Vecdi Gönül, Oğuzhan Asiltürk ve FETÖ Cemaati
Mehmet Vecdi Gönül Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni 1960’ta tamamladı. Çeşitli yerlerde kaymakamlık yaptı. 1970’te İçişleri Bakanlığı bünyesine katıldı. Özlük işlerinde görev aldı. Sonra Kaliforniya’da Mülki İdare Amirliği konusunda master yaptı. 1972’de Mülkiye Müfettişliği görevine atandı. 1975 yılında Kocaeli Valiliği’ne tayini çıktı. 1977’de ise Emniyet Genel Müdürü yapıldı. (Arkasında Oğuzhan Asiltürk vardı) Bir yıl sonra Merkez Valiliğine alındı, ancak bir yıl sonra da Ankara Valisi olarak yine işinin başındaydı. Ertesi yıl tekrar Merkez Valisi yapıldı. Ardından YÖK üyeliğine atandı. Buradan da İzmir Valisi olacaktı. Yıl 1984’ü gösteriyordu! Sanıyorum 4 yıl kadar İzmir’de görev yaptı! Buradan ayrıldığında İçişleri Bakanlığı Müsteşarı’ydı… YÖK dışında Sayıştay’da görev aldı. Siyaset meraklısıydı. Kocaeli’nden Meclis’e taşındı. Sonra aynı yerden tekrar vekil seçildi, yine Meclis’teydi. Sonra Antalya’dan geldi! Belki en uzun süre Milli Savunma Bakanlığı yapan isimdi… Çok sevilen ve sayılan birisiydi. Hem Mülkiye’de hem de görev yaptığı yerlerde herkes övgüyle söz ederdi.
İzmir Valisi olarak görev yaptığı yıllarda, Pensilvanya burada kök salıyordu (Vecdi Gönül FETÖ’ye sahip çıkıyordu). Darbe sonrası ve öncesi bir el onu koruyordu. İstanbul’a gelmeden önce güç topladıkları yer İzmir oluyordu. Kimse onlarla ilgili bir engelleme yapmıyordu. İbrani kökenli aileler, masonluğu kente getiren kişilere destek olurken kimse “Bunlar ne yapıyordu?” diye sormuyordu! Örneğin: İzmir Muhterem (Mason) Locası’nın ilk Üstad Muhteremi, sonra sekreteri olan Hamdi Nüzhet Çancar ve (Sabataist) çevresi, Feto Cemaatinin Himmet paralarını yöneten insanların başında geliyordu. (İsrailli istihbaratçı) Davit Pardo gibi isimler de işin içinde bulunuyordu. İlaç dağıtım şirketi olan eczacı aileler, paraları bir yerden bir yere götürüyordu! Yönetim bunlardaydı. İbrani kökenli aileler, Pensilvanya’yı Sabetay Sevi’ye benzettikleri için sevgi duyuyor ve sahip çıkıyordu.
Sabatay Sevi de vaazlarında ağlıyor, düşüp bayılıyor, transa giriyordu!? Evet, İzmir’i anlamadan bu yapıyı çözmek çok zordu. Devletin içinden gelen desteği bilmeden temizlik operasyonlarını sağlıklı yürütmek imkânı yoktu. Vecdi Gönül İzmir’de görev yaparken, bunlarla bir teması olmuş muydu? Gönüllü mü yapıyordu yoksa kol kanat açmak zorunda mı kalıyordu? Ya da hareketin büyümesi için bilerek yol mu veriyordu? Cevap Vecdi Bey’de… İçişleri Bakanlığı’nda görev yaptığı yıllarda kadrolaşma yolunda adımlar atılıyor muydu? Belli isimlerin önü açılıyor muydu? Birileri, “görmezden” geliniyor muydu?
Vecdi Bey konuşsa, bence çok şey daha sağlıklı bir bünyeye kavuşurdu. Belki konuştu biz bilmiyoruz, ama Abdullah Bey’in Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklamadan önce Cemaat, Vecdi Bey’i istiyordu. “Asker Böyle İstiyor!” diye de ters köşe yapılıyordu! Ufuk Güldemir’in televizyonunda Cemaatçi olduğu bilinen isim Perde Arkası bilgi vermek için bağlanıyor ve “AKP’nin Cumhurbaşkanı adayı Vecdi Gönül’dür!” diyordu. Ve unutmayalım ki, Vecdi Bey İzmir’e Vali olarak giderken de, Genelkurmay Başkanı Necdet Üruğ Paşa’dan izin alıyordu. Evet, başka bir görev almaktansa, İzmir’e gitmesini isteyen Üruğ Paşa oluyordu! (Cemaatin) Emniyet’teki örgütlenmesinin kökü de İzmir’e dayanıyordu! Et-Balık Kurumu’nda görev yapan Emniyet İmamı İzmirli polis müdürleriyle yürüyordu. İsimlere girmek istemiyorum, bilen biliyordu. İşte bu Vecdi Bey’e yol verenlerden birisi de Oğuzhan Asiltürk Beyefendi idi, Valilik galiba (O’nun sayesinde) böyle geliyordu. Korkut Özal Bey de, çok destek oluyordu!
O dönem İzmir’de görev alan ve önü açılan Emniyetteki isimlere iyi bakmak gerekiyordu. Bilerek ya da bilmeyerek o yıllarda İzmir’de bir maya atılıyor (FETÖ şebekesi devlete yerleşiyordu). O dönem orada görev yapanlar gözden kaçırmış olabilir; ama o yıllarda orada ne olduysa bu Yapı giderek büyüyordu! Gözden uzak tutulmaması gereken nokta buydu! Hem bunca yıl Milli Savunma Bakanlığı neden hep Vecdi Bey’e nasip oluyordu?”[1] Aynı zamanda Türksat Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürütüyordu.
Bu çarpıcı ve ufuk açıcı gerçekleri bizler yazmış olsak, bazıları “önyargılı ve kasıtlı bir yaklaşım” zannına kapılırdı. Ama “1974’lerden beri İzmir merkezli ve sabataist destekli FETO Cemaat yapılanmasının temellerinin; Vecdi Gönül’ün Valilik yıllarında atıldığını, Vecdi Gönül’ün ise Oğuzhan Asiltürk ve Korkut Özal tarafından atandığını ve kollandığını”, Sn. Erdoğan’ın hararetli yandaşlarından bilgiç, kulağı delik, derin ve gizli bilgi ve belgeler kendisine eriştirilen bir yazarın gündeme taşıması oldukça anlamlıydı. Demek ki Oğuzhan Asiltürk ve Korkut Özal gibileri, sadece Milli Görüş’te değil, tüm Devlet kademelerinde, dindarlık görüntüsüyle, sabataist teşkilatlanmanın ve paralel yapılanmanın yerleştirilmesi gayesi ile görevlendirilmiş insanlardı. Ve zaten Recep T. Erdoğan ve Yenilikçi ekibinin kışkırtılarak Milli Görüş’ten kopmalarını kolaylaştıran da Oğuzhan’dı; Ama bu görevini ters tepkiyle,yani Erbakan Hoca’ya bağlılık görüntüsüyle yapmışlardı.
Şimdi SP’nin yeni bir kongreye hazırlandığı günlerde, bu gerçekleri bir daha hatırlatmamız ve Milli Görüşçü kadroları uyarmamız lazımdı. Zira Oğuzhan Asiltürk gibileri, takdirin cilvesi ve büyük davaların “dengeleri gözetme mecburiyeti” gereği, Milli Görüşçülerin imtihanıydı.
1- İnancımızın temel kuralları, davamızın hatırı ve Aziz Hocamızın manevi mirası ve en başta Allah rızası için, Oğuzhan Asiltürk’ün bu açık tahribatlarına karşı çıkacak olgunluk ve sorumluluktaki yürekli insanlarımız ortaya çıksındı.
2- Bütün uyarılar yapıldıktan ve gerekli girişimler-tedbirler alındıktan sonra da, her şeye rağmen Milli Görüş’ün tek adresi ve temsilcisi olan Saadet Partisi’ne sahip çıkmak, bu Hak davada sadık ve sağlam kalmak lazımdı. İşte İmtihanı kazanmanın sırrı bu iki maddede saklıydı.
Yeni Kongre hazırlığı ve Milli manevi sorumluluklarımız!
