YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
661b125c4fe96
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 7 6 1 9
Bugün : 2080
Dün : 26764
Bu ay : 300666
Geçen ay : 453014
Toplam : 23079630
IP'niz : 3.238.235.248

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

EY AKP!

HIYANETLE PARLATILDIN, HIYANETLE PARÇALANACAKSIN!

      

AKP Kurucularından ve Eski Bakanlarından Ali Babacan; “Yola çıkış amaçlarından saptığı ve ülke geleceğini tehlikeye atan bir yöne kaydığı…” gerekçesiyle AKP’den istifa ettiğini ve “Yeni bir parti girişiminin acil ihtiyaç haline geldiğini…” açıklamıştı.

Daha önce bu girişiminden caydırmak için Ali Babacan hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunmuşlardı. Hazine eski çalışanı Ali Çevik, eski Bakan Ali Babacan hakkında “FETÖ’ye bilerek ve isteyerek yardım ettiği” gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusu yapmış, daha doğrusu yaptırılmıştı. Ali Çevik, Ali Babacan’a son dönemde Bakanlık teklifinde bulunulduğu ve yeni parti kuracağı haberleri karşısında rahatsızlık duyduğunu vurgulamıştı. Suç duyurusunda bulunan Çevik, Babacan’ın Bakanlık yaptığı dönemlerde; bürokratik atamalarda ve İzmir Askeri Casusluk Davası kumpasının Hazine Müsteşarlığı’nda hayata geçirilmesinde, “FETÖ’ye bilerek ve isteyerek yardım ettiği” iddiasında bulunmuşlardı. Açıklamada, Ali Babacan’ın kendisine danışman olarak seçtiği hemen herkesin, FETÖ ile bağlantısı saptandığını ve bu kişilerin memuriyetten çıkarıldığı hatırlatılmıştı. Ne var ki şantaj kokan bu isnatlar tutmamış, Ali Babacan AKP’den istifa edip ayrılmıştı.

Erdoğan, Erbakan’a yaptıklarını aynen yaşayacaktı!

Evet, 2002’deki ‘Yenilikçi Hareket’ hıyanet çıkışının aynısı 2019’da da yaşanmaya başlanmıştı. Hatırlanacağı gibi Milli Görüş, 2001’de AKP’nin kurulmasıyla parçalanmış, Tayyip Erdoğan, Erbakan’a bayrak açmıştı. O süreçte, Milli Görüş’ten kaytarmış AKP, ‘liberal’ bir çizgiyi savunmaya başlamıştı. Şimdi ise 2019’da Babacan-Gül ikilisi ‘liberal’ bir parti kuruyorlardı. Eh, etme bulma dünyasıydı…

Adalet ve Kalkınma Partisi aslında Siyonist odakların bir programıydı ve Abdullah Gül de onların adamıydı. Ancak Tayyip Erdoğan, karizması ve teşkilatçılığı nedeniyle vitrine daha çok yakışmıştı ve uluslararası kamuoyunun desteğini almıştı. “Bugün Ali Babacan-Abdullah Gül üzerinden başlayan yeni parti çalışmaları, aslında 2000’lere uzanan benzerlikleri içinde taşımaktaydı”diyenler haklıydı. Milli Görüş’ün Lideri Rahmetli Necmettin Erbakan’a bayrak açan Erdoğan’dan, Erdoğan’a bayrak açan Babacan-Gül ikilisine ulaşan bu süreç İlahi adaletin bir intikam sırrıydı. Şimdi Abdullah Gül, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun; “kendilerini arkadan bıçakladığını!” söyleyen Sn. Erdoğan’a hatırlatmanın tam zamanıydı: Bayım, o hıyanet hançerini, önce siz ve şebekeniz Rahmetli Erbakan’a; O’nun en haklı ve hayırlı davasına karşı kullandınız ve bu kahramanlığınız(!) karşılığında iktidara taşındınız… Ne o, yoksa “yaptığımız yanımıza kâr mı kalır” sandınız?..

Bülent Arınç’ların Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kuruluna ve aylık 18 bin liraya atanmaları da pek işe yaramamıştı. AKP’nin 3 parça olmasını engellemek için Recep T. Erdoğan partinin kurucu siyasetçilerine yüksek(!) görevler uyarlaması da tutmamıştı. Bakanlık ve Başbakanlık yapan Prof. Ahmet Davutoğlu ile Ekonomi ve Dışişleri Bakanlıkları yapan Ali Babacan iki ayrı parti kurmak için gün sayıyorlardı. Bu arada iki ayrı parti yerine tek bir parti çatısı altında olmak için Davutoğlu, Babacan’a önemli bir çağrı yapmıştı. “Tek parti” başlıklı Davutoğlu çağrısının iki ayağı vardı: Birincisi, “Ali Babacan, gel sen Genel Başkan ol, ben Genel Başkan Vekili olarak yardımcın olayım…” İkincisi, “Ben Genel Başkan olayım, gel sen Genel Başkan Vekili olarak yardımcım ol…” Davutoğlu’nun bu çağrısını bakalım Ali Babacan nasıl yanıtlayacaktı? Aslında gerek Davutoğlu gerekse Babacan 17 yıllık AKP’nin ve Erdoğan’ın hatalarını, eksiklerini ve yanlışlarını çok iyi biliyorlardı. Babacan ve Davutoğlu’nun partileşme sürecindeki bazı temel hedeflerinin ne kadar benzer olduğu da ortaya çıkmıştı. Güya ikisi de “tek adam rejimine” karşıydı.

Davutoğlu, “Ya kuvvetler ayrımının en güçlü örneği Amerikanvari tam Başkanlık sistemi, ya da kuvvetler ayrımının net çizgiler ile ayrılmasını sağlayacak güçlendirilmiş parlamenter rejim” taraftarıydı.

Babacan ise komple yenilenecek yeni bir anayasa ile “güçlendirilmiş parlamenter rejim” diyerek tam Başkanlık Sistemine karşı çıkmaktaydı.”[1]

Bu arada her fırsatta “doğruluk ve dobralık(!)” rolü oynayan Bay Bülent Arınç’a da bir hatırlatmamız olacaktı… Kendinizi 18 bin lira aylıkla danışman kadrosuna kapatmanız, gerçek ayarınızı ve amacınızı bir kez daha ispatladı. Bu konuda sizi eleştirenlere “edepsiz ve erdemsiz”ifadelerle saldırmanız da boyanızın dökülüp foyanızın ortaya çıkmasından kaynaklı bir hırs ve hırçınlıktı. MHP’nin hesaplı ve hasatlı desteği de artık sizi kurtaramayacaktı. Erbakan’a ve Milli Görüş davasına yaptığınız hıyanetleri Cenab-ı Hak tek tek kusturacaktı!..

Davutoğlu: “Devlet yapısı ile aile yapısı ayrılmalı!” diyerek Erdoğan’ı uyarmıştı.

Yeni parti kuracağı iddia edilen eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, AKP’ye yönelik eleştirilerini yoğunlaştırmıştı. Davutoğlu: “Devlet işleriyle aile yapısı kesinlikle ayrılmalıdır. Birinci dereceden akraba olmamalıdır” ifadelerini kullanmıştı.

“Neyle tehdit ederseniz edin, bu çözülüşü durduramazsınız!” çıkışı…

Davutoğlu; AKP’ye yönelik eleştirilerini sıralarken, AKP’de ciddi savrulmalar yaşandığını ve cesaretle meselelerin tartışılması gerektiğini ifade etmiş ve “Bugün susma vakti değildir. Kapalı kapılar ardında konuştuğumuz gerçekleri, kapı önlerinde susma vakti değildir. Ne yanlış yaptık ki bugün bu noktadayız? Yoksa şu veya bu kişinin bir partiden ayrılmasıyla o parti bölünmez. Tabanda büyük kitleler kopmaya başladıysa insanları neyle tehdit ederseniz edin, o çözülüşü durduramazsınız” tespitinde bulunmuştu.

Davutoğlu; “13 bin oyla kaybettiğimiz bir seçimin yenilenmesini 800 bin oyla kaybetmişsek bunun sorumlusu iktidarı devretmiş bir Başbakan değil, siyasi hayatta ciddi savrulmalar yaşayanlardır” açıklamasında bulunarak şunları aktarmıştı. “Hiçbir mevki beklentimiz olamaz: Bakınız partiler ve siyasi hareketler tavanda bölünmüşse ciddi bir sıkıntı değildir. Bizim hareketimizde de 2 kez bölünme oldu ama eğer tabanda bir kayma varsa işte tehlike olan odur. Yüzde 15’lik kitle bir başka yere doğru gitmişse kimse bunu engelleyemez.”

