YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e7e0eb02282
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 0 1
Bugün : 56473
Dün : 58085
Bu ay : 1215318
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53360376
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

MAFYA SİYONİZM’İN EN ALT MAŞASIYDI

İŞBİRLİKÇİ İKTİDARLAR İSE MAFYANIN KISKACINDAYDI!

      

2021 Haziran başında; yıllarca AKP kongrelerine katılıp ağırlanan ve kendisine özel koruma sağlanan, ama sonunda birtakım kirli ilişkilerini ve gizli gerçekleri deşifre edince suç örgütü lideri olarak tanıtılan Sedat Peker, 9’uncu videosunu yayımlamıştı. “Yaşadıkça ve yaşlandıkça değil, direndikçe büyürüz” başlığıyla yayımlanan videoda Peker, siyasetin gündemindeki “10 bin dolarlık milletvekili” konusunu gündemine almıştı. Peker, ”Benim 10 bin dolar yolladığım bir milletvekili yok ama daha çok yolladıklarım var. Bana 10 bin doları nasıl yakıştırdınız. Ben aç, açıkta kalırım yine herkesten fazla veririm. Hani diyorlar ya bunu açıkla diye. Ben kimseye 10 bin dolar vermedim ama daha büyük paralar yolladım. Çanta çanta…” ifadelerini kullanmıştı.

Metin Külünk, Mafya Aracısı mıydı?

Sedat Peker, “10 bin dolarlık milletvekili” iddiasıyla adı kulislerde konuşulan AKP MKYK üyesi Metin Külünk’ü anlatmıştı.  

“Şimdi Metin Külünk’ten konuşacağız” diyen Peker, ”Metin abi beni telefondan aradı, (güya Joe) Biden beni Erdoğan’a karşı (kışkırtmaktaymış)… Ya dedim abi ne diyorsun sen, Biden işi gücü bırakmış Sedat Peker’i mi bekliyor, hepten delirdik, vallahi bunlar delirdiler. Adamlar dünyayı yönetiyor, onun (koca ABD’nin) Devlet Başkanı Sedat Peker’i mi bilecek (öne sürecek!?). Benim kendi meselem var. (Metin Külünk) Beni sakinleştirdi, konuştu konuştu. Sonra benim yanımdan ayrıldı, beni itibarsızlaştırmak için kurulan mafyalar var, tecavüz hikayelerini kurgulayan puştlar var ya… (Evet) Onlar var, vekiller var, devletten adamlar var!.. Özel adamları ama fındık kadar beyinleri var. O yüzden Metin ağabeyi konuşacağız. Beni yolda bırakanı rezil edeceğim, ha Metin ağabeyi rezil etmeyeceğim, ne yaşadık onu anlatacağım” diyerek ifşaatlarını sıralamıştı.

“AKP’nin Seçim Zamanı Dağıttığı Kahveleri Ben Sağladım…”

Peker, ”Şimdi bana pislik mafya diyorlar; AKP’nin seçim zamanı dağıttığı kahveler var ya, hepiniz içtiniz, Tarihi Beyoğlu Kurukahvecisi, işte onlar benimdi, hani ben pislik mafyaydım. Ulan onlarca milyon liralık kahveyi benden siz alıp dağıtmadınız mı? Lan bir lira mı verdiniz, verdiyseniz hani faturanız? Lan size yazıklar olsun!” diye çıkışmıştı.

“Seçim Zamanı Geldiğinde (AKP’li kodamanların) Arabasına Para Bırakırdım”

”Metin ağabeyle, Ömer Külünk diye bir yakını var mesela, nasıl ilişkimiz onu anlatayım. Tefeciler benim yeğenimin yerini almış, o zamanın parası bugünün 1,5 milyon lirası, ‘tefecilerle bir konuşsan’ diye ricada bulundular. Ya dedim Metin (Külünk) ağabey, ben ismimi unutturmaya çalışıyorum, o onu arayacak, o onu arayacak sanki ben tahsilat yapıyormuşum gibi. Dedim ağabey kaç para ise ben vereyim. O konuda ismi geçen bir iki iş adamı arkadaş var, biz ödeyelim dediler. Ama iş para ödemeye gelince bir tek ben ödedim, tapuyu aldık verdik. Biz para verdik mi böyle veririz. Almanya’daki o (AKP’li) dernekler var ya, onlara rica ederdi para yollar mısın diye, el altından onlara para yollardım. Ama öyle her ay giden 10 bin yok, seçim zamanı geldiğinde (Metin Külünk’ün) arabasına para bırakırdım. Ya şimdi ben böyle deyince, AKP’li diğer milletvekili tanıdıklar, aman bizi de, deşifre ederse diye telaşlandılar. Lan oğlum biz kimseyi söylemeyiz. Ama Joe Biden miden deyip film yapmaya kalkın, sonra beni karalama kampanyasına abilik yapın. İstesem hepinizi gömmek için ‘evet verdim’ derdim ama 10 bin değil çok daha fazlasını verdim.”

Sedat Peker’in iddiaları üzerine twitter hesabından açıklama yapan Metin Külünk, kof edebiyata sığınmıştı!

“Türkiye’nin enerjisi kimleri hareketlendirdi? Devlet ‘Canlı’ varlık gibidir; bedeni, ruhu, dili ve eylemi vardır. Hafızası ve hayali vardır. Hatta heyecanları, üzüntüleri vardır. Türkiye Cumhuriyeti bin yılı aşkın büyük Türk devlet canlılığının son yüzyıldaki yaşanmışlığıdır. Dolayısıyla liderler, seçimle iş başına gelenler, görev alanlar bu canlı devletin elçisidir. Elçi sözcüdür. Elçinin hukukunun korunması çok değerlidir Türk’ün töresinde. Türk Devlet tarihinde binlerce Elçi geldi ve görevlerini yapıp gittiler. Devleti varlık olarak yaşatan iki unsur vardır: Kaynak ve Birlik. Kaynağınız bazen sadece toprağınız olur; bazen insan sayınız ve kaliteniz olur. Bazen de yer altı ve üstü kaynaklarınız olur. Birlik ise bazen inançta, bazen yaşanmışlıklarda, bazen hedefte oluşur. Türk Devleti için kaynak yüzlerce yıl hep toprak genişliği, birlik ise farklılıkları bir arada yaşatma tecrübesi oldu.

Fakat çağımızda artık toprak kaynak olarak yetmiyor ve tecrübe de birliğe yetişmiyor. Çağımızda kaynak artık ‘Varlık, Bilgi, Akletme, Veri, Yapay Zekâ ve Robotik Teknoloji’ olmak durumundadır. Birlik için ise ‘Devleti Markalaştırma’yı ortak hedef bilmek gerekir. Dolayısıyla, Petrol, Doğal Gaz, Madenler varsa o zaman önemli kaynağımız var demektir. Bilgi, Teknoloji varsa o zaman Devletin Markalaşması vardır. Dikkat! Türkiye’ye kaynak alanında ısrarla şu dayatılıyor: ‘Sende kaynak yok!… Sen dünyadaki endüstrilere ucuz insan kaynağı ol!..’ ve birlik için ise şu kurnazca telkin yapılıyor: ‘Devletini Markalaştırmak küresel ölçekte bilgi, teknoloji gücü gerektirir; buna zaman yok! Diyorlar ki siz birliğinizi düğünlerde, derneklerde, partilerde kendinizi yaşatmakla yetinin!..’ Bu asla kabul edilemez! Geçit verilemez!” Sedat Peker’in ithamlarıyla alâkası bulunmayan bu palavra edebiyatıyla, Metin Külünk, yoksa; “Mafya Babalarıyla iş tutmak da devletin bir kuralıdır!” demeye mi çalışmıştı ve bu bir itiraf sayılmaz mıydı?

Öte yandan SBK Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sezgin Baran Korkmaz’ın da aralarında bulunduğu 19 kişiye yönelik İstanbul merkezli dört ilde operasyon yapılmıştı. Operasyonda 10 kişi gözaltına alınırken holding bünyesinde kurulan şirketler aracığıyla 132 milyon dolarlık kara para aklandığı medyaya yansımıştı.