Ekim 2016’da yapılacağı açıklanan SP Büyük Kongresi hazırlıklarını Milli Gazete’ye değerlendiren Oğuzhan Asiltürk, 5 dakikalık konuşmasında 5 kere “Mevcut görüntüyü değiştirmekten ve yeni bir görüntü ile toplumun karşısına çıkma gereğinden” dem vurmuşlardı. Bu sözleriyle Sn. Mustafa Kamalak’ın uygun ve dolgun bir görüntü veremediğini, SP’nin bu yüzden gerilediğini, imaya çalışmıştı. Oysa, bu tespit ve teşhiste kısmen doğruluk payı bulunsa da, SP vitrinindeki ve Milli Görüş Merkezi’ndeki asıl görüntü kirliliğini oluşturan; topluma umut ve heyecan aşılamak bir tarafa, onları daha da kızdırıp kaçıracak kasıtlı ve kışkırtıcı tavırlar ortaya koyan bizzat Oğuzhan Asiltürk ve adamlarıydı. Davul Mustafa Kamalak’ın boynunda ama tokmaklar Oğuzhan’ın ve adamlarının elinde bulunmaktaydı. Bu şartlarda ve standartlarda seçilecek yeni Genel Başkan da “vitrin mankeni ve Oğuzhan’ın sekreteri” olmaktan öte hiçbir anlam taşımayacaktı.
Şu hale bakın; teşkilatlardaki sadakat ve kanaat ehli bütün il ve ilçe başkanlarını ve Genel Merkez elemanlarını, “Milli Çözüm’e ilgi duymaktadır”, “Erbakan Vakfı’na yakın durmaktadır”, “Oğuzhan Beye biata yanaşmamaktadır” gibi bahanelerle Parti’den uzaklaştıracaksınız… Yeni Genel Başkan adayını ve MKYK kurmaylarını tavsiye ve tespit istişaresini tek bir merkezde ve kendi kontrolünüzde yapıp, muhalif hiçbir teklife fırsat tanımayacaksınız… Daha önceden “Kukla Genel Başkan” olarak birilerini kararlaştırdığınız halde, usulen ve samimiyetsizce, katılımcılara 5 aday yazdıracaksınız… Sonra da “Geniş tabanlı ve serbest tartışmalı bir istişare sonucu filan kuklayı aday yaptık!”diye riyakarlık yapacaksınız!? Ya hu, önce kalkıp “Ben zaten biat almış ve bütün yetkileri elinde toplamış bir makamdayım. Gerçekte ayrı bir Genel Başkana İhtiyaç olmasa da, resmen ve siyaseten böyle göstermelik ve vitrinlik bir mankene ve günah keçisine gerek duyulmaktadır. Yapılan kongre ve seçim tiyatroları bu maksatladır!” itirafında bulunacak kadar metin ve mü’min bir tavır elbette takınamayacaksınız…
Ve ey Milli Görüş’ün hem imani onurlu hem de tarihi sorumlu kahramanları! Siz bu günden itibaren; a) Kur’an ve Sünnet çizgisinde sadık ve donanımlı, b) Erbakan Hocamızın Adil Düzen projelerine ve Cihad prensiplerine vâkıf ve bağlı, c) Milli Görüş’e çöreklenmiş “parazit yapı”ya karşı da tutarlı ve oturaklı şahsiyetleri öne çıkarıp, aday yapılmaları için çalışınız… Netice Allah’a aittir, boş kuruntulara kulak asmayınız.. Ha, “Böyle bir ZAT hiç yok ki!?” diyorsanız -ki o takdirde yanılmaktasınız- öyle ise zaten peşinen bitip tükendiğinizi açığa vurmaktasınız!…
AKP’nin dış politikadaki korkunç yanlışlıkları, ekonomik ve ahlaki tahribatları, FETÖ’cü bahanesiyle yaptığı haksızlıkları, TSK’ya yönelik çok ciddi ve endişe verici tahribatları karşısında maalesef muhalefetin de tutarsız, duyarsız ve yetersiz tavırları, toplumu yeni ve ümit verici arayışlara zorladığı böyle bir ortamda, Oğuzhan Asiltürk’ün kasıtlı bir riyakarlıkla ve bir tarikat şeyhi havasıyla giriştiği dindarlık edebiyatıyla hiçbir yere varılamayacağını artık anlamış olmalısınız!.. Saadet Partisi’ni ve Milli Görüş – Adil Düzen projelerini, yeniden huzur ve kurtuluş reçetesi, refah ve selametin tek adresi olduğunu halka anlatacak, inandıracak, camiamıza tekrar azim ve heyecan kazandıracak kadroları işbaşına taşıyınız ve artık sorumluluklarınızı kuşanınız!..
Halâ Oğuzhan Asiltürk’ü Anlamamak Saflıktır!
Kaçak oynamak değil, açık konuşmak zamanıdır
Hatırlayınız, 20 Mart 2012 tarihinde ÇAY TV. Bakış Açısı programına katılan Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak’ın, “üstadım” diye iltifatlar yağdırdığı Abdurrahman Dilipak gibi şarlatanların; “cihat paralarıyla alınan malları zimmetlerine geçirmekle suçlanan, Erbakan’ın çocuklarıyla ilgili, kasıtlı ve saptırıcı soruları karşısında, Oğuzhan Asiltürk’ü aklayıcı, hatta haklı çıkarıcı tutarsız tavırları….. Ve rahmetli Hocamızı töhmet altında bırakacak kaçamak yanıtları”, tam anlamıyla mide bulandırmakta ve kendisine umut bağlayan gönüldaşlarımızı hayal kırıklığına uğratmaktaydı. Hayret ki hayret, bir etiket uğruna bunca hakaret ve hıyanete nasıl sessiz ve tepkisiz kalınırdı?! Eh, ne diyelim, Oğuzhan gibi lidere işte böyle bir gölge yakışırdı.
Milli Gazete Kulis Ankara’da Mustafa Yılmaz yazmıştı: Musa Saffet Bayramaşık’ın asıl adı Mois’miş!
Musa Saffet Bayramaşık adına ilk kez Süleyman Arif Emre Bey’in hatıralarında rastladım. Milli Nizam Partisi kurulduktan bir süre sonra; ısrarla Erbakan Hoca ile görüşmek ister. Sonunda kendisine randevu verilir. Görüşmede Bayramaşık; Musevi asıllı olduğunu ve “Amerika’daki Musevi Cemaati” adına geldiğini söyler. Talebi nettir: “Amerikan Musevileri, Milli Nizam Partisi’nin İsrail karşıtı söylemlerden vazgeçmesini istemektedir.”(Bize aynı dönemde, Ankara’daki parti seminerlerinde anlatıldığına göre; Saffet Bayramaşık’ın istediği bir değil üç tanedir. Birincisi söylenmiş, ikincisi: “Parti programından, Masonlar üye olamaz” kaydının silinmesi, üçüncüsü ise: “Görünüşte mücahit muttaki bilinen, ama gerçekte Yahudi ve Ermeni dönmesi olan bazı kişilerin Erbakan’ın yakın çevresine yerleştirilmesine müsaade edilmesidir. (A.A.) Sonra mı? Ardından, Milli Nizam Partisi, Türk siyasetinin en kısa ömürlü partilerinden biri olarak tarihe geçer. Çünkü bu görüşmenin üzerinden daha bir ay geçmeden parti Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılır. Aynı isme daha sonra Nihal Atsız’ın mektuplarında denk geldim. Atsız, bir dostuna yazdığı mektupta şunu soruyor:“Karayım Türkü olduğunu iddia eden, Musevilikten dönüp şimdi Müslüman olan ve Musa Saffet Bayramaşık adını alan şahsı tanıyor musun? Bana geldi. Fakat herkes ona şüpheli şahıstır diyor.”
Bitmedi; geçenlerde,ilahiyat haberdiye bir sitede ilginç bir röportaj gördüm. Röportajda İlahiyatçı Mahir Durmaz ilginç bir hatırasını anlatıyor. Ben özetliyorum: “1975 yılında müftü iken Şişli’de büyük bir evde toplantıya çağrılmış. Toplantıda; “Musevi Hahambaşı David, Rum Patrikhanesi’nden Athena Goras’ın yeğeni ve bazı devlet ricali varmış. Evdeki toplantıda, ‘Üç semavi dinin ortak yönleri ile ilgili uzun konuşmalar’ yapılmış. Peki, bu ilginç toplantının ev sahibi kimmiş? “Musa Saffet Bayramaşık!”
Şimdi durup dururken bunu niye mi yazdık?