Cumhurbaşkanına düşüncelerimi 5 kez ilettim;

Davutoğlu konuşmasının son bölümünde şunları vurgulamıştı:“Devlet mimarisi kişilere, siyasi parti görüşlerine göre inşa edilmez. Çarpık parlamenter sistemden çarpık bir sisteme Cumhurbaşkanlığı sistemi altında geçildi. Cumhurbaşkanı’na düşüncelerimi 5 kez ilettim; bizim hesabımız doğru olanı söylemek. Neyi yanlış görüyorsam söyleyeceğim. Cumhurbaşkanı makamıyla Genel Başkanlık makamının birleştirilmesi hem Cumhurbaşkanlığına hem de AKP’nin kurumsallaşmasına zarar vermiştir. Devlet işleriyle aile yapısı kesinlikle ayrılmalıdır. Birinci dereceden akraba olmamalıdır.”

“Yeni bir siyaset anlayışına ihtiyaç var!” iddiası…

“Bir seçimde beka kaygısından bahsedip, bu şekilde düşünmeyen herkesi terörist olarak itham ettikten sonra diğer seçimde İmralı’ya başvurmak milletin vicdanından kopuştur. Bu kopuşu çözmedikçe herhangi bir toparlanma olamaz. Yeni bir siyaset anlayışına ihtiyaç vardır. Adalet öylesine örselendi ki insanların hukuk sistemine güvenini sarsıyorlar. Adalet duygumuzu sarsacak her şey için ortak tavır alma vakti geldi. Ülkemiz çok yoğun bir ekonomik krizin içinde ciddi bir mücadele veriyor. 2008’de olduğu gibi ekonomik sıkıntılarla karşılaşıyoruz. 2008’de ekonominin başında, ekonomiden anlayan insanlar vardı; vizyon vardı. Yukarıdan bakan bir ekonomi anlayışla, bu ekonomik krizin içinden çıkamayız” diye konuşmuştu.

Bu arada Abdullah Gül; hayatı boyunca kutsi hedefleri, idealleri, milli ve manevi değerleri uğrunda asla risk almayan ve hep hazıra konmak için fırsat kollayan yaklaşımıyla: “Siz partiyi kurun, uygun şartları oluşturun, kesin kazanma umudu doğunca, Cumhurbaşkanı adaylığı için bana başvurun!” havasındaydı. Dış güçler ve yerli çevreler için bu tipler daha yararlı bulunmaktaydı.

Batmaya başlayan AKP gemisini ilk terk etmeye hazırlanan bilgiç Abdurrahman Dilipak ise: “Bugün FETÖ Borsası, yarın da Siyaset Borsası kurulacak!” diyerek keramet buyurmuşlardı.

Odatv’den Ayşe Baykal’ın:

-İktidarı veya Müslümanların gidişatını eleştiren yazılarınızdan dolayı çevreniz, yazdığınız gazete veya iktidar sahipleri size sitem ediyor mu, gönül koyuyor mu? Kendinizi yalnız hissettiğiniz oluyor mu? sorusunu, Dilipak şöyle yanıtlamıştı:

“Hayır, kendimi yalnız hissetmiyorum. Beni sevenler, nefret edenlerden çok daha fazla ve her kesimde varlar. Size bir anımı anlatayım; Türkiyeli tanınmış bir Yahudi ailenin evine, solcu bir gazeteci misafirliğe gidiyor. Türkiye’deki antisemitik hareketlerden söz açılıyor. İslamofobya’dan söz ediliyor. Bir karışıklık olursa Türkiye’de kalıp kalmayacaklarını, nereye gideceklerini soruyor gazeteci. Ailenin Avrupa’da da Amerika’da da İsrail’de de akrabaları var. ‘Bakarız!’ diyorlar, o zaman şartlar neyi gerektirirse. ‘Gitmek’ diye bir düşünceleri olmadığını ama zorunlu olursa o zaman düşüneceklerini söylüyorlar. Lisede okuyan kızları, ‘Ben Türkiye’de kalırım’ diyor. ‘Bu ülkeyi seviyorum ve burada arkadaşlarım var’ diyor. ‘İslamcılar iktidar, yarın onlar kapıya dayanırsa!’ diyor gazeteci. Kız; ‘O zaman Dilipak’ı ararım!’ diyor. ‘Dilipak’ı arayıp ne yapacaksın?’ diyor. O da: ‘O beni korur!’ diyor. ‘Dilipak’a nasıl ulaşacaksın?’ diyor gazeteci. Kız: ‘Onun telefonu bende var’ diyor. Bakmış, benim telefonum kayıtlı. ‘El emin’ olmak güzel bir şey. Sizin gibi inanıyor ve düşünüyor olmayan bir başkasının size güvenmesi önemli. Başka örnekler de var! Toktamış Ateş’le yaptığımız program hâlâ hafızalarda. Şanar’la birlikte yaptıklarımız da.”Bu sözleri, Sn. Dilipak’ın herkesin adamı, özellikle Yahudi kesimlerin güvenlik adası(!) olduğunun itirafı mıydı?

“28 Şubat’ta Almanya’dan para toplayan holdingleri yağmalayan zihniyet, siyasi ve ideolojik duruşu dışında aynı yola saptı. Herkes sonuca bakıyor ve yandaşın hırsızlığını, yalanını, rüşvetini ve ihanetini gizliyor. Bu AKP, CHP fark etmiyor. İmamoğlu da komşusu AKP Belediyesi ile aynı şekilde ‘iş’ yapıyordu. ‘Yok aslında birbirlerinden pek farkları, tek farkları adları’ olunca seçmen de bazen ‘farkı fark edemiyor’. Biri dini, ötekisi devrimi, Atatürk’ü, ideolojiyi, devletin âli menfaatlerini ve siyaseti kullanıyor. Kim neyi kullanıyorsa aslında ona ihanet ediyor. Öte yandan, taraflar arasında bir dehşet dengesi oluşuyor. Birbirlerinden korkularından bir süre sonra bir arka bahçede buluşuyor, arka kapıda el sıkışıyorlar. Sadece ‘FETÖ BORSASI’ndan söz etmek, bu sözü edenin ideolojik ve politik duruşunu ve kimliğini gösterir. Bu ‘KARA BORSA’ her zaman vardı. Yarın ‘SİYASET BORSASI’ da kurulacak, ‘GÜNEŞ OTEL’ pazarlıkları yapılacak. ‘KUMAR BORÇLARI’ kapatılacak. Marka krizler ve yolsuzluklar üretmek sorunu çözmez, aksine borsayı daha aktif hale getirir… Adaleti ‘meta’ haline getiren, alış-veriş konusu yapan her kimse; (ya siyaseti şahsi çıkar aracı yapanlar?) hâkim, savcı, mübaşir, bilirkişi, avukat, polis; adidir, alçaktır ve haindir! Zira adalet mülkün temelidir. Bu rezalete aracılık eden her kimse, o suçu işleyenden daha suçludur. Zira o kişi adalete kast etmektedir. Ah! CHP bizi laikleştiremedi ve materyalistleştiremedi, ama bizimkiler bizimkileri sekülerleştirdiler ve materyalistleştirdiler.” buyuran Bay Dilipak; “peki, bundan büyük hıyanet olur muydu?” Hani “AKP bazı hatalar yapsa da hıyanet etmiyordu!?”

-Son sorum… Ben sizi neredeyse Odatv’den takip ediyorum. Sık sık yazılarınızdan alıntı yapıyorlar. Muhalif medyanın yazılarınızı alıntılaması sizi rahatsız ediyor mu? sorusunu ise Dilipak şöyle yanıtlıyordu:

“Hayır. Paylaşabilir, eleştirebilir. Eleştiri sert de olabilir, ama hakaret olmamalı. Ben hep ‘öteki’lerle diyalog içinde oldum. Her kesimden insanlarla oturup konuştum. Toktamış Ateş, Şanar Yurdatapan, Uğur Mumcu, Hrant Dink, Aydınlık çevresinden arkadaşlarım oldu. Sözü olan herkese kulağımı verdim, kulağı olan herkese söyleyecek sözüm var. Kederler paylaşıldıkça azalır ve mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır!” Evet, böylece Dilipak; “Fazilet arz ederken, sefaletini kusuyordu!..”

