Milli Görüş'ü Bitirme Planları
ve
ABDULLAH GÜL'Ü PARLATMA ÇABALARI
Prof. Dr. Mustafa Kamalak Bey’in SP Kongre Süreci ile İlgili Basın Açıklaması
“Ben, Erbakan Hoca’nın yakınında değil, en yakınında olan bir kişiydim. Birçok kez sabahlara kadar Erbakan Hocamızla beraber çalışarak sabah namazını Hocamızla beraber kılıp ayrıldığım çok olmuştur. Erbakan Hocamız vefat edince de Onun Genel Başkanlık yaptığı partiye 5 sene Genel Başkanlık yaptım. Şimdi, Partinin erimesine ve bilerek eritilmesine göz yumamam. 2016 yılında Genel Başkanlıktan, sadece partim zarar görmesin diye ayrıldım. Özellikle Oğuzhan (Asiltürk) Ağabeyle aramızda büyük ihtilaflar vardı. O zamanlarda özellikle partimizde iç çekişmeler yaşanmaktaydı. En başta gelen ihtilaf ise; Erbakan Hocamızın büyük kızı Zeynep’i partimizin Kadın Kolları Genel Başkanlığına getirmemle başladı. Oğuzhan Bey, Erbakan Hocamın ailesini partiden uzak tutmak istiyordu. Bu maksatla; 2016 yılında kongre kararı alındı. Bütün partili kardeşlerimizi Ankara’ya davet ettim. Temayül yoklaması yaptık. Dedik ki; Genel Başkanlıkta kimi görmek istiyorsunuz? Bunlar yazılı olarak alındı. Fakat bu yoklamalara Oğuzhan Ağabey el koydu ve sonuç açıklanmadı, yani çöpe atıldı. Ancak, içeriden aldığımız bilgiye göre o yoklamaya katılan arkadaşlarımızın %96’sının Mustafa Kamalak dedikleri ortaya çıkmıştır. (Yani açıkça hilekârlık ve sahtekârlık yapılmıştır.) Bu süreçten sonra birçok il başkanı bana: ‘Hocam sen adaylığını açıkla, gerisine karışma!’ söylemlerinde bulunmuşlardı. Ama partim zarar görmesin diye ben o talepleri o gün geri çevirdim. Bilirsiniz, İslam tarihinde çok önemli bir menkıbe vardır. Bir gün iki kadın kucaklarındaki bebeği ile Süleyman AS’a gelirler. Bir problem var, bu problemin çözülmesini isterler. İki kadın da ‘Bu çocuk benim!’ derler. Bunun üzerine Süleyman AS. çevresindekilere kılıcımı getirin emrini verir. Kılıç gelince, o kadınlara ‘çocuğun ikiye bölüneceğini ve her parçasının birisine verileceğini’ söyleyince, kadınlardan biri: ‘Ben vazgeçtim, tek bu çocuğu diğer kadına verin, çocuğa zarar gelmesin!’ diye feryat etmeye başlıyor. Süleyman AS. yanındakilere dönüp çocuğu feryat eden kadına verin emrini iletiyor. Çocuk da böylece gerçek annesini bulmuş oluyor. Biz de o süreçte davamız zarar görmesin diye görevden çekildik. Nihayetinde dünürler toplandı. Yüksek İstişare Kurulundaki birçok ağabeyler işte Yasin Ağabey, Temel Bey, Oğuzhan Ağabey -biliyorsunuz bunlar dünürler- içlerinden birini Genel Başkan olarak ilan ettiler. Halbuki Temel Bey’e teşkilatlardan bir tek oy çıkmamıştır. Ama Genel Başkanımız yapılmıştır. O tarihten bugüne ben partiden hep uzak tutulmaya çalışıldım. Gerçi tüzüğümüze göre ben Yüksek İstişare Kurulunun tabii üyesi sayılmaktaydım. Oğuzhan (Asiltürk) Ağabey döneminde 6 yıl içerisinde hiç YİK toplantısı yapılmadı. Temel Bey döneminde son 2 yıl içerisinde YİK muntazam toplanıyordu, ama gel gör ki parti yönetimi ile ilgili hiçbir icrai karar alınmadı, toplanıp dağılıyorlardı. Sonunda Kongreye gidildi. Genel İdare Kurulu üyelerinin isimlerini dahi bilmiyoruz. Temel Bey tarafından Başkanlık Divanı oluşturuldu. Bunlar YİK’e gelmedi, sorulmadı, tartışılmadı. Milletvekili listeleri hazırlandı, YİK’e danışılmadı. Altılı Masa oluşturuldu, YİK’e taşınmadı. Arkadaşlar biz ne işe yarıyoruz? size soralım.” (20 Temmuz 2024 – https//x.com) (Not: Bazı imlâ hatalarını ve cümle düşüklüklerini düzelterek aktarılmıştır.)
Tebrikler Sn. Kamalak, teşekkürler. Çok geç de kalınsa, yine de bu itiraflar bir iz’an ve vicdan tezahürüdür. On yıl kadar önce bir telefon görüşmemizde, Oğuzhan Asiltürk ve Temel Bey’le ilgili bazı uyarılarımıza şaşırmış ve hayretler içinde kalmıştınız. Şimdi bunların haklılığını bizzat yaşayarak kavramış olmanız ve cesaret edip ortaya koymanız, çok önemli ve değerli bir aşamadır. Artık Sn. Kamalak’tan, Milli Görüş’ü Abdullah Gül’ün güdümüne sokma tezgâhına da aynı duyarlılık ve tutarlılıkla karşı çıkmasını ummaktayız ve bu bizim hakkımızdır.
Aziz Hocamızın kameramanı Zihni Sadak Bey Elazığ’da, ziyaretimize gelip şunları aktarmıştı:
− Sakarya teşkilatımızdan gençliğinde Elâzığ Fırat Üniversitesinde okurken bizim sohbetlerle yetişmiş bir kardeşimiz arayıp Zihni Bey’e anlatmışlar…
Partimizin selameti açısından bazı konuları hatırlatmak üzere SP Genel Başkanı Temel Bey’i ve Mustafa Kamalak Bey’i ziyaret ettik ve şunları ilettik:
1- Mahmut Arıkan ve ekibi hemen her ay İstanbul’a gelip İngiliz Siyonistleri, İstanbul konsolosluk yetkilileri ve Chatham House ilgilileriyle buluşuyorlar. Bunu bilginiz ve haberiniz dahilinde mi yapıyorlar?
Yanıt: “Hayret, öyle mi yapıyorlar?” deyip geçiştiriyorlar… Böylece Milli Görüş’ün Abdullah Gül’e peşkeş çekilmesiyle ilgili, Milli Çözüm uyarılarının ne kadar haklı ve yararlı olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır.
Biliyorsunuz, bu Mahmut Arıkan, Temel Karamollaoğlu tarafından SP Genel Başkanı adayı yapılmıştı. Ancak Milli Çözüm’ün mert ve net uyarıları bu tezgâhı boşa çıkarmış ve kongreyi ertelemek zorunda kalmışlardı. Şimdi de Genel Başkan Vekilliğine atanmışlardı!? Zerre vicdanı ve dava duyarlılığı olanlar, artık uyansın ve mü’minlik tavırlarını takınsınlardı…
2- Milli Gazete yazarlarından Reşat Nuri Erol kendi özel internet sitesinde: “Filistin aslında Yahudilerindir, asıl işgalci Filistinlilerdir!..” gibi zırvaları yazıp kafaları karıştırıyorlar. Haberdar olmanızda yarar görüyoruz. “Yok canım olmaz…” falan denilince; telefonla Mustafa Kurdaş’a soruluyor: “Evet buna benzer görüşlerini biliyoruz. Ama başka yere kaymasın diye idare ediyoruz.” diyerek olayı doğruluyorlar. Ama yine de üzerine varmıyorlar.
3- Temel Bey’e ayrıca: “İl Başkanlarının ve önemli İlçe Başkanlarının birçoğu Millî Görüş gayesi ve gayreti taşımıyorlar, hatta partiyi bile anmıyorlar, toplantı yapmıyorlar. Gerekli tedbirlerin alınması için hatırlattık.” diyorlar.
Cevap: “Ohoo, Benim bildiğim yarıdan fazlası böyledir!” diyor ve umursamıyor. İyi de niye hâlâ düzeltmiyor ve değiştirmiyorsun? diye soranlar da suçlanıp dışlanıyorlar!..
4- “Bir talebimiz de; CHP sayesinde Milletvekili yapılanlar Genel Başkan adayı olmasınlar!” teklifi yapılıyor. (Yani bunları organize eden kendisi Genel Başkan adayı yapılsın demeye getiriliyor.)
