YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6a5b75b9deaf8
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 1 0 0 9 1
Bugün : 21773
Dün : 53755
Son 30 gün : 1699701
Toplam : 58336814
IP Adresiniz : 18.97.9.175

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

BİZ NELER GÖRDÜK!..

Şova çevirdiler, Millî Görüş’ü
Biz bunlara bön bön, bakanlar gördük!..
Erbakan’a hain, kirli gülüşü
Chatham House kırvat, takanlar gördük!..

CFR güdümlü, ne başbakanlar
Chatham House gül’ü, cumhurbaşkanlar
Trump’ın kâhyası, boş yapışkanlar
Biz Hakk’tan nasipsiz, Hakanlar gördük!..

Siyonist merkezden, kimler eslendi?..1
Gül, bin Davut, Ali; nerden beslendi?..
Biz başına vurduk, kıçı seslendi
Yazık ki kör kurşun, sıkanlar gördük!..

“Erbakan mirası, Onun devamı!”
Geçinip nankörlük, etmek reva mı?..
Bilderberg yolcusu, dert mi deva mı?
“Yeni Yol”la yoldan, çıkanlar gördük!..

Basiret bağlandı, gayret çürüdü
Pakradun Yahudi, içten yürüdü
Saf dava ehlini, gaflet bürüdü
Tebliğden yorulup, bıkanlar gördük!..

Hakk dava yürür mü, cahil müfritle2
Arabası varmış, gazla hibritle
Yıllar birikimi, bir çöp kibritle
Şu hazır harmanı, yakanlar gördük!..

Adil Düzen imar, Siyonizm harap
Elbet “Hayır ve Şer”, Sendendir Ya Rab
Nusret ver ümitler, olmasın serap
Eliyle ahretin, yıkanlar gördük!..

En haklı davadan, kaçıp cayarak
Adım adım zulme, küfre kayarak
Faiz fuhuş kumar, normal sayarak
İmandan İslam’dan, çıkanlar gördük!..

Güvenme devranın, yazı güzüne
Yakındır kara kış, çöker düzüne
Milli Çözüm gibi, fasık yüzüne
Hakkı Erbakan’ca, çakanlar gördük!..

  1. Eslenmek: Öne çıkarılmak, desteklenip madalya takılmak.
  2. Müfrit: İfrata yönelen, aşırı giden.
4.7 14 oy
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ali ÇAĞIL - İHL ve Kamu Yönetimi Mezunu

Ali ÇAĞIL - İHL ve Kamu Yönetimi Mezunu

Abone Ol
Bildir
7 Yorum
En yeni
En eski En Çok Oylanan

SEBE SURESİ 41. AYET
(Melekler veya Melikler ise) Derler ki: “Hâşâ, Sen Yücesin! Bizim Velimiz (yöneticimiz ve sahibimiz) Sensin, onlar değil. Hayır, onlar (tuzağına kapıldıkları şeytani) cinnlere tapıyorlardı ve çoğu onların (yalanlarına) inanmışlardı.” [Not: Cinnlerin, içine girip konuştukları bu putlara tapan veya şeytani kuruntularını Allah’ın özel ilhamı sanan bazı sahtekârlara körü körüne bağlanan insanlardı.]

Günümüzde, İslamı titizlikle yaşamak olan tarikatlerin bir çoğu şuan büyük çoğunluğu malesef Siyonist Yahudilerin güdümüne girdikleri görülmekte malesef.
Siyonist Kirli cephe sistemini devam ettirebilmek için sadece Siyaset arenasını değil her bir arenayı insanın olduğu her topluluğun başına işbirlikçisi yerleştirerek bu insanlığı şeytanın güdümünde olup, Allah’tan Kur’an’dan Sünnet’ten Hakktan koparmak şeytanın askeri konumuna taşımakta…

