdır ve dönüp erişilecek netice olarak daha güzeldir. Nisâ suresi 59
(Düşmanınız olan) Topluluğu (takip edip) aramakta (şerli merkezlere ve şeytani kesimlere karşı uyanık ve hazırlıklı olmak ve istihbarat faaliyetleri yapmak hususunda, aleyhinize yazılan internet sitelerini ve gazeteleri araştırıp gerekli tedbirleri almak ve teknolojik üstünlüğü sağlamak konusunda) gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı ve sıkıntı çekiyorsanız, şüphesiz onlar (düşmanlarınız) da sizin acı çektiğiniz gibi (çeşitli) acı ve sıkıntı(lar) çekiyorlar. Üstelik siz (çok farklı ve şanslı durumdasınız çünkü), onların (asla) umut etmediklerini Allah’tan umuyorsunuz (dünyada zafer ve izzet, ahirette ise cennet bekliyor ve bunun huzur ve onurunu yaşıyorsunuz). Allah; (her şeyi, niyetinizi, gayretinizi ve teslimiyetinizi hakkıyla) bilip durmaktadır, Hüküm ve Hikmet sahibi olandır. Nisâ suresi 104
Hatta ki (sonunda görevli) resuller (halktan) umutlarını kestikleri, (şeksiz ve şeriksiz iman eden çok az kimselerin bile cihaddan ve davadan yan çizdikleri,) artık kesinlikle tekzip edilip benimsenmedikleri (kavimlerinin asla gerçek imana gelmeyecekleri ve Hakk çağrıya-davaya destek vermeyecekleri zan ve) kanaatinin (iyice yerleştiği) bir sırada, (aniden ve beklenmedik şekilde) yardımımız onlara yetişip gelmiş (zafer kapıları açılıvermiştir. Böylece) Bizim dilediğimiz (ve desteklediğimiz) kimseler kurtuluvermişti. Azgın mücrimler takımından ise zorlu azabımız (ve intikamımız) asla geri çevrilmeyecektir. (Yani; bir avuç mücahit ve müstakim mü’minin, sayıca ve imkân bakımından en zaif ve en çaresiz göründükleri bir süreçte, onlar zafere eriştirilecektir.) Yusuf suresi 110
Şüphesiz O (Hz. İsa, Mehdiyet ve kıyamet) saati(nin gelişi) için de bir ilimdir. (Yeniden dünyaya gönderilişi önemli bir belge ve işarettir.) Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve Bana uyun. İşte dosdoğru yol budur. (Hz. İsa’nın kıyametten önce ortaya çıkacağına ve Deccalizmi yıkacağına işaret buyrulmaktadır.) Zuhruf suresi 61
ÜMİT, İMANDIR!
Bil “Küllü âtin kârib”, yakındır her gelecek
Sana kalacak kârın, akıttığın terindir…
Biraz daha sabreyle, tüm mazlumlar gülecek
Rabbin rahmet deryası, sandığından derindir…
Kur’an Meal oku ki, Hak-Bâtılı seçesin
Dosta varmanın şartı, post aşkından geçesin
İndir münafıkların, yüzündeki peçesin
Buna feraset derler, gözündeki ferindir…
Yan yatan yavan insan, hedefe erişemez
Umutsuz korkak olur, ön safa girişemez
Sonsuza doğmak üzre, canını verişemez
Oysa mü’min kullara, ölüm ne de şirindir…
Va’di İlahi haktır, şek ve şüphe marazdır
Hak davaya hıyanet, gaflet değil garazdır
Hem zafer Allah’tandır, senin payın birazdır
Ukbaya yatırım yap, ki Erbakan pîrindir…
“Allah’ım Sen bırakma, bir an bile nefsime”1
Sen Yâr iken yeterim, zalimlerin hepsine
Adil Düzen zaferin, lütfet kader tepsime
Ya Rab tüm hainleri, halimize yerindir2…
Cehenneme müstahak, haram yemle şişmanmış
Elmas verip çakıl taş, alanlar hep pişmanmış
Allah seninle iken, ne gam dünya düşmanmış
Sen İbrahim olursan, ateş sana serindir3…
Mehdiyet Mesihiyet4, müjdesiyle sevinsen
Erbakan Milli Çözüm, nasibinle övünsen
Gafil cahil ömrüne, ah çekerek dövünsen
Burda mihnete5 katlan, Cennet kutlu yerindir…
“Allah-Rasül-Muhammed”, tek gerçeğin cilvesi
“Ahmed”le zahir oldu, çün “Ahed”in gölgesi
Kesretten vahdete geç, bu imanın zirvesi
Allah’a kul olursan, Melekler de erindir…
Sadık dostlarla birlik, hayra varmaya bakın
Şeytan tuzak kuruyor, aman düşme ha sakın
Gururlanma ey gönül, kulluk edebin takın
Sana benlik taslatan, beynindeki irindir…
Hikmetle yaratılmış, hepsi ibret örnektir
Değerli olmasa da, her şey herkes gerektir
Suçsuz yere sokanlar, zehirli engerektir
Vicdan rahatsız eden, günahların kirindir…
Milli Çözüm ehline, çelme takan sürtükler
Sataşırsa aldırma, cüce ruhlu kütükler
Onlar Şeytan uşağı, her an İblis dürtükler
Zalime taraf olmak, bil en büyük şerrindir…
1- “Ey Allah’ım! Senin rahmetini umuyorum, beni göz açıp kapayıncaya kadar (da olsa) nefsimle başbaşa bırakma. Halimi tümüyle düzelt, Senden başka ilâh yoktur.” (Ebu Dâvûd, Edeb 110) Hadis-i Şerif
2- Yerinmek: Onun yerinde olmayı istemek, pişmanlık ve kıskançlıkla iç çekmek.
3- “(Biz ise) ‘Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve selamet ol!’ (buyurmuş ve İbrahim’i kurtarmıştık.)” (Enbiya Suresi: 69)
4- Mesihiyet: Hz. İsa’nın tekrar gelişi.
5- Mihnet: Zahmet, meşakkat.
“Kim bir hayır işlerse, ona onun on misli vardır veya daha da artırırım. Kim bir kötülük işlerse, ona da onun misli vardır. Ya da tamamen affederim. Kim bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım; kim bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak varırım. Kim bana hiçbir şeyi ortak koşmamak şartıyla dünya dolusu günahla gelirse, ben kendisini o kadar mağfiretle karşılarım.” – Müslim, Zikir 22
“Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra, bir daha kalplerimizi caydırma (ayaklarımızı kaydırma), bize katından rahmet ve inayet bağışla. Şüphesiz, bağışı en çok olan Sensin Sen.” Âl-i İmran suresi 8
Onlar: “Rabbimiz; şüphesiz biz (Senin bütün hüküm ve haberlerine) iman ettik, artık bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru!” diyenlerdir. Âl-i İmran suresi 16
Çünkü gerçekten Benim kullarımdan bir fırka (inançlı ve şuurlu bir hizip, parti veya ekip): “Rabbimiz, (biz Sana, Resulüllah’a ve Kur’an ahkâmına) iman ettik (ve İslam yolunda Hakk hâkim olsun diye gayret göstermekteyiz, Allah’ım) Sen artık bizi bağışla (başarıya ulaştır) ve bize merhamet buyur, (zira) Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın” deyip (yalvarırlardı, sizi de Hakka ve hayra çağırırlardı). Mü’minûn Suresi 109
“Allâh’ım! Sen’den, katından vereceğin öyle bir rahmet istiyorum ki, onunla kalbime hidâyet, işlerime nizâm, dağınıklığıma tertip, içime kâmil îman, dışıma amel-i sâlih, amellerime temizlik ve ihlâs ver, rızâna uygun istikâmeti ilhâm et, ülfet edeceğim dostumu lûtfet ve beni her türlü kötülüklerden koru!
Allâh’ım, bana öyle bir îman, öyle bir yakîn ver ki, artık bir daha küfür (ihtimâli) kalmasın. Öyle bir rahmet ver ki, onunla, dünya ve âhirette Sen’in nazarında kıymetli olan bir mertebeye ulaşayım.” (Tirmizi, Deavât 30/3419)
“Ey kalpleri hâlden hâle çeviren Allâh’ım! Benim kalbimi dîninde sâbit kıl!”
“Ey kalpleri yönlendiren Allahım! Kalplerimizi sana itaate yönelt!”
Ümit, sadece bir duygudan ibaret değil; inanan yüreğin Allah’a olan güveninin, teslimiyetinin ve mücadele azminin adıdır. Bu yazıda çizilen ümit anlayışı, pasif bir bekleyiş değil; aksine, ilahi vaadlere dayanarak aktif bir gayretin, kararlı bir duruşun ve direnişin temelidir.
Kur’an ayetleri ve hadislerle ortaya konan bu perspektif, mü’minlerin yaşadığı her sıkıntı, zulüm ve karanlık dönemde dahi Allah’ın nusretini umut ederek sabretmesini ve asla umutsuzluğa düşmemesini salık vermektedir. Ümitsizlik, bu metinde çok yerinde bir tespit olarak, şeytani bir vesvese ve imanı kemiren bir virüs olarak resmedilmiştir. Çünkü Allah’ın rahmetine olan güven sarsıldığında, mü’minin mücadele gücü de sarsılır. *Tam da bu noktada ümit, sadece gelecekteki bir “zafer”e değil, aynı zamanda bugünkü gayretin, direnişin ve ibadetin de anlam kaynağı haline gelir.*
Makalede astrolojik yorumlarla desteklenen ve 2025’e işaret eden bölüm ise, her ne kadar bu tür yorumlar kesin bilgi değilse de, halkın kalbinde uyanan o “kurtarıcıya duyulan ihtiyaç” duygusu, tarih boyunca nice dönüşümün ve dirilişin zeminini hazırlamıştır. *Bir liderin doğuşuna değil sadece, halkın ruhunun yeniden ayağa kalkmasına, uyanmasına, silkelenmesine yönelik bir beklentidir bu aynı zamanda*. Bu işaretlerde lider ile ilgili *”sadece sıradan bir lider değil, halkın ruhuna dokunan, düzeni değiştirip adalet ve refahı sağlayan bir kutlu figür”* şeklindeki detay ise Adil Düzen projelerine tam hakim, aynı zamanda manevi bir rehber bir lidere güzel bir adresleme yapmaktadır.
Hasılı bu yazı, ahlaki ve manevi bir çağrıdır. Mücadeleye çağırırken, kalpleri umutla donatıyor. Her şeye rağmen inananlar için sabırla ve tevekkülle direnişi öğütlüyor. Mazlumlara, çaresizlere, zulmün gölgesinde adalet bekleyenlere: “Ümidinizi yitirmeyin, zira Allah’ın vaadi gerçektir” diyerek sesleniyor. Ve bu ses, nefsimize değil, vicdanımıza hitap ediyor.
Her sene fetih şölenlerinde Aziz Erbakan Hocamızdan dinlediğimiz ve hatrımda kalan bir detayla yazının büyük bağlantısı bulunmaktadır.
“İstanbul’un fethi sırasında, yaşanan zorluklar karşısında bazı askerlerin kalbinde ümitsizlik yeşermeye başlamıştı. Daha önce defalarca fethedilmeye çalışılan bu şehir, her seferinde alınamamıştı. Bu durum, “İstanbul’u ancak Mehdi (a.s.) fethedecek, boşuna mal ve can kaybı veriyoruz vb.?” gibi tereddütleri beraberinde getirmişti. Ancak o kritik anda, Molla Gürani ve Akşemseddin Hazretleri gibi maneviyat büyükleri, orduya moral ve iman telkinleri vererek “Allah’ın vaadi haktır. İnşallah bu büyük fetih, bu sefer gerçekleşecek ve Sultan Mehmet Han’a ve siz kutlu askerlere nasip olacaktır!” sözleriyle *gönüllere ümit aşılamıştı.*
Aziz Erbakan Hocamız şu şekil devam etmekteydi; Nitekim İstanbul’un fethiyle ilgili hadiste geçen şedde harekesinden İstanbul’un iki kez fethedileceği anlaşılmaktadır. İlki, tarihte Sultan II. Mehmet Han eliyle gerçekleşen fiilî fetihtir. İkincisi ise, manen zulümle kuşatılan dünyanın ve merkezi İstanbul’un Mehdi Aleyhisselam eliyle gerçekleştireceği manevi ve hakiki fetih olacaktır.
Bu hakikati yıllardır her İstanbul’un fetih yıldönümünde anlatan Aziz Necmettin Erbakan Hocamız, ikinci fethin Siyonizm’e karşı verilecek büyük bir mücadeleyle gerçekleşeceğini söyleyerek ümmetin ümidini hep diri tutmuştur.
Bugün de, herkesin yılgınlık yaşadığı, her şeyin bittiği sanıldığı bir dönemde, bu ümidi diri tutan bir ses varsa, o da Milli Çözüm’dür.
Çünkü fetihler sadece kılıçla değil, inançla, azimle ve ümitle kazanılır.
İmanın Canı Olan Ümit
Ümit kavramı, imanın güçlenmesindeki en önemli etkenlerdendir. Ümit, sadece bir beklenti değil, aynı zamanda bir inanç, bir eylem ve bir gayrettir. Cenab-ı Hakk’ın kudreti ve va’adine güvenmek, Allah’ın yardımının her türlü zorluk ve zulmü aşacağına dair güven duymak, bu inancın temel taşlarıdır.
Ümit, insanı harekete geçiren ve ona hedefler koyan bir güçtür. Ümitsizlik, insanın potansiyelini tüketir ve işlevsiz hale getirir. Adil Düzenin kurulması Allah’ın (cc) vadidir ve olacaktır. Dönemin mevcut şartları müminlerin ne kadar aleyhine görünse de ümit ve imanın her zaman galip geleceğine inanmak her müminin vazifesidir.
Her dönemin müminleri, Kur’an’ın ve peygamberin haberlerinin gerçekleşeceğine olan inançla hareket etmeleri gerekir. “Zamanı beklemek” yerine, her müminin kendi zamanında üzerine düşeni yapması gerekir. Bu düşünce, müslümanı ümitsizlik yerine harekete geçmeye ve sorumluluk almaya teşvik eder. Günümüzün en büyük imtihanı olan Filistin Davasında Hamas-El Kassamın davranışları bu duruma en açık örnektir. Elinde bu kadar imkanı olan müslüman ülke ve halklar suskun ve durgunken, bir avuç müslüman mücahit islamın izzeti için sınırlı imkanlarla ve hatta imkansızlıklarla tüm siyonizme meydan okuyordu ve Allah’ın cc izniyle muzaffer de olacaklardı.
Ümit sadece ahlaki bir güç değil, aynı zamanda imanla şekillenen bir tutumdur. Günahlarımızın affedilmesi, kötü alışkanlıklarımızdan kurtulma ve belaların aşılması gibi durumlarda, ümit ve sabır, insanın imanını korumasını ve gelişmesini sağlayan unsurlardan olmuştur. Bu perspektif, sabır ve gayretle devam etmenin, inançla birleşerek daha yüksek bir manevi olgunlaşma sürecine dönüşmektedir. Aksi takdirde, ümitsizlik ve imansızlık kişinin manevi çöküşüne yol açabilir. Müminlerin yaşamlarındaki sorumluluklarını yerine getirmesi ve her türlü zorluğa karşı inançla ve kararlılıkla yaklaşması gerekmektedir.