KKTC’ye Düşen Suriye Füzesi Çarpıtmaları!

Medyada KKTC’ye S-200 Rus yapımı Suriye füzesi düştü haberleri çıkmıştı. Suriye’de terör savaşına destek ve katılım sağlayan İsrail füzeleri Dimaşk (Şam) ve Humus’u hedef almıştı. Bu saldırıda biri bebek 4 sivil katledildi ve 25 sivil yaralanmıştı. İsrail ve borazanları medya, “füzelerin İran, Lübnan Hizbullah ve Suriye askeri bölgeleri hedef aldığı” yalanını tekrarlamıştı. Oysa İsrail füzeleri Suriye’nin S-200 hava savunma sistemiyle engellenmeye çalışılmaktaydı. İsrail uçakları Akdeniz üzerinden KKTC açıklarına kadar süzülüp buradan Suriye’ye girmekte veya bu noktalardan füzeleri ile saldırmaktaydı. İşte bu bölgeye süzülen İsrail uçakları ve füzelerine fırlatılan S-200 füzelerinden birisi KKTC topraklarına düşmüştü. Çok şükür KKTC yetkilileri mal ve can kaybının olmadığını açıklamışlardı. İsrail’in Kıbrıs’ı saklanma ve saldırı üssü olarak kullandığı zaten bilinip durmaktadır. Daha önce de bir Rus gözetleme uçağının arkasına saklanarak, Suriye füzelerinden kurtulmuş olan bir İsrail füzesi, bir Rus uçağını düşürmüştü.

Saadet Partisi, D-8’in kuruluşunun 22’nci yıldönümü etkinliği yapmıştı. D-8: İngilizce, “Developing Eight” demektir; yani “gelişmekte olan sekiz ülke” manasındadır. Bu ülkeler; Türkiye, İran, Pakistan, Bangladeş, Malezya, Endonezya, Mısır ve Nijerya’dır. D-8’in altı temel ilkesi vardır.Savaş değil, barış. Çatışma değil, diyalog. Çifte standart değil, adalet. Üstünlük değil, eşitlik. Sömürü değil, iş birliği. Baskı ve tahakküm değil; insan hakları, hürriyet ve demokrasi.Müteveffa Erbakan bu yapının fikir babasıydı ve örgütün kuruluşunda büyük payı vardı. Temelleri 1996’da İstanbul’da atılmıştı. Erbakan’ın bu tarihi vizyonu Siyonizm’in ve Emperyalizm’in 21’inci yüzyıl projeleri ile bağdaşmıyordu. ABD’nin Büyük Ortadoğu Planlarına aykırıydı ve ayak bağıydı.

“İşte bu nedenle Siyonizm-Emperyalizm Erbakan’a karşı 28 Şubat harekâtını başlatmıştı. El-hak o da kendisine karşı kullanılacak gerekçeleri rakiplerine altın tepsi içinde sundu. Parti içindeki Brütüs’leri ayaklandırdı. Gerisi malumunuz. Gül, Erdoğan ve diğerleri Siyonizm-Emperyalizm ile uyumlu projelerin taşeronu olacak partiyi hayata geçirdiler. Ve en nihayet Erbakan’ın uluslararası Emperyalizm ve Siyonizm’in Gülleri olarak gördüğü Gül ve Erdoğan yol ayırımına geldi. Ve en nihayet kılıçlar çekildi. Siyonizm ve Emperyalizm; Gül, Davutoğlu ve Babacan’ı Erdoğan’a tercih etti. Artık yolu sadece onlarla yürüyecekti. İlginç olan Siyonizm’e ve Emperyalizm’e karşı bayrak açan Erbakan’ın (Saadet) partisinin, Erdoğan’a karşı “Erbakan Hocaya ihanet edenlerle mücadeleyi” gerekçe gösterenler, hem Erbakan’a karşı ihanet edip, ‘Brütüs’lük yapan, hem de halen Erbakan’ın düşman kuvvetler olarak gördüğü merkezlerle iş tutan Gül ve Güllerin, şimdi Saadet Partisi’nin yeni yönetimi tarafından el üstünde tutulmasıydı.”[2] diyen Aydınlık yazarı hâlâ sap ile samanı karıştırmaktaydı. Önce partisi içindeki Brütüs’leri (Abdullah Gül ve Erdoğan takımı) ayaklandıran Erbakan değil, o malum ve mel’un odaklardı. İkincisi Erbakan Hoca, karşı tarafın koz olarak kullanacağı bazı kolaylıkları; ülkesi ve milleti zarar görmesin, kahraman Silahlı Kuvvetlerimiz birbirlerine düşmesin ve 28 Şubat süreci ucuz geçiştirilsin diyebile bile, kendi hükümetini ve partisini feda etmek hassasiyetiyle sağlamıştı. Ve ne yazık ki Erbakan’ın şahsında, aslında ülkemize yönelik bu hıyanetlerin baş figüranları arasında Sn. Erdoğan da bulunmaktaydı ve şimdi ulusalcılar ve aydınlıkçılar, Devlet Bahçeli’yle kol kola Erdoğan’a sahip çıkmaktalardı… Hayret bu Din alerjisi taşıyan Aydınlıkçıların densizlikleri sırıtmaktaydı. Aynı kafadan E. Gen. Kemal Yavuz da bir TV. programında: “Akdeniz ve Suriye cephesinden Türkiye’yi kuşatan ABD ve AB güçlerine karşı, bizim Suriye ve Mısır ile, hatta İsrail’le iş birliği yapmamız lazım!” şeklindeki sözleriyle, aslında kimlerin hizmetçisi olduklarını açığa vurmuşlardı. Oysa Suriye ve Mısır ile irtibat ve ittifak kurmaya çalışmamız doğru bir yaklaşımdı; Siyonist İsrail’in ve arkasındaki Siyonist Yahudi Lobilerinin, ABD ve AB’yi de kullanıp kışkırttıklarını bilemeyecek kadar cahil olamazlardı!.. Bu zavallı zırvacılara göre “Ekrem İmamoğlu bir dış projeydi, AKP’yi desteklemek ise bir milli meseleydi!..”

Hatta Doğu Perinçek: “Öcalan’ın mektubu, PKK’nın direncini kırıyor” diyerek, AKP’nin bu hıyanetini bile Milli Derin Devletin bir marifeti gibi sunmaya çalışmıştı.

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, PKK lideri teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın mektubu ile ilgili tutarsız açıklamalar yapmıştı. Doğu Perinçek açıklamasında; “Öcalan’ın mektubunun, PKK’nın direncini kırdığını” savunmaktaydı. Perinçek, bu mektupla beraber PKK’nın bölündüğünü ileri sürüp, “ABD emperyalizmine karşı Tayyip Erdoğan ile aynı gemide olmak, bugün Vatan Savaşı mevzisinde olmanın en belirleyici tavrıdır”ifadelerini kullanmıştı.

Oysa Devlet Bahçeli İstanbul’a mitili attıktan 48 saat sonra, hemen Ankara’ya dönmek zorunda kalmıştı. Çünkü AKP’nin İstanbul seçimi için Öcalan’dan yardım istediği istihbaratını almıştı. Demek ki Bahçeli, önce; Öcalan, Erdoğan ve AKP üçlüsünün parçası olmaktan sakınmıştı. Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, elbette Öcalan’ın avukatlarına verdiği mektubu biliyor ve açıklamalarını bekliyordu. Bu arada Ekrem İmamoğlu, rakibi Binali Yıldırım ile arasındaki oy farkını her geçen gün hızla açıyordu.

Bir oğlu PKK’nın Amerika sorumlusu, bir oğlu PKK’nın Avrupa sorumlusu, bir oğlu PKK ile dağda olduğu iddiası bulunan Öcalan hayranı ve Tunceli Üniversitesi öğretim üyesi ve Kandil’in temsilcisi Doç. Dr. Ali Kemal Özcan, Cumhurbaşkanlığı Hükümeti’nin başı Erdoğan’ın izni ile İmralı’da bebek katili Öcalan ile yasalara aykırı şekilde buluşmuşlardı. Ve Erdoğan’ın isteği üzerine Özcan; o mektubu canlı yayında okuyarak, Kandil’in ve bebek katili Öcalan’ın İstanbul seçiminde, AKP adayı Binali Yıldırım’a destek verilmesi mesajını ulaştırmıştı.