Röportaja göre Musa Bayramaşık’ın gerçek adı Mois’miş! Ne kadar ilginç… Munis Tekinalp’in gerçek adı da Mois’di. Hani şu; Tekin Alp adıyla Türk Ruhu kitabını yazan adam! Türkiye’de Munis oluyordu, Amerika’da Mois? Bu durumda insan sormadan edemiyordu: Acaba yakın tarihimizde adını Musa ya da Munis olarak bildiğimiz daha kaç tane Mois vardı ve halâ hangi makam ve pozisyondalardı?”[2]
Mustafa Yılmaz’ın sorularına iki soru da biz katalım:
1- Milli Görüş kurmayları arasında da bu tiplerden bulunmakta mıydı? Veya Milli Görüş gibi Siyonizm’in en tehlikeli saydığı bir oluşum başıboş bırakılır mıydı?
2- Bütün partilerin toptan yasaklandığı 12 Eylül darbesine kadar, Erbakan’ın büyük değişiminin temellerini attığı Milli Selamet Partisi niye hemen kapatılmamıştı?
İşte 21 Şubat Konya Programıyla ilgili 23.02.2012 tarihinde temin ettiğimiz canlı yayın görüntüleri ve Asiltürk’ün iftiralarla dolu o TV konuşması:
Bir katılımcı soruyor: 11 Eylül 2011 Pazar günü SP Bursa İl Teşkilatında düzenlediğiniz toplantıda “Erbakan Bey, zeki bir kişiydi, borçlarının evlatlarına kalacağını bildiği için davaya ait bütün taşınmazları oğlunun ve damadının üzerine kaydetti” diyorsunuz. Burada ise Erbakan’ın üstün meziyetlerinden bahsediyorsunuz. Bu yaptığınız ikiyüzlülük değil mi ve sahtekârlık olmuyor mu?
Oğuzhan Asiltürk’ün cevabı: “O söylediğim de gerçekti, bu söylediğim de gerçektir…”
Farklı bir katılımcı sesleniyor: “O söylediğinin neresi gerçek! Cihat malını zimmetine mi geçirdi Hoca?”
Oğuzhan Asiltürk: Evet! (hemen lafını değiştirip bağırarak)… Hayır! Hoca değil… Ama, Hoca’nın çocukları zimmetine geçirdi!
Daha sonra canlı yayın kesilerek reklâm giriliyor ve bu soruları soran gençler apar topar oradakiler tarafından zorla salondan çıkartılıyordu. Ve tabi Oğuzhan Asiltürk, bu sözleriyle ve binlerce Milli Görüşçü önünde:
“Erbakan Hoca’nın cihat paralarıyla mal mülk alıp kendi üstüne tapuladığını, ölünce de hepsinin miras olarak çocuklarına kaldığını, şimdi Fatih ve Elif Erbakan’ın da bunların üzerine yattığını”açıkça ilan ve iftira ediyordu… Yani “Hoca bunları kendi üstüne tapu etmeseydi, çocukları da zimmetine geçiremeyecekti” demeye getiriyordu.
Şimdi şunları sormak gerekiyordu:
1- Oğuzhan’ın iddiasına göre, Erbakan Hoca cihat paralarını mala çevirip kendi üstüne yapmasaydı, bugün çocuklarına miras kalmayacaktı. Çocuklarının ise, babalarından kalan mirasın nasıl kazanıldığını bilmeleri ve hele Rahmetli babalarından şüphe etmeleri imkânsızdı. O halde “bu mallara el konulmasın ve cihat paraları zayi olmasın diye bunları güvenilir bir heyet yerine kendi üzerine alması” bile Erbakan için oldukça yanlış ve yakışıksız bir davranış sayılmaz mıydı?
2- Hoca, hâşâ bu denli duyarsız ve tutarsız bir insan mıydı?
3- “Nasıl olsa çocuklarım, davanın hakkını gasp etmezler” diye düşünmüşse ve iddialara göre şimdi çocukları da bunları vermediğine göre, Rahmetli Hocamız, öz evlatlarının bile karakterini tanımayacak ve beytülmal konusunda bu denli tedbirsiz davranacak kadar saf mıydı?
4- Tamamen iftira olarak hazırlandığı ve çocukları üzerinden Hoca’nın suizan altında bırakılıp camiamızın kafasının karıştırıldığı çok açık olan bu iddialar doğru ise, Oğuzhan Asiltürk sağda solda fesat çıkarıp kin kusacağına, elinde de belgeleri ve şahitleri varsa, dava parasını kurtarmak için hukuki yollara niye başvurmazdı?
5- Haydi O yalan uydurup iftira atıyordu, peki çocukları niye bu haksız ve ahlaksız isnatları susturacak girişimleri bir türlü başlatmazdı? Üstelik Erbakan Vakfı’nın Kurmay takımının önemli kısmı, aynı zamanda Genel Merkezin ve Oğuzhan Asiltürk’ün de has adamlarıydı! Bu nasıl bir tezgâhtı, kim kimi kullanmaktaydı? Bu Parti-Vakıf çatışmasının Allah rızası ve dava hatırı için olmadığı açıktı; Aziz Hocamızın ilmi projelerine ve siyasi hedeflerine hizmet amacı taşımadığı da ortaya çıkmıştı. Demek ki bütün kavga maddi mirasından pay kapma yani ganimete konma hesabıydı. Yazık bir sürü saf insanımız, hiç yoktan davadan uzaklaşıp başıboş kaldığından AKP’ye kaymaktaydı!
6- Ve Türkiye’deki marazlı ve Masonik medya, Milli Görüş’e sızdırdıkları has adamı olan Oğuzhan’ın yıpranmaması için mi, bu gelişmeleri uzun zaman duymazdan gelip gündeme taşımamışlar, ardından da, şeytani bir kinle Erbakan Hocayı suçlamak için kullanmışlardı? Kendisi evli olduğu halde ve yine resmen evli olan ve kocasından ayrı yaşayan sekreterini alıp evine götüren dönemin Adalet Bakanı arkadaşının bu uçkur kazasını da, malum medya niye haber bile yapmamıştı!? Çünkü bunları yazmak, elbette Erbakan’ı zora sokardı, ama Milli Görüş’teki kendi ajanları da deşifre olacaktı!
7- Şimdi iman, iz’an ve insaf ehli lütfen söylesindi: Oğuzhan Asiltürk, özel ve yabancılara kapalı bir mekânda istişare mi yapmaktaydı, yoksa herkese açık bir ortamda ve milyonların izlediği TV ekranlarında, Erbakan Hoca ve çocukları aleyhinde suizan oluşturup dolaylı iftira mı atmaktaydı?
Milli Çözüm sayesinde boyası dökülüp foyası açığa çıkan Oğuzhan Asiltürk: “Biz bunları istişare maksatlı konuştuk” yalanı ve kıvırtmasıyla hangi safdirikleri kandıracak ve hangi gayretsizlere “mazeret” olacaktı? Bu tıynetsiz tiplerden lider değil, Hak davaya asker bile çıkmazdı. Üstelik bu bay Oğuzhan, neden bu asılsız ithamlardan ve kasıtlı isnatlardan sonra, çağırıldığı savcılığa gidip, “Bu ifadeler, yanlış duyumlardan kaynaklanan hatalı iddialardır, ben yanılmışım..!” diyerek kustuklarını yalamıştı!?
Kuran’a göre iftiranın ve ona karşı susanların cezası
Nur Suresi:
12- Onu (masum kadın ve erkeğe iftira suçunu) işittiğiniz zaman, erkek mü’minler ile kadın mü’minlerin kendi nefisleri (vicdanları) adına hayırlı bir zanda bulunup: “Bu, açıkça uydurulmuş iftira ve yalandır” demeleri gerekmez miydi?
13- (Bu asılsız ve kasıtlı iddiaları ortaya atanlar, bunları ispatlamak üzere) Ona karşı dört şahit getirmeleri lazım gelirdi. Şahitleri getirmediklerine göre, artık onlar Allah katında alçak yalancıların ta kendileridir.
14- Eğer Allah’ın dünyada ve ahirette sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız dedikodudan (ve bu iftiralara sessiz ve tepkisiz kalmaktan) dolayı size büyük bir azap dokunuverirdi.