Ümit; zalimlerin en güçlü ve hâkim, mü’minlerin ise en zayıf ve çaresiz konumda oldukları halde bile Allah’tan galibiyet ve zafer beklemek ve bu yönde hayaller ve hedefler belirleyip, plan ve projeler üretmektir!
Ümitsizlik tavırları, karamsarlık ve kötümserlik duyguları şeytanın telkinleridir.
Yazıda da belirtildiği gibi mümin her şeyden önce Allahın Kadir’i Mutlak olduğuna iman eder .Yani bu ne demektir ?
Allah dilerse dilediği şey insan için ne kadar namümkün görünse de ,onun olması mutlaktır .Bu durumda biz müminler Allahın vaat ettiği bu büyük zaferin gerçekleşeceği ve artık yeryüzünde yaşanan bu zülüm düzeninin mümin ve gayrimüslim insanların bir şekilde köleleştirildiği(bazısı özgür olduğunu sansa da) düzenden kurtulması anlamına gelir(“the story of stuff’’ belgeselini izlemenizi öneririm) . Müslümana düşen bu zafer mutlaka gerçekleşecek ve adil düzen dünyada kurulacak ve fakat ben Allah’ın huzuruna çıktığımda bu kurulan düzen için ne yaptığımı söyleyeceğim diye düşünerek elinden geleni yapmasıdır bunu yapan mümin Allah katında kıymet görecektir .inşallah Allah bizi bu müminlerden eylesin.
Sabah Yakın Değil mi ?
Hâlk eyleyen halkları imtihana tutuyor
Kutlu sona itimat, iman gereği değil mi
Tazelenen duygular kalpten kir pas siliyor
Gayesi Allah rızası olanın, pili bitip tükenir mi
İnancı sağlam olan tembellikten beri duruyor
İnancını yitiren, sermayesini tüketen değil mi
Halis niyetle yola çıkan iki katı sevap alıyor
Kazanamasa da bir sevap, yazan Allah değil mi
Yeğse kapılan yoldan geri kalıyor
İyi yi kötüden ayırtan, Rabbe kulluk gerek değil mi
Tüm gümbürtüsü ile fetih vâdi geliyor
Zaman ve mekândan münezzeh, Rabbe kolay değil mi
Son nebi hak resul sana haber veriyor
Zafer buna itimat eden, bir avuç sadık kullara değil mi
Allah için kalem kılıcını kuşanan zalime meydan okuyor
O kalemi tutan el, Milli Çözüm değil mi
Mazlumların ahı yeri göğü inletiyor
Herkesin şahit olacağı, sabah yakın değil mi…
AZINLIKLARIN GÜCÜ…
Azınlıkların, eski ve yeni tarihte birçok büyük değişimin sebebi olduğu, tarihsel bir gerçektir.
Azınlıklar genellikle bir sistemi eleştirme veya başka bir bakış açısı geliştirme noktasında daha fazla özgürlük ve cesaret bulurlar.
Bu, çokluk içinde bir ayrışma yaratabilir ve değişim için daha güçlü bir zemin oluşturabilir. Çünkü, büyük çoğunluk zaten halihazırda var olan düzenle uyum içindedir ve değişim ihtiyacı duymayabilirler.
Azınlıklar, yeni bir bakış açısı, yenilik ve başka bir düzen oluşturacak cesareti gösterebilirler.
Azınlıkları tarlaya tohum eken çiftçi gibi düşüne biliriz.
Ancak tüm değişimler Allah’ın iradesi ve imtihan sırrı gereği gerçekleşir.
Mesela; Kurandaki ilgili ayetler incelendiğinde, Allah’ın iradesiyle Hz Musa’nın ilk başta azınlıkta olduğunu ve çoğunluktaki Mısır Firavununa karşı yeni bir düzen kurduğunu ve sonra imtihan sırrı gereği ile Samiri’nin azınlıkta olmasına rağmen çoğunluk içinde mevcud düzenin tam tersi bir düzen kurduğunu biliyoruz.
Kuran’da azınlık hakkında daha birçok öğüt vardır.
Günümüzde ise;
1860 doğumlu Siyonist yahudi Theodor Herzl 37 yaşında iken etrafında toplanan bir kaç kişi ile birlikte, 1897 yılında Basel’de ilk siyonist kongresini düzenlemiş ve tüm dünyadan yaklaşık 200 kişi katılmıştı.
Şimdi yeryüzüne hakim olan ve bir avuç azınlığın kurduğu bu siyonist sistemin zulm çarkı içinde, tüm insanlık ezilmekte, sömürülmekte ve inim inim inlemektedir.
Çoğunluksa bu siyonist sistem içinde uyumlu yada uyumsuz bir şekilde (“kim ben mi türküsü”söyleyerek) de olsa yaşamaktadır. Ve dahi bilinçli ve ya bilinçsiz bir şekilde de olsa “şerre motor” olan işbirlikçi hükümetlerini de oy vererek iktidara getirip veya iktidarda tutup sistemin çalışmasına yardım etmektedir.
1970’li yılların başında; insanlığı ezen bu siyonist sömürü sistemine karşı çıkan Rahmetli Erbakan Hocamız, İslami değerler ve Millî çıkarlar etrafında, Yeni bir Dünya ve Adil bir Düzen diyerek Milli Görüş hareketinin temelini atmıştı. Rahmetli Erbakan Hocamızın, ilk günden itibaren haklı davasına sahip çıkan ve her zaman yanında sabırla sadık kalan Üstadımız Ahmet Akgül vesilesiyle Hak ve Hakikatı tanıma ve anlama şerefi nasip olan bizler, Milli Çözüm erleri olarak ümidimizi yitirmemeliyiz. Hak-lı ve hayırlı davamızda canla başla çalışmalı ve azınlık olsak da tarihteki azınlık örnekleriden güç almalıyız. Makalede okuduğumuz üzere, Allahın vaadini unutmayıp Allah’ın iradesinin takdir ettiği vakti sabırla beklemeliyiz.
Madem ki haklı ve hayırlı bir davadayız seferin bizim zaferin Allah’ın olduğunu unutmamalıyız. Hocamızın öğrettiği gibi “haksız bir dava da zirve olmaktansa,Hak-lı hayırlı davamızda zerre olmanın gururunu taşımalıyız.
Bu arada imtihan sırrı gereği geride kalanların, ayağı kayanların, Haktan ayrılıp batıla taraf olanların akibetini ibretle seyretmeli ve ders çıkarmalıyız.
Ayrıca ve asla unutmayalım ki;
“(Ey Nebim!) Biz Seni (ve Kur’an-ı Kerim’i) bütün âlemlere (ve dönemlere) rahmet (vesilesi ve selamet rehberi) olarak gönderdik.” (Enbiya, 107) ayetinden de anlayacağımız üzere, Allah’ın iradesi ve imtihan sırrı gereği sadece bir âleme veya döneme değil, on sekiz bin âleme ve tüm dönemlere “selamet rehberi” olarak (“Allah’ın kulu”vasfıyla düşünürsek) bir kişi (azınlık) vesile için yeterlidir.
BU MÜJDELERE CANLAR KURBAN.
ÜMİT etmeyi öğrendiği andan itibaren insan’ aynı istikamette devam etmeyi, ve canı bahasına mücadele etmeyi, gayret etmeyi, asla mevzisini terk etmemeyi öğrenmektir. Bir insan düşünün biraz toplumdan kopuk, biraz münzevi bir hayat devam ettirmiş, pekde olan bitenle ilgilenmemiş olsun. Lakin bir ara hayata olup bitene biraz dikkat etmiş olsun ve bu günkü hayatın, insan eliyle oluşturduğu rezillikleri, sömürüyü, zulümü, kan ve göz yaşını, ölüm ve zulümü görse, bence önce ne olduğunu anlamaya ve bundan nasıl kurtulurumun yolunu aramaya başlar. Ve yegane gerçek olan Allah ve nizamına ulaşır. Allah ise siz samimiyetle gayret edin, ADİL BİR DÜZEN kurmaya çalışın, bütün insanlık ve canlıların kurtuluşu için gayret edin, sizin sayınızın azlığı azlığı hiç önemli değil size o Zaferi vereceğim diyor. Amma diğer taraftarda, Allah sizin benim yarattıklarıma karşı (insan ve diğer her türlü canlı için) onlara merhamet etmez, onları koruyup kollayacak Adil bir düzen kurmak için var gücünüzle çalışıp gayret etmez iseniz, destek vermez iseniz, Cennet bekleyişiniz boşunadır diyor. Evet Ümit bazı şeyleri sonradan fark edip, Allahın vadine ve gazabını inanıp can hıraş Adil Düzeni kurmaya çalışıp Cennettine ve Cemaline ulaşma gayreti veya o yolda ölme arzusu isteği ve gayretidir. Allah böyle çalışan ve samimiyetle gayret edene verirmi ? Muhakkak verir zira ben kulumun zannı üzereyim diyor. Her günü ümidinden dolayı, Cennet bayramı olsun dileği ve duası ile Allah’a emanet olun.
Kehf 14
Onların kalplerini rabıta ile (sağlam münasebet ve muhabbetle Hakka) bağlayıp güçlü ve metanetli kılmıştık. (Kâfir ve zalim Kralın önünde) Kalkıp dediler ki: “Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir. Biz O’ndan başkasını İlah diye çağırmayız (ve sizin bâtıl yollarınıza uymayız. Şayet öyle yaparsak) gerçekten saçmalamış ve sapıtmış oluruz!” (Böylece Kralın ve adamlarının şaşkınlık ve sapkınlık içinde olduklarını vurguluyorlardı.)
https://www.mealikerim.com/18/kehf/14
Kuranı kerim in bir çok yerinde ve aşağıdaki ENBİYA süresi 16,17,18,19 uncu ayetlerinde de belirtildiği gibi geriye kalan, inanmış bir avuç sadık Milli Çözümcü eliyle siyonizmin, empeyalizmin ve şeytanın şer şebekesinin maddi ve güç üstünlüğü, Rahmetlik Erbakan Hocamızın hayattayken hazırlayıp, yeri ve zamanı gelince kullanılmak üzere devletin yetkili birimlerine teslim ettiği teknolojik silahlarla yerle bir edileceğine ve yine Erbakan Hocamızın öğretileri ışığında, Ahmet Akgül Üstadımızın hazırladığı, akla uygun, ilme uygun, vicdana uygun, evrensel hukuk kurallarına uygun, dini kural ve yasaklarına uygun Adil Düzen projeleriyle, Adil bir düzen kurup yaşanabilir bir dünya kurma ideali ve ümidi içerisindeyiz ELHAMDÜLİLLAH
“Ümit; zalimlerin en güçlü ve hâkim, mü’minlerin ise en zayıf ve çaresiz konumda oldukları halde bile Allah’tan galibiyet ve zafer beklemek ve bu yönde hayaller ve hedefler belirleyip, plan ve projeler üretmektir!”
Gerçekten de her şeyin başı ümittir. Çünkü kötü alışkanlıkları bırakmak, kilo vermek, bir kitabı bitirmek vs. ne olursa olsun, eğer o işi başarmak istiyorsak önce bunu yapabileceğimize inanmalıyız ki başarılı olabilelim.
Her türlü saldırı ve sıkıntıların Allah’ın izniyle aşılacağına ve zulüm düzenlerinin yıkılacağına iman ve itimat etmek, inancımızın bir gereğidir. Aksi yöndeki tüm tavır ve düşünceler ise şeytanın telkinleridir. Yazarın üzerinde özellikle durduğu gibi; her asırdaki mü’minler Kur’anî mesaj ve müjdelerin, Efendimiz s.a.v.’in hadis ve haberlerinin kendi hayat dönemleri içerisinde Allah’ın izni ve inayetiyle gerçekleşeceğine inanıp ona göre hazırlık görmekle mükelleftir. “İnanıyorum ama kim bilir kaç asır sonra gerçekleşecektir” diye düşünmek, sorumluluklarından kaytarmak için bahane bulmaya çalışmak olacaktır. Ümitsizlik düşüncesi ve tavırları -Allah muhafaza buyursun- insanı küfre sürükleyecektir.
“(Onlara) De ki: ‘(İlahi adaletin gerektirdiği ve haber verdiği bu devrim ve değişim mutlaka ve pek yakında gerçekleşmiş olacak; ne var ki) O fetih ve zafer günü, (daha önce zalimlerden taraf olup) Hakkı inkâr edenlere, (bu mutlu gelişmeleri görmeleri ve çaresiz) iman etmeleri, kendilerine hiçbir yarar sağlamayacak ve onlar (kıymete alınmayacak ve kendilerine) göz açtırılmayacaktır.”’
“(Allah’ın va’adine ve fetih müjdesine inanmayanları bırak!) Artık Sen onlardan yüz çevir ve bekleyip gözle. Zaten onlar da (kuşku ve tedirginlik içinde) gözleyip beklemeye koyulmuşlardır. (Bir müddet daha şeytanlıkları ve şımarıklıkları ile baş başa bırak ki, oyalanıp avunsunlar; zira yakında tarihi bir inkılâpla küfür ve zulüm saltanatları yıkılacaktır!)” (Secde: 28, 29)
Makalede de geçtiği gibi; Rabbimizin affedeceğine dair ümidi kaybetmek insanı küfre götürmekte. Bu da şeytanın en istediği şey ve hedefi. Aynı zamanda yeryüzünde adil devlet düzeninin kurulacağına dair ümidini yitiren bir kimse de şeytanın hedefine doğru yol alır. Neden??? Çünkü böyle bir ümidi olmayan insanın, zulümle mücadele ruhu kaybolmuş, dünyalık kazanımları kendisi için kaçınılmaz hedefler olmuş demektir. Dünyalık hedefler ise; Dinimizin bize gösterdiği ve ahiretteki kazanımlarımıza yönelik çalışmalardan bizleri alıkoyar. Bu durum şeytanın üzerimizdeki hedeflerini gerçekleştirmesine kolaylık sağlar.
Özellikle yeryüzünde adil düzenin kurulması için mücadeleye girişen müminlere karşı şeytanın en büyük oyunu; müminlerin, zaferin her an geleceğine dair olan inanç ve ümitlerini kaybetmelerini sağlamaktır. Neden??? Bu ümit kaybolursa mücadele ruhu da kaybolur. Bu durum bizi bir nevi köle insanlar haline dönüştürecektir. Nasıl olsa bu düzen değişmez, e o zaman ben ne yapabilirim ki, bari dünyalık çıkarlarımız için güç elinde olanlarla yan yana durayım gibi bakış açısıyla yaşam sürdürülecektir. Bu durum bizi işbirlikçi, münafık, konumuna düşürmez mi?
Bu tür ümidini ve inancını yitirmiş insanlarda görülebilen karakter değişikliklerinden biri de, yeryüzünde Adil bir düzenin kurulması ile mazlumların zulümden kurutulup huzur ortamının sağlanmasından haz duymak yerine dünyanın geçici kazanımlarından zevk almaya başlamalarıdır.