Medyada, “Erdoğan’ın dili sürçtü” başlığı ile yer alan şu cümlelerini hatırlatayım:

“Kardeşlerim biliyorsunuz. Pazar günü İBB Başkanlığı için yenileme seçimi var. Bu seçimde İstanbul halkı iki adaydan birine karar verecek. Bir tarafta Cumhur İttifakı’nın, yani terör örgütleri zihniyetinin destek verdiği Cumhur İttifakı…”

Hâlbuki Erdoğan’ın bu sözlerinden sonra, Öcalan mektubu ile Cumhur İttifakına destek verince anlaşıldı ki bu sözler dil sürçmesi değildi. Erdoğan’ın bilinçaltında bulunan bir itirafıydı ve herhalde Allah’ın halkımıza bir uyarısıydı…

“O Devlet Bahçeli ki, ‘İmralı canisi, Bebek Katili’ sözleri ile eleştirdiği PKK’nın, Kandil’in lideri Öcalan’ın bu mektubunu yorumlamakta zorlanmıştı. MHP lideri Devlet Bahçeli, Abdullah Öcalan’ın 2 Mayıs’ta avukatlarıyla yaptığı görüşmeye değinerek, bunun bir talep meselesi olduğunu vurgulamıştı. Ayrıca Bahçeli, Öcalan için ‘Bana sorarsanız avukatıyla görüşsün’ ifadesini kullanmıştı. Öcalan’ın mektubu ile Özcan’ın açıklamasındaki, ‘Öcalan yerli ve milli’ tanımı, herhalde Bahçeli açısından bardağı taşıracak son damla olmalıydı. Bu durumda; Devlet Bahçeli ya Cumhur İttifakı’nı bozmalıydı. Ya da MHP; Kandil, PKK ve Öcalan ile iş birliği yapan parti durumuna düşmüş olacaktı.” diyen Orhan Uğurlu haklıydı.

İşte Sn. Devlet Bahçeli’nin daha önceki Öcalan açıklamaları:

“Türk milliyetçiliğine itiraz edenler, hakaret ve hıyanetten geçinenler; unutmayınız ki ya Kandil ya Pennsylvania ya da İmralı’ya köle olmuş yıkım, yabancı ve yozlaşma hayranlarıdır.” (28 Kasım 2017)

“Öcalan ve Erdoğan’ın kurduğu pazarlık masaları ocakları söndürmüştür. AKP-HDP-PKK dayanışması ve münasebeti analarımızın feryadına yol açmıştır. Bu acıklı, ama açık gerçekleri aziz milletimiz mutlaka idrak etmelidir.” (19 Ağustos 2015)

“Öcalan Türkiye’nin önünü açıyor” diyen AKP lejyonerleri neredesiniz? “Öcalan dünyanın geleceğini çok iyi okuyor, Öcalan’ın olayları okuma tecrübesi var, Öcalan bölgenin durumunu daha sağlıklı yorumluyor ve Öcalan’ın geniş bir prestij alanı var,” ifadeleriyle AKP’ye sızmış PKK dönmeleri hangi deliktedir? (15 Eylül 2015)

“Biz olmasaydık, AKP ile PKK çoktan Türkiye’nin fişini çekmişlerdi. Erdoğan’a sormuştum: İmralı canisiyle mektuplaştın mı? AKP ile PKK’yı, AKP ile HDP’yi birbirinden ayırt etmek artık kolay değildir. Ve günü geldiğinde ya kaçacak ya da adalete hesap verecektir.” (3 Ekim 2015)

“Diyorum ki, Barzani’den gelecek hayır Allah’tan gelsin. Ha Öcalan, ha Barzani, sorarım sizlere, aralarında ne fark vardır?” (15 Aralık 2015)

“Türkiye nereye gitmektedir? Öcalan ve Erdoğan’ın yeni Türkiye’si bu mudur? Yazıklar olsun, geçti Bor’un pazarı, sürün merkebinizi Kandil’e.” (22 Mart 2016)

Merkez Bankası Başkanlığına Murat Uysal’ın atanması, Başkanlık Sistemini yeniden tartışmaya açmıştı!

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Murat Çetinkaya beklenmedik şekilde görevden alınmış, Çetinkaya’dan boşalan göreve ise Yardımcısı Murat Uysal atanmıştı. Başkan Murat Uysal yaptığı açıklamada: “Bankamızın kanunla kendisine verilen görev ve yetkiler çerçevesinde temel amacı olan fiyat istikrarını sağlamaya odaklı para politikası araçlarını bağımsız bir şekilde uygulamaya devam edeceğini” vurgulamıştı.

Sözcü Ömer Çelik: “Cumhurbaşkanlığı Sisteminin Emarını (MR) çekeceğiz!” buyurmuşlardı. Böylece daha bir yılını dolduramayan sistemin tıkandığını, ağır hastalık ve aksaklıklarını itiraf etmek zorunda kalmışlardı. Eh bu gidişle dışa bağımlı Başkanlık Sistemi yakında komaya girmiş olacaktı.

Ekonomide dümenin emanet verilmek istendiği ABD’li Siyonist McKinsey firması ile ilgili çok önemli bir gerçek daha ortaya çıkmıştı: Sn. Erdoğan Cumhurbaşkanlığı değil McKinsey sistemini uygulamaktaydı. Evet, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin mimarı ABD merkezli McKinsey şirketi olduğu anlaşılmıştı. Üst düzey bir yetkili, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin tüm aşamalarının ABD’li McKinsey firması tarafından dizayn edildiğini, hiçbir aşamasında AKP’den kimseye görev verilmediğini açıklamıştı. Yetkili, sistemin rehabilite edilmesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüş birliğine varıldığını belirterek, sistemin yarı başkanlık ve Meclis’in güçlendirilmesi konusunda tekrar revize edilmesi için McKinsey’le el sıkıştığını da hatırlatmıştı.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne yönelik tartışmalar hızlanmıştı. Yaklaşık bir yıl önce devreye giren sistemin devlet yapısına uymadığına yönelik eleştiriler artarken, iktidar partisi içinde de bu eleştiriler her geçen gün daha fazla artmaktaydı. Son olarak; AKP Grup Başkan Vekili Naci Bostancı ve Bülent Turan’dan “sistemin rehabilite edileceğine” yönelik açıklamalar gelmesi, sistemdeki tıkanıklığı gözler önüne çıkarmıştı. Tüm bu gelişmeler yaşanırken, AKP’li üst düzey bir yetkili, Milli Gazete’ye çarpıcı açıklamalarda bulunmuş; “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin AKP tarafından hazırlanmadığını, söz konusu sistemin daha önce de ülke gündemini uzun süre meşgul eden ABD merkezli McKinsey Danışmanlık Firması tarafından dizayn edildiğini” vurgulamıştı.

AKP’li üst düzey yetkili, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin mimarının ABD merkezli McKinsey Danışmanlık Firması olduğunu belirterek, -tartışmaların odağında bulunan sistemin ABD’li McKinsey tarafından yapıldığına her seferinde vurgu yapan ve- sistemin tüm aşamalarının söz konusu firma tarafından yapıldığını hatırlatmıştı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin oluşumunda AKP’den kimsenin görev almadığını da dile getiren AKP’li yetkili, dolayısıyla devletin tüm kurullarının ve komisyonlarının ABD Merkezli McKinsey firmasına emanet edildiğini itiraf etmek zorunda kalmıştı.

Bu sistemin güncellenmesi yine ABD’li şirkete bırakılmıştı!

Yetkili; sistemin rehabilite edilmesi konusunda parti içinde tartışmaların arttığını ifade ederek, yapılan son istişare toplantılarında söz konusu konunun Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’a iletildiğini açıklamıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile sistemin güncellenmesi konusunda görüş birliğine varıldığını, ancak sistemin düzeltilme işlemi için AKP içinde kimseye görev verilmediğini ve güncelleme işleminin tekrar ABD’li şirket McKinsey’e verildiğine vurgu yapmıştı. Yetkili, parti içinde bu karara tepkilerin olmasına rağmen herhangi bir geri dönüşün olmadığını da aktarmıştı.

Parti devre dışı bırakılmış, bu çalışmayı “Külliye” yürütmeye başlamıştı!

