YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e7d4e15d154
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 0 0
Bugün : 54665
Dün : 58085
Bu ay : 1213510
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53358568
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Bu yazıda sanki kendimden bahsetmiş gibi olacağım fakat; “Bunları yazmadan Muhterem Üstadımızı nasıl anlatabilirim ki?!” diye düşündüm. Yazı diyorum çünkü yazacaklarım bir yorumdan daha uzun olacak. Çünkü birkaç satırla Ahmet Hocamızı anlatmak benim için mümkün görünmüyor. Yazacaklarımdan dolayı; haddi aşmaktan Rabbimin affına sığınarak ve Muhterem Hocamın da hoşgörüsünü umarak derin bir nefes çekip “Bismillâh” diyerek başlıyorum.

Herhangi bir Milli Görüşçü’nün hayatı iki dönüm olarak incelenebilir. Birincisi “Aziz Erbakan Hocamı ‘tanımak’ lütfuna nail olmak”tır. İkincisi ise “Aziz Erbakan Hocamızın ‘hakikatini anlama ve vakıf olmak’ için Aziz Ahmet Hocamı tanıyarak-anlayarak, okuyarak ve sahip çıkarak o büyük lütfun tamamlanması”dır.

Cenab-ı Hakk; Aziz Erbakan Hocamızla tanışma ve karşılaşmamızı ve teşkilatlarda çalışmamızı 1990 yılında henüz 17 yaşındayken lütfetmişti. 1996 yılından sonra, maalesef, teşkilattan ve davadan bir kopuş sürecimiz olmuş; fakat 2007 yılında Aziz Hocamızın TV5 ekranlarında canlı yayınlanan “Türkiye Konferansları” serisinden birini tevâfuken izlemek suretiyle; Cenab-ı Hakk tevbe etmemizi ve tekrar davamıza dönüşü nasip etmişti. Ama asıl olarak Aziz Hocamızın hakikatine ve Özel mahiyetine vakıf olmak yani onu gerçekten tanımak ve anlamak ise, yine aynı günün gecesi, bilgisayar başına geçip arama motoruna, “Necmettin Erbakan” yazıp, bu vesileyle Aziz Üstadım Ahmet AKGÜL Hocamızı tanımamız ve O’nun yazılarını takip etmemizle birlikte başlamıştı.

2007 yılından 2009 yılına kadar; Muhterem Üstadım Ahmet Hocam ile ve tek bir Milli Çözümcü kardeşimle yüz yüze karşılaşmamış fakat Hocamızın eserlerini, videolarını ve siteden Milli Çözüm Dergisi’ni gece gündüz okuyarak; ve hatta geçmiş sayıları da tarayarak; Dinimi, Davamı, Aziz Erbakan Hocamızı, özellikle de kopuş sürecimizde etkili olan, davamızın içindeki sinsi yapılanmayı, Türkiye’deki ve Dünya’daki olayları ve siyaseti yeniden tanımaya ve anlamaya çalışarak geçirmiştim. O günler benim için sanki hakikat ufkuna bir yolculuk gibiydi.

Dergideki yazılarında Muhterem Üstadımız, parti içindeki sinsi münafıkları deşifre ediyordu. Uzun süredir teşkilatta olmadığımdan, bu yazılanların “sağlama”sını yapamıyordum.

Bunlar sadece birer iddia mıydı yoksa gerçek mi?.. Neden dosdoğru gerçekleri yazan biri “Hakk dava”dan dışlanırdı ki? Ya Atatürk ile ilgili yazıları? Onlara ne demeliydi!?.. Bize yıllardır İmam Hatip hocalarının ve çevremizde hacı hoca geçinenlerin söylediğine göre Atatürk “din düşmanı”ydı… Okudukça da kafamda bir sürü sorular oluşuyordu.

Lakin dergiyi ve Hocamızın yazılarını okurken; okuduklarımı aynı zamanda Kur’an ve Sünnet terazisinde tartıyor; ne Kur’an’a ve Sünnet’e; ne de Erbakan Hocamızın öğretileri ve Milli Görüş ilkelerine aykırı hiçbir şey bulamıyordum. Yazılanlar içinde bu meyanda herhangi bir çelişkiye rastlayamıyordum.

Vicdanım: “Bütün bu hakikatleri bu kadar açık ve net ve de korkusuzca yazan bir kişi asla yalancı olamaz! O zaman Atatürk’le ilgili yazdıkları da kesinlikle doğru olmalı.” diyordu. Çünkü Ahmet Hocamız; “Atatürk’ün bizce meçhul olan, Cenabı Hak indindeki ve ahiretteki durumu değil, Milli bir şahsiyet olarak nasıl algılanmalı?” lüzumu üzerinde duruyor ve toplumun zıt ve karşıt kesimlerini barıştıracak tarihi bir hizmet yapıyordu. Okudukça hayrette kalıyor ve şaşırıyordum çünkü o güne kadar doğru bildiğimi zannettiğim hemen her şeyin tersinden öğretilmiş olduğunu anlıyordum. “E öyleyse, Hocamız teşkilatlara niçin alınmıyordu?” diye de kafamdaki soru işaretlerinden kurtulamıyordum.

