KADER VE SORUMLULUK
İslamsız zindana döndü, insanlık huzura hasret
Açlık, baskın, şiddet, zulüm; her evden ah-zar geliyor!
Siyon Şeytan cehennemi, cennet gösteriyor hayret
Ebabil siccil fırlatır, ahmak sanır kar geliyor!
Kolun kısa yolun uzak, mukim değil seferisin
Rabbinin mi, nefsinin mi; bir bak kimin neferisin
Şeriat lüzumsuz saysan, namaz kılan keferesin
Mevlâ’sından uzaklaşmış, Leyla ona yâr geliyor!
Hayat, iman ve cihaddır; mü’min gerek Hak’tan taraf
Zalimlerle işbirlikçi, ayıp örtmez cübbe çarşaf
Sarı yaldızlı bakırı, altın diye almaz sarraf
İman nur saçan mücevher, münafığa kor geliyor!
O boşuna aç kalıyor, haram lokma olmaz iftar
Gönül evi pas bağlamış, ayet hadis duymaz ihtar
İman eden muti olur, isyanın sebebi inkâr
Fasık insan fesatlaşmış, kulluk ona zor geliyor!
Yemek, şehvet, rütbe, şöhret; Kur’an ne der, merak etmez
Dini, gelenek görenek; hayra gitmez, Hakka yetmez
Hayvan gibi yaşar ölür; gayesi yok, gayret gütmez
AB ABD hayranı, domuz eti lor geliyor!
Kalbi çürümüş zikirsiz, habire nefsin tavlayan
Haddini bilmez edepsiz, “kader yok” diye havlayan
Şeriate tam sarılır, imtihan sırrın kavrayan
Cenneti düşünse insan, hayat ona hor geliyor!
Takdir haktır; kâinatı, hadisatı planlamış
Amma ki insan mes’uldür, hür tercihi rol oynamış
Hâkim ve Malik Allah’tır, cahil yazgıy yalanmış
Kader sırrına ermeyen, dünya ona dar geliyor!
Hasenat lütfü İlahi, seyyiat hep nefsinindir
İrade ihtiyarınla, günah sevabın senindir
Rahman yaratıp yönetir, sanma şahsi eserindir
Hayır ve şer Allah’tandır, iman ile kâr geliyor!
Şekavetli şer sanıyor, saadetli pir görüyor
Ehli huzur nur biliyor, ehli küfür kir görüyor
Tevhid demek birlik demek, bak iki göz bir görüyor
Tecelliye mazhar olan, gaflet ona ar geliyor!

“Şekavetli şer sanıyor, saadetli pir görüyor
Ehli huzur nur biliyor, ehli küfür kir görüyor
Tevhid demek birlik demek, bak iki göz bir görüyor
Tecelliye mazhar olan, gaflet ona ar geliyor!”
Hz. Hud kıssasındaki kendileri için gelen bela ve musibeti kendilerine bolluk bereket zanneden kavim gibi şimdi de bu toplum kedilerinin sebebi felaketlerimi maalesef kurtuluş kapısı sanmıştı. Gelinen noktada her türlü kötülüğün dibine varılmış cennet zannedilen cehennemleri olmuştu.
Mesele nasıl nerede ve nasıl davrandığından öte hangi niyet ve düşünce ile yaptığındır amellerini, cübbeli sarığı takarsın ama faizci, lgbci, AB’cilerin peşinde koşarsan neye yarar namazın orucun…
Allah insanı yaratırken islam fıtratı üzerine yaratmış, islam’a uymayan herşey insana zor gelir ve bu dünyasını kendine zindan eder. Bunun tam terside islam’a uyanlar için geçerlidir, islam’a ne kadar uyarsan o kadar bu dünya insana kolay olur. Kuran’a uyanlarda zahiren zor bir hayatları olsada onlar aslında islamın huzur ve zevkini yaşarlar bu öyle bir huzur halidir ki bunu dünyanın kralları farkına varsa onların bir anı için bütün imkanlarını vermek isteteceklerdir.
