YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69b6f233b762e
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 5 3 4
Bugün : 45636
Dün : 60538
Bu ay : 869175
Geçen ay : 1638380
Toplam : 51210868
IP'niz : 2600:1f28:365:80b0:113:f625:a692:9e7

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

BİRLİKTE YAŞAMA SANATI

VE

Barış ve Bereket Ortamı

          

Sosyoloji ve Siyaset biliminin üstatlarından sayılan ve kitapları Batı üniversitelerinde asırlar boyu ders kitabı olarak okutulan Müslüman bilgin İbni Haldun meşhur Mukaddime’sinde: “İçtimai (sosyal) hayat, insanlar için zaruri bir ihtiyaçtır. Batılı filozoflar bu gerçeği “insan tab’an (fıtrat olarak) medenidir (yani toplum düzeni içinde ve birlikte yaşamaya müsait yaratılmıştır)” ibaresiyle anlatmaktadır. Her işi ve takdiri mükemmel olan, noksanlık ve yanlışlıktan uzak bulunan Allah-u Teâlâ Hz.leri, insanı ancak (yiyecek ve içecek) gıdalarla hayatını sürdürecek, varlığını ve bekasını temin edecek, barınma ve korunma ihtiyaçlarını giderecek fıtrat ve fırsatlarla yaratmıştır. Bu “sevk-i tabii (doğal yönlendirme) ile insan yiyecek, içecek ve giyeceklerini elde etmek; kendisinin ve ailesinin diğer ihtiyaçlarını gidermek üzere toplu halde yaşamak ve başka insanlarla yardımlaşmak zorundadır”[1] tespitinde bulunmaktadır.

“Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle (kolaylıkla) tanışmanız (ve farklı yetenek ve faziletlerinizden yararlanmanız) için sizi (değişik) kavimler ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim ve değerli) sayılanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca (kötülükten sakınma, iyilikte yarışma konusunda) en ileride olan kimselerdir. Şüphesiz Allah (her şeyi hakkıyla) Bilendir, Habir’dir.” (Hucurât Suresi: 13) ayeti de bu gerçeğe işaret buyurmaktadır.

“O’nun (Allah’ın kudret ve hikmet) delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın (dillerinizin) ve renklerinizin değişik olmasıdır. (Farklı kavim ve kabileler olarak, birbirlerinizle kolay tanışmanız, dayanışmanız, değişik yetenek ve üretimlerinizden yararlanmanız için böyle yapılmıştır.) Şüphesiz bunda, (dikkatle düşünüp) bilenleriniz için alınacak dersler vardır.” (Rum Suresi: 22)

İslam’da soy-sop ayrıcalığı bulunmadığı; herkesin inancı, insanlığı, aklı ve ahlâkı ölçüsünde kıymet kazandığı Kur’an’da şöyle anlatılmaktadır:

“(Allah) Buyurdu: ‘Ey Nuh, kesinlikle, o senin ailenden değildir… Çünkü o, salih olmayan bir iş (bâtıl ve bozuk amel sahibidir… Sadık ve salih olmayan bir kişidir… Tavrı ve tabiatı, amel-i gayr-ı salihtir). O nedenle, hakkında (kesin) bilgi sahibi olmadığın şeyi Benden isteme! Doğrusu, sen cahillerden olmayasın, (evladın diye zalim ve kâfirlere sahip çıkmayasın) diye sana öğüt veriyorum!’” (Hud Suresi: 46)

İslam Dini, temel insan haklarını ve evrensel hukuk kurallarını tanıyıp kollama noktasında, insanları dinlerine, düşüncelerine ve kökenlerine göre ayırmamıştır.

“İşte bu nedenle; İsrailoğullarına da yazmış (ve onların şahsında bütün insanlığı uyarmış)tık ki; -öldürdüğü başka birisine karşılık (kısasen), veya bulunduğu yerde çıkardığı fitne ve fesada (anarşi ve isyana binaen) olmaksızın- her kim (haksız yere) bir kişiyi öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de (bir masumun öldürülmesine engel olup, yaşamasını sağlayarak) onu diriltirse, bütün insanların hayatını kurtarmış gibidir. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdi. Sonra bunun ardından onlardan (İsrailoğullarından) birçoğu yeryüzünde ölçüyü taşırıp israf (ve insafsızlığa) yönelmişlerdir.” (Maide Suresi: 32) ayetinde, mazlumen (haksız yere ve nefsi-şeytani dürtülerle) öldürülenin; dinine, mezhebine, kavmine, rengine, etiketine bakılmayıp sadece “İNSAN” olması yeterli sayılmış ve hayatına-huzuruna kastedilmesi haram kılınmıştır.

“Kur’an’a göre, zalimler dışında hiç kimseye peşin yargılarla düşmanlık yapılmayacak” (Bakara: 193. ayet) başkalarına zulmeden kişilerin de Müslüman, Hristiyan, Yahudi veya Putperest olduğuna bakılmaksızın cezalandırılacak ve kötülüklerine engel olunacaktır. Böylece “yeryüzünde fitne-fesat (anarşi, haksızlık ve ahlâksızlık) kalmayıncaya kadar, zalim ve hain kâfirlerle çarpışılacaktır…” (Bakara: 193 ayet başı)

İslam Peygamberi ve İnsanlığın Son Kurtuluş Rehberi Hz. Muhammed (SAV) şöyle buyurmaktadır.

“Ey insanlar, dikkat edin; Rabbiniz aynıdır, (ortak) atamız (Hz. Âdem) aynıdır. Takva (kötülükten sakınma ve hayırda yarışma) dışında Arap’ın Arap olmayana, başkalarının Araplara ve beyazların siyahlara herhangi bir üstünlüğü bulunmamaktadır” (İbni Hanbel V.411) Çünkü bütün insanlar ya dinde kardeşimiz, ya da yaratılış itibariyle eşitimiz sayılmıştır.

İslam’da zorunlu durumlarda, ülke ve bölge barışını koruma amacıyla savaş (cihat) ve Milli Savunma elbette meşru ve makbul sayılmasına rağmen, temel insan haklarına saygı çerçevesinde ve çok yüksek ve örnek bir şefkat ve merhamet ölçüsünde; savaş konumunda bile “çatışmaya katılmayan kadınlara, çocuklara, ihtiyarlara, sivil ve savunmasız halklara, hayvanlara, ağaçlara, ekin tarlalarına, binalara ve özellikle ibadethane olan kilise ve havralara asla dokunulmayacağı… Ve esir alınan ve yaralanan düşman askerlerinin, kesinlikle işkence ve hakarete maruz bırakılmayacağı, tam aksine her türlü ihtiyaçlarının karşılanıp tedavilerinin yapılacağı” konuları tarihte ilk defa hukuki ve insani kurallara bağlanmış ve Müslüman bilginler bugün bile herkesi hayran bırakan çok kapsamlı ve detaylı Savaş Hukuku kitapları hazırlamıştır.