(Not: Elazığ’dan sadık dava kardeşlerimiz Süleyman Akay ve Hüsamettin Gül de bu anlatılanlara şahit olmuşlardı.)
Bu konuda şunu da vurgulayalım. Bir siyasi parti yetkilisinin, farklı ülkelerin diplomatlarıyla elbette çeşitli maksatlar için görüşmeler yapması doğaldır. Bizim kafamızı karıştıran bu girişimlerin Milli Görüş camiasından ve halkımızdan gizli yapılmasıdır. O takdirde bazı sinsi ve gizli hesaplarınızın olup olmadığı sorgulanmaya başlanacaktır!
MHP Milletvekili Sert İddialarda Bulunmuş, Gökçeadalı Cihat Yaycı da Doğrulamıştı: Ahmet Davutoğlu’nun Kirli ve Gizli Sırları!? (Abdullah Gül’ün Başına Geçirileceği Yeni Parti Hazırlıklıları mı?)
Eski MHP Milletvekili Arzu Erdem; sosyal medya hesabında yaptığı açıklamada, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu hakkında çok önemli iddialarda bulunmuşlardı. Ahmet Davutoğlu, partisinin bazı Milletvekillerinin AKP’ye katılacağı yönündeki iddiaları sert bir dille yalanlamış, “Gelecek Partisi’nin Türkiye’deki siyasi denklemi değiştirecek önemli partilerden biri olduğunu” savunarak, “İstersek siyasi denklemi bir hamlede değiştirebiliriz!” şeklinde konuşmuşlardı. Yoksa AKP’den kopacak Milletvekillerini DEVA, Gelecek ve Saadet’in katılacağı ve başına Abdullah Gül’ün oturtulacağı yeni oluşumu mu hatırlatmışlardı?
Davutoğlu’nun bu ifadelerinin ardından 27. Dönem MHP Milletvekili Arzu Erdem, sosyal medya hesabından çarpıcı iddialarda bulunmuşlardı. Ahmet Davutoğlu’na tepki gösteren Erdem, “Gökçeada’da kıymetli dostun Bartholomeos ile geçirdiğin dört gün, bir tesadüf mü sayılmalıydı? ABD İstanbul Başkonsolosu’nun aynı günlerde Gökçeada’da olması da sadece bir rastlantı mıydı?” şeklindeki soruları Davutoğlu’nca hâlâ yanıtlanmamıştı.
Arzu Erdem sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları aktarmıştı:
“Aziz Türk Milleti,
Ahmet Davutoğlu’nun “İstediğimiz an siyasi denklemi tek bir hamlede değiştirebiliriz!” sözlerini hepimiz duyduk; Merak ettiğim şudur;
* Bu sözlerin ardında neler yatıyordu?
* Gökçeada’da kıymetli dostun Bartholomeos ile geçirdiğin ve geçireceğin dört gün, bir tesadüf müydü?
* ABD İstanbul Başkonsolos’unun aynı günlerde Gökçeada’da olması bir rastlantı mıydı?
* Yunan Büyükelçisinin sizin olduğunuz tarihlerde Gökçeada’ya gelecek olması yine tesadüf müydü?
* Peki, Bartholomeos’un abisinin evinde yaptığınız görüşmede hangi kararlara vardınız?
Son olarak İngiltere’de eğitim gören çocuğunuza Bartholomeos referans oldu mu?
* Bu soruların cevabını bu millet hak ediyor ve merak ediyor.
Siyasal İslamcı görüntüsünde olup Pontosçu, Pensilvanya’cı dostlarına güvenenler bir gün tarihin derin sularında, mavi vatanda kaybolacaktır. Unutulmamalı Türk milleti her daim vatanına sahip çıkacaktır, ata mirasını yaşatıp geleceğe taşıyacaktır. Siz şimdi gidin, 40. evlilik yıl dönümünüzü Pontosçu dostlarınızla bir Yunan meyhanesinde kutlayın. Bizler de, bu vatanın gerçek sahipleri olarak dimdik ayaktayız…!”[1] diyen MHP Milletvekili Arzu Erdem’e hatırlatmak lazımdı: Diğer İstismarcı İslamcı AKP iktidarının tüm ekonomik, sosyal ve siyasal tahribatlarına suç ortağı olarak sizi nasıl bir akıbet beklediğinin farkında mısınız?
Gökçeadalı Cihat Yaycı da bunları doğrulamıştı:
Emekli Tümamiral Cihat Yaycı ise Erdem’in sözlerini destekleyip doğrulamıştı. Odatv’ye açıklamalarda bulunan Yaycı “Gökçeada’dayım. Burada çok karanlık işler dönüyor. Rezalet ki ne rezalet. Patrik, ABD İstanbul Başkonsolosu hepsi burada. Yunan Büyükelçi de salı günü gelecekmiş…” ifadelerini kullanmıştı.
Malum M. Ali Birand’ın 32. Gün elemanlarından, Başbakan iken Abdullah Gül’ün Başdanışmanlarından ve AB İletişim Grubu Başkanlarından Ahmet Sever’in yazdığı… Abdullah Gül’ün gözetim ve denetimi altında yayımladığı “Abdullah Gül ile 12 Yıl” kitabından aynen alıntıladığımız aşağıdaki gerçekler, bu şahsın karakter röntgenini yansıtmaktadır.[2]
“Abdullah Gül ile 1991 yılında Fransa’nın Strasbourg şehrinde tanıştım. Refah Partisi’nden yeni Milletvekili seçilmişti ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ndeki Türk parlamento heyetinde yer alıyordu. Ben de Milliyet gazetesinin muhabiri olarak toplantıları izliyordum. Zira, o dönemde Türkiye bu alanda ağır eleştirilere maruz kalıyordu ve Türk Milletvekilleri hangi partiye mensup olurlarsa olsunlar, safları sıklaştırıp ‘düşmana karşı’ topyekûn savunmaya geçiyorlardı.
Oysa Abdullah Gül, Türkiye hakkındaki karar tasarılarının içeriğine bakarak hareket ediyordu. Örneğin, ‘işkence uygulamalarına son verilmesi’ veya ‘Faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması’ çağrısı yapan bir tasarıya tüm Türk heyeti karşı oy verirken, o ayrı bir yol izliyor ve destek oyu kullanıyordu. Ayrıca o dönem kapatılan DEP’in yurtdışındaki Milletvekilleri Avrupa Konseyi’ne geldiklerinde, tüm Türk Milletvekilleri onlardan uzak dururken, o yanlarına gidip onlarla sohbet ediyordu.
Nitekim yıllar sonra 2003 yılı başında Avrupa Konseyi Asamblesinde Türk Başbakanı olarak yaptığı konuşmanın girişinde, ‘Burası bir insan hakları okulu. Ben de bu okuldan geçtim’ dediğinde bir alkış tufanı kopacaktı. Avrupalı parlamenterler kendi aralarından birinin Başbakan olmasının gururunu da yaşıyordu aynı zamanda.” (s. 15 – Giriş) Evet bu itiraflarla, Abdullah Gül, Siyonist güdümlü Haçlı AB mektebinin bir talebesi ve takipçisiydi!..
Sn. Gül’den: Artık siyasete dönmemekle ilgili kritik açıklama!
“Kütahya’da Valilik’te gerekli basın düzenlemesi yapıldı. Basının ilgisi çok büyüktü. İlk soru doğal olarak, Cumhurbaşkanının siyasi geleceğiyle ilgiliydi. O, herkesi şaşırtan ve hiç öngörülmeyen açıklamasını yaptı:
“Ben devletin bütün kademelerinde devletimize hizmet ettim ve büyük bir şerefle bu görevleri yerine getirdim. Bundan daha büyük bir gurur söz konusu olamaz. Bugünkü şartlar çerçevesinde benim gelecekle ilgili bir siyaset planımın olmadığını burada paylaşmak isterim.” (s. 164) Peki, şimdi tekrar parti başkanlığına ve siyasete niye soyunuyordu?
Vefa kongresinde vefasızlık mıydı, Allah’ın intikamı mıydı?
