YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69f652beac58f
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 5 8
Bugün : 70657
Dün : 56880
Bu ay : 127537
Geçen ay : 1737715
Toplam : 54010310
IP'niz : 216.73.217.63

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

HAKSIZ İRAN SALDIRISI
VE
AMERİKA’NIN ŞAŞKINLIK SARSINTISI

ABD’li Profesörden Şok Eden Yorumlar!

Dünya siyasetine yön veren stratejistlerden biri olan ABD’li Prof. Robert Pape, katıldığı bir yayında Trump yönetiminin Ortadoğu politikasını sert bir dille eleştirmeye başlamıştı.

İran, dördüncü bir güç olarak ortaya çıkacaktır!..

Savaşın 33. gününde ortaya çıkan durumu değerlendiren Pape, ABD’nin müdahalesinin beklenmedik sonuçlar doğurduğunu ve tarihte eşi benzeri görülmemiş bir hızla yeni bir küresel gücün yükselişine zemin hazırladığını vurgulamıştı. Savaş öncesinde dünyanın üç büyük güç merkezi olan ABD, Rusya ve Çin’in yanı sıra, 33 günlük çatışma sürecinin İRAN’ı dördüncü bir dev olarak ortaya çıkaracağı konusunda uyarmıştı. Tahran’ın Batı’nın baskısına rağmen bu süreçten jeopolitik bir dev olarak çıkmayı başarırsa dünya dengelerinin sarsılacağını hatırlatmıştı.

İran’ın petrol rezervleri ve küresel etkisi mutlaka hesaba katılmalıdır!

Rusya’nın küresel bir güç olarak kabul edilme nedeninin dünya petrolünün %11’ine sahip olması olduğunu hatırlatan Pape, İran’ın bu miktarın iki katına sahip olduğunu anlatmıştı. İran, dünya petrol rezervlerinin %20’sine hükmediyor ve bu durum ona dünya ekonomisi üzerinde önemli bir “boğaz sıkma” gücü sağlıyordu. Pape, mevcut krizin Vietnam Savaşı’ndan daha tehlikeli olduğunu belirterek, İran’ın nükleer zenginleştirme faaliyetlerinin bir silaha dönüşmesinin kaçınılmaz olduğunu aktarmıştı. Trump’ın operasyonu durdurması durumunda bile dünyanın bu yeni gerçekle yüzleşmek zorunda kalacağını vurgulayan Pape, ABD Başkanı Trump’ın kara harekâtı konusundaki kararsızlığının sahadaki gerçekliğin gerisinde kaldığını ve yükselen enerji fiyatlarının yanı sıra İran’ın artan askeri bütçesinin, İsrail’in bölgedeki etkisini azaltacak seviyelere ulaştığını anlatmıştı.

ABD İran’da Batağa Saplanmıştı!

• “ABD ordusunda darbe üstüne darbe yapılmaktaydı. İran’a yönelik intihar görevlerini reddeden 12’den fazla general görevden alınmıştı. Sanki ABD’de bir rejim değişikliği yaşanmaktaydı.

• İran, ABD’ye ait bir F-15 ve bir A-10 savaş uçağını düşürmeyi başarmıştı. Pilotları aramaya giden helikopterleri de vurmaktan sakınmamıştı.

• ABD, uçaklarının düştüğünü kabullenmek zorunda kalmıştı. Helikopter personelinin de sağ olduğunu iddia ediyorlardı. Vurulan bir helikopterde nasıl sağ kalınabildiği ise açıklanmamıştı.

• Pilotları kurtarmak için ABD askerlerinin İran içlerine sızdıkları, ancak İran askerleri ile çatışmalarda ağır kayıplara uğradıkları aktarılmıştı.

• Bu arada İran, ABD’nin 48 saat ateşkes teklifini ciddiye almamıştı. Muhtemelen ABD, pilotları aramak ve zaman kazanmak için bu teklifi yapmıştı. Ancak Tahran, İslamabad’daki arabuluculara, bu şartlarda kesinlikle ateşkes olmayacağını vurgulamıştı.