Bunun yanında nasıl bir iman ki; hem Müslümanız denecek hem de Rabbimizin Kur’an da bize olan vadine karşı “bakalım ne zaman olur” gibi şüpheli bir yaklaşım sergilenecek. Bu durum imanla bağdaşır mı?
Makalede üzerinde durulan konulardan biri de zaferin çok az bir mümin topluluğuna nasip olacağı şeklindedir. Şeytan bizleri azlık kaygısıyla mücadele azminden, kararlılığından ve zaferin her an geleceği ümidinden uzaklaştırmak istemesidir. Halbuki Kur’an-ı Kerim’de anlatılan Talut ve Calut olayında Rabbimiz zaferi bir kişi eliyle vermiştir. Bu aşamaya kadar olay yola çıkanların imtihan edilmesi olup mümin vasıflarına kimlerin haiz olduğunun ortaya çıkarılmasıdır.
Ümit makalede çok harika tarif edilmiş: Ümit; zalimlerin en güçlü ve hâkim, mü’minlerin ise en zayıf ve çaresiz konumda oldukları halde bile Allah’tan galibiyet ve zafer beklemek ve bu yönde hayaller ve hedefler belirleyip, plan ve projeler üretmektir!
Biz Rabbimizin vadine tam olarak inanıp ümidimizi zinde tuttuğumuzda şu ayeti kerimelerin neticelerini üzerimizde neden görmeyelim ki……
Abese 20
Sonra ona (hayat) yolu(nu; doğumunu, ihtiyaçlarına rahat ulaşma durumunu, doğaya ve yaşam şartlarına uyumu, mutluluğu, onurlu ve huzurlu duruşu, kutlu oluşu ve kurtuluşu) kolaylaştırmıştır.
Biz yeter ki sürekli plan ve projeler üretelim, Rabbimiz bize kolaylıklar verecektir
Şuarâ 78
“Ki beni yaratan ve bana hidayet veren (her konuda en doğruyu ve en uygunu öğreten İslam’a yönelten) O’dur;”
Ayrıca bu mücadele sırasında bize en doğru kararları verdirerek zafere daha da yaklaştıracaktır.
Son olarak makalede bize hayat düsturu olacak ve her zaman aklımızda kalması gereken cümleler;
Evet; ümitsizlik tavırları, karamsarlık ve kötümserlik duyguları şeytanın telkinleridir.
Çünkü ümitsizlik insanı küfre sürükleyecektir
Mü’minler, Kur’an’ın haberlerine iman ve itimatla sınanmaktadır!
Daha başlığı okuyupta, “Hayal kuruyorlar” diyenleri duyar gibiyim. Onlara cevaben;
Bizim hayallerimize, sizin aklınız
Yatsa idi, böyle olurmuydu halınız
Hep bozuktu, kafa yapınız ve ayarınız
Daha durun, dilinizi yutup şaşıracaksınız..
İnsan fıtrat olarak kolaycılığa nefsin istediği şekilde hareket etmeye meyilli yaratılmıştır.Bu nedenle uzun süreli emek ve gayret gerektiren zahmetli işler insan doğasına uygun olmayan ancak tam bir kamil iman ile Allahın mutlak kudretine inanmanın gereği olan zafer va’adine inanmayı gerektirir.
Nasr 1
Allah’ın yardımı (ile zafer) ve fetih geldiği zaman (ki Allah’ın va’adi Hakk’tır.)
Nasr 2
Ve (o güne kadar İslam’dan ve Kur’ani esaslardan kaçan) insanların dalga dalga Allah’ın dinine (ve adalet düzenine) girdiklerini gördüğün an (ne kutlu ve mutlu bir zamandır.)
Nasr 3
(O halde) Hemen Rabbini hamd ile tesbih et (çünkü zafer Allah’tandır) ve O’ndan mağfiret dile (çünkü cihad ve itaat konusunda eksikleriniz vardır ve zaferi kendinizden bilme gafletinden Allah’a sığınmalıdır). Şüphesiz O, (pişmanlık ve istiğfarı çokça kabul buyuran) Tevvab olandır.
Ümitsizliğe düşmek.Allahtan ümit kesmek haşa yaratıcının sonsuz kudretinden önce şüpheye sonra ise itiraz ve inkara götüren şeytani vesveselerdir.
Hucurât 15
(Hakiki) Mü’minler ancak o kimselerdir ki: Allah’a (Kur’an’ın hükümlerine) ve Resulüne (Hz. Peygamberin öğretilerine tamamen ve samimiyetle) iman getirirler; sonra hiçbir kuşkuya (ve korkuya) kapılmadan (ve asla Hakk’tan caymadan) mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda (Din, Millet ve Vatan uğrunda) cihad ederler. İşte bunlar, (iman davasında) sadık olanların ta kendileridir. [Not: Demek ki Hakk hâkim olsun ve adil bir düzen kurulsun da tüm insanlık huzura kavuşsun diye, mallarıyla canlarıyla ve bütün imkânlarıyla çalışıp çabalamayanlar, milli savunmaya katılmayanlar veya dünyalık heves ve hesaplarla haklı davalarından yan çizip bâtıl yollara kayanlar ve Batılılara yaslananlar, iman şuurunu ve hidayet huzurunu kaybedeceklerdir.]
Aziz Erbakan Hocamız miting konuşmalarında sık sık buyurduğu biz inaniyoruzki Allah bize yardım eder.Allah bize yardım ederse hiç kimse bize galip gelemez Âl-i İmran 160. Ayeti ile bizlerin iman pilini takviye etmiştir.
Al-i İmran 160
Eğer Allah (herhangi bir konuda ve düşman karşısında) size yardım ederse, artık (hiç kimse) sizi yenilgiye uğratamayacaktır ve eğer sizi ‘yapayalnız ve yardımsız’ bırakacak olursa, O’ndan sonra da size yardım edecek kimse (çıkmayacaktır). Öyleyse mü’minler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler-etmelidirler. (O’nun nusret ve inayetini gözlemelidirler.) Allah davasına hizmet edenlere yardım edeceğini bildirmektedir.
Milli Çözüm Elhamdülillah bu yardıma inanmış iman etmiş zaferin çok yakında geleceğinden ümidini kesmemiştir.Milli Çözüm şahsi manevisi muhterem üstadımız ümidimizi hep diri ve canlı tutmuştur.
Zümer 53
(Tarafımdan onlara) De ki: “Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere nefislerini israfa uğratan (günahlara dalan, yararsız ve ucuz kahramanlıklara kalkışan ve ölçüyü taşıran) kullarım! (Siz yine de) Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, (dilerse ve layık görürse) bütün günahları (ve suçları) Yarlığayıcıdır. Çünkü O, Bağışlayandır, Esirgeyip Acıyandır.”
ÜMİT, İMANIN CANI VE CİHADIN HEYECANIDIR
ÜMİT; Allah’ın vaadine ve Efendimizin müjdelerine İTİMAT edip, bu müjdelerin Allah’ın inayetiyle mutlaka gerçekleşeceğine ve zulüm düzenlerin önünde sonunda yıkılacağına iman ettiğinin ve inancının ispatı ve gereği olarak da o yönde bir hazırlık ve hizmet etme görevi-sorumluluğu olduğunun şuuruna-farkına varıp ona göre hareket etmektir. Bu sebeple; ÜMİT, imanın canı ve cihadın heyecanı yerindedir.
Ümidi izah etmek için; Batıni (imanın canı) ve Zahiri (cihadın heyecanı) veya Manevi (imanın canı) ve Maddi (cihadın heyecanı) gibi iki kısma ayırabiliriz.
Ümidin imanın canı (Batıni-Manevi) kısmı;
Her türlü (şirk ve bile bile ısrarla yapmadığımız ama gaflet hali ile yaptığımız ve sonrasında pişman olduğumuz) günahlarımızın (Allah dilerse ve layık görürse) bağışlanacağına, (yararsız ve ucuz kahramanlıklara kalkışarak ve ölçüyü taşırarak yaptığımız bazı) kötü ahlâk ve bağımlılıklarımızdan kurtulunabileceğine, (imtihan gereği ve sınanmak için yakalandığımız) ağır hastalıklardan ve (başımıza gelen) kaza ve belalardan kurtulabilmek için, bu yönde gerekli ve geçerli olan sabru sebat ve çabalarımızı diri tutan bir inanç ve bakış açısı Allah’a olan itimat ve imanın canı olmaktadır. Bunun aksi ise; Zümer Suresi 53. ayetinde: “(Siz yine de) Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin.” diye buyrulmasıyla, mü’min kişinin hiçbir şart altında Allah’ın rahmetinden ümit kesmemesi farz olan bir emir olmuştur. Ve böylece (çok bağışlayan, esirgeyen ve merhamet eden) Allah’ın rahmetinden (ümit kesmeyin diye buyurulmasına rağmen) ümidini kesmek insanın küfre düşmesine sebep olmaktadır.
Bir hadis-i şerifte: “Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip, peşinden tövbe eden kullar yaratırdı.” buyrulmuştur. Bu hadis öyle birilerinin anladığı manada “hadiste günah işlemeye teşvik var gibi sanki!..” şeklinde bir mana yoktur.
Ancak hadisin iki önemli manası vardır. İlki Cenab-ı Hakkın çok Bağışlayan, Esirgeyen, Merhamet eden sıfatlarının tecellisi günah işleyen kullarını bağışlaması ile ortaya çıkar. (Yani; “Bütün âdemoğulları günahkârdır, günahkârların en hayırlıları ise tövbe edenlerdir.” hadise göre kullar günah işleyecek ve sonra tevbe edip af dileyecek ki Allah’ta affedip bağışlasın ve böylece Cenab-ı Hakkın bağışlayıcı-affeden sıfatları izhar olsun diye günah işleyen kavim gereklidir.)
İkincisi ise; Bir kimseye bir sıkıntı versek ve canını yaksak, sonra o kişiye gidip “yaptığımızdan pişman olduğumuzu ve bir daha ona karşı böyle bir şey yapmayacağımızı” beyan edip “helallik isteyip özür dilesek” ve o kişide bize; “Madem pişmansın ve yaptığına üzülüyorsun, o zaman takma kafana ve üzülme hiçbir şey yapmamışsın gibi rahat ol. Hakkımda sana helaldir ve seni bu yaptığından dolayı affettim” dese, o kişiye karşı bir sevgi ve minnet beslemeye, ayrıca hürmet ve saygı duymaya başlarız. İşte bir günah karşısında pişman olup Allah’tan af dilemek ve bunu Cenab-ı Hakkın bağışlayacağına inanmak bizim Allah’a karşı olan sevgimizin, hürmetimizin, saygımızın ve (her şeyi yalnız Ondan dilemek ve beklemek olan) minnetimizin artmasını sağlayacaktır ki; Allah’a ulaşmanın ve Onun sevgisini kazanmanın ve Onu sevmenin en hızlı, en makbul-geçerli ve kolay yolu bu olmaktadır. İşte Allah’tan umut kesmemek olan bu durum imanın canı (batıni-manevi inanç yönü) olmaktadır. Şeytan ise mü’minlerin Allah’a olan bu tevekkülünü ümitsizlik aşılayarak karamsar ve kötümser duyguya sokacak telkinlerle bozmak için canla başla çalışmaktadır.
Ümidin cihadın heyecanı (Zahiri-Maddi) kısmı:
Ümit; zalimlerin (bugünkü Siyonist ve emperyalist kesimlerin) en güçlü ve hâkim oldukları bir konumda bile, mü’minler; Nisa Suresi 141. ayetinin sonunda vadedilen “Allah, kâfirlere mü’minlerin aleyhinde kesinlikle yol vermeyecektir.” müjdesine inanarak en zayıf ve çaresiz durumda olsalar bile Allah’tan mutlak galibiyet ve zafer bekleyen ve bu yönde hayaller ve hedefler belirleyip, plan ve projeler üreten kişilerdir.
İşte bu inanç ve ümidin cihadın heyecanını oluşturmasının temel kaynağı; İbrahim 46 ve 47. ayetlerinde Cenab-ı Hak; zalimlerin İslami girişimlere karşı dağları yerinden oynatacak kadar güçlü olan her türlü hileli hazırlık ve planlarını mutlaka boşa çıkaracağını ve mü’minlere bir uyarı olarak da; sakın ha Allah’ın elçilerine (ve Hak dava erlerine) verdiği zafer vadinden döneceğini sanmayasınız… Çünkü Allah Aziz’dir ve zalimlerden intikamını mutlaka alacaktır buyurmaktadır. Bu vaade inanan mü’minler cihadın her türlü zorluklarına sabreder ve asla yorgunluğa ve yılgınlığa kapılmayarak sorumluluklarını yerine getirirler.
Ve zaten; Kıyamet öncesi, son bir kapışma-büyük bir savaşın yaşanacağı ve bu kapışmanın İslam’ın büyük bir galibiyeti ve hâkimiyetiyle sonuçlanacağını ve böylece “Hz. Adem’den bugüne, insanlık tarihi boyunca, en büyük (en yaygın, en etkin, en güçlü ve en şedid) fitne ve zulüm timsali olan Deccalizm’in ve Siyonizm’in mutlaka yıkılıp yok olacağı hadislerle haber verilmiş durumdadır.
Ayrıca mü’minler, imtihan bir gereği olarak; kim Kur’an’ın müjde ve vaatlerine iman ve itimat ediyor kim etmiyor şeklinde sınanacaklarını ve ayetlerin müjdesine ve Allah’ın va’adine inanmayanların, tarih boyunca nasıl pişman ve perişan olduklarını da bilirler ve Allah’a olan tevekkülleri sayesinde oluşan ümitlerini asla kaybetmeden Allah’ın vadettiği ve her olayın bir gerçekleşme zamanı olduğunun bilinciyle, “Sevinip müjdeleniniz ve (ileride) size nasip ve müyesser olacak ve şeref kazandıracak şeyler ümit ve temenni edip bekleyiniz!” hadisine tam inanmış ve samimiyetle Allah’a sığınmış insanlardan biri olmak için çabalarlar ve cihad heyecanını hiç kaybetmeden ve ara vermeden hizmet eder haldedirler.
Evet, Allah’ın vaadine ve Efendimizin müjdelerine; itimat edenler MÜ’MİN, itimat etmeyip inkâr edenler KÂFİR, itimat etmeyip bir de üstüne “hani beklediğiniz zafer!” diye alay edenler MÜNAFIK, tam itimat etmeyip olabilir diye ihtimal görüp gevşek davranan ve cihad hizmetlerinde var-yok arası idare edenler FASIK… olmaktadır.
“2025’te Yeni Bir Lider Doğuyor! Büyük Değişim Başlıyor!” başlıklı Youtube videosunda 4K’ya atıf yapılmış!..
Cenab-ı Hak Adetullahı gereği zaferi; Haksızlık, adaletsizlik, ahlaksızlık, zulüm, fakirlik gibi insanların büyük bir zorluk içinde olduğu ve haklarını aramak için başvuracak hiçbir mercinin bulunmadığı durumda, Allah o zulüm düzenlerini o toplumun ihtiyacına binaen İlahi bir müdahale ile yıkmıştır. İşte videoda “Bu durum: Halkın çaresizlik içinde kıvrandığı, bir kurtarıcı aradığı ve mecburen birlik olup birbirlerine sarıldığı ve büyük bir değişime destek çıktığı zamanlara işaret etmektedir.” denilmiş ve ayrıca “İlahi bir müdahale olacağı görülmekte” denilerek Adetullaha atıf yapılmış…
Adil Düzen 4K olarak; 1- Kafayı (ilimle), 2- Kalbi (maneviyatla), 3- Karnı (ekonomiyle-refahla), 4- Kişiliğin (itibar, onur, ve şeref vererek) doyurulmasını esas almıştır.