27 Ağustos’ta AKP olağanüstü toplandı ve Ahmet Davutoğlu oybirliğiyle Genel Başkan seçildi. Davutoğlu bir saati aşan konuşmasında: “Bu bir veda değil, vefa kongresi” dedi, ancak, Erdoğan’a övgüler düzerken kendisini, Başbakan olduğu dönemde Başdanışmanı yapan, Büyükelçi unvanı verdiren, siyasete sokan, Dışişleri Bakanı olmasında etkin rol oynayan Cumhurbaşkanı Gül’ün adını bir kez bile anmadı. Davutoğlu AKP’nin belde ve köy temsilcilerine kadar selamlamadık kimseyi bırakmadı, ama partinin kurucusu olarak her kademede, Başbakan, Dışişleri Bakanı ve nihayetinde Cumhurbaşkanı olarak hizmet etmiş ve her aşamada kilit rol oynamış Abdullah Gül’ü selamlamaktan imtina etti.
“Siyaset böyle bir şey miydi acaba? Vefa kongresinde vefasızlık mıydı siyaset?” (s. 179) diye soran Ahmet Sever’e hatırlatalım: Bu vefasızlık ve vasıfsızlığı, Abdullah Gül’ün Erbakan’a karşı fırsatçılığından ve fesatçılığından öğrenmişlerdi!
Abdullah Gül, Suriye’deki Ermenileri Türkiye’ye getirmek için gizli planlar kurgulamıştı!
“Osman Kavala ile bir gün İstanbul’da Cezayir Restoran’da sohbet ederken, ‘Ahmet, biliyorsun Suriye’deki Ermeniler zor durumda. Türkiye onlara kapılarını açsa her yönden çok iyi bir adım atılmış olmaz mı?’ diye bir fikir ortaya attı. Sayıları yaklaşık 50 bin civarında olan, daha çok Halep ve Şam’da yaşayan Ermenilerin çoğu zaten Türkiye kökenliydi. Bu fikir aklıma çok yattı. Ertesi sabah Tarabya Köşkü’nde Cumhurbaşkanı ile bir toplantımız vardı. Dışişleri Başdanışmanları Ferden Çarıkçı ve Sadık Arslan da oradaydı. Bu öneriyi orada dile getirdim. Abdullah Gül, böyle bir hamlenin doğuracağı olumlu sonuçları anında gördü.
‘Böyle bir adım atmamız her yönüyle çok iyi olur. Üzerinde ciddiyetle çalışalım.’ dedi.
Birkaç gün sonra, Hrant Dink’in kardeşi Orhan Dink aradı ve benimle bir konu hakkında görüşmek istediklerini söyledi. Bir akşam yemeğinde buluştuk. Masada Orhan Dink’in yanı sıra Hrant Dink’in kızı Delal Dink ve Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Rober Koptaş da vardı. Konu tahmin ettiğim gibi, Suriye’deki Ermenilerin durumuyla ilgiliydi.
Rober Koptaş, birkaç kez Suriye’ye gidip oradaki Ermenilerin durumunu yerinde görmüş, kendileriyle uzun görüşmeler yapmıştı:
‘Tam iki ateş arasında kalmış durumdalar. Güvenlik kaygıları çok ciddi boyutlarda. Gündelik yaşamları bir kâbusa dönüşmüş, Türkiye bu zor günlerinde onlara el uzatsa ve Türkiye’ye kabul etse…’
Ben de Cumhurbaşkanı’nın bu konu hakkında bilgi sahibi olduğunu ve bu fikre çok sıcak baktığını anlattım ve bir öneride bulundum:
‘Aslında Cumhurbaşkanı ile bir araya gelip bunları yüz yüze konuşmanız daha iyi olur.’ diyerek, kendilerine randevu verilmesi halinde çok mutlu olacaklarını söylediler.
Konuyu Cumhurbaşkanı Gül’e açtığımda, ‘Tamam, gelsinler, görüşelim’ dedi. Ertesi gün üçü Tarabya Köşkü’nde Abdullah Gül’ün karşısındaydı. Bu kadar çabuk randevu verilmesini hiç beklemiyorlardı. Görüşmede Cumhurbaşkanı’nın dış politika danışmanları da vardı. Rober Koptaş çok iyi bir hazırlık yapmıştı. Suriye izlenimlerine dair bir sunum yaptı. Yaptığı yorum ve analizler Gül’ü etkiledi. Gelmek isteyen Ermeni ailelerin Halep’ten Türkiye sınırına kadar güvenli bir şekilde geçişlerini sağlamak en önemli sorunlardan biriydi. Bir diğeri, onların İstanbul’a getirilmeleri, kendilerine oturma ve çalışma izni verilmesiydi.
Cumhurbaşkanı Gül kendilerine çok açık konuşmuşlardı:
‘Ben Suriye’deki Ermenilerin Türkiye’ye getirilmesi fikrine olumlu bakıyorum. Bu konuyla Ankara’ya döner dönmez çok yakından ilgileneceğim. Yalnız bu konuştuklarımız aramızda kalsın. Basına yansımasın. Çalışmalar gizlice yürütülsün.’ diye uyarmıştı. Onlar da bunun gizli tutulmasından yanaydılar. Çok memnun ve umutlu bir şekilde oradan ayrıldılar.
Gül, Ankara’ya döndükten sonra bu durumu sırasıyla MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ile paylaştı. Bu proje onların da aklına yattı. Bu arada Başbakan Erdoğan da bilgilendirildi ve onayı alındı. Hakan Fidan, Suriye’deki Ermenilerin evlerinden alınarak Türkiye sınırına kadar güvenli bir şekilde getirilmesini sağlayabileceklerini, bu bakımdan herhangi bir sorun yaşanmayacağını belirtti. Bu en büyük sıkıntının aşılması anlamına geliyordu.
Tam bu noktada, İstanbul’daki Ermeni cemaatinin liderleriyle bir toplantı yapıp hem kendilerini bilgilendirmenin hem de desteklerini almanın önemi gündeme geldi. Zira, İstanbul’a gelecek Ermenilere onların da sahip çıkması gerekiyordu. Ancak, daha sonraki günlerde Suriye’den gelenlerin arkası birdenbire bıçak gibi kesildi. Bunun nedeni kısa bir araştırmadan sonra anlaşıldı.
Ermeni diasporası, Taşnak Partisi bundan haberdar olup devreye girmiş ve baskı kurarak Suriye’den Türkiye’ye gelmek isteyen Ermenileri Türkiye’ye gelmekten caydırmıştı:
‘Siz ne yapıyorsunuz? Türkiye’nin çıkarlarına hizmet etmek mi istiyorsunuz? Türkiye’nin sizi kullanmasına izin mi vereceksiniz? Bunu sakın yapmayın.’
Bu propaganda etkisini hemen göstermişti. Türkiye’ye gelmeye hazırlananlar vazgeçirilmişti. Türkiye’nin insani amaçlarla hem de gizli kalmasını istediği bu girişime karşı, oradaki Ermenilerin durumunu umursamayan son derece katı ve bağnaz bir anlayış söz konusuydu. Tüm bu iyi niyetli çabalardan sadece 30 Suriyeli Ermeni yararlanabildi. Oysa binlercesi bundan faydalanabilirdi. Maalesef olmadı. Cumhurbaşkanı da üzüntüsünü, ‘Yazık oldu’ diye ifade etti. (s. 131-134)
Abdullah Gül; Haçlı AB’ye katılmayı Türkiye’nin altın çağı saymaktaydı!
“AB ile üyelik müzakerelerini başlatmak, Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığını üstlenen Abdullah Gül’ün birinci önceliğiydi. Bütün bürokrasiyi bu hedefe kilitlemişti.
Türkiye yoğun bir reform sürecine girmişti. Anayasa ve yasaların AB standartlarıyla uyumlu hale getirilmesi için TBMM makine gibi çalışıyordu. Özellikle 2003-2005 yılları arasında ardı ardına 5 uyum paketi kabul ediliyor, Türkiye’de özgürlük rüzgârları estiriliyordu. İşkence ile mücadeleden düşünce özgürlüğüne, gayrimüslim cemaat vakıflarının mal edinme haklarından gösteri ve yürüyüş haklarına, asker-sivil ilişkilerine kadar her alanda baş döndürücü bir değişim yaşanıyordu.
Yasalar değişiyor, ancak bu kez uygulamada sorunlar çıkıyordu. Abdullah Gül bu sorunu aşmak için, bir Reform İzleme Grubu kuruyor, uygulamadaki sorunlar burada tek tek ele alınıyor ve hemen müdahale ediliyordu. Zira Reform İzleme Grubu’nda, Gül’ün yanı sıra Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu da yer alıyordu. Sorun hangi Bakanlığın ilgi alanına giriyorsa, o Bakan müdahale ediyor ve meseleyi çözüyordu.” (s. 61) Yani; şimdi SP’nin de katılacağı, Gelecek ve Deva partilerini birleştirip başına taşıyacakları Sn. Abdullah Gül, Sn. Erdoğan’dan daha koyu bir Haçlı AB sevdalısıydı!..
