LONDRA-TEL AVİV HATTI
VE
İKTİDARIN TUTARSIZLIĞI
Metin Külünk: “Erdoğan Yenilgisinin Zemini Hazırlanmaktadır!..”
Eski AKP Milletvekili Metin Külünk, “partisinin içerisinde bir grubun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yenilgisinin üretilmesine zemin hazırladığını ve İmamoğlu projesinin asıl sahiplenicilerinden önemli bir kesimin AKP’de yer aldığını” vurgulamıştı.
AKP’de üç dönem Milletvekilliği görevi yapan ve partinin yönetici kadrolarında yer alan Metin Külünk, siyaset gündemine ilişkin çarpıcı açıklamalar yapmıştı. Türkiye’de gençlerin bir kısmının öfkeli ve ümitsiz olduğunu ifade eden Külünk, Saraçhane’deki 19 Mart gösterilerinde AKP’li ailelerin çocuklarının da olduğunu hatırlatmıştı.
“Saraçhane’deki gösterilerde muhafazakâr ailelerin çocukları da vardı. Hatta babaları AKP’li olanların çocukları da vardı. Babaları Refah Partili olanların da çocukları vardı, Saadet Partili olanların da çocukları vardı” diyen Külünk, bu konuda partisinin çalışmalar yapması gerektiği görüşünü aktarmıştı.
T24’ten Cansu Çamlıbel’e konuşan Külünk, 19 Mart operasyonlarına ilişkin ise tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’na önceden bilgi verildiğini, ayrıca “Tel Aviv-Londra” hattının İmamoğlu üzerinden tasarım yaptığını vurgulamıştı:
“Türkiye’deki hiçbir gelişmeyi dış dinamiklerden bağımsız düşünemeyiz. Sizin de katıldığınız bir basın toplantısı olmuştu sonbahar aylarında. Eski (İngiltere) MI6 Başkanı Türkiye’ye gelmişti, İngiltere Konsolosluğu’ndaki o toplantıda hatırlarsanız Rusya’dan istihbarat elemanı devşirmek için bir program açıkladı. Kamuoyuna açık yaptılar bunu. Londra savaştan ve krizden beslenir, ada devleti olmak böyle bir şey. Dikkat edin, II. Dünya Savaşı’ndan beri İngiltere hep siyaseten savaşların dışında kalmış gibidir. İngilizleri hiçbir yerde göremezsiniz ama her şeyin içindedirler. Suriye’de olduğu gibi. İran sürecinde olduğu gibi, Gazze’deki soykırım sürecinde olduğu gibi. Mesela Ukrayna-Rusya savaşı sürecinde bizi nereye itmek istediler? Ukrayna’nın yanına itmek istediler, Rusya’nın karşısında. Tel Aviv-Londra hattının stratejik hedefi Rusya… Bunu nereden görüyoruz? Bu mimarinin hazırlıkları bazı toplantılarda dillendiriliyor. Bakın 2026 Nisan ayında eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Atina’da bir toplantıya katıldı.“
Külünk konuşmasının devamında Abdullah Gül’ün de bu kapsamda Londra’yı temsil ettiğini hatırlatmıştı.
Külünk, “İmamoğlu’nun bir ‘İngiliz projesi’ olduğu iddianızdan buraya nasıl geldik?” sorusunu ise, “İmamoğlu’nun durduğu yere bakacaksınız. Gidip konuştuğu yerlere bakacaksınız. Chatham House’da boşuna konuşturmazlar adamı” şeklinde yanıtlamıştı.
Külünk, “Sayın Cumhurbaşkanımızın çevresinde, AKP’nin içerisinde bu Londra-Tel Aviv hattından beslenen bir akıl, Sayın Erdoğan sonrasını, hatta sandıkta bir Erdoğan yenilgisinin üretilmesinin zeminini hazırlıyor. İmamoğlu projesinin asıl sahiplenicilerinden önemli bir hat AKP’de var” şeklinde uyarmıştı.
Külünk, “Londra-Tel Aviv” diye isimlendirdiği hattın hem İmamoğlu cephesi ile hem de AKP içerisinde bir grup ile beraber çalıştığını, ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack‘la ilgili, vatandaşların sorularına hükümetin yanıt vermesi gerektiğini belirtip “Eyalet valisi gibi konuşup subliminal mesaj veremez” ifadelerini kullanmıştı.
“AKP sosyolojisi eriyor” uyarısı!
Metin Külünk ayrıca, “2024’ten itibaren ‘Sadece AKP sosyolojisi değil Erdoğan sosyolojisi de eriyor, eritiliyor’ demeye başladım. İki senelik sürecin sonunda bugün en son geldiğim noktada diyorum ki; bu iş artık erimenin de ötesine geçti. Sokak kim olursa olsun…” diye uyarmıştı.[1]
Kafamıza takılmıştı! Suikastlarla devre dışı bırakılmaya çalışılan Trump’ın; kural ve kontrol dışı hamlelerinden kuşkulanan Siyonist sermaye diktatörlüğü, acaba bu amaçla mı “Londra-Tel Aviv hattını” güçlendirip öne çıkarmaya çalışmaktaydı?!..