• Savaşın başlamasından bu yana ABD en kötü günlerini yaşamaktaydı. Ordudaki görev değişikliklerinin sahaya nasıl yansıyacağı ileride belli olacaktı. Muhtemelen İsrail’in istemediği generaller görevden alınmıştı ve Siyonistlerin istedikleri yeni görevlere atanmıştı. Bu durumun ABD içinde ne tür tartışmalara yol açacağı da belirsizdi.

• ABD sahada kayıplar verirken nedense İsrail ve İsrail savaş uçakları hiçbir yerde yoklardı. “Savaşı İsrail başlatmıştı, ama bedelini ABD ödüyor durumdaydı.” yorumları haklıydı!..

Trump İyice Sıkışmıştı ve Şaşkındı!..

ABD Başkanı Donald Trump, İran ordusunun ABD’ye ait savaş uçağını düşürmesinin Tahran yönetimiyle yapılacak herhangi bir müzakereyi etkilemeyeceğini belirterek, “Bu bir savaş. Savaş halindeyiz” diyerek geçiştirmeye çalışmıştı.

ABD Başkanı, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ABD’ye ait F-15E tipi savaş uçağını düşürmesinin ardından İran’da yürütülen arama-kurtarma çalışmalarının ayrıntılarına ilişkin konuşmaya yanaşmamıştı. Trump ayrıca, yoğun ve hassas kurtarma operasyonu sürecine ilişkin bazı haberlerin sunuluş biçiminden rahatsız olduğunu açıklamıştı.

ABD basını, F-15 uçağındaki iki mürettebattan birinin sağ olarak kurtarıldığını, diğerini arama çalışmalarının ise yoğunlaştığını yazmıştı. ABD basını ayrıca F-15 uçağının düşürüldüğü sıralarda Basra Körfezi yakınlarında A-10 Warthog tipi başka bir savaş uçağının daha düştüğünü ve pilotun kurtarıldığını aktarmıştı. Adı açıklanmayan kaynaklar, A-10 uçağının nasıl düştüğüne ilişkin herhangi bir ayrıntı vermekten sakınmıştı. ABD’li bir yetkiliye dayandırılan başka bir haberde ise F-15 pilotunu arama kurtarma çalışmalarında yer alan iki UH-60 Black Hawk tipi helikopterin İran tarafından vurulduğu iddia edilmiş ancak tüm personelin güvende olduğu açıklanmıştı.

ABD’li Albaydan Çarpıcı İddia: “İsrail Devleti Yıkılacaktı!..”

ABD Kara Kuvvetleri’nden emekli Albay Lawrence Wilkerson, Ortadoğu’da tırmanan gerilime ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulunmuşlardı. Wilkerson, çatışmaların daha da derinleşmesi halinde İsrail’in devlet olarak varlığını sürdüremeyebileceğini vurgulamıştı.

Güneydoğu Norveç Üniversitesi’nden Prof. Glenn Diesen’in YouTube kanalına konuk olan Wilkerson, bölgedeki askeri dengelerin hızla değiştiğini ifade ederek şunları aktarmıştı:

İsrail için durum gerçekten kritik hale geliyor. Orada bulunmak son derece tehlikeli, her şey çöküyor. İsrail’in hava savunması kalmadı, buna karşın İran’ın hâlâ füzeleri var. Ayrıca düşmana ciddi hasar vermek için insansız hava araçları kullanıyor. Bunu söylemek istemem ama İsrail’in devlet olarak varlığı son bulabilir. Ve Netanyahu, bu yok oluşun başındaki isim olacak!..”

28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı operasyon kapsamında saldırılar devam ediyordu. İran, mevcut saldırılara karşılık olarak, sadece İsrail’in değil aynı zamanda ABD’nin üslerinin bulunduğu Katar, BAE ve Bahreyn başta olmak üzere mecburen bazı bölge ülkelerindeki ABD hedeflerine saldırılar düzenliyordu.

Bu Arada ABD NATO’dan Çıkar mıydı?..