Yetkili, ABD’li şirket McKinsey’in Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni “Yarı Başkanlık Sistemine ve Meclis’i güçlendirecek bir güncelleme üzerinde çalıştığını” hatırlatmıştı. Partinin karar mercilerinde ABD’li şirketle görüşen kimsenin olmadığını söyleyen yetkili, sistem üzerinde güncellemenin “Külliye” üzerinden yürütüldüğünü anlatmıştı. ABD’li McKinsey firmasına yaptırılan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin maliyetinin çok yüksek olduğunu söyleyen yetkili, bu maliyetin yakında ortaya çıkacağını da vurgulamıştı.

Temel Karamollaoğlu’nun “Ergenekon’un Dinci Kanadı” çarpıtmaları

‘Ergenekon’ davasında çıkan beraat kararlarını değerlendiren Karamollaoğlu; Necmettin Erbakan’ın, bazı mensuplarının yanlış tavırları nedeniyle Türk ordusunun yıpratılmamasıgerektiği yönündeki görüşünü hatırlatmıştı. Karamollaoğlu, “Biz bunları dile getirdiğimiz zaman birtakım ahlâksız ve müfteri insanlar bizi Saadet Partisi olarak ‘Ergenekon’un dinci ayağı’ diye itham etmişlerdi. Biz o dönem de gerçeklerin peşindeydik, ordumuzun yıpratılmamasına önem veriyorduk ve bugün de aynı duygu ve düşünceleri yaşıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

‘Ergenekon’ davalarıyla ordunun üst komuta kademesinin tasfiye edildiğini kaydeden Karamollaoğlu, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimiyle de ‘Amerikan yanlısı’ komuta kademesinin tasfiye edildiğini hatırlatmıştı. Darbeye teşebbüs edenlerin mutlaka cezalandırılması gerektiğini vurgulayan Karamollaoğlu: “Ama eğer göz yordamıyla birtakım yanlış adımlar atar, ordumuzun üst kademesine ciddi manada ikinci bir darbe indirirsek ki, indirildi, bu sefer zayıflayan, güç kaybeden kendi ordumuz olur.” uyarısını yapmıştı.

İşte burada yapılan, kasıtlı bir çarpıtmayı ve hesaplı bir saptırmayı düzeltmemiz lazımdı:

Önce, Ergenekon’un Dinci Kanadı”diye suçlanan ve saldırıya uğrayan SP değil, Milli Çözüm Ekibi olmuşlardı. Bu haksız ve ahlâksız yaftalama karşısında ise maalesef başta kendileri ve Oğuzhan Asiltürk gibi SP yetkilileri: “Milli Çözüm Ekibiyle hiçbir alâkamız yoktur!”açıklamalarıyla, Ergenekon dalgalarını haklı, Milli Çözüm yazarlarını ise haksız göstermeye çalışmışlardı. Şimdi kalkıp “Bize Ergenekon’un dinci kanadı diye sataştılar!” çıkışı tamamen yanlıştı ve yanıltıcıydı. Tam aksine, bunların Milli Çözüm Ekibinden özür dilemeleri lazımdı ve bekleyin Cenab-ı Hak çok yakında bütün gerçekleri kusturacaktı. Çok şükür ki, o süreçte SP MKYK üyesi olan Eski Kocaeli İl Başkanı Alaattin Köksal Bey’in bu konuyu (Altınoluk’ta) sorması üzerine Aziz Erbakan Hocamız: “Ahmet Akgül ve ekibinin Mücahit ve Müstakimkimseler olduklarını, içimizden bunların aleyhine konuşanların ise kasıtlı ve hatalıdavrandıklarını” beyan edip bizlere sahip çıkmışlardı.

Ergenekon iddialarıyla yaşanan acıların hesabı kimden sorulacaktı?

Ergenekon davası 12 yıl süren yargılamanın ardından sanıkların beraatı ile kapanmıştı. Dava kapandı ama yüreklerde açılan yaralar da kapanmış mıydı? Çekilen acıların, aylar, yıllar boyu hapiste yatan insanların çektiklerinin telafisi mümkün olacak mıydı? Hatta geçen zaman içinde suçlu olmadıklarını ispat için çalışırken hayatını kaybedenlerle helâlleşmek de mümkün olmayacaktır. Netice itibariyle; adalet mekanizması sağlıklı işlemediği zamanlarda sergilenen yanlış uygulamalar sebebiyle, verilen yanlış kararların telafisi de artık imkânsızdı. Bu bakımdan yargının tarafsızlığını koruması, bir başka ifadeyle adaletten yana olan tavrının yaralanmaması gerektiği gerçeği bu vesileyle bir kez daha ortaya çıkmıştı.

“Özellikle sahip olunan konum ve yetkiye dayanarak yargının kullanılmasının sebep olduğu sonuçların telafisi mümkün olmamaktaydı. Böyle olunca da gücü ellerinde bulunduranların borusu ötüyor, onlar ellerini yargı vasıtasıyla daha da güçlendirmenin sevdasına kapılıyorlardı. Özellikle birtakım hesapların peşinden giden ideolojik ve siyasi örgütler; yargıyı sadece kendi hesapları ve yandaşlarının çıkarları için kullanmaya başladıklarında, o ülkede her şeyin rayından çıktığını söylemek yanlış olmazdı. Bu bakımdan ‘adalet mülkün temeli’ sayılmıştır. Yani, eğer bir ülkede adalet buharlaşmış ise o ülkede mülk de (Devlet) elden çıkmaya başlayacaktır. Ergenekon davasının geçmişine bugün geriye dönüp bakıldığında, ülkenin bir kumpas ile karşı karşıya kaldığı açıkça anlaşılmaktadır. Aslında davanın bir kumpas olduğunu 12 yıl önce de ileri sürenler vardı. (Milli Çözüm Dergisi gibi. N.G.) Ne var ki, o zamanın komplocuları bu sesleri kamuoyuna duyurmamayı başarmışlardı. Söz gelimi; Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk, söz konusu kumpasın ‘ordudaki ABD karşıtlarını temizlemeye yönelik olduğunu’ net bir şekilde bir televizyon kanalında canlı yayında yüksek sesle hatırlatmıştı” diyen değerli Milli Gazete yazarımıza sormak lazımdı: O süreçte, şimdi sizin de sahip çıktığınız bu gerçekleri savundukları için “Ergenekon’un Dinci Ayağı”iftirasıyla, Milli Çözüm yazarlarının tutuklanması ve yandaş medyada hakkımızda korkunç bir linç kampanyası başlatılması karşısında, başta Oğuzhan Asiltürk olmak üzere “Bunlarla hiçbir alâkamız yok! Bunlar bizden ayrılıp Ergenekon’a katıldılar!”şeklindeki asılsız ve vicdansız demeçleri karşısında neden sessiz ve tepkisiz kalmıştınız?! Kur’an’ı, Resulüllah’ı ve Erbakan Hocamızın hayırlı düsturlarını esas aldıkları için her konuda haklı çıkan Milli Çözüm’ün, Saadet Partisi’ne çöreklenmiş bu tıyneti malum kişilerle ilgili tespitleri de yakında gün yüzüne çıkacaktır. Bakalım o zaman fırsatçı fareler hangi deliklere sığınacaktır!?…

Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

{mp3}eyakphiyanetleparlatildin{/mp3}


[1] orhan@yenicaggazetesi.com.tr – 04 Temmuz 2019

[2] Mehmet Yuva / G-20 zirvesi / 03 07 2019

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Nevzat GÜNDÜZ

Nevzat GÜNDÜZ

Yorumu Takip Et
Bildir
guest
13 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
A.Hakan

NE SANDIN!?
28 Şubat ta, hep beraberdiz
Gün gelir foyanız, çıkmaz mı sandın..
Allah’tır; zalimi zalime, musallat edip
Firavun düzeniz, yıkmaz mı sandın…

CHP yardımıyla iktidar oldun
Danşıklı döğüşün, bilinmez mi sandın..
FETÖY le yıllardır, ifsada girdin
Hak Vicdan gayretullaha, dokunmaz mı sandın.