Erdoğan – İmamoğlu Kavgasında MOSSAD Kullanıldı mı?
Kasım 2025’ten bu yana Türkiye çalkalanmaktadır ve Black Cube adında özel bir yapılanma vardır. Buna gizli MOSSAD da deniyor. Black Cube nasıl bir yapılanmaydı ve İmamoğlu’nu siyasetten tasfiye etmek için kullanıldı mı? Erdoğan’ın eline dijital deliller sunmak ve başka bazı operasyonlarda kullanmak için, Türkiye’de operasyonlara katıldı mı? Bu çok ciddi ve ağır iddiayı gerçek bir senaryoya, gerçek yaşanmış olaylara dayandırmak lazımdı. Örneğin Slovenya’ya ve Kıbrıs’a.
Kasım 2025’te İstanbul’da çok garip bir casusluk iddianamesi hazırlandı. Davanın merkezinde Londra ile bağlantılı İmamoğlu’yla fotoğrafları olan enteresan bir adam vardı; Hüseyin Gün!.. Şimdi iddianamede bu isme; İngiltere, Amerika ve İsrail için casusluk yapma suçu atılmıştı. Ancak Ankara’da kulislerde konuşulan iddia bambaşkaydı. Bu davada İmamoğlu davasında ve diğer bazı özel davalarda ses kayıtları vardı. Birtakım sızıntılar vardı, dijital izler vardı. Black Cube Slovenya’da benzer bir izlekle, aslında benzerini yapmıştı. Buna Sting diyorlar; yani dijital tuzak kurma. Bir hedefi kayıt altına alıyor ve bunu yaparken her türlü son teknolojiyi kullanıyor. Önce İmamoğlu’nun yakın kurmaylarının telefonları Kandiru, yeni adıyla Saitotek veya aslında kamuoyunun bildiği Pegasus yazılımıyla baypas ediliyor. Yani WhatsApp yazışmaları, Telegram, Signal, aklınıza ne geliyorsa ve dijital bir suikast için mükemmel bir cephane oluşturuyor. Kıbrıs’taki meşhur bu yapay zekâ ürünü Emily Thompson karakterinin bir benzerinin Türkiye seçim sürecinde Erdoğan lehine İmamoğlu’nu manipüle etmek için bir şekilde fon yaratıldığı ileri sürülüyor. Henüz bu iddia doğrulanmamış ve resmi evraklara yansımamış olsa da. Ankara’da çok az insanın, MOSSAD’ın merkezinde birçok insanın, Washington DC’de de belli odakların bildiği bir gerçek. Black Cube diye ararsanız zaten karşınıza çıkacaktır. Uluslararası devasa bir istihbarat ağıdır. Slovenya Başbakanı Golob’un ilk başta olayı gizli tutmaya çalışması gibi; Türkiye’de de yargı ve istihbarat mekanizması bu olayın yani bu siber savaşın detayları aslında kamuoyundan saklanmıştır. Aslına bakarsanız Türkiye’nin egemenlik haklarının bir yabancı şirket tarafından, bir siber şirket tarafından nasıl delik deşik edildiği ortaya çıkmaktadır. Çünkü bunun, kanıtlanmış örnekleri vardır. Ve Türkiye’de bu operasyonu yaptıklarında mesela Cemal Kaşıkçı cinayetinde bu şirket çalışmıştır. Şimdi İmamoğlu davasında biliyorsunuz ses kayıtları var. Birtakım dijital veriler var. Bunlar; aslında, belli operasyonlarda kullanılan, şu anda ekranda gördüğünüz çok açık bir şekilde internet sitesi olan ve hangi operasyonları yaptığını dünyanın farklı ülkelerinde, onlarca ülkesinde farklı emniyet kuruluşlarının, istihbarat kuruluşlarının kullandığı, ağırlıklı olarak da İsrail merkezli bir şirketler ağıdır. Dışarıdan baktığınızda aslında gayet yasal bir şirket sanılır. Sorsanız “Biz güvenlik işleri yapıyoruz. Yani cyber security. Biz her türlü dijital veriyi dinleyebiliriz” diyorlar. Örneğin FETÖ’cülerin en çok dile getirdiği Hakan Fidan’ın oğlunun, Cihan Ekşioğlu’yla beraber MOSSAD’dan bu özel yazılımı bir İsrailli şirketten aldığı ve fahiş fiyatla MİT’e sattığı iddiası vardır. Hiçbir zaman bir soruşturmaya konu olmamıştır. Ancak 2025-2026 yıllarında Türkiye’ye, İstanbul’a, Ankara’ya, Slovenya’dan özel jetler inip kalktı mı? Mesela 2025 yılında Libya Genelkurmay Başkanı’nın öldürülmesi ile ilgili birtakım sorular hâlâ yanıtsızdır. Havalimanı kayıtları vardır. Yani Genelkurmay Başkanı’nın uçağı Esenboğa’da neden VIP Apron’a yanaşmadı? Neden İsrail’den kalkan bir uçak özel olarak o apronda onun yanına park yapıldı, birkaç saat sonra aynı şekilde İsrail’e doğru havalandı?
