YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e8663303e37
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 0 2
Bugün : 11887
Dün : 56818
Bu ay : 1227550
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53372608
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

İSLAM DOĞALLIK VE KOLAYLIKTIR

Zorlaştıran da, Yozlaştıran da Kınanmıştır!

        

“Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dini (İslam’a yani), Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı (tabiat kanunları ve İslam’ın kuralları) için hiç bir değiştirme olmayacaktır. İşte dimdik ayakta duran din (bu İslam’dır). Ancak insanların çoğu bilmeyen (ve gerçeği araştırıp öğrenmeyen konumdadır).”[1] ayeti, İslam’ın; insanın yaratılışına, yani doğal arzu ve ihtiyaçlarına en uygun İlahi kurallar olduğunu hatırlatmaktadır.

Evet, İslam;

• Hem; onurlu ve huzurlu yaşama kılavuzu, helal ve kolay bir hayat nizamıdır.

• Hem; fert, cemiyet ve devlet ilişkilerini düzenleyen ve disiplinize eden İlahi prensipleriyle bir toplum intizamıdır.

• Hem de; musibetlere dayanmak, cihat, zekât, ukubat sıkıntılarına katlanmak, İlahi emir ve yasaklara uymak ve sonunda ebedi hayatı kazanmakla alakalı bir imtihan programıdır.

“İslam fıtrat dinidir” demek insanın yaradılışındaki ve yapısındaki (tabiatındaki) arzu ve ihtiyaçları en doğru ve doğal yollarla karşılayan kurallar içeriyor anlamındadır. İslam taklitçilikten, şekilcilikten, gösterişten ve külfetçilikten uzaktır. Yani İslam; insandaki duyguları ve arzuları, hem kısıtlayıp körleten; hem de aşırılığa ve ahlaksızlığa kayıp kirleten yöneliş, yöntem ve sistemlerden farklı olarak; adaletli (dengeli) ve asaletli kurum ve kurallar ortaya koymaktadır. Cenab-ı Hak din adına, ne yobazlık ve fesatçılığa ne de yozlaşma ve fırsatçılığa asla razı olmamıştır. Hem toplumu çürüten dinsizlik başıboşluğunu ve ahlaki bozukluğu önlemek, hem de din adına uydurulan kabalık ve softalık boyunduruğunu gidermek üzere, Allah Kur’an’ı ve Resulûllah’ı yollamıştır.

“Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; O, onlara ma’rufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri (gereksiz külfet ve zahmetleri) indirip (hafifletiyor). Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve Onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.”[2]  Çünkü dinde aşırı kuralcılık; evham, kuruntu ve saplantı gibi psikolojik hastalıklara yol açmaktadır.

Hz. Peygamber Efendimizin: “(Her konuda) Kolaylaştırın (sakın) zorlaştırmayın; müjdeleyip (sevdirin, sevindirin, rahatlatıp ferahlandırın ve sakın) nefret ettirip (ürkütmeyin ve uzaklaştırmayın)!” hadislerini de böyle anlamak lazımdır. Özel istidadı ve iştiyakı (yetenek ve hevesi) olanların farzlar dışında, sünnet ve nafile ibadetlere yoğunlaşması, aile efradını ve toplumsal sorumluluklarını aksatmadan ve asla riyakârlık ve istismara kalkışmadan, sadece O’nun rızasını arayarak Mevla’sına yaklaşma çabası, elbette övgüye layıktır. Ama bununla üstünlük taslamak, “orta yol”daki mü’minleri horlayıp dışlamak, cihat ve tebligat gibi önemli görevlerinden kaytarma bahanesi yapmak ise şarlatanlıktır ve şeytana kapılmaktır.

Velhasıl din kolaylıktır; ancak bu laubalilik ve laçkalık sanılmamalıdır. Din doğallıktır; ama bu kuralsızlık ve dağınıklık şeklinde anlaşılmamalıdır. İmtihan için yaratıldığımızı, hayra ve şerre müsait duygu ve yeteneklerle donatıldığımızı ve bu nedenle; Kur’an’la uyarılıp, Resulûllah’la ayarlandığımız asla unutulmamalıdır.