Bazı uzmanlar; Amerika’nın NATO’dan çıkma hazırlığını büyük jeopolitik kurgunun bir parçası saymaktaydı. Zaten bunun baştan sona hesaplanmadığını düşünmek stratejik saflıktır. 2014’ten beri “Türkiye NATO’dan çıksın!” diyorlardı, ama buna bir yöntem ve gerekçe bulamıyorlardı. Bir NATO üyesini kendi kararıyla ayrılmadığı takdirde İttifak’tan atamıyorlardı.

O halde iki tane alternatif vardı; ya rızasıyla kendisi çıkacaktı ya da NATO yeniden kurgulanacaktı.

• Yani NATO dağıtılacak, Amerika NATO’dan çıkacak, yeni bir NATO kurulacak ve o NATO’ya Türkiye alınmayacaktı. Türkiye NATO’dan çıktığı an İsrail oraya sokulacak, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi alınacaktı. Ve Türkiye, Kıbrıs’ta ‘NATO topraklarını işgal eden güç’ durumuna düşürülüp suçlanacaktı.

PKK elebaşı Duran Kalkan’ın 15 Ekim 2025’teki, “Dananın kuyruğu Kıbrıs’ta kopacak. Bakalım o zaman kimlerin başına ne gelecek” sözleri bir terörist elebaşının kendi başına söyleyeceği laflar sanılmamalıdır. Ona bunu fısıldayanlar, Amerika ve İsrail’deki patronlarıydı…

Avusturya ABD’ye Üs Kullandırmamıştı!..

ABD’ye, İran’a saldırılar için Avusturya hava sahasını kullanmasına “ülkenin tarafsızlık yasası” gereğince izin verilmediği açıklanmıştı. Kamu yayın kuruluşu ORF’nin haberine göre, Avusturya Savunma Bakanlığından konuya ilişkin açıklama yapılmıştı. Açıklamada, ABD’ye “İran’a askeri operasyon” için Avusturya hava sahasını kullanma izni verilmediği vurgulanmıştı. Ülkenin “tarafsızlık” yasasının karara gerekçe olarak gösterildiği açıklamada, ABD’den gelen talebe ilişkin bilgi paylaşılmamıştı.

“Avusturya ve Avrupa ekonomik olarak büyük zarar görüyor” çıkışı!..

Avusturya’da koalisyon hükümetinde yer alan Sosyal Demokrat Partinin (SPÖ) Aşağı Avusturya Eyaleti Başkanı Sven Hergovich, yaptığı yazılı açıklamada, Avusturya’yı aktif bir tarafsızlık politikası izlemeye çağırmıştı. Hergovich, “ABD Başkanı (Donald) Trump’ın tüm Körfez bölgesini sürüklediği, tamamen çılgın ve uluslararası hukuka aykırı savaşı nedeniyle Avusturya ve Avrupa ekonomik olarak büyük zarar görüyor.” ifadesini kullanmıştı.

Savunma Bakanı Klaudia Tanner’in, nakliye ve diğer lojistik destekler de dahil ABD ordusunun Körfez’e yönelik tek bir uçuşunu bile onaylamaması gerektiğini vurgulayan Hergovich, tüm uçuşların yasaklanmasının Trump’ın “utanç verici” politikasına karşı net bir sinyal olacağını hatırlatmıştı.

İran, İsrail’e: “Erbakan Hoca’nın Sözünün Yazılı Olduğu” Füze Yollamıştı!..

İran, kuduz İsrail’e gönderdiği ve fareler gibi sığınaklara kilitlediği, füzelerin üzerine; Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümet Başbakanı Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın fotoğrafını ve “İsrail laftan anlamaz. Zalimler ancak güçten anlar” sözünü yapıştırmıştı.

ABD ile savaşan İran, İsrail’e yönelik düzenlediği 88. dalga operasyonunda fırlattığı füzeye D-8’in mimarı, Adil Düzen’in hazırlayıcısı ve 54. Hükümet’in Efsane Başbakanı Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın fotoğrafını ve “İsrail laftan anlamaz. Zalimler ancak güçten anlar” sözünü yazmışlardı. Bu görüntüler, sosyal medyada paylaşılırken, kısa sürede büyük beğeni almıştı. Paylaşımı görenler, “İslam ülkelerinin Erbakan Hoca gibi yöneticilere ihtiyacı var” yorumunu yapmıştı. Savaş halindeki İran’ın Erbakan Hoca’nın sözünü füzeye yapıştırması, merhum Erbakan’a duyulan bağlılık ve saygının bir örneği sayılmıştı. “Ümmet yanıyor, Erbakan’ı arıyor” paylaşımları yine zirve yapmıştı.