Şimdi gelin size Black Cube’ü anlatayım. 2010-2011’de Tel Aviv’de kuruluyor. Kurucuları eski MOSSAD ajanları Dan Zorella ve Avi Yanus oluyor. Danışmanları arasında eski İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Tümgeneral Giora Eiland ve eski MOSSAD direktörü Meir Dagan bulunuyor. Çalışan sayısı 100 civarında olduğu biliniyor. Büyük çoğunluğu MOSSAD ve Shin Bet elemanlarından oluşuyor. Ve en önemlisi çok az kişinin iyi bildiği yani İsrail’in en özel askeri istihbarat servisi, Birim 8200 kökenli elemanlar çalışıyor. Bunlar diyorlar ki diyelim internet sitesine giriyorsunuz. Bir istihbarat, yani ticari uyuşmazlığınız mı var? Bir şirket hakkında bilgi toplamak mı istiyorsunuz? Veya bir emniyet teşkilatında dijital kayıt ve kanıt toplamak mı istiyorsunuz? Yani adli tıp biliminde eskiden parmak izi bakılırdı, şimdi dijital iz bakılıyor. İşte biz bu işleri yapıyoruz ve dünyanın en iyisiyiz diyorlar. Ve gerçekten dünyada İsrail’le bu konuda yarışan bir yapı yok. Fakat pencere önünde yani ekran önünde veya vitrinde bu gördüğünüz çarşıda pazarlama müdürü var, yönetim kurulu üyeleri var. Hepsinin CV’lerine bakıyorsun, geçmişlerini, gizli yönlerini tanıyor ve tavlıyorsun!..[2]
Özgür Özel’in ABD’ye yazdığı mektupta:
ABD’nin (Siyonist ve Emperyalist mahfillerin) Doğu Akdeniz’deki, Karadeniz’deki ve bölgemizdeki (Suriye ve Barzanistan cephesindeki) çıkarlarınızı ve öncelikli politikalarınızı garantiye alacak bir tavır içinde olacaklarını” ima eden sözler kullanması CHP’deki bu karışıklığı hangi odakların kışkırttığını da açığa vurmaktaydı.
Erdoğan’dan İkinci ‘NAS’ Çıkışı ve Riyakârlığı!
Hıyanetinin 25. yılında Erbakan’ı hatırlayan ve 3. Dünya İslam Ekonomi Zirvesi’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizde bereket diye bir kavram vardır. Rahmetli Erbakan Hocamızın dediği gibi 1 liralık (helâl) kazanç 2 liralık (haram) kazançtan üstündür. Faizin olduğu yerde bereket olmaz” ifadelerini kullanmıştı. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep T. Erdoğan, İstanbul Finans Merkezi’nde gerçekleştirilen 3. Dünya İslam Ekonomi Zirvesi’nde Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın sözlerini hatırlatarak faize karşı olduğunu söylemişti. Küresel ekonomik sisteme ve uluslararası ilişkilere yönelik alternatif çözümlerin mümkün olduğunu vurgulayan Erdoğan “Daha adil bir dünya mümkün derken, insanlık ailesi olarak gerek ekonomide gerekse uluslararası ilişkilerde çözümsüz değiliz. Daha çok çaba harcamalıyız. İslam ekonomisini ne kadar sahiplenirsek hedeflerimize o kadar çabuk ulaşırız” havaları atmıştı.
‘Nas Ne Gerektiriyorsa Onu Yapacağım’ Riyakârlığı!
Daha önce faiz açıklamasında Nas’a bağlı olarak faiz indirimleri yapıldığını belirten Erdoğan, “Bir Müslüman olarak Nas ne gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim” demekten sakınmamıştı.
Tam bu sözlerin arkasından Merkez Bankası faiz kararını açıklayacaktı!.. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 11 Haziran 2026 Perşembe günü yılın dördüncü faiz kararını duyuracaktı. Beklentilere göre TCMB’nin gelecek haftaki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında faizi %37’de sabit tutacağı konuşulmaktaydı. Evet işte gerçek Erdoğan fotoğrafı… Faiz %40’lardaydı ve Cumhurbaşkanı Kur’an ayetleriyle konuşmaktaydı.
İstanbul, BAE Benzeri Finans Merkezi mi Olacaktı?
BAE 2010’larda, dış sermaye akışını ve icraatlarını İngiliz hukukuna uyarlayan, hatta ilgili mahkemelere bizzat İngiliz hâkimleri bakan çok özel bir sistem kurmuşlardı. Yani Dubai Finans Merkezi, Emir’in değil İngiliz Yahudilerin kontrolü altındaydı ve BAE’nin her türlü müdahalesini önleyecek uluslararası tedbirler alınmıştı.
Trump Amerikası, Türkiye’nin Nadir Elementler Hazinesine Göz Koymuşlardı!