Operasyon haberinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kuzeni Cengiz Er, dikkat çeken mesaj yayınlamıştı. Cengiz Er, Twitter’da şunları yazmıştı: “Pandoranın kutusu açılıyor. Sezgin Baran Korkmaz operasyonu Türk medyasının da kirli çamaşırlarını ortaya dökmüş olacaktır. Korkmaz’ın boğazdaki yalısının kapısını aşındıran, Bodrum’daki otelinde bedava tatil yapan ve ceplerini dolduran kerli ferli gazetecilerin ipliği pazara çıkacaktır!”

Lütfen hatırlayınız. Aziz Erbakan Hocamız, dişiyle tırnağıyla kazıyarak RP’yi 1. Parti konumuna çıkarmış ve Refah-Yol iktidarının Başbakan’ı olarak efsane atılım ve açılımlarına başlamıştı. Oluşturduğu “Havuz Sistemi” ile, faizli iç ve dış borca gerek kalmadan Milli Ekonomiyi canlandırıp düze çıkarmış ve tarihi D-8 girişimiyle İslam Birliğinin temellerini atmış, hatta tarih boyunca malum ve mel’un odaklarca hep İslam İttifakının aleyhinde ve Haçlı saldırılarının lehinde kışkırtılan İRAN’ı D-8’lere katarak, Şİİ-SÜNNİ dayanışmasını sağlamışlardı. Ama dünyanın gidişini ve tarihin seyrini değiştirecek bu kutlu ve onurlu icraatlere dayanamayan, Şeytanın Şakirtleri Siyonist Baronlar, içimizdeki beşli işbirlikçi piyonları eliyle, 28 Şubat post modern darbesini tezgâhlayıp Erbakan iktidarını yıkmışlardı. Milli Birlik ve Dirliğimizin bozulmaması, ülkemizde Asker-Sivil, İslamist-Kemalist çatışmasına fırsat tanınmaması için Rahmetli Erbakan Hoca ucuz kahramanlıklara tenezzül buyurmamıştı!..

Ama 28 Şubat’ın gayrı meşru meyvesi olarak palazlandırılan ve “Erbakan’ın devamı” palavrasıyla oy toplanıp iktidara taşınan Erdoğan iktidarı ise, yıllarca birlikte FETÖ hainleri, şimdi ise MAFYA çeteleri eliyle ve yedi sülalesinin yüzünü kızartacak ilişkileriyle sarsılmaya başlamış ve artık mukadder akıbetine yaklaşmıştı.

Hatta AKP’li Meclis Başkanı Mustafa Şentop’un, Sedat Peker’in, “Bazı Milletvekillerine 10 bin dolar ekstra maaş bağlanması” iddialarıyla ilgili, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya resmen yazı yazması ve konuyla ilgili bilgi araştırması, başta Sn. Erdoğan olmak üzere tüm AKP kurmaylarınca “Peker iddialarının resmen soruşturma konusu yapıldığı” şeklinde yorumlanmış ve artık gizlenemeyen bir tedirginlik ve telaşa yol açmıştı.

Üstelik Sedat Peker, derin ve milli merkezlerce eline verildiği açıkça sezilen ve bu iktidarı çökertmeye yeten bilgi ve belgeleri deşifre ettikten sonra: “Biz; bütün gizli ve kirli ilişkiler ağını, bu iktidarın ardından gelecek yeni düzen ve dönemlerde görev alacak yetkililerin bu çürümüş sistemi ve işbirlikçi aktörlerini iyi tanımaları ve yeterli tedbirleri almaları için açığa vurma gereği duyuyoruz!” açıklamaları, artık Erdoğan döneminin, hem de çok acı ve alçaltıcı bir şekilde kapanacağının, kutlu ve mutlu bir sürecin kapılarının açılacağının bir mesajı olarak okunmalıydı!..

Sn. Erdoğan, Soylu’ya kerhen ve mecburen mi sahip çıkmıştı?

Meclis Kulisi yazmıştı: AKP koridorları, kelimenin tam anlamıyla çalkalanmaktaydı. Hem Meclis hem de genel merkezin etkili isimlerinden bir kısmı sorulan tüm sorulara susarak yanıt vermeye çalışmaktaydı. Ancak aldığımız yanıtlar durumu açıklamaya yeterli olmamaktaydı. Son haftalarda kamuoyunun gündemini belirleyen temel konular, Sedat Peker’in açıklamalarıydı. Bu ifşaatların içerikleri, tartışılması ve değerlendirilmesi ayrı bir yazının konusu olmakla birlikte, bunların kulislerde nasıl yankılandığı üzerinde de durmak lazımdı. Özellikle AKP kulislerinde neler söyleniyor ya da neden bir şey söylenmiyor sorularının yanıtları aranmaktaydı. Öncelikle şunu belirtmek lazımdı; daha önce iktidara ya da iktidarın herhangi bir yandaşına yapılan bu gibi hamlelere büyük bir saldırı gözüyle bakılıp, olağanüstü tepkilerle karşılanırdı. Hükümetin en güçlü figürlerinden, Erdoğan’ın halefi olarak ismi geçenlerden ve Damat Bey’le yaşadığı gerilime rağmen yerinde kalabilen Soylu ile ilgili yenilir yutulur cinsten olmayan iddialara rağmen, sistemli bir tepki konulmaması, kafaları karıştırmıştı.

Evet, Albayrak’a yakın isimlerle yapılan konuşmalarda, Soylu’nun icraatlarının “duvara tosladığını”, maalesef bir gün yaptıklarının bu biçimde ortaya çıkacağının beklenip normal karşılandığını belirtiyorlardı. Hatta daha öteye giden bir isim “Çekirge bir zıplar, iki zıplar” demekten sakınmamıştı.

İşin bir başka yanı, Bahçeli grup toplantısında açıkça Soylu’ya sahip çıkana kadar Erdoğan’dan hiç ses çıkmamıştı. MHP’nin hemen ardından bir grup toplantısında Erdoğan’ın Soylu’ya sahip çıkması ise dikkatlerden kaçmamıştı. Ancak buna rağmen hâlâ Soylu’ya yönelik sistemli bir desteğe rastlanmamıştı. Bir grup trol temelli tweet atma etkinliği haricinde ses gelmeme nedeni, acaba Soylu’ya ders verme amaçlı mıydı? Soylu’nun, Erdoğan’dan sonra Genel Başkanlığa hazırlandığı ve hazırlığın parti içinde rahatsızlığa neden olduğu sıklıkla vurgulanmaktaydı. Yaşanan yıpranma Genel Başkanlık iddialarını sona erdirdiğinin mi kanıtıydı? Bu konuyu İYİ Parti’den bir isimle konuştuğumuzda “Artık Soylu MHP’ye Genel Başkan olur!” karşılığını almak da anlamlıydı.

AKP içinden önemli bir isim: “Cumhurbaşkanımız, konu Binali Bey’e gelince konuşma gereği duydu ve kendisine sahip çıktı. Ancak tek başına o iddialara karşı durması doğru olmazdı, ondan Soylu’ya da sahip çıktı. Yoksa yine bu konularda açıklama yapmazdı” dediğini de unutmamak lazımdı. Yani bu kişi, “Binali Bey’e sahip çıkmak zorunda kalınca Soylu’ya da mecburen sahip çıktı” demeye çalışmıştı. Kulis duvarlarında yankılanan sessizlik, Peker’in iddialarına ilişkin “Ya doğruysa?” endişesinin dışavurumu olarak okunmalıydı. Sedat Peker’in, “Bu konuları imamlar mı anlatacaktı? Elbette benim anlatmam lazımdı, zira ben bu işleri çok iyi bilen bir insanım!” gibi ifadelerinden korkularak açıktan destekten kaçıldığı anlaşılmaktaydı. İstifa eder gibi yaptığı dönemde bile insanların sokağa dökülerek destek çıktığı Soylu’ya karşı, Peker’in iddialarının ardından doğru düzgün bir destek çıkmaması önemli bir ayrıntıydı.