Videoda da gelecek liderin özelliklerini ve yapacaklarını sayarken 4K’ya atıf yapılmış…
Videoda; Bu kişi zorlukların içinden doğacak ve halkına (KAFA-ilim-bilgi ile) ışık tutacak tarihi bir lider rolündedir. Sadece sıradan bir lider değil, halkın ruhuna (manevi duygularına) dokunan (KALP-maneviyat), düzeni değiştirip adalet (KİŞİLİK-itibar-şeref) ve refahı (KARIN-ekonomik) sağlayan bir kutlu figürün ortaya çıkacağı… beyan edilerek, gelecek olan liderin Adil düzeni bilen ve hayatı zorluklarla ve mücadele etmekle geçen ama nasıl bir zorluklarla mücadele ettiği şimdiden bilinmeyip işbaşına geldiğinde bilinecek olan diyerek tarifini yapmış ve İlahi bir müdahale ile zulmü bitirecek diyerek imanımıza can katan bir ümit oluşturmuş.
Teşekkürler Milli Çözüm…
Yazıyı okur okumaz şükrettim. Hani salgın bir hastalık sonucu halkın sağlığını korumak ve aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirmek için AŞI kullanılır. İşte Milli Çözüm yine her zaman olduğu gibi ve ortalıkta ifsat edici ve ümit kırıcı-bozucu mikroplar kaynarken, mutlak kurtuluş ve zaferin; Milli Çözüme inanan bir Cumhurbaşkanın o makama oturması, Milli Çözüme inanan bir hükümetin kurulması ve yeni bir devrin başlamasıyla gerçekleşeceğine inanmanın ve ümitvar olmanın ve Allah’ın vadine itimat etmenin ne kadar hayati olduğunu tekrar tekrar bize hatırlatarak en güzel bayram ikramı olarak (ümitsizlik mikrobu kapıp hasta olmayalım veya hasta olanlar başkalarına da bulaştırıp hasta etmesinler diye AŞIMIZI) yapmış. Allah sizden razı olsun…
Bir hayalimiz var.. Yeni bir dünyanın kurulduğu, tüm zalimlerin burnunun sürtülüp mazlumların nefes alacağı günlerin uzak olmadığı günleri barındıran…
Bir hayalimiz var.. Kurulan yeni dünyanın lideri olan, ecdamızın yaptığı gibi tüm dünyaya barış, huzur ve adalet konusunda ilham kaynağı olan bir Türkiye’yi bekleten…
Bir hayalimiz var.. Yeniden büyük Türkiye’nin kurulduğu, Adil Düzen’in hakim olduğu, faizin, ahlaksızlığın ortadan kaldırıldığı, Hakça ve adaletli bir bölüşümün olduğu, her zaman daha ileri-daha iyiye yönelişin olduğu günleri bekliyor ve hayalini kuruyoruz.. Biliyoruz ki Üstad Ahmet Akgül hocamızın çok hatırlattığı üzere; Mevlamız vermeyi murad etmiş olmasaydı, istemeyi vermezdi..
Üstadımızın “Hoş Sevdamdır Hayallerim” şiirlerinde buyurdukları gibi hayalimiz ve ümidiz var çünkü,
“Hayalim var, çün davam var
Ümidim var, çün duam var
Gayretim var, çün sevdam var
Kutlu gayem, hayallerim…
Miracımdır, hayallerim…”
Ve bir de duamız…
“İnanmış bir yüreğe vurgun olmuşuz,
Hak yolda ardında durgun olmuşuz,
Özü doğru, sözü doğru şahit olmuşuz,
Umarız, devrime de ermiş oluruz,
Mührünü elinde görmüş oluruz..”
Adil D0zen’in kurulduğu, mevcut şeytani sistemin tamamen çöktüğü günlere ermek ümidi ve duasıyla… Mevlam erişmeyi nasip etsin.
Her şeyden sıyrılarak Hakkıyla Rabbine yönelmektir.
ALİ İMRAN 139
(Kâfirlere ve zalim
düzenlere karşı) Sakın gevşeklik
göstermeyin, üzüntüye girmeyin (ümitsizliğe düşmeyin). Eğer gerçek mü’minlerden olursanız zaten en üstün sizsiniz. (Ve galip geleceksiniz.)
https://www.mealikerim.com/3/ali-imran/139
RUM SURESİ
47. AYETİN SON KISMI
…İman edenlere yardım
etmek (ve zafere eriştirmek) ise, Bizim üzerimize Hakk olmuş (bir va’ad)tır. (Mücahit ve müstakim mü’minlere nusret ve galibiyet vermek, Allah’ın
izzet ve inayetinin şanıdır.)
https://www.mealikerim.com/30/rum/47
Mâide 35
Ey iman edenler!
Allah’tan korkun (isyan etmekten sakının) ve O’na (yaklaştıracak ve zafere
ulaştıracak) vesile (çare ve yöntem) arayın; (ve işte bu amaçla) O’nun yolunda cihad
edin. (Böylece) Umulur ki kurtuluşa erersiniz.
https://www.mealikerim.com/5/maide/35
Rabbimiz
böyle buyururken bize düşen gerçek müminlerden olmaya çalışmaktır. Bunun için
onun yolunda cihad etmeli yeryüzünde adil düzene dayalı yeni bir dünyanın
kurulması için canla başla çalışmalıyız. Çalışmalıyız ki dünya imtihanını
kazanabilelim.
YİNE
RABBİMİZ NECM SURESİ 39. AYETİ KERİMESİNDE
Şüphesiz her insana sa’yü
gayretinden ve kendi emeğinden başkası verilecek değildir. (Herkes ancak hak ettiğine ve sebep olduğu kötülüklere erişecektir.
İnsana gereken çalışıp emek vermek, maddi ve manevi kazanımlarını böyle elde
etmektir.) buyurmaktadır. Müminler kurtuluşa ermek için bütün insanlığın saadeti için çalışmak mecburiyetindedirler. Bütün insanlığa huzur ve mutluluk getirecek
Adil Düzene dayalı Yeni Bir Dünyayı kurulabileceğine inanır ve bu uğurda canla başla çalışırlarsa Allah da yardım eder ve bu hedef gerçekleşir.
Müminlere, “ABD ile başa çıkamayız, Siyonistlerle baş edilmez, Müslümanlar hiç bir zaman yeryüzüne hakim olmazlar, Siyonistler çok güçlüler” gibi düşünceler yakışmaz. Onların ne kadar gücü kuvveti olursa olsun bizim Rabbimiz her şeyden daha güçlüdür. Eğer gerçek müminlerden isek, Allah bize yardım eder ve yalnız biz galib geliriz. Kuvvet kudret sahibi yalnız cenabı Allah tır.
“Gerçek şu ki, onlar (zalimler ve hainler, mü’minlere ve İslami girişimlere karşı) hileli planlar kurdular (ve kuracaklardır). Oysa eğer onların (şeytani) hile ve hazırlıkları, dağları yerinden oynatıp kaydıracak (zelzeleler oluşturacak derecede bugün nükleer silahlara ve teknolojik imkânlara dayanmış) olsa bile, Allah katında da (kesinlikle onları boşa çıkaracak ve etkisiz kılacak kudret) planları ve programları vardır! (Allah zalim güçlerin mekir ve tuzaklarını kendi başlarına saracaktır.)
Sakın ha, Allah’ı; elçilerine (ve Hakk davetçilerine) verdiği sözden (ve zafer va’adinden) dönecek sanma(yın). Gerçekten Allah Azîz’dir, İntikam sahibidir. (Ey zalimler ve hainler, sizin de zulüm ve hıyanetlerinizin hesabını soracak, saltanatınızı yıkacaktır.)” (İbrahim: 46-47)
“Nemrut mu güçlüydü, İbrahim mi? Nemrut! Peki, Nemrut mu kazandı, İbrahim mi? İbrahim! Firavun mu güçlüydü, Musa mı? Firavun! Peki, Firavun mu kazandı, Musa mı? Musa! Ebu Cehil mi güçlüydü Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz mi? Ebu Cehil! Peki, Ebu Cehil mi kazandı, Efendimiz mi? Efendimiz!.. O devire şahit olanlardan kime sorsanız, güçlü olan kimse onun kazanacağını söyler ve savunurdu! Fakat hepsi şaşırarak görüp şahit oldular ki; zahiren güçlü görünen değil, samimi bir iman ve gevşememiş bir gayretle davasında sabit olan, insanlığın kurtuluşu ve Allah’ın rızası için çalışıp çabalayan kim ise o kazandı! Şimdi kime hikâye gibi gelirse gelsin. Kime inanılmaz gelirse gelsin, yine Allah’ın yardımı ile güçlü olan değil Allah’a yürekten bağlananlar kazanacaklar inşaallah!.. O halde, gevşemeyin, üzülmeyin; inanıyorsanız üstün gelecek olanlar sizlersiniz!..”
Özlenen tarihi devrim, talihli dönüşüme bilesiniz ki;
Kim buna inanıyorsa,
Kim buna hazırlanıyorsa,
Kimin bu yönde planı programı bulunuyorsa
Allah işte zaferi onlara nasip edecektir bugün bu inanca, ve hazırlıklara sadece Milli Çözüm sahip olmaktadır. Yeryüzüne huzur, mutluluk ve saadet getirecek olan tek çareye yani Adil Düzene ve Aziz Erbakan Hocamızın geliştirdiği, süper güç zannedilen ülkelerin dize getirileceği teknoloji harikası silahların varlığına sadece Üstad Ahmet AKGÜL Hocamız ve Milli Çözüm vakıf bulunmaktadır. Rabbimizin de bu bir avuç kutlu ekibe yeryüzünde Adil Düzeni kurmayı nasip edecektir.
“Milli Nizam Partisi nin 1970 İzmir il kongresinde: NİZAMLA bismillah,
SELAMETLE inşallah, REFAHLA maşallah, FAZİLETLE elhamdülillah, SAADETE
ulaşanlara selam olsun deyivermiş ve Allah tan bir lütuf ile Milli Görüş
mücadelesinin seyri konusunda önemli bir tespitte bulunmuştur.”
Bu seyir geçen süre içerisinde bir bir gerçekleşmiştir. AYNI BUNUN GİBİ
AZİZ ERBAKAN HOCAMIZ 1980 YILINDA TÜRKİYE’NİN VE İNSANLIĞIN KURTULUŞUNUN ŞU ŞEKİLDE OLACAĞINI İFADE ETMİŞLERDİ;
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
Ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN, TRT Basın Toplantısı, MSP Genel Başkanı TRT’de Yazarlar Soruyor, Nisan 1980
Tespitleri de aynen gerçekleşecektir.
BÜTÜN İNSANLIĞIN SAADETİNE VESİLE OLACAK, ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYAYI KURACAK OLAN,UMUTLA BEKLENEN, O BÜYÜK LİDER ÜSTAD AHMET AKGÜL DEN BAŞKASI DEĞİLDİR.
KAİNAT HAZIRLANIYOR!
Hayal değil gerçekti!
Çünkü Rabbim vaad etti!
Mazlumlar çok çektiler!
Artık vakit gelmişti!
Tüm Evren hazırlanıyor!
İnsanlık mahrum, bitap!
Bizlere düşen büyük gayret!
Artık vakit gelmişti!
İsrail yıkılacak!
İnsanlık kurtulacak!
Dünya çıbanın deşecek!
Artık vakit gelmişti!
Elbette Hak hakim olacak…
Huzura kavuşulacak!
Hayaller gerçek olacak!
Artık vakit gelmişti!
ÜMİTLE SADAKATLE UHUVVETLE ÇALIŞANLAR ALLAHIN İZNİYLE DECCALİZMİ DE YIKARLARDI!
*** Ümit; “Bir çiçekle bahar olmaz ama her bahar bir çiçekle başlar” bakış açısıdır, inancıdır.
*** Ümit; yolun çileli olduğunu bilip en büyük zorluklarda dahi fethe ve Allah’ın vaadine zafere inancını kaybetmeden ilk günkü heyecanla mücadeye devam etmektir.
***Ümit; Allah’ın rızasını kazanmaya kilitlenmektir. Bunu kazanabilmenin en önemli vesilesi de zulümlerin sömürünün yeryüzünden kalkması Adil Bir Düzenin kurulması için canla başla gayrette olmaktır.Bu gerçekleşse de gerçekleşmese de iyi niyetle hakkın ve hayrın safında yer alıp gayret gösterenler kazançtadır.
*** Ümit; zaferi Allah’a bağlamaktır. Fethe giden yolda tüm sebepler çok önemlidir ancak Allah’ın izni olmadan sadece sebeplere bağlı olarak zafer kazanılmaz.
Örneğin; birçok ideolojik harekette halkların taraftarlığı başarının en önemli unsurlarından sayılır. Oysa ki zafer elde edilinceye kadar müminler çok büyük sınamalar sarsıntılar sayısal azalmalar yaşayabilirler. Özellikle de Ahirzaman’da mümin topluluğunun azın azı olacağı -Hz Talut’un ordusundaki azalmalar gibi çok küçük bir topluluk kalacağı- rivayet edilmiştir. Bu yönüyle Gazze’de destan yazan Hamas ve ülkemizde her türlü batıl fikirle ilmi mücadele veren Milli Çözüm Ahirzaman’daki müjdeli az topluluk makamındadır inşallah.
*** Şeytan kendi başına şeytan değildir. Firavun kendi başına firavun değildir. Negatifliği ve Batılı temsil eden figürler Yüce Rabbimizin izniyle kader filminin figüranları oyuncularıdır ve bir hiç hükmündedir. İnsanlık tarihinin en büyük fitnesi olan Deccalizm de -belki kader filminde yapay zeka vb ile bir kademe daha insanlığı esir alabilir (en doğrusunu Allah bilir) Yüce Rabbimizin örnek edinmeksizin yoktan var edişi ile örnek edinerek kopyalarak var etme rolüne bürünebilir; yani sahte ilahlık taslamasını bir kademe ileri boyuta taşıyabilir- yine kader içinde Ahirzaman’daki rolü haricinde bir hiçtir ve Hakkın temsilcilerinin -zahiren yok sayılan ama siyonizmin beynini dağıtacak- çalışmaları ile İnşaallah kısa sürede zail olacaktır.
Yani ümit tarihin en büyük fitne zulüm organizasyonu ile olan mücadele de Allah’ın yardımı ile zaferi elde edeceğine tam inararak sabırla mücadelesine devam etmektir. Çünkü -değişmez kanun olarak- tüm batılların sonu -Hakkın ortaya konulması ile beraber- zail olmaktır.
Bu zafer -Allah’ın izniyle- Kime Nasip Olacak!.