Son yıllarda Türkiye’yi ve AKP’yi her fırsatta öven Donald Trump, âdeta ülkemizdeki cevherler ve nadir elementler için de karar verici pozisyona gelmişti. Türkiye, nadir elementler için Çin ile masaya otururken, Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığı konuşma sonrası Çin ile yapılan görüşmelerin askıya alındığı belirlenmişti. ABD’nin Çin ile yaşadığı ticaret ve teknoloji rekabeti sürerken, küresel ölçekte stratejik önemi giderek artan “nadir toprak elementleri” yeniden gündeme gelmişti. ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Türkiye’de bulunduğu belirtilen büyük rezervler üzerinden Ankara ile kurduğu temaslar, Eskişehir’deki sahaya yönelik tartışmaları da alevlendirmişti. Türkiye, Çin de dahil birçok ülke ile Eskişehir’deki 500 milyon tonluk işlenebilir cevher için görüşürken, Trump’ın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la yaptığı görüşme sonrası bu görüşmelerin askıya alındığı iddia edilmişti.
Dünyanın İkinci Büyüğü Beylikova ve Sivrihisar’daydı!
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre Eskişehir’in Beylikova ve Sivrihisar ilçeleri arasında yer alan sahada yaklaşık 694 milyon ton nadir toprak elementi rezervi keşfedilmişti. Bunun 500 milyon tonunun işlenebilir olduğu belirtilmişti. Bölgenin Çin’deki Bayan Obo sahasından sonra dünyanın en büyük ikinci rezervlerinden biri olduğu ifade edilmişti. Çin’in bazı stratejik minerallerde ihracat kısıtlamalarına gitmesi, ABD’yi Eskişehir’deki bu rezervlere yönlendirmişti. Elementlerin stratejik önemine dikkat çeken TMMOB Maden Mühendisleri Odası (MMO) Başkanı Ayhan Yüksel, “Türkiye’de metalürji ve kimya alanında eksiklik var. Bu elementlerin ayrıştırılması gerek. Bunun devlet politikası haline gelmesi lazım. Türkiye’nin bazı ülkelerle görüştüğü, özellikle Çin’le temaslar kurduğu biliniyor. Ancak bu görüşmeler, Trump’ın devreye girmesiyle kesilmiş gibi” demişti.
Beylikova Âdeta Cevher Cenneti Konumundaydı!
Eskişehir’deki bu cevherler arasında florit, barit, seryum, lantan, neodimyum ve praseodimyum gibi kritik nadir toprak elementlerinin yanı sıra uranyum ve yaklaşık 380 bin ton toryum rezervi bulunduğu belirtilmişti. Beylikova ilçesindeki sahada 11,3 milyon ton florit, 9,4 milyon ton barit ve 953 bin ton nadir toprak oksidi (NTO) belirlenmişti. Bölgede ayrıca enerji ve ileri teknoloji açısından stratejik öneme sahip seryum (Ce), lantan (La), neodimyum (Nd) ve praseodimyum (Pr) gibi elementlerin varlığı dikkat çekmişti.
“Terörsüz Türkiye” Masalı bir Haçlı Siyonist Tuzağıydı!
Nobel ödülü sahibi 82 kişi (Yahudi ve Haçlı kesimi), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine yaptıkları çağrıda, PKK Teröristbaşı Abdullah Öcalan’a “Umut Hakkı” uygulanması için Türkiye’ye (AKP iktidarına ve Cumhur İttifakı’na) baskı yapılması konusunda somut adımlar atılmasını istemişlerdi. Hazırladıkları mektupta, Abdullah Öcalan’la ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 2014 tarihli kararının yerine getirilmesi ve başlatılan barış sürecinin fiiliyata geçirilmesi talep edilmişti. Bu 82 Nobel ödüllü ve dost görünümlü Türkiye ve İslam düşmanı isimlerin, APO canisinin 40 bin masum insanımızın katledildiği süreçte niye suskun kaldıklarını, hatta PKK’ya dolaylı destek çıktıklarını sormak gerekirdi!
Sn. Erdoğan, “kardeşim” dediği Maduro’ya sahip çıkmayıp, ABD kuklası ve Venezuela’nın geçici Devlet Başkanı Bayan Rodriguez’i ağırlamıştı!
Middle East Eye’ın haberine göre Venezuela’nın geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez resmi bir ziyaret için Türkiye’ye uğramıştı… Aynı kaynaklara göre Rodriguez ziyaret kapsamında İstanbul’da Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan ile buluşmuşlardı.
Türkiye ile Venezuela arasında acayip siyasi ilişkiler bulunmaktaydı. Erdoğan’ın, 2026 Ocak ayında ABD güçleri tarafından gözaltına alınarak New York’taki bir gözaltı merkezine taşınan ve hakkında federal bir ceza davası açılan Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile yakın ilişkileri vardı. Maduro’nun iktidardan uzaklaştırılmasının ardından Bayan Rodriguez, ABD Başkanı Donald Trump’ın desteğiyle görevi devralmıştı. Rodriguez o tarihten bu yana, Chevron’un faaliyetleri de dahil olmak üzere ABD’nin Venezuela’daki çıkarlarının genişletilmesini denetliyorlardı.