E. Tuğgeneral Veli Küçük’ün: Süleyman Soylu’yu yalancılıkla suçlaması!

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Sedat Peker’in adamlarına ruhsat verilmesinde Veli Küçük’ü işaret etmesini”, Emekli Tuğgeneral Veli Küçük tepkiyle karşılamıştı. Veli Küçük, “Bakan doğru söylemiyor. Soylu’nun anlattığı ruhsat işi, ben emekli olduktan üç yıl sonra yaşanmıştır” açıklamasını yapmıştı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Habertürk’te Sedat Peker’in iddialarıyla ilgili sorulara yanıt verdiği programda emekli Tuğgeneral Veli Küçük ile ilgili sözlerine, önce avukat olan kızı Zeynep Küçük karşı çıkmıştı. Bakan Soylu o programda, “Peker’in tecavüz iddiasıyla gözaltına alındığını, adamlarının üzerindeki silahların ruhsatının Bilecik’ten alınmış olduğunu” anlatarak, “(Peker) Tecavüzden dolayı karakola götürülüyor, ama orada her şey kapanıyor. Oradaki iki kişi, biz silah ruhsatlarını Bilecik’ten aldık diyor. Bilecik’te kim var? Veli Küçük var.” iddiasında bulunmuşlardı.

Emekli Tuğgeneral Veli Küçük ise şöyle yanıtlamıştı:

“Ben 2000 yılında emekli oldum. Peker’in adamları 2003 yılında Bilecik’in hemen girişindeki merkez köyü Gülümbe mahalle muhtarlığına orada oturduklarına dair bir belge düzenletmişler. Ona dayanarak Bilecik’ten silah ruhsatı almışlar. Bu sahteciliği yapanlar sonra yargılanmış ve ceza da almıştır. Veli Küçük’le ne ilgisi var bu olayın? Soylu bilmiyor mu bunları?”

Veli Küçük’ün kızı Avukat Zeynep Küçük de, Twitter hesabından, “Sayın Süleyman Soylu’nun ifade ettiği silah ruhsatı verilmesi ile Veli Küçük’ün hiçbir alâkası bulunmamaktadır. Veli Küçük emekli olduktan 3 sene sonra verilen bu ruhsat nedeniyle mülki amir, köy muhtarı ve jandarma personeli yargılanmış ve ceza almıştır” diye yazmıştı.

Veli Küçük kim olmaktaydı?

9 Mayıs 1944, Türkmen köyü, Gölpazarı, Bilecik doğumlu olan Veli Küçük, Edirne, Van, Eskişehir, Ağrı, Kocaeli ve Hatay İl Jandarma Alay Komutanlıkları görevlerinden sonra, 1996’da generalliğe terfi etmiş bir subaydı. Çanakkale Tugay Komutanlığı görevinde iken, tugayı Bilecik iline taşıtmıştı. Bilecik’ten 2000 yılında tuğgeneral rütbesindeyken emekliye ayrılmıştı.

Veli Küçük 22 Ocak 2008 günü Ergenekon tertibinden gözaltına alınmış ve 26 Ocak’ta tutuklanarak cezaevine atılmıştı. Ergenekon kumpasında “Silahlı terör örgütü kurma, yönetme,” “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne karşı silahlı isyana tahrik, zorla Hükûmeti ıskata teşebbüs,” “Kasten öldürmeye azmettirme”, “Korku ve panik yaratacak şekilde patlayıcı madde atmaya azmettirmek”, “Mala zarar vermeye ve ruhsatsız patlayıcı bulundurmaya azmettirme” suçlarından yargılanmıştı. Şimdi tümü tutuklu olan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin FETÖ’cü heyeti tarafından hakkında 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 239 yıldan 524 yıla kadar hapis istendi. 5 Ağustos 2013’te İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından karara bağlanan Ergenekon davasında, iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.

Veli Küçük, İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 11 Mart 2014 tarihinde tahliye edilmiş, ama hakkındaki kararın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesi 21 Nisan 2016’da, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararı bozmuşlardı. Rus Yeni-Avrasyacı Aleksandr Dugin, Veli Küçük’ün Türkiye’nin ABD’den uzaklaşma ve yönünü Rusya’ya dönmesinin ordu içindeki etkisini vurgulamıştı.

“Köfteci Yusuf” iddianamesinde Sedat Peker’in telefon konuşmaları

Lokantalar zinciri sahibi Köfteci Yusuf’un iş yerlerine “çökmekle” suçlanan ve Sedat Peker’le bağlantılı olduğu vurgulanan sanıkların davası sürerken Sedat Peker de ek iddianame ile davanın “şüphelisi” yapılmıştı. “Köfteci Yusuf” lokantalar zincirinin sahibi Yusuf Akkaş’a, Afyonkarahisar’da bulunan et entegre tesislerini değerinin üzerinde satmak isteyen ve organize bir biçimde hareket ettiği öne sürülen 18 sanık hakkında dava devam ederken, Peker’in adı ilk iddianamede geçmesine rağmen şüpheliler arasında yer almamıştı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun açıklamalarından sonra Bursa Cumhuriyet Savcılığı, Peker hakkında “Yakalama” ve “Kırmızı Bülten” çıkarılmasını talep etmesi manidardı. Hazırlanan iddianamede Peker, “Varsayılan suç örgütlerini; oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, yağma suçu işlemek amacıyla örgüt kurmakla” suçlanmıştı.

İşte o telefon konuşma kayıtları:

Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2020/316 E. sayılı dosyasından kamu davası devam ederken şüphelilerin el konulan telefonları incelenmeye alınmıştı. Şüpheli Erhan Kılıç’a ait telefondaki bir videoda Erhan Kılıç ile Sedat Peker’in yaptığı konuşmanın, üçüncü bir kişi tarafından kayda alındığı anlaşılmıştı. Görüntüde Ahmet Özbek de bulunmaktaydı. Erhan Kılıç ile Peker arasında, iddianamede yer alan bilgilere göre şu konuşma yapılmıştı:

“-Erhan Kılıç: Reisim telefon geldi sanırım.

-Sedat Peker: Kardeş dediğim gibi bu şekilde iletirsin, bi de, Bursa’da işadamlarından Ahmet Bey’e söylersin; kulağı böyle açık olsun, orada sıkıntıya uğrama ihtimali olan işadamları olursa onlarla bizi şey yapsın tanıştırsın, bizim kimsenin parasında pulunda gözümüz yok, yardımcı oluruz.

– Tabi ki

– Söylersin sen.

– Reisim yarın ben Silivri’den sonra Bursa’ya geçiyorum. Bursa’da işlerimiz var. Bir dostla beni tanıştıracaklar, sağlam bir arkadaşımız.

-Böyle milletin ayağından vurup 10 milyon, 15 milyon lira gibi ciddi paralar alınıyor, yani bu tip şeyler mesela uğrama ihtimali olan, kendini sıkıntıda hisseden dostlar bizimle tanıştıklarında böyle bir şeyin olmayacağı (kanaati aşılansın…)

– (Yani) Koruma altına (alınacakları…) Anladım Reisim, anladım Reisim.

– Tamam mı dostum?

– Reisim artı şunu da söylemek istiyorum. Yusuf Bey’den (Köfteci Yusuf) talep geldi, tekrar görüşmek istiyorlar bilginiz olsun. Sizi de orada görüntülü arayacağım zaten.

– Tamam

– Reisim Karadağ’a daveti Yusuf Bey’e siz yaparsınız.

– Tamam, inşallah yarın güzel bir şey olur.

– Reisim bu hafta yüzde yüz hayırlı haber alıyoruz Allah’ın izniyle. Hiç merak etmeyin bu hafta tapuyu yapmak üzereyiz diye düşünüyorum.

– Tamam.

– Reisim ellerinden öpüyorum, saygılarımla, hürmetlerimle.”

