“BİZ KİMİZ?” TESTİ
Şimdi gelin, “Biz kimiz?” ve “İnsan ilişkilerinde hangi nefis mertebesindeyiz?” sorusunu yanıtlamaya ve kendimizi tanımaya çalışalım:
Kişi kendini tanımak; kötülüklerden arındırıp, iyiliklere alıştırmakla mükelleftir. Çünkü “Nefsini bilen, Rabbini de bilecektir.” Herkes kendi bedeninde ve benliğinde tezahür ve tecelli eden Rahmani-vicdani duyguları ve şeytani dürtüleri fark ederek, Hak’ka (doğruya ve hayırlıya) tabi olup, Bâtıl’a (yanlışa ve zararlıya) tepki gösterip terk etmedikçe, olgunluk mertebesine erişemeyecektir. İşte aşağıdaki soruların yanıtları, kendi ayarımızı ve ahlâkımızı yansıtan verilerdir.
1- İlişkilerinizde neye önem verirsiniz?
a) İnsan ilişkilerimde; siyasi ve iktisadi çıkarlarımı, üstün sosyal statü ve sıfatımı özellikle gözetirim.
2- Dostlardan ve genelde hayattan ne beklersiniz?
a) Daha rahat ve konforlu yaşamak, şöhret ve etiket sahibi olmak ve dostlukları buna göre oluşturmak isterim.
3- En çok nelere üzülmektesiniz?
a) Bana yarasın diye emek verdiğim kişilerin nankörlük etmesine ve ayrılıp gitmesine çok içerlerim.
4- Arkadaş veya aile çevresinde konuşkan bir kişi misiniz?
a) Düşünce ve tecrübelerime güvendiğim için, onları her fırsatta çevremdekilere aktarmam gerektiğini düşünür ve sonuçta bir toplulukta en çok konuşan kişi ben olurum.
5- Konuşurken veya dinlerken karşınızdaki kimsenin gözlerine bakabilir misiniz?
a) Konuşurken karşımdakinin gözlerinin içine bakar ve karşımdaki de aynı şekilde davranmazsa çok sinirlenirim.
6- Arkadaşınızla bir yerde buluşacaksınız, fakat arkadaşınız söz verdiği saatte gelmediyse, nasıl bir tepki verirsiniz?
a) Böyle bir hususta mazeret kabul etmez, yeteri kadar önem vermediği için geç geldiğini düşünür ve kızgınlığımı sözle de dile getiririm.
7- Çalıştığınız yerdeki iş arkadaşımız o gün oldukça durgunsa, bunu nasıl değerlendirirsiniz?
a) Davranışlarının bana karşı alınmış bir tavır olabileceğini düşünür, fakat fazla üzerinde durmamayı yeğlerim.
8- Komşunuzdan uygunsuz bir saatte gürültü geliyorsa, aşağıdakilerden hangisini yapmayı tercih edersiniz?
a) Hemen kapısına gider ve bu davranışın âdâb-ı muaşeret kurallarına hiç uymadığını söylerim.
9- Arkadaşınız sizi bir hususta eleştirdiğinde ne hissedersiniz?
a) İnsanlar beni genellikle haksız yere eleştirir. Bu beni çok öfkelendirir. Ne yapalım meyveli ağaç taşlanır. Zaten kimse beni çekememektedir.
10- Sevdiğiniz bir arkadaşınıza veya yakınınıza karşı olan sevginizi, ona söyler misiniz?
a) Söylemeyi tercih ederim.
11- Bir tartışma esnasında karşınızdakine karşı kırıcı sözler sarf eder misiniz?
a) Ben neysem oyum, gerektiği zaman gerekeni söylerim.
12- Sıkıntılı zamanınızda bunu çevrenizdekilerle nasıl paylaşmayı tercih edersiniz?
a) Sıkıntımı içimde saklayamam, arkadaşlarıma rahatlıkla söylerim.
13- Uzun zamandır görmediğiniz bir arkadaşınıza bir toplantıda rastladığınızda, nasıl hareket edersiniz?
a) “Hiç dost dostu bu kadar uzun zamandır aramaz mı?” diye sitem ederim.