Sosyal Toplulukların Oluşması:

Ortak amaçlar ve ihtiyaçlar çerçevesinde, anlaşmış, kurumlaşmış ve kalıplaşmış davranış şekilleri toplum adı verilen varlığı bir bütün haline sokmaktadır. Demek ki, toplumun oluşabilmesi için üyeleri arasında belli bir ilişki, işbirliği ve iletişim sisteminin bulunması şarttır. Huzurlu bir toplumda bütün üyeler (bireyler-aileler, kesimler) belirli, geçerli, gerekli ve gerçekçi (rasyonel ve ortak) amaçlara ve birlikte barış içinde yaşama arzusuna sahip olmalıdır. Genel düzene ve çevreye uyum sağlanması ve mevcut toplumsal yapının sağlamlaştırılması için, farklı ve aykırı kesimlerin karşılıklı insan haklarına saygılı olma, olumlu yaklaşma ve uyum içinde yaşama duyarlılığı şarttır. Bir toplumda ortak davranış ve dayanışma esaslarının, anlaşılır ve uygulanır olması için bütün üyeler (en azından büyük çoğunluk) tarafından amaç birliğine varılması ve konsensüs sağlanması kaçınılmazdır. Hedef ve amacı belli olan “sosyal davranış” başkaları ile birlikte gerçekleştirilmiş davranış olduğundan başka şahıs ve grupların nasıl bir tavır ve yaklaşımdan memnun kalacağının hesaba katılması toplumun görevleri arasındadır.

Çünkü bir toplumda hem sosyal pozisyonların kıtlığı, hem de şahısların karakter ve yeteneklerinin farklılığı bir “ortak amaçlar doğrultusundaki” genel kuralları (kanun ve yasaları) ve müşterek sorumluluk bilinciyle gereken “rol ahlâkı”nı zorunlu kılmaktadır. Bunları şu şekilde özetlemek mümkündür:

a) Fertlerin ortak amaçlar arasından herhangi birini, kendi özel durumuna göre ve belli ölçüde seçme şansı vardır. Burada olgusal olarak “sosyal hürriyeti” öğrenme imkânı doğmaktadır. Bu durum bir yandan sosyal ihtilaf ve çatışmaları ve ağır sosyal baskıları hafifletirken, diğer yandan herkes tarafından toplumda tanınması ve bilinmesi gerekli belli genel hedeflerin de korunmasını sağlamaktadır.

b) Bir toplumda insani ihtiyaçlar doğrultusunda, olumlu ve ortak amaçların çoğaltılması, bunlara saygı duyulup sahip çıkılması ve iletişim sistemi vasıtasıyla yeterli ölçüde genelleştirilmiş ve yaygınlaştırılmış olması zorunluluğu vardır. Diğer bir ifade ile sosyal aktivitelerin insani ve ahlâki olması için açık ve tanınmış olması lazımdır.

c) Diğer yandan bir toplumun üyelerinden bir kısmının amaç ve arzularının ve rol ahlâklarının olağandışı birtakım saplantılara kayma ihtimaline karşı da yeterli ve gerekli tedbirler alınmalı, toplumun yozlaşmasına ve yobazlaşmasına fırsat tanımamalıdır.

d) Toplum; kendine özgü (milli) sistem ve yöntemlerle doğal ve sosyal hayatı tıkayan ve ortak sorumluluklardan kaçan kimseleri ve kesimleri ortaya çıkarmak ve kangrenleşmeyi ortadan kaldırmak zorundadır.

e) Artık fertlerin sosyal rolleri, ortak görev ve hedefleri genel bir davranış yapısına kavuşturulmalı; böylece farklı din ve düşünceden, ayrı kültür ve kökenden insanların birlikte barış ve bereket içinde yaşama şartları oluşturulmalı ve bu Adil bir Düzen -devlet- eliyle olgunlaştırılıp uygulanmalıdır.

f) Çünkü bir toplumda amaç farklılıkları, çıkar çatışmaları ve rol anlaşmazlıkları ortaya çıkarsa, adalet ve meşruiyet çerçevesinde ve konsensüs kurallarına göre, bu tür anlaşmazlıkları çözecek birtakım mekanizmalara sahip olma zorunluluğu vardır, devlet ve düzen bu nedenle şarttır.

Bir toplumun kendisine yön belirleme ve ortak hedeflere erişme çerçevesinde, rasyonel (kanuni) kurallar yanında manevi ve metafizik hedeflerin (değerlerin) de burada vurgulanması ve her halde hesaba katılması şarttır. Din, mezhep, meşrep, ideoloji gibi değer ve dinamikler, çok önemli denge unsurlarıdır.

Aynı ülkede, aynı bölgede ve bütün yeryüzünde, birlikte ve barış içerisinde yaşamayı öğrenmek bir sanattır ve bu sosyolojik-psikolojik bir ihtiyaçtır. Her insan; toplum içinde birlikte yaşama zorunluluğu nedeniyle ekonomik, sosyolojik, politik ve psikolojik ilişkilerin giderek artması ve rayına oturması yönünde sorumluluk altındadır. İnsan (birey) ekonomik, sosyal, politik ve kültürel ilişkilerin oluşturduğu yapının zorunlu bir öğesi olduğundan uzun süre bu yapının dışında kalamayacaktır. Aksi halde tıpkı bal arısının uzun süre kovanın dışında kalması halinde giderek çelimsizleşmesi ve sonunda ölmesi gibi bir durumla karşılaşacaktır.

İşte bireyler, toplum yaşamında oluşan bu ilişkiler ağı içinde özellikle ve kaçınılmaz bir biçimde siyaset ile çevrelenmiş durumdadır. Bu çevrelenme; toplum yaşamının devamlı ve düzenli yürümesi, sosyal etkinlik ve beraberliğin kesintisiz sürdürülebilmesi, toplumdaki ilişkileri düzenleyen ortak davranış kalıplarının belirlenmesi ve bireylerin bu ortak kalıplara uyum göstermeleriyle mümkündür. Kuşkusuz, bu uyum toplumda bir yapılaşmaya ve kurumsallaşmaya yol açmaktadır. İnsanın, sosyal ve siyasal bir yaratık olarak toplum içinde oluşturduğu ilişkiler ağı, yaşadığı ortamın bir işlevi olduğundan ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel çevre büyüyüp genişledikçe, toplumsal yapılaşma da bu oranda güçlenip yaygınlaşır.

İnsan, varlığını ve dinamizmini toplum içinde devam ettirirken; toplumdaki hakların, özgürlük alanlarının ve ortak yaşamın temel koşulu olan iktidara zorunlu olarak bağlıdır. Her toplumda geçmişte olduğu gibi günümüzde de, gerektiğinde fiziki ve zorlayıcı gücü kullanabilecek iktidarın, diğer bir deyişle yöneten-yönetilen ilişkisinin varlığı kaçınılmazdır. Toplumda iktidar (devlet ve hükümet imkânı ve kurumları); şahısların, grupların ve oluşumların yaşamasını sağlayan sosyal hayatın sigortası sayıldığından, devlet ve hükümet imkânından, yani iktidardan yoksun bir toplumun varlığı ve ayakta kalması olanaksızdır.