Rabbim sonumuzu hayretsin…. Bozuk Batıl Siyonist Sistemden beslenenler, bu sistemle gelenler, bu bozuk Batıl sistemi değiştirmek yerine, sistemin devamı için uşaklık etme sözüyle geldikleri ve o gaye için getirildiklerinden ötürü, Hakkmış hakikatmış adaletmiş insan haklarıymış iç ve dış politikada onurlu tablolarmış, insanlığın saadetiymiş, sağlık sıhhatmış, gerçek eğitim ve öğretimmiş, gençlerin geleceğini karartmakmış umurlarında olmadığı gibi, ne kadar tahribat ve tahrifata uğratırımın gayretini çabasını güder onlar…. Dolayısıyla onlardan iyi doğru güzel faydalı ve adil bir hizmet beklemek ahmaklık olur… Çünkü niyet bozuk, samimiyet zerre miskal yok…
Önce bu batıl siyonist sistemin çökmesi için elinin tersiyle itip Adil Düzen’i ilan etmek için Mecelle’nin 30.maddesi olan DEF’İ MEFASİT CELBİ MENAFİDEN EVLADIR…
Yani, fesat merkezlerinin tahribatından kurtulmak, hayırlı ve yararlı icraatlar yapmaktan daha öncelikli ve önemli sayılmaktadır.

Milli Çözüm gibi, fasık yüzüne
Hakkı Erbakan’ca, çakanlar gördük!..

İşte Milli Çözüm Enbiya Suresi 18. Ayeti bilfiil hakkıyla uygulamaktadır. Şeytana asker olmaktan kurtulmanın veya ELİYLE AHİRETİNİ YIKANLARDAN OLMAMANIN yolu çaresi ise yine bu ayeti bihakkın uygulama gayreti çabası güden Milli Çözüm’e bende olmak tâbi ve taraf olmak takipçisi olmaktan başka malesef seçeneğin olmadığını hep birlikte görmekteyiz.

ENBİYA SURESİ 18. AYET
Hayır, aksine; doğrusu Biz Hakkı Bâtılın tepesine fırlatırız, O da onun beynini parçalayarak mahvedip bitirir. (Kur’an’a, Resulüllah’a ve insan haklarına dayalı hayır ve huzur sisteminin ana hatlarını ve Siyonizm’in perde arkasını sadık kullarımızla topluma bildiririz, böylece inkârcı zalimleri deşifre edip deviririz. Ardından) Bir de bakarsın ki, o (bâtıl ve barbar rejimler, zalimler ve işbirlikçiler bir müddet sonra yıkılıp) yok olup gitmiştir. (Allah’a karşı; “sözünde durmaz, süper güçlerle başa çıkamaz” gibi zanlardan ve) nitelendirdiğiniz yakışıksız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size! [Not: Beyni parçalanan ve fikriyatı boşa çıkarılan bâtıl ve barbar sistemin, geri kalan görkemli gövdesinin çökmesi ve çözülmesi artık kolay ve kaçınılmaz olacaktır.]
( BAK: http://www.mealikerim.com )

İnsan elindekinin kıymetini bilmez ise ömrünü de çarçur edermiş. Adil Düzen gibi dünyaya huzur ve barışı getirecek tek bilimsel projeye miras olarak sahip olacaksın, ondan sonra bunun uygulanması için çaba göstermek yerine başkalarının planlarında figüranlığa razı olacaksın. Var mı daha büyük gaflet? halbuki bir gerçek var ki; sen topluma bir alternatif sunmazsan ancak iktidarda olanların belirlediği gündemlerle halka gidersin, halkta seni bir alternatif görmez. Böylece güç sahiplerine hizmet edersin. Bu işi bilerek yapmak Hakk’a ihanetten başka nedir?

Milli Görüşün içini boşaltmaya, Adil Düzenden uzaklaştırmaya, chatnamcılara yamamaya çalışırlarken gerçekten Milli Çözüm dışında hepsi BÖN BÖN bakmaktadır.

Birde güya Müslümanlardan taraf yazar çizer zerzavat takımı ve onları lider belleyen taraftarları ise kibirlerine yenik düşerek hocamıza hainlik yapmış milletimizi yalan hikayelerle kandırmışlardır.