2009 yerel seçimlerinin ardından yeniden teşkilatlarda fiilen görev alıyor ve iki yıldır beslendiğim Milli Çözüm yazılarından aldığım bilgiler doğrultusunda, parti içinde gerçekte neler olduğunu da gözlemlemeye başlıyordum.

Evet, çok şey Ahmet Hocanın yazdığı gibiydi. Parti İçerisinde Erbakan Hocamızla ilgili, sanki dillendirilmeyen gizli bir yasak vardı ve “Erbakan Hocamızın üzerine beton dökme” çalışmaları, O henüz hayattayken bile sinsice devam ediyordu. Ve ne yazık ki tabanın büyük çoğunluğu bunun farkında bile değildi. Böylece Muhterem Ahmet Hocamın ferasetine ve basiretine bir kez daha hayran kalıyordum.

Bu arada; Parti içindeki faaliyetlerimizde, Milli Çözümden alıntılar yapıyor, teşkilat arkadaşlarıma okuyor ve özellikle kaynak ismi vermeden onları birçok hususta bilgilendiriyordum. Yazılardaki tespitler öylesine seviliyor ve hak veriliyordu ki; sırf o yazılardan dolayı; bir anda partide parlamıştım ve her haftalık toplantıda yazı okumam için Başkanımız söz almamı istiyor ve bu uygulama rutin hale geliyordu. Ta ki bir gün genç bir Milli Görüşçü toplantı esnasında ayağa kalkıp, söz alıp: “Sen bu yazıları nerden okuyorsun. Kaynağın nedir?” diye sorana kadar… Kaynağımı açıklıyor: “Ahmet AKGÜL ve Milli Çözüm Dergisi” cevabını veriyor ve o günden sonra bazı kişiler tarafından neredeyse ajan ilan ediliyor ve tepki alıyordum.

Beni ajan ilan edenlerden etkili(!) ve yetkili(!) birinin ise; bir gün başka bir teşkilat mensubunu gizlice bir köşeye çekip; bir grup Milli Görüşçüye yapılacak eğitim programı için: “Ahmet Akgül’ün ‘İslam Davası ve Cihad Kavramı.’ kitabını al ve Eğitimi bu kitaptan yap. Fakat kitabın üzerini kapla, sakın isim görünmesin. Sebebini ise sorma!” demesine şahit oluyor ve hayretimi gizleyemiyordum. Hakk dava güttüğünü söyleyenlerin bu ikiyüzlü münafık tavırları ne kadar da tiksindiriciydi.. Umarız ki, yakında ve beklenen hakikat inkılabında, herkesin ayarı ve amacı ortaya çıktığında sadık ve samimi Milli Görüşçü kardeşlerimiz de gerçeği anlayıp tövbe edeceklerdi. Çünkü onların bunca itham ve iftirasına rağmen Ahmet Hocam: “Hala Milli Görüş davasının sadık erleri, eli öpülecek kimselerdir” demişti.

Bu ve benzeri birçok olaya şahit olduktan sonra; zaten Kur’an ve Sünnet’e aykırı bir yazısını görmediğim ve doğruluğundan emin olduğum Muhterem Hocam’a yapılan bu haksızlığa susmamalı; teşkilat içinde mücadelemi vermeli ve dava kardeşlerimi, özellikle de Oğuzhan Asiltürk tehlikesine karşı uyarmalıydım.

Şehir değişikliği nedeniyle gittiğim yerde ise, teşkilatta yine benzer olaylar yaşamıştım. Ahmet Hocamıza karşı tüm tabanın bilinçli bir şekilde kışkırtılmış olduğunu görmek üzücüydü. Orada da aynı mücadeleyi vermiş, hatta birçok kez onların yalanlarını, bizzat yüzlerine vurma fırsatını Allah lütfetmiş, fakat insanların, hem de Hakkı temsil ettiğini iddia eden insancıkların nasıl dönekleşebildiğine defalarca hayretle ve dehşetle şahit olmuştum.

Yaşadıklarımdan sadece iki örnek vermek istiyorum.