Savaş rüzgârları ve ABD adına Saddam’ı tehdit kahramanlığı!
“Ekonomi, Kıbrıs sorunu ve AB süreci bir yana, o süreçte kapıda bekleyen en büyük kriz, Irak Savaşı ve 1 Mart Tezkeresi’ydi. Başbakan Gül’ün mesaisinin büyük kısmını bu dosya işgal ediyordu. Irak’ta dünya barışını tehdit eden kimyasal ve biyolojik silahlar bulunduğunu iddia eden ABD, Irak’a askeri müdahalede kararlıydı ve kuzeyden kara harekâtı için Türkiye topraklarından geçiş izni ve lojistik destek istiyordu.
Savaşı önlemenin tek yolu, Irak’ın BM denetimcilerine kapılarını açması ve iş birliği yapmasıydı. Ancak, Saddam Hüseyin buna kesinlikle yanaşmıyordu.
Başbakan Gül, bir yandan Saddam Hüseyin’i iş birliği yapmaya ikna etmek için yoğun bir diplomasi atağı başlatırken, diğer taraftan da ülke içinde son derece geniş bir istişare mekanizması kurdu.
İstisnasız herkesle görüşüyordu. TBMM’de temsil edilen ve edilmeyen tüm parti liderleriyle, sivil toplum örgütleriyle, akademisyenlerle bir araya geliyor, görüşlerini alıyordu. Son seçimlerde %1’in üzerinde oy almış Bülent Ecevit ve Muhsin Yazıcıoğlu gibi parti liderleriyle dahi bir araya geldi. (Ya Erbakan’la niye hiç görüşmeye cesaret edememişti?)
ABD yönetimi, Amerikan askerlerinin Türkiye’den geçişine izin verecek tezkerenin Meclis’ten bir an önce geçmesi için baskısını artırıyordu. Bu arada ABD’li yetkililere tezkerenin geçmesi halinde atılacak adımlarla ilgili hazırlık yapmak üzere Güneydoğu’da inceleme ve araştırma izni verilmişti.
“Gül ise savaşı önlemek” rolüyle Saddam’ı ABD’ye ve Siyonizm’e teslime mecbur etmek peşindeydi. Bir yandan Irak’a komşu ülkeler turuna başladı. Diğer yandan da Saddam Hüseyin’e hitaben kaleme aldığı bir mektubu elden iletmek üzere Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen’i Bağdat’a gönderme kararı aldı.” (s. 38) Şimdi soruyoruz: Sn. Gül, Türkiye’nin Başbakanı mı, Siyonist ABD’nin aracı diplomatı mıydı?
Başbakan Abdullah Gül’ün Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’e yazdığı mektup, Mart 2003
Sayın Cumhurbaşkanı,
Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerinin ve Türkiye halkının, Irak’a her zaman köklü dostluk, kardeşlik, akrabalık ve iyi komşuluk hisleriyle bağlı kalmış olduğunu biliyorsunuz.
Türkiye’nin Irak halkından ve Irak’ın birlik ve bütünlüğünden yana bu tutumunu en zor koşullarda dahi ve gerek ikili düzeyde gerek çok taraflı uluslararası forumlarda sürdürmeye içten gayret sarf etmiş olduğunu takdir edersiniz. Bu gayretler bazen olumlu sonuçlar vermişse de, realiteler karşısında bunların sonuçsuz kaldığı da olmuştur ve olmaktadır.
Irak ile ilgili benzer duygu ve tutumların birçok bölge halkı tarafından da benimsendiğine inanıyorum. Bu çerçevede bazı önemli hususları Ekselanslarının bilgisine sunma ihtiyacını kuvvetle hissediyorum. Bunu dostluğun bir gereği ve bir görev sayıyorum.
Irak’ta, emsali görülmemiş çapta kitlesel bir askeri çatışma ve yıkım ihtimali son derece ciddi biçimde yakınlaşmış bulunmaktadır. Bu husus bütün dünya tarafından müşahede edilmektedir. Bu durum, halkımızda ve bölgemizde haklı ancak çaresiz bir üzüntü ve endişe yaratmaktadır.
Böyle bir askeri çatışmanın sonuca varacağı ve Irak halkının ve bölgemizin bugününü, geleceğini en olumsuz biçimde etkileyeceğinden ne yazık ki kimse kuşku duymamaktadır.
Bölge tarihine ve tarih bilincine sık sık atıfta bulunan bir devlet adamı olarak, kadim ve yakın geçmişte, ortak coğrafyamızın diğer tarafların yarattığı yıkımlardan, ne kadar derin ve kalıcı biçimde etkilenmiş olduğunu biliyorsunuz.
Bugün de karşı karşıya bulunulan vahim durumun önüne geçmek için başta Irak olmak üzere bütün tarafların yükümlülüklerini ve sorumluluklarını yerine getirmesi elzemdir.
Nitekim, Irak Hükümeti’nin 1441 sayılı Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasında Birleşmiş Milletler ile sürdürdüğü iş birliği uluslararası toplum tarafından memnuniyetle karşılanmaktadır. Bu iş birliğinin kesintisiz, aksamadan ve en şeffaf biçimde sürdürülerek sonuçlanması Irak’ın dostlarının dileğidir.
Bu noktada UNMOVIC Başkanı Hans Blix ve IAEA Direktörü Baradai’nin 18-20 Ocak’ta Irak’a yapacakları ziyaretten tamamen ikna olmuş olarak dönmeleri hayati bir önem taşımaktadır. Adı geçenlerin, Irak’ın 1441 sayılı karar çerçevesinde yaptığı beyanların yeterliliği bakımından hiçbir tereddütlerinin kalmamış olmasının sağlanması elzemdir. Böyle bir sonuç, Irak halkı ve dostları için gurur kaynağı olacaktır. Yeni bir ufuk yaratacaktır. Aksine bir durumun ise en acı sonuçlara yol açması kaçınılmaz görülmektedir.
Bu faaliyetlerin aşama kat etmesi, Irak’ın diğer alanlardaki çabalarına da anlam kazandıracaktır. Örneğin, Irak’ın bazı komşuları ile olan sorunların çözümü için esasen atmakta olduğu adımlar daha da değer kazanacaktır. Irak Hükümetinin, Irak halkının uyumu ve huzuru için esasen tasarladığını duyduğumuz iyileştirmeler için ortam daha uygun olacaktır. Irak’ın uluslararası toplumdaki itibarlı ve güvenli yerini tekrar alması için, başta komşuları olmak üzere hepimizin katkısıyla yeni imkânlar ortaya çıkacaktır.
Yukarıdaki hususlarda görüşleriniz olur ise bunları öğrenmekten memnuniyet duyacağım.
Bölgeyi şiddet ve yıkımdan sakınmak ve barışçı bir çözüm aramak amacıyla bölge ülkeleri ile yapmakta olduğum bir dizi istişare henüz sonuçlanmamıştır. Görüşleriniz, yapmakta olduğum istişarelerin sonuçlarının değerlendirilmesine katkı teşkil edecektir.
Politik alan giderek daralmaktadır. Zaman; ön şartlar koşmak, kısa vadeli taktikler uygulamak ve retorik yapmak zamanı olmaktan artık kesinlikle çıkmıştır. Cesaret, açıklık ve ılımlılık mesajı veren jestlerin karşılık bulması için ise, süre kısa da olsa şartlar uygundur.
Yukarıdaki görüş ve duygularımın içtenliğine ve açıklığına inanmanızı rica eder, Irak halkına ve şahsınıza selamet ederim.
Saygı ve selamlarımla.
Abdullah Gül
Türkiye Başbakanı (Bak: s. 190-191)
27 Nisan 2007 Muhtırası ve perde arkası!
Ömer Çelik’in öğrendiği gelişmeden, Başbakan ve Bakanlar nasıl haberdar olamıyorlardı?
“Ankara en gergin ve en sıkıntılı günlerinden birini yaşıyordu. Nedeni, sancılı geçen Cumhurbaşkanlığı seçim süreciydi. 27 Nisan 2007 akşamı saat 23.00’e doğru Dışişleri konutunun telefonu çaldı. Arayan Adana Milletvekili Ömer Çelik’ti. Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile acilen görüşmek istiyordu. Hemen bağladılar. Çelik, heyecanlı ve telaşlıydı:
‘Şimdi bir istihbarat aldım. Askerler hükümete karşı bir bildiri kaleme almışlar. Birazdan internet sitelerine koyacaklarmış.’