***** “Siz neyi arıyorsanız kader planında o da sizi aramaktadır. Bu sizin arayışınızda ilahi kaderin farklı bir yansımasıdır. Çünkü kabul etmeseydi, kabul etmek dilemeseydi ALLAH dilemeyi, dua etmeyi emretmezdi. Eğer bir ekibe yeryüzünde zulüm ve küfür saltanatını yıkıp Adil Düzen kurmak yolunda çalışmayı nasip etmesi onlar eliyle o neticeye ulaşmayı takdir etmesindendir İnşaallah.”
Üstad Ahmet AKGÜL
MİLLİ ÇÖZÜM’LE, ÇÖZMEYE GELDİM
Ne güzel mükemmel, kurmuş evreni
Yapan yaratan kim, sezmeye geldim…
“Hay”dan “Hu”ya gider, hayat serüveni
Bu ne sırrı hikmet, çözmeye geldim…
İbretle seyredip, hikmet dokuyup
Bülbül gibi âşka, düşüp şakıyıp
Yaratan adına, Kur’an okuyup
İrfan deryasında, yüzmeye geldim…
Bak dünya içinde, milyar âlemler
San’at harikası, aciz kalemler
Zikrü fikredersen, biter elemler
Âşkla devran edüp, gezmeye geldim…
Sabır iğnesiyle, kuyu kazarak
Gerçeği öğrenip, Hakkı yazarak
Nifak tezgâhını, bir bir bozarak
Cahil küstah ağzın, büzmeye geldim…
Her daim şuurla, huzurda kalıp
Hasret çeken gönlüm, sevdaya salıp
Mazlumun hakkını, zalimden alıp
Münafık haini, üzmeye geldim…
Dindar kahramanmış, faiz yürütür
Zina kumar serbest, vicdan çürütür
AB’nin çarkında, ahlâk öğütür
Hak ile Bâtılı, süzmeye geldim…
“Süper güç” sanılmış, İblis çetesi
“Medeni” sayılmış, şer şebekesi
Hakka halka zalim, olan herkesi
Siyonist kâhyasın, ezmeye geldim…
Irkçı emperyalist, Deccal düzeni
Evangelist kâfir, onun kuzeni
Etkisiz bırakıp, atom füzeni
İsrail hizaya, dizmeye geldim…
Kimi dansa dalmış, kimi horona
Ar namus kalmamış, gitmez zoruna
Dehşet korku saldı, virüs Korona
Gurur kaportasın, çizmeye geldim…
Faniden usandım, Bakiy ararım
Vuslat hayalini, dostla sararım
Gurbet diyarında, kalmaz kararım
Cümle masivadan, bezmeye geldim….
Öncelikle Ümit;
Cenab-ı Hakkın sonsuz kudretine, kullarına va’adine ve Hz. Resulüllah’ın müjde ve haberlerine İMAN ve İTİBAR etmektir.
Hz. Allah’ın Kur’an’ı Kerimde buyurduğu ve Hz. Peygamber Efendimizin hadisleri ile bizlere duyurduğu Hz. Allah’ın va’adi, Hz. Peygamber Efendimizin ve Kur’an’ın müjdeleri HAKTIR ve bunların olmasını beklemek mü’min bir kimse için zaten bir İMAN meselesidir.
İmanın canı olan ve onu besleyen, ateşleyen Ümit; bütün bu vaâdin gerçekleşmesi için bizlere bir fırsatın verilebileceği ve bunun layıkıyla değerlendirip, bizim gayretimiz ve elimiz ile vesile kılınıp kılınmayacağımızdır.
Ve yine Ümit:
“… her türlü sıkıntı ve saldırıların Allah’ın nusretiyle aşılacağına ve zulüm düzenlerinin mutlaka yıkılacağına iman ve itimat etmek ve o yönde gayret göstermektir.”
Biri sabretmek için dua ettiğinde Hz. Allah’a o kişiye sabır verir mi, yoksa ona sabırlı olması için fırsat mı verir?
Cesaret için dua ederse, yaradan ona cesaret mi verir, yoksa korku bütün benliğini kaplasa dahi ona cesur olması için bir fırsat mı verir?
Bir kişi bir şeyi çok diler ve isterse Yaradan ona o istediğini mi verir, yoksa istediğini elde etmesi için ümidini, ihtiyacının ve iştiyakını sınayacak ve gayretini gösterecek bir fırsat mı verir?
Bir kişi yaradandan ZAFER isterse yaradan ona zafer mi verir, yoksa zafere ulaşabilmesi için bir fırsat mı verir?
Bir şeye ne kadar ihtiyaç ve iştiyak duyarsanız o kadar da ümidiniz artar ve en çok ümit edene de en çok fırsat verilecektir.
İmtihanın da cilvesi budur ki en samimi olan, en ümitvar olan, en iştiyak sahibi olan belli olsun…
En ümitli olan en çok cihad edendir!
Ve yine Ümit; bir şeyin sonunda olacağına olan güvenle sadece beklemek değil, olabileceği zahiren imkansız gibi gözükse dahi ona Allah’a olan itimadı ile beklemek ve bu yolda canınızın son takatine kadar gayret göstermek, cihad etmektir.
Zayıf korunaklı bir barakada kapınıza aç kurtlar dayansa ve içerideki ailenizin sizden başka koruması olmasa ve sizin de elinizde sadece bir odun parçası olsa ne yapardınız? Odun parçasını yere bırakarak ailenizi koruması için sadece Allah’a dua ile yetinir miydiniz? Yoksa o odun parçasına elinizle, Hz. Allah’a ise dilinizde duanızla sımsıkı yapışarak, kalbinizde ise Hz. Allah’ın yardım edeceği bir fırsat vereceğine sonsuz bir ümitle, belki de acı akıbet zahiren görünse dahi, bu canavarlara karşı gayret mi gösterirdiniz? Sonunda o canavarların ailenize vereceği zarar kesin bile olsa, ailenize sarılarak, ağlayarak vakit geçirmez, var gücünüzle canavarlara saldırır, elinize ne geçerse onları muhakkak ki korurdunuz, ki gerçek bir erkek ve sadık mü’mine de bu yakışırdı zaten.
Akıbet ne kadar karanlık da olsa kaybedecek şeyi ne kadar büyük olanlar ve ümidi sonsuz olanların gayreti de büyük ve sonsuz olur. Kaybedecek şeyi dünyası olanlar dünya kadar, kaybedecek şeyi ise Hz. Allah’ın rızası olanlar ise sonsuz olan Hz. Allah’ın rızası kadar mücadele eder ve etmelidir de.
“Allah’ın va’adi ve Kur’an’ın müjdesi Hak’tır, ama kim bilir kaç asır sonra meydana çıkacaktır?!” diyenlere şöyle cevap vermek istiyorum, Allah’ın va’adi, ne zaman gerçekleşecek bilemiyorum, son takatıma kadar gayret göstersem bile gayretimin bu anı yaklaştırıp uzaklaştıracağını da bilemiyorum ama kesin bildiğim bir şey varsa o da “tek dişi kalmış canavarların” artık evimin kapısına dayandığı ve eğer bir Bedir ruhu gibi, bir Çanakkale ruhu gibi gayret göstermez isem o canavarın kapıdan girdiği vakit ne yapacağının ve ne olacağının da farkındayım…
“Evet bu tek dişi kalmış canavarların muradı canınız ve namusunuzdur ama kim bilir kaç asır sonra meydana çıkacaktır” diye söylenen ayarı bozukların lafına itimat edip bekleyecek misiniz? Yoksa bir plan ve önlemler alıp acı akıbetin gerçeklememesi için bu yolda çaba mı göstereceksiniz?
Ve işte bu inançla Allah’tan sonsuz bir ümitle karşı taraftakilerin “dağları yerinden oynatıp kaydıracak” kadar güce dahi sahip olsalar Rabbimden aldığım güven ve O’nun “elçilerine (ve Hakk davetçilerine) verdiği sözden (ve zafer va’adinden)” asla dönmeyeceğine olan itimadımla, yine Rabbimin bana sağladığı her bir fırsatı zayi etmeden takatimin sonuna kadar gayretimi gösteririm.
Çünkü;
Ümit; zalimlerin en güçlü ve hâkim, mü’minlerin ise en zayıf ve çaresiz konumda oldukları halde bile Allah’tan galibiyet ve zafer beklemek ve bu yönde hayaller ve hedefler belirleyip, plan ve projeler üretmektir!
Ümitvar olmak gayretkâr olmayı ve bu yolda cihad etmeyi gerektirir. En ümitvar olan aynı zamanda en gayretkâr olandır. Bizim için de bunun en yakîn örneği Üstadımız, Ahmet Akgül Hocamızdır… Sanki her an, hemen yarın zafer ve beklenen kutlu gün gelecekmiş gibi ümitvar olan ve bu ümidini her fırsatta kaleme ve diline döken de odur, aynı zamanda en çok gayreti gösteren de odur. O da bazıları gibi en çok ümit edip de bu ümidini göstermek için sözde bırakıp, sadece dua edip yakarmakla yetinebilirdi, fakat Üstadımız hem duasını hiçbir zaman eksik etmediği gibi, bu yolda gece gündüz, aldığı her bir nefesin kıymetini bilip zayi etmeden, Yaradanın duasına karşılık olarak verdiği her bir fırsatın da bilince olarak ve o fırsatları da zayi etmeden, en ümitvar olarak gayret edendir. O ümidin ve gayretin, zamanımızda yaşayan, vücud bulmuş halidir.
Sonuç olarak:
İhtiyaç duyan ve arzulayanlar soracaktır… Soranlar arayacaktır… Arayanlar rastlayacaktır… Rastlayanlar için imtihan ve iptilalar başlayacak, halis ve salih olanlar sıkıntılara katlanacak, sadıklarla sahtekârlar elenip ayrışacaktır… Sonunda sabreden kullar kazanacak ve maksuda ulaşacaktır… Ama bunlar da ne kadar azdır!..
Evet, bu sefer tarihi iyiler yazacak ve destanları kıyamete kadar okunacaktır, inşaallah!.. Belki de bu sene Ramazan Bayramı zalimlere ve hainlere son bir fırsat sağlayacak, ama Kurban Bayramı’nda bunlardan intikam alınacaktır!..
İşte bir avuç HAMAS’lı Mücahit, bu iddiamızın ispatıdır!
İşte bizim de bir avuç Milli Çözüm ekibi ve Şahs-ı Manevisi bu iddiamızın ispatı olacaktır, İnşaalah!
Şeytan; Siyonist-emperyalist-Kabbalistlere dünya hakimiyeti için ümit aşılıyor, Müslümanlara ise ümitsizlik vesvesesi veriyordu.
“Allah’a yemin olsun ki; Senden önceki ümmetlere de (elçiler) gönderdik. Fakat şeytan onlara yapıp ettiklerini (küfür ve kötülük amellerini) süslü göstermiştir; bugün de onların velisi o (şeytandır) ve onlar için acı bir azap var (edilmiş, onları beklemektedir).” (Nahl: 63)
“Görmedin mi, Biz şeytanları kâfirlerin üzerine gönderdik de, onları sürekli tahrik edip kışkırtmakta (her türlü kötülüğe sürükleyip durmakta)dırlar.
(Bu nedenle) Onlara karşı (zafere erişmen ve hezimetlerini görmen hususunda) acele davranma; Biz onlar için sadece (mühlet günlerini) sayıp durmaktayız. (Helak olmalarını takdir ettiğimiz anı kollamaktayız.)” (Meryem 83, 84)
Şeytani kuruntularla-heveslerle dünyayı Deccalizm ile yöneteceklerini düşünen bu zihniyet, sapkın idealleri için her yolu mübah görüyorlar.
Hocamızın hazırlayıp uygulamaya koyduğu Adil Düzen Projeleri, Deccalizmin beynine fırlatılmış ve yakında onu darmadağın edecektir inşaallah.
Hayır, aksine; doğrusu Biz Hakkı Bâtılın tepesine fırlatırız, O da onun beynini parçalayarak mahvedip bitirir. (Kur’an’a, Resulüllah’a ve insan haklarına dayalı hayır ve huzur sisteminin ana hatlarını ve Siyonizm’in perde arkasını sadık kullarımızla topluma bildiririz, böylece inkârcı zalimleri deşifre edip deviririz. Ardından) Bir de bakarsın ki, o (bâtıl ve barbar rejimler, zalimler ve işbirlikçiler yıkılıp) yok olup gitmiştir. (Allah’a karşı; “sözünde durmaz, süper güçlerle başa çıkamaz” gibi zanlardan ve) nitelendirdiğiniz yakışıksız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size! [Not: Beyni parçalanan ve fikriyatı boşa çıkarılan bâtıl ve barbar sistemin, geri kalan görkemli gövdesinin çökmesi ve çözülmesi artık kolay ve kaçınılmaz olacaktır.] (Enbiya: 18)
“İnkâr edenler, resullerine dediler ki: “Muhakkak (ya) sizi kendi toprağımızdan süreceğiz, veya dinimize (ve bâtıl düzenimize ve dejenere edilmiş değerlerimize) geri döneceksiniz.” Bunun üzerine Rableri kendilerine (nebilerine) vahyetti ki: “(Sabredin) Şüphesiz Biz, zulmedenleri helak edeceğiz!”
Ve onlardan sonra sizi o ülkeye ve yeryüzüne mutlaka yerleştireceğiz (size imkân ve iktidar vereceğiz). İşte bu, makamıma saygı duyana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalık ve müjdedir).” (İbrahim Suresi: 13,14)
“Allah’ın va’adi ve Kur’an’ın müjdesi Hak’tır, ama kim bilir kaç asır sonra meydana çıkacaktır?!” şeklindeki düşünce ve değerlendirmeler, aslında ümitsizliği ve iman zaafiyetini gizleme halidir. Aynı zamanda kendi mesuliyet ve mükellefiyetlerinden kaytarma bahanesidir.
Umutsuzluk-Ümitsizlik nasıl imanı zayıflatan manevi bir hastalık ise; bu hastalığın ilacı-şifası da ümitvar olmaktır.
İmanın canı olan ümit, günahlarımızın bağışlanacağı, kötü ahlâk ve bağımlılıklarımızdan kurtulunacağı, ağır hastalık ve belaların atlatılacağı konularında da gerekli ve geçerli olan, bu yönde sabru sebat ve çabalarımızı diri tutan bir iman ve itimat halidir; aksi ise insanı küfre götürecektir.
Zümer Suresi 53. ayeti bu gerçeği şöyle haber vermektedir:
“(Tarafımdan onlara) De ki: ‘Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere nefislerini israfa uğratan (günahlara dalan, yararsız ve ucuz kahramanlıklara kalkışan ve ölçüyü taşıran) kullarım! (Siz yine de) Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, (dilerse ve layık görürse) bütün günahları (ve suçları) Yarlığayıcıdır. Çünkü O, Bağışlayandır, Esirgeyip Acıyandır.’” ayeti bizlere ümitvar olmayı öğretmektedir.
Yıllar önce Erbakan Hocamız salondaki topluluğa şöyle seslenmişlerdi:
“Eski hükümet arkadaşımız Halk Partili-Adalet Partili bakan arkadaşlarımız geliyor, birçok kardeşlerimizle yaptığımız sohbetleri görüyorlar bana diyorlar ki:
Hocam 20 seneden beri gece-gündüz boyuna çalışıp duruyorsun hâlâ akıllanmadın mı bıkmadın mı yahu?