AZİZ ERBAKAN HOCAMIZA VE ONUN DAVASINA,HAKKIYLA VE VAR GÜCÜYLE SAHİP ÇIKAN VE BU YOLDA GAYRET GÖSTERİP VAR GÜCÜ İLE ÇALIŞAN SADECE MİLLİ ÇÖZÜM ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZ KALMIŞTIR. BİZDE MİLLİ GÖRÜŞÇÜYÜZ DİYENLERİN HALLERİ ŞİİRDE EN GÜZEL ŞEKİLDE ANLATILMIŞ. YİNE DAHA ÖNCE İNSANLIĞIN TEK KURUTULUŞ ÇARESİ ADİL DÜZENİ BİR KONJEKTÜREL SLOGAN OLARAK GÖRENLER MİLLİ GÖRÜŞ’ÜN PARTİSİNDE YÖNETİCİLER NE YAZIK Kİ. YİNE BAKIYORUZ CFR TOPLANTISANA DAVET EDİLEN DAVUTOĞLU VE BİLDERBERG TOPLANTILARININ MÜDAVİMİ BABACANLARLA BİRLİKTE ABDULLAH GÜL’Ü CUMHURBAŞKANI YAPMAK İÇİN ÇABALAYANLAR. TÜRKİYE VE İNSANLIĞIN KURUTULUŞUNU SAĞLAYAMAZLAR. AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN HAZIRLADIĞI ADİL DÜZEN PROJELERİNE KİM SAHİP ÇIKIYORSA VE KİM YERYÜZÜNDE HAKİM KILMAK İÇİN ÇABALIYORSA, HOCAMIZA VE O’NUN PLAN VE PROGRAMLARINA KİM SAHİPÇIKIYORSA TÜRKİYE VE İNSANLIĞIN KURUTULU O KİMSELER ELİYLE HAKİM KILINACAKTIR İNŞALLAH. BU KONUDA TEK MİLLİ ÇÖZÜM ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZ VAR ELHAMDÜLİLLAH. MİLLİ ÇÖZÜM GİBİ HAKKA TERCÜMANLIK EDEN BİR EKİBİ BIRAKIP KURTULUŞU BUNLARDA ARAYANLAR…ELBETTE PİŞMANLIKTAN DİZLERİNİ PARÇALAYACAKLAR AMA NE FAYDA. AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN 1980 YILINDA BU GÜNLERİ GÖREREK MÜJDELEDİĞİ;
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki: 
 TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU; 
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması, 
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”

Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)

SÖZLERİNİN GERÇEKLEŞMESİYLE YANİ YENİ BİR DEVRİN BAŞLAMASI İLE HEM TÜRKİYE HEMDE TÜRKİYE ÖNCLÜĞÜNDE TÜM İNSANLIK SAADETE ERECEĞİ ADİL DÜZEN DEVRİMİ GERÇEKLEŞECEKTİR İNŞALLAH. RABBİM BİZLERİ BU UĞURDA CANLA BAŞLA ÇALIŞAN MÜCAHİT MUTTAKİ KULLARDAN EYLESİN AMİN.

Siyonist merkezden, kimler eslendi?..
Gül, bin Davut, Ali; nerden beslendi?..
Biz başına vurduk, kıçı seslendi
Yazık ki kör kurşun, sıkanlar gördük!..

Milli Çözüm’ün “BİZ NELER GÖRDÜK!..” şiirini okuyunca Kur’an’ı Kerimdeki ŞAHİTLİK EDEN ve ŞAHİTLİK EDİLEN kimselerle ilgili ayeti kerimeler hatırımıza geldi!
 
İşte şahitlik edenler ve şahitlik edilenler!

Milli Çözüm gibi, fasık yüzüne Hakkı Erbakan’ca, çakanlar…
Şahitlik edenlerdir.

Millî Görüş’ü Şova çevirenlere bön bön, bakanlar…
Hakk’tan nasipsiz, Hakanlar…
“Yeni Yol”la yoldan, çıkanlar…
Tebliğden yorulup, bıkanlar…
Şu hazır harmanı, yakanlar…
Eliyle ahretin, yıkanlar…
İmandan İslam’dan, çıkanlar…
İse şahitlik edilenlerdir.

“Şahitlik edene (gerçekleri gören bahtiyar kimselere) ve şahitlik edilene (görülen hakikatlere ve yaratılış harikası eserlere ve basiret-feraset ehli mü’minlerin sezdikleri hikmetlere) andolsun ki, (medeniyet inkılâbı ve kıyamet olayı yaşanacaktır.)” Büruc 3
https://www.mealikerim.com/85/buruc/3
 