Bu nedenle “iktidar bilimi” şeklinde de tanımlanan “siyaset stratejisi” günümüzde daha bir önem kazanmıştır. Batılılara göre iktisat biliminin dayandığı temel nokta; toplum yaşamında insanın ihtiyaç ve ihtiraslarının sayısız ve aşırı olmasına karşılık bunları karşılayacak kaynakların sınırlı olmasıdır. Sınırlı kaynakların sınırsız ihtiyaçlara dağılımı yapılırken Marksist yaklaşıma göre; sınıflar arasındaki sürtüşme, çekişme ve mücadeleler siyasal sorunların oluşmasına neden olmaktadır ki bu yaklaşım sakattır ve yanlıştır. Bu bozuk felsefe, insanı maddi ihtiyaç ve amaçlardan ibaret bir MAKİNA saymakla yanılmaktadır. Evet, siyasal sorunlar herkesin sorunu olduğu gibi herkesin sorunu da siyasal sorun niteliğini taşımaktadır. Sokaktaki fertlerden en üst düzey yöneticiye kadar herkesin siyasal sorunlarla ilgilendiği ve bu sorunlar üzerinde görüşlerini dile getirdiği bilinen ve gözlenebilen gerçekler arasındadır. Ancak insanın maddi yapısı ve ihtiyaçları yanında, manevi dünyası ve ulvi amaçları da mutlaka hesaba katılmalıdır. Bu nedenle toplum içinde herkesi ilgilendiren sorunlar, doğrudan veya dolaylı olarak siyasal iktidarla bağlantılı şahısların ve grupların etkileşmeleriyle sosyal ve siyasal sistemi oluşturan eylemlere neden olmaktadır ve bu eylemler siyaset biliminin inceleme alanını oluşturmaktadır.

Bilindiği gibi toplum içinde iktidarın siyasallaşması ve belirli bir ölçüde kurumsallaşması sonucu devlet oluşmaktadır. Toplumda hiyerarşi piramidinin tepesine oturmuş en etkili ve en yetkili kurum olan devlet, tüzel kişi niteliği taşımaktadır. “Devlet iktidarı” siyasal bir yapıdır. Bu iktidarın kimlere ait olacağı, kimler tarafından ve nasıl kullanılacağı; bu iktidarı sınırlayan yani vatandaşların hak ve hürriyetlerini koruyan başlıca kurumlar ve kurallar, iktidar organlarının birbirleriyle ve yönetilenlerle ilişkilerindeki esaslar ve kurallar, ülkenin siyasal yapısını ve standardını şekillendirmiş olmaktadır. Bu yapının hukuksal çerçevesini anayasalar belirlemiş olmaktadır. Ve anayasalar halkla iktidar (devlet ve kurumları) arasındaki ortak konsensüs metinler konumunu taşımaktadır. Çünkü siyasal olgu, tanımı gereği, dinamik bir olgu olduğundan sosyolojik ve normatif hukuk yanıyla bir bütün oluşturmaktadır.

Bütün toplumlarda devlet kavramının ve kurumlarının giderek çeşitlenip arttığı; devletlerin zaman süreci içinde pasif rolden aktif role taşındığı somut bir gerçeklik sayılmaktadır. Ancak günümüzde Gizli Dünya Devleti olan Siyonizm’in sömürü ve hâkimiyet aracı olan faizci kapitalizmin “özelleştirme” kılıfı altında devletin ekonomik rolünü, dolayısıyla siyasi güç ve kontrolünü azaltmak eğilimi giderek artmakta ve bütün insanlık ırkçı emperyalizmin demokrat köleleri konumuna taşınmaktadır. Bunun yanında yeni siyasal olgularla toplumsal kurum, kavram ve kurallarda büyük bir değişmenin olduğu da açıktır. XlX. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan modern partiler, günümüzde, her siyasal sistemin doğal ve zorunlu bir unsuru durumundadır. Nitekim otoriter rejimlerden liberal rejimlere kadar hepsinde, sayı ve içerik farklılığı olsa da, siyasal partiler bulunmaktadır. Siyasal iktidarı ele geçirmeyi hedef alan siyasal partiler yanında, asıl siyasal iktidarı etkileme amacını güden sinsi baskı grupları ise demokrasiyi, seçim ve siyaseti yozlaştırıp, partileri ve hükümetleri kendi gizli ve kirli amaçlarının birer aracı konumuna taşımaktadır.

Siyasal sistemler ve ideolojiler yanında, siyasal rejimlere göre hükümetlerin uygulama biçimlerini belirlemek de siyaset biliminin ve toplumsal bilinçlenmenin kapsamı alanındadır. Böylece bir siyasal rejim, hukuki metinler kadar toplumun inanç ve ahlâk değerlerinin, gelenek ve göreneklerin de etkisi altındadır.”[2] İşte bu noktada İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in: “Siz nasılsanız (yani toplum olarak neye ve kimlere layıksanız) öyle idare olunacaksınız!” hadisinin hikmeti ve hedefi daha iyi anlaşılmaktadır.

Birlikte Yaşama Ahlâkı ve Sosyal Sorumluluk Anlayışı:

Birlikte ve barış içinde yaşama ahlâkı; aynı ülkeyi, aynı bölgeyi, aynı ili, ilçeyi ve mahalleyi, inançları ve hayat tarzları bize uymayan insanlarla paylaşmaya ve ortak paydalar etrafında buluşmaya razı ve hazır olmaktır. Birlikte yaşama anlayışı; farklı ve aykırı yaklaşımları anlamaya çalışmak, ortak yanlarımızı ve yönlerimizi öne çıkarıp kucaklaşmak, her halini ve hayat felsefesini benimseyip beğenmesek de, bizi ve genel düzenimizi bozmaya kalkışmadıkça onları saygı ve toleransla karşılamaktır.

Bunun için de toplumu doğru ve olumlu şekilde organize ve koordine edecek SİYASET’e ve halkı hayra yönlendirecek STRATEJİ’ye ihtiyaç vardır. Mutlulukları ve umutları arttıracak, insanlara itibar ve itminan (doyum-huzur) kazandıracak dirayet ve fazilete sahip stratejik beyinler ve siyasi yöneticiler önderliğinde toplum “insanlık onurunun” tadına varacaktır. Ve tabi doğru çizgi çizebilmek için, hem cetvelin hem de çizen elin düzgün ve sağlıklı olması lazımdır. Bu nedenle hem düzenin adil olması hem de yöneticilerin siyasi ve stratejik olgunluğa ulaşması şarttır. Özetle;

Sistem adil, siyasetçi asil, toplumun fertleri ise akil (anlayışlı ve ahlâklı) olmadıkça huzuru yakalamak imkânsızdır. Bencil, beleşçi ve bilinçsiz kişiler birlikte ve barış içinde yaşamayı ve bereketli üreticiler olmayı başaramayacaktır.

Birlikte Yaşamanın Bir Kuralı da Empati Kurmaktır!

“Onun davranışını ben ona yapsaydım, nasıl karşılamasını umar ve bana nasıl tepki koymasından hoşlanırdım?” sorusunun yanıtı: ‘İletişimde empatik yaklaşım’dır. Empati: Kişinin kendini karşısındaki kimsenin yerine koyup, kısa süreliğine o kişinin rolünde kalarak onun tavrını ve tarzını anlamaya çalışmaktır. Aksi takdirde empati ve sempati kalmayacaktır. Karşımızdaki ile özdeşim kurmak veya ona benzemeye çalışmak empati sayılmamaktadır. Çünkü empati; kişinin kendini karşısındaki kimsenin yerine koyup, onu anlama çabasıdır. Son yıllarda sık sık dillendirilen empati kavramı İslam toplumlarında öteden beri var olan ve Kur’an’dan–Resulüllah’tan kaynaklanan bir yaklaşımdır.