Aziz Hocamızın 2011 Şubat ayında vefatından yaklaşık dört ay sonra Haziran’da Genel Seçimler yapılacaktı. Seçim çalışmaları sırasında sokakta broşür dağıtırken bir ihtiyar amcayla karşılaştık. Teşkilat arkadaşlarımdan biri: “İşte bu adam bu yörede Milli Görüş’ün canlı arşividir. Hem Erbakan hocamızın “sadık”ıdır. Erbakan hocayla ilgili her şeyi bilir. Ahmet Akgül’ü ona sorabilirsin” dedi. Hacı amca bizleri, çalışmalara biraz ara verip bürosunda dinlenmeye ve çay içmeye davet etmişti. Hep beraber gittik. Biraz sohbet ettikten sonra, Hacı Nail amcaya sordum:

“Hacı amca, sen Ahmet Akgül’ü tanır mısın?”…

“Nasıl tanımam, tabii ki tanırım.” dedi.

“Peki o zaman; madem tanırsın, onu nasıl bilirsin?.. Sence O herkesin iddia ettiği gibi, bu davanın içine sızmış bir ajan mıdır?”

Hacı Nail amcanın verdiği cevap tek kelimeydi: “ASLA!”

Mustafa Nail Arıtaşı amcamızın ise kim olduğunu merak edenler şu linke tıklayıp Erbakan Hocamızın onun hakkındaki düşüncesini öğrenebilirler. (meydanistanbul.com/…/…)

Ben o gün, aslında emin olduğum şeyi duymuştum Hacı amcadan. Bu vesileyle de, işte bir nevi “sağlama” yapmıştım. Fakat Ahmet AKGÜL hakkında tereddütlü olduklarını söyleyenler, onu yıllardır yakinen tanımalarına rağmen; her ne hikmetse(!) kendileri bunu sormayı akıl edememişlerdi ve Nail amcadan duyduklarına rağmen Muhterem Hocam konusunda bana muhalefet etmeye devam edip, yan çizip yamuklaşmışlardı. Yaklaşık bir yıl sonra, 16 Temmuz 2012 tarihinde, teşkilat olarak bir piknik düzenlemiş ve Aziz Hocamızın asil evladı Sayın Elif Erbakan hanımı da davet etmiştik. Pikniğe katılanlardan bir kardeşimiz,
“Sayın Elif Erbakan’a bir soru sormak istediğini fakat çekinip utandığını” ifade etmiş ve soruyu benim sormamı istemişti. Sormuştum:

“Elif Hanım. Ben Milli Çözüm Dergisi ve Ahmet AKGÜL kitapları okuyorum. Arkadaşlarım ise, ‘Bizim bu konuda kafamız karışık. Duyduğumuza göre; Erbakan Hocamızın talimatıyla, Ahmet Hocanın teşkilatlara girmesi yasaklıymış. Bunun doğruluğunu en iyi Elif Hanım bilir’ dediler ve bu hususu size sormamı istediler. Lütfen bize söyler misiniz; Ahmet Akgül Erbakan Hocamız tarafından yasaklı mıdır?”

Aziz ve asil Hocamızın asil evladı Elif Erbakan şu cevabı vermişti:

“Hayır!.. Ahmet Akgül Babam tarafından yasaklı değildir. Kendisi sadık ve samimi bir Milli Görüşçüdür ve Babamın Dostudur. Ve hatta biz aile dostlarıyız. Ailece de görüşürüz. Onun yasaklı olduğu söylentisi ise genel merkezdeki birtakım kimselerin uydurmasıdır… Tüm ömrünü ümmetin kurtuluşuna adamış ve her şeyini bu yolda harcamış olan Babama, Liderimize atılan büyük iftira nedeniyle üzüntülü günler yaşamaktayız ve ne yazık ki O’nun hırsız olmadığını ispatlamak durumdayız. Bu ne kadar acı bir şey!… Bir düşünsenize!…” diyerek; Ahmet Hocamızın yasaklı olduğu uydurmacasının kimin başının altından çıktığını da isim vermeden belirtmişti. Ne ilginçtir ki; bunu duyan teşkilat mensupları ertesi gün çok sevdikleri(!), dillerinden düşürmedikleri ve kendisine yakınlığı ile de sık sık övündükleri Elif ablalarını (Erbakan’ı) “çok yanlış tanıdıklarını ve onun fitne çıkartıp dedikodu yaptığını” söyleyecek kadar alçalmışlardı.

Daha sonraları Milli Çözüm’den kardeşlerimle tanıştığımda ve bu yaşadıklarımı anlattığımda, aslında yaşadıklarımın gayet normal(!) olduğunu anlamış ve onların da benzer olayları yaşadığını ve sırf bu sebepten dolayı benim gibi teşkilatlardan uzaklaştırıldıklarını öğrenmiştim.