Gül hiç beklemeden Başbakan Recep T. Erdoğan’ı aradı ve bilgiyi paylaştıktan sonra, bildirinin yayımlanmasını engellemek gerektiğini söyledi. Erdoğan’a Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ı aramasını önerdi. Yaklaşık 10 dakika sonra Erdoğan geri döndü. Büyükanıt, Başbakan’ın telefonuna çıkmamıştı. Olacak iş değildi. Başbakan, Genelkurmay Başkanı’na ulaşamamıştı. Demek durum gerçekten ciddiydi. Gül, Başbakan’a bir öneride daha bulundu:
‘Siz bu gece evinizden çıkmayın. Ben arkadaşları toplayayım, sizinle yarın bir araya geliriz.’
Bu arada bildiri saat 23.20’de Genelkurmay sitesinde yayımlandı. Bu bir muhtıraydı. Doğrudan hükümeti hedef alan tehdit ve uyarı yüklü bir mesaj içeriyordu. Yakın tarihimizde darbeler, askeri müdahaleler sürecini çok iyi bilen Abdullah Gül, durumun vahametinin farkındaydı.” (s. 19) Burada asıl soru şuydu: AKP Hükümetine yönelik bir askeri tertibi Ömer Çelik biliyor da, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan nasıl haberdar olamıyorlardı?
Gül’e göre Türkiye’nin önünde üç büyük engel vardı:
“Abdullah Gül, Başbakanlığından başlayarak Dışişleri Bakanlığı ve nihayet Cumhurbaşkanlığı döneminde, üç sorunu Türkiye’nin büyümesinin ve güçlenmesinin önündeki en büyük engel olarak gördü:
Kürt, Ermeni ve Kıbrıs sorunu. (Not: Aslında bunların hiçbiri ‘sorun’ değildi. Bunları sorun gibi gösteren Siyonist ve Haçlı merkezlerdi. Yerli işbirlikçiler de onları takip ve taklit derdindeydi. A.A.)
Bu üç sorunda da inkârcı, kalıplaşmış ve kendinde hiç hata görmeyen, her yanlışı başkalarında arayan yaklaşımların hiçbir sonuç vermediğini, tam aksine bu tür yaklaşımların sorunu daha da kangrenleştirerek çözümü daha da zorlaştırdığını düşünüyordu. Türkiye’nin büyük bir tarihsel birikime, potansiyele ve dinamizme sahip, bölgesinde son derece önemli konumda bir ülke olduğuna, bu üç sorunun çözülmesi halinde önünün açılacağına inanıyordu.
Türkiye’nin bu engelleri bertaraf etmesiyle, birikimini, zamanını ve enerjisini ekonomi, eğitim, sağlık, bilim ve teknoloji gibi alanlarda yoğunlaştırabileceğine, AB demokrasisini tam anlamıyla benimsemiş Müslüman bir Türkiye’nin, ırkçılık, İslamofobi, terör, medeniyetler çatışması gibi küresel sorunların çözümüne de ciddi katkı sağlayacağına inancı tamdı. İşte bu anlayışla, 12 yıl boyunca üç sorunda da ezberlerin dışına çıkarak cesur çıkışlar yaptı.
Onun açısından birinci öncelik şüphesiz Kürt sorunuydu. Bu sorunu hep bir ‘vicdan meselesi’ olarak gördü. Gelişmiş, demokratik ve hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu ülkelerdeki standartların Türkiye’de yaşama geçirilmesiyle Kürt sorununun çözüme kavuşacağına içtenlikle inandı. Bu yöndeki çabalara da sürekli destek verdi, yol gösterdi.” (s. 73-74)
Abdullah Gül’deki bu ne İsrail hayranlığıydı?
İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Türkiye’de buluşuyor, Cumhurbaşkanı Gül, kameraların önünde ikisinin elini birleştiriyordu. Daha çarpıcı olanı, Türkiye, Esad’lı Suriye ile Netanyahu’nun Başbakan olduğu İsrail arasında arabuluculuk yapıyordu. Bu süreçte, 17 Temmuz 2010 tarihinde Esad Türk basınına yaptığı açıklamada, “Türkiye’den daha başarılı bir arabulucu çıkmadı” diyordu. Benzer durum Balkanlar’da da geçerliydi.” (s. 155) İyi de bu Sn. Abdullah Gül’ün, şimdi 9 aydır İsrail’in sürdürdüğü soykırımı durdurma çabasını bırakın, Kuduz Siyonistleri açıkça kınayan bir mesajına bile maalesef rastlanmamıştı!
Abdullah Gül sayesinde kimler hangi makamlara taşınmışlardı?
“Hikmet Çetin, NATO’nun Afganistan Özel Temsilcisi, Büyükelçi Hüseyin Diriöz NATO Genel Sekreter Yardımcısı oluyor, Kemal Derviş Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDYP’nin başına getirilirken, Büyükelçi Ahmet Üzümcü, Lahey’deki Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün (OPCW) Genel Direktörlüğü’ne atanıyordu. Üstelik Üzümcü, 2013 yılında Oslo’da başında bulunduğu kurum adına Nobel Barış Ödülü’nü alıyordu.
Bütün bunların altında Dışişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı olduğu dönemde Abdullah Gül’ün büyük emeği ve çabası vardı. Bu başarıların gerçekleşmesi için, gerek yüz yüze, gerekse telefon ve mektupla yüzlerce girişimde bulunmuştu. CHP’li olmasına rağmen Kemal Derviş’in BM’deki önemli konuma getirilmesi için BM Genel Sekreteri Kofi Annan’la görüşmüş ve hükümetin Derviş’in adaylığını güçlü şekilde desteklediğini vurgulamıştı.
Orhan Pamuk, 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandığında onu Türkiye’den ilk kutlayan Abdullah Gül olmuştu. O dönem Cumhurbaşkanı olan Ahmet Necdet Sezer bile, Pamuk’u aramamıştı.” (s. 158)
İşte bu yüksek marifet ve meziyetlerin(!) sahibi Sn. Abdullah Gül şimdi; iyice yıpranan R.T. Erdoğan’ın yerine, iktidara taşınmak üzere, maalesef Sn. Temel Karamollaoğlu tarafından geçen seçim süreçlerinde defalarca Cumhurbaşkanı adayı gösterilmeye çabalanmış, şimdi de SP’nin de içine katılıp eritileceği 3 partinin başına oturtulmaya çalışılmaktaydı. Milli Çözüm Dergisi’nin bu konudaki saptama ve uyarılarına, tebrik ve teşekkür etmek bir tarafa, hâlâ hakaretle yaklaşanlara soruyoruz:
İçinize Şeytan mı kaçmıştı, yoksa vicdan ayarlarınız mı laçkalaşmıştı?
Erbakan Hocamızın Son Uyarısı!
Aziz Hocamız: “Saadet, son imtihanı da kazananların Partisidir!..” buyurmuşlardı. Bu, hem bir müjde mesajı hem de bir uyarıydı. Hocamızın bu sözlerini: “Oh be, ben başka yere kaymadım, Saadet’te kaldım; öyleyse imtihanı kazandım…” diye anlayanlar yanılmaktaydı. Çünkü Hocamız bu uyarılarıyla: “Bizden sonra Milli Görüş’ün tek ve gerçek siyasi temsilcisi olan SP içerisinde; Genel Başkan seçimlerinde, alınan olumlu kararlara itaat etmede, farklı parti ve hiziplere gitmede, Partimizin tescilli hainlerin güdümüne verilmesinde… Ve SP’nin Milli Görüş = Adil Düzen = İslam Birliği hedeflerinin unutturuverilmesinde… Evet bunların hepsinde dik ve sağlam duranlar ve yozlaşmalara karşı çıkanlar, ancak imtihanı kazanacak ve onurlu başarıya ulaşacaktır!” hatırlatmasında bulunmuşlardı…

KİMLER KİMLERE HİZMET ETME YARIŞI
1-Mustafa Kamalak beyin açıklamaları ve geçde olsa itirafları ve uyarılmasına rağmen yaşayınca anlamış olması
2-Temel Karamolla oğlunun tutum ve davranışları Ve sp genel başkanı olması istediği Kayseri vekilinin durumu
3-Abdullah Gül’ün Suriyeli Ermeniler için bütün imkanları seferber etmesi Irak tutumu, diğer ülkelerdeki yaşananlar için tutumu
4-Abdullah Gül’ün atadıkları
5-Olmayan sorunları varmış gibi gösterip sorun oluşturmaları
6-Ordumuzun tutum ve davranışı
7-Ahmet Sever’in yazdıkları
8-Parti içi akrabalıklar (dünürler) ve arka planda birliktelikler
9-Sızdırılan açıklamalar ve telefona bakılmama durumu (telefona çıkmayan paşalar) ve sonrası
10-Milli Çözüm’ün başından sonuna kadar uyarılarını
11-Erbakan Hocamızın açıklamaları
SP’Lİ BİR ARKADAŞA CEVAPLAMASI İÇİN SORULAR!