Değerlendirme
A şıkkı çoğunlukta ise;
İnsanlarla ilişkilerinizde, hep kendi dediğinizin olmasını istiyorsunuz. Sizin düşünce ve davranışlarınızın daima başkalarınınkinden üstün olduğunu düşünüyor ve bunu sürekli çevrenizdekilere kabul ettirmeye çalışıyorsunuz. Sayılı kişiler dışında, çevrenizdekileri küçümser şekilde hareketleriniz, herkesin mükemmel şekilde davranmalarını beklemeniz, onları sizden uzaklaştırıyor ve yalnız kalıyorsunuz. Daha hoşgörülü olursanız, inanın daha mutlu olacaksınız.
B şıkkı çoğunlukta ise;
Siz çevrenizdekilere değer veren bir kimsesiniz. Çevrenizdekilere sıkıntılı zamanlarında yardımcı oluyor ve onlardan da gerektiğinde yardım alabiliyorsunuz. Eğer karşınızdaki de sizin gibi davranırsa, insanlarla ilişkilerinizin olumsuz gitmesi için ortada bir neden görülmüyor. İnsanlarla iletişim kurarken beden dilinizden maksimum derecede yararlanıyorsunuz. Size karşı yanlış bir hareket yapıldığında, bunun yanlış anlaşılmadan kaynaklanabileceğini düşünüyor ve düzeltme yoluna gidiyorsunuz. İnsanların davranışlarının temelinde yatan sebepleri göz önüne almayı ihmal etmiyorsunuz. İnsanlara karşı önyargılı davranmamaya gayret ediyorsunuz.
C şıkkı çoğunlukta ise;
Siz oldukça değişken yapıya sahip bir kimsesiniz. Sizin insanlarla iletişiminiz tamamen ruh halinize bağlı. Eğer bir gün sıkıntılıysanız veya sizi üzen bir olay olmuşsa, bunu yüz hatlarınız ve hareketlerinizle o kadar çok ortaya koyuyorsunuz ki, çevrenizdekiler sizi üzecek bir şey yapıp yapmadıklarını düşünüp duruyor ve huzursuz oluyorlar. Neşeli olduğunuzda da aynı şekilde çevrenizdekilerle iletişiminize bunu yansıtıyorsunuz.
D şıkkı çoğunlukta ise;
İnsanlarla iletişiminizde fedakârlığı o kadar çok ön planda tutuyorsunuz ki, bunda aşırıya varıp; kendi duygu, düşünce ve isteklerinizden çok fazla taviz veriyorsunuz. Hâlbuki hem insanlarla iyi geçinip hem de doğru bildiğiniz şekilde davranmak mümkündür. Yeter ki siz kendinizi ifade etmeye gayret edin.
Haydi, kendimizi bilelim!
“Nefsini bilen, Rabbini bilir” Hadisini İbn Arabi (r.a.) şöyle izah etmiştir: “Her insanda, ayrı bir ‘İlahi İsim’ daha fazla tecelli etmiştir. İnsan, ancak bu İsmin tecellisi kadarınca nefsini bilecektir.” Yani bu İlahi İsmin tezahürü oranında imana ve irfana erişecektir. Rabbin Zât’ını idrak etmek, zaten mümkün değildir. Bu nedenle Zât’ının tefekkürü yasak edilmiştir. İnsan idraki, Cenab-ı Hak’kın Zât’ını fikretmekten acizdir…
Nefs, klasik Arapça’da ruh anlamında kullanılagelmiştir. Günümüzdeki kullanımı daha çok, ‘ruh’tan farklı, özerk bir olgu biçimindedir. Nefsin çeşitli mertebe ve merhalelerinden Kur’an’da söz edilmektedir. Hikmet ehli, insanoğlunun yeryüzüne gönderiliş amacını; bir terbiye ve tekâmül sonucu, asli doğasına yeniden ulaşma olarak değerlendirir. Dolayısıyla insanın, dünyaya gönderilmesi bir imtihan içindir; eğitim, ibadet ve mücadele ile olgunlaşmaya yönelmelidir.
1- Nefs-i Emmare: Kin, düşmanlık, yalancılık, nifak, isyan ve küfür üzere olma halidir. Bunlardan kurtulmak üzere insanın manevi bir seyr-ü seyahate girişmesi, nefsin, Kur’an’da belirtilen aşamaları gerçekleştirmesi gerekmektedir.