Hatırlanacağı üzere, Maduro, Türkiye’yi birçok kez ziyaret etmiş ve Venezuela’daki muhalefetin kontrolündeki Ulusal Meclis’in, 2018 Başkanlık seçimlerinin tartışmalı sonuçlarının ardından, onu gayrimeşru ilan ettiği Ocak 2019 döneminde Erdoğan’dan destek almıştı. Maduro ayrıca Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından Erdoğan’ı arayan ilk liderlerden biri olmuşlardı. Bu temas, iki ülke arasındaki ilişkilerin hızla gelişmesinin önünü açmış ve özellikle madencilik ile altın sektörlerinde olmak üzere ticaret hacmi 2023 itibarıyla yaklaşık 1 milyar dolara ulaşmıştı. Ama kendisine Trump darbesi yapıldığında Erdoğan sahip çıkamamıştı!
NATO, Türkiye Kürdistanı’nı Kurmaya mı Geliyordu?..
NATO’nun bir “Ortadoğu versiyonu” kurulacağı zaten uzun zamandır konuşulmaktaydı. Bu sinsi ve Siyonist proje, Erbakan Hoca’nın: “İsrail’le Türkiye’nin komşu olması, NATO ve AB’nin müşterek ortakları yapılması” tuzağıydı. Bunun için de, Kuzey Irak’taki BARZANİSTAN benzeri bir “Türkiye Kürdistanı’nın” oluşturulması amaçlanmıştı. Ancak halkımızın uyanmaması ve karşı çıkmaması için, oldukça gizli ve gizemli kavramlar kullanılacaktı… T.C. Anayasası da işte bu maksatla yeniden uyarlanacaktı. Zaten Devlet Bahçeli’nin: “APO’ya Siyasal Koordinatörlük” payesini layık bulması da işte buna hazırlıktı. 2026 NATO Liderler Zirvesi’nin 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da yapılmasının bu şeytani hesaplarla ilgili olup olmadığı vicdan ehli vatanseverlerin dikkatlerinden kaçmamalıydı!
NATO’nun Yeni Tezgâhı!
Ankara, yıllarca müttefik bildiği Washington ve Brüksel gibi başkentler tarafından ileri karakol gibi konumlandırılıp nükleer risklerin merkezine itilme olasılığıyla karşı karşıyadır. NATO’nun Brüksel karargâhında hazırlanan cilalı bildirilerin satır aralarında, Türkiye’yi cendereye sokabilecek gizli İsrail zırhı sırıtmaktadır. Yarım asırlık belgeler analiz edildiğinde, İttifak’ın Tel Aviv yönetimini korurken bölge ülkelerini sistemik hedef haline getirme gayesi açıktır. Çünkü Birleşik Kürdistan, Büyük İsrail’i kurmanın en önemli aşamasıdır.
Emperyalist odakların hayata geçirmeye çalıştığı jeopolitik projeler, bugün Mavi Vatan’daki haklarımızı resmen gasp edebilecek kuşatma harekâtı niteliği taşımaktadır. Türkiye’yi Anadolu kıyılarına hapsederek kara devleti haline getirme çabaları, Yunanistan ve Güney Kıbrıs üzerinden yürütülen silahlanma stratejileriyle somutlaşma aşamasındadır. Washington merkezli Exxon Mobil ve Chevron gibi devlerin Doğu Akdeniz’deki faaliyetleri, müttefiklik maskesi altında vatan savunmamıza yönelik tehditle barındırmaktadır.
Rusya ve Ukrayna arasındaki çatışmaların parçası olarak Kilyos açıklarında görülebilecek insansız deniz aracı saldırıları, Ankara’nın aktif tarafsızlık politikasını sabote etme amaçlıdır. Kurtlar sofrasında dik durmanın sembolü olan Boğazlar rejimi, İttifak güçlerinin Karadeniz’e kalıcı yerleşme arzusuyla delinmeye çalışılmaktadır. Provokasyonlar, Türkiye’yi istemediği sıcak çatışmanın tarafı haline getirerek bölgesel felakete sürükleme riski yaratmaktadır.
Suriye’de PKK/YPG, SDG ve HTŞ gibi aktörler üzerinden yürütülen süreç, Türkiye’yi asimetrik savaşın içine çekme ihtimalini barındırmaktadır. Şam’daki yeni yönetimle kurulan bağların dikkatli olmazsak, sınır güvenliğimizi kalıcı zafiyete uğratarak stratejik bataklık yaratacaktır. Bölgedeki askeri üslerimiz ve piyonlar üzerinde oluşabilecek kontrol kaybı, Ankara’nın hem insani hem de mali yükünü artıracaktır. Suriye topraklarındaki Türk varlığı, garantörlükten ziyade küresel güçlerin pazarlık masasında rehin olarak konumlandırılmaya çalışılabileceği tehlikeli denklemi bozmanın yolu, başkalarının emrindeki yapılarla değil, bölgenin gerçek sahipleriyle kurulacak pragmatik milli stratejilerle sağlanacaktır.”[3]
- Cumhuriyet – 08.06.2026
- Video linki: https://www.youtube.com/watch?v=BHls4TJyu5U – S. Akinan
- S. Özgül – 18 Haziran 2026

abdullah öcalan tutukluluk sürecinde iken vermiş olduğu bir ifadede,bu güne kadar bize en çok destek veren ülke İngiltere fakat hiç bir zaman bizimle birebir iletişime geçmedi farklı ülke ve gruplarla destekte bulunmuştu demişti.
