KAHRAMAN SANILAN KARAVANAYA
Hak davadan koptun, köksüz ağaçsın
Kurumuş feyz1 çeşmen, arkın2 kalmamış…
Çorak arazide, nasıl bağ açsın
Çökmüş değirmenin, çarkın kalmamış…
AB kapısında, yüz suyu döktün
ABD’ye karşı, daim diz çöktün
Bu tavırla iman, temelin söktün
Haçlı Siyonist’ten, farkın kalmamış…
Belli oldu Hak’tan, cayarın artık
Dikiş tutmaz gayrı, ayarın artık
Uçuruma doğru, kayarın artık
Pazarın piyasan, parkın kalmamış…
Hidayet kararsa, vicdan çürürmüş
Beynini kalbini, dünya bürürmüş
Bir zaman marşlarla, Hak’ta yürürmüş
Şimdi dava ezgin, şarkın kalmamış…
Dünyan mamur ettin, ahiret harap
Hidayet karardı, ne bela Ya Rab
Washington minberin, Kopenhag mihrap
Şaştı kıblen; garbın, şarkın kalmamış…
Binmişsin rüyada, hayal atına
Güvenme dünyanın, saltanatına
Sanki tapınırsın, yat ve katına
Bir bakarsın evin, barkın kalmamış…
Dünya için bütün, dertler tasalar
Hepsi emanettir, makam masalar
Haram haksız kazanç, dolu kasalar
Geç anlarsın dolar, markın kalmamış…
Belge bilgin sahte, atarsın hava
Makam mala kondun, ucuz bedava
Ne ülke derdin var, ne de Hak dava
Toprak kabul etmez, gark’ın3 kalmamış…
1- Feyz: İlham kaynağı.
2- Ark: Su yolu.
3- Gark: Suda boğulmak – Yani cenazeni deniz de kabul etmez.

Binmiş deccalin gemisine
Belge bilgin sahte, atarsın hava
Makam mala kondun, ucuz bedava
Ne ülke derdin var, ne de Hak dava
Toprak kabul etmez, gark’ın3 kalmamış…
Uçuruma ramak..
AB kapısında, yüz suyu döktün
ABD’ye karşı, daim diz çöktün
Bu tavırla iman, temelin söktün
Haçlı Siyonist’ten, farkın kalmamış…
Belli oldu Hak’tan, cayarın artık
Dikiş tutmaz gayrı, ayarın artık
Uçuruma doğru, kayarın artık
Pazarın piyasan, parkın kalmamış…
Tiyatro Bitti
Ömür geçti, yol tükendi, tiyatro bitti…
“Binmişsin rüyada, hayal atına
Güvenme dünyanın, saltanatına
Sanki tapınırsın, yat ve katına
Bir bakarsın evin, barkın kalmamış…”
Kalmamış…!
Yıllardır başkanlık, yaparsın BOP’a.
Yıktılar dünyayı, tuttular topa.
Gavurdan aldın ya, madalya kupa.
İmanın kurumuş, arkın kalmamış…
Doğru çizmek ve uygun neticelere erişmek için , hem cetvelin hem de çizen elin düzgün olması şarttır. Çünkü ne eğri cetvelle doğru çizilebilir ne de felçli ve kötü niyetli ellerle hayırlı sonuçlara erişilir.
[b]Dünyan mamur ettin, ahiret harap
Hidayet karardı, ne bela Ya Rab
Washington minberin, Kopenhag mihrap
Şaştı kıblen; garbın, şarkın kalmamış…[/b]
[u][b]NİSA SURESİ 115. AYET[/b][/u]
Her kim kendisine ‘dosdoğru yol’ apaçık belli olduktan (hidayet ve hakikati bilip tanıdıktan, Hakk ile Bâtıl’ın farkına ve şuuruna vardıktan) sonra, (dünyalık makam ve menfaat hırsıyla) Elçiye (Peygambere ve Hakk dava rehberine) muhalefet edip (haklı ve hayırlı hareketten ayrılırsa) ve mü’minlerin yolundan başka bir yola (Siyonist ve Haçlı İttifakına ve şeytani kurallarına) uyarsa, onu dönüp gittiği yanda (şerli ortam ve ortaklıkta) bırakırız (bu hıyanet ve hakaretinden dolayı tekrar Hakka ve hidayet yoluna dönmesine fırsat tanımayız ve hidayetini karartırız) ve (ahirette de) cehenneme sokarız. O ne kötü ve sürekli bir (zindan) karargâhıdır! [Not: İmam-ı Şafii: “Bu ayet, ‘icma’ya ve Hakk hâkim olsun diye ortaya çıkan oluşuma bağlı kalmayı gerekli sayan en önemli ayetlerin başındadır” buyurmaktadır. Bak: Razi. Cilt: 11 Sh: 43]
-Şeytana sormuşlar “senden daha aşağılık kimse var mıdır?” diye. – “Olmaz mı hiç, davasını bacağı kırık koyuna satan benden daha aşağılıktır.” demiş.
Belge bilgin sahte, atarsın hava
Makam mala kondun, ucuz bedava
Ne ülke derdin var, ne de Hak dava
Toprak kabul etmez, gark’ın kalmamış…
Dünya için bütün, dertler tasalar / Hepsi emanettir, makam masalar
Binmişsin rüyada, hayal atına
Güvenme dünyanın, saltanatına
Sanki tapınırsın, yat ve katına
Bir bakarsın evin, barkın kalmamış…
KÜTÜK MİSALİ…
“63:2
Onlar (münafıklar) yeminlerini kalkan yapıp (yalan yeminlerinin ve sahte samimiyetlerinin arkasına sığınıp insanları) Allah’ın yolundan saptırmaktadırlar. Doğrusu bu yaptıkları ne kadar kötü (bir davranıştır).