SP’li bir arkadaşımızı ziyaretimiz esnasında; biraz kibir, bencillik, ego ve siyaset bilmemezliğin acemiliği ile, yüzme bilmeyenlerin denizde açılma hevesi gibi bilmişlik taslayarak sarf ettiği sözler üzerinden cevaplaması için soruyoruz.
1-Milli Çözümün; Temel Karamollaoğlu ve Mahmut Arıkan ile ilgili şahitli İtirafları gündeme taşıdığı konuları, “Efendim birilerinin anlatımıyla belge olmadan yazmak doğru değil, bunlar yanlış şeyler” diye zıplayacağınıza, işin aslını astarını araştırıp, yüzde on dahi doğruluk payı varsa üzerine gidip hakikati ortaya çıkarmanız gerekirken, neden bugüne kadar yüzlerce mesele ve konuda haklı çıkmış olan Milli Çözüm ve Ahmet Hocaya karşı tavır alma gereği duyuyorsunuz? Bu yolla kimlere şirin görünme sevdasındasınız?
2-Eğer bu iddealar asılsız ve iftira ise; medya organlarınız, parti yetkilileriniz neden harekete geçmiyor ve bu konuda partililere işin özününü anlatarak bilgilendirme yapmıyorlar?
3-Kendi kibirane ifadenizle, “Efendim Milli Çözümün her yazdığına cevap mı yazılacak. Bana bile şu yerel gazete her şey yazdı, onlara dahi cevap verme gereği duymadım” gibi sözlerle kaçak oynama yerine, Milli Çözümün belge ve delillerle yazdığı konuları sizde belge ve delillerle çürütsenize?
Yoksa A) Bu gerçekleri çürütecek bilgi, belge ve birikime sahip değil misiniz?
B) Eğer elinizde belge, delil ve bilgi varsa ve gündeme taşımıyorsanız, biat, itaat ve tam bağlılık dediğiniz genel merkezinize ihanet etmiş olmuyor musunuz?
C) Yada sessiz kalarak, yazılanların doğruluğunu teyitlemiş olacağınızı unutuyor musunuz?
Evet, sözde dikkate çokta almaya değer görmediğiniz! Ama gerçekte satır satır takip edip her ortamda konuşup dile getirdiğiniz bu gerçekler acı verse de, kusura bakmayın; kimsenin keyfine ve gelecek beklentisine göre şekil almayız ve Erbakan Hocamızın çizgisine, Milli Görüş harekatına beton döküp bitirme gayesi ve gayretinde olanlara kesinlikle müsaade edilmeyecek ve Milli Çözüm var olduğu sürece bu gerçekler dillendirilecek.
Haydi Hodri meydan!
Milli Çözümün bugüne kadar yazılan 7000-7500 makalesi kayıtlarda bulunmakta.
Yazarlarınız, çok güvendiğiniz alim takımınız, siyaset bilimcileriniz bir bir incelesinler ve varsa aykırılık, yazılanları belgelerle çürütsünler.
Yoksa artık boş ve afaki konuşmalar bırakılsın.
Ve herkes yerini ve haddini bilsin..
SP’Lİ BİR ARKADAŞA!
Bizim boşumuz, sizin dolunuzdan
Daha hayırlıdır, sonunuzdan
Hayır gelmez, taşlı yolunuzdan
Gelir bir gün, elbet, burnunuzdan
Temel partiyi, yamıyor Gül’e
Gül ise, beton döküyor köküne
Dönmez isen, ey ahmak, özüne
Düşersin sonunda, ateş közüne
Ahmet Hoca, hakikati söyler
Karşı çıkıyor, senin gibiler
Haydi çürütün, hey erkekler
Büyüdünüz mü, dünkü bebekler
Aynı delikten, kaçıncı ısırılış
Gaflete düşüp, yılana sarılış
Bu yol bu gidiş, nereye varış
İş işten geçince, boşuna yakariş
Derdi dava olmayanın, hali nice
Koşar zavallılar, makam peşinde
Cephe alırlar, doğru söyleyene
Engel görürler, kendilerine
Milli Çözüm yazar, zırtolar zıplar
Çaresizler, aksini ısbatlayamazlar
Zorda kalınca, kinlerini kusarlar
Dolu görünüp, boş konuşurlar
Harun döküyorsun, içlerini dışa
Ayarları bir bir, çıkıyor ortaya
Bunun gibiler, hep takılır oltaya
Az kaldı, çarparlar, sert kayaya..
ÖNEMLİ UYARILAR!ANLAYANA!
”Erbakan Hocamızın Son Uyarısı!
Aziz Hocamız: “Saadet, son imtihanı da kazananların Partisidir!..” buyurmuşlardı. Bu, hem bir müjde mesajı hem de bir uyarıydı. Hocamızın bu sözlerini: “Oh be, ben başka yere kaymadım, Saadet’te kaldım; öyleyse imtihanı kazandım…” diye anlayanlar yanılmaktaydı. Çünkü Hocamız bu uyarılarıyla: “Bizden sonra Milli Görüş’ün tek ve gerçek siyasi temsilcisi olan SP içerisinde; Genel Başkan seçimlerinde, alınan olumlu kararlara itaat etmede, farklı parti ve hiziplere gitmede, Partimizin tescilli hainlerin güdümüne verilmesinde… Ve SP’nin Milli Görüş = Adil Düzen = İslam Birliği hedeflerinin unutturuverilmesinde… Evet bunların hepsinde dik ve sağlam duranlar ve yozlaşmalara karşı çıkanlar, ancak imtihanı kazanacak ve onurlu başarıya ulaşacaktır!” hatırlatmasında bulunmuşlardı…”
**Şuan ki Saadet Partisi liderligini yaptığını zanneden gafil denenmiş yanlış bir daha denenmez bunu bildiğiniz halde hâlâ yanlışta ısrar ediyorsanız sizlerin AKIL Hocalarının kim olduğu artık çok nettir!
Allah CC plan kuranların en üstünüdür..Sizlerin planlarının artik sonu gelmiştir biiznillah…
Milli Görüş Camiası’nın 50 yıldır her hususta haklı çıkan Üstad Ahmet Akgül Hocamıza kulak vermesi artık zorunluluktur. Zira son imtihanı kazananlardan olmak istiyorlarsa başka çıkış yolu yoktur.
Saadet Partimizdeki çıbanları deşmeye yine sadece Milli Çözüm devam ediyor. Bu camia yıllardır kendilerine yapılan uyarıları dikkate almalı, Milli Çözüm tarafından deşifre edilen işbirlikçilerin farkına varmalı ve vicdanlı Milli Görüşçüler olarak Milli Çözüm’ün haklılığı haykırmalıdır.
İşbirlikçi Hainlere
Bunlar anca ara bulurlar
Siyonizme para bulurlar
Memlekete kara bulurlar
Şu işbirlikçi gibileri
Ülke Ülke dolaşmışlar
Hep batıla karışmışlar
Milli Görüşe sataşmışlar
Şu işbirlikçi gibileri
Borudan benzin gönderir
Gemiden erzak gönderir
Gazze de ocaklar söndürür
Şu işbirlikçi gibileri
Siyonizme bağırırmış
Elçilerin çağırırmış
Anca zaten anırırmış
Şu işbirlikçi gibileri
Milli Çözüm ün bu kadar açık ve net yayınlarına rağmen bu iddialar ve söylemler karşısında, Saadet Partisi Genel Başkan adayları – Genel idare kurulu üyeleri, il ve ilçe yöneticileri veya sadık Millî Görüşçü birisi çıkıpta bu ihanet girişimleri karşısında haykırışını dile getirmezmi!. Bu suskunluğun sebebi nedir? Aziz Erbakan Hocamız ın İsrail balatasına yerli sap diye ifade buyurduları Abdullah Gül’e bu sevginin sebebi nedir? Prf.Dr. Mustafa Kamalak beyin Söyledikleri ve Milli Çözüm ün yazılanları iddia diye ifade eden dostlara; Bu iddialar doğru değil ise muhatapları neden bir açıklama yapmıyorlar.