Sağa sola sataşıp, PKK dedin
APO yla flörtün, görünmez mi sandın..
Ahlakı yozlaştırdın, haya bitirdin
Kirli kasetlerin, çıkmaz mı sandın…

Adil Düzeni bitirdim, sanan engerek
Allahla harb edip, yenen mi sandın..
Şimdi bak çözüldün, sonun gözüktü
Deccalizm yenilmez, mabud mu sandın…

Sen Aziz Erbakan Hocama, ihanet ettin
Muntakim İntikam, almaz mı sandın..
Siyonun ipiyle, kuyuya indin..
Hak gelip batılı, yenmez mi sandın!?…

Mehmet Akif

ALLAH İNTİKAM ALANLARIN EN HAYIRLISIDIR
“Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmettiler. Böylece Rabbinin (ceza ve intikam) emri geldiği zaman, Allah’ı bırakıp da taptıkları ilahları, onlara hiçbir şey sağlayamadı, (putları ve tağutları) ‘helak ve kayıplarını’ artırmaktan başka bir işe yaramadı (ve artık iş işten geçmişti.)” Hud; 101

“Andolsun, Senden önceki elçilerle de alay edilmeye kalkışıldı, bunun üzerine Ben de o inkâra sapanlara bir süre (mühlet ve fırsat) tanıdım, sonra onları (kıskıvrak) yakaladım. İşte bak sonuçlandırmam (ve intikam almam) nasıl olmaktaymış?” Ra’d; 32

“Sakın ha, Allah’ı elçilerine (ve Hakk davetçilerine) verdiği sözden (ve zafer va’adinden) dönecek sanma(yın). Gerçekten Allah Azizdir, İntikam sahibidir. (Ey zalimler ve hainler, sizin de zulüm ve hıyanetlerinizin hesabını soracak, saltanatınızı yıkacaktır.)” İbrahim; 47

“(Bu azap,) Allah’ın herkesi kendi kazandığıyla cezalandırması (ve yaptıkları hile ve hıyanet cinsinden intikam alması) içindir. Şüphesiz Allah’ın, hesaba çekmesi pek süratlidir.” İbrahim; 51

“Ve (yine istiyoruz ki) onları (sebat ve sadakat ehli kullarımızı) kuvvet ve hâkimiyet sahibi olarak yeryüzünde (ve iktidar mevkiinde) yerleştirip (onurlandıralım, böylece) Firavun’a, Haman’a ve bunların ordularına (zalim hükümet ve hükümdarlara, hain bürokratlara ve bunların keyfi ve şahsi menfaati için halka baskı ve barbarlık yapan kiralık asker ve polis takımına) korktuklarını gösterip başlarına getirelim. (Ezdikleri ve hıyanet ettikleri mü’min mücahitlerin zafere erdiklerini, kendi devlet ve düzenlerini ele geçirdiklerini) Onlara gösterelim de (intikamımızı alıverelim.)” Kasas; 6

“Andolsun, Biz Senden önce birçok peygamberi kendi kavimlerine gönderdik de, onlara apaçık belgeler getirdiler (ama onlar inkâr edip azgınlaştılar); böylece Biz de suçlu günahkârlardan intikam aldık. İman edenlere yardım etmek (ve zafere eriştirmek) ise, Bizim üzerimize Hakk olmuş (bir va’ad)tır.” Rum; 47

“Kendisine Rabbinin ayetleri (İslâm’ın hakikatleri) okunduktan (ve gerçeği anladıktan) sonra, (dünyalık makam ve çıkar hırsıyla) bunlardan yüz çevirip uzaklaşandan daha zalim kim olabilir? Muhakkak ki biz mücrimlerden intikamımızı alırız.” Secde; 22

Kemal Serkan

“Her konuda yazılan ve konuşulan) sözü (dikkatle) dinleyip duyarlar, (ama bunlardan Kur’an’a ve vicdana en yakın bulduğuna ve) en güzeline uyarlar” EMRİNİ ŞİAR EDİNENLERDEN OLMAK DUASIYLA!..
CENABI HAK ZÜMER SURESİ 18. AYETTE ŞÖYLE BUYURMAKTA:

[b]Ki onlar (müjdelenmiş mü’min kullar, her konuda
yazılan ve konuşulan) sözü (dikkatle) dinleyip duyarlar, (ama bunlardan Kur’an’a ve vicdana en yakın bulduğuna ve) en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir.[/b]
( KAYNAK: http://www.mealikerim.com)

Temiz akıl sahipleri ve hidayete erdirilen kimselerden olmanın şartı :Kur’an’a ve vicdana en yakın bulduğuna ve en güzeline uymakla mümkün olacağını Allah c.c. hatırlatıyor.
Burada şunu kaçırmamak gerekiyor; her konuda onlarca yazan çizen konuşan anlatanlar var… Bunların arasından Kur’an’a, elçiye , akla ve vicdana en uygun olanı [b]kimin hatırlatıyor olduğunu bulmak. [/b]
İşte Asrın Muhammedi diye ifade edilen her 100 yılda bir gönderilen elçide o onlarca yüzlerce yazan çizen konuşanlar arasındadır ve aklını vicdanını kullanarak o yüzlerce hatta binlerce doğru ve yanlışın içinden eksiksiz ve fazlasız olan hakkı temsil edeni bularak dünyamızın ve ahiretimizin yüzaklıyla sonlanmasını sağlayabiliriz. Yani dünya da ve ahirette cennet hayatını yaşamak Allah’ ı memnun etmek, şeytanı pişman etmek bu şarta bağlı. Ya değilse hayatımızı ihanetler, yanlışlar, nankörlükler, kötülükler bırakmaz rezil rüsvay olmanın zirvesini yaşarız Allah muhafaza…

Rabnimiz bu Zümer Süresinde geçen : “her konuda yazılan ve konuşulan) sözü (dikkatle) dinleyip duyarlar, (ama bunlardan Kur’an’a ve vicdana en yakın bulduğuna ve) en güzeline uyarlar” emrini kendine düstur edinen o müjdelenmiş mü’min kullar safında olmamız duasıyla!..

Mus ab

AKP Gözleri Bağlanmış(körebe gibi) Vuranın Nerede olduğunu Göremiyor. (AKP için “Cezaen vifaka” Sürecini Başlatan Adli İlahi Milli Çözüm’e Yapılan Haksızlıkları Unutur mu? Haşa)
AKP Gözleri Bağlanmış(körebe gibi) Vuranın Nerede olduğunu Göremiyor. (AKP için “Cezaen vifaka” Sürecini Başlatan Adli İlahi Milli Çözüm’e Yapılan Haksızlıkları Unutur mu? Haşa)
Aziz Erbakan Hocamıza karşı yapılan sayısız ihanetlere (Anap, Akp, Feto, HasPa vb … oluşumlarına) karşı durmasından başka Milli Çözüm’ün başka günahı(!) var mıydı? Milli Çözüm’e yapılan Ergenekon Operasyonu, Feto (Hocaefendi hazretleri iken) davaları, şuan açılan sayısız davalar; hep Siyonun başa belası ve ocaklarına incir ağacı diken Sayın Erbakan’a toz kondurmamaları ve davasını delicesine savunmaları değil miydi? Zerre vicdanı olan, olayları da biliyorsa evet demez mi?(Vicdanı kararmışları muhatap almaya bile değmez) Peki, Milli Görüş camiasının (SP, Erbakan Vakfı vb…nin) Milli Çözüm’e, sırf Erbakan Hocamızı ve davasını sahiplenip savundukları için yapılan tüm bu haksızlıklara karşı çıkması en azından engel olmak için ellerinden geleni yapması gerekmez miydi.? Maalesef ki tam tersine neredeyse yapılan tüm haksızlıklara taraf oldular. Yetmez Milli Çözüm dava erlerini öz yuvalarından (partilerinden, vakıflarından …) uzaklaştırdılar. “Fitneci, partiyi ele geçirmek istiyorlar, vb.” iftiralarını da mevcut ihanetlerin tuzu biberi yapmadılar mı? Maalesef ki evet.
Şimdi soruyoruz “Cezaen vifaka” gerçeği nasıl ki şuan Akp’de tecelli ediyorsa (Aziz Erbakan Hocamıza yaptığı ihanetin bedelini en acı şekilde ödeme sürece Akp için başlamışsa); Milli Çözüm’e ve şahsı manevisi Üstad Ahmet Akgül Hocamıza da yapılan haksızlıkların Adli İlahi tarafında es geçilmeyeceğini “Cezaen vifaka” hakikatinin Hak tarafından mutlaka tecelli edeceğini bir kul olarak asla unutmamak ve gereğini yapmak gerekmez miydi.?