Şimdi bizim parti yetkililerine sormak lazım .Erbakan hocamızın adil düzen sistemi hazırda dururken niçin bildrbeg ve chattam House gibi yerlerle ilişkileri defalarca tesbit edilenlerle bir lik beraberlik içerisinde olmaya çalışılır ?
Beka ve güvenlik stratejisini ekonomik, siyasi, askeri ve hukuki zemin üzerinde, hem içeride hem dışarıda sağlamanın en temel şartı;Bağımsız, millî bir iktidarın işbaşına geçmesi ve Millî Çözümler üreten, bir şuura sahip olmasıyla mümkündür..
İktidara gelmenin yolunun siyonizme bağlı kuruluşların icazetinden gectiği inancında olanlar, bu kuruluşların menfaatinin bekçisi konumundadırlar. Bu tür bağımsız bir ruha sahip olmayanların Ümmetin, milletin menfaatine bir iş yapmalarını beklemek yanlış hatta ahmaklık olur. Ama bunlar yaptıkları köleliği çeşitli kılıflara ( din, milliyetçilik, Atatürkçülük vb) bezeyerek bir şeref gibi göstermede mahirdirler. Çok şükür Milli Çözüm var; böyle istismarcıların ayarını, daha ortaya cıkmalarından önce, Rabbimzin verdiği büyük bir ferasetle çıkarıyor.
Chathome hosue’ dan 2010 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “Yılın Devlet Adami” ödülünü almisti.
2017 yılında Koç Holdingin Chathoml house ile stratejik işbirliği anlaşması yaptığı; furbolda başarısız olan stadyumda dayak yiyip yuhlanan Ali Koç’ un en üst yönetim organi olan mütevelli heyetine seçildiği,
“Turkiye projesi” ana finans destekçisi ve enstitünün kurumsal ortağı olduğu ilan edildi.
Göreve gelen Koç Topluluğu vakit kaybetmeden ana karagahinda aynı isimle yaptığı meshur “yuvarlak masa” toplantılarını tertip etmeye basladi.
Türkiye masasının ilk toplantısı ekim 2017 de İngiltere’de yapıldı ve dönemin başbakan yardımcısı Mehmet Şimşek’in katıldığı duyuruldu.
Toplantılara katılanların çoğu zaman aciklanmadigi yada bazen sembol isimlerin zikredildigi yuvarlak masanın
Ekim 2018 deki konuklarindan açıklanani dönemin Dış İşleri Bakanı Mevlut Çavusoglu olmuştu.
3.Toplanti ekim 2019’da İngiltere ‘ de yapildi
4. Toplantı kasim 2023 de istanbul’ da yapılmış Hakan Fidan katılmıştı.
5. Toplantı 31 ekim/ 1 kasim 2025 de Ali Koç başkanlığında İstanbul da yapılmış ama katılımcılar açıklanmamışti.
Ancak toplantının konusu ” Çok kutuplu bir dünya için stratejiler” başlığıyladikkate cekmisti.
Ingiltere diplomatları, küresel yatırımcılar, düşünce kuruluşları temsilcileri ve Türk yetkililerden oluşan 40 kişilik bir heyetin katildigi vurgulanmisti.
Bugünlerde ise Cumhurbaşkanligi iletişim dairesi başkanlığının İnternet sitesinde
Nato zirvesi öncesi Avrupa baskentlerinde görüşmeler/ paneller yapıldığı.
Cumhurbaşkanlığı dış ilişkiler bas danışmanı Büyükelçi Akif Çağatay Ķilic in Chathome house ile yuvarlak masa toplantısına katıldığı ve nato zirvesi nin konusuldugu açıklanmıştı.
Nato zirvesi 7-8 Temmuzda Ankara’da yapılacaktı.
Chathome House’nin amiral gemisi olarak bilinen 11. “Londra Konferansi’ nin
” Değişen dünyada daha büyük bir duzene giden yol” basligiyla 9 temmuzda yapılacağı duyuruldu.
70 ülkeden 800 katilimci ile yapılacak ve 60 konuşmacının yer alacağı etkinliğe kimlerin katılacağı açıklanmadı ancak kendi sitelerinde topnatinin içeriği açıklandı.
9 temmuz da henuz yapilmamis nato zirvesinden sonra 1. Oturumun konusu dikkat çekici bir sekilde
“Ankara sonrası ittifak: NATO öldü mü?” Basligiya duyuruldu.