Bu yazıyla ilgili bir okurumuzun önemli ve isabetli yorumu:
Milli Çözüm’ün sağlam tespitleri; Yazar Hasan Bağgülü, Şubat 29, 2012
Bu yazının yayınlanmasından bir hafta sonra Fatih Erbakan, Fatih Altaylı’nın Teke Tek programına çıkıp:
“Şu anda o partinin (HAS PARTİNİN) içerisinde de, ona oy veren kesimde de pek çok insan, gerçekten de umduğunu bulamamışlardır. Erbakan Hoca’nın özellikle vefatından sonra, yeniden Erbakan Hoca’ya olan sevgileri, bağlılıkları depreşen pek çok kimse bize de ulaşarak, bizim partimizdeki büyüklerimize de ulaşarak, aslında yeniden bir araya gelmek istediklerini ifade ediyorlar. Biraz önce değindiğim gibi; diğer partilerden de, AKP’nin içerisinden de, bütün Milli Görüş kökenli partilerden de hepsini bir araya toplayarak; Erbakan Hoca ve Milli Görüş ortak paydası altında buluşarak yeni ve güçlü bir hareket olarak ortaya çıkılması çok faydalı olacaktır diye düşünüyoruz” gibi laflar ediyordu. Bunun üzerine herkesin aklına şu sorular takılıyordu:
A- Fatih Erbakan, Rahmetli Babasına bin türlü hakaretle hıyanet edip ayrılan HAS Partililerle ve yine AKP’li döneklerle birleşip SP’den koparak yeni bir oluşum peşinde miydi?
B- Olaylar Ahmet Akgül Hocamızın, aylar öncesinden uyardığı ve yukarıdaki yazıda da anlatıldığı gibi geliştiğine göre, Milli Çözüm’ün bu feraset ve önsezisine saygı duymak ve şapka çıkarmak gerekmez miydi?
C- Hem şahsına, hem davasına, hem de babasına; “Cihat parasını zimmetine geçirmek gibi” iftiralar atan Oğuzhan Asiltürk’e karşı net bir tavır alamayanlar, hatta halâ gidip birlikte el kaldırmaktan sakınmayanlar, acaba HAS Partiye ve AKP’ye giden kaşarlanmış kaypaklar arasında, hangi hayırlı ve başarılı hizmetleri yürütebileceklerdi?
D- Daha sonra Bursa’da bir gazetecinin: “Saadet Partisi YİK Başkanı Oğuzhan Asiltürk’ün İstanbul’da (ve Konya’da), Necmettin Erbakan’ı anma gecesindeki konuşması sırasında salonu boşalttılar, bunun sebebi parti tabanının size olan teveccühü mü, yoksa Oğuzhan Asiltrük’ün, ailenizin hakkında yaptığı iddialar mı?” sorusuna:
“Babamın arkadaşıdır, aykırı bir şey söylememiz çok doğru olmayacaktır. Kendileri 40 sene boyunca birlikte çalışmışlardır. Dolayısıyla onlar bizim büyüklerimiz konumundadır. Yaşlıların bilgileri ve tecrübesi, gençlerin de dinamikliği ile biz yolumuza devam edeceğiz. “Babamın bir sözü vardı, “Ah, yaşlılar yapabilse, gençler de bilebilse?” diyenlere sormak gerekirdi:
Peki daha önce, milleti defalarca evine toplayıp “Bunlar haindir, müfteridir. Davamızın, camiamızın ve teşkilatımızın bir saat bile olsa bunların eline terk edilmesi asla doğru değildir” derken, aklınız ve vicdanınız neredeydi? O gün mü, nefsi ve fevri hareket etmiştiniz, yoksa şimdi mi yan çizmekteydiniz?
E- Bu çirkin iddialarla ilgili, avukatları eliyle sözde tekzip yayınlayanların; asıl iftiraları atan Oğuzhan Asiltürk’e tek kelime değinmeyip, hatta bir nevi sahiplenip, sadece bu konuyu gündeme taşıyanları suçlu ve sorumlu gösterme çabaları, nasıl bir vicdan göstergesiydi ve nasıl bir psikolojiydi? Oysa nifak ve iftira ekibi, Milli Çözüm Dergisinin duyarlı ve cesur tavrı üzerine, tükürdüklerini yalamaya ve geri adım atmaya mecbur edilmişti. Halâ Milli Çözüm sitesindeki, Oğuzhan’ın Konya hakaretleri, nasıl silinip temizlenecekti?
Oğuzhan Asiltürk’ün “Zeynep Erbakan Hanımefendiyi, SP Hanım Komisyonları Başkanı yapıp, diğer kardeşlerine karşı kışkırttığını ve Erbakan ailesini birbiriyle boğuşturmaya çalıştığını yazan Milli Çözüm uyarılarını dikkate almayanların, bugün mahkeme kapılarında “Miras Kavgası” peşine düşmesi, hem kendileri hem de camiamız için en azından “mahcubiyet verici” değil miydi? Hala Oğuzhan’ın ve takımının hıyanetlerini fark edemeyen ve cesaretli bir tavır sergilemeyen kimselerden, dava için ne beklenirdi?
[1] Takvim, 17 Eylül 2016, Ergün Diler, İzmir Şifresi
[2] 22 Şubat 2012, Milli Gazete

Son İmtihana Giriş
Saadet Partimiz son imtihana girmeye hak kazananların partisidir. Son imtihan konusu Oğuzhan Asiltürk fitnesi karşısında Hak’tan taraf olup hakkı haykırabilmektir. Oğuzhan Asiltürk’ün Erbakan Hocamıza hırsız iftirasına rağmen Oğuzhangirlik yapanlar Helak olacaklardır. İmtihanı kaybedeceklerdir.
Derdimiz az ama özgül ağırlığı yüksek olan 300.000 kalan sadık Milli Görüş erlerinin Adil Düzeni bilen ve iman eden bir liderle çelikleşip yeni bir dünya kurmasıdır.
Uhuvvet yerine ayrımcılığı körükleyen sözde YİK Başkanı Oğuzhan Asiltürk Milli Görüşçüleri bilinçli olarak ötekileştirmekte ve Erbakan Vakfı’na kaçırtarak oradan da yanlışlıklar yaptırıp Akp’nin kucağına itmektedir.
Siyonizmin oyununa gelmemeli, Oğuzhan Asiltürk’ün ihanetlerinin farkına varmalı, Fatih’in ve zihniyeti Akplileşen Vakıfçıların hatalarını görmeliyiz. İFerasetli olmalıyız. Ümmet Adil Düzeni tüm ayrıntılarıyla bilen ve iman eden, vizyonu ve deneyimi olan bir genel başkan beklemektedir. Adil Düzen bilmeyen genel başkan ve yik başkanı hiçbir şeye çözüm değildir. Bilakis İslam davasına engel ve geciktirici bir unsurdur..
Bir kişinin Partide görevli olması Milli Görüşçü olup olmadığına ölçü değildir.
Kaldı ki bu teşkilat partide görev alıp Hocamıza ve davamıza ihanet içinde olanları ve buna göz yumanları da görmüştür.
Milli Görüşçüler samimi olarak uyarılarımızdır, artık bu firneden uyanma vakti gelmiştir. Son imtihan trenini kaçırmak, tarafsız kalıp izlemek veya batıla tarafgirlik yapmak İslam Davasına birşey kaybettirmez ancak sizin dünya imtihanınızın kaybına sebep olacaktır. Eğer Oğuzhan Asiltürk son seçimde AKP ile anlaşsaydı Akp’ye oy verilecekti. Fikren akp li yapılan (bazı vakıflılar)tabanla birlikte fiilen tüm sadıklar akpli yapılacaktı. Zorla kendini YİK başkanı seçtiren Oğuzhan Asiltürk kendisine biat etmeyeni teşkilattan attırmıştır. Teşkilatta Çelikleşme yerine ötekileştirme vukuu bulmuştur. Bilinçli bir stratejiyle huysuzluklar yapıp teşkilat mensuplarını Akp’nin kucağına itmiştir. Erbakan Hocaya cihad paralarını zimmetine geçirip çocuklarına miras bıraktı diyerek iftira atmıştır. ÖzdenOğuzhan yönetimindeki, sözde Kamalak yönetimindeki Saadet Partisi FETÖ’ye olmadık zamanda sahip çıkıp sonra aldanmışız diyerek özür dilemiştir. Olmadık zamanlamayla PKK partisi HDP ile bayramlaşmaya gidilip milli duyguların kabardığı böyle kritik bir dönemde partimiz bilinçli olarak kötülermişlerdir. Bunların delalet değil ihanet cinsinden yapılan hareketler olduğu şuurlu milli görüşçülerce fark edilmektedir. Ayrıca Numan faciasını da bir başka ihanettir. Peki bu Numanı da Oğuzhan ve Şevket Kazan getirmemiş midir?Numan bunlara rağmen Partinin başına oturtulmuş olduğunu sanmak saflıktı. Bu adamların derdi dava değil, Milli Görüş davasına beton dökmektir. Bunlardan ne anlamanız gerekiyor? Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Adil Düzen hakkında 1 sayfa yazı yazamayan Oğuzhan Asiltürk’ün hıyanetleri ortadadır. Bu ihanetleri görmemek hidayet kararmasıdır. Erbakan Hocamızın vasiyeti niteliğinde tüm Milli Görüşçülere ümit aşılayıp çelikleştirecek, Adil Düzen’i en ince ayrıntılarıyla bilen, Adil Düzen’e geçiş döneminin nasıl yaşayanacağına hakim, vizyonu, ilmi olan bir liderden yana olmak Milli Görüşçülerin üzerine sorumluktur. Bu vesileyle fitneci ve hain Oğuzhan Asiltürk’ün ihanetlerini görüp onurlu bir tavır sergileyerek Adil Düzeni bilen ve Adil Düzene iman eden bir lider seçmeleri camiamızın imtihanıdır.
