FATMA BETÜL ERİŞKİN – Konya / 26.03.2016
Not: Bu rüya Gölcük Konferansı henüz izlenmeden görülmüştür.
Rüyamda:
Muhterem Ahmet Akgül Hocamın Gölcük Konferansında oluyoruz. Hangi vakit bilmiyorum, ama vakti çıkmak üzere olan bir namazı kılmak için sahnenin arkasında bulunuyorum. Sürükleyerek açılacak, sürgülü paravan bir kapı varmış, onu hafif aralayıp bakıyorum, Ahmet Hocamın tam arkalarında duruyorum. Ahmet Hocam konuşmalarına başlamışlar, kapıyı iyice açsam çok dikkat çekecek, herkesin bakışları altında, hatta belki Ahmet Hocamı da rahatsız ederim diye düşünüp, üzülerek başka bir çıkış yolu arıyorum. Salona başka bir giriş veya başka bir kapı da yokmuş. Yardım isteyebileceğim veya bana yol gösterecek birini bulabilir miyim umuduyla salona göz gezdiriyorum. En arkada Aziz Erbakan Hocam oturuyorlar, kendileriyle göz göze geliyoruz. Mübarek sağ gözlerini “ne oldu?” der manasında kırpıyorlar. Salona geçmek isteğimi, fakat kimseyi rahatsız etmeden geçecek bir yer bulamadığımı işaretle anlatmaya çalışıyorum. Telefonuma bir mesaj geliyor (telefonun sesi kısık vaziyette, mesajın geldiğini titreşiminden anlıyorum) Açıp bakıyorum, mesaj Erbakan Hocamın isimleri ile kayıtlı bir numaradan gelmiş. Erbakan Hocamız mesajlarında “Arka tarafta bir kulp olduğunu, o kulpu kaldırıp geçebileceğimi” ifade buyuruyorlar. O kulpu bulup çekiyorum, aşağıya bir kapı açılıyor. Birkaç merdivenli bir girişten iniyorum. Rahat yürünebilecek genişlikte bir koridor var, karanlık fakat sağlı sollu yürüdükçe yanan meşale şeklinde lambaları görüyorum. Koridor o lambalarla aydınlanıyormuş. Biraz yürüyünce önüme bir paravan daha geliyor. Onu da hafif aralıyorum. Bu kez Erbakan Hocamın arkalarında oluyorum. Tam karşımda Ahmet Hocam konuşmalarına devam ediyorlar. Az sonra Erbakan Hocam mübarek başlarını bana çevirip yer göstererek oturmamı işaret buyuruyorlar. Selam verip mübarek ellerini öpüyorum ve işaret buyurdukları yere oturuyorum. Erbakan Hocam mübarek dizlerini birleştirmişler, dizlerinin üzerinde Ahmet Hocama ait on kadar kitap var. Bu kitapların “Teşkilatçılık Mesaj ve Metot, Dilin Düğümü Çözüldü, Meali Şerif, üç adet de Bizim Atatürk” eserlerinin olduğunu görüyorum. Erbakan Hocam rahat otursunlar diye elimle uzanıp kitapları almak istiyorum, fakat sağ elleriyle müdahale ederek almama müsaade etmiyorlar. Konferansı biraz daha dinledikten sonra Erbakan Hocam, bir ara bana dönerek: “Burayı dikkatli dinle; Akif, İstiklal Marşı’na ayeti kerimeye başlar gibi başlamış. KORKMA! MAHZUN OLMA! Eğer Allahtan başka hiç bir güçten korkmazsan, INNALLAHE MEANA, Allah seninle birlikte olur. Allah seninle bir olunca da BU ŞAFAKLARDA YÜZEN ALSANCAK asla SÖNMEZ” buyuruyorlar. Bu arada Ahmet Hocam da, Mehmet Akif’ten bahsedip Sevr Mağarasıyla SEVR Anlaşması’nı karşılaştırıyorlar. (Gölcük Konferansını rüyadan sonra izleyebildim) Konferans bitiyor, Ahmet Hocamla göz göze geliyoruz. Ahmet Hocam başlarını eğerek birini selamlıyorlar, baktığımda Erbakan Hocam da mübarek ellerini kalplerine götürerek Ahmet Hocamın selamlarını alıyorlar ve aniden oturdukları yerden kalkıyorlar. Mübarek ellerinde halâ Ahmet Akgül Hocamızın 10’a yakın kitabının olduğunu görüyorum. Eşim önlere yakın oturmuş, telefonla arıyorum fakat telefonu duymuyor. Bir