Siyonist Yahudi sermayesinin bütün dünyayı sömürme ve zulmetme aracı olan ve her yıl insanların sırtından trilyonlarca dolar kazanılan banka faizlerini; “Kur’an’da RİBA geçiyor, bugünkü faizli banka kredileri kastedilmiyor” diyerek meşru ve mübah saymak… Şehveti tahrik eden ve ahlaki dejenerasyonu körükleyen açık-saçıklık için “Kur’an’da cariyelerin sırtları ve bacaklarının açılabileceğine izin veriliyor, üstelik başörtüsüyle ilgili net ve kesin bir emir bulunmuyor.” safsatalarını fetva gibi sunmak… Hz. Peygamber Efendimizin sahih hadisleriyle ve icma-ı ümmetle men edildiği halde “Kur’an’da bunları yasaklayan bir ayet yoktur.” diyerek birtakım kötülüklerin caiz olduğunu savunmak, nasıl Dini yozlaştırmak ve laçkalaştırmak ise; sanki farzmış ve mutlaka lazımmış gibi: “●Kadınlar için çarşaf şarttır, dışarıda uygun pardösü ve entari giyilmesi haramdır. ●Cuma namazı 16 rekâttır. ●Müzik ve çalgı aletleri hepsi günahtır” gibi iddia ve dayatmalar da elbette Dini zorlaştırmaktır ve yobazlıktır. Oysa kadın erkek kıyafeti konusunda, renk, şekil, biçim gibi şeyler şart koşulmamış; coğrafi durumlara, gelenek ve göreneklerle oluşan modalara, sosyal ve ekonomik standartlara bağlı olarak dışarıda kadınların vücutlarını örtecek genişlik ve rahatlıkta örfe uygun giyim tarzları serbest bırakılmıştır. Başörtüsü ise “mü’mine bilinmek ve rahatsız edilmeyip saygı gösterilmek hikmetiyle” emredilen sosyal bir simge makamındadır. Başörtüsünün “edep yerinin gizlenmesi veya şehvet tahriki” ile alakalı sanılması bir yanılgıdır. Aksine kadının asıl cezbedici güzelliği saç tellerinde değil, yüzünde toplanmıştır ve kadının yüzünü açması ittifakla caiz sayılmıştır.

Cuma namazı ise; farzı 2 rekâttır ve cemaatle kılınır. Vakit ve sıhhati müsait olanlar önceden camiye gidip Cuma’nın 4 rekâtlı ilk ve son sünnetlerini de kılması sevaptır. Zühr-i ahir (son öğle) ve vaktin son sünneti gibi namazlar, hem Hz. Peygamber Efendimizin ve Raşit Halifeler döneminde, hem de Müctehit İmamlar döneminde kılınmazdı. Çok sonraları “Cuma şartları yerini almaz” endişesiyle bir tedbir namazı olarak başlamıştır ve arzu edip kılanlara karışmamalıdır. Ancak, sınıfına ve imtihanına geç kalacak öğrenci, devlet veya özel sektör işinde çalışan memur ve işçi, uzak köylerden ilçelerden gelmiş ve son mesai günü sıraya girip bir imza bekleyen insanların resmi işini bitirecek amir ve hâkim mevkiindeki kimselerin farz olan bu görevlerini erteleyip, Cuma’nın son sünnetleri veya tedbir ibadetleriyle oyalanması haramdır. Bunlar arzu ediyorsa, mesai saatleri dışında evlerinde veya camilerde istedikleri kadar namaz kılmalarına herhalde kimse karşı çıkmayacaktır. Her Cuma günü, böyle nafile namaz ve tesbihat için farz olan resmi mesaisinden yarım saat çalan bir insan, yılda 26 saat ve 4 tam iş gününden fazla kaytarıyor ve kazancına haram katıyor olacaktır. Bu ortalama 22 yıllık emekliliğine kadar 100 günü bulmaktadır. İslam âlimlerinin “Açlıktan dolayı zafiyet göstermesi ve iş veriminin düşmesi halinde, emekçilerin işverenin izni olmadan nafile oruç tutamayacakları, başka münasip ve müsait günlerde kaza yapmak üzere, gerekirse oruçlarını bozacakları” fetvası verecek kadar kul hakkına ve helal kazanca önem gösteren bir yüce dinin mensupları olduğumuz gerçeği hesaba katılmalıdır. “Ona (oruca) zor dayanabilenlerin, (açlığa güç ve takat yetiremeyenlerin ise) bir fakiri doyuracak kadar fidye vermekle kurtulacakları” (Bakara: 184) bizzat Kur’an’da buyrulmaktadır.