Allah insana kul olabilmek gibi büyük bir nimet vermiştir. Eğer ki kul olmak için samimi niyetle gayret eder ve uğraşırsa kulluk mevkiine varabilir. Ama böyle bir derdi tasası olmaz ise hayvandan daha aşağıyalara sürüklenir gider.
Yukardaki şiirde geçen şu dörtlükte:
Hasenat lütfü İlahi, seyyiat hep nefsinindir
İrade ihtiyarınla, günah sevabın senindir
Rahman yaratıp yönetir, sanma şahsi eserindir
Hayır ve şer Allah’tandır, iman ile kâr geliyor!
Mübah olan her türlü ilmi, siyasi ve iktisadi arzu ve amaçlarımıza ulaşmak için, yine meşru ve makbul olan araçları kullandıktan sonra, neticede Allah’ın takdir ettiğine razı olmak ve hakkımızda en hayırlısının bu olduğuna inanmak lazımdır. Gayrimeşru hevesler ve kötü hesaplar için meşru olan vasıtaları kullanmak riyakârlık ve günah olduğu gibi, meşru ve mübah olan amaçlar için gayrimeşru yollara başvurmak da haramdır… Başkalarını hile ve haksızlıkla aldatarak, onun bunun ayağını kaydırarak bazı makam ve menfaatlere kavuşmak düşüncesi imana aykırıdır. Öyle ya, mademki Allah’ın bize nasip etmediğine sahip olmamız veya bize vermeyi murad ettiğinden de mahrum kalmamız mümkün değildir. O halde şeytani kurnazlıklara ve haksızlıklara tenezzül etmemiz hem boşunadır hem de aleyhimize olacaktır.
. Özellikle kendi irade ve ihtiyarımızla alâkalı davranışlarımızı da yaratan Allah’tır. Ama bunların sorumluluğu bize aittir. Bu konudaki takdir, “İlim, maluma tâbidir…” gerçeği ile izah edilebilir. Cenab-ı Hak, iyi veya kötü bütün davranışlarımızı, önceden öyle takdir ettiği için, biz bunları robot gibi aynen yapıyor değiliz… Doğrusu, Cenab-ı Hak bizim aklımızı ve azalarımızı ezeli ilmi ile, nerede ve nasıl kullanacağımızı önceden bildiği için bunları yazmış ve tespit etmiştir.
Elbette bizim düşünce ve dilememiz, irade ve ihtiyar etmemiz de Külli İradenin bilgisi dahilindedir:
“Allah dilemedikçe, siz (bir şey) dileyemezsiniz! (Beyniniz, irade ve tercih etme yeteneğiniz bile Allah’tandır. Siz dileyemezsiniz, ancak Allah’ın dilediğini dileyebilirsiniz anlamındadır.)” (İnsan: 30) gibi ayetler ve; “Çalışınız, (zira) herkes ne için yaratılmış (ve kendisine ne takdir olunmuşsa) ona müyesser ve muvaffak kılınır” mealindeki hadisler de yine her şeyi ezeli kader programı içinde düşünmemiz ve her halde Allah’ın takdirine ve tanzimine tevekkül ve teslimiyet göstermemiz gerektiğine işaret etmektedir.
Sözün özü, biz arzu ederiz ama irade edemeyiz… Temenni ederiz, ama takdir edemeyiz ve ancak niyetlerimize ve amellerimize göre değerlendirileceğiz. Takdir edileni ise asla değiştiremeyiz…( 100 KUR’AN’İ KAVRAM VE YORUMLARI ADLI ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZIN ESERİNDEN ALINTIDIR.)