kaç sıra önümüzde (eşimin fotoğraftan tespit ettiğine göre) Halil Altıntaş Bey oturuyor. Çekinerek gidip, Erbakan Hocamın arka tarafta olduklarını, elinde bir sürü kitapla tek başına dışarıya çıktıklarını söylüyorum. O beyefendi koşarak Erbakan Hocama yetişiyor, boşta duran ellerine sarılıp öpüyor, ellerindeki kitapları alıyor. Ben de yaklaşıyorum. Erbakan Hocam mübarek başlarını bana çevirip: “Yanlış anlama, gittiğim yerde çok önemli bir grup var, kitapları onlara vereceğim. Sen gecikirsen diye sana vermedim. Ama bu delikanlı beni oraya hızlıca götürür!” buyuruyorlar. “Estağfurullah Hocam. Sıradaki toplantınıza biz de gelebilir miyiz, mümkün müdür?” diye soruyorum. “Ahmet adresi sana atsın, çocukları da al gel!” buyurup salondan çıkıyorlar. Eşim aradığımı fark etmiş olacak ki, yukarıya yanıma geliyor. Ona, Erbakan Hocamın tavırlarını, uyarılarını ve az önce çıktıklarını falan anlatıyorum, arkalarından çıkıp yetişecek oluyor, Ahmet Hocam aşağıdan seslenip çağırıyor. Birkaç saniye hareketsiz kaldıktan sonra, koşarak aşağıya Ahmet Hocamın yanına iniyor. Bu arada telefonumun titreşimi çalıyor, bakıyorum Ahmet Hocamın isimleriyle kayıtlı bir numaradan, yapılacak toplantının adresi mesaj olarak geliyor. (İsmini hatırlayamadığım) Falanca çay bahçesi vb. şeklinde. Çocukları alıp, verilen adrese doğru yola çıkıyorum. Erbakan Hocamın buyurdukları gibi, biraz gecikmeli varıyorum. Erbakan Hocam, Ahmet Hocam ve Milli Çözüm ekibinden kardeşlerimiz, değişik kültür ve kesimden, yaş, cinsiyet ve kıyafetlerle katılımcılar (açık, kapalı bayanlar); ahşap taburelere oturmuşlar. 6-7 tane iri odun birbirine çatılarak büyük bir ateş yakılmış vaziyette, herkes ateşin etrafında hilal şeklinde oturmuş. Biz de taburelere oturuyoruz. Çocuklar uyuklayınca bir kaç tabureyi birleştirip üzerlerine yatırıyorum. Bir yandan da üzülüyorum çünkü tanışma faslını ve Erbakan Hocamın konuşmalarının bir bölümünü kaçırmışım. Erbakan Hocam, İstiklal Marşı’nı hem okuyup hem açıklayarak anlatıyorlar. Fakat ben geciktiğim için üçüncü kıtadan itibaren dinleyebiliyorum. Erbakan Hocam: “İnancını tam olarak yaşamak istersen hür olacaksın. Nefsi özgürlük yani, maddi ve manevi yönden şeytani duyguların esaretinden bağımsızlık olduğu gibi; özellikle vatan, bayrak, toprak olarak da hür ve bağımsız olmak zorundasın. Eğer o bağımsızlığı tam olarak kazanırsanız, hiç bir devlet, hiç bir millet sizin bağımsızlığınıza müdahale edemez. İçinizdeki bağımsızlığa bakacak olursak; imanınız bağımsızlığını ilan ettiği zaman, kalbimizde şeytan ve şer şebekeleri artık tutunamaz. İnsan içinde ve dışında şeytana karşı bağımsızlığını kazandığı zaman, şeytani sistemler gücünü yitirir. Mide bulandırıcı küçük bir sinek hükmündedir artık. Zira şeytanın ve şebekelerinin gücü senin güçsüzlüğünle orantılıdır. KORKMA ve MAHZUN OLMA! ayeti kerime yeniden devreye girer. Korkmadan devam edenin yardımcısı Allah’tır. Tek ve dev süper güç kendisidir. O’nu arkasına almış bir milletin, bir ordunun yenilmesi, yok olması imkânsızdır. Ancak zafer ve fethin, mutlak galibiyetin bir vakti vardır. Ve o vakit mutlaka gelecektir. Efendim, biz görmeden ölürsek!? Ööll! Değil mi ki sen içinde nefsi ve şeytani dürtülerden bağımsızlığını kazandın, devletin, milletin bağımsızlığı