Bu kadar gayret çektin de senin istediklerin Türkiye’de tahakkuk etti mi?
Sen; herkes kardeş olsun, Türkiye güçlü olsun, şu olsun-bu olsun bir takım iyi niyetli gayretlerin peşindesin ama görmüyor musun seni hapis bile ettiler.
Niye uğraşıp duruyorsun?! Bunları yaptın da eline ne geçti?
Bunu söyleyen insan, gerçekleri bilmeyen insandır.
Elimize ne geçti anlatayım…
Biz bunları niye yapıyoruz?
Şu içinde bulunduğumuz imtihanda ehliyet almak için, Cenab-ı Hakkın rızasını kazanmak için yapıyoruz.
Bizim için mühim olan; şu makine bize iyi not veriyor mu?
Yani bir Müslüman gibi her hadise karşısında yapmamız lazım geleni yapıyor muyuz?
Bunu yaptık mı? Nefesimizi, zamanımızı iyilik-hayır için ayırdık mı?
İşte bizim için en büyük kazanç budur.
Niye? Cenab-ı Allah bunun dünyada da ahirette de mutlaka mükâfatını verir.
Efendim, senin istediğin olmuyor…
Bizim istediğimiz gibi herkesin iyi niyetli güzel-hür yaşadığı, müreffeh yaşadığı imanlı insanların bir Türkiye’sinin meydana gelmesi bizim irademize bağlı değil.
O, Cenab-ı Hakkın takdirine bağlı.
Eğer Millet, bizim istediğimiz gibi bir idareye layıksa Cenab-ı Allah onu verir. Layık değilse vermez.
Ama vermediği zaman bizim ecrimiz-sevabımız azalmaz. Niye?
Cenab-ı Allah niyete göre mükâfat verir de onun için.
Anlatabildim mi?!
Trenin nereye gideceği Cenab-ı Hakkın takdirine bağlıdır.
Biz iyi niyetle elimizden gelen gayreti göstermeye mecburuz.”
(https://www.milligazete.com.tr/video/24376821/dinleyelim-anlayalim-erbakan-trenin-nereye-gidecegi-cenab-i-hakkin-takdirine-bagli)
Allah’ım, bu trenin duraklarından biri olan; Deccal ile savaşılıp Siyonizm’in yıkılacağı ve Adil Düzen Medeniyetinin kurulduğu dönemi bizlere yaşat ve bu yolda bizleri de hizmetkâr eyle. Âmin.
Bu zafer ve galibiyet, belki de bir avuç sadık ve layık mü’mine nasip olacak; kıskançların ve münafıkların haset ve hıyanetine rağmen Allah onları muzaffer ve muvaffak kılacaktır.
“Biz böylece: (Hasetçi ve fesatçı insanların; bir sürü şöhret, servet ve etiket sahibi dururken, kala kala) “Allah içimizden bunlara mı lütufta bulundu.” (Bu özel hikmet ve hizmetleri böylesi önemsiz kişilere mi layık buyurdu?) demeleri (ve hainlikle içlerini dışa dökmeleri) için, onlardan bazısını bazısıyla fitneye uğratıp denemiş olacağız. Halbuki Allah şükredenleri (nimet ve fazileti kimlere vereceğini) daha iyi bilen değil midir? (Ki O’nun tayin ve taksimine itiraz ediyorsunuz.)” (En’am: 53)
İnananlara ümit ve heyecan aşılamak ve müminlerin heyecanını diri tutmak mümin bir kişiyi kafirlerden ve münafıklardan ayıran en büyük özelliklerden birisidir. Peygamberler ve Hak dava önderleri çevrelerindeki insanlara ümit ve heyecan aşılamış inanan insanların galip geleceğini kurtuluşun çok yakın olduğunu her zaman onlara müjdelemişlerdir.
Bunun tam tersine de kafirler, münafıklar ve iman kalplerine tam oturmamış kimseler ise içlerinde heyecan ve ümitleri kalmamış ve kalpleri daha da katılaşanlar ise çevresine umutsuzluk vermişlerdir. “Allah elbette zafer verecek amma bizim elimizle mi olur nasıl olur bilemeyiz, belki elli sene belki yüz sene sonra” diyerek Müslümanların inanç ve azimlerini, ümitlerini kırmakla beraber sorumluluktan da kaçıp neme lazımcılığa yöneltmektedirler. Aziz Erbakan Hocamız önümüzdeki seçimlerde birinci parti olacağız Adil Düzen ve İslam birliğini kuracağız diye heyecan ve ümitleri diri tutarken, içteki münafıklar ise “Hocanın sağlığındayken en iyi durumda iken en yüksek zaten yüzde yirmi bir oy almışız” gibi ekip ve teşkilatı umutsuz ve karamsarlığa sürüklemekte idi.
Müminle münafığı ayıran en önemli ayraçlardan birisi de ümit ve heyecandır.
Ümit, aynı zamanda Hz. Nuh misali dağın başında gemi yapmaktır. Bu minvalde Aziz Erbakan Hocamız “Biz karada gemiler yapmaya devam edeceğiz, lakin inanıyoruz ki Allah denize ayağımıza getirecektir.” Allah’tan hiçbir zaman ümidini kesmemiş hep zirvede tutmuştur. Fetih ve zafer hemen gelecek düşüncesi ile bütün plan projelerini hazırlamış ve takatının sonuna kadar bir kul olarak üzerine düşeni fazlası ile yerine getirmiştir.
Aynı zamanda kul olarak Allah’ın rahmet ve merhametinde ümidimizi kesemeyiz, şeytan insana “sen çok günahkarsın, bağışlanman imkansız, bu günahlardan ve hatalardan artık kurtulunmaz” gibi çeşitli vesveseler verir, bulunmuş olduğu kötü durumdan çıkmaması için bu türlü bir sürü telkin verir. Ama Rabbimiz son nefese kadar tevbe kapısını kapatmadığını bildirmiştir. Aynı zamanda ahirette hesap zamanı sadece şirk haricinde bütün günahları affedeceğini de bildirerek her zaman rahmetinden ümidimizi kesmememizi bildirmiştir.
Allah’ın vaadine tam iman eden az bir sayıda olan mümin, bu bir kişide olabilir, vaadini gerçekleştirecektir. Geçmişte bunun örneklerini veren Rabbimiz Hz. Talut’un ordusuna Hz. Davut eliyle zafer veriyordu. Bu az sayıdaki müminleri göstermiş oldukları büyük sabra karşılık Allah onların seferlerini zaferle neticelendiriyordu. Sadece yapılması gereken Allah’ın vaadine inanıp gücüne iman edip teslim olmak yeterli idi, bu sebeple nice az toplu Allah’ın izni ile sayıca çok büyük kalabalık topluluklara galip gelebiliyordu ve bunu da kendi tarihimizde de defalarca yaşamıştık.
Milli Çözüm’ün en büyük şereflerinden biriside Hak davanın kıtmiri olmaktır. Her türlü sıkıntıyı göze alarak her şart ve ortamda Aziz Hocamıza ve davamıza yönelik haksızlıkların hepsine gereken tepkileri koymuş ve ağzını Milli Çözüm’ü bilmeden bir açan ikincisine cesaret edememiştir.
Hz. İbrahim Rabbim öldükten sonra dirileceğimize inanıyorum ve iman ediyorum ama birde bunu bana göster de kalbim mutmain olsun diyordu. Peygamber Efendimizin haberleri, Aziz Erbakan Hocamızın müjdeleri ve Ahmet Hocamızın hatırlatmaları Feth-i Mübine ve Zafer’e karşı kalbinde şüphe olanlar birde astrologların yorumlarını dinlesinler belki onlardan kalpleri mutmain olur. Üstadımız da Hz. Nuh misali her türlü yolu deneyerek onları doğru yola çağırdım diyordu.
Erbakan Hocamızın seneler öncesinden müjdelediği o kurban bayramı bu kurbandır, duasıyla… “İşte bir avuç HAMAS’lı Mücahit, bu iddiamızın ispatıdır!”
ÜMİT PİLİ BİTENLER VE ÜMİT PİLİNİ DAİMA ŞARJ EDENLER
(İslam’ın hâkimiyetini ve sadık mü’minlerin müjde ve davetini yalan sayıp alay konusu yapanlara) De ki: “(Gerçekleri basiretle) Görme (yeteneğinizi kullanıp biraz düşünerek) söyleyin bakalım: Şayet Allah Beni ve Benimle birlikte (Hakk davada sebatla hizmet) edenleri (ecelimiz dolduğundan, zafer günlerini görmeden öldürüp) helak etse, veya bize merhamet edip esirgese (ve zafere erdirse, ki her halükârda biz kazançlıyız, oysa); bu (her iki) durumda da kâfirleri acı ve alçaltıcı azaptan kim kurtaracaktır?”67/28
Derken (O şüphe ettikleri ve hiç beklemedikleri; Hakkın ve mazlumların galibiyetini, zalim inkârcıların ve münafıkların acı akıbetini) çok yakından gördüklerinde, o küfredenlerin yüzleri kötüleşip(pişmanlık ve perişanlık içinde) kararacaktır ve onlara: “işte bu, sizlerin(hiç olmayacak diye savunduğunuz) ve davet edip durduğunuz şeydir” denilecek(böylece, akılsızlık, haksızlık ve ahlaksızlıkları yüzlerine vurulacaktır)67/27
O halde, (süper güç dedikleri zalim merkezlerden ve hain işbirlikçilerden korkarak veya menfaat umarak; bunlara yaranmak için) yüzüstü kapanarak sürünen (uşak ruhlu kimseler mi) daha doğru (ve onurlu) sonuca (hidayete) ulaşır, yoksa sırat-ı müstakim üzerinde (İslam ve Kur’an çizgisinde ve insanlığın hizmetinde) dümdüz ve başı dik yürüyen mi (Allah’ın rızasına ve başarıya kavuşacaktır? Elbette, haklı ve hayırlı yolda ve onurla yürüyen; halkın ve mazlumların çıkarlarını gözeten ve sadece Allah’a güvenen kimseler mutlu sona varacaklardır; tarihen de, tabiaten de, dinen de, vicdanen de bu hep böyle olacaktır.)67/22
ve ilahi müdahale
Milli Çözümcü kardeşlerimizin her biri Filistin’de olsaydı!
Ailelerine, canlarına, mallarına, namuslarına, dinlerine ve kutsallarına alenen saldıran zalim İsrail’e karşı, Filistinli kardeşlerimiz gibi kahramanca, firesiz kıyama kalkarlardı.
Ancak her Müslüman, AKP’nin gücü, FETÖ’nün fitnesi, tarikatların dini istismarı gibi bin bir kılığa giren İsrail’i/düşmanı/münafığı deşifre edip mücadele edecek bir basirete akabinde cesarete sahip olamayacaktı!
ABD, AB, Papa, İsrail, Başbakan, vekiller, belediye başkanları, para, medya… neredeyse tüm halkı arkasına olan FETÖ terör örgütüne tek başına savaş açmak eşsiz bir ferasetin yanında imanın zirvesini ister. Bu imanın eşiğinde bile durabilmek kul için büyük bir şereftir. Nasip olanlardan, heba etmeyenlerden, farkında olanlarda olmayı Cenabı Hak nasip etsin.
Siyonizm’in ülkemizdeki girişimlerine karşı kala kala bir avuç sadık yürek dışında, Aziz Erbakan Hocamızın cephesinde saf tutan kalmamıştı.
Ve Siyonizm’i en çok rahatsız eden şey, hatta İsrail’e atılan bir atom bombasından bile daha büyük bir tahribatı “Adil Düzen projeleri, çalışmaları” yapmaktaydı!
Çünkü Adil Düzen;
Bugün, yeryüzünde Kur’an’ın mana ve mesajının anlaşılması için çalışan ekiplerin başında gelen bir hareket zaten en önemli vazifeyi yerine getiriyor demektir.
Tabii ki, her büyük davanın içinde zayıflar, en hastalıklı tipler çıkacaktır.
Demirin çelikleşme sürecinde cürufların dökülmesi gibi…
Bizim duamız, yeryüzünün en şuurlu hareketinin temsilcisi olan Aziz Erbakan Hocamızın en sadık takipçisinin yanında saf tutmak ve bu şereflerden mahrum olmamaktır.
Kul olarak hatalı, günahkâr, kusurluyuz… Fakat Erbakan Hocamızı tek temsil eden bu yolun en kutlu en önemli yol olduğundan ve bu hareket içerisinde sadakat üzre duranların en büyük şeref ve sevaplara nail olduklarından zerre şüphemiz yoktur.
Daha hayırlı bir hareketin varlığına inanmamız durumunda; İnancımız gereği o hareketin içinde yer almamız ve o yolda teşkilatlı ve disiplinli bir şekilde mücadele etmemizi gerekirdi.
Kahraman TSK Kıbrıs’ı fethetti. Aziz Erbakan Hocamız ise askeri fiili çarpışma sahasında değildi (zaten gerekmezdi de) fakat Kıbrıs’ın asıl fethedilmesine sebep olan “fikri cephede” cihad etmiyor muydu? Ve Kıbrıs’ın fethedilmesin de ki en önemli etken fikri/siyasi cephedeki mücadele değil miydi? Bu hareket içerisinde samimiyetle, sadakatle elinden geleni yapan (direklere bayrak asan, çay ocakların davasının tebliğini yapan) sadık dava erlerinin kıymeti Kıbrıs’ın fethinde de azımsanamayacak kadar çok büyüktür. Zamanın Allah dostları onlar değil miydi?
“Evet kardeşlerim ama bu arada şeytanın asıl en büyük tuzağı, en büyük fitne fesadı olarak yine tekrar ediyorum bu sevaplardan bizi mahrum bırakmak üzere birbirini kıskanmayı, birbirine kırılmayı, birbirinin ayağına dolaşmayı örgütleyerek yükleyerek, vesvese vererek bütün bu sevaplardan, şereflerden bizi mahrum bırakmaya, uzaklaştırmaya çalışır.” Üstad Ahmet Akgül
“Milli çözüm bugün İslam’a Kur’an’a bizi millet yapan bütün imani hakikatlere karşı her türlü ırkçılığı, Türk ırkçılığından Kürt ırkçılığına, daha doğrusu ırkçılık perdesi altında ülkemizin Yahudi ve Hristiyanların sömürgesi yapılıp onlara uşaklık edip noktasına taşınmasına Aziz Erbakan hocamızın hatırasına velhasıl iman ve İslam’la, milli şuur ve onurumuzla, kutsallarımızla alakalı her türlü saldırıya anında cevap veren hainleri, zalimleri, işbirlikçileri en keskin ve en kesin bir tavırla susturmayı Allah’ın inayetiyle başaran Milli Çözüm ekibinden olmak elbette şereflerin en büyüğüdür.” Üstad Ahmet Akgül
Allah’ın va’adi ve Kur’an’ın müjdesi Hak’tır!
Allah’ın va’adine inanmayanlar, yakında pişman ve perişan olacaklardır!
Evet, bu sefer tarihi iyiler yazacak ve destanları kıyamete kadar okunacaktır, inşaallah!..