Bizlere dava nedir, 10 dile çevrilen Adil Düzen kitabı ve seminerleriyle Adil Düzen nedir öğreten, Erbakan Hocamıza bir saldırı olduğunda takatimizin sonuna kadar tepki koymayı, onurlu olmayı öğreten Ahmet Akgül Hocamızdan Allah razı olsun.
Susan Kusandan Alçak…
Aziz Erbakan Hocamız 40 yıl Siyonizmi anlattı ama malesef özellikle Hocamızın vefatından sonra asıl Milli Görüşçülerin anlamadığını görüyoruz.
1-Siyonizm hiçbir zaman; İç işleri, Dışişleri, Adalet ve Savunma Bakanlıklarını boş bırakmaz. Siyonizm yıkılana kadar önce bu makamlara gelenlerden şüphelenmek gerekir.
2-Yazıdan da anlaşıldığı üzere Türkiye’de Fetö yapılanmasını sabateist cunta yaptırmış, Oğuzhan Asiltürk ve sabateist Korkut Özal Vecdi Gönül’e Fetö’nün önünü açacak makamlar lütfederek(!) Fetö yapılanmasının temellerini atmıştır. (Bu kapsamda milli hassasiyetli savcılarımızı Oğuzhan Asltürk’ü soruşturmaya davet ediyoruz.)
3-Yüzlerine baka baka Liderine hakaret edilen sözüm ona Milli Görüşçüler susarak bu necaseti kusandan daha aşağı olduğunu ispat etmiştir.
4-Erbakan Vakfı Erbakan Hocamızın milli manevi değerlerine sahip çıkmak üzere kurulduysa önce Oğuzhan Asiltürk’e bu iftirayı yutturacak davaların açılması lazımdır. Bu olmadığına göre bu vakıf yöneticilerininde oğuzhandan farkı yoktur.
5-Allah en büyük izzeti Hakkı Hakk bilip üstün tutmak uğruna kendinden vazgeçenlere verir. Şahit oluyoruzki bu seferde bu izzet ve şerefe Milli Çözüm nail olmuştur.
Allah sizden ebeden razı olsun ki Aziz Hocamızın isminin baş harfine bir söz söyletmiyor, hakkını sonuna kadar sabunuyorsunuz.
EY MİLLİ GÖRÜŞÇÜLER, BELKİ DE BU SON ŞANSINIZ EĞER NUR SURESİ 14. AYETİN MUHATABI OLARAK KALIP SONUNDA HELAK OLMAK İSTEMİYORSANIZ BU FIRSATI DEĞERLENDİRİN VE KONGREDE AHİRETTE HİÇBİR KARŞILIĞI OLMAYAN MAKAM VE MENFAAT UĞRUNA SUSMAYIP OĞUZHAN ASİLTÜRKE HAKKI HAYKIRIN. HAYKIRIN Kİ İZZET BULASINIZ…
Ahmet AKGÜL hocamız aynı zamanda ERBAKAN HOCAMIZA ”İNANAN TEK KİŞİDİR” .
Ahaber haber sitesinin sayfasında şöyle bir haber yayınlandı 02 Ekim 2016 Pazar günü.
‘’ Bakan Işık: [b]Füzeleri havada yakalayıp imha eden sistem geliştirdik.’’[/b]
[u][b]Kaynak:[/b][/u] http://www.ahaber.com.tr/gundem/2016/10/02/bakan-isik-fuzeleri-havada-yakalayip-imha-eden-sistem-gelistirdik
Bu ve bunun daha üstünlerini defaatle ERBAKAN hocamız 12-13 yıldır bu teknolojıleri yaptıklarını ve tatbikatlarını video gösterıleriyle anlatmıştı. Ama defaatle kaç kez anlattı. Anlattığına dair bazı vıdeolar dan örnekler şu linkte verelim izlemeyenler izlesin : http://www.necmettinerbakan.net/page.php?act=videoListe&katID=22&name=videolarla-erbakan-in-teknolojisi-ve-tsk-sevgisi
SADECE BU KONUYU ÖRNEK ALSAK BİLE YETERLİ DİYE DÜŞÜNÜYORUM. Yani Erbakan hocamız bu teknoloji harikalarıyla ilgili anlatımlarını tüm Milli Görüşçüler ve teşkilat mensupları dinlediler. Başta Oğuzhan Asiltürk (Durmuş Durduyan) denen zat başta olmak üzere….12-13 yıl boyunca Erbakan hocamız bu teknolojileri anlattığı halde SADECE AMA SADECE AHMET AKGÜL hocamız bu konuları konferanslarında, Milli Çözüm Dergisinde, Özel ve genel sohbetlerinde vb. yerlerde yazarak anlatarak boğazını yırtarcasına önemine binaen tüm gayretiyle azmiyle dirayetiyle canhıraşane bir şekilde ilan etti duyurdu. PEKİ BU TEKNOLOJİ HARİKALARINI AHMET AKGÜL hocadan başkaları neden anlatmadı hiç. ÇÜNKÜ AHMET AKGÜL’DEN BAŞKASI ERBAKAN HOCAYA VE ALLAH’A TAM OLARAK NE İNANDI NE DE GÜVENDİ… Bunun başka açıklaması yoktur. Peki bunun konumuzla alakası nedir denilirse: Konumuzla alakası şudur: Kim Allah’a Resulüne ve Ondan olan Emir sahiplerine itaat eder sadakat gösterirse, Allah’ta o kimsenin gören gözü konuşan ağzı işiten kulağı yürüyen ayağı olur yani kendisinden başka hiç bir şey den korkutmaz bilakis düşmanlarına korku salar ve hakikatleri haykırtır.
Bundan dolayı Oğuzhan Asiltürk gerçeğini Milli Çözüm ve onun şahsi manevisi AHMET AKGÜL hocamız deşifre etti edileceği kadar. Ama Milli Görüş Kadroları hala dirayetsiz bir şekilde sessizliğini neden koruyor derseniz işte problemin ana kaynağı : ERBAKAN hocayı ve dolayısıyle Kur’an-ı Kerimi anlayamamaktır.
Yukarıdaki yazıda da hatırlatıldığı üzere:
Şimdi SP’nin yeni bir kongreye hazırlandığı günlerde, bu gerçekleri bir daha hatırlatmamız ve Milli Görüşçü kadroları uyarmamız lazımdı. Zira Oğuzhan Asiltürk gibileri, takdirin cilvesi ve büyük davaların “dengeleri gözetme mecburiyeti” gereği, Milli Görüşçülerin imtihanıydı.
1- İnancımızın temel kuralları, davamızın hatırı ve Aziz Hocamızın manevi mirası ve en başta Allah rızası için, Oğuzhan Asiltürk’ün bu açık tahribatlarına karşı çıkacak olgunluk ve sorumluluktaki yürekli insanlarımız ortaya çıksındı.
2- Bütün uyarılar yapıldıktan ve gerekli girişimler-tedbirler alındıktan sonra da, her şeye rağmen Milli Görüş’ün tek adresi ve temsilcisi olan Saadet Partisi’ne sahip çıkmak, bu Hak davada sadık ve sağlam kalmak lazımdı. İşte İmtihanı kazanmanın sırrı bu iki maddede saklıydı.
SAYGILARIMLA!…
Necati abi konuyu çok güzel yorumlamış, gönlümüze ve hakikate tercüman olmuş. Allah razı olsun.
Necati abi konuyu çok güzel yorumlamış, gönlümüze ve hakikate tercüman olmuş. Allah razı olsun.