Neslihan BAYRAKTAR

SÜNNETULLAHTIR; Her hainin ortak akıbeti: Helâk olmaktır…
[b]Bir cenaze merasiminde Özal ile Aziz Erbakan Hocamız karşılaşırlar. Aziz Hocamıza, bu AKP’li işbirlikçilerin pîr üstadı Özal der ki:

“Hocam bak biz sizden ayrıldık başbakan olduk, cumhurbaşkanı olduk. Hani bir şey olmazdı?”

Aziz Hocam şu tarihi cevabı verecektir:

“Turgut!.. Asma kavağı geçer ama bir rüzgârla yerle bir olur. Gün gelir meydanda tabelan kalmaz ama Milli Görüş kıyamet sabahını görecek inşaallah.”

Hıyanet ehlinin ortak âkıbetidir ve Sünnetullah hiç değişmemiştir.

Hem tabela partisi olmakla kalmayacaklar elbet!…

Helâk olacaklar!…[/b]

A.Hakan

Tarihin En Ağır İhaneti
Milli Çözüm Zafere; Adil Düzen Kurmak insanlığın huzur ve saadetinin tesisine, Allah’ın rızasına ulaşmaya kilitlenmiş, bu uğurda her türlü fedakarlığı göze almış bir iman ve şuur topluluğudur. Mücadelesi Hak için olan bu topluluğun düşünce ve yorumu da HAK ölçülere dayanmakta bu nedenle ferasetle bakıp sonucu kestirebilmektedir.
Milli Çözümü “Cezaen vifaka” hakikatine iman ettiğinden şimdiden Hak Davaya ihanet edenlerin akıbetlerini görmekte ve bu hazin sondan Allah a sığınmakta ve yine sabırla cihadını sürdürmektedir.

AKP mustehakına doğru koşarken Erbakan mirasına sahip çıkamayan ve hatta istismar eden Saadet Partisinin yöneticileri de yine hedeflerinden sapmanın dost düşman ayrımını karıştırmanın bize göre bilinçli ihanetin bedeliyle elbette karşılaşacak, Saadet partililer de “Cezaen vifaka” hükmüyle muhatap olacaklardır. Hainlere himmet edenlerin hainliklerini görmezden gelen parti müntesipleri, malesef bu suçun ortaklarıyla aynı sonu yaşayacaklardır. “Herkes layıkıyla yönetilir” hükmü değişmezdi.
Son olarak; Milli Çözümcüler tarihin en büyük ve en tahribatlı ihanetin Erbakan’a yapıldığını bilmekte ve bu ihanetin ümmete ve insanlığa mal olduğu büyük faturanın ödemesinin de büyük olacağını peşinen görmektedir.

Necmettin

SÖZÜM SANA ANLAYIVER!
“Eden bulur”,kanun budur,sen sakın unutma
Hak oyun ede de bir ,sen seyredesin bekle
“Cezaen Vifega” işler bak,karamsar olma
Umutsuz olma zinhar, Hak beraberse senle!..

Arefeye geldik gör,yarın bayram günüdür
Deccalizim bitiyor,Fethi Mübin günüdür
Haydi davran be gönlüm,bugün kazanç günüdür
Kutlu Davaya sızmış,nifak ehlini belle!..

Rehberi olmayana, iblis olurmuş rehber
Şah Sultan’a götüren,Rehber’i belleyiver
Hak rızası en büyük,gaye bil ve tutuver
Sağa sola saparsan,baş gider kalır kelle!..

Yakup G.

Ve mekerû ve mekarallâh, vallâhu hayrul mâkirîn…
Ve mekerû ve mekarallâh, vallâhu hayrul mâkirîn…
Onlar (Yahudilerden inanmayanlar, Hz. İsa’yı öldürmek üzere) bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık onlara) bir düzen kurdu (ve şeytani oyunlarını bozdu). Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır. -Al-i İmran:54


Boştun ya başkan oldun, nefsin puta çevirdin
Sonra o nefs putunu, aç kaldıkça kemirdin
Hak ölçülerin tek tek, din namına devirdin
Şimdi sanki küflenmiş, acı çürük kaşarsın
Hiç boşuna çırpınma, yaşattığın yaşarsın…

özellikle bu sene başından itibaren millet olarak şahit olduğumuz ve Makalede tertipli şekilde özetlenen son gelişmeler bana Ali İmran Suresinin 54. ayetini terennüm ettirdi ve sonra Milli Çözüm’de 2018 Ekim ayında yayınlanan Yaşattığını Yaşarsın adlı şiiri hatırlattı.

Elhamdulillah Hakkın intikamını aldığı tarihi anlara şahit oluyoruz. Ve inşallah bu küresel şeytan şebekesinin sonuyla taçlanacaktır.

Şahıslarla işimiz olmaz ancak Aziz Erbakan Hocamıza ve Hakk davaya ihanetinde intikamını Allah’tan bekleriz…

Orhan

SP yöneticileri,Erbakan hocayi bırakıp kaçanlar SERÇELER, Erbakan hocaya (davaya) sahip çıkan Milli Çözüm e ŞAHİN ler.!
Akp ,yeni parti kuranlar için feryat ediyor.!
Her yıl her ay her hafta düşüncesini politikalarını değiştiren Akp , Avrupa birliği kanunlarıyla toplumun ahlaki manevî kurallarını bozarak kanunlastirarak ülkeyi. Çıkmaza sokuyor ,sonrada mikrofonlara çıkıp halkın gazını almak için “hata yaptık yanlış yaptık diyor
Timsahın gözyaşları gibi ,İlahi Adalet”etme bulma dünyası, eden bulur” ..

Yeni parti sözcüleri gidisattan memnun degillermiş..
Güya ülke meselelerini cozeceklermis miss.yesinler sizin kuruluş asamanizi ayni dönen çarkın dişleri gibisiniz.. gelsenizde akp den bir farkiniz olmaz..

İstanbul seçimleri için !! Kendisini milli sanan akp ve MHP,milleti otekilestirdi, İmralıyi adres gösterdi TRT dinletti.
Muhalefet herkesime mavi boncuk dağıttı.!!

Saadet partisinin, şuan ki yöneticileri her fırsatta , Erbakan hocaya (davaya) ihanet Edip bırakıp kacanlarlar her fırsatta tekrar buluşmanın ve beraber olmanın heyecanını ile gün saymakta hayali ile yaşamakta,ama teskilatlarda da bu konu hakkında tıs yok.
saadet partisi yöneticileri, eski arkadaşlarına SERÇE millî çözüm e ŞAHİN kesiliyor lar.
Amma konu Milli çözüm olunca mangalda kül bırakmazlar, sadece söyledikleri “fitne çıkarmayın”
Halbuki en büyük fitne şuanki yüksek istişare başkanları..

Milli çözüm çizgisinden sapmadan adım adım kutlu son Adil düzen inkilbina doğru ilerliyor inşaallah.

İbrahim Gündüz

Parçalanmanın ayak sesleri
Akp Fetö ile yıllarca ülkemizin parçalanması yolunda birlikte çalıştılar. Şimdi ise FETÖ devre dışı bırakılmış götüntüsü ile yine ABD ve dış güçlerin kontrolündeki şirket ve kurumların emirleri ve uygulamaları hükümet yetkilileri tarafından uygulanmakta.
Zaten yıllar öncesi Ahmet Akgül Hocamızın bu başkanlık sistemini dış güçlerin istediğini söylemiş olmasını şimdi daha iyi anlaşılmaktadır.
Bütün kurumlarımız devre dışı bırakılarak R.T.E. dış güçlerin isteği doğrultusunda tek kişi olarak işlerini kolaylaştırmaktadır.
Akp önümüzdeki süreçte, ektiklerini biçecek ve ettikleri ihanetlerin misliyle karşılığını görecekleri bir döneme girilmektedir.
Erbakan Hocamıza ve davamıza ihanet edenleri tekrar SP saflarına katmak için çırpınan SP yetkililerinin ayarlarının ve mayalarının ne olduğunu halen anlamayana diyecek sözümüz yoktur.
Erkenekon sürecinde Milli Çözüme yapılanları kendilerine yapılmış gibi göstermelerindeki ikiyüzlülüklerini ortaya koyan milli çözümü tebrik ve takdir ediyorum.