Müzik ise, ahlaksızlığı ve düşmanlığı teşvik etmemek şartıyla ruhları rahatlandıran ve fıtri duyguları okşayan bütün sözler ve nağmeler mübahtır. İmamı Gazali’nin “Boğazdaki tabii ses tellerinden çıkan nağmeleri mübah sayıp, aynı seslerin suni tellerden ve müzik aletlerinden çıkmasını günah saymak, ahmaklıktır (İhya-i Ulum-id Din)” tespitleri ne kadar haklıdır.

“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz (şuursuz ve huzursuz bir şekilde namazla meşguliyetiniz) iyilik değildir. Ama iyilik; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru eda eden, zekâtı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine (Hak davaya sadakat sözlerine) vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.” (Bakara: 177) ayeti, Allah’ın şekle değil, kalbe ve niyete baktığını hatırlatmaktadır.

Dinde zorlaştırma değil, kolaylaştırma esastır!

(Bakara: 185) “Ramazan ayı… İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve (Hak ile Batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur’an onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu aya şahid olursa (erişirse) artık onu tutsun. Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde (tutsun). Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. (Bu kolaylık) Sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allah’ı büyük tanımanız içindir. Umulur ki şükredersiniz.”

(Nisa: 28) “Allah (ağır yükleri) sizden hafifletmek ister: (Çünkü) İnsan zayıf olarak yaratılmıştır.”

(Duhan: 58) “Belki onlar öğüt alıp-düşünürler diye, Biz Onu (Kur’an’ı), Senin dilinle kolaylaştırdık. (Yani hadislerle ve Hz. Peygamberin sünnetiyle Kur’an’ı daha kolay anlaşılır ve uygulanır kıldık.)”

(Meryem: 97) “Biz Bunu (Kur’an’ı) Senin dilinle kolaylaştırdık, takva sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp-korkutman için (böyle yaptık).”

(Müzzemmil: 20) “Gerçekten Rabbin, Senin gecenin üçte ikisinden biraz eksiğinde, yarısında ve üçte birinde (namaz için) kalktığını bilmektedir; Seninle birlikte olanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını bilir). Geceyi ve gündüzü Allah takdir eder. Sizin bunu sayamayacağınızı (bu ağır yüke ve külfete katlanamayacağınızı) bildi, böylece tevbenizi (ve zafiyetinizi) kabul etti. Şu hâlde Kur’an’dan kolay geleni okuyun. Allah sizden hastaların olacağını, başkalarının Allah’ın fazlından aramak için yeryüzünde gezip-dolaşacaklarını ve diğerlerinin Allah yolunda çarpışacaklarını bilmektedir. Öyleyse Ondan (Kur’an’dan) kolay geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı ödeyin ve Allah’a güzel bir borç verin (aşırı külfet ve zahmete girmeyin). Hayır olarak kendi nefisleriniz için önceden takdim ettiğiniz şeyleri daha hayırlı ve daha büyük bir ecir (karşılık) olarak Allah katında bulursunuz. Allah’tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.”

(Kamer: 17–22–40) “Andolsun Biz Kur’an’ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?”

(Hacc: 78) “Allah adına gerektiği gibi cihad edin (ki esir ve zelil düşüp hürriyet ve haysiyetinizi yitirmeyin)!.. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir (gereksiz ilaveler ve külfetçi prensiplerle dini zorlaştırmanızı istememiştir), atanız İbrahim’in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de, Bunda (Kur’an’da) da sizi ‘Müslümanlar’ olarak isimlendirdi; Elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekâtı verin ve (her konuda sadece) Allah’a sarılıp güvenin; sizin Mevla’nız O’dur. İşte, ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcı!”