İddianamede, şüpheli Sedat Peker’in örgüt yöneticisi şüphelilerden Erhan Kılıç ve Ahmet Akabey’e, Köfteci Yusuf’a karşı gerçekleşen nitelikli yağma eylemine ilişkin talimat verdiği vurgulanıp şu tespitler yapılmıştı:

“Erhan Kılıç’ın, Yusuf Akkaş’la işyerinin güvenlik kameralarına da yansıyan Sedat Peker’le görüntülü görüşmeyi planladı. Şüpheli Sedat Peker’i aradıkları görüşme esnasında tamamının ayağa kalkarak Yusuf Akkaş üzerinde örgütün korkutucu gücünü daha çok hissettirmek, daha sonra ilerleyen süreçte müştekiden istediklerini kolay şekilde elde edebilmeyi amaçladıkları anlaşılmıştır. Erhan Kılıç’ın görüşme sırasında bahsettiği tapu işinin Müşteki Yusuf Akkaş’a zorla satmaya çalıştıkları tesise ilişkin olduğu bu konuda Sedat Peker’e bilgi verdiği tespit edilmiştir. Telefon tapelerinde, zorla satmaya çalıştıkları tesisin Köfteci Yusuf tarafından alınmaması üzerine şüpheli Sedat Peker’in kızdığı, sonuçlarının ağır olacağının belirtildiği, tapu devrinin gerçekleşmemesi üzerinde Sedat Peker’in daha önce Yusuf Akkaş’a hediye ettiği tespihi geri istettiği, verilmesi üzerine de Sedat Peker’in Yusuf Akkaş’a kızdığı belirtilerek barışma adı altında para istedikleri tespit edilmiştir.”

AKP kurmaylarına sormak lazımdı: Eski dost Sedat Peker, bir anda neden düşman olup çıkmıştı?

Sedat Peker, birilerinin uyarısı üzerine 30 Kasım 2019 tarihinde yasal yollardan yurtdışına çıkmıştı. Yaptığı açıklamalardan sonra Peker hakkında Bursa 2. Sulh Ceza Hakimliği’nin 15 Mayıs 2021 tarih ve 2021/2970 sayılı kararıyla “Yakalama emri” çıkarılmıştı. Peker’in uluslararası yakalama ve tevkif müzekkeresi niteliğinde olan “Kırmızı Bülten”le aranması ve yakalandığında iadesini öngören talepname hazırlanmıştı. 21 Mayıs 2021 tarihli iddianame kapsamında, Peker’in henüz ifadesinin de alınmadığını da hatırlatmamız lazımdı.

Şimdi, iktidar çevrelerince organize suç örgütü lideri olarak tanıtılan Sedat Peker’in iddialarına yönelik değerlendirmede bulunan KKTC eski Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, Cumhuriyet gazetesine ilginç açıklamalar yapmıştı.

Eski Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dışişleri Bakanı ve eski Başbakan Yardımcısı, Halkın Partisi (HP) Genel Başkanı Kudret Özersay, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in Kutlu Adalı ve uyuşturucu trafiği iddialarına ilişkin, “iddiada bulunan kişinin, geçmişte, yetkili makamlarda bulunanlarla çok yakın olan ve kamuoyu tarafından tanınan bir isim” olduğunu belirterek, “Ciddiye alınması gereken iddialar. Bütünüyle yalan söylüyor olsa bile araştırılması lazımdır…” yorumunda bulunmuşlardı.

Ortada, büyük bir örgü, örtü ve ağ olduğunu vurgulayan Özersay, “Bunun bir kenarından birkaç parça ipin ucu görünmüş durumdadır. Ülkelerimizin itibarı açısından bunların üzerine kararlılıkla gitmemiz kaçınılmazdır.” ifadelerini kullanmıştı.

Peker’in iddialarına ilişkin Cumhuriyet’e konuşan Özersay, Kutlu Adalı cinayeti ve KKTC’nin kara para aklama ve uyuşturucu trafiğinde bir kesişme noktası olduğuna dair iddialar üzerine KKTC Polis Genel Müdürlüğü’ne başvurduklarını hatırlatmıştı. Bir faili meçhul cinayetin, devletin itibarını bozduğunu, insan hakları ve demokrasi açısından da kara bir leke olduğunu vurgulayan Özersay’ın, “Geçen süre zarfında hiç bu nitelikte bir gelişme ve yeni bilgi ortaya çıkmamıştı ya da çıkmasına engel olmuşlardı… Bugün geldiğimiz noktada yeni unsurlar vardır” yaklaşımı anlamlıydı.

‘Yalan bile olsa araştırılmalı!’

Cinayeti kimin işlediğine dair kulaktan kulağa ya da kapalı kapılar ardından bazı isimlerin ortaya atıldığına, ancak doğrudan bir itham ve iddianın daha önce ortaya çıkmadığına işaret eden Özersay, “Açıkça suçun işlenmesi talimatını verdiği, azmettirici olduğu söylenebilecek bazı isimlerin iddia edildiğini” vurgulamıştı. Özersay, “Bunun da araştırılması lazımdır, çünkü bu kişiler hayattadır. Sedat Peker’in söylediklerinin doğru olduğunu iddia etmiyorum ama ortada madem bir iddia var, bunların araştırılması, hayatta olan kişilerin ifadelerinin alınması, gerekli soruşturmanın kavuşturmanın yapılması şarttır” beyanında bulunmuşlardı.

Polis Genel Müdürlüğü’ne yaptıkları başvuruda, “Adalı cinayetine ilişkin dosya kapandıysa yeniden açılması, rafa kaldırıldıysa da canlandırılması talebinde bulunduklarını” kaydeden Özersay, “Bu bilgilerle ilgili tarihler, isimler verilmekte, yerine kadar bahsedilmektedir. İkincisi, bu iddialarda bulunan kişi sıradan birisi değildir. Bu kişi, geçmişte, yetkili makamlarda bulunanlarla çok yakın olduğu kamuoyu tarafından bilinen bir isimdir. Bunun için ciddiye alınması gereken iddialardır. Herhangi bir kişi çıkıp bunları söyleseydi, bir değeri, ağırlığı bulunmazdı. Ama Sedat Peker’in söyledikleri, üzerine gidilip, araştırılması gereken şeylerdir. Bütünüyle yalan söylüyor olsa bile araştırılması gerekir” ifadelerini kullanmıştı. 

‘Karanlık lekeyi aydınlatalım!’

KKTC ile Türkiye arasında bir adli yardımlaşma anlaşması gereği, KKTC polisinin ve yetkililerinin, Türkiye’de bulunan ve KKTC’de işlenen bir suçla bağlantılı olduğu düşünülen kişilerin ifadelerini almayı talep edebileceğini vurgulayan Özersay, “Türkiye Cumhuriyeti’ndeki polise, içişlerine, ‘Türkiye’de bulunan bu şahsın ifadesini alın’ diye talepte bulunma hakkımız vardır. ‘Türkiye’de bu konuda kovuşturma başlatın’ diye talep etme hakkımız vardır. Bilgi belgeyi talep etme hakkımız vardır. ‘Bu mekanizmaları çalıştırıp, Türkiye Cumhuriyeti’nden bunları talep edin ki karanlık bir nokta, kara bir leke olarak tarihimize geçmiş bu konuyu aydınlatalım, bu konuda inisiyatif almak zorundasınız’ diye dilekçe verdik” açıklamaları önem taşımaktaydı. 

Devletin çetelerden temizlenmesi için; ‘Tarihi bir fırsat’ uyarısı

Kıbrıs ile ilgili iddiaların yalnızca Kutlu Adalı ile ilgili olmadığını aktaran Özersay, “Ülkemizdeki uluslararası uyuşturucu trafiği ve kara para aklanması noktasında bağlantısı olduğu, kesişme noktası olduğu konusunda iddia vardır. Bazı isimler veriliyor. Onların da ifadesinin alınması, konunun üstüne ciddiyetle gidilmesine dair de bir başvuru yaptık. Kamuoyu, iki konuyu birlikte tartışıyor. Bir taraftan huzursuzluk var. Diğer taraftan bu bir fırsattır. Karanlık noktaların aydınlatılması, karanlık ilişkilerin aydınlatılması için tarihi bir fırsattır” değerlendirmesinde bulunmuşlardı.

Sedat Peker’e ilk operasyon yapan Polis Müdürünün ilginç açıklamaları!

Sedat Peker’e yönelik ilk operasyonu gerçekleştirdiği bilinen eski İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Serdar Saçan dikkat çeken açıklamalar yapmıştı: “Devlet içinde hâlâ bağlantıları var. AKP’deki iç çekişme, mafyöz yapı üzerinden ortaya çıkıyor.” vurgusu anlamlıydı.

İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevini 5 yıl yürüttüğü ve Peker’e yönelik ilk operasyonu gerçekleştiren kişi olarak bilinen Serdar Saçan, mafya ilişkilerini ve Peker’in açıklamalarını değerlendirirken mafyanın belli ilişkilerinin olmaması durumunda mafyadan söz etmenin mümkün olmadığını vurgulamış ve mafyanın, 4 grupla, yani siyasetçiler, kamu görevlileri, basın ve iş insanları ile ilişki kurmak zorunda olduğunu hatırlatmıştı, “Bir mafya babasının, illegal yollardan para kazanıp, onu herkesin gözünün önünde harcaması lazım. Bunlar; en iyi, büyük, güçlü, kudretli kişinin kendileri olduğunu düşünürler. Birçoğu sosyopat kişiliğe sahiptir. Hem suç işleyip hem de bütün milletin önüne çıkıp, sanki işadamı gibi rahat rahat illegal yollardan kazandığı parayı yemesi için böyle bir sisteme ihtiyaç var” ifadelerini kullanmıştı. 

“İktidarca mafyaya yol açılmıştır!..”

Peker’in, videolarında kamu görevlileri ile ilişkilerinden söz ettiğini, bazı gazeteciler ile görüştüğünü söylediğini hatırlatan Serdar Saçan, “Peker üzerinden siyaset-mafya ilişkilerinin somut olarak görüldüğünü” vurgulamıştı. Saçan bunları: “Hem işadamları hem basın hem siyasetçiler hem de kamu görevlileri ile ilişkisini net şekilde görebiliyoruz. Yaptığı açıklamalar aslında bizim yaptığımız tarife oturuyor. İleride ders kitaplarına konu olabilecek bir yapı” şeklinde tanımlamıştı. Peker’e koruma ve silah ruhsatı verilmesini de değerlendiren Saçan, “Yanında 30-40 kişiden aşağı insanla dolaşmıyor ama bu kişiye üstelik resmi koruma veriyorsunuz. Bu resmi koruma bir tane gözükse de aslında İstanbul’da bir koruma otosuyla dolaştıklarını biliyoruz. Bu, açık şekilde mafyacı bu kişiye yol verildiğini gösteriyor” ifadelerini kullanmıştı. Peker’e koruma verilirken, diğer organize suç örgütü liderleri ve gruplarına yönelik operasyonların, soruşturmaların olduğunu belirten Saçan, “Burada çelişkili, sıkıntılı bir durum var. Ben senelerce mafya ile mücadele ettim. AKP, iktidara geldikten sonra beni 5-6 kere görevden attılar, silahımı, kimliğimi aldılar. Ne silah veriyorlar ne koruma. Bana Emniyet Müdürü olarak bunu sağlamıyorsun, ama organize suç örgütü lideri olmaktan mahkûm olmuş, cezasını yatmış, polis kayıtlarında organize suç örgütü lideri olarak hâlâ açık dosyası olan ve takip edilen bir kişiyi koruma altına alıyorsun ve silah veriyorsun. Bunun nasıl bir açıklaması olabilir ki? Bu adamlara: ‘Sen, devletin koruması altındasın’ deniyor. Yol almış, yol verilmiş, birlikte hareket edilmiş” diye uyarmıştı. Saçan, Peker’in, birilerinin isteği ile bir yerleri bastığını söylediğini, mitingler gerçekleştirdiğini de anımsatarak, “Bunlar AKP iktidarında verilen destekler sayesinde olmuş şeyler” tespitleri haklıydı.

“AKP’nin ayarı ortaya çıkmıştı!”

“AKP içerisindeki siyasi çekişmenin, mafya üzerinden dillendirildiğini” söyleyen Saçan, “Her grubun, mafyayla ilişkilenmiş olduğunun görüldüğünü” vurgulamıştı. Saçan, “Bu tür ilişkilerin, bağlantıların hukuk devletinde olmaması gerekiyor. Sedat Peker nasıl devlet organizasyonunun içerisinde yer alabiliyor? Bunların hepsinin sorgulanması gerekiyor. Bu, salt Sedat Peker’in isteği ile olabilecek şey değil. Bunu kim sağlıyor? AKP’nin kendi iç çekişmesi ve kirli ilişkiler düzeneği, mafyöz (mafyatik) yapı üzerinden ortaya çıkıyor” ifadelerini kullanmıştı.

5 1 vote
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Subscribe
Bildir
14 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

GÖRELİM MEVLAM NEYLER,NEYLERSE GÜZEL EYLER
BAKARA SURESİ:
2:16
İşte onlar (münafıklar) hidayet karşılığı dalâleti satın alıp (sapıtmış kimselerdir), fakat bu (akılsız ve ahlâksız) ticaretlerinden bir yarar sağlayamamış; artık hidayeti de bulamamış (kesimlerdir).

2:17

Bunların (münafıkların) misali, (karanlıkta) ateş yakan adamın örneğine benzer; (ki onun ateşi) çevresini (biraz) aydınlattığı (ve tam da zulümattan kurtulduğunu sandığı bir) anda, Allah onların nurlarını giderip (hidayetlerini karartır) ve (artık) göremez (bakar kör) bir şekilde karanlıklar içinde bırakıp (kendi hallerine terk ediverir).

2:18

(O münafıklar) Onlar sağırlar, dilsizler ve körler gibidirler. Bundan dolayı da onlar (fasıklıktan ve münafıklıktan) artık geri dönemezler. (Tekrar Hakka ve hayra yönelmeyeceklerdir.)

2:19

Ya da (bunlar); içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü, ‘gökten şiddetle boşanan bir yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların saldığı dehşetle’; (her an) ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını tıkayıp (çaresizlik içinde kıvranıverirler). Çünkü Allah kâfirleri çepeçevre kuşatıcı (ve Kahredici)dir.

2:20

(Öyle ki) Çakan şimşek neredeyse gözlerini kapıp alıverecektir; önlerini her aydınlattığında (biraz) yürürler, üzerlerine karanlık basıverince de yerlerinde kalakalıp (şaşırıverirler). Allah dileseydi, işitmelerini de görmelerini de (hepten) gideriverirdi. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.

2:21

Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin, umulur ki (küfür ve kötülükten) sakınırsınız (böylece takvaya ulaşıp korunmuş olacaksınız).

Suç kimde
Hiç düzgün insanlarla işleri yok bunların. Bir zaman fetö ile, bir zaman çözüm süreci deyip teröristlerle, şimdi bakıyoruz mafya ile. Bunlarda suç yok!!! suç yapılan her melanete hikmet uyduran kitlelerde. Neyse, makalede de yazdığı gibi; bir suç örgütü liderinin elinde bu kadar bilgi olması olası değil. Dur bakalım, bu adamın eline bu bilgiyi verenler de elbet bir hesap yapıyordur.
Rahmetli Erbakan Hocamız ne demişti; “Çoluk çocuk devlet idare edemez”

Yobazlar
Bakara 9
Onlar (münafıklar, sözde) Allah’ı ve iman edenleri aldattıklarını (zannetmektedirler); oysa onlar, sadece kendilerini aldatmaktadırlar ve (ama bunun) şuurunda değillerdir. (Çünkü Allah’ı ve mü’minleri aldatmaya çalışanlar, ancak kendilerini kandıran kimselerdir.)

Sen mafyadansın ,Biz devletten taraf!
Sen gücü seversin , Biz mazlumu!
Sen ABD/AB hayranısın ,Biz Rabbimize…
Aramızda benzer bir yön bulamadım!
Onun için aynı noktada hiç buluşamadık…

Kırk haramiler
Merhum Prf. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın sık sık dile getirdiği şu söz çok şey anlatmaktadır. “bunlara LEBLEBİCİ dükkanı emanet edilmez”

Peker, Akp yi teker teker ifşa ediyor, fakat RTE na hala “Abi” diyor.!?
Peker ,teker teker AKP içi karanlık olaylari anlatıyor.
Ama sanki bundan, RTE nin 19 yıldır olan bitenden haberi yokmuş gibi hava estiriyor.
Bütün bunların Erdoğan nin çevresindekiler” yanlış hatalı”, imasinda bulunuyor. Erdoğan” aldatıliyor kandırılıyor” havası veriyor Sedat Peker.?!!

Ama 28 Şubat’ın gayrı meşru meyvesi olarak palazlandırılan ve “Erbakan’ın devamı” palavrasıyla oy toplanıp iktidara taşınan Erdoğan iktidarı ise, yıllarca birlikte FETÖ hainleri, şimdi ise MAFYA çeteleri eliyle ve yedi sülalesinin yüzünü kızartacak ilişkileriyle sarsılmaya başlamış ve artık mukadder akıbetine yaklaşmıştı.