Video, İran merkezli Tasnim Haber Ajansı tarafından paylaşılmıştı. Bu ajansın İran Devrim Muhafızları Ordusu ile yakın bağı olduğu aktarılmıştı.

Keir Starmer: “Üzerimde Büyük Baskı Var”

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, “Körfezdeki haksız savaşa katılma konusundaki pozisyonumu değiştirmem için üzerimde büyük bir baskı var. Ama ben savaş konusundaki pozisyonumu değiştirmeyeceğim.” ifadelerini kullanmıştı. Keir Starmer, ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO’dan çıkmayı ciddi şekilde düşündüğü yönündeki açıklamalarını değerlendirerek, “Savunma, güvenlik ve ekonomik geleceğimiz için Avrupa ile daha yakın ilişkiler içinde olmamız gerekiyor.” açıklamasını yapmıştı.

Starmer, Başbakanlık Ofisi 10 Numara’da düzenlediği basın toplantısında, ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarıyla başlayan ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla devam eden sürecin etkilerini yorumlamıştı. Daha önce yaptığı, “Bu bizim savaşımız değil, bu çatışmaya sürüklenmeyeceğiz, bizim ulusal çıkarımıza değil.” açıklamasını yineleyen Starmer, ülkede artan yaşam maliyetlerini düşürmenin en etkili yolunun Ortadoğu’da tansiyonu düşürmek ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak olduğunu vurgulamıştı. Bu konuda tüm diplomatik yolları deneyeceklerinin altını çizen Starmer, Dışişleri Bakanı ve Maliye Bakanı’nın G7’deki mevkidaşlarıyla konuyu ele aldığını, Savunma Bakanı’nın ise Ortadoğu ziyaretinde meseleyi görüştüğünü aktarmıştı.[1]

İngiliz Başbakanın: “Ulusal çıkarlarımız için Avrupa ile daha yakın ilişkiler kurmamız lazımdır!..” uyarısı!..

Starmer, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması konusunda aralarında İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Japonya, Kanada ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) de bulunduğu 35 ülkenin yaptığı ortak açıklamayı hatırlatarak, “Bu hafta Dışişleri Bakanı (Yvette Cooper) bu ülkelerdeki mevkidaşlarını bir toplantıda ağırlayacak ve seyrüsefer özgürlüğünün yeniden sağlanması, durdurulan gemilerin ve mürettebatın güvenliği ve durdurulan hayati malların yeniden yola çıkması konusunda atılabilecek diplomatik ve siyasi adımları değerlendirecek.” bilgisini paylaşmıştı.

Körfez Bunalımı Dünya Dengelerini Sarsmıştı!

Dünya, NATO’daki fikir ayrılıklarına odaklanmışken, asıl büyük kopuş Basra Körfezi’nde yaşanmaktaydı. ABD’nin yatırımları ve üsleri, Körfez ülkeleri için bir güvenlik garantisi olmaktan çıkıp açık birer askeri hedefe dönüşmüş durumdaydı.

Dünya kamuoyu aylardır aynı nakaratla uyutulmaktaydı: NATO ittifakı dağılacak mı? Avrupa kendi ordusunu kuracak mı? ABD, Transatlantik bağlarını koparacak mı? Manşetler Batı’daki bu “fikri” ayrılıklarla meşgulken, asıl büyük deprem çok daha sessiz ve derinden, Basra Körfezi’nin sıcak sularında ve dijital koridorlarında yaşanmaktaydı. Batı ittifakındaki sarsıntı bir “restleşme” ise, Körfez’deki sarsıntı tam manasıyla bir iflasın ifşasıydı.