Belki de bu sene Ramazan Bayramı zalimlere ve hainlere son bir fırsat sağlayacak, ama Kurban Bayramı’nda bunlardan intikam alınacaktır!..
Müslümanlarla Yahudiler arasında büyük bir savaş yaşanacak, İslam’ın büyük galibiyet ve hâkimiyetiyle sonuçlanacaktır.
Deccal ile savaşılacak, Siyonizm yıkılacaktır.
Zalimlerin en güçlü ve hâkim, mü’minlerin ise en zayıf ve çaresiz konumda oldukları halde bile Allah’tan galibiyet ve zafer bekleyenler ve bu yönde hayaller ve hedefler belirleyip, plan ve projeler üretenler tarihin en büyük zaferlerini kazanacaklardır.
DECCAL ile yani Siyonizm’le; ilmi, fikri ve siyasi çok çeşitli yöntemlerle mücadele edildikten sonra, İSRAİL’in ve Yahudi Lobileri güdümündeki ABD, AB, Rusya, Hindistan ve Çin’in hizaya sokulacağı tarihi kapışma; zahiren çok az sayıdaki ve güçsüz konumdaki bir avuç sadık mücahitlerin kazanacağı müjdelenmiştir.
Zalim ve kâfir güçlerin, dağları yerinden oynatacak planlarını ve hazırlıklarını Allah boşa çıkaracaktır! Yeni Bir liderin doğuşunu ve yükselişini, bir ulusun yeniden doğuşunu ve yükselişini yaşamaktayız.
Yeni bir Liderin yükselişini göreceğiz…
Bu Lider, öyle sıradan bir lider olmayacaktır…
Bu Lider, hiç beklenmedik şekilde yükselecektir.
Bu kutlu Liderle yepyeni bir çağ başlayacak ve devrimsel değişimler yaşanacaktır!
Bu Lider, halkın çaresizlik içinde kıvrandığı, bir kurtarıcı aradığı ve mecburen birlik olup birbirlerine sarıldığı ve büyük bir değişime destek çıktığı bir zamanda çıkacaktır.
Bu Lider, zorlukların içinden doğacak ve halkına ışık tutacak tarihi bir lider olacaktır…
Bu Lider, büyük bir değişimin habercisi olacaktır…
Bu Lider, büyük bir dönüşüm sağlayacaktır…
Bu Lider, adil ve güçlü bir lider olacaktır…
Bu lider Hakkın ve halkın sesi olacaktır.
Bu Lider, karizmatik ve güçlü olacaktır…
Bu Lider, halkın kalbinde umut uyandıracak ve manevi duygularına dokunan bir rehber olacaktır.
İhtiyaç duyan ve arzulayanlar soracaktır… Soranlar arayacaktır… Arayanlar rastlayacaktır… Rastlayanlar için imtihan ve iptilalar başlayacak, halis ve salih olanlar sıkıntılara katlanacak, sadıklarla sahtekârlar elenip ayrışacaktır… Sonunda sabreden kullar kazanacak ve maksuda ulaşacaktır… Ama bunlar da ne kadar azdır!..
Türkiye, uluslararası sahnede büyük bir yükselişle yükselecektir.
Bu zafer ve galibiyet, bir avuç sadık ve layık mü’mine nasip olacak; kıskançların ve münafıkların haset ve hıyanetine rağmen Allah onları muzaffer ve muvaffak kılacaktır.
Etkin yazıları ve yorumlarıyla Siyonistleri, işbirlikçi hainleri ve yandaş takımını susturan Milli Çözüm Ekibinden olmak ne büyük şanstır ve ne kutlu bir fırsattır…
Ümit, İnaç ve İman…
“Biz Elhamdülillah İnançlı insanlarız. Biz inanıyoruz ki; Allah bize yardım eder. Allah bize yardım ettiği zaman ancak biz galip geliriz.Kimse bize galip gelemez.”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın bu sözleri kulaklarımızda yankılanırken bu inanca sahip olabilmiş Hamas lı Mücahit kardeşlerimizin yazdığı destana hep beraber şahit olduk.
Biz Millî Görüşcü ve özellikle Millî Çözümcü kardeşler olarak da bu inanca, sözle ve slogan olarak değil de kalben ulaştığımız anda; Siyonizmin fiilen de fikren de çökmüş olup zafere ulaşacağımızdan şüphemiz olmamalı.
“Zafer İnananlarındır ve Zafer Yakındır!”
“Aziz Erbakan Hocamızın ‘Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki Türkiye’nin kurtuluşu Milli Çözüme inanan bir Cumhurbaşkanının o makama oturması Milli Çözüme inanan bir hükümetin kurulması ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür.’ Müjdesi sadece Türkiye’nin ve ümmetin ancak Milli Çözümle kurtulacağını değil asıl Milli Çözüm’ün Allah’ın izni inayetiyle mutlaka iktidar olacağını belirtmektedir.
Aziz Hocamızın manevi bereketi ve Allah’ın himaye ve inayetiyle günümüzde Hamas fiili ve askeri çarpışmayı Milli Çözüm ise fikri cihadı yürütmektedir. Özlenen tarihi devrim, talihli dönüşüme bilesiniz ki ‘Kim buna inanıyorsa, kim buna hazırlanıyorsa, kimin bu yönde planı programı bulunuyorsa Allah işte zaferi onlara nasip edecektir.’ Çünkü bu hizmeti bu gayeyi bu gayreti onlara nasip etmiştir Elhamdülillah.”
Evet şeytanın asıl en büyük tuzağı en büyük fitne fesadı; vesveseler vererek iman pilini zayıflatmaya, kalbimize şüphe tohumları ekmeye, hakk’tan saptırma, kendi fikirlerimizi hidayet rehberinin üzerinde görmeye, kulis yaptırarak çevremize ümitsizlik aşılamaya, emeklerimizin boşuna gittiğini düşündürmeye, zan ve tahminlerle hareket etmeye sürükleyerek bizlerin bu büyük sevaplardan şereflerden mahrum kalmamızı ister..
Ancak; “Cenabı Hak Yunus suresi 82. ayetinde ne buyuruyor? Hainler, fasıklar, münafıklar velev ki istemesinler. Allah kendi kelimeleriyle hakkı hak olarak hakim kılacak ve Adil Düzeni yerleştirecek, gerçekleştirecek. Kelimelerle. Kelimelerle demek yazılarla, yorumlarla. İşte milli çözüm bu ayetin müjdesine muhataptır. Elhamdülillah..
Ve yine Yunus suresinin 103. ayetinde Rabbimiz Teala ne buyurmuştu? Sonra biz elçilerimizi ve iman edenleri işte böyle kurtarırız. İmtihan olsunlar, sevap kazansınlar, ahiret sermayesi kazansınlar diye fırsatlar veririz. Bir kısım sıkıntılar çekmelerine efendim meydan veririz. Ama sonunda onları mutlaka kurtarır. Zulümden, haksızlıktan, sefaletten efendim kurtar Onları başarıya ulaştıracağız. Hakkin Kur’an’daki en büyük müjdeli ayetlerden birisidir. Allah diyor ki müminleri kurtarmak bizim üzerimize bir haktır, görevdir. Allah böyle buyuruyor. Hiçbir şeye mecbur ve mahkum olmayan Rabbimiz Teala Hazretleri bizi kurtaracağına, zafere ulaştıracağına dair bir nevi garanti veriyor ve bu yardımı kendi üzerine bir hak bir farzmış gibi bize öğretiyor, hatırlatıyor!”
Üstad Ahmet Akgük Hocamızın söylediklerinin ve verdiği müjdelerin, %99 unun çıkması bu kutlu devrimin peygamberlerin müjdelediği özlenen tarihi devrim, talihli dönüşümün beşaretidir.
Geriye kalan %1 lik kısmı ise fetih müjdesidir!
Zaferi de kurban bayramına bekliyoruz Allah’ın izniyle. Hayırlı Bayramlar…
Hadis-i Şerif’te müjdelenen Arap Yarımadası, İran ve Rum topraklarının fethi gerçekleşti. Sırada Deccal’in dünya devletinin fethedilmesi kaldı!
Hadislerde bildirilen her bir zafer adım adım gerçekleşti. Şimdi Deccal’in ülkesinin sırada olduğuna inanmamak, akıldan yoksunluk ve Hz. Muhammed’e (s.a.v.) itimatsızlık anlamına gelir.
Allah’ın (C.C.) müminlere zafer vereceğine tam iman etmeyen bir kişinin en büyük alameti, sınava gireceği dersi geçeceğine inanmayan bir öğrenci gibi çalışmaması, şüpheye düşmesidir.
Bunun sonucu ise imtihanı kaybetmek, yani şeytanın tuzağına düşmektir.
Bu makalede, ayetler, hadisler ve yıldızların yorumlarıyla Kur’an ve hadislerde emredilen zafer inancı her yönden açıklanmıştır.
Artık inanmayanların öne sürebileceği hiçbir mazeret kalmamıştır.
Elbette Allah (C.C.), zaferi bizim elimizle vermek zorunda değildir. Ancak biz, zaferin verileceği konumda olmaya ve zafer bize verilecek gibi inanarak gayret etmeye mecburuz. Eğer ayetlere ve hadislere iman ettiğimizi iddia ediyorsak!..
Aziz Erbakan Hocamızın teknoloji alanındaki atılımları, Siyonizm’in beynini dağıtan hamleleri ve Siyonizm’den/Kapitalizmden sonra insanlığa huzur, bereket ve adalet getirecek “Adil Düzen” projelerin hazırlığı ortadayken
Buna rağmen doğru konumu görememek, basiretsizliktir!
Hamas, askeri savaşı ve çarpışmayı yürütürken, fikri cihadı yürüten ve Siyonizm’in ürettiği tüm batıl fikirleri çürüten adrese hala şüpheyle bakmak, imanı bir zayıflıktan öte bir durumdur.
Fiili cihat önemlidir; fakat savaştan ve çarpışmadan daha önemli bir gerçek vardır.
O da Bakara 217 ayetinin vurguladığı şu gerçektir:
“…Fitne (çıkarmak, şeytani düşüncelerle planlar hazırlamak), savaşıp çarpışmaktan (ve hatta adam öldürmekten) daha büyük bir fesattır.”
Evet, Siyonizm sayısız fitne üretmiştir ve beyinlere hücum etmeye devam etmektedir. Bunlar arasında:
İşte fitneleri kurutmak ve onlara cevap verip susturmak ayette buyurulduğu gibi savaşmak ve çarpışmaktan hatta adam öldürmekten daha büyük bir belayı bertaraf etmek değil midir?
Evet, bugün İslam’a Kur’an’a bizi millet yapan bütün imani hakikatlere karşı her türlü ırkçılığı, Türk ırkçılığından Kürt ırkçılığına, daha doğrusu ırkçılık perdesi altında ülkemizin Yahudi ve Hristiyanların sömürgesi yapılıp onlara uşaklık etme noktasına taşınmasına, Aziz Erbakan Hocamızın hatırasına velhasıl iman ve İslam’la, milli şuur ve onurumuzla, kutsallarımızla alakalı her türlü saldırıya anında cevap veren hainleri, zalimleri, işbirlikçileri en keskin ve en kesin bir tavırla susturmayı Allah’ın inayetiyle başaran tarafta olmak bir kul için elbette şereflerin, zaferlerin en büyüğüdür.
Doğru konum bellidir; ancak sorunlar yanlış bakış açısından kaynaklanmaktadır!
Allah, mücrimlerin (utanmaz günahkârların) istememesine rağmen hakkı hâkim kılacaktır.
“(O) Allah (ki), mücrim olanlar istemese de, hakkı kendi kelimeleriyle (adalet düzenini ortaya çıkararak) gerçekleştirecektir.” (Yunus 82)
Gerçeği araştırıp Hakk’a teslim olmayan ve aklını kullanmayanlar murdar olmuşlardır. Hakikatleri duydukları ve gördükleri hâlde nefislerine ve kuruntularına uyanlar; AKP’nin, FETÖ’nün, Haspa’nın, sahtekâr şeyhlerin ve işbirlikçilerin… bir fitneye alet olup murdar olup gittiler.
Hakikate teslim olanlar ise sadece hem zafere inanmanın şerefini-sevabını kazandılar hem de her bir fitneden kurtuldular.
Müminlerin fitnelerden kurtulması ve zafere ulaşacaklarının müjdesi Yunus 103 ayeti kerimesi ile verilmektedir.
“Sonra Biz, elçilerimizi ve iman edenleri işte böyle kurtarırız; (zira) mü’minleri kurtarmamız (ve zafere ulaştırmamız) Bizim üzerimize bir haktır.” (Yunus 103)
YAŞANANLAR VA’DEDİLENLERLE TERS DÜŞMEDİ Kİ…
Bizler Milli Çözüm Ekibi olarak Kur’an’la beslenenleriz Elhamdülillah…
Kur’an’da ki mucizevi kıssaların her birinin günümüz şartlarında yaşanabileceğine de imanımız tamdır. Kaldı ki mucize de Haktır fakat Allah cc va’di en büyük garantidir. Başta ümit ve heyecanın Üstadı Akgül’ümüz dün ne dediyse her gün yeni gelişen olaylar hem Kur’anı daha iyi anlamamıza vesile oluyor hem de Milli Çözüm feraseti kendini ispat ediyor. Gerek Partilerin gerek cemaatlerin ümidi zayıflamış olabilir. Fakat Kur’an’a ve ümit kaynağımız olan elçiye güvenimiz tamdır, sadece Fethe girerken Nasr suresinin müjde ve tavsiyeleriyle Allah’a sığınmaktayız.
Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla
“Allah’ın yardımı (ile zafer) ve fetih geldiği zaman (ki Allah’ın va’adi Hakk’tır.)
Ve (o güne kadar İslam’dan ve Kur’ani esaslardan kaçan) insanların dalga dalga Allah’ın dinine (ve adalet düzenine) girdiklerini gördüğün an (ne kutlu ve mutlu bir zamandır.)
(O halde) Hemen Rabbini hamd ile tesbih et (çünkü zafer Allah’tandır) ve O’ndan mağfiret dile (çünkü cihad ve itaat konusunda eksikleriniz vardır ve zaferi kendinizden bilme gafletinden Allah’a sığınmalıdır).
Şüphesiz O, (pişmanlık ve istiğfarı çokça kabul buyuran) Tevvab olandır.”
ELHAMDULİLLAH, Ümid ve İman gibi bir sermayemiz var.
İman, insanı tevhide, tevhid ise insanı teslimiyete sevk eder. Bu teslimiyetle tevekkül meydana gelir ki, tüm hadiselere karşı manevi güç ve kuvvet kazanır. Bu manevi kuvvetle her daim hadiseleri, Allah’a havalesinden ümitli olur. Ahir zaman asrı ne kadar zor ve imtihanı ağır olsa da , ümitsizliğe ve yeise hiçbir zaman kapılmamak gerekir.Bu anlamda günümüzde insanlara UMUT aşılayan, Ümidini artıran tek MİLLİ ÇÖZÜM var.