Üstad Ahmet AKGÜL’ÜN O ELMAS SÖZLERİNDEN BİRİNDE BUYURMUŞLARDI Kİ;
“Eğer, fikren ve kalben gökleri gezip dünyanın üzerinde duran kudret orduları meleklerin ışıklı çadırlarını farkedebilseydiniz; KADERİN göklerin hakimine bağlı olduğunu bilir, süper zalimleri güç sahibi, atomu ise kıyamet sebebi görmezdiniz!…”
NECM SURESİ 39. 40. 41. AYETLER
Şüphesiz her insana sa’yü gayretinden ve kendi emeğinden başkası verilecek değildir. (Herkes ancak hak ettiğine ve sebep olduğu kötülüklere erişecektir. İnsana gereken çalışıp emek vermek, maddi ve manevi kazanımlarını böyle elde etmektir.)
Şüphesiz (herkesin) kendi emeği (veya çabası) görülecek (ve değerlendirilecek)tir.
Sonra ona en eksiksiz (biçimde) karşılığı ödenecektir.
KAYNAK: http://www.mealikerim.com/53/necm/39:40:41
Yaratılış gayemizin farkında olmadan şirklerle dolu bu hayatımız kader programında üstlendiğimiz sorumluluğun farkında olarak bir ömür için çalışmak niyetiyle
Şiirde Geçen Bazı Kelimelerin Anlamları
Ah-Zar:Ah vah etmek ve sızlanmak
Siccil: Aş ve çamurun ileri derecede sertleşmiş karışımı veya ateşte pişirilip taşlaşmış çamur”
Mukim: : “Mukim,” bir yerde ikamet eden veya sürekli olarak bulunan anlamına gelen bir terimdir
Muti:Yumuşak başlı, İtaat eden
Hadisat:Hâdiseler, olaylar
El-Malik:Varlığın mutlak sahibi olan
El-Hakim; Her iş emrinde hüküm ve hikmet sahibi gerekeni en güzel biçimde yapan
Hasenat: İnsanların iyiliği için yapılan hayırlı işler, iyilikler
Seyyiat :Kötülükler, kötü fiiller, günahlar
İrade: Kişinin bir fiile yönelmesini ve harekete geçme gücünü
İhtiyar: Birkaç şey arasından birini bilinçli olarak ve gönül rızâsıyla seçmesini ifade eder
İslamsız zindana döndü, insanlık huzura hasret
Açlık, baskın, şiddet, zulüm; her evden ah-zar geliyor!
Siyon Şeytan cehennemi, cennet gösteriyor hayret
Ebabil siccil fırlatır, ahmak sanır kar geliyor!
Zalimin zulmü nü gönderiver Yarab
İslamın nuruyla aydınlat dünyanın dört bir yanını yetsin bu işkence bu zulüm kendi başlarına dönsün plan projeleri biran evvel gelsin aydınlık.
Hayat, iman ve cihaddır; mü’min gerek Hak’tan taraf
Zalimlerle işbirlikçi, ayıp örtmez cübbe çarşaf
Sarı yaldızlı bakırı, altın diye almaz sarraf
İman nur saçan mücevher, münafığa kor geliyor!
Kolun kısa yolun uzak, mukim değil seferisin
Rabbinin mi, nefsinin mi; bir bak kimin neferisin
Şeriat lüzumsuz saysan, namaz kılan keferesin
Mevlâ’sından uzaklaşmış, Leyla ona yâr geliyor!
Allah bu âlemi bizim için yaratmış, dünya nimetlerini emrimize vermiş, bunun şükrü olarak da kendisine kulluk etmemizi emretmiştir. Zira Kerim olan Rabbimiz bu dünyada verdiği nimetlerin çok daha güzelini bizlere ahirette ebedi olarak ikram edecektir, şu şartla ki mümin bu dünyanın fani olduğunu unutmayacak ve bu nimetleri ahiret semasına ulaşmak için merdiven yapacaktır. Bu ise kolay değildir, zira dünya nimetleri süslü olup ahireti unutturmaktadır; bir tarafta peşin dünya hazları öbür tarafta ise ebedi ama sabır isteyen ahiret nimetleri…
SERVETİN VE GÜCÜN AZDIRDIĞI İNSANLARPeki, bu imtihanı bizden önceki ümmetler başarabilmiştir? Maalesef onların çoğu bu imtihanı kaybetmiştir. Kur’ân-ı Kerim; Karun, Firavun, Bel’am ve Nemrut gibi dünya zenginliklerinin azdırdığı şahısların, Âd, Semûd gibi toplumların acıklı hikâyeleri ile doludur.