(Maide: 6) “Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın). Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz, ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişse, yahut kadınlara temas etmiş de, su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün (yeterlidir). Allah size güçlük çıkarmayı dilememekte, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istemektedir. Umulur ki şükredersiniz (diye kolaylık göstermektedir).”

(Taha: 1-2) “Ta, Ha. Biz Sana bu Kur’an’ı güçlük çekmen (ağır yükler ve külfetler yüklenmen) için indirmedik.

(Yunus: 99) “Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü, topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar mü’min oluncaya kadar insanları Sen mi zorlayacaksın?”

(Bakara: 256) “Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah’a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.”

İbadette kısaltma ve kolaylık sağlanmıştır!

Sefer ve (yolculuk) halinde 4 rekâtlık farz namazları, 2 rekât olarak kısaltılmış, öğlenle ikindi, akşamla yatsı birleştirilip kılınmış, tehlike durumunda da bu kolaylık sağlanmıştır.

(Nisa: 101-102) “Yeryüzünde adım attığınızda (yolculuğa ya da savaşa çıktığınızda), kâfirlerin size bir kötülük yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şüphesiz kâfirler, sizin apaçık düşmanlarınızdır. İçlerinde olup onlara namazı kıldırdığında, onlardan bir grup, Seninle birlikte dursun ve silahlarını (yanlarına) alsın; böylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar. Namazlarını kılmayan diğer grup gelip Seninle namaz kılsınlar, onlar da ‘korunma araçlarını’ ve silahlarını alsınlar. Küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler. Yağmur dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur. Korunma (ve savunma) tedbirlerinizi alın. Şüphesiz, Allah kâfirler için aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır.”

Yeni Haramlar uydurmak; imanı tehlikeye, insanları fitneye sokmaktır!

(Nahl: 114-115-116) “Öyleyse Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal (ve) temiz olanlarını yiyin; eğer O’na kulluk ediyorsanız Allah’ın nimetine şükredin. O, size ancak ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı haram kıldı. Fakat kim mecbur kalırsa, saldırmamak ve sınırı aşmamak üzere (yiyebilir). Çünkü gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler.”

Farz olan cihadı ve Milli Savunma hazırlıklarını bırakıp, hatta BM, NATO ve AB gibi kâfirlerin ve zalimlerin himayesine sığınıp, ama tarikat evradını arttıran ve kılık kıyafet teferruatını öne çıkaran kesimler, dini kendi keyiflerine eğip bükmekte ve Müslümanları fitneye sürüklemektedir.

“Onlarla çarpışınız. Allah, onları sizin ellerinizle azaplandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, mü’minler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun.”

“Ve kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah Bilendir, Hüküm ve Hikmet sahibidir.”

“Yoksa siz, içinizden cihad edenleri ve Allah’tan ve Resul’ünden ve mü’minlerden başkasını sır-dostu edinmeyenleri Allah ‘bilip (ortaya) çıkarmadan’ bırakılıvereceğinizi mi sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Tevbe: 14-15-16)

Hz. Peygamber Efendimiz: “Birisi; “Ben bütün gecelerimi namazla değerlendiririm…” diğeri: “Ben bütün günlerimi oruçlu geçiririm…” öteki ise: “Ben hanımlarımla cinsi münasebeti kestim…” diyerek takva gösterisi yapan kişilere dönerek: “Ben geceleri hem uykumu alır istirahatimi yaparım, hem de namaz kılarım. Gündüzleri bazen yer içer, bazen oruç tutarım. Hanımlarımla da birlikte olur, beraber yatarım. Ben içinizde Allah’tan en çok korkan insanım. İşte Benim Sünnetim (hayat sistemim ve prensiplerim) bunlardır. Benim yolumdan (mutedil hayat tarzımdan) ayrılan artık Benden sayılmayacaktır.” buyurarak din adına yapılan aşırılıkları yasaklamıştır.