63:3
Bu, onların (başında; akılları ve vicdanları İslami gerçekleri ve Hakk Dinin gerekliliğini anlayıp) iman etmelerine (rağmen, işlerine gelmediği ve beğenmedikleri için) sonradan (içten itiraz ve) inkâra yönelmeleri (ama zahiren hâlâ Müslüman görünmeleri) dolayısıyla böyle olmaktadır. Bu yüzden kalplerinin üzerine mühür basılmış (hidayetleri kararmıştır), artık onlar (gerçeği ve başlarına geleceği) kavrayamaz konumdadır. [Not: Özellikle, önceleri safiyet ve samimiyetle iman edip hayırlı hizmetler yaparken, sonradan dünyalık heves ve hesaplar ve bulaştıkları günahlar yüzünden, adım adım nifak ve nankörlüğe sapan kimseler, daha tehlikeli ve tahripkâr olmaktadır. Zira gerçek mü’min rolü oynayarak Müslümanlara yaklaşmaları ve onları aldatıp avlamaları daha kolaydır. Ve herkesin kendisi gibi olmasını istemek fıtri bir sapmadır ve bozuk insan psikolojisinden kaynaklanmaktadır. Bu gibiler “Hidayeti (rüşvet) verip dalâleti satın almışlardır.” Bu alışverişleri de mutlaka ziyan olacak, artık hidayetten de mahrum kalacaklardır.]
63:4
(Ey Nebim!) Sen onları (münafıkları) gördüğün zaman, (düzgün ve bakımlı) endamları (zahiri kalıpları ve tavırları) Senin hoşuna gidip beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlemeye (değer sanırsın. Oysa bunlar sözlerine, kıyafetlerine ve zahir görünüşlerine aşırı dikkat gösterip, suni ve sahte davranışlarla takva ve tarafsızlık numarası yapmakta ustalaşmışlardır. Aslında) Onlar sanki (sütun misali) dayandırılmış düzgün ahşap-kütükler gibi (şuursuz ve vicdansızdırlar. Bu kofluklarından ve korkularından dolayı da) Her çıkışı ve çağrıyı (her yaygarayı ve konuşulanı) kendileri aleyhlerine sanırlar. Onlar (sinsi ve tehlikeli) düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının (münafıkları tanımaya çalışın ve onlara karşı tedbirli ve dikkatli olun). Allah onları kahretsin; nasıl da (Hakk’tan) çevriliyorlar ve dönekleşip duruyorlar. [Bakara: 204, 205 ve 206 bu ayetin izahıdır.]
63:5
Onlara (münafıklara): “Gelin (bu nifak ve tefrikadan vazgeçip tevbe edin) Allah’ın Resulü de sizin için mağfiret dilesin. (Kendinize, çevrenize ve geleceğinize yazık etmeyin)” denildiği zaman, başlarını döndürüp (uzaklaşmaktadırlar) ve görürsün ki kibirlenerek yüz çevirip (gururlu bir tavır takınmaktadırlar).”
Münafikûn Suresi
Ne ülke derdin var, ne de Hak dava Toprak kabul etmez, gark’ın3 kalmamış…
AB kapısında, yüz suyu döktün
ABD’ye karşı, daim diz çöktün
Bu tavırla iman, temelin söktün
Haçlı Siyonist’ten, farkın kalmamış…
Dünya için bütün, dertler tasalar Hepsi emanettir, makam masalar Haram haksız kazanç, dolu kasalar Geç anlarsın dolar, markın kalmamış…
Sn. Erdoğan; samimiyetle, imani ve insani bir cesaretle tevbe etsin… Bütün yanlışlıklarını, yıkımlarını ve hangi tuzaklara kapıldıklarını itiraf etsin… Bu kutlu gaye ve gayretle yeniden ve gerçekten Milli Görüşe ve Milli Çözüme döndüğünü ilan etsin… Adil Düzen ve İslam Birliği projelerine dört elle sarılıp Allah’a güvensin. Böylece hem Ülkemizi ve Milletimizi, hem de kendilerini ve çevresini yaklaşmakta olan büyük felaketlerden koruyup kurtarıversin… Böyle yaptığı takdirde, en içten ve en yüksek perdeden savunup sahip çıkacağımızı bilsin!..
Aksi halde, görünüşte kazanılan bu başarı balonları, gazap bulutlarına dönüşecektir. Evet; uçurumun kenarında bile, felaketi fark edip son bir hamle ile kişinin geri çekilmesi bir marifet ve meziyet sayılabilir. Ama uçurumdan aşağı düşerken duyacağı pişmanlığın hiçbir faydası görülmeyecektir. İşte Ahkaf Suresi 24 ve 25. ayetleri de bu acı akıbeti haber vermektedir;
Binmişsin rüyada, hayal atına Güvenme dünyanın, saltanatına Sanki tapınırsın, yat ve katına Bir bakarsın evin, barkın kalmamış…
(Orada şaşkınlıkla ve pişmanlıkla) Diyecekler ki: “Eyvahlar bize, uykuya bırakıldığımız yerden (iyi veya kötü rüya gibi geçen kabir sürecinden sonra, şimdi) bizi kim diriltip kaldırıverdi? Herhalde bu, Rahman (olan Allah)ın va’ad ettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemişlerdi!” (36:52)
Hak Davaya İhanet Eden, Perişan Olur!
AB kapısında, yüz suyu döktün
ABD’ye karşı, daim diz çöktün
Bu tavırla iman, temelin söktün
Haçlı Siyonist’ten, farkın kalmamış…
Hak davaya ihanet edip, Batıla hizmet edenler kaybedecek. Sadıklar ve sabredenler ise zafere ulaşacak inşallah.