2- Nefs-i Levvame: Bütün kötülüklerden kaçınma yönünde bir duyarlılık ve pişmanlık halidir.
3. Nefs-i Mülhime: Kişiye iyiliklerin ilham olduğu, kötülüklerini terk edilmeye koyulduğu bir ahlâk mertebesidir.
4- Ardından, imani ve insani doygunluğa yetişip, Rabbi’yle huzur bulmuş Mutmain Nefs düzeyine erişir.
5- Nihayet, Allah’ın her hükmünde ve takdirinde hikmet ve ibret arayıp teslimiyet gösteren, ibadet ve istikamet üzere Rıza Makamına ulaşmış halde Nefs-i Raziyye gelecektir.
6- Derken Marziyye makamında, Allah o kuldan razı olup seçmiş demektir.
7- Ve Nefs-i Kâmile, (olgun, huzurlu ve şuurlu nefis), Allah’ın halifesi olarak insanları irşatla şereflendirilmiştir. Bunlar toplumda gönüllü barış elçileri ve hakikat davetçileridir.
Uyarı: Bu kısa ve özlü testin sonuçları, kişilik ve karakterimizi aksettiren yaklaşık bir puanlama yerindedir, yani bizi tanıtan bir ayna gibidir. Asla aynaya bakmaktan çekinmemeli; kendimizi tanımaya, eksiklerimizi tamamlamaya ve aksiliklerimizden kurtulmaya gayret etmelidir.
Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:
{mp3}bizkimiztesti{/mp3}

Nefsine Aldanma
Aldanma !
Meyledipte nefsine kanma
Boş hülyalara dalma
Riyakar ibadetlerine aldanma
Ahrette seni kurtarır sanma!
Şeytanın cennetten kovulma nedeni nefsi dürtüleriydi. Kendisinin ateşten Hz. Adem (A.s) topraktan olduğunu söyleyip Allah tarafından cennetten kovulmuştur.
Rivayete göre Allah nefsi oruçla terbiye etmiş, nefis Rabbini ancak o zaman tanmıştır.
Biz kullardaki nefisde aynı dürtülere sahip olduğumuz için günümüzde kolaylıkla ahir zaman fitnelerine yenik düşüp çeşitli hatalar yapabilmekteyiz.Rabbim nefsini tanıyıp yenik düşenlerden etmesin, gerçek manada olgunlaşıp pişmeyi nasip etsin.Amin
Güzel Ahlak Lutuftur!
Rabbim huzurunda utandıracak karekter ve ozelliklerden bizleri korusun…Nas suredinde ki dualardan olan” Şeytanlasmis insanların serrinden Allah a sığınırım” duasını bol bol yapmalıyız…Şu ahır zamanda tüm fitnelerin arasına sıkışan bizlere Rabb’im ilmiyle amel etmeyi nasip eylesin…Amin
En Büyük Yalan’a Karşı
“Aslında gerçek şu ki; insan, kendi nefsine karşı bir basirettir. (Hesap günü birtakım mazeretler belirtse de, nefsinin kötülüklerine bizzat kendisi şahittir, herkes kendi ayarını ve amacını bilmektedir.)
(Ahirette) Kendi mazeretlerini ortaya atması (bir takım yalan bahanelere sığınması) bile (gaflet ve cehaletinin ve Allah’ı takdir edememenin bir neticesidir).”Kıyamet 14-15 Ayeti,nefsimizin “Anlamazlıktan Gelme,Aklını Örtme,Yok Sayma…” gibi hastalıklarını -hilelerini nasıl da boşa çıkarmaktadır!..
Muhterem Üstadımızın:”En büyük yalan kişinin kendi kendisini kandırmasıdır!”tespitleri de ,nefs ve şeyatanın kuşatmasının yarılması adına çok önemli bir ölçü olmaktadır!..
Bazan,hatta sıkça görmekten kaçındığımız,ancak hayati önem taşıyan “Kendimizi Doğru Tanıma “konusunun gözardı edilmesi ,tarifsiz acılarla sonuçlanacak koyu bir gaflet-meskenet halidir!..