için çalışırken öldün, senin zaferin son nefesinde kazandığın cennetin ve bakmaya doyamayacağın Cemalullah’tır. Kıyamete kadar da mücadele devam edip, her mesafe alınışta, hissesine yazılmaya devam edecek, hayr ve hasene defteri kapanmayacaktır. Artık kendisi düştüğü yerde, yattığı yerde vatan toprağının her bir zerresinde olduğu gibi, toprak halini almış bir şehit olacaktır. Peşkeş çekilmeye çalışılan sadece topraklarımız değil, altında kefenli, kefensiz yatan analarım, atalarım ve onların yolundan izinden gidenlerdir. Eğer ki; vatana, toprağa, ezana, imana, inanca düşman uzanacak olursa, bu işbirlikçi ahmaklar eliyle güçlerini artırıp, galip gelmeye yaklaşırlarsa, işte o zaman, edebiyatı yapılan, vatan toprağıyla bütünleşmiş şehit, şüheda, yattıkları Vatan topraklarını çiğnetmemek için kalkacak, yerden yanar dağ gibi fışkırarak, canları ve kanları ile sahip oldukları vatanı, namusu, onuru ve imanı bir kez daha koruyacak ve kurtaracaktır. Şehitlerin bu topraklarda yatmasına da gerek yok, nefsinde iman bağımsızlığını kazanmış olarak Rahmeti Rahmana kavuşmuş olandan tutun da, mağara girişinde arkadaşlarına INNELLAHE MEANA diyen Aleyhissalatü Vesselam Efendimize ve kendi canları için değil, Efendimiz için endişelenip üzülen sadık dostlarına kadar ve belki bu iki misal arasındaki tüm iman ehli, bu iman bayrağını dalgalandırmak üzere ruhaniyetleriyle imdadımıza koşacaklardır. Böylece iman üstünlüğü ve dava bütünlüğü olan, vatan, bayrak, namus hassasiyetiyle dolup taşan tüm kardeşlerimiz kesinlikle izmihlal görmeyecek, yalnızca Allah’tan ümitle korkarak, bayrağımızın gölgesinde hür bir şekilde yaşayacaktır!” buyuruyorlar. Sonra Erbakan Hocam işaret buyurup birini çağırıyorlar. Önüme, arkama bakıyorum; beni çağırıyorlar. Hemen kalkıp yanlarına gidiyorum. Erbakan Hocam: “Hayırdır, yüzün düşmüş” buyuruyorlar gülümseyerek. “Sohbetin başını kaçırdım Aziz Hocam, ona üzülüyorum” diyorum. “Bozma moralini, salonda söylediklerimle başladık, çok bir şey kaçırmadın” buyuruyorlar. O esnada toprak testi gibi bardak ve kupalarda çay ikram ediyorlar. Erbakan Hocam bir yudum alıp, bardağı bana uzatarak: “Sen bizim damak ayarımızı bilirsin, şunu biraz açsan” buyuruyorlar. Hemen çayı açmaya gidiyorum. Fakat “Testiden (topraktan) bardakta çayın tadını nasıl alacaklar ki” diye çayı cam kupaya dolduruyorum, aynı zamanda testi bardaktaki çayı da açıp geriye getirip ikram ederken: “Aziz Hocam, testi bardakta çayın tadı belki tam alınamaz diye cam kupaya da doldurdum. Hangisini arzu ederseniz buyurun lütfen!” diye uzatıyorum. Erbakan Hocam “Hiç bir şeyin aslı, tadını bozmaz” buyurup, testi bardağı aldılar. Bir yudum içip, bardağı bana uzattılar ve: “Bak bakalım, çay tadını kaybetmiş mi?” diye sordular. Bir yudum içtim, tadı aynıydı. Erbakan Hocam: “Şimdi şu konferansı iyice bir izle, sonra da rüyanı yaz!” buyurdular. O esnada uyanıyorum.
Bundan iki gün sonra, şu rüyayı görüyorum:
Atatürk, eski yapı bir binada, kürsüde bulunuyor; vatan, bayrak, Peygamber sevgisi, iman, ahlak ve maneviyat temalı bir şiir okuyorlardı. Salonda bulunan bordo ve siyah fesli beyler Atatürk’ü alkışlıyorlardı. Atatürk şiir okurken arkada dev bir ekranda kırmızı zemin üzerine siyah beyaz renkte FUSSİLET Suresi yazılıp akmaktaydı.