“İşte böylece Biz sizi, (ey Müslümanlar!) insanlara şahit (ve örnek) olmanız için (ifrat ve tefritten sakınıp doğru ve uygun yolu tutan vasat) orta bir ümmet kıldık; Peygamber de sizin üzerinizde bir şahit olsun (diye böyle yaptık). Senin üzerinde bulunduğun (yönü, Kâbe’yi) kıble yapmamız; Elçiye uyan (sadık)ları, topukları üzerinde gerisin geri dönen (kaypak tiplerden ve Hakk yolu terk edenlerden) ayırt etmek içindir. Doğrusu (bu tür öze dönüşler ve değişimler) Allah’ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (ve ağır bir yük) gelir. (Oysa) Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara şefkatli ve merhametlidir.” (Bakara 143)
https://www.mealikerim.com/2/bakara/143

“Her ümmete kendi içlerinden birisini (görevli nebi ve davetçilerini) onların üzerine bir şahit getirdiğimiz diriltme günü, (ey Nebim!) Seni de onlar üzerine bir şahit olarak getireceğiz (Baş müşahit makamına eriştireceğiz). Biz Kitabı (Kur’an’ı) Sana, her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde (kaynağı) olarak indirdik. [Not: Bu düşünce yapısı ile mü’minler, olayları; cahiliye toplumunun değer ölçülerine göre değil, Kur’an’ın hükmüne göre yorumlamak mecburiyetindedirler.] (Nahl 89)
https://www.mealikerim.com/16/nahl/89
 
“Her ümmetten (onların hayat boyu davranışlarına) birer şahit getirdiğimiz ve (ey Resulüm,) Seni de onların üzerine (baş) şahit olarak getirdiğimiz zaman, (hesap gününde halleri) nasıl olacak (göreceklerdir)?” (Nisâ 41)
https://www.mealikerim.com/4/nisa/41

“Her ümmetten bir şahit getireceğimiz (ve herkesin amellerini ortaya dökeceğimiz) gün; (artık ondan) sonra inkâr edenlere (özür dilemeleri için) izin verilmeyecek, (Allah’tan) hoşnutluk dilekleri de kabul edilmeyecektir.” (Nahl 84)
https://www.mealikerim.com/16/nahl/84

Son düzenleme 9 gün önce Necati Akgül

“…Şova çevirdiler, Millî Görüş’ü
Biz bunlara bön bön, bakanlar gördük!..
Erbakan’a hain, kirli gülüşü
Chatham House kırvat, takanlar gördük!..”

Milli Çözümün 2026 Temmuz ayı kapak resmine bakıp bu dizeleri tekrar okuyun!

Ve Arıkan’ın seçim öncesi Akp’nin oyunu artıracak eylemine ASLA şaşırmayın!

Son düzenleme 9 gün önce Ekrem Akyol

Şeytan’ın saptırma stratejisi “Hırs ve Korku”

Şeytanın en büyük stratejisi, insana dışarıdan bir düşman gibi değil, içeriden, sanki insanın kendi aklıymış gibi yaklaşmasıdır.

Şeytanın vesvese verme yöntemi, onun fiziksel dünyadaki görünmezliğiyle doğrudan ilişkilidir. A’râf Suresi 27. ayette bu durum şöyle belirtilir.

“…Çünkü o (şeytan) ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden)sizleri görmekte (ve izlemektedirler).

Şeytan görünmez olduğu gibi, fısıltıları da insanın zihinsel evreninde bir “yabancı ses” olarak tınlamaz. İnsan, zihnine düşen her düşüncenin kaynağının kendisi olduğunu varsaymaya eğilimlidir. Şeytan bu biyolojik ve psikolojik zaafı kullanır. Fikri öyle bir üslup ve zamanlamayla kalbe atar ki, kişi o kötülüğü veya şüpheyi kendi üretmiş sanır.

Nâs Suresi, bu mekanizmayı en net açıklayan suredir. Surede geçen iki sıfat, şeytanın bu yanıltıcı taktiğini özetler. 

El-Vasvâs: İnsanın kalbine, nefsine sürekli olarak sinsice kötü düşünceler, şüpheler ve fısıltılar (vesvese) veren.

El-Hannâs: Geri çekilen, gizlenen, pusuya yatan.