Psikolojiye göre her insanın bir fenomonolojik (olay kaynağı ve sosyal ahlâkı) alanı vardır ve empati bu alana girerek kişinin halini anlamakla alâkalıdır. Her insanın çevresini ve kendisini algılayış biçimi farklıdır, bu kişiye özgü bir psikolojiyi yansıtır. Bir insanı anlayabilmek için de onun dünyaya ve hayata nasıl baktığını anlamak, olayları onun bakış açısıyla yorumlamaya çalışmak lazımdır. Bunun için de empati kurmak istediğimiz kişinin rolünü takınmalı ve onun yerine geçerek âdeta olaylara onun gözlüklerinden bakmalıdır.

Empati kurmak için, kısa süreliğine kendi dünyamızdan çıkıp karşı tarafın ruh coğrafyasına ulaşmalıdır; çünkü o insanı başka türlü anlamak imkânsızdır. Karşımızdakinin hissettiklerinin aynısını hissetmeden onu anlamak ve doğru tavır almak mümkün olmayacaktır. Aslında empati kurmada, karşımızdaki kişiye yardım etme amacı ve davranışı vardır. Bu, insanların birbirleriyle dayanışmaları için Allah’ın bahşettiği içgüdüsel bir yetenek olarak da algılanmalıdır. Öyle ki, hiçbir canlı türünde böyle bir özellik bulunmazken, insan karşısındaki kişiyi anlamaya ve ihtiyacı olduğunda ona el uzatmaya müsait yaratılmıştır. Çünkü günlük hayatta anlama ve anlaşılma ihtiyacı sürekli karşımıza çıkmaktadır. Bu vesile ile sosyal hayata katılır ve yardımlaşırız. Empati bizim kültürümüzde sadece karşı tarafın halini anlamak değil, daha ötesi ona yardımcı olmaktır. Derdi olanın derdini paylaşmak, aç olanı doyurmak, şaşırmışın elinden tutmaktır. “Yaratılanı severiz, Yaratandan ötürü” algısıyla donanmaktır.

Zaten İSLAM; Yüce Yaratıcı’ya tazim ve hürmet, bütün mahlûkata karşı da şefkat ve merhamet esasına dayanır. Ancak bütün bunlar zulüm ve zorbalıklara duyarsız kalmak, haksızlık ve ahlâksızlık karşısında “neme lazım” deyip susmak anlamını taşımamalıdır. Çünkü müsamaha ve hoşgörü başkadır, vurdumduymazlık ve “boş ver” mantığı başkadır. İslam Dininde, kimler tarafından ve hangi kesimlere karşı yapılırsa yapılsın; her türlü haksızlık ve ahlâksızlığa engel olmaya ve bu maksatla adalet ve hürriyeti sağlayacak Adil bir Düzen kurmaya yönelik çabalar CİHAT sayılmıştır. Ancak bunun öyle kendi başına buyruk fertler veya ekiplerce değil; devlet eliyle ve evrensel hukuk çerçevesinde yapılmasını da şarta bağlamıştır. İslam’ın, insanlığa huzur ve onur sağlayacak bu CİHAT şuuru ve sorumluğu ayakta kaldıkça, kendi zulüm ve tahakküm girişimlerinin başarılı olamayacağını anlayan dış güçler ve şeytani çevreler, Hak dini bozup yozlaştırmaya çalışmış ve Şiiliğin sapkın kolları olan Babilik ve Bahailik mezheplerinde cihadı yasaklatıp en büyük günahlardan saymışlardı. Daha sonra “Ilımlı İslam” safsatasıyla Fetullah Gülen’i ortaya çıkaranlar da aynı odaklardı.

Anarşi En Büyük Fesatlıktır

Pakistan’da suçsuz ve savunmasız yüzlerce askeri lise öğrencisini katleden, Afganistan’da 10-13 yaşlarındaki ortaokul talebelerini topluca zehirleyen, Afrika’daki acımasız saldırılarıyla üniversiteye giden yüzlerce masum ve mazlum genci öldüren El-Kaide ve IŞİD türevi örgütler, değil Müslümanlığa ve insanlığa, hatta hayvanlığa bile sığmamakta, hiçbir canavar böylesi toplu katliamlar yapmamaktadır. Ancak asla unutulmasın ki, bu tür dehşet hareketlerinin arkasından sürekli emperyalist Amerika, Avrupa ve Batılı sinsi odaklar çıkmaktadır.

Yani bu teröristler; İslam coğrafyasını karıştırmak, bölgenin petrol ve diğer zenginlik kaynaklarını kontrollerinde tutmak isteyen karanlık mihrakların sadece kiralık figüranları konumundadır. Bunların söylemleri, eylemleri ve hayali hedefleri, evet hepsi şeytani senaryoların birer parçası ve gerçekleri saklama ve saptırma kılıfıdır. Bir yandan medeni geçinip öte taraftan sadece zenci oldukları için kendi vatandaşlarını basit bahanelerle silahla vuran, yere yatırıp elleriyle boğan ve köpeklerini saldırtıp parçalatan Amerikan polisleri, bu barbar Batılı zihniyetin gerçek yüzünü yansıtmaktadır. Bunların Japonya Hiroşima’da, Vietnam’da, Irak’ta ve Guantanamo’da yaptıkları asla unutulmamalıdır. Ve tabi özellikle vurgulayalım ki; asıl suçlu ve sorumlu olan Amerika ve Avrupa halkları değil, bu ülkelere hâkim olan hastalıklı ve insanlık dışı iktidar ve güç odaklarıdır.

İşte bu her dinden, her kavimden ve her seviyeden bütün insanların birlikte barış ve bereket içinde yaşayacağı ve tüm temel hak ve hürriyetlerin sağlanıp korunacağı, İslami, ilmi ve insani yepyeni ve orijinal bir düzene ihtiyaç vardır, Adil bir Düzen kaçınılmazdır.

1- Bu düzen insani olmalıdır; çünkü, yalnız Müslümanları değil, bütün insanları kapsamalı ve kucaklamalıdır.

2- İlmi olmalıdır; çünkü, akli delillere ve müspet ilmin verilerine uygun hazırlanmalıdır.

3- Vicdani olmalıdır; çünkü, İslam barış ve bereketi esas almaktadır.

Adil Düzen; “El müslimune kerrecülil vahid” “Müslüman (insanların topluluğu) bir kişi (tek vücut) gibidir” hadisinin hikmet ve gerçeğine uygun olarak, toplum yapısı bir insan vücuduna benzetilerek hazırlanmalıdır.

A- İnsanda iyiyi-kötüden ayırmaya yarayan (his-kalbi duygu ve vicdana) karşılık cemiyet planında Dini-Ahlâki Adil Düzen.

B- İnsanda faydalıyı-zararlıdan ayırmaya yarayan (irade-menfaat düşüncesi ve sindirim sistemine) karşı toplum planında İktisadi (Adil Ekonomik) Düzen.

C- İnsanda adaleti zulümden ayırmaya yarayan (ünsiyet ve sinir sistemine) karşılık cemiyet ve devlet planında İdari (Adil Siyasi) Düzen.

D- Ve yine insandaki doğruyu-yanlıştan ayırmaya yarayan akıl ve düşünce sistemine karşılık toplum planında Adil İlmi Düzen bulunmalıdır.