Körfez Ülkelerinde Güya ABD’nin Sağladığı Koruyucu Kalkanın İflası!

On yıllardır Körfez ülkeleri için ABD ile müttefik olmak, bir dokunulmazlık zırhı kuşanmak sanılmıştı. Ancak son dönemde İran’ın, Bahreyn’deki Amazon ve BAE’deki Oracle veri merkezlerini doğrudan hedef alması, bu zırhın sadece delinmediğini, bizzat bir “mıknatısa” dönüştüğünü ve başlarına bela açtığını ortaya çıkarmıştı. Quincy Enstitüsü’nden Trita Parsi’nin de işaret ettiği o acı gerçek artık sırıtmaktaydı; ABD üsleri ve yatırımları, artık ev sahibi ülkeler için bir güvenlik garantisi değil, açık birer saldırı gerekçesi olmaktaydı!..

Bugün Körfez’de sarsılan sadece askeri birlikler değil, bölgenin geleceğini üzerine kurduğu devasa teknolojik altyapıydı. 30 milyar dolarlık “Stargate BAE” gibi projelerle bölgeyi bir teknoloji üssüne çevirmek isteyen gafil yerel yönetimler, bugün kendilerini garip bir paradoksun içinde bulmuşlardı.

Çünkü topraklarınızdaki sunucular; Gazze’deki saldırılarda hedef belirleyen yapay zekâyı besliyor, Venezuela’daki operasyonları yönetiyor veya ABD’nin küresel istihbarat ağını ayakta tutuyorsa; o sunucular artık sadece bir “ticari yatırım” değil, aynı zamanda meşru birer askerî hedef konumundaydı. İran’ın son saldırılarıyla kanıtladığı üzere; teknoloji devlerinin milyarlık yatırımları, bölgesel bir savaşta korunması gereken birer değer değil, ilk feda edilecek piyonlar hâlini almıştı.

Trump, 20 Mart 2018’de Oval Ofis’te Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman ile yaptığı görüşmede, Suudi Arabistan’a yapılan silah satışlarını gösteren bir tablo sunmuşlardı. Körfez sermayesi, Amerikan teknolojisine ve korumasına milyarlarca dolar akıtırken bir söz almıştı: “Sizi koruyacağız!..” Ancak bugün gelinen noktada, ABD’nin önceliğinin müttefiklerinin güvenliğinden ziyade İsrail’in mutlak korunması ve Latin Amerika’daki operasyonlar gibi Siyonist emperyalizmin kendi stratejik ve ideolojik ajandasında olduğu kesinlik kazanmıştı.

ABD merkezli Rice Üniversitesi Baker Kamu Politikası Enstitüsünde Ortadoğu Uzmanı Dr. Kristian Coates Ulrichsen’in vurguladığı gibi, 1990’dan bu yana bölgede “düzen kurucu” olarak alkışlanan Amerikan imajı, bugün yerini derin bir şüpheye ve endişeye bırakmıştı. Müttefiklerini korumak yerine onları “operasyonel merkez” olarak kullanıp ateş hattında bırakan bir hegemon güç, Körfez’in çıkarcı ve kolaycı yöneticileri için artık güvenilir bir ortak olmaktan çok uzaktı.

NATO’daki tartışmalar günün sonunda bir uzlaşıyla veya “kontrollü bir soğumayla” sonuçlanacaktı. Ancak, Körfez’de yaşanan bu güven bunalımı ve fiziksel tehdit, geri dönüşü olmayan bir yola evrilmiş durumdaydı. Körfez ülkeleri artık şu soruyu soruyorlardı: Amerikan bayrağının gölgesinde kalmak, bizi bölgesel savaşların enkazından koruyor muydu, yoksa bizi o enkazın tam merkezine mi çekiyordu?

Amerikan düzeni paramparçaydı!..

Bulut bilişim merkezlerinin dumanı tüterken, “Amerikan Düzeni”nin Körfez’deki sonu, sadece bir öngörü değil, sahadaki fiziksel bir gerçeğe dönüşüyordu. Manşetler NATO’yu yazmaya devam ederken asıl kopuş, fiber optik kabloların koptuğu ve füzelerin veri merkezlerine düştüğü o “sıcak” coğrafyada yaşanıyordu.[2]

ABD Başkanı Donald Trump, Adalet Bakanı Pam Bondi’yi Görevden Almıştı!