Şimdi tam da yeni bir kongrenin arefesinde olduğumuz günlerde bu Milli Görüşçü olduğunu iddia eden; üstelik de Aziz Hocamıza en ağır iftirayı atanları hala kutsayan bu şuursuz tabana: “Ahmet AKGÜL ile ilgili bütün bu gerçekler ışığında; Hakk ve hakikat bu kadar ayan beyan orta yerde dururken, Hakkı ve hakikati görmezden gelenin, çarpıtanın, üstünü örtenin Allah Katında hükmü nedir?” diye sormak lazım. Lakin vakti zamanında çok sorduğumdan, bu saatten sonra onlara edilecek her bir kelimenin ancak vakit kaybı olacağına inanıyorum. Çünkü inanmak istemeyeni hiçbir şekilde inandıramazsınız.

Düşünsenize!..

Aziz ERBAKAN Hocamızın yanında 40 yıl duracaksınız. Fakat içinizden eğitimlerinize kaynak yapabileceğiniz bir kitabı dahi yazabilen bir tek adam çıkmayacak. Gizli saklı Ahmet Akgül okuyup-okutacaksınız. “Hadi davamızın selameti için Ahmet AKGÜL Hocamıza sahip çıkalım. Onu partide söz sahibi yapalım” diyenleri ise görevden uzaklaştırıp hepiniz üç maymunu oynayacaksınız. Aman Yarabbi!… Sizin davanız adına bu ne büyük bedbahtlıktır!

Aziz Erbakan Hocamız toplantılarımızda: “Milli Gazete her sabah Pentagonun masasındadır” buyururlardı.

Milli Çözüm dergisi için ise; İsrail Büyükelçiliği: “Atom bombasından daha tehlikeli” tesbiti yaptıklarına göre; İsrail’in, ABD’nin ve de her türlü işbirlikçi uşaklarının (Saadet partisindekiler de dahil) dergide yazılanları; hem herkesten önce, hem de harf harf takip ettiklerinden adım çelebi gibi eminim. Öyle ya; okumasalar nerden bilecekler tehlikeyi(!)… “Ahmet Hoca bugün ne yazacakta, o bin bir suratlı maskelerimizden birini daha düşürecek acaba?!” diye korkudan tirtir titrediklerini görür gibi oluyor insan… Amma velâkin korkunun ecele faydası yoktur. Hakk gelince tüm bâtıl’lar eriyip yok olacaklardır.

Necmeddin Erbakan GÜNEŞ’tir.

Güneş balçıkla sıvanamaz. Üstü örtülemez. Gizlenemez. Ve esasında Güneş hiçbir zaman batmaz. Bizim Güneş’i görememeniz bu hakikati değiştirmez. Bu sebepten dolayı O’nun üstüne “beton dökme” fikri muhaldir.

Ahmet Akgül ise AY’dır.

AY; Güneş’i göremediğimiz zamanlarda ışığını Güneş’ten alarak karanlığı aydınlatır. Dolayısıyla aslında karanlık da “yok”tur. Karanlık, sadece ışığı gör(e)meyenler için vardır.

Necmeddin Erbakan paha biçilemez bir HAZİNE’dir. Hazineye ulaşmak, kilidini açmak ise ancak, anahtarla mümkündür. Ahmet Akgül bu Hazine’nin ANAHTAR’ıdır. Anahtara ulaşmadan hazinenin kapısından içeri giremezsiniz. O sebepten dolayı Akgül’ü okumadan Erbakan’ı tam anladığını iddia etmek ve O’nun yolundan gittiğini söylemek ya büyük bir yanılgıdır ya da en büyük bir yalandır.

Hz. ALİ (K.V.) Efendimiz bir sözünde: “Âlim, câhili hemen tanır, çünkü daha önce o da câhildi. Câhil ise âlimi tanımaz, çünkü daha önce âlim değildi” buyururlar. Şimdi bu mübarek sözlerden yola çıkarak şunları diyebiliriz.

Bilmek 3 türlüdür: İlm-el yakîn; Ayn-el yakîn ve Hakk-el yakîn. Bilme dereceleri tartışmalı olmakla birlikte hemen hemen her Milli Görüşçü bilir ki; Necmeddin Erbakan İlm-ü Ledün sahibidir. Lakin işte sözleri, eserleri ve istikameti gösteriyor ki Ahmet Akgül de özel hikmet ve feraset ehliydi.

Düşünsenize, bunca kelli felli sözde dava adamı içinde Erbakan’ın Hakikatini ve Özel mahiyetini gerçek anlamda tek bir kişi tanımıştı. Ve o kişi, parti içindeki bazı marazlı mahlukatın da baş düşmanıydı. Aslında Erbakan’a açıktan ve doğrudan düşmanlık edemeyenler, dönüp bir bahaneyle Akgül’e saldırırlardı.