Bir insan vücudundaki ruhi ve vicdani değerlerle akli düşünceler nasıl uyum içinde bulunuyor, sinir sistemi ile sindirim sistemi, boşaltım sistemi ile dolaşım sistemi nasıl ki birbirine karışmıyor ve müdahale etmiyor (aksi halde kangren ve kanserleşme olur)… Bilakis her birisi ayrı bir sistem olarak kendi görevini yapıyor… Ama bütün bu sistem ve organlar bir beynin güdümünde aynı vücudun sağlık ve selametine hizmet ediyorsa, Adil bir Düzen içinde de devletin genel bünyesinde, birbiriyle uyumlu ve irtibatlı ama bağımsız 4 ayrı düzen kurulmalıdır: 1- Adil Ekonomik Düzen. 2- Adil Siyasi Düzen. 3- Adil İlmi Düzen. 4- Adil Ahlâki Düzen.

Bunlardan hiçbirisi diğerine hâkim veya mahkûm olmamalıdır, baskı ve müdahalede bulunmayacaktır. Adil Düzen’in genel amaçları ve temel esasları çerçevesinde irtibat, intizam ve istişare halinde çalışmalıdır. Böylesine Adil bir Düzen, “Mutlak doğrulara” dayanılarak ve “Kesin yanlışlardan” sakınılarak yapılanmalıdır.

Doğru ve yanlışların tespitinde ise şu değer ölçüleri esas alınmıştır.

A- Aklıselimin gerekleri,

B- Müspet ilimin verileri,

C- Vicdanı kanaat neticeleri,

D- Tarihi tecrübe ve birikimleri,

E- Evrensel Hukuk kaideleri,

F- İlahi dinlerin öğretileri.

Bu altı değer ölçüsünün, ittifakla “Hayırlı ve Yararlı” gördüğü şeyler “Doğru“, yine bunların ittifakla “Kötü ve Zararlı” gördüğü şeyler de “Yanlış” sayılmalıdır. “Değişmeyen Doğru”ları ve adaleti esas alan düşünce ve düzenler HAK’lı, “Devamlı yanlışlar” üzerine kurulan, haksızlık ve ahlâksızlığa yol açan düşünce ve düzenler ise BÂTIL yollardır.

Bunun içindir ki Adil Düzen;

1- Hakkı üstün tutan bir düzen olmalıdır.

2- Hürriyeti esas alan bir düzen olmalıdır.

3- Huzuru ve güveni sağlayan bir düzen olmalıdır.

Çünkü;

a) Hem kafayı,

b) Hem kalbi,

c) Hem karnı doyuran,

d) Hem de kişilik (itibar) kazanacağı bir sisteme ihtiyaç vardır.

Bu arada, farklı köken ve kültürden, ama herkesin hayrına ve huzuruna yarayan, çağdaş bilimin verileriyle ve evrensel hukuk prensipleriyle de uyuşan “gerçeklere ve güzelliklere”, sadece, bunlar “din”den kaynaklanıyor diye karşı çıkanların; asla olumlu ve onurlu bir tavır sergilemedikleri, demokrasi ve laikliği özümsemedikleri ve içlerine sindiremedikleri de açıktır.

Bize göre şu 4 şey Hak sebebi sayılmalıdır:

1- Doğuştan bütün insanlara Eşit olarak verilen haklar vardır.

a) Yaşama hakkı (can emniyeti),

b) Nesil garantisi (namus emniyeti),

c) Akıl emniyeti (düşünce serbestisi),

d) İnanç ve vicdan hürriyeti,

e) Mülkiyet hakkı ve meşru yollarla çalışıp kazanma fırsatı.

2- Emek ve hizmet karşılığı elde edilen haklar vardır.

3- Karşılıklı ticari, siyasi veya sosyal anlaşmalar sonucu doğan haklar vardır.

4- Eşit işe eşit ücret, aynı şartlarda işlenen suçlara aynı ceza gibi ADALET gereği doğan haklar vardır; bunlar her gruba ve kâmil manada sağlanmalıdır.

 

 

 

 


[1] Mukaddime 1.Cilt Birinci Kitap Birinci Bölüm

[2] Bak: Siyaset Bilimine Giriş Prof. Esat Çam – giriş bölümü.

5 1 vote
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Subscribe
Bildir
14 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Huzur ve Barışın kaynağı
Bu dünya cennet misali huzur ve barış ortamı haline gelecekse bunun tek çaresi Kuran merkezli Hakça bir Adil Düzen kurulmadan olmayacağı kesindir. Biz insan oğlu bu kurtuluş reçetelerini kendi aklımızla bulamayacağımızı bilen Rabbimiz sonsuz şevkat ve merhametinden bizlere bunun temel kaynağını göndermiştir. Bu dunyasini ve ahiretini cennete çevirmek isteyen alır Kitabını okur anlar ve uygular istemeyene ne yapsın Rabbi herkese hakkettiğini verir.

Beklenilen Işık: Adil Düzen
Zalim azınlığın hüküm sürdüğü şu anki dünyamızda tüm mazlum milletler haklarının verileceği adil bir düzene şiddetle ihtiyaç duymaktalar. Mazlum ve mağdurların feryadı arşa ulaşmış durumda. İşte tüm mazlum milletlerin bir arada barış ve huzur içinde yaşayacağı Adil Düzeni tüm ayrıntıları ile Aziz Erbakan Hocamız bize ve insanlığa hediye ve miras bırakmıştır. Öncelikle belirtmek gerekir ki Milli Çözüm bu mirasa sahip çıkıyor ve günümüz şartlarından kaynaklı varsa eksiklikleri tamamlamak için elinden geleni yapıyor. Aziz Erbakan hocamızın Adil Düzen’in tüm dünyada tesisi için kuruduğu D8’ler şu an 21. asra hediye olarak durmaktadır. Bu arada Adil Düzen’e en çok sahip çıkması, tanıtım ve yaygınlaştırılması için en çok faaliyet göstermesi beklenilen Saadet ve Yeniden Refah Partilerinin bu konudaki ilgisizlikleri üzüntü verici. Yine de muhterem Ahmet AKGÜL hocamızın Aziz Erbakan Hocamızın kabir şeriflerinin başında, Milli Görüş erlerinin tekrar bir arada olması ve insanlığın ihtiyaç duyduğu Adil Düzeni hakim kılma çabalarını artırmaları hususunda yaptığı duaya tekrar amin diyoruz. Bu kapsamda uluslararası düzeyde kongre ve sempozyumların düzenlenmesi ne kadar iyi olur. Aziz Erbakan Hocamızın şu sözünü unutmamamız gerekir “siz batıya İslam’ı ancak bilimle anlatabilirsiniz/ikna edebilirsiniz. İnsanlığın yerlerde süründüğü, batı medeniyetinin tüm zulümlerini kustuğu günümüzde beklenilen ışık Adil Düzen’dir ve bunun tesisi için yapılacak her türlü gayret İnşaallah ahiret için en makbul faaliyetler hükmündedir.

Yeni Bir Dünyanın Temel Prensipleri Milli Çözüm Tarafından Deklare Edilmiştir
Her dinden, her kavimden ve her seviyeden bütün insanların birlikte barış ve bereket içinde yaşayacağı ve tüm temel hak ve hürriyetlerin sağlanıp korunacağı, İslami, ilmi ve insani yepyeni ve orijinal bir düzenin temel prensipleri makalemizde deklare edilmiştir.
Aynı zamanda bu deklare “Yeni Bir Dünya”nın ilanı, temel prensipleri ve tüm ülkelerin bu temel prensipler üzere “barış, bereket, hür ve insanca” yaşayacağının teminatıdır.