Yoksa, insan öyle başıboş ve gayesiz (yaratıldığını; ‘kendi başına ve sorumsuz’ bırakılacağını) mı sanmaktadır? Kıyamet 36
Şüphesiz Allah, hiçbir şeyle (ve hiçbir şekilde) insanlara zulmetmez. (O, kullarına haksızlık etmekten ve zarar vermekten münezzehtir.) Ancak insanlar (günahlara dalmak, fıtrata ve şeriata aykırı davranmak ve kötülüklere sapmak suretiyle) kendi kendilerine zulmetmekte (bela ve cezaları hak etmekte)dirler. Yunus/44
Kader inancı insana ne sağlar? Bunu bilelim önce; • Kader inancı, insanı tevekkül ve teslimiyete ulaştırır. Her şeye gücü yeten, her şeyi ezelde planlayıp takdir eden bir Allah’a imanı tam olan bir insan O’na tevekkül ve teslimiyet ehli olacaktır. • Kader; insana ihlas ve samimiyet kazandırır. • Kader; insanı hasetten, fesatlık dürtüsünden kurtarır. • Kader; mü’minleri riyakârlık ve sahtekârlıktan uzaklaştırır. • Kader; insanı ahiret hazırlığına ve Rabbin rızasına yoğunlaştırır. • Kader; bela ve musibetlerde onun sabrını olgunlaştırır. • Kader; Müslümanın Allah’a olan hüsnü zannını sağlamlaştırır.“Benim hakkımda; Allah’ın ezelde tayin ve takdir ettiği herhangi bir nimet ve fazileti bütün dünya toplansa bunun bana ulaşmasına engel olamazlar ve yine Allah’ın bana nasip ve takdir etmediği herhangi bir nimeti, görevi, yetkiyi, etiketi bütün insanlar toplansa bunu bana vermeye güç yetiremez” inancında olan bir insan; “Niye sahtekârlık yapsın, niye hasetliğe fesatlığa bulaşsın, niye kardeşlerini kıskansın, niye kendi aklınca öne geçeyim” diye başkalarına ayak taksın? Kadere inanmamak; Allah’ın tayin ve takdir hakkını ve yetkisini inkâr etmektir. Hâşâ kadere imansızlık, Allah’a itimatsızlık demektir.Allah’a itibar etmemek ise, hâşâ Allah’ın yanlış yapacağına, haksızlık yapacağına kanaat getirmektir. Velhasıl kardeşlerim, bizler hayır ve şer her şeyin Allah tarafından yaratıldığına iman ederiz. Özelliklekendi imtihan sahamızın dışında kalan irade-i cüz’iyemizle yaptığımız zaman günahkâr olacağımız, suçlu tutulacağımız, terk ettiğimiz zamanise yine suçlu olacağımız emir ve nehiyler konusunda irademizle gayret gösteririz. Çünkü bunlar bizim sorumluluğumuz altındaki görevlerimizdir. Ama bunun dışında; rızkımız nerede ve ne zaman doğacağımız, hangi ırktan dünyaya gelmiş olacağımız, boyumuz,posumuz, rengimiz gibi bütün konular, ezeli takdir planında karar verilen şeylerdir. Senin elinde olan şeyler değildir. Onun için senin elinde olmayan ve Allah’ın bizzat doğrudan takdir buyurduğu konularda övünmen de gereksizdir, yerinmen de yersizdir. BunlarAllah’ın sana özel bir takdiridir. Ama senin sorumlu tutulacağın sahalar da vardır ve o konularda Allah’ın emirlerine uyarak,yasaklarından da sakınarak hayatını sürdürürsün, sen kurtuluşa erenlerden olursun inşaallah.