• Trump, Adalet Bakanı Pam Bondi’yi görevden almıştı, Todd Blanche yeni Bakan Vekili olarak atanmıştı.

• ABD medyası, Trump’ın Bondi’nin Epstein dosyalarıyla ilgili tutumundan dolayı hayal kırıklığına uğradığını yazmıştı.

Trump’ın, Epstein rahatsızlığı 

Bondi’nin; yakında duyurulacak olan, özel sektördeki “son derece gerekli ve önemli” yeni bir göreve geçiş yapacağını belirten Trump, bu süreçte Blanche’in, Adalet Bakan Vekili olarak görevi devralacağı bilgisini paylaşmıştı. Öte yandan ABD medyasında söz konusu gelişmeyle ilgili haberlerde, Trump’ın, Bondi’nin; reşit olmayan kız çocuklarına yönelik cinsel istismar ve fuhuş ağı kurmakla suçlanırken hapishanede ölü bulunan milyarder Jeffrey Epstein’in dosyalarıyla ilgili tutumundan dolayı “hayal kırıklığına uğradığı” yorumlarını aktarmıştı. Bondi, Epstein dosyalarının yayımlanması sürecinin gecikmesi nedeniyle hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat partililerden eleştiri almıştı.

Neden Müslüman Ülkeler İran’ı Sahipsiz Bırakmıştı? Hangi Bahanelere Sığınmışlardı?

İran’ın son 70 yıldaki tarihi hakkında bazı iddialar ortaya atılmıştı:

• 1948’de İran, Araplara ve Sünni Müslümanlara karşı İsrail’in yanında yer almıştı.

• 1956’da İran, Araplara ve Sünni Müslümanlara karşı yine İsrail’in yanında konumlanmıştı.

• 1967’de İran, Araplara karşı yine İsrail’in yanında durmuşlardı.

• 1973’te İran, Araplara karşı İsrail’den yana tercihini kullanmıştı.

Ama bunlar İsrail ve ABD hizmetkârı Şah döneminde yaşanmıştı.

• 1980-1988’de İsrail, Irak’a karşı İran’ın arkasında durmuşlardı.

• 1994’te İran, Çeçenlere karşı Rusya’nın tarafında yer almıştı.

• 2001’de İran, Afganlara karşı Amerika’ya kolaylık sağlamıştı.

• 2003’te İran, Irak’a karşı dolaylı olarak Amerika’nın yanında durmuşlardı.

• 2020’de İran, Azerbaycan’a karşı Ermenistan’ın yanında kalmışlardı.

Evet, bunlar yanlış ve yaralayıcı tavırlardı. Ancak, bugün bunları bahane ederek ABD emperyalizmine ve İsrail Siyonizm’ine destek çıkıp İran’ı yalnız ve yardımsız bırakmak imana da insanlığa da aykırıydı. Ve hele ABD uşaklığına ve İsrail yandaşlığına “Ehl-i Sünnet!” kılıfı geçirmek, tam bir şarlatanlıktı!..

Şah İsmail Safevi’nin, (1501-1524) devlet gücüyle aslında Ehl-i Sünnet Müslümanlarının ağırlıkta olduğu İran’ı, resmen ve mecburen Şii Mezhebine zorlamasıyla İran’da yeni bir dönem başlamıştı. Sünniler özellikle dışlanmış, suçlanmış ve dağlık-sınır bölgelerine sığınmaya mahkûm bırakılmıştı. (Irak-Türkiye sınır bölgesinde ŞAFİİ Kürtler, Pakistan sınır bölgesinde HANEFİ Beluciler, Hazar Denizi civarında SÜNNİ Türkler bulunmaktaydı.)