Bu durum bir Ayet-i Kerime’de şöyle uyarılmaktadır;

“(Bir bid’at olarak) Türettikleri ruhbanlığı (meşru nimetlerden vazgeçip ibadet ve riyazete dalmayı) Biz onlara yazmadık. Ancak (güya) Allah’ın rızasını aramak (ve takvaya ulaşmak için uydurdular), ama buna da gereğince uymadılar (suistimal ve istismara kalkıştılar).” (Hadid: 27)

Oysa, doğal ve normal olan her şey mübah-helal kılınmıştır. Haram ve yasak olduğuna dair ayet ve hadislerde açık ve kesin hükümler bulunmayan, bilimsel olarak da zararı kanıtlanmayan her şey mübah kapsamındadır. Çünkü “zan (ve tahmin) hakikati ifade etmeye yeterli” sayılmamıştır. (Yunus: 36)

Cemaate imamlık yaparken, namaz surelerini uzatan ve mü’minleri usandıran bir Sahabeyi Hz. Peygamberimiz şiddetle kınamış, saf tutanlar arasında hastaların, sakatların, zayıfların ve yorgunların bulunacağını hesaba katarak kısa sureler okumasını ve ibadetleri zorlaştırıp fitne çıkarılmamasını emir buyurmuşlardır. Bu nedenle İslam âlimleri; “İsteyenlerin kendi nefislerine azimet ve takvayı, ancak diğer mü’minlere ruhsatı ve fetvayı uygulamalarını” uygun bulmuşlardır.

 

 

Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

{mp3}islam_dogalliktir{/mp3}

 


[1] Rum:30

[2] A’raf:157

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Fatma Betül ERİŞKİN

Fatma Betül ERİŞKİN

Subscribe
Bildir
9 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Tarikat Usül, Şeriat Esas, Hakikat Maksat…
Ahmet Akgül Üstadın çok beğendiğim bir sözünü hatırladım bu yazıyı okuyunca; bir insana tebliğ ettiğinizde tebliğ ettiğiniz husus İslamın kendisi değil tebliğ edenin yaşamı ise, tebliğ yapılan bunu reddettiğinde İslamı inkar etmiş olmaz. Zira inkar ettiği şey tebliğ edenin yaşadığı İslamdır, oysa İslamın orijinal esasları tüm temiz vicdanlara yerleşir. Yani ortada bir inkar varsa; ya körleşmiş bir vicdan ya da yanlış uygulanmış bir İslam söz konusudur.

Baki selamlar olsun…

Akletmek
İnsanı hayvanlardan ayıran ve adem olduğunu eşrefi mahlukat yapan onun akıl etmesidir yani düşünme değerlendirme ihtiyaçlarını ve amaçlarına önem ve öncelik sırasına göre derecelendirme ve ahlaki prensiplere değer verme yeteneğidir tefekkür ve teşekkür etmeyen akıl yürütme yani başkalarının ürettigi fikir ve kanaatleri izan ve vicdan süzgecinden geçirmeden kabullenip peşinden giden kimseler ruhen ve aklen esir gibidir ibne Sinan’ın dediği gibi en kör insan gerçekleri görmek istemeyen ve bunun için gayret göstermeyen kimsedir [fv]Facebook[/fv]

İslam dini kolayliktir
İslam, kolaylık dinidir. Onda aşırılık ve ölçüsüzlük yoktur. İlahî dinlerin sonuncusu ve en olgunu olan İslam dini, insanlığı dünya ve ahirette mutluluğa ulaştırmak için gönderilmiştir. Bu dinin evren­sel ilkelerinden birisi de bütün zamanlarda ilkelerinin kolaylıkla uygulanabilir oluşudur. İslam, insanları zor durumda bırakmak için sorumluluklar getirmemiş, onları güçlerinin yettiği şeylerden sorumlu tutmuştur.z. Muhammed (SAV) de “Bu din kolaylıktır.” (Nesai, İman, 28.) buyurmuştur. Her şeyde olduğu gibi İslam dininin kolaylık dini olmasında da onun sade hayatı ve uygulamaları bizim için açık bir örnektir. Hz. Peygam­ber, her konuda olduğu gibi dinin kolaylık prensibini hayata geçirme konusunda da en iyi örnektir. Onun bu konudaki açıklamaları bizim için uyarı niteliğindedir: “Bu din kolaylık dinidir. Kimse dini geçmeye çalışmasın, üstünlük dinde kalır.” (Buhari, İman, 29.)
Hz. Muhammed sav, bizim için ibadetleri uygulamada da bir örnektir. Ni­tekim o, dini konularda iki şeyden birisini seçme konusunda özgür bırakıldığında daima kolay olanı seçmiştir.
Dinde aşırıya kaçıp zorlastiran ve yozlastiranlar ise şeytana hizmet etmekten baska bisey yapmazlar.
Bu yazıda da bu konuya çok güzel ve yerinde tespitlere değinilmiş. Allah razi olsun.