Hz. Peygamber Efendimizin şair Hassan bin Sabit’e iltifatla buyurdukları:
“Benim adıma (bize husumet besleyen ve hakarete yeltenen şu müşrik ve münafık takımına) o hikmetli ve Cebrail (Rûhül Kudüs) destekli şiirlerinle cevap verip sustur!.. Senin o zalim ve hain takımına karşı bizi savunan ve onları kınayan sözlerin, okların ve kılıçların yarasından daha etkin ve keskindir!” (Buhari-Bedü’l-Halk) mealindeki hadisin günümüzdeki muhatapları olan, etkin yazıları ve yorumlarıyla kâfirleri ve hainleri susturan Milli Çözüm Ekibinden olmak ne büyük şanstır ve ne kutlu bir fırsattır…
ELHAMDULİLLAH
Üstad Ahmet Akgül Hocamız “Ümit imanın canıdır” buyurmaktalar. Ümidini ve imanını besleyemeyenler menzile varamayacaktı. Çeşitli bahaneler bularak ya merkezden kayacaklar yada merkezde hiç olamayacaklardı. Allah’tan ümidini kesip ayakları kayan, güç merkezini batıl sanıp batıla yanaşan münafıkların durumunu Kuran’da Cenab-ı Hak bildirmiştir. Ve ayetin sonunda Rabbimiz müniminler üzerine ANİDEN, UMULMADIK bir fetih ve zafer vererek şeytanın saltanatını yıkacağını müjdelemektedir.
Mâide 52
(Bu İlahi ikazlarımıza rağmen) Kalbinde maraz bulunan (şuursuz Müslüman)ları görürsün ki, hâlâ (Yahudi ve Hristiyanlarla ve onlara ait bâtıl kural ve kurumlarla uzlaşmak ve dostluk kurmak hususunda) onların arasına koşuşturup yarışırlar (kâfirlere yaranmaya çalışırlar ve bu münafıklıklarına bahane olarak da); “Aleyhimize gelişen ve değişen zaman içinde, başımıza bir felaket dokunmasından (ve Müslümanların mağlup olmasından) korkuyoruz. (Bari hiç değilse, Yahudi ve Hristiyanların yardımını kaçırmayalım, diye düşünüyoruz)” diyerek (sahte mazeretlere sığınırlar). Fakat pek yakında Allah (Müslümanlara) umulmadık bir fetih haberi ve zaferi veya Kendi katından mutlu bir emri (ve kutlu bir lideri) gönderecek de (o münafıklar) kendi içlerinde gizledikleri (şeytani heves ve hesaplarına) bin pişman (ve perişan) olacaklardır.
İyi ile kötü, has ile cüruf tam ayrışıncaya kadar inancımızla sınanmak, bizden öncekilerin çektiklerini görmek, ümitlerin tükendiği anı yaşayıp nasıl bir tavır sergilediğimizin görülmesi Sünnetullah olmaktaydı. Bu durumu Cenab-ı Hak Bakara Suresi 214. ayette şöyle buyurmaktadır: Yoksa siz, daha önce gelip geçen (kavimlerin durumu) başınıza gelmeden (onların İslam yolunda ve imtihan amacıyla çektiklerini siz de çekmeden; dünyada Adil Devlete erişeceğinizi, ahirette ise) cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Onlara öylesine belalar, yoksulluk ve hastalıklar dokunmuş ve öylesine sarsılmışlardı ki, sonunda peygamber ve onunla birlikte iman eden kimseler; “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek (kadar çaresiz kalmışlar ama buna rağmen davalarından asla caymamışlardı. Sadakat ve samimiyetlerini böylece ispat ettikten sonra) İyi bilin ve bekleyin ki, artık Allah’ın yardımı yakında erişecektir.
Yüce Rabbimiz ümidini diri tutanların imanlı kalacağını, imanlı azların imansız çoklara galip geleceğini, müminlerin mutlaka zaferle şerefleneceğini pek çok ayetle vaat etmekte, müjdelemektedir.
İbrahim Suresi 46
Gerçek şu ki, onlar (zalimlier ve hainler, mü’minlereve İslami girişimlere karşı) hileli planlar kurdular (ve kuracaklardır). Oysa onların (şeytani) hile ve hazırlıkları, dağları yerinden oynatacak (derecede bugün nükleer silahlara ve teknolojik imkanlara dayanmış) olsa da, Allah katında kesinlikle onları (boşa çıkaracak ve etkisiz kılacak kudret) planları ve programları vardır! ( Allah zalim güçlerin mekir ve tuzaklarını kendi başlarına saracaktır.)”
Bakara 249
(Derken) Talut (yanında kalan az sayıdaki) orduyla birlikte (savaşmak üzere bulundukları yerden) ayrılıp (yola çıktığında:) “Doğrusu, Allah sizi (önümüze çıkacak) bir ırmakla imtihan edecektir. (Susamanıza rağmen, karşıya geçinceye ve ben size izin verinceye kadar) Kim bu (su)dan içerse, (artık) o benden değildir. Kim de -eliyle bir avuç hariç- doyasıya tadıp içmezse o bendendir. (Anlarım ki sadık ve sağlam birisidir)” dedi. (Ama) Az bir kısmı hariç, hepsi o sudan içmişlerdi. Nihayet (Talut ve) iman edenler beraberce (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar): “Bugün bizim Calut’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yoktur” diyerek (fesada yönelmişlerdi). Allah’(ın va’adine, nusretine ve rahmetine) kavuşacaklarına kesinlikle iman ve itimatları (ve Rablerine hüsnüzanları tam ve sağlam) olanlar ise dediler ki: “Allah’ın izniyle, nice az (ama itaatkâr ve sebatkâr) topluluk, çok daha kalabalık (ve güçlü sanılan) topluluklara galip gelmiştir. (Çünkü) Allah sabreden (mü’minlerle) beraberdir.”
Bakara 250
Onlar(dan iman erleri) Calut ve askerlerine karşı çıkarken de şunları söylemişlerdi: “Rabbimiz, (cihaddan kaçmamak, ordudan ve itaatten ayrılmamak için) üzerimize sabır ve metanet yağdır; ayaklarımızı (hizmet ve istikamet üzerinde sabit ve) sağlam tut ve (Senin Hakk Dinini ve adalet düzenini) inkâr eden topluluklara karşı bize yardım et…” (diye dua etmişlerdi.)
Bakara 251
Böylece, Allah’ın izniyle onları (çok az sayıdaki sadıklar, kalabalık ve donanımlı düşmanları) yenilgiye uğrattılar. (Daha peygamber olmamış bulunan ve genç bir subay olarak orduya katılan Hz. Davud, düşman tarafın henüz bilmedikleri ve şaşkınlıkla izleyip panikledikleri, yeni bir teknolojik silah hükmündeki attığı sapan taşıyla, zırhlar içinde ve fil üzerinde gururla meydan okuyan kâfir komutanı Calut’un gözlerini kör edip, beynini akıtarak devirince; başsız kalan düşman birlikleri dağıldılar ve bozulup kaçtılar; böylece) Davud Calut’u öldürdü. Allah da ona mülk ve hikmet (hükümdarlık ve bilgelik) verdi; ona dilediği şeylerden (yöneticilik, adalet, sanat ve teknoloji bilgilerinden) öğretti. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmı ile bir kısmını defedip (engellemesi) olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Ancak Allah, âlemlere karşı büyük fazıl (ve ihsan) sahibidir.
Enfal 26
Hatırlayın ki bir zaman siz çok azdınız, yeryüzünde (ve ülkenizde) müstaz’aftınız (zayıf bırakılmıştınız, bulunduğunuz her) yerde hırpalanmakta, (hakaret ve haksızlığa uğratılmaktaydınız. Hatta o hale gelmiştiniz ki) insanların sizi kapıp götürmesinden (tutuklayıvermesinden) korku duymakta (ve kuşku içinde yaşamaktaydınız. Ama Allah CC bütün bu olumsuz şartlarda bile) size sahip çıktı ve barındırdı. Sizi (manevi) yardımıyla destekledi (ve başarılı kıldı. Sizi en güzel şekilde) ve en temiz şeylerle rızıklandırdı… Ta ki şükredesiniz (şuurlu ve sorumlu davranasınız).
Enfal 29
Ey iman edenler! Eğer Allah’tan korkarsanız (küfür ve kötülüklerden sakınıp iyiliklere yapışırsanız, haram ve haksızlıklardan kaçınıp hayırlara çalışırsanız) O size (Hakkı bâtıldan, doğruyu yanlıştan, yararlıyı zararlıdan, mü’mini münafıktan ayıran) furkan (feraset nuru ve hidayet şuuru) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Çünkü büyük fazilet sahibi (olan) Allah’tır.
Enfal 30
(Ey Resulüm! Hatırla) O vakti ki; inkârcılar Seni tutup bağlamaları (ve hapse atmaları) veya öldürmek (suretiyle Senden kurtulmaları, ya da Seni ülkenden çıkarıp) sürgüne yollamaları için, aleyhinde tuzak kuruyor (ve hesap yapıyorlardı). Onlar Sana bu hileyi düşünürken, Allah da onlara tuzak kuruyordu. (Sana hicret emri vererek; Medine’ye gitmeni ve İslam devletini kurarak geri dönüp Mekke’yi fethetmeni ve müşrik düzenlerini tepelemeni kolaylaştırıyordu.) Doğrusu Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.
İşte bugün de Siyonizm tarihinin en güçlü olduğu, zulmünün en zirvede olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Böyle dönemlerde şeytan inanan müminlerin ümitlerini tüketmeye ve iman iddilarından caydırmaya çalışmaktadır. Rabbimizin zafer müjdesine inanan bir müminin asla yılgınlığa düşmemesi, her gün yarın Allah bize zaferi verecek, Adil Düzen kurulacaktır şuuruyla mücadelesine devam etmesi gerekir. İşte Ahmet Akgül Hocamız ömrü boyunca eserleriyle ve konferanslarıyla insanlığa bu ümit ve iman şuurunu aşılamıştır. Rabbim Kendilerinden ebeden razı olsun. Yine Üstadımızın “ümitle beslenen iman”a dikkat çektiği çok değerli bir sözü ile bitirelim:
“Zafere; imkan, iktidar ve konvensiyonel kuvvetle değil, imanla, cesaret ve özel teknolojik yeniliklerle ulaşılırdı!”
İman, ümidin ve cesaretin menbaıdır. Küfür ise korku ve yeisin kaynağıdır. Bir kişi imanı derecesinde ümitli, küfrü derecesinde yeis ve ümitsizlik içinde kalır.
İman, insanı tevhide, tevhid ise insanı teslimiyete sevk eder. Bu teslimiyetle tevekkül meydana gelir ki, tüm hadisata karşı manevi güç ve kuvvet kazanır.
Bu manevi kuvvetle her daim hadiseleri, Allah’a havalesinden ümitli olur.
Ayrıca her hâlin geçiçi olduğunu, her zevalin bir kemali, her kemalin bir zevali olduğunu bilmek, insanı her zaman ümide sevk etmiştir.
Görüldüğü üzere ümit, imanın muhtevasına dahildir. Dolayısıyla ümitvar olmak imanın geçerli olmasının temel şartlarındandır.
Yüce Rabbimiz mealen: “Gevşeklik göstermeyin ve üzülmeyin. Eğer inanmışsanız, şüphesiz en üstün olan sizsiniz.” (Âl-i İmran 139) buyuruyor.
Bu ayet-i kerime hakikatte mümin olanların bütün insanlardan üstün olduğunu beyan eder. Müminler arasında üstünlük takvada ve cihatta iken, insanlar arasında üstünlük imandadır.
Özetle, hem dünyada hem de İslâm aleminde bir sancı var. Bu sancı İslâm âleminin ve insanlığın ölümüne değil, doğumuna işaret eden sancı olarak görmeliyiz. Sancısız doğum sağlıklı değildir. Sağlıklı ve tabii olan sancılı doğumdur. Biz inanıyoruz ki Allah’ın izniyle sadıklar eliyle Adil Düzen mutlaka kurulacak ve mazlumların yüzü gülecek.
Bakara 249
فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِالْجُنُودِۙ قَالَ اِنَّ اللّٰهَ مُبْتَل۪يكُمْ بِنَهَرٍۚ فَمَنْ شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنّ۪يۚ وَمَنْ لَمْ يَطْعَمْهُ فَاِنَّهُ مِنّ۪ٓي اِلَّا مَنِ اغْتَرَفَ غُرْفَةً بِيَدِه۪ۚ فَشَرِبُوا مِنْهُ اِلَّا قَل۪يلًا مِنْهُمْۜ فَلَمَّا جَاوَزَهُ هُوَ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُۙ قَالُوا لَا طَاقَةَ لَنَا الْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِه۪ۜ قَالَ الَّذ۪ينَ يَظُنُّونَ اَنَّهُمْ مُلَاقُوا اللّٰهِۙ كَمْ مِنْ فِئَةٍ قَل۪يلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَث۪يرَةً بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ مَعَ الصَّابِر۪ينَ
(Derken) Talut (yanında kalan az sayıdaki) orduyla birlikte (savaşmak üzere bulundukları yerden) ayrılıp (yola çıktığında:) “Doğrusu, Allah sizi (önümüze çıkacak) bir ırmakla imtihan edecektir. (Susamanıza rağmen, karşıya geçinceye ve ben size izin verinceye kadar) Kim bu (su)dan içerse, (artık) o benden değildir. Kim de -eliyle bir avuç hariç- doyasıya tadıp içmezse o bendendir. (Anlarım ki sadık ve sağlam birisidir)” dedi. (Ama) Az bir kısmı hariç, hepsi o sudan içmişlerdi. Nihayet (Talut ve) iman edenler beraberce (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar): “Bugün bizim Calut’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yoktur” diyerek (fesada yönelmişlerdi). Allah’(ın va’adine, nusretine ve rahmetine) kavuşacaklarına kesinlikle iman ve itimatları (ve Rablerine hüsnüzanları tam ve sağlam) olanlar ise dediler ki: “Allah’ın izniyle, nice az (ama itaatkâr ve sebatkâr) topluluk, çok daha kalabalık (ve güçlü sanılan) topluluklara galip gelmiştir. (Çünkü) Allah sabreden (mü’minlerle) beraberdir.”
Yazıda paylaşılan birçok ayet ve hadisin de müjdelediği gibi Bakara Suresi 249. ayet de sabredenlere ve Allahın vaadine inananlara zafer müjdesi vermiştir. Elhamdulillah milli çözüm sadıklara sürekli bu müjdeleri hatırlatarak, Adil düzen Projelerine odaklanarak, Meali Kerim çalışmalarının şerefine nail olarak, zalim ve işbirlikçi yönetimlere en kesif bir şekilde karşı çıkarak ve daha nice hayırlı hizmetlerle günümüzde Allahın vaadine olan imanın yegane temsilcisi konumundadır. Allah sadıklardan ve istikamet ehli olanlardan olmayı nasip etsin. Sabreden kullarından olmayı nasip etsin. Ayağımızı kaydırmasın.
“Allah’ın izniyle, nice az (ama itaatkâr ve sebatkâr) topluluk, çok daha kalabalık (ve güçlü sanılan) topluluklara galip gelmiştir. (Çünkü) Allah sabreden (mü’minlerle) beraberdir.”