Hem yıllardır bakan, müsteşar, Prof. vs. vb. bin bir türlü zahiri etiketi olup da Erbakan’ın kırk yıllık dostu zannedilen bazı zerzevatın Onu anlayamamalarının sebebi ya zırcahil olduklarının veya Onu tanıdıklarının bu nedenle şeytani maksatlı partiye sokulduklarının en açık kanıtı değil de nedir? Öyle olmasalardı, bu Prof. yaftalı zavallılar, feto denilen soytarıyı “muhterem bir alim ve heykeli dikilecek şahsiyet” diye övmezlerdi. Şimdi de büyük bir pişkinlikle “ne olmuş yanıldıysak, cumhurbaşkanı bile yanıldı” diyecek kadar da bayağılaşıp basitleşmezlerdi herhalde.

Evet; Necmeddin Erbakan İlm-ü Ledün sahibidir. Hikmet ve fazilet mektebidir. Mehdiyet ve medeniyet mühendisidir. Keza Ahmet Akgül de Onun gerçek talebesi ve örnek takipçisidir. Çünkü alim alimi en başından beri tanıdı katıldı ve hep sadık kaldı. Ve bütün ömrünü bu hakikati yazmaya ve anlatmaya adadı.

Şimdi bu asrın problemlerini gerçekten çözmek istiyorsanız eğer; şunları da peşinen bilmelisiniz:

Ahmet Akgül’ün; ışığını Güneş misali Erbakan’dan alan “Bilge”liği olmadan bu çağın karanlığını aydınlatamazsınız, sorunlarına gerekli ve yeterli çözümleri ortaya koyamazsınız. Erbakan’ın; tüm insanlığın hem dünya hem de ahiret saadeti ve kurtuluşu için hazırladığı Adil Düzen projelerini kavrayamaz, uygulayamaz ve yeni bir dünyanın kapısını aralayamazsınız!

Çünkü kapının anahtarı bizzat Ahmet Hoca’dır. Çünkü Erbakan’ın mümessili ve mütemmimi Ahmet Hoca’dır. Ve ne mutlu biz Milli Çözümcülere ki; Cenab-ı Allah her İkisini de tanıma ve tabi olma şerefini bizlere lütfetmiş bulunmaktadır.

Duamız şudur ki; Allah bizleri bu büyük lütfun nankörü yapmasın. Ayaklarımızı sabit kılsın. Ve bu imanla canımızı alsın. Amin…

4.3 6 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Neslihan BAYRAKTAR

Neslihan BAYRAKTAR

Subscribe
Bildir
10 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Milli Görüş nurdur. Kaynağı inancın ete kemiğe bürünmüş hali Necmettin Erbakan’dır.
Milli Çözüm ateşten bir kordur. Kaynağı aşkın ete kemiğe bürünmüş hali Ahmet Akgül’dür. Koru avucunda tutmak için nurla dolu olmak, Allah’a aşkla bağlanmayı gerektirir.

“İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, dininin gereklerini yerine getirme konusunda sabırlı/dirençli davranıp Müslümanca yaşayan kimse, avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır.” (Tirmizî, Fiten,73; Ebu Davud, Melahim,17).

Duamız şudur ki; Allah bizleri bu büyük lütfun nankörü yapmasın. Ayaklarımızı sabit kılsın. Ve bu imanla canımızı alsın. Amin binlerce Amin ne büyük devlet ne büyük İzzet hak c.c bu nimete karşı şükrümüzü arttırsın davamıza Daha candan bağlanmamızı ve büyük hizmetlere koşmamızı koşturmamızı sağlasın inşallah Ahmet hocamıza da sağlık afiyet ile uzun ömürler en kısa zamanda Muzaffer olmasını da temenni ediyorum

Milli Çözüm dergisi ile tanışalı 3 ay kadar oldu. Süreci okurken kısmen benzerlik yaşadığımı hissettim. Henüz bu kadar vakıf değilim fakat öğrenmeye ve inanmaya hazırım. Emeğinize kaleminize sağlık olsun. Eksik olmayin. Olmayın ki Hak dava içinde Kendini Hak zanneden gafilleri uyaracak bir grup kıyamete kadar bulunsun. Selam ve dua ile.

FERASET’İN (Hak dava içindeki batıl unsurları görerek özüne sahip çıkma yetisi) KARARMASI
FERASET’in (Hak Dava içindeki Batıl unsurları görerek, özüne sahip çıkma yetisi) KARARMASI

Öncelikle Kardeşimize; Aziz Erbakan Hocamıza ve Muhterem Ahmet Hocamıza gönülden bağlılar olarak, gönlümüzden geçen lakin böylesi güzel ifade edemediğimiz hakikatleri kaleme aldığı için tüm Milli Çözümcü kardeşlerim adına teşekkür ediyorum.