Te’vili:
1-Gölcük Konferansının ve anlatılan konuların haklılığına ve Aziz Hocamızın bunları tasdik buyurduğuna bir beşarettir.
2- İstiklal Marşını doğru yorumladığımıza ve beklenen büyük zaferin yaklaştığına bir işarettir.
3- Milli Çözüm Ekibinin istikamet ve hayırlı hizmet üstünde bulunduklarını ve bu niyet ve samimiyetle devam edenlerin cennete ve Cemalullah’a ulaşacaklarını müjdelemektedir.
4- Atatürk’ün, din düşmanlarının istismar aracı olmaktan kurtarılması ve icraatlarının hayırla yorumlanması yolundaki gayretlerimizin, İslam’dan ve haklı davamızdan ürküp uzaklaşan kesimleri yumuşattığı ve Hakka yaklaştırdığı da bu rüya ile belirtilmektedir.
5- Fussilet Suresinin yazılması ise şekavet yolundan saadet yoluna dönüş yapılacağına, beklenen değişim ve dönüşümün yaklaştığına, salih ve halis kulların kazançlı çıkacağına alamettir, inşallah.
En doğrusunu Allah bilir.
FATMA NUR YEŞİL’İN RÜYASI – 21.03.2016 / Balıkesir
(Bu Kızımız Gölcük Milli Çözüm Dergisi temsilcimiz olan Faruk Bulut’un Emlakçı iş ortağı Elazığ’lı Orhan Yeşil’in kızı olup bu sene Balıkesir İlahiyat Fakültesini kazandı.)
Hafta sonu izin alıp eve gitmeyi düşünüyordum, o gün babamla telefonda görüştük. Babam bir hafta sonra Ahmet Akgül Hoca’nın konferansı olduğunu, işlerimi ayarlayıp bir hafta sonra gelmemi ve konferansa katılmamı söylemişti. Erbakan Hocanın sene-i devriyesinden ve bu konuşmadan birkaç gün sonra rüyamda Erbakan Hocamızı gördüm.
Rüyamda:
Üniversite Kampüsünün içindeyken bana “Rektör seni odasına çağırıyor” denildi. Rektörün odasına kapısını çalıp girdim. Ama rektör yerine çalışma masasının başında; önünde bir kitap açık vaziyette Erbakan Hocam oturuyordu. Kendilerine saygıyla selam verdim ve Erbakan Hocamızın masasının önüne oturdum. Biraz sohbet ettikten sonra Hocamıza babamla aramızda geçen konuşmayı anlattım (Babam iznimi, Gölcük konferansa katılacak şekilde ayarlamamı istemişti) ve Milli Çözüm’ün “3. Dünya Savaşı ve Armegeddon tuzağı” konferansına katılabilmek için gidiş tarihimi ertelediğimi ve inşallah Ahmet Akgül Hocamın konferansına yetişeceğimi söyledim.
Erbakan Hocam tebessüm etti ve “Aferin evladım, en iyisini yapmışsın; böylesi senin için hayırlı olur inşallah” dedi. Daha sonra “Hadi geç kalma; bir an önce yola çık artık ve hemen geri dön” dedi. Ben ayağa kalktım, kapıya doğru yöneldim tam çıkacakken Hocam; (Ahmet Akgül’den ve Milli Çözüm’den ayrılma anlamında) “Böyle devam et, devam et, devam et” diyerek tekrarladı ve sonra önünde açık bulunan kitabı incelemeye koyuldu.
NOT: Bu kızımız Gölcük konferansa katılıp Balıkesir’e döndükten sonra Babasını telefonla arayıp; “Baba Rektör beni odasına çağırdı. Mezun olunca okulda öğretim görevlisi olarak kalacak ve 4 yıl boyunca bu şekilde yetiştirilip eğitime tabi tutulacak 5.nci kişi olarak beni de seçtiklerini söyledi” diyor. Babası da kendisine: “Kızım bu Milli Çözüm’ün bereketidir, sakın unutmayasın!” diye uyarıyor.

Mesele Tam Teslimiyet
Hocamızın Ruhaniyeti Milli Çözümle fiziki bütünlük sağlamıştır.