ANAHTAR İŞİN SAHİBİNE ACİLEN TESLİM EDİLMELİDİR!..
Ülkemiz ve insanlığın yaşadığı sorunları doğru teşhis etme konusunda…Ve daha da önemlisi doğru tedavi yöntemlerini,isabetli çıkış yollarını ortaya koyma hususunda,MİLLİ BİR KLAVUZ olan Milli Çözüm’ün çağrılarına acilen kulak verilmel!..Böylelikle ülkemiz acilen Sahil-i Selametle ulaştırılmasını!..

Zaman ve olaylar apaçık göstermektedir ki başka çıkış yolu kalmamıştır.Elinde sadra şifa olacak önerileri olan beri gelsin!..Kimse kendisini,dolayısıyla
ülkesini kandırmamalı ve ANAHTAR SAHİBİNE BİRAN ÖNCE TESLİM EDİLMELİDİR!..

Makalemizden alıntı yapılan aşağıdaki satırlar işin önemine dair fikir ve vicdan sahiplerine ilave ışık tutmuş olacaktır:

…Lütfen hatırlayınız. Aziz Erbakan Hocamız, dişiyle tırnağıyla kazıyarak RP’yi 1. Parti konumuna çıkarmış ve Refah-Yol iktidarının Başbakan’ı olarak efsane atılım ve açılımlarına başlamıştı. Oluşturduğu “Havuz Sistemi” ile, faizli iç ve dış borca gerek kalmadan Milli Ekonomiyi canlandırıp düze çıkarmış ve tarihi D-8 girişimiyle İslam Birliğinin temellerini atmış, hatta tarih boyunca malum ve mel’un odaklarca hep İslam İttifakının aleyhinde ve Haçlı saldırılarının lehinde kışkırtılan İRAN’ı D-8’lere katarak, Şİİ-SÜNNİ dayanışmasını sağlamışlardı. Ama dünyanın gidişini ve tarihin seyrini değiştirecek bu kutlu ve onurlu icraatlere dayanamayan, Şeytanın Şakirtleri Siyonist Baronlar, içimizdeki beşli işbirlikçi piyonları eliyle, 28 Şubat post modern darbesini tezgâhlayıp Erbakan iktidarını yıkmışlardı. Milli Birlik ve Dirliğimizin bozulmaması, ülkemizde Asker-Sivil, İslamist-Kemalist çatışmasına fırsat tanınmaması için Rahmetli Erbakan Hoca ucuz kahramanlıklara tenezzül buyurmamıştı!..

…Ama 28 Şubat’ın gayrı meşru meyvesi olarak palazlandırılan ve “Erbakan’ın devamı” palavrasıyla oy toplanıp iktidara taşınan Erdoğan iktidarı ise, yıllarca birlikte FETÖ hainleri, şimdi ise MAFYA çeteleri eliyle ve yedi sülalesinin yüzünü kızartacak ilişkileriyle sarsılmaya başlamış ve artık mukadder akıbetine yaklaşmıştı…

…Üstelik Sedat Peker, derin ve milli merkezlerce eline verildiği açıkça sezilen ve bu iktidarı çökertmeye yeten bilgi ve belgeleri deşifre ettikten sonra: “Biz; bütün gizli ve kirli ilişkiler ağını, bu iktidarın ardından gelecek yeni düzen ve dönemlerde görev alacak yetkililerin bu çürümüş sistemi ve işbirlikçi aktörlerini iyi tanımaları ve yeterli tedbirleri almaları için açığa vurma gereği duyuyoruz!” açıklamaları, artık Erdoğan döneminin, hem de çok acı ve alçaltıcı bir şekilde kapanacağının, kutlu ve mutlu bir sürecin kapılarının açılacağının bir mesajı olarak okunmalıydı!..

Sistem Tıkandı – Acil “Bir Yiğit” Aranıyor!
Osmanlı’nın son yılları gibi;

– Emire(iyi liderlere) nankörlük,
– Irkçılık,
– Din istismarı-Din düşmanlığı,
– Hasiyetsiz dış politika-Emperyalizm işbirlikçiliği
– Rüşvet- Faiz,
– Ahlaksızlık, asayişsizlik,
– Kabadayılar (günümüzde çeteler, örgütler Pekerler)

Kısaca ülkenin ve ümmetin başına Amerika yerine Allah’tan(cc) korkan ve İsrail yerine Mevlasını seven, çağın emiri Aziz Erbakan’a en sadık bir Yiğit aranıyor…

Tâbiri Caizse Mahşerin Provası!..
” Böylesi gaflet ve dalaletten ötürü tüm seyircilerimden özür diliyorum” … Bu sözler Veyis Ateş’e ait. Habertürk’ten istifa sonrası ertesi gün Haşk Tv de İsmail Saymaz’ın sorularını cevaplamak üzere çıktığı yayındaki ifadeleri… Bu sözler , dünyadayken anlam ifade ediyor ya dönüşü ve fırsatı olmayan ahirette olsaydı bu ifadeler… [u][b]YUNUS SURESİ 54. AYET : [/b][/u] Eğer (ellerinden gelseydi, dünyada iken küfre ve kötülüğe dalıp) zulmeden her nefis, (ahirette) yeryüzündekilerin tümüne sahip olsa (bile) bunu (uğrayacakları azaba karşılık) mutlaka fidye olarak verirdi. Onlar azabı görünce pişmanlıklarını gizleyip (içten içe derin bir hasret ve nedamet çekeceklerdir), oysa onlar haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmedilmiştir.

Düşünen akıl sahipleri için bu sözlerin üzerinde bolca tefekkür edip gereğini yani iyiden doğrudan faydalıdan güzelden ve adil olandan yana gayret ve çaba sarfetmek, ömür harcamak gerektiği…Ya değilse gerisi boş iş. Kurtuluş Allah’ın yolunda beden çürütmek zihin yormak….! Rabbim hakta ve hakikatta sabredenlerden olmamızı lütfeylesin. Bu arada böylesi tehlikelere düçar olmamamız için, KULLUK VE SORUMLULUK BİLİNCİMİZİN CANLI TUTULMASINA vesile olan Milli Çözüm’e şükranlarımızı sunarım.

ENFAL 37. AYETİN İCRASI
Enfal 37
Bu, Allah’ın murdar olan (küfür ve kötülük ehlini), pak ve temiz olan (iyi niyetli ve istikametli mü’minlerden) seçip ayırması (böylece herkesin ayarını ortaya koyması); murdar (olanların) bir kısmını bir kısmının üzerine (musallat) kılıp, (birbirlerinin pisliğini ortaya çıkarması, sonra) hepsini yığınlar halinde cehenneme atması içindir. İşte bunlar (dünya ve ahirette) hüsrana uğrayanlardır.

https://www.mealikerim.com/8/enfal/37

Hadis
Zalim Allah’ın kılıcıdır, zalimden onunla intikamını alır sonra döner ondanda intikamını alır. ( Hadis) i gereğince, bir zalimle diğer zalimden intikamını alıyor.
Anlatılanlara bakılırsa hayatında ekmeğini kazanmaya çalışan arabacı bir pilavcıyı döverek nam salmaya başlamış, daha sonrada kendi anlattıklarından anlaşıldığı üzere el alemin gariban çocuklarına onu bunu vurdurarak ve dövdürürek tam bir Amerikan taktiği ile kirli devlet tarafından son kullanma tarihine kadar kullanılmış, kendi ifadesi ile bir Megolaman, sosyopat bir kişilik. Allah Resulünün hadisi gereğince bir gün Allah ondanda muhakkak intikamını alacaktır.

Belki de şeytan ordularının hezimetini bildiren bir TV haberi bütün ümitlerini yıkıverecektir.
[u][b]YASİN SURESİ 49. AYET[/b][/u]
(Oysa) Onlar, (inanmasalar ve farkında olmasalar da, aslında) sadece korkunç bir çığlık bekleyip gözetlemektedirler. (Belki de şeytan ordularının hezimetini bildiren bir TV haberi bütün ümitlerini yıkıverecektir.) Onlar birbirleriyle çekişip-dururken o (kahredici çığlık) kendilerini yakalayıverecektir.