Biz Milli Görüşçüler hep bir “Hidayet Kararması”ndan bahsederiz ama bunun içini doldurabildiğimizden emin değilim.
Evet; “Emr-i bi’l Ma’ruf ve Nehy-i an’il Münker” yani iyiliği emredecek güce ulaşabilmeyi ve kötülükten alıkoyacak yaptırımları uygulayabilmeyi hedef tutan… Bugüne kadar da; Aziz Erbakan Hocamızın tabiriyle “hayra motor, şerre fren” olmanın mücadesini veren… Erbakan’ın insanlığa en büyük mirası olan ve insanlığın tek kurtuluş reçetesi olan Adil Düzen programını uygulayabilmek için, “laftan anlamayan Siyonizm’in burnunu kırıp tarihin karanlık çöplüğüne atmak için” geliştirdiği stratejik yönden üstün silah teknolojilerine sahip çıkması gereken ama ne hikmetse görmezden gelen… Buna rağmen Milli Görüşün tek siyasi temsilcisi Saadet Partisine taraf olmak HİDAYET’tir.
Başta AKP olmak üzere diğer tüm muhalefet partileri de; mevcut zalim sömürü düzeni Siyonizm’e karşı tedbirler geliştirmek bir tarafa; bu düzenin bizzat uygulayıcısıdırlar ve ABD’yi stratejik müttefik, AB’yi ulaşılacak hedef, NATO’yu da adaletin kılıcı olarak görürler. Hele şu AKP şimdilerde İsrail’e muhtaç olduğumuzu beyan edecek kadar ileri giderek tam anlamıyla bir HİDAYET KARARMASI nasıl olur bizlere göstermiştir.
Evet bugün AKP’nin hidayet kararması sonucu bir çok vatana ihanet sayılacak örnekleri olmakla beraber, en uç bariz olan bazıları şunlardır;
Pkk’nın lider bozuntusu Apo’yu Kürt kardeşlerimizin lideri lans etme alçaklığıyla milli vicdanı kanatmak… Yürüttükleri Kürt açılımıyla devletin güneydoğudaki kontrolünü Pkk’ya bırakmak… Bu yüzden Askerimizi kışlaya hapsetmek… Savcılarımızın dahi kimlik kontrolüne tabi tutulduğu bir sürecin sonunda da nerdeyse her gün en az 3-5 şehidlerimizin gelmesini sebep olmak…
Ve 12 yıl boyunca en büyük Din tahripçisi, papa hizmetkârı Gülen Cemaati ile birlikte; hem Erbakan’ı ve Milli Görüş’ü devre dışı bırakmak için; hem de TSK’yı yıpratmak için Ergenekon Balyoz gibi düzmece davalarla da; birinin siyasi parsa elde ettiği, diğerinin adeta kanser uru gibi devletin tüm birimlerine sızarak en sonunda da 15 Temmuz kalkışmasının asıl müsebbibi olarak devleti tahrip etmek…