1 Şubat 1979’da İmam Humeyni’nin başlattığı devrim sonrası, Ahmet Müftüzade gibi Sünni âlimler, adalet ve eşitlik sağlanacağı konusunda umutlanmış, ama fiili uygulamalar ve hazırlanan Anayasalardaki ayrımcılıklarla hayal kırıklığına uğramışlar, hatta zindanlara atılmışlardı. Şu anda Sünni Müslümanların lideri konumundaki Mevlevi Abdülhamid ise, maalesef çok ağır baskılar ve kısıtlamalarla boğuşmaktaydı. İran’ın iç barışı sağlaması için bu ayrımcılıktan uzaklaşması şarttı.

İsrail’in İdam Yasasına Yönelik Sahte Tepkiler İşe Yaramazdı!

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 8 İslam ülkesi, İsrail’in Filistinlilere yönelik idam cezasını öngören yeni yasasını sert bir dille kınamıştı. Ortak bildiride, kararın bölgesel istikrarı baltalayacağı vurgulanmıştı. Türkiye, Pakistan, Mısır, Endonezya, Ürdün, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanları, İsrail Parlamentosu Knesset’te kabul edilen tartışmalı idam yasasına karşı güya ortak bir cephe oluşturmuşlardı. İşgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik fiili idam cezasının önünü açan yasa tasarısı, diplomatik arenada tansiyonu fırlatmıştı. Bakanların ortak açıklamasında, İsrail’in ayrımcı politikalarının altı çizilerek durum şu sözlerle aktarılmıştı:

“İsrail’in apartheid sistemini kökleştiren ve Filistin halkının devredilemez hakları ile varlığını inkâr eden ayrımcı ve tırmandırıcı uygulamaları, bölgesel istikrarı baltalayan tehlikeli bir tırmanıştır.”

Sn. Erdoğan’ın Bu İdam Kararındaki Suç Ortaklığı!?

Katil ve sapık İsrail yöneticileri zindanlarında tuttukları Filistinli rehineleri idam etmeye hazırlanıyorlardı. Peki, bugüne kadar neden idam edemiyorlardı? Çünkü, HAMAS’ın elinde İsrailli esirler vardı, takası bekliyorlardı.

Peki bu Siyonist esirlere ne yapılmıştı?

Ne olacak, Erdoğan da dahil olmak üzere Mısır ve Katar liderleri Sapık Trump’ın talimatları ile gidip HAMAS’ı aldatmışlardı:

“Biz garantörüz. İsrail size daha saldırmayacak. Elinizdeki ölü ve yaralı İsraillileri teslim edin.” vaatlerini aktarmışlardı…

Onlar da bu söze güvenerek İsrailli esirleri teslim etmeye razı olmuşlardı.

İsrail ise hiçbir sözünde ve imzasında durmamıştı; sürekli bombalamaya, katliamlara ve yakıp yıkmaya çabalamıştı. Ama garantör olan Erdoğan ve diğerlerinin gıkı bile çıkmamıştı.

Şimdi geri vermeleri gereken zindanlarındaki Filistinlileri pervasızca idam etme kararı almışlardı. Peki birileri açıklasın; “Erdoğan’ın bu idamlardaki vebali ne kadardır, ne oranda suçu ve sorumluluğu vardır? Bunları bilmek hakkımızdır, bunları sormak vicdan icabıdır!..” çıkışları haklıydı…

Trump ateşkese mecbur kalmıştı!

Bu haksız ve ahlâksız savaşın 38. gününde Trump İran’la ateşkese mecbur bırakılmıştı. Hürmüz Boğazı’nın deniz trafiğine açılması, dünya piyasalarını hemen rahatlatmış, akaryakıt ve LPG fiyatlarında hızlı düşüşler başlamıştı. Trump; “Büyük bir zafer kazandık… İran’da bütün hedeflerimize ulaştık…” diyerek mağlubiyet ve çaresizliğini gizlemeye çalışsa da, İran’ın onurlu direnci ve cesareti haklı bir hayranlık kazandırmış, ABD ve İsrail’in “karşı durulmaz ve başa çıkılmaz” olmadığı ortaya çıkmıştı…

  1. Anadolu Ajansı – 01.04.2026
  2. https://www.odatv.com/ – 04 Nisan 2026
5 8 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Abonelik
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...