Sadece Fetö olayı Necati abinin ifade ettiği;
“Ey Milli Görüş’ün hem imani onurlu hem de tarihi sorumlu kahramanları! Siz bu günden itibaren;
a) Kur’an ve Sünnet çizgisinde sadık ve donanımlı,
b) Erbakan Hocamızın Adil Düzen projelerine ve Cihad prensiplerine vâkıf ve bağlı,
c) Milli Görüş’e çöreklenmiş “parazit yapı”ya karşı da tutarlı ve oturaklı şahsiyetleri öne çıkarıp, aday yapılmaları için çalışınız…
Netice Allah’a aittir, boş kuruntulara kulak asmayınız..
Böyle bir ZAT’ı görmek için MİLLİ ÇÖZÜM’e bakmak ve Ahmet AKGÜL’ü görmek yeterlidir!” HAKİKATİ ANLAMAMIZA YETMEZ Mİ?
Lütfen söyler misiniz; ERBAKAN Hocamızın mit raporlarına “Fetullah Gülen cemaati, CIA’nın Türkiye’deki en güçlü sivil toplum organizasyonudur.”[1] Yazdıracak kadar Feto yapılanmasına karşı büyük bir mücadele verirken, 28 Şubat’ta da Feto’nun taşeronluğu tartışılmazken, SP’nin genel başkanlığı için camiada ismi geçen şahısların, o günlerde Fetullah Gülen Cemaatine tavrı neydi? Oğuzhan’ın ve ekibinin tavrı nasıldı?
El Cevap:
ERBAKAN HOCAMIZIN FETO’YA KARŞI YÜRÜTTÜĞÜ KIRK YILLIK MÜCADELEYİ-DAVAYI, AHMET AKGÜL HOCAMIZDAN BAŞKA ANLAYAN VE BU HUSUSTA CANLA BAŞLA MÜCADELE VEREN, İKİCİ BİR İSİM YOKTU. Bu sözümüze tüm Milli Görüşçüler şahittir.
Peki, Milli Görüş’ün hem imani onurlu hem de tarihi sorumlu kahramanları; DAHA ERBAKAN HOCAMIZIN DAVASINDAN ve Mücadele ettiği mihraklardan HABERİ OLMAYAN FERASET YOKSUNLARI! Ya da bilinçli olarak Feto’ya karşı olmayanlar! NASIL ERBAKAN’nın MAKAMINDA OTURABİLİR! YA DA MİRASINA SAHİP ÇIKACAĞINI SÖYLEYE BİLİR?
Yine; 15 Temmuzdan önce, FETO’nun ihanetleri bir bir ortalığa saçılırken, Cemaati destekler konuşmalar yapan Genel Başkanımız ve onu destekler mahiyette sessiz kalan Oğuzhan Asiltürk aynı tavırlar içerisinde hareket eden Fatih bey değil miydi.? 15 Temmuz ABD menşeli FETO darbesinden sonra maalesef; her biri FETO’nun “terör şebekesi” olduğunu artık söylemeye başladır.
Peki, Milli Görüş’ün hem imani onurlu hem de tarihi sorumlu kahramanları; Davasını savunduğunu söyledikleri ERBAKAN’ın tüm uyarılarına rağmen; FETO’yu “15 Temmuz ABD menşeli FETO darbesinden” sonra anlayanlar;
ERBAKAN Hocamızın DAVASINI savunduklarını ve temsilcisi olduklarını nasıl söyleyecekler?
Bu feraset yoksunluğuyla nasıl Milli Görüşe Lider olacaklar?
Bu hainler, ERBAKAN Hocamızın makamında nasıl oturtulacaklar?
FETO gibi; Şevki, Arınç, Gül, Fazıl, Kazan, Cübbeli, Haydarbaş örneklerini daha da çoğaltarak sıralamak mümkün ve her birinde haklı çıkan ferasetiyle, mücadelesiyle “Erbakan Hocamızın Adil Düzen projelerine ve Cihad prensiplerine vâkıf ve bağlı” prensibini de üzerinde barındıran Ahmet AKGÜL Hoca gibi kutlu bir şahsiyet varken nasıl olur da kör, sağır, dilsiz kalabiliriz.
Unutmayalım İslam’i-beyat makamını-halifeliği kullanarak şeytanın kılıcını sallayan münafıkların ŞAHI YEZİTTİR. ( etrafında saysız Müslüman, oyununa kanmış sahabe, evlatları de vardı maalesef)
Hakkı savunup ta zahir de makam sahibi olmayan, hakkın savunucuların EFENDİSİ ise Resulün temsilcisi, şehitlerin babası, cennet gençlerinin efendisi Hz. Hüseyin EFENDİMİZDİ.
Hz Hüseyin efendimiz ve yanındakiler en acımasızca şehit edilse de, savaşı zahiren kaybetmiş olsa da; ŞAN, ŞEREF, İZZET, ONUR, MANEVİ MAKAM, İMAN kazananlar, zahiren savaşı kaybeden görünen Hz. Hüseyin Efendimiz ve TARAFINDA olanlardı.
[1] Haber Türk Sızıntı belgeseli 2 Bölüm 29:37 dk (Cevdet Saral – Ankara Eski Emniyet Müdürü Sızıntı Belgeselin de açıklıyor) Not: “Mit raporlarına isminin ERBAKAN Hocamız tarafından yazıldığını” Feto, zamanın da en yakın adamlarından olan Hüseyin Gülerce’ye söylüyordu. (Videonun devamında bu konuda yer alıyor)
Ne zaman?
Ne zaman acaba Hakkı hak bilip, batıla ve taraftarlarına gereken tavır sergilenecek? Ne zaman hıyanet ehli ile sadıkların arasındaki fark gözetilecek? Ne zaman emaneti ehline vermek için gayret gösterilip, gerçekten temel esaslarımıza uygun çalışma yapılacak? Bu ve bunun gibi sorular çoğaltılabilir. Bu soruları sormamızın sebebi maalesef cevaplar ile ilgili ümmet içinde çok az çaba harcanmış olmasıdır. Hâlbuki olay basit, mesele nettir. Bir işi birisine teslim edecekseniz, ilk esas kişinin bahse konu işi aranızdaki en iyi bileniniz olmasıdır.Milli Görüş ve Saadet Partisi açısından bakarsak, bir kişinin bu kıymetli harekete liderlik edebilmesinin yolu en başta ve öncelikle ADİL DÜZENİ tüm esasları ile bilecek olmasıdır. Evet Milli Görüşün ve Saadet Partisinin Delegeleri ne zamandır sormaları gereken doğru soruları sormalı ve partimizin içerisinde yer alan tiyneti bozuk tipleri temizleyerek ele geçmiş olan bu tarihi fırsatı değerlendirmelidir.
Bu sancak çok kıymetli, bu dava çok değerlidir. Herkesin bu sorumluluğu bilerek hareket etmesi ve davamızın içinde artık bu iftiracı hainleri barındırmaması gerekir.
Son olarak Milli Görüş hareketinin içindeki marazlı münafıkları defalarca haber veren Milli Çözüm Dergisi ve saygıdeğer Ahmet Akgül hocamızın uyarılarına hiç olmazsa bu sefer kulak tıkanmamalı ve artık Adil Düzen hedefli, ilim ve mücahede erbabı bir LİDER seçilmelidir.
OGUZHAN’A ALDANAN VE ALDANMAYAN “SAF”LAR!
Ey Milli Görüş’ün hem imani onurlu hem de tarihi sorumlu kahramanları! Siz bu günden itibaren;
a) Kur’an ve Sünnet çizgisinde sadık ve donanımlı,
b) Erbakan Hocamızın Adil Düzen projelerine ve Cihad prensiplerine vâkıf ve bağlı,
c) Milli Görüş’e çöreklenmiş “parazit yapı”ya karşı da tutarlı ve oturaklı şahsiyetleri öne çıkarıp, aday yapılmaları için çalışınız…
Netice Allah’a aittir, boş kuruntulara kulak asmayınız..
[b]Böyle bir ZAT’ı görmek için MİLLİ ÇÖZÜM’e bakmak ve Ahmet AKGÜL’ü görmek yeterlidir! [/b]
[b]Bunu yapabilmek için:[/b]
Şeytan’ın iğvasına aldanmamak
Dünyası için ahiretini satmamak,
Hak bildiği yoldan sapmamak,
Doğru bildiğine sımsıkı sarılmak,
Böylece yaratılış amacına ulaşmak gerekir.
Özetle “Oğuzhan’ın ve takımının hıyanetlerini fark etmek ve bunlara karşı cesaretli bir tavır sergilemek” gerekir!