“Sadece bir tek (kahredici sayha) çığlık (yetti)”
“Ama 28 Şubat’ın gayrı meşru meyvesi olarak palazlandırılan ve “Erbakan’ın devamı” palavrasıyla oy toplanıp iktidara taşınan Erdoğan iktidarı ise, yıllarca birlikte FETÖ hainleri, şimdi ise MAFYA çeteleri eliyle ve yedi sülalesinin yüzünü kızartacak ilişkileriyle sarsılmaya başlamış ve artık mukadder akıbetine yaklaşmıştı.”

Hainlerin, Hak davaya ihanet eden nakörlerin, batıl ile işbirlikçilik yapanların, gafillerin… hakkıyla cezalandırılması ise Cenab-ı Zülcelal Hazretleri hiç zor değildi!

“…gökten bir ordu indirmeye (tenezzül etmedik, zaten) indirecek de değildik (buna gerek görmedik).

(Ancak onlara) Sadece bir tek (kahredici sayha) çığlık (yetti); anında (yurtları yuvaları) sönüvermişlerdi.

Yazıklar olsun (bütün kâfir ve gafil) kullara; ki onlara bir elçi gelmeye görsün, mutlaka onunla alay ederlerdi (edeceklerdi).” Yasin 28, 29, 30

O gün; dilleri, elleri ve ayakları kendi aleyhlerinde yaptıklarına dair şahitlik edeceklerdir.
[i][b]Ki o (hesap) günü; (herkesin ve özellikle hainlerin) dilleri, elleri ve ayakları kendi aleyhlerinde (her) yaptıklarına dair şahitlik edeceklerdir. ( Nur:24)
[/b][/i]

Evet, Mafya Siyonizmin en alt maşasıydı, zaten konuşmasında da SP defalarca bunu ikrar etmiş ben öyle baş-maş, örgüt lideri falan değilim, olsam olsam bu yapılanmanın en alt tabakasıyım, -en alt maşasıyım- diyerek bunu itiraf etmiştir. Bu kötü düzenin zulmeden eli ayağı oldum itirafında bulunmuştur.

Her şeyin aslı ile ahiret aleminde karşılaşacağımız ve bu dünya hayatının ise ahiretin bir gölgesi oldu-ğu anlatılmıştır. O halde kıyamet ve mahşer günlerinde yaşanacaklarında birer gölge suretleri bu dünyada da yaşanacaktır diyebiliriz. Ki buna işaret eden bir çok sure ve ayet de vardır. Bu gibi Kuran’da bizlere indirilen bir çok ayette de hem dünyevi hem de ahiret alemindeymiş gibi düşünmek ve değerlendirmek olayları anlamamızda ve önce nefsimizi, sonra çevremizi ve nihayetinde de yaradılış gayemiz olan Rabbimizi tanımada bizlere yol, yordam ve yoldaş olacaktır.

Eskiden, çocukluğumuzdan beridir bizlere ahiret hayatından bahsederlerken ve yalan söylemememiz, gizli dahi olsa bir suç işlemememiz konusunda büyüklerimiz, nenelerimiz-dedelerimiz, bizleri uyarırken kimse bilmese bile ahirette mahşerde, biz ne kadar itiraf etmekten imtina dahi etsek, o yalanı söyleyen dilimiz, o suçu işleyen ellerimiz ve o kötü yollara giden ayaklarımız dile gelecek ve bizim aleyhimize şahit edecek derlerdi. E tabi çocuk aklı, aklımız almaz, ve her ne kadar hayal etsek de çoğu zaman el ve ayaklarımızın dile gelip konuşmasına hem hayret eder, hem de biraz gülerdik. Hadi dil neyse de, hiç el, ayak konuşur muydu!? E tabi o zamanlar her şeyi olduğu gibi düz kalıp şeklinde düşünüyor, mecaz nedir, kinaye nedir bilemiyorduk…

İşte son zamanda gözlerimizin içine soka soka, ve biraz da post modern bir şekilde youtube kanalından şahit olduğumuz Sedat Peker video serilerini; Nur Suresi 24nci ayeti ( Yasin-65 , Fusilet-20) ışığında değerlendirdiğimiz vakit, eskilerin anlattıkları ve ayetlerin mesajları daha bir manalı, anlamlı ve ibretli gelmekteydi…
Ayet ne buyuruyor: [b][i]“Ki o (hesap) günü; (herkesin ve özellikle hainlerin) dilleri, elleri ve ayakları kendi aleyhlerinde (her) yaptıklarına dair şahitlik edeceklerdir.” [/i][/b]

[b]Diller-Eller-Ayaklar….. [/b]

Şöyle bir düşündüğümüz zaman zamanımızda mevcut kirli iktidarların yalanlarını allayarak pullayan ve milyonlarca dolar harçlık alan kirli medya mensupları [b]dilleri[/b], çeşitli kirli işlerinde zulüm aleti olarak kullandıkları mafya [b]elleri ve ayakları[/b] olmuştur. İşte bu ayetin müjdesi olarak şimdi bu diller-eller ve ayaklar kendileri, azmettirenler, emir verenler, günahın, zulmün ve pisliğin asıl sahipleri sus pus olmuş, ağızlarını dahi açamaz halde hayret ve korku ile izlerken ve mani dahi olamaz iken televizyon kanallarında, onların kirli elleri, çatallı dilleri olanlar, kimlerin adına, ne zaman nerede, ne amaçla ve nasıl yaptıklarını itiraf etmeye, hem de adeta ayetlerde buyurulduğu gibi ve sanki amel cdlerinde kayıt edildiği şekli ile görüntülü ve sesli olarak aleyhlerine şahitlik etmektedirler… Sedat Peker’in videolarından belki de hikmet noktasında çıkarılacak olaylardan birisi de budur. Bu yaşananlar bu dünyada birer ufak numunedir, ayetin ışığında ise büyük olay yarın ahirette yaşana-cak olandır. Bu dünyada dahi kendinizi o kadar güçlü sanarken ve mani olamıyorken, yarın huzuru mahşerde nasıl mani olabileceksiniz. Evet:[b][i] “Ki o (hesap) günü; (herkesin ve özellikle hainlerin) dilleri, elleri ve ayakları kendi aleyhlerinde (her) yaptıklarına dair şahitlik edeceklerdir.”[/i][/b] Ve bu dünyada etmeye başlamışlardı bile ve devamı da gelecekti, itiraflarda devam edecekti…

Bir AK siyasetçinin(!) de dediği gibi: “Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu!” Ve artık cin şişeden çıktı, bir daha da sokana aşk olsun. Sedat Peker elbette çok şey söyledi, bunların muhatapları ve gereğini yerine getirmeleri için malum makamlarda oturanlar elbette gerekeni yapacaklardır, ama bugün, ama yarın, yakındır. Fakat benim dikkatimi çeken bunlardan da öte bir sözü vardı Sedat Peker’in. Kendisi sözün bir yerinde:

[b][i]“Çakma gazetecileri unuttuğumu sanmasınlar. Bunlar diyorlar ki ‘Suç örgütünün liderine inanılır mı?’ Cami hocasının dediğine mi inanacaksın, bu işler pis iş, pis işleri kim bilir, pislikler (Süleyman Soylu’nun kendisine pislik demesine atfen) bilir… Dünyadaki en büyük skandallar cami hocalarının ya da bir kilise papazının anlattıklarından mı ortaya çıktı?” [/i][/b]