Hidayet Allah vergisidir. Çalışarak elde edilemez. Allah’ın kullarına en büyük bir lütfudur. Hidayet sahibinin feraset ve dirayeti ise kulun gayretine bağlıdır.
FERASET ise Hakkın içinde de Hakkı aramaktır. “Biz Milli Görüşçüyüz HİDAYET üzereyiz” demek yetmiyor. Yetiyor olsaydı eğer, bugün Saadet Partisi bugünkü durumunda olmazdı.
Nasıl insan ruhunun: a) vicdan (Hak üzere olma yetisi) b) nefis (zulme yönelme güdüsü) olarak iki yönü var ise; tarih boyunca Hak Dava içinde de gerek Peygamberler, gerek takipçileri olan Hak hareketler bünyesinde de, Hak davanın özüne sahip çıkan sadıklar (vicdan yönü) ve yaşanılan çağlardaki zalim sistemlerle işbirliği yapıp Hak davaları yolundan saptırmaya çalışan münafıklar (nefs yönü) hep olagelmiştir.
Davulun Mustafa Kamalak’ta (artık Karamollaoğlu’nda); tokmağın Oğuzhan Asiltürk’te olduğu Saadet Partisi; yeni anayasa için sunum isteyen hükümete Milli Görüşün ana gayesi olan Adil Düzen programını sunmak bir tarafa, bunu diğer platformlarda da gündeme getirmemek hangi ferasetin ürünüdür?! Ki Allah razı olsun Ahmet Akgül ve Milli Çözüm ekibi; Adil Düzeni uygulanır bir reçete olarak hükümete sunmuş, samimi Milli Görüşçü kardeşlerimizi bu vebalden kurtarmış ve aynı zamanda Adil Düzeni teferruatlı olarak kitaplaştırmış ve Milli Çözüm ekibiyle beraber birçok dillere çevrisini yaparak değil Türkiye’ye bütün dünyaya deklare etmiştir.
Aziz Erbakan Hocamız ömrü boyunca her hangi bir kişiyi Milli Görüş teşkilatlarından atma vebaline asla girmez iken, kongrenin sonucuna etki etme hilekarlığına gitmek için bir çok delege üyelerin el altından silinerek atılması hangi ferasetin ürünüdür?!
Erbakan vakfında görev almış kardeşlerimizin Saadet Partisinden atılması hangi ferasetin ürünüdür?!
Ve yıllar öncesinde de Milli Görüşün özüne sahip çıkan Ahmet Akgül ve Milli Çözüm ekibini asılsız iftira ve propagandayla diğer Milli Görüşçü kardeşlerimizle aralarının açılmasına sebep olmak hangi ferasetin ürünüdür?!…
Ve hele ki Erbakan teşkilat mallarını zimmetine geçirerek evlatlarına miras bıraktı iftirasını umuma açık toplantılarda televizyonlarda en iğrenç manada dillendirmek hangi ferasetin ürünüdür?!,
Erbakan’ın evlatları miras kavgasına düştü dedirtebilmek için gerekli zeminin hazırlatılmasını; Erbakan Hocamızın: “AKP’yi iş başında tutmak ırkçı emperyalizmin (Siyonizmin) ana vazifesidir” buyurmasına rağmen, AKP’nin başı sıkıştığı bir süreçte AKP ile ittifak kurmaya yeltenilmesi hangi ferasetin üründür?!
Bunlar bir Milli Görüşçünün kanına dokunacak konular değil de nedir?!
Bugün Akp’nin milli söylemlere sığınmak zorunda kalarak düne kadar aşna fişne içinde olduğu HDP’yi hedef tuttuğu bir süreçte; Saadet Partisi yetkililerinin HDP’ye bayramlaşma ziyaretinde bulunması hangi ferasetin ürünüdür?!
Bu açıkça FERASET’İN (Hak dava içindeki batıl unsurları görerek özüne sahip çıkma yetisinin) KARARMASI değil de nedir?!
Bir Atasözü “Kişinin işi aynasıdır, ne dediğine bakılmaz” denilir. Bütün bunlara rağmen önümüzdeki kongrede Saadet Partimizi Oğuzhan Asiltürk ve ihanet ekibine bırakmak; ülkemizin uçurumun kenarına getirilmesinde, İslam dünyasını kan ve gözyaşı içinde bırakılmasında, insanlığın sömürülmesinde ana gövde olarak rol alan AKP’ye taraf olmaktan daha alçak konumda bulunmak değil de nedir?!

Evet HİDAYET; Hak ile batılı ayırt edip Hakka taraf olmak, ama aynı zamanda Hakkın içinde de Hakkı arayıp batıl yapıları FERASET ile görüp temizleyerek, Milli Görüşün özü olan Adil Düzen medeniyetini DİRAYET ile hakim kılıp muhafaza etmektir.
Milli Çözüm yazarı Nevzat Gündüz beyin kaleme aldığı “MİLLİ GÖRÜŞÇÜLERİN SON İMTİHANI VE DERİN GÜÇLERİN OĞUZHANI” makalesindeki şu paragraf çok önemlidir.

“Ve ey Milli Görüş’ün hem imani onurlu hem de tarihi sorumlu kahramanları! Siz bu günden itibaren; a) Kur’an ve Sünnet çizgisinde sadık ve donanımlı, b) Erbakan Hocamızın Adil Düzen projelerine ve Cihad prensiplerine vâkıf ve bağlı, c) Milli Görüş’e çöreklenmiş “parazit yapı”ya karşı da tutarlı ve oturaklı şahsiyetleri öne çıkarıp, aday yapılmaları için çalışınız… Netice Allah’a aittir, boş kuruntulara kulak asmayınız.. Ha, “Böyle bir ZAT hiç yok ki!?” diyorsanız -ki o takdirde yanılmaktasınız- öyle ise zaten peşinen bitip tükendiğinizi açığa vurmaktasınız!…
Lâkin; “Görenedir görene, Nasipsize ne çare? … Köre nedir, köre ne, Bakar görmez biçare!”