ŞÜPHESİZ ALLAH İHSAN VE İYİLİK EHLİNİ SEVER…
Allah yolunda (Adil bir Düzen kurulsun, hazırlıklı ve caydırıcı bir savunma gücünüz bulunsun diye) infak (harcama ve fedakârlık) yapın; ve sakın kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. (Cihad yolunda sorumluluktan kaçmak ve maddi fedakârlıktan kaytarmak suretiyle bütün servet, hürriyet ve haysiyetinizi düşmanlara kaptırmayın.) Daima ihsanlı (sorumlu ve duyarlı) davranın (Hakkı hâkim kılma ve milli savunma konusunda oldukça dikkatli ve gayretli çalışın, görev ve sorumluluklarınızı en iyi şekilde yerine getirmeye bakın). Şüphesiz Allah, ihsan ve iyilik ehlini sever (ve mükâfatlandırıp başarıya eriştirir).
Bakara Suresi 195
Yâri yarası olanlar, yarası yâr olan gelsin
Gönlünde bahar havası, kafası kar olan gelsin.
Hesabi olan riyakâr, hasbi olan fedakârdır
Sevdası âleme sığmaz, dünyası dar olan gelsin.
İkilik şirkinden uzak, kader sırrına kavuşan
Kesrette vahdeti bulan, vuslat zevkine karışan
Cümle cihanla barışık, canlı cansızla konuşan
Hasret ateşiyle işi, hep ah-u zar olan gelsin.
Azrail’e ödül verir, ölümü öldüren erler
Zalimlere izzetlidir, mazlumu güldüren erler
Hem, marifet bahçesinde, hikmet gülü deren erler
Nefsiyle bin kere ölüp, Hak ile var olan gelsin.
Ahmet Hoca bil ki gaflet, tüm gönüllere zehirdir
İlaç; iman, ilim, ibadet. Şifa: fikir, zikirdir
Tembellik ve benlik, ruhu öldüren manevi kirdir
Rahman’a dönüp gönülden, derdi didar olan gelsin.
Üstad Ahmet AKGÜL
https://www.necmettinerbakan.net/ahmet-akgul-ustadimizdan-hikmetli-sozler/
Hayat, iman ve cihaddır; mü’min gerek Hak’tan taraf
Zalimlerle işbirlikçi, ayıp örtmez cübbe çarşaf
Sarı yaldızlı bakırı, altın diye almaz sarraf
İman nur saçan mücevher, münafığa kor geliyor!
.
İmandan mahrum olan ve cihattan kaçkın olan, meyyiti müteharrike (yürüyen cenaze)den farksızdır.
İmanın temeli, Hakk’tan taraf olmaktır.
Müminle münafığın temel farkı; Cihat ve İnfaktır.
Zahiren mümin rolü oynayıp da zalimlerle işbirliği yapanlar ve onlara türlü kılıf uyduranlar, Allah’ın gazabından kurtulamazlar.
Rabbimiz bizleri, kamil imana ulaşanlardan ve uğrunda hakkıyla cihat edenlerden eylesin.
Nahl 62
Onlar, kendilerinin hoşlarına gitmeyen şeyleri Allah’a (isnat edip) uygun görürler. (Kendi kötülükleri için de “kader kurbanıyız” derler.) Dilleriyle de, yalan (ve riyakârlık)la; en güzel olan (davranış ve başarıların ise) ‘kendilerinin (marifet ve meziyeti) olduğunu’ ileri sürmektedirler. Hiç şüphesiz ateş onlar içindir ve hiç şüphesiz onlar, (cehenneme herkesten) önce sürüleceklerdir.