İman varsa imkan her zaman olur insallah
Her derdin devası olduğu gibi her ihtiyacın da bir karşılığı vardır.Şu an dünyanın en çok sıkıntısı yönetim bozukluğu Adaletsizlik, tutarsızlık, taraf olma, gayırmak, gizli iki yüzlülük v.s gibi daha bir çok haksızlıklar.En doğal, en faydalı, en hızlı, en adaletli, en net ve her konuda en şeffaf olan çözümleri sunulmuş tek çare ve kuşkusuz tek olasılık adil düzen ve projeleridir.Çaresi yok anahtarları teslim edeceksiniz.

Adil bir Düzene acilen geçilmeli…
Adil Düzen de, güçlü olanın değil; haklı olanın güçlü olduğu bir düzen ve intizam vardır! Hakkı üstün tutan bir yönetim de adalet ilkeleriyle insanlar idare edildikleri için; tarih boyunca birçok gayri Müslim bile, kendi zalim yönetim ve yöneticilerinden bezmiş olduklarından dolayı,Müslümanlarla beraber ve İslam devletinde yaşamayı, kendi dindaşlarına tercih ediyorlardı…

Tarihi arşivler, bu gibi hakikat levhalarıyla doludur. Mesela, Sultan Muhammed Fatih Han, İstanbul’u fethettikten sonra;gayri Müslimlerin kendi yerlerinde ve mabetlerinde hür ve özgür bir şekilde ibadetlerini yapabileceklerini, hiç kimsenin onlara zarar veremeyeceğini fermanını ilan ettikten sonra, ilk nesilden olan o günkü gayri Müslim olan insanların,asırlar boyu Müslümanların arasında, rahat yaşadıkları ve bir çoğunun Müslümanlara sadık kaldıkları bilinmektedir.
Hangi dinden ve hangi görüş den olursa olsun, herkesin temel insan haklarına sahip ve saygın yaşayacağı, Adil bir Düzen Hakimiyeti için gayret eden , Milli Çözüm Ekibine selam ve dualarımızla…

Sabah namazına kalkabilmek için aramızdan 1 kişinin uyanık olması yeterli malumunuz… İşte insanlığın saadetine plan proje hazırlığı olan 8 milyarlık insanlık içinde 1 harekat mevcut oda Milli Çözüm Zihniyeti.
Öncelikle bu umut verici , heyecsn uyandırıcı , gayretimizi çabamızı artırmaya yönelik ümitlerimizi yeşerten canlı tutan , makale için Muhterem Ahmet Akgül Hocamıza sonsuz teşekkürlerimi arzederim. Kalemine yüreğine sağlık…

Ülkemiz başta olmak üzere, diğer İslam Ülkeletinde olsun, farklı kültür ve düşünceye inanmış ülkelerde olsun, böylesi BİRLİKTE YAŞAMAYI VE BARIŞ – BEREKET ORTAMINI OLUŞTURUCU, Kur’an ve Sünneti esas alıp, insani ve İslami bir düzen, bir proje , bir hazırlık, hepsini geçtik böyle bir düşünceye bile sahip ikinci bir kurum kuruluş topluluk veya şahıs malesef bulunmamakta. Yüzlerce sivil toplum kuruluşu tarikatlar cemaatler dernekler vakıflar partiler olmasına rağmen , sadece ve sadece makalede de gördüğümüz ve incelediğimiz şekilde İNSANLIĞIN SAADETİNİ , KURTULUŞUNU VE ZALİMLERİN İSE ETKİSİZ YETKİSİZ KILINACAĞI PLAN PROJE VE HAZIRLIKLARLA ümit ve heyecanımıza güç katan MİLLİ ÇÖZÜM’DEN BAŞKA BİLGE VE YİĞİT ŞAHSİYET AHMET AKGÜL HOCAMIZDAN BAŞKA yok… Çok şükür işte bu durum insanlığın ve asrımızın SAHİBİNİN kim olduğunu tescilleyen örnekler ve hazırlıklar olduğunun ispatı ve delilidir…

Adil Düzen’e İhtiyaç Kaçınılmazdır!
[b] Yalnız Müslümanların değil, bütün insanlığın; ilmi, ahlâki, siyasi ve ekonomik sorunlarını çözecek ve her hususta yol gösterecek yeni bir dünya düzenine ihtiyaç vardır. Ve bu Adil Düzen’in temel kaynağı ilim ve iman olacaktır. Efendimizin (SAV) işaretiyle, Hz. Âdem peygamberden bugüne benzeri görülmemiş ihtişamda bir saadet medeniyeti yeniden kurulacaktır. Ve bu mutlu netice, Kur’an’ın kerameti, Hz. Muhammed (SAV) Efendimizin yeni bir mucizesi sayılacaktır. Sahabelerin ve müçtehid âlimlerin ruhaniyeti de bundan memnun ve mesrur olacaktır.
İnsanlığın Komünizm’de arayıp da elde edemediği, Kapitalizm’in va’ad edip de veremediği, gerçek barış ve adalet sistemi nasıl olacaktır, nasıl kurulacaktır ve uygulanacaktır? Sorularının cevabı olan “Adil Düzen” projeleri, işte bu maksatla hazırlanmakta ve olgunlaşmaktadır.
Milli Çözümcü olarak bizlere düşen, Erbakan Hocamızın hazırlayıp bizlere emanet ettiği bu kıymetli projelere sahip çıkmaktır. Rabbimiz bizlere Feth-i Mübin’in bir an önce gerçekleşip, Adil Düzen inkılabının tüm mazlumların kurtuluşuna vesile olmasını, bizlerin de azimle ve gayretle bu yolda mücadele etmemizi nasip etsin inşallah. Amin. [/b]

BİRLİKTE, BARIŞ VE BEREKET ORTAMINDA YAŞAMANIN TEMEL PRENSİPLERİ
[b]Adil Düzen[/b], her dinden, her kavimden ve her seviyeden bütün insanların birlikte barış ve bereket içinde yaşayacağı ve tüm temel hak ve hürriyetlerin sağlanıp korunacağı, İslami, ilmi ve insani yepyeni ve orijinal bir düzendir. Adil Düzen; 1- Hakkı üstün tutan bir düzendir, 2- Hürriyeti esas alan bir düzendir, 3- Huzuru ve güveni sağlayan bir düzendir.
Adil düzen, “Mutlak doğrulara” dayanılarak ve “Kesin yanlışlardan” sakınılarak hazırlanan düzendir.
Doğru ve yanlışların tespitinde ise şu değer ölçüleri esas alınmıştır.
A- Aklıselimin gerekleri, B- Müspet ilimin verileri, C- Vicdanı kanaat neticeleri, D- Tarihi tecrübe ve birikimleri, E- Evrensel Hukuk kaideleri, F- İlahi dinlerin öğretileri.
Haksızlık ve ahlâksızlığa yol açan düşünce ve düzenler “Devamlı yanlışlar” üzerine kurulan Batıl düzenlerdir.
[b]Cihat[/b], devlet eliyle ve evrensel hukuk çerçevesinde, her türlü haksızlık ve ahlâksızlığa engel olmaya ve bu maksatla adalet ve hürriyeti sağlayacak Adil bir Düzen kurmaya yönelik çabalardır.