Merak edenler Chathome House’un kendi sitesinden bu bilgilere rahatlıkla ulaşabilir.
İlginç gelen bu bilgilerden sonra ise aklımıza Chathome house’nin geçmiş çabaları geliyor.
İstanbul belediye başkanlığına Koç Toplulugu ile yakınlığı bilinen Ekrem İmamoğlu seçilmiş; IBB genel sekreterliğine Koç Holding üst düzey yöneticisi Tüpras eski ceo su Yavuz Erkut seçilirken
İmamoğlu chathome hosue dan randevu alabilmisti.
Görüşmeler basina Abdullah Gul’e ödül verilirken cekilen fotoğrafın olduğu panonun önünden servis edilmiş, İstanbul Londra hattında küresel finans/ altyapı projelerine yönelik işbirliği diye adlandirilmis, İstanbul yeni bir küresel finans merkezi olacak diye sunulmustu
İmamoğlu tutuklandı, Yavuz Erkut yaş haddinden emekli edildi
Simdilerde muhalefet paramparça.
İktidar Kanadı ise Külünk”ün de İfadeleriyle Erdoganin kaybedeceği seçimi bile isteyen isimlerinde bulunduğu kalpleri paramparça olmuş menfaati catisanlarin partisi görünümünde
Nato ise dünyanın elinde kalmis gibi atsalar olmuyor satsalar olmuyor. Tum projelerinin ellerinde patladigi bu dönemde kimsenin tam ne yaptigini bildigi, icinden cikilamaz hale gelen olaylara bir cozumu oldugu soylenemez.
Bu sartlarda erken seçim için gerekli 360 vekil imzası sağlanır mi o bile belli degil
Hesaplar yapılıp, gosterisli toplantilar tertip edile dursun.
Belli olan bir gerçek varsa eğer oda şudur;
Çözümün bittiği yerde
“Milli çözüm”baslar
Makaleyi okuduktan sonra Akp zihniyetinin itirafı olan , Kemal Unakıtan ın şu sözleri aklımıza geliyor. “Paranın dini – imanı olmaz, kim verirse Babalar gibi satarım” mealindeki sözleri her geçen gün daha iyi anlaşılmakta.
Makam koltuğunda oturabilmek ve yandaşlarını zengin edebilmek için cennet ülkemizin madanlerinden kıtaları bağlayan boğazlarına, kâr eden kurumlarından devasa fabrikalarına kadar her şeyi emperyallere peşkeş çekmenin adı dır AKP.
Bunlarla birlikte Siyon hedeflerine üstün hizmet edebilmek uğruna ortadoğunun kan gölüne çevrilmesine onay vermektir AKP.
Ülkemizi bölmek isteyen katil PKK yı muhatap alıp mecliste bildirilerini okutmak ancak AKP ye yakışır.
AB kapısında beklerken ülkenin asil evlatlarını fuhuş batağına itmenin ve sosyal bunalım sonucu ana-baba katili haline getirmenin fotoğrafıdır AKP.
Evine ekmek götürebilmesi için günlük 12 saat çalışarak 28 bin tl ye modern köle olmayı halkına reva görmektir AKP.
Riyakarlığın zirvesine çıkıp “nas var , faiz haramdır” deyip faizi önce düşük puanla toplumun iliklerine kadar yayıp sonra TC tarihinin görülmemiş seviyesine (35,45 arası) çıkarmaktır AKP.
24 yılın sonunda biriken 1.5 tirilyon dolar borç ve faizi ödemek için halka vergi üstüne vergi zam üstüne zam yüklemenin diğer adı dır AKP. Vb vb gibi yüzlerce örnek önümüzde durmakta…
Eh ne diyelim, Erbakan gibi bir liderin ; AKP nin peşine düşmeyin , beni anladığınızda dövecek diz bulamazsınız manasındaki sözlerini dinlemeyip sırt çeviren millete bunlar müstehak mıydı bilmiyorum…
Siyonizmin iktidarları hatlar arası transfer yapması gayet doğal olacaktır. Washington – Tel Aviv hattıyla daha sıkı fıkı olanlar nas söylemleri ile milletimizi narkozlayarak yazıda da belirtildiği gibi Nato’nun Türkiye için yeni planı olan nükleer uç karakolu olma gerçeğini milletimizden saklamaya çalışmaktadırlar. Ek olarak önceki nas söyleminde olduğu gibi milletimizi daha derin bir faiz batağına çekecekleri de aşikardır.
23 yıllık AKP iktidarı boyunca,
ve daha nice tahribatlarla ülkemiz siyonizmin fink attığı bir memleket haline gelmiştir.
Öte yandan Milli Çözüm Dergimizin defalarca yazdığı üzere Chatnam’ın adamı Londra-Tel Aviv hattının müdavimi Abdullah GÜL muhafazakar cephenin yeni adayı olarak hazırlanmış ve şu an önümüze servis edilmektedir.