[b]Yani hâlâ Oğuzhan Asiltürk’ü anlamayan “SAF”lardan olmamak gerekir![/b]
MİLLİ ÇÖZÜM gibi; Derin Güçlerin Oğuzhanına aldanmayan, dünya menfaatine ve nefsin heveslerine kapılmayan, İnsani duyarlılıklarını, milli ve manevi sorumluluklarını kuşanan “SAF”ta olmamız gerekir!
Bu merhaleyi de aştık mı, inşallah hedefe varacağız. Unutmayalım ki cenabı Allah, nurunu mutlaka tamamlayacaktır!
NUR TAMAMLANACAKTIR!
“Ey mü’minler Hak üzere durup adaleti yerine getirmeye çalışan (hakimler) ve Allah için doğru söyleyen şahitler olun. (Dürüstlükten ve hakkaniyetten asla uzaklaşmayın) Velev ki bu şahitliğiniz kendinizin, ana – babanızın veya akraba ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa! (Yine doğruluktan ve haktan ayrılmayın. Üzerine şahitlik veya hakimlik yapacağınız) , Onlar ister zengin olsun ister fakir bulunsun (yine sakın adalet ve doğru bildiğinizden caymayın) Çünkü Allah ikisine de sizden daha yakındır. Onun için siz (Haktan yüz çevirip) nefsin hevasına uymayın. Eğer (adaletten ve doğru şahitlikten) dilinizi eğip bükerseniz veya büsbütün haktan yüz çevirirseniz, Allah şüphesiz yaptıklarınızdan haberdardır.”NİSA 135
Hükmüne iman etmiş insanların nerede-ne konumda olurlarsa olsunlar HAKKI ÜSTÜN TUTMA sorumlulukları devam etmez mi?!…
Dış güçlerin piyonu bir kısım işbirlikçilerin yaptıkları tahribatları eleştirirken;aynı mahfillerin içteki uzantısı,aslı-ayarı bozuk”OA”gibi şarlatanların Aziz-Asil Hocamıza yönelik apaçık iftiralarına;dava mensuplarını hedeflerinden şaşırtmak,çelişkiye düşürmek, ümitlerini yoketmek,sadakatlerini bozmak… gibi daha pekçok tahripkarlıklarına KILIF GEÇİRMEK yada SESSİZ KALMANIN KİTAPTA YERİ NEDİR?!…Makalede yüksek bir hikmetle açıklanan gerçeklere karşı kör-sağır-dilsiz olmanın doğuracağı korkunç akıbet hiç düşünülmekte midir?!…
Ümmet,Millet ve camiasına yönelik sayısız kere,Aziz ERBAKAN Hocamızın defaatle buyurdukları şu söz hepimizin kulaklarında çınlamaktadır:”Ey Milletim, bak sizi uyarıyorum!Ne olur ne söylemek istediğimi yahudiden önce bir kez de siz anlayın!..”
Bu şerefli yolun sadık bir takipçisi olarak;yüce İslam Dinimize,Aziz VATANIZA,Şerefli Milletimize,”Hakk Dava”mıza…içten ve dıştan yapılan tüm saldırılara,tahribatlara karşı her kurumu-herkesi sürekli uyaran,alınması gerekli tedbirler ve yapılması elzem olanlarla ilgili, sadece tespit noktasında kalmayarak,çareleri de sürekli ortaya koyan Milli Çözüm ve O’nun şahs-ı manevisi olan “Bilge Şahsiyet”in çağrılarına ne zaman kulak verilecektir?!…
Şu ana kadar bu HAKLI-HAYIRLI yolda türlü fedakarlıklar yaptığı halde,özellikle içteki bu şer odaklarına karşı tepkisizlik,iftira ve tahribatlara karşı duyarsızlık, yapılan tüm hayırlı amelleri bir kağıdın yanıp kül olması gibi boşa çıkaracaktır!
Elbette herkes ne için yaratılmışsa ona müyesser olacaktır!Kimse kılını kıpırdatmazsa dahi ,yerlerin,göklerin ve ikisi arasındakilerin sahibi olan Cenab-ı Hakk’ın lutfuyla,hem ülkemize hem camiamıza yönelik bu yoketme planları,plan kuranların başlarına MUTLAKA ve PEK YAKIN BİR ZAMAN’da geçirilecek,ADİL DÜZEN ve YENİ BİR DÜNYA MEDENİYETİ’ne ulaşılacaktır!…NUR TAMAMLANACAKTIR!…
NE MUTLU,bu yolda canla-başla,samimiyet ve sadakatla koşturanlara!…
Milli Görüş Edebiyat Değildir. Matematiktir…
Bulunduğunuz makamlar sizin değildir… Çünkü [b]Keramet Sizde Değil, Milli Görüştedir… [/b]Öyleyse bulunduğunuz makamın hakkını veriniz… Ve sorumluluklarınızı kuşanınız Ey Milli Görüşçüler!… Sorumluluklarınızı kuşanmadığınız vakit;
[i][b]-(Allah) Dileyecek olsa, sizi giderir (devirir) ve yepyeni bir halk getirip (konuçlandırır, iktidara taşır)
-Bu da, Allah’a göre hiç de güç değildir. (O dilediğini “Kün” emriyle yapandır.)
Fâtır Sûresi: 16-17[/b][/i]
Belki de bu kongre vesilesi ile; Cenab-ı Hakk merhamet buyurdu da, Milli Görüşçü’lere son bir fırsat vermek istedi, kim bilir…
Aziz Liderimize bunca iftirayı sineye çeken Milli Görüş camiası; belki tevbe edip kendini değiştirir de, “biat ve istişare“ istismarının ardına sığınmayı bırakıp Hakka Hakk diyebilsin diye son bir fırsat…
Bugün yeryüzünde işlenen tüm zulümlerin kaynağı Siyonist düşünce yapısı ve onun hizmetkârlarıdır. Şimdi BOP’un hizmetçilerini var gücüyle eleştiren tabanımız, Aziz Hocamızın şu sözlerine de muhatap olduklarını hiç hesap etmişler midir acaba?
[b]“Ya hu; beni bir kere de siz anlayın!”[/b] buyuran Hocamızın; [b]“Yahudi sizi kendi ordusunda ‘kiiim, ben mi yahudiye hizmet edeceğim’ dedirte dedirte kendi ordusunda asker yapar”[/b]… sözlerini birleştirip iyice bir düşünsünler bakalım, ortaya ne çıkıyor…
%1’lerin altına düşme başarısızlığını ve sorumluluğunu üzerine al(ın)mayanlar tabanı çil yavrusu gibi dağıtanları görmeyip, görse de ses etmeyip; sonucu Allah’ın takdirine bağlayıp, Allah’a dahi iftira etmekten imtina etmeyenler…
Ortadoğu’da ve tüm dünyada akan kandan, gözyaşından, acı ve zulümden üzerilerine düşen payın da farkında olamayacak kadar vicdanı körelenler…
Madem keramet Milli Görüş’tedir… Yani sizlerde değildir… O zaman bunca haksızlığa göz yummanız sebebiyle, bir gün hidayetinizin kararmayacağınızın garantisinin de olmadığını elbet biliyorsunuzdur.
Hakka Hakk demenin siyasi makamı Milli Görüş ve Saadet partisi ise… ki öyledir…
Niye haksızlıklara susarsınız?… Ya da; siz daha içinizde Hakka Hak diyemezken, tüm dünyaya Hakkı tebliğ ve temsil iddianız biraz gülünç kaçmıyor mu?!
Bütün mazlum dünya dört gözle Milli Görüş iktidarını beklerken ; sizlerin particilik oynayıp; ancak AKP’ye yarayacak işlerle [i](mesela bayramda HDP’yi ziyarete gitmek gibi)[/i] oyunda oynaşta olmanız, bunları görmezden gelmeniz; mazlumların kanına ekmek doğramak değil de nedir?!
Bunun hesabı elbet ağır olacaktır!… BOP’a yedek lastik olduğunuzun, ve Yahudi ordusunda Milli Görüş marşı söyleyerek asker olduğunuzun bilmem farkında mısınız?!
Aziz Hocamızın sözlerini hatırlayınız!… Bizlere ne buyurmuşlardı?:
[b]“Ecrinizin, mükafatınızın büyüklüğü kadar, sorumluluğunuz da ağırdır.” [/b]
Şimdi; işini hakkıyla yapana mükâfat kısmı güzel… de… Peki ya sorumluluğunun ağırlığını kuşanamayanlar, hakkını vermeyenler, diğerlerinden daha büyük tehlikede olduklarının farkında mıdır?… Ahirette bunun altından kalkabilecekler mi?