NE EZİLEN, NE EZEN TEK ÇARE, ADİL DÜZEN
[b]Yöneten değişse de, sistem aynı kaldıkça

Sorunlar devam eder, faiz fuhşa daldıkça

Hiç hayra varılır mı, HAÇ’tan emir aldıkça

Sağı solu bırakın, bunlar başı boş gezen

Sinsi Şeytani değil, insani Adil Düzen…

[/b]

Yorulduk ya yılmadık, sarsıldık yıkılmadık

Yüce Rabbe sığındık, engele takılmadık

Ufuklara uzandık, ufaka tıkılmadık

Hep sabır tesbihine, yıllardır umut dizen

Sadıkların eliyle, kurulur Adil Düzen…

[b]Akıl bilim kıstaslı, hem Kur’an’dır mihveri

Esasları dip diri, el-hak Erbakan Piri

İlim ve irfan ehli, Ahmet Akgül rehberi

Her din ve kavme eşit, seçmez yabancı kuzen

Sistemler iflas etti, son umut Adil Düzen…

      

[/b]

Tarihin en şerefli milleti, tarih sayfasında yerini yeniden alacak!
Resmi araştırmaların sonucu bütün dünyanın kabul ettiği gerçek; dünya tarihinin en adil süper gücü Osmanlı Devletidir.
Yüzlerce yıl bu topraklarda farklı din, dil ve ırktan insanlar barış ve huzur içerisinde yaşadı.
Çünkü yöneticilerinin görüşü Milli Görüştü…
Şaire sormuşlar – ” sevmek mi daha çok yorar, sevilmek mi? Şair demiş ki -” Allah için değilse ikisi de yorar.
Ancak; insan tam anlamıyla bilmediği bir şeyi nasıl sever ki?
Millet olarak; gayesiz ve gayretsizliğimiz sonucu öğrenemedik..
Rabbimizi, Peygamberimizi, dinimizi, tarihimizi tam manasıyla öğrenemedik maalesef, tanıyamadık…
Siyonizm ve işbirlikçi yöneticilerin tahribatları sonucu, sevgi ve saygıdan mahrum kaldık, kutuplaştık…
Erbakan Hoca tarafından başlatılan uyanış projesinin, hakk davanın sancağını taşıyan hareket hangisidir İspatlayalım…
Yakın tarihi inceleyelim; toplum ortak paydalar da nasıl buluşuyor?
Toplum Milli Çözüm söylemlerine nasıl yaklaştı?
Kahraman hocaefendi zannedilen şahış, artık bir terör şebekesi…
Yıllardır istismar ve inkâr edilen Atatürk, manevi değerlerine bağlı, İslam dinine saygılı, vatansever, cefakar bir devlet adamı… Hatasıyla sevabıyla…
Kin ve nefret tohumu ekilmeye çalışılan, din düşmanı olarak hedef gösterilen, yıpratılmaya çalışılan TSK artık; Türk Cumhuriyetinin en milli kurumu…
Yıllardır, hakaret, kin, nefret, iftiraya maruz kalmış haksızlığa uğramış Erbakan Hoca artık, tüm toplum tarafından saygı gören değeri geç anlaşılmış bir Mücahid…
Son olarak AKP kaldı, toplumun bir bölümü çoğu şeyin farkına varsa bile tam manasıyla uyanmadı toplum..
Merak etmeyin az kaldı, AKP hakkında ne söylendiyse çıkacak..
Zira kimsenin laf kondurmadığı hocaefendi 2 günde hain oldu bu ülkede.
İşte o gün Allah için sevmek ve Allah için buğz etmenin manası ortaya çıkacak..
Dünyanın dört gözle beklediği adalet, Müslüman Türk ile gelecek.. Millet özüne dönüyor, tarihine ve ruh köküne…

Sistem adil, siyasetçi asil, toplumun fertleri ise akil (anlayışlı ve ahlâklı) olmadıkça huzuru yakalamak imkânsızdır. Bencil, beleşçi ve bilinçsiz kişiler birlikte ve barış içinde yaşamayı ve bereketli üreticiler olmayı başaramayacaktır.
İşte bu her dinden, her kavimden ve her seviyeden bütün insanların birlikte barış ve bereket içinde yaşayacağı ve tüm temel hak ve hürriyetlerin sağlanıp korunacağı, İslami, ilmi ve insani yepyeni ve orijinal bir düzene ihtiyaç vardır, Adil bir Düzen kaçınılmazdır.

1- Bu düzen insani olmalıdır; çünkü, yalnız Müslümanları değil, bütün insanları kapsamalı ve kucaklamalıdır.

2- İlmi olmalıdır; çünkü, akli delillere ve müspet ilmin verilerine uygun hazırlanmalıdır.

3- Vicdani olmalıdır; çünkü, İslam barış ve bereketi esas almaktadır.

[b]Adil Düzen’in genel amaçları ve temel esasları çerçevesinde irtibat, intizam ve istişare halinde çalışmalıdır. Böylesine Adil bir Düzen, “Mutlak doğrulara” dayanılarak ve “Kesin yanlışlardan” sakınılarak yapılanmalıdır.

Doğru ve yanlışların tespitinde ise şu değer ölçüleri esas alınmıştır.

A- Aklıselimin gerekleri,

B- Müspet ilimin verileri,

C- Vicdanı kanaat neticeleri,

D- Tarihi tecrübe ve birikimleri,

E- Evrensel Hukuk kaideleri,

F- İlahi dinlerin öğretileri.

Bu altı değer ölçüsünün, ittifakla “Hayırlı ve Yararlı” gördüğü şeyler “Doğru”, yine bunların ittifakla “Kötü ve Zararlı” gördüğü şeyler de “Yanlış” sayılmalıdır. “Değişmeyen Doğru”ları ve adaleti esas alan düşünce ve düzenler HAK’lı, “Devamlı yanlışlar” üzerine kurulan, haksızlık ve ahlâksızlığa yol açan düşünce ve düzenler ise BÂTIL yollardır.

Bunun içindir ki Adil Düzen;

1- Hakkı üstün tutan bir düzen olmalıdır.

2- Hürriyeti esas alan bir düzen olmalıdır.

3- Huzuru ve güveni sağlayan bir düzen olmalıdır.

Çünkü;

a) Hem kafayı,

b) Hem kalbi,

c) Hem karnı doyuran,

d) Hem de kişilik (itibar) kazanacağı bir sisteme ihtiyaç vardır.

[/b]

Bu arada, farklı köken ve kültürden, ama herkesin hayrına ve huzuruna yarayan, çağdaş bilimin verileriyle ve evrensel hukuk prensipleriyle de uyuşan “gerçeklere ve güzelliklere”, sadece, bunlar “din”den kaynaklanıyor diye karşı çıkanların; asla olumlu ve onurlu bir tavır sergilemedikleri, demokrasi ve laikliği özümsemedikleri ve içlerine sindiremedikleri de açıktır.

Hakkın Tesisi Ve Tesiri Şart Oldu!
Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle (kolaylıkla) tanışmanız (ve farklı yetenek ve faziletlerinizden yararlanmanız) için sizi (değişik) kavimler ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim ve değerli) sayılanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca (kötülükten sakınma, iyilikte yarışma konusunda) en ileride olan kimselerdir. Şüphesiz Allah (her şeyi hakkıyla) Bilendir, Habir’dir.” (Hucurât Suresi: 13) ayeti de bu gerçeğe işaret buyurmaktadır.