Maskeler düştü…
Tam bir denge ve itidal düzeni sunan yüce dinimizi çok kısa, anlaşılır ve net bir şekilde ifade eden müthiş bir yazı. Diğer taraftan sofilik satan, şeklini benzetip şuurunu kaydıran tipler için ise menfaat düzenlerini kökünden sarsan ve üzüntüye sevk eden bir yazı. Hasılı AB-ABD-İsrail gibi kafirlerin ve onların yerli işbirlikçisinin peşinden koşanların maskeleri düşmüş oldu!

Adil Düzen=Denge Düzenidir
Adil Düzen=Denge Düzeni
Kaynağını Kur an dan Sünnetten almış Beşeri bir sistem olan Adil Düzen insanlığın bünyesindeki fıtrata aykırı yükleri atmış, yine bünyeye uygun prensipleri şiar edinmiş Asil bir sistemdir.
Siyonizmin Kurduğu Dünya Düzeni; zorda olanı daha zora,güçlü olanı, rahatta olanı başkalarını hakkı üzerinden daha rahata sevketmiş, tuzakları, hileyi, haksızlığı emretmiş DAYATMA bir düzendir.
Hakikatmiş gibi yutturulan, Faizsiz olmaz, ABD siz olmaz gibi safsatslar fıtrata aykırı gerçeği örten şeytani düşüncelerdir.
Öyleyse Hak olan kaynağını İslamdan alan kolaylaştırılmış düzen insanlığın tek kurtuluş yolu ve reçetesidir.
Kur ani Azimuşşan “Dinlerini parça parça edenler..”den bahsederken aşırılığa kaçmış, kendi işine geleni kabüllenip işine gelmiyeni yok saymış. Kur an dan uzak, kendine has koydukları kurallarla ifrat ve tefride sapmış gurupları kastetmekte ve lannetlemektedir.
Dincilerin, ve dinsizlerin Adil Düzen Kurulamaz safsataları ortak şeytandan beslendiklerinin kanıtıdır.
Ortak paydaları her ikisi de aşırıdır ve sapkındır.

İslam Şuur Dinidir…
Aziz Erbakan Hocamızdan defaatle duyduğumuz, yaşamıyla şahit olduğumuz ve kulağımıza küpe ettiğimiz bir sözünü hatırlattı bu makale; “İSLAM ŞEKİL DEĞİL, ŞUUR DİNİDİR”. Ve sanki bu makale bu cümlenin tefsiri ve cihad ilmihali gibi bir ilmihal olmuş. Allah razı olsun.

İslam Dininin doğallık ve kolaylık kavramlarını tüğü tartan terazi mesavesinde bu denli dengeli, dolu dolu mana ile izah edilmesi; aynı zamanda ifrat ve tefrit kavramlarını da tersten okunabilir kılmıştır.

Bu makale, önce nefislerimize zulmetmemek adına şuurla idrak edilmesi ve yetişme çağındaki çocuklarımıza bir “MAYA” gibi hamuruna katılması için defaatle okutulması gereken bir yazıdır.

Baki selamlar…

MADDİ-MANEVİ SAADET YOLU!
“…Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamlayıverdim ve size din olarak İslam’ı seçip-beğendim…”Maide 3

Rabbimizin gönderdiği mübarek İslam Dini, en son ve en mükemmel-kemale erdirilmiş- ve kıyamete kadar tüm insanlığın maddi-manevi kurtuluş yollarını gösteren yegane saadet yoludur…

Haktır ve mükemmel olduğundan dolayı tastamamdır.Noksanı yada fazlası olmadığından O’na bir şey ilave edilemez ve çıkarılamaz!..