Meselenin özü her türlü Esaret, hakikatin ve nihayi hedefin önünde engeldir. Dört ölüm, dört diriliş formül hükmündedir.
Bağımsızlık; hürriyetimizin devamı için vatan bağımsızlığı olduğu gibi, şeytani ve nefsani bağımsızlık tam bağımsızlığın anahtarıdır.
Belli ki halkın ve gafil ve hain yöneticilerin gaflet ve ihanetleri devam edecek, Cenab-ı hak Sadıklar ve ruhanileri tekraren şereflendirecektir.
Ülkemin onurlu, duyarlı kesimleri Milli Çözümün Atatürk hakikatini özümseyip Kahraman Ordumuzun siyonizme son darbeyi vurmak için Milli Çözüm düşüncesi istikametinde ZAFERE erişecektir.
Dört ölümle ölüp, dört dirilişe erişmeyi Rabimizden Niyaz ediyoruz.
Hocamızın uyarıları Fussilet suresinin özeti şeklindedir.
Sevr Mağarasındaki Korkma Duruşuyla İstiklal Marşındaki Korkma Şuuru Aynı
Ahmet Hocamızın, Sevr Mağarasıyla SEVR Anlaşması’nı karşılaştırması, İstiklal Marşımızın mana ve mesajlarını yorumlaması, Marşımızın mağara girişinde arkadaşlarına INNELLAHE MEANA diyen Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin onayıyla yazıldığına yürekten inandım.
Ahmet Hocamızın vurguladığı ve ERBAKAN Hocamızın rüya da müjdelediği ZAFERİN an meselesi olduğudur. Yine Ahmet Hocamızın devamlı hatırlattığı ve bizlere öğrettiği, ERBAKAN Hocamızın rüyada tasdiklediği; asıl zaferin, zafer şuuruyla yaşayıp ölmek olduğunu ve değil mi ki sen içinde nefsi ve şeytani dürtülerden bağımsızlığını kazandın, devletin, milletin bağımsızlığı için çalışırken öldün, senin zaferin son nefesinde kazandığın cennetin ve bakmaya doyamayacağın Cemalullah’tır.
MİLLİ DERİN DEVLETİ TANIMAK İSTEYENLER BURAYA BAKSIN
Eğer ki; vatana, toprağa, ezana, imana, inanca düşman uzanacak olursa, bu işbirlikçi ahmaklar eliyle güçlerini artırıp, galip gelmeye yaklaşırlarsa, işte o zaman, edebiyatı yapılan, vatan toprağıyla bütünleşmiş şehit, şüheda, yattıkları Vatan topraklarını çiğnetmemek için kalkacak, yerden yanar dağ gibi fışkırarak, canları ve kanları ile sahip oldukları vatanı, namusu, onuru ve imanı bir kez daha koruyacak ve kurtaracaktır. Şehitlerin bu topraklarda yatmasına da gerek yok, nefsinde iman bağımsızlığını kazanmış olarak Rahmeti Rahmana kavuşmuş olandan tutun da, mağara girişinde arkadaşlarına INNELLAHE MEANA diyen Aleyhissalatü Vesselam Efendimize ve kendi canları için değil, Efendimiz için endişelenip üzülen sadık dostlarına kadar ve belki bu iki misal arasındaki tüm iman ehli, bu iman bayrağını dalgalandırmak üzere ruhaniyetleriyle imdadımıza koşacaklardır. Böylece iman üstünlüğü ve dava bütünlüğü olan, vatan, bayrak, namus hassasiyetiyle dolup taşan tüm kardeşlerimiz kesinlikle izmihlal görmeyecek, yalnızca Allah’tan ümitle korkarak, bayrağımızın gölgesinde hür bir şekilde yaşayacaktır!”
4 ÖLÜM 4 DİRİLİŞ
Rüyada Erbakan Hocam: “İnancını tam olarak yaşamak istersen hür olacaksın. İnsan içinde ve dışında şeytana karşı bağımsızlığını kazandığı zaman, şeytani sistemler gücünü yitirir. Mide bulandırıcı küçük bir sinek hükmündedir artık. Zira şeytanın ve şebekelerinin gücü senin güçsüzlüğünle orantılıdır.” buyuruyorlar.