“O’nun (Allah’ın kudret ve hikmet) delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın (dillerinizin) ve renklerinizin değişik olmasıdır. (Farklı kavim ve kabileler olarak, birbirlerinizle kolay tanışmanız, dayanışmanız, değişik yetenek ve üretimlerinizden yararlanmanız için böyle yapılmıştır.) Şüphesiz bunda, (dikkatle düşünüp) bilenleriniz için alınacak dersler vardır.” (Rum Suresi: 22)

İslam’da soy-sop ayrıcalığı bulunmadığı; herkesin inancı, insanlığı, aklı ve ahlâkı ölçüsünde kıymet kazandığı Kur’an’da şöyle anlatılmaktadır:

“(Allah) Buyurdu: ‘Ey Nuh, kesinlikle, o senin ailenden değildir… Çünkü o, salih olmayan bir iş (bâtıl ve bozuk amel sahibidir… Sadık ve salih olmayan bir kişidir… Tavrı ve tabiatı, amel-i gayr-ı salihtir). O nedenle, hakkında (kesin) bilgi sahibi olmadığın şeyi Benden isteme! Doğrusu, sen cahillerden olmayasın, (evladın diye zalim ve kâfirlere sahip çıkmayasın) diye sana öğüt veriyorum!’” (Hud Suresi: 46)

Her alanda Hakkın ve adaletin tesisine ne kadarda acilen ihtiyaç olduğunu belgeleyen bir yazı olmuş..Allah CC Hocamızdan ve abilerimizden razı olsun …Amin

“EN GÜZEL ÇAĞRIYA UYMAK!.”
“EN GÜZEL ÇAĞRIYA UYMAK!.”

“GAYEMİZ TÜM İNSANLIĞIN SAADETİDİR!..” (Prof.Dr Necmettin Erbakan)

Rahmetli Erbakan Hocamızın konuşmaları icraatleri fikir ve projeleri incelendiğinde sadece ülke insanımızın değil sadece islam aleminin değil tüm insanlığın barış huzur adalet ve refahının hedeflendiği ve bu konuda son derece samimi olunduğu çok net olarak görülecektir..

Aynı şekilde (ön yargısızca okuyup inceleyen herkesin) Üstat Ahmet Akgül’ün öncülüğündeki Milli Çözüm yaklaşımının da Rahmetli Erbakan Hocamız ile aynı paralellikte; siyasal ekonomik sosyolojik psikolojik her açıdan -akli ilmi dini delillere dayalı- bir kurtuluş reçetesi olduğunu görmemesi mümkün değildir..

Hangi fikirden olursa olsun problemlerden kurtuluş isteyen tüm devlet yetkililerine ve halkımıza düşen hakikatten yüz çevirmek değil hakikate yöneliştir.

Aksi halde dış güçler ve envai (sağcı solcu dinci ırkçı ayrılıkçı vd) çeşitteki işbirlikçilerinin ifsat fikir ve politikalarına uyulmaya devam edilirse Allah korusun adım adım Irak gibi Libya gibi Suriye gibi olunulması kaçınılmaz olacaktır.

Önemli olan Siyonist ve Emperyalistlerin oyunlarını bilmek ve bu oyunları bozmaktır. Hep birlikte Milli Çözüm’e inanarak Adil bir düzen inşaa etmektir.

Uyarı:

“Ey milletim, 40 seneden beri size konuşup durmaktayım. Ne olur bir defacık bile olsa beni Siyonizm’den önce siz anlayın. Ama maalesef siz anlayıncaya kadar onlar çoktan tedbirlerini almış olmaktadır. Siz anlamayıp sonunda yüzünüz gözünüz yara bere, kan revan içinde yine bize geliyorsunuz!”

Prof.Dr. Necmettin Erbakan

Büyük değişimler, büyük bir lider ve büyük planlar ile gerçekleşir. Bireysel çabalar ise bu değişimi ancak destekler ve hızlandırır.
[b]Toplumu bir fabrikaya benzetirsek, ahlâk ve maneviyat bu fabrikanın temelini oluşturur.

Evrensel insan haklarınca; farklı din, dil, ırka sahip her ferdin huzur, mutluluk ve hürriyet ortamında yaşayabilmesi ise bu fabrikanın amacıdır.

Fabrikada bulunan üretim, paketleme vb farklı tezgâhlar ve makineler ise, Rabbimiz tarafından insanlara verilen farklı meziyetler, kabiliyetler ve yönelimlerdir.

Ayrıca bu fabrikanın, denetleme ve idare birimleri olması gibi, toplum yapısında da denetim ve idare doğal olarak oluşmuştur.

Fabrikanın amacına ulaşabilmesi için, her birim hatta belki bir vida dahi çok mühimdir. Fakat elbette idari birimde bir makinenin kodunun yanlış yazılmasıyla, spesifik bir makinenin bir parçasının bozulması, oluşturacağı problemlerin etki alanı bakımından bir değildir. Bu nedenle kötü emelleri olanlar, evvela idari birimleri bozmak hedefindedir.

Toplumda idari birime giden yol ise siyasetten geçer. Bâtıl toplumlarda siyasette söz sahibi olmanın bir yolu da ekonomik güç ve özelleştirmelerdir.

İşte, tüm kötülük ve zulümlerin çıbanbaşı olan Siyonizm; maddi imkânlarla donattıkları şirketlerini, işbirlikçi yönetimlere borç vermek, ihalelerde usulsüzlük yaparak kamu alanlarında pay, hak sahibi olmak gibi kirli anlaşmalarla; fabrikanın idari birimini ele geçirip, fabrikanın tüm parçalarını kendi istediği kodlarla, kendi şeytani amaçlarına doğru hizmet ettirmektedir.

Fabrikayı yeniden Hak çizgiye getirmeye çalışmak, zalim ve kötü niyetlilerden kurtarmak her müminin, vatandaşın görevidir. Kapitalist ve komünist sistemler bunu “anarşi” yoluyla yapmaya çalışır. İslâm ise bu direniş ve kurtuluşu cihad ile yapar. Cihad ise her mümin kadın ve erkeğe farz olup belli kural ve usullerle yapılır.

Elbette fertler olarak, hoşgörü, empati ve yaratılanı yaratandan ötürü sevmek gibi insani ve kucaklayıcı bir tutuma sahip olmalı ve aynı fabrikanın farklı parçaları, aynı vücudun farklı organları olduğumuz bilincinde olmalıyız.

Fakat etkili ve geniş sahada değişimler ve gelişimler yapmak için kişisel ve bireysel çabalar tek başına yeterli olmayacaktır. Bu nedenle fabrika idaresinin, vücudun beyninin, toplumda ise siyasi idarenin ipleri muhakkak elimizde olmalıdır.

Bu da ancak, imanlı bir kalbe, ilim sahibi ve stratejik bir beyne sahip bir liderin etrafında, organizeli ve teşkilat disiplini içerisinde çalışırken; aynı zamanda bireysel olarak da ahlaki ve ilim yönünden kendimizi geliştirmeye çalışmak, ibadet disiplini altına girmekle ile mümkündür.

Zira Allah’ın vaadi vardır ve toplumu içine düştüğü şeytani girdaptan kurtaracak, sadece Müslümanlara değil, sadece Türkiye’ye değil… Tüm dünyada Hakk’ı hakim kılacak bir ümmet eliyle kurtuluş gerçekleşecek ve Adil bir Dünya Düzeni kurulacaktır.

[/b]

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
14
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...