Şeytan kalbe vesveseyi verir ve hemen geri çekilir (hannâs olur). İnsan o düşünceyle baş başa kaldığında, ortamda başka bir aktör görmediği için, o fikrin tamamen kendi zihninin bir ürünü olduğunu düşünür. Çünkü düşünce zihne ilk geldiğinde “mantıklı bir kılıfla” gelir. Hicr Suresi 39. ayette şeytanın, “…andolsun ben de yeryüzünde onlara, (Adem’in evlatlarına Sana başkaldırmayı, dünya tutkularını ve şehvet azgınlıklarını) süsleyip çekici göstereceğim… demesi bu yüzdendir. 

İlk bakışta çok sayıda yöntem varmış gibi görünse de, psikolojik ve Kuransal bir analiz yapıldığında Şeytan’ın tüm bu oklarını, hilelerini ve tuzaklarını iki ana kök duyguya indirgemek mümkündür. Şeytanın saptırma oklarının tüm tali yolları, en nihayetinde bu iki ana otobana çıkar. Bunlar Hırs ve Korku’dur.

Şeytan bu iki ana stratejiyi (Hırs ve Korku) bir tahterevalli gibi kullanır. İnsanı Hırs ile kışkırtıp öne doğru fırlatır ve haddi aşmasını sağlar ve insanı Korku ile sindirip geriye doğru çeker ve hayır yapmaktan, hakkı savunmaktan alıkoyar.

Şeytan, insanın biyolojik ve psikolojik evrelerine göre tahterevallinin bir ucuna daha sert basar. Gençlikte; gelecek uzun, ölüm uzak göründüğü için korku oku pek işlemez. Şeytan bu dönemde Hırs ucuna yüklenir. Makam, şehvet, para ve dünyayı elde etme hırsı tavan yapar. Tahterevallinin hırs ucu yere çakılır, korku ucu havada kalır. Yaş ilerledikçe insanda bu kez Korku (hastalık, yalnızlık, fakirlik, gelecek endişesi) baş gösterir. Şeytan bu kez korku ucuna basarak insanı cimriliğe ve huysuzluğa sürükler.

Yani Şeytan’ın tahterevallisi kendi haline bırakıldığında asla eşit kalmaz; insan ancak tevekkül ve kanaat ile o mekanizmayı kilitleyip dengeyi sağlayabilir.

Nefis, yapısı gereği bu dünyaya bağlanmaya ve sahip olduğu şeyleri (canını, malını, itibarını, konforunu) korumak, fazlalaştırmak ve ebedi olarak elinde tutmak istemeye eğilimlidir. Şeytan insanın bu zaafını çok iyi bilir. İlk insan Hz. Adem’e bile tam olarak bu “kaybetme” ve “yok olma” korkusu üzerinden yaklaşmıştı.

Sonunda şeytan (aklını karıştırmak üzere) ona vesvese verip: “Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü (saltanatı) haber vereyim mi? (Tâhâ, 120)

Şeytan orada Hz. Adem’e mevcut konumunu “kaybetme korkusu” üflemiş ve nefsini avlamıştı. Bugün de Şeytan, aynı kadim fısıltıyı modern insanın kulağına fısıldamaya devam ediyor. Hz. Adem’e vadettiği “sonsuzluk ağacı ve yok olmayacak mülkü”, günümüz dünyasında siyonist sistemin elit kulüplerinde, güç merkezlerinde ve parıltılı koltuklarda cisimleşiyor. Şeytan insanı tam da bu dünyalık güçlerin (CFR, Chatham House, Bilderberg gibi) rüzgarını arkasına almazsa yok olacağı, silineceği, “iktidar ve güçten mahrum kalacağı” korkusuyla sınıyor; bu merkezlerin ricasına boyun eğdiğinde ise ona muazzam bir dünya hırsı aşılıyor.

Bu korkuya ve hırsa teslim olanlar, izzeti ve gücü Allah’ın ve müminlerin yanında değil, bu küresel odakların yanında aramaya başlarlar. Kur’an, sağdan yaklaşan Şeytan’ın bu korkuyla insanı nasıl manipüle ettiğini ve onları dost edindirdiğini Nisâ Suresi’nde net bir şekilde deşifre eder. 