Bu sözler ne demek, ve bu imani bağımsızlığımızı nasıl kazanacağız? Bakın sitedeki 19 MART 2016 tarihli “4 ÖLÜM 4 DİRİLİŞ” videosunu tekrar izleyin. O videodan alıntı yaparsak; 4 Ölüm 4 diriliş nasıl oluyor*
1 – Birinci aşamada, nefsin sürekli rahatlık ve ferahlık isteğini öldürür, takdire rıza ve teslimiyet onurunu ve cihat şuurunu diriltir. Takdire rıza gösteren, Allah’a teslim olan tek başına kâinata meydan okuyabilir, bu onuru kazanır.
2 – İkinci merhalede dünyalık servet ve riyaset sevgisini Allah içinde öldürür. Ahiret ve uhuvvet huzurunu diriltir.
3- Üçüncü merhalede Cenab-ı Hak halktan rağbet ve hürmet beklentisini öldürür, kesret içinde vahdet olgunluğunu diriltir.
4- Dördüncü en önemli merhale olarak Cenab-ı Hak o insanın benlik ve kuru bilgiçlik şehvetini öldürür, onun yerine ilahi irade ve ilham ruhunu diriltir. Allah’ın yeryüzünde yürüyen ayağı, tutan eli, gören gözü, duyan kulağı ve konuşan diliyim dediği kimselerden olur.
Rüya videonun, video rüyanın devamı niteliğinde. Rüya; bağımsızlığını ilan etmiş ve kazanmış bir insanın bu imanla neler yapabileceği anlatılırken, Videoda; İmani ve itikadi bağımsızlığımızı nasıl kazanabileceğimizi, Allah kendisinden razı olsun Ahmet Akgül Hocamız çok güzel anlatıyor. Elhamdülillah. Allah; Ahmet Hocamızdan ve Milli Çözüm’den razı olsun. Başımızdan eksik etmesin. Teşekkürler tüm Milli Çözüm gayretlileri ve çalışanları.
Sonsuz Şükür
Sonsuz şükürler olsun ki:Dinini-Davasını,Kitabını,Elçisini en iyi şekilde tanıyan- tanıtmaya çalışan,yaşayan,sadakat ,vefa,ilim-hikmet -hakikat ehli bir mürebbiyle tanıştırdı-tabi kıldı.Aman ya Rabbi bu ne büyük bir nimete sahibiz!..
Kainat kıymetinde ( çok daha ötesinde) bu nimete Rabbimiz nankör etmesin.Ellerimizi bırakmasın,bizi bize terketmesin!
Bu kadar sonsuz nimet yanında birde ruyalarla SULTAN eliyle terbiyeye devam etmeside apayrı bir kıymete haizdir!
Gerçek hürriyet olan nefsin ve zalimlerin pençesinden kurtulmamız;Hakkı üstün tutup kaldırma,zulmu zelil edip caydırma şuuru;gercek ve bilinçli Vatan-Millet sevgisi ve uğrunda “adanma idrakını aşılayan muhterem Ahmet Akgül Üstadımızın ,Milli Görüş Davasının manevi ve hakiki VARİSİ ve TAKİPÇİSİ olduğu gerçeği bu ruyalarla da bir kez daha ogretilmektedir!
Şeytanın Ve Şebekelerinin Gücü Senin Güçsüzlüğünle Orantılıdır. Ve Bilgi Güçtür…
Aziz Erbakan Hocamızın bizleri halâ rüya ve manevi yollarla eğitip yetiştirmeye devam etmesi, mübarek ellerini üzerimizden çekmemesi bizler için ne büyük bir saadet ve lütuftur… Elhamdulillah…
Rüyanın te’vilini Aziz Ahmet Hocamız zaten yapmışlar ama nâçizane rüyadan anladıklarımı biraz daha ayrıntılarıyla yazmak istiyorum.
İnsan halis niyetle “CİHAD” ibadetini yapmayı isteyip yola çıktığında;
CENAB-I ALLAH ZOR OLANI KOLAYLAŞTIRACAK; YOLLARINI AÇACAK ve KİŞİYE UMMADIĞI KAPILAR AÇACAKTIR.
KORKU ve ÜZÜNTÜ; insan ruhunda akan “HAY” yani hayat enerjisini yıpratan, bozan ve bloke eden iki zehirli duygudur. Kişinin tüm gücünü adeta emer ve mücadele azmini bitirir. Rüyada; önce nefsimizde; sonra da Milletimiz üzerine serpilmiş bu ölü toprağından ve de ölüm uykusundan uyanmanın formülü verilmiş aslında. Toplum fertleri; kişisel olarak, fert fert iletişim halinde olmasa bile, korku ve üzüntü enerjisinin toplumları esir alabileceği, artık sosyolojik ve bilimsel bir gerçekliktir.