[i][b]Andolsun, biz sizden mücahid olanlarla (davasında) sabredip (dik duranları) bilip ayırıncaya (belli edip ortaya çıkarıncaya) kadar, imtihana tabi tutacağız ve (İslam davası ve Allah rızası konusunda iddia edip) haber verdiklerinizin (doğruluk derecesini) sınayıp (herkesin ayarını ve amacını ortaya koyacağız). (Muhammed Sûresi :31) [/b][/i]
Milli Görüş edebiyat değildir. Aksiyondur…
Herkesi ateşle sınayan; imanî ve vicdani ayarını ortaya çıkaran bir ocaktır. Zira ahir zamanda Hakkın ve hakikatin safında yer tutmak[b] “avuçta kor tutmak” [/b]gibidir.
Şimdi herkesin elini vicdanına koyma ve imanının gereğini yapma vaktidir…
Ve bizler gereğini yapsak da… yapmasak da…
[b]Akıbet ancak müttakilerindir…[/b]
Uyanmak için daha ne yazılsın?
Saadet Partisi’ni yedek lastik konumuna düşüren bu tiplere hala itaat kılıfı altında razı olmak nasıl bir aymazlıktır. Maalesef teşkilat mensuplarının en önemli zaafı münafıkları dışarıda ya da uzayda bir yerlerde aramasıdır. Biraz da maalesef işine öyle gelmesidir. Unutmamak gerekir ki İsa (as) ihbar eden ve öldürmeye gelen havari yanındakilere “içeride kime kardeşim diye sarılırsam O İsa’dır” diyordu. Münafık böyle bir tiptir. Bu tipleri yıllardır keskin bir öngörüyle bizlere ttanıtan ve tanımayı öğreten Muhterem Ahmet Akgül hocamızdan Allah (c.c.) razı olsun. Burada şunu belirtmeden geçemeyeceğim; Ahmet Akgül hocamıza, teşkilat içerisindeki munafik tipleri tanıttığı için olmadik eziyetleri edenlerin, bu münafık tiplerin verdikleri zararlar ortaya çıkınca gelip Ahmet Hocamızdan helellik dinlediklerine şahidiz. Ama şaşılacak bir durum ki, aynı adamlar yine başka bir münafığın Ahmet hocamız haber verdiğinde yine Ahmet hocamızın karşısında yer almışlardır. Artık bu arkadaşlarımızın bade harabul Basra demeden kendilerine gelip evimizi hırsızların elinden kurtarmamız gerekiyor. Herşey bir kenara rahmetli Erbakan Hocamıza Yahudinin bile atamadığı iftirayi atan bir adama hala yumuşak mesajlar vermek, maalesef başta rahmetli Hocamızın evlatları ve güya en yakın çalışma arkadaşları olmak uzere bütün Milli Görüş mensuplarını ahirette büyük suç altına sokacaktır. Rahmetli Erbakan Hocamızı lafta seviyoruz demek ne anlam ifade eder ki, mübarek şahsiyetine yapılan iftiralar ses çıkartmadıktan sonra. Ses çıkartmayı bırak bir de başında lider olarak tutacaksin, Saadet Partisini ve dolayısıyla mübarek Erbakan Hocamızın ismini tarihten silmek için yaptığı tüm film firildaklara da itaat kılıfı altında teraneler uyduracaksin. Allah(c.c.) bunun hesabını sorar. Sadece şunu bile düşünsek belki yetecek; hükümetin bu kadar yanlış icraatinin olduğu ve milletin yeni bir muhalefet aradığı bir dönemde bile dişe dokunur hiç bir söylem, fikir, görüş üretememek, her seçimde oy kaybına sebep olmak, milletimizde davamiza karşı olumsuz algılara sebep olacak davranışlarda bulunup sözler söylemek beceriksizlik mi ( ki böyle bir durumda normal insan işi birakir, mensuplarda değişikliğe gidilmesini ister) yoksa münafıklığın göstergesi mi?
Milli Görüşçülerin İmtihanı
Milli Görüşçülerin en büyük imtahanı Hak davasına ve onun liderine Erbakan Hocamıza yapılan bunca ihanet ve iftaradan sonra dahi , cesaret ve dirayet gösterip bu hezeyanların sahibi olan Oğuzhan ve ekibine karşı tavır alamamalarıdır…Ve ikinci büyük imtahanları da; Hocamızın İslam davası ve Adil Düzen programlarına inanarak sahip çıkan ve müjdelediği büyük devrim için Can’la başla çalışan ve 67 yıllık ömrüne 67 kitap sığdırıp onca hakaret ve iftira -engellemelere rağmen 40 senedir bunlarım gerçek ayarlarını ortaya koyan ve bu davaya neden yerleştiklerini belgelerle yazan Ahmet Akgül Hocamıza ve Milli Çözüm’e sahip çıkamamalarıdır..
Kuran’ı Kerimi’in bize öğrettiği İman alametlerinden belki en önemlilerinden biri ise ” Hakka ve Hakkı savunanlara tarafgirlik “tir…
Evet önümüzde üç seçenek yok sadece iki tane var; Cenab-ı Hak’kın Enfal 42.ayette buyurduğu gibi ” Böylece helak olacak kişi apaçık bir delilden sonra (“bilmedim, ikaz edilmedim” gibi mazerete sığınma imkanı kalmadan) belaya ve cezaya uğrasın; diri kalacak ( dünya ve ahirette izzet ve saadete ulaşacak) kişi de (yine apaçık bir delil ve bilgiyle hayatta kalıp huzura ulaşsın) . Şüphesiz Allah, gerçekten işiten, bilendir…
HİDAYET FERASET DİRAYET
Cennetmekan Erbakan Hocamızın Milli Görüşcülere öğrettiği en önemli meziyelerdir HİDAYET,FERASET ve DİRAYET.Milli Görüşcülerin ve Özellikle Parti Teşkilatlarındaki Milli Görüşcü olduğunu iddia eden arkadaşların; kendilerini uzun yıllardır ferasetle uyaran ve Elhamdülillah bütün tesbitlerinde haklı çıkan MİLLİ ÇÖZÜM DERGİSİ Başyazarı Ahmet AKGÜL ün uyarılarını dikkate alıp DİRAYETLE bu münafıklara tepki vermesi gerekmektedir.Bu yezid soyu münafıklardan bu dava ve teşkilat temizlenmediği sürece değil YENİ BİR DÜNYA KURMAK mahalle toplantılarını bile yapamazsınız.
Kuduza Uysal Ol Demek Deveye Hendek Atlatmaya Benzer!
Erbakan hocaya her ortamda kuduz it gibi salyasini akitan, kırk yıldır bu davaya en büyük zararı veren, samimi ve sadık dava adamlarına iftiralar atıp teşkilatlardan uzaklaştırmaya yönelen bu ipi kırık soysuzun biran evvel bu teşkilatlardan uzaklaştırılması tarihi bir görevdir. Anlaşılan o ki bu görev milli çözümün omuzlarindadir. Milli çözümden başkada bunu dert eden yok gibi. O zaman ya milli çözüme destek olur bu konuyu cozeriz, yada bu son asamayi ve imtihanı da kaybederiz.
En Elzem İş
Bir düzenli topluluğun dünya ve ahiret başarısının en temel şartlarından birisi de samimi bir inanca,sarsılmaz bir sadakat anlayışına sahip olarak ölümüne heyecan dolu bir mücadele azmidir.
Bir düzenli disiplinli bir topluluğu pasivize eden,üzerine ölü toprağı serpen ve her seferinde düşmana karşı mağlup hale getiren ve yine mağlubiyetle birlikte ordunun içerisindeki kardeşlik sevgisine halel getiren bir komutan yada yönetici derhal azledilmeli gereken cezai müeyyideler gerekirse uygulanmalıdır.
İnsanlığın dünya ve ahiret saadetine namzet ve rahmet olarak yola cıkan Büyük bir Rehberin davasında yine o rehberin oluşturduğu topluluğun karşısında rehberine/liderine karşı en amansız iftirayı ve hakareti tabiri caizse kusan bir adama zerre ses etmeyen,üstüne üstlük onu bir de adeta ödüllendirircesine davanın başına lider diye çıkarıp oturtan bir topluluğun, dünyada hezimete ahirette ise zillete duçar olması mukadderdir..
Yapılacak en elzem iş önce bu tehlikeli kanseri üreten ur u bünyeden söküp atmaktır..