Bu suskunluğun ve gayretsizliğin sonu felaket olmasın diye, gayret eden Millî Çözüm e teşekkür edip sorumluluğu nuzu yerine getirmek gerekmezmi?
Bilin ki, İnsanlık alemi korkaklarının değil davasına sadık , cesur ve atılgan inançlı insanların omuzlarında kurtuluşa erecektir. O Sadıklar sadece, Allah’tan korkar ve O na guvenirler. Zaferi de Allah tan bilirler.
İşte bu yüksek marifet ve meziyetlerin(!) sahibi Sn. Abdullah Gül şimdi; iyice yıpranan R.T. Erdoğan’ın yerine, iktidara taşınmak üzere, maalesef Sn. Temel Karamollaoğlu tarafından geçen seçim süreçlerinde defalarca Cumhurbaşkanı adayı gösterilmeye çabalanmış, şimdi de SP’nin de içine katılıp eritileceği 3 partinin başına oturtulmaya çalışılmaktaydı. Milli Çözüm Dergisi’nin bu konudaki saptama ve uyarılarına, tebrik ve teşekkür etmek bir tarafa, hâlâ hakaretle yaklaşanlara soruyoruz:
İçinize Şeytan mı kaçmıştı, yoksa vicdan ayarlarınız mı laçkalaşmıştı?
Rahman Rahim Olan Allah’ın Adıyla
“Öyle ise size ne oluyor ki (Hakk davaya sızan gizli gâvurlar ve şeytani odaklara uşaklık yapan dindar görünümlü) münafıklar konusunda ne diye ikiye ayrılıyor (ve birçoğunuz hâlâ onları sahiplenip savunuyorsunuz?) Allah, kazandıkları (günahları ve sadık mü’minlere kazdıkları tuzakları) yüzünden onları tersine çevirip tepetaklak ettiği halde, siz Allah’ın saptırdığını hâlâ hidayete erdirmek (ve bu marazlı münafıkları masum ve mazur göstermek mi) istiyorsunuz?! (Bu bir nifak hastalığıdır!) Allah kimi saptırırsa, artık Sen kesin olarak (hidayet bulması ve kurtulması için) ona bir yol bulamazsın.” (Nisa Suresi: 88)
Bu mükemmel yazılarından dolayı öncelikle üstadımıza son şükranlarımı sunuyorum. İşte davanın delisi, Erbakan aşığı nasıl olunur bizlere öğretmektesiniz. Bu uyarı ve hatırlatmalarınız bir avuç kalmış olan Milli Görüşçü kardeşlerimizin Hak davada ayaklarının kaymaması ve en önemlisi de Erbakan Hocamızın emaneti olan saadet partisinin her fırsatta Hocamıza ihaneti kendilerinde marifet görenlere sayın Gül gibilere teslim etmemek içindir.
Şunu anlıyoruz ki sayın Erdoğan AB, ABD ve İsrail hayranlığı açısından sayın Gül’ün yanına bile yaklaşamazdı. Ama maalesef bu kadar marazlı birisine, içimizdeki sinsi ve niyeti belirsizler bu zatı azıcık kalmış sadıklara baş yapmanın ve Erbakan’ın üzerine beton dökmenin ötesinde çelikle kaplamanın derdinde olduklarını anlıyoruz.
Aziz Hocamız imtihanı kazananları anlatırken saadet partisi içerisindeki film ve çevrilen fırıldakları görenlerin yetmez bu yapılanlar karşısında Hak davasını savunup dimdik duranlar imtihanı kazanacaktır inş. ve bu imtihanı kazananlardan oluruz duası ile.
KORKAKLARLA YOLA ÇIKILMAZ!
Tam elli yıldır üzerine değinilmemiş konu kalmadı çok şükür. Tahminen 7000-7500 civarı makale yazıldı ve hepside belgeli, ısbatlı, delilli ve gerçeğin ta kendisi. İşte Milli Çözüm farkı bu işte. Ama ne acıdır ki; Milli Çözüm elli yıldır mahkemelerde önü kesilmeye çalışılırken yinede hakikati söylemekten ve yazmaktan bir an olsun geri adım atmamışken, birileri bazı gerçeklerin yazılmamasını, insanlarla arasının açılmamasını yani kaçak ve korkak oynamayı tercih etme gerekliliğini vurgulamaktanda geri durmuyorlar. İyide bu hakikatler saklanınca Cenab-ı Hakk’ın Rızasını nasıl kazanacağız. Milli Çözüme destek olmak ve katılmak ateşten gömlek giyinmeyi gerektirir. Bu gömleği giyinen kazanır.
Bize gerek cesur yürek
Hep birlikte Siyonu ezek
Giyin kurtul, imani yelek
Gerçeği gör, zafere koş felek..
Erbakan Hocamızın Son Uyarısı!
Aziz Hocamız: “Saadet, son imtihanı da kazananların Partisidir!..” buyurmuşlardı. Bu, hem bir müjde mesajı hem de bir uyarıydı. Hocamızın bu sözlerini: “Oh be, ben başka yere kaymadım, Saadet’te kaldım; öyleyse imtihanı kazandım…” diye anlayanlar yanılmaktaydı. Çünkü Hocamız bu uyarılarıyla: “Bizden sonra Milli Görüş’ün tek ve gerçek siyasi temsilcisi olan SP içerisinde; Genel Başkan seçimlerinde, alınan olumlu kararlara itaat etmede, farklı parti ve hiziplere gitmede, Partimizin tescilli hainlerin güdümüne verilmesinde… Ve SP’nin Milli Görüş = Adil Düzen = İslam Birliği hedeflerinin unutturuverilmesinde… Evet bunların hepsinde dik ve sağlam duranlar ve yozlaşmalara karşı çıkanlar, ancak imtihanı kazanacak ve onurlu başarıya ulaşacaktır!” hatırlatmasında bulunmuşlardı…
Milli Çözüm Dergisi’nin, Milli Görüş’ü Abdullah Gül’ün güdümüne sokma tezgâhı konusundaki saptama ve uyarılarına, tebrik ve teşekkür etmek bir tarafa, hâlâ hakaretle yaklaşanlara soruyoruz:
İçinize Şeytan mı kaçmıştı, yoksa vicdan ayarlarınız mı laçkalaşmıştı?
Aziz Hocamızın: “Saadet, son imtihanı da kazananların Partisidir!..” buyurmaları hem müjde mesajı hem de bir uyarıydı.
Hocamızın bu sözlerini: “Oh be, ben başka yere kaymadım, Saadet’te kaldım; öyleyse imtihanı kazandım…” diye anlayanlar yanılmaktaydı.
Aziz Hocamız bu sözleriyle:
Milli Görüş’ün tek ve gerçek siyasi temsilcisi olan SP içerisinde;
Genel Başkan seçimlerinde,
Alınan olumlu kararlara itaat etmede,
Farklı parti ve hiziplere gitmede,
Partimizin tescilli hainlerin güdümüne verilmesinde…
Ve SP’nin Milli Görüş = Adil Düzen = İslam Birliği hedeflerinin unutturuverilmesinde…
Evet, bunların hepsinde dik ve sağlam duranlar ve yozlaşmalara karşı çıkanlar,
Ancak imtihanı kazanacak ve onurlu başarıya ulaşacaktır!” hatırlatmasında bulunmuşlardı…
Milli Görüş camiasından ve halkımızdan gizli yapılan sinsi ve gizli hesaplar!
Abdullah Gül, Siyonist güdümlü Haçlı AB mektebinin bir talebesi ve takipçisi ve İsrail hayranı birisiydi.
Abdullah Gül, Türkiye’yi Büyük İsrail’e vilayet yapmak için Siyonist ve Haçlı merkezler ve onları takip ve taklit eden yerli işbirlikçileri tarafından Kürt, Ermeni ve Kıbrıs sorunu denilerek aslında hiçbiri ‘sorun’ olmayan üç sorunu(!) Türkiye’nin büyümesinin ve güçlenmesinin önündeki en büyük engel olarak görmüştü.
Abdullah Gül şimdi; iyice yıpranan R.T. Erdoğan’ın yerine, iktidara taşınmak üzere, maalesef Sn. Temel Karamollaoğlu tarafından geçen seçim süreçlerinde defalarca Cumhurbaşkanı adayı gösterilmeye çabalanmış, şimdi de SP’nin de içine katılıp eritileceği 3 partinin başına oturtulmaya çalışılmaktaydı.
Mahmut Arıkan ve ekibi hemen her ay İstanbul’a gelip İngiliz Siyonistleri, İstanbul konsolosluk yetkilileri ve Chatham House ilgilileriyle buluşuyorlardı.