necati

İŞBİRLİKÇİ HAİNLERİN AKIBETLERİ!
Siyonist Şeytanlar, Millî Görüş içerisinde sürekli hain devşirme peşindedir.
Dünyayı ahirete tercih edenler, çok geçmeden Siyonist Şeytanların ağına düşerler.
Önce, bir kısım dünyalık elde etme gayretiyle Siyonist Şeytanlarla işbirliği yaparlar!
Sonra Millî Görüş’e ihanet ederek, Siyonist şeytanlardan dünyalık ödüllerini(!) alırlar.
İşbirlikçi hainler, işbirliği yapıp ihanet ettikleri andan itibaren kendi acı ve alçaltıcı akıbetlerini kendi elleriyle hazırlamaya başlamış bulunurlar.
İhanetin sadece hainlerin kendisine ihanet ettiğinin farkında bile olmadan güle oynaya ihanete devam ederler.
Millî Görüş’e ihanet ettiklerini zannederler, aslında kendilerine ihanet ettiğinin farkında olmadan.
Herkesi aldattığını zannederler, aslında kendilerinin aldandığının farkında olmadan!
Farkında olmadıkları acı ve alçaltıcı bir akıbet, kendilerini yakalamıştır artık. Bütün yaptıkları işbirlikçilikler ve hainler, kaçıp kurtulamayacakları akıbetlerine doğru kendilerini sürüklemektedir.
Bir dönem Şeytan bu işbirlikçiliği ve ihaneti onlara o kadar süslü ve çekici gösterir ki, artık içlerindeki bütün kin ve nefreti ortaya kusmaktan çekinmeyerek içlerini dışa dökerler, akıbetlerinin farkında olmadan.
Bir gün asıl ihaneti kendinize yaptığınızı fark ettiğiniz gün, işte o gün pişmanlıklarınız sizler bir fayda sağlamayacağı gündür! O gün kendinizden başka suçlu ve sorumlu aramaya kalkışmayın.
“Etme kulum bulursun, meğer etmemiş olasın.”
Ey işbirlikçi hainler, mutlaka ihanete uğrayacaksınız, çünkü sizler hainlik ettiniz!
Bu akıbetinizi ta en başından ihanet ettiğiniz gün kendiniz hazırladınız!
Milli Çözüm’e “Ergenekon’un Dinci Ayağı” iftirası, nasıl kısa bir süre sonunda, Milli Çözümüm haklılığını orta koymuş ve şeref hanesine yazılmışsa, Milli Çözüm’e bu iftirayı atan Oğuzhan Asiltürk gibileri sonunda nasıl rezil bir duruma düşmüşse, ey hain ve işbirlikçiler, bir de Millî Görüş’ün-Milli Çözüm’ün iktidarını gördüğünüz zamanı sizler düşünün!
Ey Rabbim, lütfu kereminle bizleri işbirlikçi hainlerden eyleme!

SAFFET

Hz Nuhun Gemisi İlahi Kader Programıyla temizneniyordu
Özetleyecek olursak;
AKP İstanbul seçimlerini kaybedeceğini anlayınca denize düşen yılana sarılır cinsinden İmralının gemisine binmeye çalışmış fakat bu kendisine daha büyük hezimet yaşatmış ve CHP farkı daha açarak İstanbul büyükşehir belediye seçimlerini kazanmıştır.Yani istanbul’la gelen Sayın Erdoğan yine İstanbul seçimleri ile kaybetmiş ve dağılmaya başlamıştır.
Hemde AKP’nin önde gelen ve yapılan ihanetleri en iyi bilen kurucu isimleri gemiyi ilk terk eden fareler gibi kaçmakta ve AKP acı akıbetine doğru yol almaktadır. Fetöcü diye AKP içinde bile istenmeyen Bülent Arınç gibi isimler bugün Cumhur Başkanı yüksek istişare kurulunda danışman yapılıyordu Bunların fetö ile mücadelesi bile riyakarlıktır,sahtekarlıktır.

D-8 ve İslam birliği gibi büyük oluşumları yapan Milli Görüş Lideri Erbakan’a yaptıkları ihanetin bedeli olarak aynı akıbete kendileri uğrayacaklar. HZ. Nuhun gemisi yine o gemiyi kirletenler sayesinde temizlenecektir.
Allahü teâlânın 99 “Esma-i hüsna”sından biri de Müntekimdir. İntikam alıcı demektir. Allahü teâlâ intikam sahibidir. (A.İmran 4, Maide 95, İbrahim 47, Zümer 37)

Necmettin Harun GÜL

YIKILSIN BU ADİ SİSTEM KURULSUN ADİL DÜZEN
Ocaklara düştü haram ateşi
Ne ahlak nede maneviyat kalmadı
Serbest edip yaydılar zina faizi
Ne şeref nede haysiyet kalmadı

Avrups birliği sevdasına
Koşuyorlar helak olmaya
Bir başkanlık koltuğuna
Kukla oluyorlar Siyona

Hani edep nerede kaldı haya
Hassasiyet bitti insanlarda
Saygı ve sevgi yok artık sokaklarda
Nesiller tükeniyor batak yollarda

AB kapısında hazır kıta bekler
Geldikçe uygulanır tüm emirler
Satılır bir bir Milli servetler
Yıkılır yuvalar, hiç sayılır değerler

Kurunun yanında yaşta yanarmış
Akıllanmayan baş çok ağrırmış
Uslanmayan toplum hep vahlarmış
Yinede uyanmaz ve akıllanmazmış

Erbakan uyardı, dövecek diz bulamazsınız
Dedi ve bugün o durumdasınız
Bahaneler arkasına saklanamazsınız
Bu gerçeklerden kaçamazsınız

Adil Düzenle yeni bir dünya kurulacak
Şeytan ve avanesi kaybedip kuduracak
Tüm dünya beklediği huzura kavuşacak
Kan, gözyaşı ve zulüm son bulacak

Milli Görüş gömleğini çıkaran ahmak
İflah olurmu ihanet eden alçak
Hâla yanlışa alkış tutan yavşak
Bu gafletle sonun acı olur be manyak

Akp dağılıyor, yandaş endişeleniyor
Kuklacan ve Davultozu, ağzını açmış bekliyor
Arınç gibi şakşakçılar, son kez direniyor
Bekleyin bakalım, hesap günü yaklaşıyor

Saadetin merkezine, yerleşen dönmeler
Yakında sizide, çöplüğünüzde gömerler
Öküzhan soysuzuna, biat eden dönekler
Alçaldıkça alçalıyorsunuz, bre kara sinekler

Yeni parti kurmayı, marifet zanneder
Emaneti bırakıp, çıkmaz sokağa girer
Uyarılara kulak tıkar, sonunda kaybeder
Oyuncak gibi kullanılır, kendine yazık eder

Adam dediğin, mert ve net olur
Münafık ve kafire karşı, dik durur
Hak yolda yürümek için, gereklidir şuur
Samimi va sadık olan, aradığını bulur

İnsanlar arasında ayrım, ötekileştirmektir
Bunu yapanın, vatan millet sevgisi sahtedir
Kürdü Türkü, Lazı Çerkezi hepsi kardeştir
Araya nifak sokanın gayesi, ülkeyi bölmektir

Dünyaya lider olacak, şanlı Türkiyem
Askeriyle polisiyle, halkıyla güzel ülkem
Bir karış toprağına, nice canlar veren Türkiyem
Vatan millet sevgisiyle, gönülleri fetheden ülkem

Gözünü dikmiş düşman, Akdeniz sularında
Hedef Türkiyeymiş, Siyon haritasında
Talimat verilmiş, çıkarsın diye NATO’ya
Arkasından hazırlık yapılsın, Armegeddona

Yakında gerçekleşecek, Melheme-i Kübra
Tarihin en büyük dersi verilecek, vahşi batıya
Zalimler kahrolacak, kapılar açılacak mazluma
Yeni bir nizam gelecek, Adil Düzenle tüm dünyaya

Şehadet kervanı yürüsün, adım adım zafere
Cihat erleri geçsin ileri, hazır olsun sefere
Sert ve çetin davransın, acımasın zalim kafirlere
Gömsün Şeytan sürüsünü, yerin en dibine

Milli Görüş safındayız çok şükür
Milli Çözüm ekseninde, hakikat görülür
Davadan dönmemek, şeref sözüdür
Cihatsız şuursuz insan, yaşayan bir ölüdür

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
13
0
Yorumunuzu okumaktan memnuniyet duyarızx