Keşke bir cami hocasının dediği ile skandallar çıksa idi, halk uyanıp, silkinse ve siyonizmin kendilerine kurdukları hapishanede isyan çıkartsaydı ama ne yazık ki, dediklerinde haklılık payı vardı ve milyonlarca izleyen kitle de göstermiştir ki insanlarımız artık yandaş cami hocasına değil de bir mafya elemanına daha çok inanmakta ve güvenmektedirler. Zira mafya lideri kendi-ni de ortaya koyarak, gerçekleri söylediğini (ben yaptım, oradaydım diyerek) iddia etmekte, ama günümüzde (görevini layıkıyla yapanlar başımızın üstünde yeri vardır…) insanlar artık yandaş cami hocalarının sözlerine itibar etmemekte, hatta bazı yanlış ve hatalı davranışları sebebi ile onları hükümetin tanıtma kolları elemanı olarak görmektedirler… Ahh keşke Sedat Peker’e bu konuda yalan söylüyorsun diyebileydik. Keşke bu pis işler olmadan, bunlar olurken sadece izlenmemesi gerektiğini, eli ile, dili ile, hiç bunlara gücü, imanı yetmiyorsa bile en azından buğz edebilmenin imanın en alt seviyesi olduğunu, asıl cihadın sakalla, cübbe ile değil de, zulüm eden bir düzen, zalim bir hükümdar ve işbirlikçilerine karşı hak ve adaleti açıkça söylemenin, en büyük cihad olduğunu söyleyebilselerdi. Ama ne yazık ki bir mafya elemanının her türlü kanıtlarla ben bunların adına yaptım demesine bile inanmayıp, hala kılıf uydurmaya çalışmasalardı ve biz iktidarın yaptığı bu zulümlere karşı Cuma hutbelerinde imamlarımız tarafından uyarılsaydık ve uyutulmasaydık. Hoca diye bildiğimiz onca zat insanımızı uyuturken, güven telkin edemez iken, bu mafya diye bilinen insanın insanları, hem de sabahın köründe ayağa dikebilmesi ve bir nebze dahi olsa uyanışa sevk etmesi kendisinden ziyade, ayetinde buyurduğu itirafın, şahitliğin ve ifşaatın bu sefer bizzat bu pislikleri işleyen, söyleyen dillerden, ellerden ve ayaklardan gelmesi idi….

Peki ne olacak şimdi.

Kim, yarın ahirette nasıl karşılık görecekler, nasıl muamele edilecek bilemeyiz ama ben size Yandaş Hüsnü Hoca ile, Otobüs şoförü Necati’nin ahiretteki mizansen hikayesini anlatayım. Varın oradan siz zamanelerinin başına ne geleceğiniz hesap edin… Fıkra budur ya; Önde şoför Necati, hemen arkasında da bizim Hüsnü Ho-ca …Zebani sırat köprüsünün sonunda dikilmiş, en son çıkışta gelenleri tek tek son kontrol ediyor ve elindeki defterden mırıldanarak okuyormuş. Sıra gelmiş şoför Necati’ye… Hımm şunu yapmış, biraz yaramazlık var, biraz da aymazlık, falan filan…. …. Tamam demiş arkadaşı direk cennete alalım….. (Bir oh çekmiş bizim Hüsnü Hoca, demiş benim iş garanti…) Sıra gelmiş bizim Hüsnü Hocaya… Evet 5 vakit, cemaat tamam… Bir iki ufak dedikodu var… Biraz da lağviyat…. Bol bol tesbihat…. Sakal ve cübbe de tamam… Ve dönmüş görevlilere… Arkadaşı (Hüsnü Hocayı) önce 3 ay cehenneme alalım daha sonrada cennete… Hoca bir anda zıplamış havaya…. Ya nasıl olur önümdeki Şoför Necati’de ne tesbihat vardı, ne sakal, ne de cübbe.. Onu direk koydunuz cennete de bana ne kulp buldunuz ki önce 3 ay cehenneme atıyorsunuz!?. Görevli zebani cevaben: Hoca bey sen cemaate vaaz, nasihat verirken cemaatin hepsi uyukluyordu (uyutuyordun, yapılan kötü-lükleri uyarmıyor, hepsine kılıf geçiriyordun…) ama bu soför Necati öyle mi, o kadar kötü araç kullanıyordu ki ne zaman direksiyona geçse tüm yolcuları hep daima uyanık ve pür dikkat, hem de dillerinde salavatlar, dualar, tövbe istiğfarlar.. Bir hayra-sevaba sebep olan o hayrı-sevabı işlemiş gibi olur kuralından dolayı şoför Necati’in terazisi ağır bastı, senin ki ise hafif…. E tabi bu fıkradır… Ama yarın ahiret alemi bu kadar komik olmayacaktır. Eğer bizler de yarın sadece sakalımıza, cübbemize, o takva sandığımız taklidi amellerimize güvenirsek sonumuz hiçte komik olmayacak, Hüsnü Hoca belki 3 ayla işi ucuz atlattı ama bu gidişle bizim iktidar borazanı Hocaların, ilim ehlinin 3 ayla atlatamayacağı kesin….

Peki bu anlatılanlardan sonra ne yapmalı, nasıl davranmalı… Dedik ya bu kollardan birisi itirafa başladı, hemen bu kolları mı keselim… Kesin… Bu suç örgütü ahtapotun 9 kolu daha var. Ayaklarını kıralım bir daha gidemesin… Kırın bu kırk ayağın daha 39 ayağı daha var… O zaman dillerini keselim bir daha toplumu kandıramasınlar.. Kesin ama çatal dillilerin, bir çatal dilleri daha var… O zaman hep beraber üfleyelim mumlarına sönsün, yatsıya kadar dahi beklemesin… Üfleyin, söndürün bir koluna ama bu şamdanın diğer altı kolu daha var… Peki ne yapmalı… Akıl erbabına, vicdan ehline, memleket sevdalılarına ne yapmaları gerektiğini ve akılsızlara, vicdansızlara ve memleket düşmanlarına da ne yapmamaları gerektiğini Milli Çözüm olarak yıllardır yazdık, çizdik ve anlattık. Dediklerimiz çıktı, bundan sonrakiler de tek tek çıkacak… Anlayan anladı, anlamayan anlayamadı… Lakin bu sefere düşündüm de hep akıllılara anlatacak değiliz ya birazda kuş beyinlilere anlatalım, hem de bir kuş beyinlinin sözlerinden….
[b][i]
Bir kuş, kanadını bir sofînin kırdığından şikâyet ile Hz. Süleyman’a gelir. Hz. Süleyman da o ku-şun şikâyetçi olduğu sofîyi huzuruna getirtip sorar:
Bak, bu kuş senden şikâyetçi. Niye kırdın kanadını?
Sofî kendini savunur:
Sultanım, Allah bu mahlûkatı âdemoğlunun emrine musahhar kılmıştır. Ben bu kuşu avlamak istedim. Yine de ona kaçması için fırsat verdim, fakat o bekledi. Adeta “gel beni tut, ne istiyorsan yap” dedi. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacakken kaçmaya çalıştı. O esnada da kanadını incittim.
Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner:
Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Neticede sen kendini savunabilirdin. Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun.
Kuş itiraz eder:
Efendim, avcı olsaydı o zaman hemen kaçardım. Ben onu sofî kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Bundan bana zarar gelmez diye düşündüm.
Hz. Süleyman bu savunmayı beğenir ve kuşu haklı bulur. Kısasın yerine gelmesi için “sofînin kolunu kırın” diye emreder.
Kuş o an: Efendim, öyle yapmayın!
Ne yapayım?
Efendim, bunun kolunu kırarsanız, kolu iyileştikten sonra aynı şeyi yine yapabilir.
Peki, ne yapalım?
Siz bunu sofî kıyafetinden, cübbesinden ( dini kisvelerinden) sıyırın! Sıyırın ki diğer kuşlar benim gibi aldanmasın!
[/i][/b]

Hikaye bu kadar….

Kuş beyinli der geçeriz… Ama bir kuş dahi bu kötükleri işleyen kimselerin kolunu kanadını kırsanız da o kolun yarın iyileşeceğini ama o uyduruk sofinin yarın din kisvesi ile, takva görüntüsü ile bir başka kuşları(!?) avlayacağını o kuş kadar aklı ile bildiği için kendi nesline bu tip insanlardan zarar gelmesin diye önlem alıyor ve asıl tehlikenin ellerde, ayaklarda değil, insanları ve dahi kuşları kandıran münafık kimselerde ve sahip oldukları hak için değil zulme hizmet için kullandıkları makamları, siyasi güçleri ve iktidarları olduğunu anlıyor ve kendince hepimize ibret almamız gereken bir ders veriyor… Keşke bu kuş kadar akıl bazılarımızda da olsa!?. Akıl akıldır, en azından bu kuş kadar akılları olsa!…

AŞAĞI-YUKARI
Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.
“Aşağıdan yukarıdan,
Yolun sonu görünüyor”

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
14
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...