Yarattığı kullarını en iyi YARADAN bildiğine göre, Kur’an-ı Azîmüşşan’da bu gerçekliği bize asırlar öncesinden bildirmiş ve haberdar etmiş… Bağımsızlığın ve Hür yaşamanın da formülünü vermiş Elhamdulillah.
Aziz Erbakan Hocamız 67 kitap yazmış olan Aziz Ahmet Hocamızın özellikle 4 eserine dikkatimizi çekmiş ve “TEBLİĞ” görevimizi en iyi şekilde yapabilmemiz için, öncelikli olarak nasıl bir bilgi ve ilmî donanım edineceğimizin yol haritasını vermiş.
1. “Teşkilatçılık Mesaj ve Metot” kitabıyla; CİHAD İBADETİNİ YAPARKEN YOL-YORDAM-USUL BİLEREK YOLA ÇIKMAMIZ…
2. “Dilin Düğümü Çözüldü” şiir kitabıyla; BELÂĞAT, EDEBÎ VE ETKİLİ SÖZ SANATINI BİLMEMİZ…
3. “Meali Şerif” ile TÜM BU ÇALIŞMALARIMIZ VE TEBLİĞİMİZİ VAHİY ESASINA GÖRE YAPMAMIZ…
4. “Bizim Atatürk” kitabıyla ise; YAKIN TARİHİMİZİ MUTLAKA İYİ BİLMEK VE TOPLUMUMUZU ‘ATATÜRK DÜŞMANLIĞI’ İLE ‘ATATÜRK İSTİSMARCILIĞI’ ÜZERİNDEN BÖLMEYE ÇALIŞANLARIN BU OYUNUNU BOZMAK; TOPLUMUN HER KESİMİNE YAPICI BİR DİLLE ORTAK PAYDAMIZ VE MİLLİ DUYGU VE DUYARLILIKLARIMIZ ÜZERİNDEN TEBLİĞDE BULUNMAMIZ GEREKTİĞİNİ anlıyorum.
Aziz Erbakan Hocamızın rüyanın sonundaki: “HİÇ BİR ŞEYİN ASLI, TADINI BOZMAZ.” cümlesinin ise çok derin manaları olduğunu düşünüyor ya da hissediyor ve Kıymetli Üstadımızın bu cümleyi biraz daha açıp, bizleri bilgilendirmesini umud ediyorum.
İstiklal Marşı Mana ve Mesajı
Şükürler olsun.
Sadık rüyaların nübüvvetten bir parça olduğuna en güzel örneklerden biri. Rüyayı görenden Allah razı olsun ve görene uyandığında hatırlatan Rabbimize şükürler olsun.
Gerçek Mürşid-i Kamil mürşidnin manevi tüm ihtiyaçlarına yetişen ve olgunlaştırarak yetiştirendir. O, özelde çağımızın getirdiği nefsi hastalıklar ve ibadetlerdeki zaafiyetlere ve genelde dünyadaki zulüm ve ahlaksızlıklara derman üretecek köklü çözüm ve tedbirler sunandır. Ve O, çağındaki inananların muhtaç olacağı manevi hiçbir ihtiyacı es geçmez.
Aziz Erbakan Hocamız, şimdiye kadar doldurduğu sayısız boşluğa ek olarak en son namaz risalesi diyebileceğimiz manevi bir eğitim ile sadıklara himmetini ulaştırırken bugün yine temel ihtiyaçlarımızın başında gelen vatan sevgisini ve onun temsili İstiklal Marşımızın mana ve mesajını bizlere ileterek ufkumuzu açmış, bir eksiğimizi daha tamam etmiştir.Gölcük konferansında Muhterem Ahmet Akgül Hocamızın yaptğı İstiklal Marşı’nın mana ve mesajının Aziz Erbakan Hocamız ile aynı şekilde yapılması ise gören gözler için ne mana ifade ettiği açıktır.
Rabbime sonsuz şükürler olsun ki bizi bu nimetlere uzak etmedi.
SUBHANALLAHİ VE BİHAMDİHİ ADEDE KHALKIHİ VE RIDA ENNEFSİHİ VE ZİNETE SEMAİHİ VEL ARDIHİ VE MİDADE KELİMATİHİ.
Ahir zamanın erlerine selam olsun.