Makalede yuksek bir bilgelikle ve etraflıca, mukni bir şekilde ele alınan konular da göstermektedir ki; sonsuz akıl ve irade sahibi Rabbimizin fitrat üzere gönderdiği yüce İslam Dini;şeytani merkezlerin tam tersi bir algı oluşturmak hileleri nedeniyle ,yaşanması çok zor ve katı kuralcı bir din değil haşa;kolaylık-doğallık,şuur,huzur,heyecan ve şevk dolu tertemiz,onurlu bir hayat vaad etmektedir!..Elbette hu aziz ve asil yolda insana manevi haz ve itminan veren türlü zorluklar ve çileler de olabilecektir.Bu ise apayrı bir güzellik ve huzur sebebi olacaktır!..

Dini Zorlaştırmak da Yozlaştırmak da Gizli Şirktir….
Evet; İslam taklitçilikten, şekilcilikten, gösterişten ve külfetçilikten uzaktır.

İslâm; bir bütün olarak tüm kavram ve kurumlarıyla birlikte, ancak ve ancak Adil bir Düzen’de yaşanabilir. [b]Muhterem Üstadım Aziz Ahmet AKGÜL Hocamın da ifadesiyle: “Böyle bir düzende, dinine uysan düzenin nimetlerinden mahrum olursun, düzene uysan dininden olursun, hem düzeni hem dini idare edeyim desen, ikisi arasında kalıp münafık olursun…” [/b]

Adil Düzen’in kurulması için, gerekli ve yeterli gayreti göster(e)meyip yan gelip yatanlar ise; bu batıl ortamın şartların dolayı, dinin bir takım kurallarına uy(a)mayan ama Adil Düzen kurulsun diye var gücüyle gayret gösterenlere -hem de takva perdesi ardına saklanarak- çelme takarlar. Çünkü bu gayreti gösterenler tüm dünyalık imkânsızlıklarına ve şartların zorluğuna rağmen, bu işe kalkışmışlardır.
Cihad için, her şartı müsait olup yan gelip yatanların bu durumdan rahatsız olmaları ise, kalbî bir hastalıktır ve tedavi edilmesi gerekir.

Yani taklitçi bir zihniyetle din yaşanmaz.

Şekilci bir zihniyetle bir yere varılmaz.

Gösterişçilik yaparak, insanlar sizi çok takvalı zannetse de, ancak Allah’a şirk koşulmuş olunur, dünyada işiniz yürür ama ahirete eliniz boş gidersiniz…

Külfeti değil, kolaylaştırmayı emretmiş Hz. Rasulullah Efendimiz (S.A.V.)… Sevdirin, soğutup dinden davadan uzaklaştırmayın insanları diye buyurmuş…

Heyhaat ki heyhat!…

Sorar Allah yarın mahşerde:

“Sen dinin tüm kavram ve kurumlarıyla yaşanması için, Adil bir Düzen kurulsun diye ne kadar çalıştın?… Gücün yettiği kadar, takatin kesilene kadar çalışman gerekirken; “kadın-erkek” hepinize farz-ı ayın olan ibadeti ne kadar yerine getirdin?…”

Ve yine sorar elbet: “İslam’ın tüm kurumlarıyla uygulanamadığı batıl sistemlerde, Ben kullarıma kolaylık gösterdiğim halde; yeri geldikçe ruhsatlarla amel edilebileceğini söylediğim halde, sen ey kulum, neden bana şirk koşarak, kendini ilah yerine koydun da, takvalık taslayıp, dini zorlaştırmaya kalkıştın?” diye…
Sorsun inşaallah…

KOLAYLIK VAR
KOLAYLIK VAR
ZORLUK YOK ASLA
KOLAYLIK VAR ISLAMDA,
DAYATMA DEGIL FERAHLIK,
HAYAT VAR , CIHAT VAR,
GUZELLIK VAR ,TEMIZLIK VAR,
AŞK VAR, ÇABA VAR,
SEVDA VAR ISLAMDA,
KOLAYLASTIRIN BUYURDU !
YŪCE PEYGAMBER ,
HUZUR VAR ,ASALET VAR
DİNİM İSLAMDA…

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
9
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...