Erbakan Hazine, Akgül ise bu hazinenin anahtarıdır…
Muhterem Ahmet Akgül Hocamızı tanımlamak için şu tesbit mükemmel derecede kafidir…

“Necmeddin Erbakan paha biçilemez bir HAZİNE’dir. Ahmet Akgül ise bu Hazine’nin ANAHTAR’ıdır. Anahtara ulaşmadan hazinenin kapısından içeri giremezsiniz. O sebepten dolayı Akgül’ü okumadan Erbakan’ı tam anladığını iddia etmek ve O’nun yolundan gittiğini söylemek ya büyük bir yanılgıdır ya da büyük bir gaflet…”

Allah razı olsun…

Sonsuz Şükürler Olsun
Birçoğumuzun yürekten hissettiği fakat söze-yazıya dökemediği hakikatleri böyle bir samimiyet ve şuurla ortaya koyan kardeşimizden Allah razı olsun.

Rabbimizin en büyük bir lutfu olarak;Bize ve tüm insanlığa,Yüce İslam Dinimizin hakikatini ve hayata dair tüm gercekleri,en doğru ve doyurucu bir sekilde öğretip bu uğurda mücadele azmini belleten Erbakan Hocamızı doğru tanımaya!…

O’nun en güzel bir biçimde tespit edip açıkladığı bu hakikatleri,bizlerin daha rahat anlayabileceği bir biçimde izah ederek gercekten anlamamıza!…Bu ulvi hakikatlere “Nasıl hizmet edilir”i kavramamıza!…

Aziz Erbakan Hocamızın deşifre edip, etkisiz bırakılacakları tüm esas ve tedbirleri alarak ve ehline açıklayarak, mücedele verdikleri “siyonist mahfiller”in; O’nun vefatı sonrası hızlanarak devam eden”Hakkı İptal Senaryolarını”;en iyi şekilde sezerek-açıklayarak,Milli Devlet Aklı’nın gerekli tedbirleri geliştirmesine!…

Hakk Davaya çöreklenerek onu istikametinden saptırmak isteyen “Nifak Unsurları”nı ve tahribatlarını en isabetli bir şekilde tespit edip gerekli sorumlulukları vaz eden!… Bu kadar ağır imtihanlardan geçtiği halde hala sağlam kalabilmiş ,mutlaka kurulacak olan “Adil Düzen Medeniyetinin Mayası”hükmündeki Camiayı, çürüterek bertaraf etmek isteyen “ibni Selül-ibni Sebe”nin çağdaş uzantılarına karşı; sürekli tetikte durarak, içten yıkımı engellemek için her türlü iftira-hakaret ve zorluğa dirayetle göğüs gerilmesini!…

Bu ağır mücadelelerinin yanı sıra ,kasıtlı değil ama belki saflık yada şuursuzlukla bizlerin, ayak bağı iş ve yanlışlarına da sürekli katlamak zorunda kalan!…

Aziz Liderin,Asil talebesi,sadık takipçisi,bilge şahsiyetle tanıştırana sonsuz şükürler olsun!..Nankör etmesin,elini çektirmesin!…Amin!…

milli çözüm sadıkları
Yazarımızdan Allah razı olsun

Tüm Milli çözüm ailesinin ve sadıklarının muhterem Ahmet Hocamıza dolayısıyla Erbakan Hocamıza olan sadakatimizin yaşanmış bizatihi canlı örnekleri ile ne kadar haklı gerekçeleri olduğu bu yazıda mükemmel bir şekilde ifade edilmiş.Allah kaleminizin kuvvetini artırsın.

Tüm milli görüşcü kardeşlerimizin bir an evvel olayların farkına varıp çok yakındaki yaşanacak kongrede olaylara bu pencereden bakarak davanın artık ehil ellere bırakılması gerekmektedir.

Dinleyin canlar bu dost sesidir
Hakkın tercümanı dost meclisidir
Sanmayın dünyalık ahret bekçisidir
sadıkların derdi vuslattır dostlar

Davamız İslam yoldaşımız Hz. Kur’an
Yolumuz Aziz Erbakan yolu
Liderimiz Akgül onun kutlu sonu

Biz bir avuç varlıklarız
Dünyayı siyona dar eden sadıklarız

TEBRİKLER
Pek çoğumuzun yıllardan beri yaşayarak şahit olduğu gerçekleri güzel bir biçimde ve halisane niyetle özetlemişsiniz.

TEBRİKLER !.. NE GÜZEL İFADE ETMİŞSİNİZ…..
Elhamdülillah. Ne güzel ifade edilmiş. Bu yazıyı tüm saadet partimizin temsilcileri ve gönül vermiş olanları muhakkak okumalı ve yanlışlarından dönmeleri için bir fırsat diye düşünüyorum.
Yazarımız gönüllerimizdekileri gayet olması gerektiği gibi ifade buyurmuşlar yüreğine kalemine sağlık.

Hakikat
Elinize yüreğinize sağlık.

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
10
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...