(Münafıklar) Ki onlar mü’minleri (İslam kardeşliği cephesini) bırakıp, kâfirlerin (ve zalimlerin) velayetini-himayesini (haksızlık ve ahlâksızlık temelli Haçlı birlikteliğini) hedef ittihaz ediniyorlar. (Bu münafıklar) İzzeti (şeref, huzur ve hürriyeti) onların (bâtıl ve barbar odakların)yanında mı arıyorlar? Oysa bütün izzet (kuvvet ve haysiyet) kesinlikle Allah’ındır (ve İslam’dadır).” (Nisâ Suresi, 139)

Tarih boyunca ve günümüzde, en mukaddes davaların tam ortasından vurulması hep bu iki duygunun (Hırs ve Korku) tahterevallisidir. A’râf Suresi 16-17. ayetlerde şeytanın insana sağdan, soldan, önden ve arkadan yaklaşacağı belirtilir. İlk yola çıkışta “Hakkı hâkim kılmak” gibi ulvi bir gaye taşıyan nice insan, Şeytan’ın sağdan yanaşmasıyla ve “küresel güç dengelerini gözetmek gerek” mantığıyla, önden yanaşarak korkuttuğu “CFR’a, Bilderberg’e karşı gelirsek geleceğimiz kararır” endişesiyle, arkadan fısıldadığı “mevcut makam ve konforumuzu kaybetmeyelim”sığlığıyla ve nihayetinde soldan da yanaşıp cazip gösterdiği parıltılı dünya nimetlerinin hırsıyla  yavaş yavaş çizgisinden kaymaktadır. Şeytan onlara küresel sistemin parıltılı boyun bağlarını, “stratejik ortaklık” maskesiyle, küresel efendilerin övgülerini ise birer “başarı” madalyasıyla taktırır  ve sonuç Hakk davaya nankörlük ederler. Oysa olan şey bellidir: Makam ve saltanat hırsı, güç ve iktidar korkusu ahiret sermayesini bir çöp kibritle yakacak basiretsizliğe dönüşmüştür.

Buradaki en büyük tehlike, Şeytan’ın bu saptırmayı kişiye “hizmet ediyorum, kamu yararı gereği böyle yapıyorum” şeklinde süslemesidir. Kişi, Siyonist merkezlerin suyundan beslenirken bile hâlâ “Erbakan mirası taşıdığını” iddia edebilir. Kur’an, eylemleri kendilerine süslendiği için hüsrana uğrayan bu güruhu Kehf Suresi’nde uyarır.

Ey Resulüm!) De ki (Görünüşte çok hayırlı ve yararlı sanılan ama pek çok)Amelleri bakımından (ahirette) en fazla hüsrana (zarar ve ziyana)uğrayacak olan kimseleri, size haber vereyim mi? Ki onların, dünya hayatındaki bütün amelleri (hem dünyaya yönelik çalışmaları hem de ahiretle ilgili riyakârlık ve istismarcılık hazırlıkları) boşa gitmiştir. Halbuki, kendileri güzel (ve gerekli) şeyler yaptıklarını sanıvermektelerdi.”(Kehf Suresi, 103-104)

Şeytan insanı bir kerede değil, adım adım dönüştürür. Şeytan hiçbir dava erine ilk gün “faizi normal say” demez. Önce küresel finans sistemine entegre olma korkusunu verir, sonra paranın getireceği güç hırsını fısıldar ve nihayetinde haramları (faiz,kumar,içki,zina) kurumsallaştıran yasaların altına imza attırır.
Kur’an bu yüzden ısrarla uyarır.

Ey iman edenler, (hiçbir konuda) şeytanın (sizi çirkefe ve felakete sürükleyecek adamlarına ve) adımlarına tâbi olup (münafıkları takip etmeyin). Kim şeytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan edep ve erdeme aykırı) fuhşiyatı (cinsi sapkınlıkları ve çirkin utanmazlıkları) ve münkeratı (kötülük kaynaklı haksızlık ve ahlâksızlıkları dürtükleyip) emretmektedir…” (Nûr Suresi, 21)

Bu adımlara uyanlar, adil bir düzen imar etmek yerine, Siyonizm’in faizci kapitalist çarklarına yakıt olurlar. Kendi elleriyle ahiretlerini yıkarken, geride bıraktıkları samimi kitlelerin de basiretini bağlar, gayretini çürütür davadan ayırırlar.

Şeytan’ın hırs ve korku üzerine kurduğu bu saptırma tahterevallisini tamamen kilitleyecek yegane güç, “Erbakan’ca” bir duruş, yani Kur’ani bir Furkan (doğruyu yanlıştan ayıran basiret) bilincidir.