Sözde faiz karşıtlığıyla kürsülerde konuşanlar, uygulamada faiz düzeninin bekçiliğini yapınca, söz ile öz arasındaki uçurum daha da görünür hâle gelmiştir.
Türkiye’nin yer altı zenginlikleri, özellikle nadir toprak elementleri, büyük güçlerin yeni rekabet alanı olarak görülmektedir. Millî kaynakların geleceği konusunda hayati tedbirler alınmalıdır.
Beylikova’daki cevher hazinesi, sadece ekonomik bir servet değil, aynı zamanda bağımsızlık ve egemenlik imtihanı olarak karşımızda durmaktadır.
Terörle mücadele ve çözüm süreçleri etrafında yürütülen politikalar, dış müdahalelere açık bir zemine dönüşmüştür.
NATO, küresel güç merkezleri ve bölgesel projeler üzerinden, Türkiye kuşatılmak istenmektedir.
Ekonomik bağımsızlığını kaybeden milletler, siyasi bağımsızlıklarını da koruyamazlar.
Sonuç olarak, Türkiye’nin, dış güçlerin projelerine değil, kendi tarihine, medeniyetine ve millî menfaatlerine yaslanarak yol alması gerekir.
Faizle kuşatılmış bir ekonomi, dış güçlerin gölgesindeki bir siyaset ve millî servet üzerindeki küresel hesaplar karşısında çözüm; adalet, üretim, bağımsızlık ve millî şuurdadır. Bunlar da ancak, Adil bir Düzenin inşasıyla mümkündür.
“Milli Mutabakat Hükümeti” bir an evvel kurulmalıdır!
Siyonist Dünya düzeninde iktidarlar, iddia edildiği gibi anayasal sistemler çerçevesinde halkın kullandığı oylarla belirlenmemekteydi; iktidarlar o ülkelerin kendi iç dinamikleri, jeopolitik çıkarları ve halkların sandığa yansıyan iradesi sonucunda şekillenmemekteydi.
İktidarlarının belirlenmesine veya hükümet değişikliklerine, Siyonist ve emperyalist güç odakları karar vermekteydiler.
Siyonist ve emperyalist güç odakları; bir ülkede hangi işbirlikçi hükümetin kurulacağına ve hangi işbirlikçilerin iktidara getirileceğine; uluslararası dengelere, yerel muhalefet hareketlerine, ekonomik şartlara ve yerel halkın taleplerine göre karar vermekteydiler.
İşbirlikçi hükümetler ve işbirlikçi liderler yıpranıp kullanma süreleri dolduğunda, artık Siyonist ve emperyalistlerin çıkarlarını koruyamayacaklarını düşündüklerinde yenileriyle değiştirmekteydiler.
Daha önce Siyonist ve emperyalist güç odaklarının iş başına taşıdığı işbirlikçiler, kendilerinin yerine başka işbirlikçilerin iktidara taşınacağının farkına varmış gibi açıklamalar yaptaydılar.
İşbirlikçilerin “Türkiye’deki hiçbir gelişmeyi dış dinamiklerden bağımsız düşünemeyiz” açıklaması üstü kapalı olarak, Siyonist ve emperyalist güç odaklarının ülkemiz üzerindeki planlarının nasıl işlediğini anlatmaktaydı.
Siyonist ve emperyalist güç odaklarının hangi işbirlikçilere yol verdiğinin şifresi ise “İngiliz projesi”, “Abdullah Gül”, “Chatham House”, “Londra-Tel Aviv hattı” gibi kelimelerde gizliydi!
Alternatif işbirlikçiler şimdiden “Siyonist ve emperyalistlerin çıkarlarını ve öncelikli politikalarını garantiye alacak bir tavır içinde olacaklarını” söylemeye başlamışlardı bile.
NATO, Türkiye Kürdistanı’nı kurmaya geliyordu!?
Erbakan Hoca’mızın uyardığı sinsi ve Siyonist proje; “İsrail’le Türkiye’nin komşu olması, NATO ve AB’nin müşterek ortakları yapılması” tuzağıydı. Bunun için de, Kuzey Irak’taki BARZANİSTAN benzeri bir “Türkiye Kürdistanı’nın” oluşturulması amaçlanmıştı.
Büyük İsrail’i kurmanın en önemli aşaması olan “Birleşik Kürdistan” projesini gerçekleştirmek için “Terörsüz Türkiye” masalı hangi işbirlikçi hükümetle ve hangi işbirlikçi liderle daha iyi anlatılabilir diye projeler hazırlanmıştı.
Ancak halkımızın uyanmaması ve karşı çıkmaması için, oldukça gizli ve gizemli kavramlar kullanılacaktı… T.C. Anayasası da işte bu maksatla yeniden uyarlanacaktı. Zaten Devlet Bahçeli’nin: “APO’ya Siyasal Koordinatörlük” payesini layık bulması da işte buna hazırlıktı. 2026 NATO Liderler Zirvesi’nin 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da yapılmasının bu şeytani hesaplarla ilgili olup olmadığı vicdan ehli vatanseverlerin dikkatlerinden kaçmamalıydı!