Bu bilincin günümüzdeki sarsılmaz kalelerinden biri de, yarım asırdır her türlü kuşatmaya, tehdide ve küresel rüzgara karşı eğilip bükülmeden bu duruşu savunan Üstadım Ahmet Akgül ve çeyrek asırdır yayında olan Milli Çözüm Dergisi’dir. Karşısında Siyonizm (CFR’ler, Bilderberg’ler, tanklar ve dolarlar) uçuşurken, herkesin güce râm olduğu bir dönemde fırtınaya karşı yürümek; ancak “Hüküm yalnızca Allah’ındır” akidesine tam bir teslimiyetle mümkündür.
Üstadım Ahmet Akgül ve Milli Çözüm çizgisi, Şeytan’ın (siyonizm) o sinsi “sağdan,soldan, önden, arkadan yaklaşma” taktiklerini, “iş icabı, kamu yararı” adı altında davalarını satan işbirlikçilerin maskelerini , Kur’an ve sünnet mihengiyle deşifre etmektedir. 

Gerçek mümin, Şeytan’ın küresel uşakları ve yerli figüranları eliyle yaymaya çalıştığı korku dalgasını, imanını ve cihad azmini artırmak için bir vesile sayar. 

(Sadık ve sağlam mü’minler) Öyle kimselerdir ki; bir kısım (korkak ve münafık) insanlar (onlara gelip), “Gerçekten (kuvvetli ve tehlikeli düşman olan) insanlar size karşı toplanıp (bir şer ittifakı kurdular.) Aman ha, onlardan korkun (ve kendileriyle uyuşun. Çünkü bunlarla başa çıkmanız ve başarılı olmanız imkânsızdır.)” dediklerinde, bu (tehdit ve teklifler o mü’min ve mücahitlerin) imanlarını artırıp (moral ve maneviyatlarına güç katmıştır; çünkü onlar:) “Allah bize yeter. Ve O ne güzel (ve en mükemmel) Vekîl’dir. (Biz O’nun emrinde, O da bizimle beraber olduktan sonra, O’nun izni ve iradesi dışında hiçbir güç bize zarar veremeyecektir)” diyerek (dik duran sadıklardır).” (Âl-i İmrân Suresi, 173)

İşte tam da bu yüzden, herkesin konforunu kaybetme korkusuyla pustuğu veya makam hırsıyla saf değiştirdiği bir iklimde, Milli Çözüm gibi; fasıkların yüzüne hakkı “Erbakan’ca” çakabilmek, Şeytan’ın tüm stratejisini altüst eden o muazzam ihlasın ve tevekkülün pratik bir tezahürüdür.

Nihayetinde elbet “Hayır ve Şer Allah’tandır.” İnsanlık tarihi, Şeytan’ın parıltılı vaatlerine kanıp, ahretini dünyalık bir makam için satanların hüsran sahneleriyle doludur. Güvenilen o “devranın yazı”, çok yakında yerini kara kışa bırakacaktır.

Mesele, Şeytan’ın içeriden fısıldadığı o sinsi hırs ve korku sesini tanıyabilmek; küresel efendilerin rüzgarına kapılmak yerine, fırtınanın ortasında bile Hakkı fasıkların yüzüne bir tokat gibi çarpabilmektir. Çünkü Şeytan’ın stratejisi ne kadar derin, küresel ağları ne kadar güçlü görünürse görünsün, ilahi hüküm değişmez.

(Halbuki, gerçekten) İman edenler; Allah yolunda (Hakk ve adalet hâkim ve Müslümanlar galip olsun diye) çarpışıp çırpınırlar. İnkâr edenler (ve münafık kimseler) ise, tağut yolunda (şerli ve şeytani odakların zulüm ve sömürü düzenleri sürsün diye) çırpınıp çarpışırlar. O halde siz (mü’minler iseniz); şeytanın dostları olan (inkârcılar ve münafık)larla çarpışın. (Zalim güçler ve işbirlikçi hainlerle uğraşın!..) Ve kesinlikle (bilin ki) şeytanın hile ve tuzağı pek zayıf (ve temelsizdir.)” (Nisâ Suresi, 76)

Selam ve dua ile…

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
7
0
Görüşlerinizi duymak isteriz, lütfen yorum yazınız.x
Paylaş...