Mahmut Arıkan, Temel Karamollaoğlu tarafından SP Genel Başkanı adayı yapılmış, ancak Milli Çözüm’ün mert ve net uyarıları bu tezgâhı boşa çıkarmış ve kongreyi ertelemek zorunda kalmışlardı. Şimdi de Genel Başkan Vekilliğine atanmışlardı!?
Böylece Milli Görüş’ün Abdullah Gül’e peşkeş çekilmesiyle ilgili, Milli Çözüm uyarılarının ne kadar haklı ve yararlı olduğu bir kez daha kanıtlanıyordu.
Zerre vicdanı ve dava duyarlılığı olanlardan, artık uyanmalarını ve mü’minlik tavırlarını takınmalarını beklemek…
Milli Görüş’ü Abdullah Gül’ün güdümüne sokma tezgâhına duyarlılık ve tutarlılıkla karşı çıkmasını ummak ta bu bizim hakkımızdır.
Dert Ney? Anlamak Bu Kadar mı Zor?
Erbakan Hocamız “Gül İsrail baltasına sap”
Özel misyonlu Başkan diyor ki Gül bize hap
Elbette ki ihaneti görmek için gerek biraz çap
Hakka uymazsın lidere itaat dersin! ister tap!..
Akgül Hoca konferans verdi yazdı onlarca kitap
Rte,Gül,Numan vd sizi uyarmaktan düştü bitap
Artık uyan kardeşim davana sahip çık budur hitap!
Bu çok önemli makalenin bütün Saadet Partili kardeşlerimiz tarafından okunmasını anlaşılmasını ve feraset ve Basiret ile gereğinin yapılmasını temenni ve niyaz ediyorum
MİLLİ ÇÖZÜM ; YILLARDIR MİLLİ GÖRÜŞ İÇİNDEKİ GİZLİ ÇIBANLARI DEŞİYOR YANİ SİYONİZM’İN PLAN VE PROJELERİNİ ETKİSİZ HALE GETİRİYOR BOŞA ÇIKARIYORDU!… ELBETTE ANLAYANA BU ÇOK BÜYÜK BİR NİMETTİ..
Milli Çözüm’ün en büyük hizmetlerinden birisi de özellikle marazlıları çok rahat ayırt etmesi tanıması tanıtması ve ayırt ettiği o gerçeği haykırmasıdır… Bu konu çok mühim ve öylesine büyük önem taşıyor ki ; iyi işler güzel eylemlerde bulunuyorum sanırsın oysa Kirli Güçlerin ve işbirlikçilerinin tuzağına alet olursun yetmez o alet olman eğer sen devlette bürokrat isen ülkene ülke insanlığına dinine en büyük zararı verirsin. Bu hayatımızın her safhasında geçerli bir hadisedir… Gözümüz kulağımız dilimiz ruhumuz LİDERDE – REHBER ŞAHSİYETTE olmalı ki bu tuzaklara düşmeyelim.
Elhamdülillah… İyi ki Milli Çözüm var iyi ki Üstad Ahmet AKGÜL HOCA var…Böylesi gizli çıbanlar marazlılar at koşturmaya çalışırken, Ehlince tökezletilmeleri rabbimizin sadık dava erlerine ve dolayısıyla bu aziz milletimize büyük merhametinin yardımının gereğidir… Anlayana… Münafıklar, uzayda değil, yanımızda ve içimizde dolaşmaları görevleri gereğidir.
Bugün Müslümanlar olarak , belki de en büyük gafletimiz ; Kur’an’ın ısrarla vurguladığı ;en sinsi ve tehlikeli kimseler olarak uyardığı; MÜNAFIKLARIN VE MARAZLI İNSANLARIN hep dışımızda ve çok başka ortamlarda olduklarını sanmamızdı. Oysa onlar, parazit solucanları veya ergenlik çıbanları gibi hep aramızda ve yanı başımızda olmaları vazifeleri icabıydı.
İşte Milli Görüş’ü yakın dönemde bölme parçalama yutma girişimine Siyonizm’in bu seferki atı Abdullah Gül’ü anlamak tanımak yine Milli Çözüm Üstad Ahmet AKGÜL ile hamdolsun anlaşıldı kavrandı… Burdan şu sonuca varmak çok mümkündür : Aziz Erbakan Hocamız Siyonizm’in hiç bir tuzağına düşmedi düşürülemedi tam aksine o tuzaklarının içine tuzak kurdu ve o tuzakları başlarına geçirdi her daim… Şimdi görüyoruz ki Üstad Ahmet AKGÜL Hoca da Hocasının taktiğini en güzel uygulayan yöntemlerle SİYONİZMİ VE İŞBİRLİKÇİLERİNİN TUZAKLARINI PLANLARINI PROJELERİNİ ETKİSİZ VE ÇARESİZ KILARAK YETMEZ KENDİ BAŞLARINDA PATLATARAK ZAFERE ADIM ADIM GİTMEKTE OLDUĞUNU hep birlikte görmekteyiz. İşte ERBAKAN GİBİ LİDERE KUTLU ŞAHSİYETE YAKIŞIR KENDİNDEN SONRASI İÇİN YERİNE BIRAKTIĞI BİLGE VE YİĞİT REHBER VE LİDER ŞAHSİYET ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZA TAM BAĞLILIĞIMIZI ARZEDER ŞÜKRANLARIMI SUNARIM…
Şu gerçeği hiçbir zaman unutmamalıyız; Allah da var, Kur’an’da var, bunların Tercümanı Milli Çözüm ve Üstad Ahmet AKGÜL de var!..
Evet şu gerçeği ve hakikati de hatırlatmakta yarar görüyorum: Milli Görüş’ün adresi Saadet Partisidir, MİLLİ ÇÖZÜM ise Erbakan’ın ve Milli Görüş’ün KENDİSİDİR!..
Vicdanen ve Aklen bakıldığında Milli Çözüm Dergisinin yapması gereken baba ocağına çöreklenmiş haramileri ordan çıkarıp babasının mirasına sahip çıkmaktır… Bu adımla Milli Görüş ün başında sağlam ve sadık bir ekip bulunacak Hocamızın mirasına sahip çıkılacak… Milli Görüş ün dağınıklığı giderilecek Milli İttifaklarla siyasi çoğunluğu artırılacak… Partideki eğitimler seminerler Millileşecek bu eğitimler şuurlu nesilleri yetiştirecek ve yeni FETİHlere kapı açacaktır inşallah… Artık hareket zamanıdır… Artık Milli Görüşe sahip çıkma haramileri kovma zamanıdır…
TÜRKİYE’NİN ASIL SORUNU SİYONİSTLERİN YERLİ İŞBİRLİKÇİLERİDİR!
1 Mart Tezkeresi ile tertemiz tarihimizi kirletmeye çalıştınız!
AB’ye girmek uğruna, Rum’lara Annan Planı ile Kıbrıs’ı peşkeş çektiniz!
Kürt açılımı – Çözüm Süreci diye Milli Kolluk Kuvvetimizin şehit edilmesine sebep oluverdiniz!
Yetimin hakkını, Yahudi ve Ermeniler’in zalim takımına peşkeş çektiniz ve çekmektesiniz!
Asıl sorun, Siyonist uşağı olan AKP kurucuları, yöneticileri ve SP’yi AKP’ye peşkeş çekmeye çalışanlar sizlersiniz!
“Erbakan’ın ölmesi yetmez, üzerine beton dökmemiz lazım!” diyen Siyonistlerin, en büyük hizmetçilerisiniz!
MİLLİ DEMEK, ERBAKAN DEMEKTİR.
ERBAKAN DEMEK, MİLLİ GÖRÜŞ DEMEKTİR. MİLLİ GÖRÜŞ DEMEK, MİLLİ ÇÖZÜM DEMEKTİR!
Eyy uşak ruhlu tipler! Milli Görüş davasının içerisine sızmış kriptoların, ülkemizi peşkeş çekmeye çalışan hain yöneticilerin, milletimizi yok etmek isteyen Siyonistlerin tahribatlarını engellemek ve milimize edebilmek için ömrünü feda etmiş olan Üstad Ahmet Akgül’den ne istersiniz?
“Müslüman olmak yetmez, şuurlu Müslüman olmak lazım!” Buyurmuşlardı Erbakan Hocamız..
Milli Çözüm, Allah’ın yardımı ile Siyonist ve uşaklarının planlarını alt üst ettiği gibi Olağanüstü Kongreyi iptal ettirdi elhamdülillah! Şeytanilerin bütün planlarını da yakında başlarına geçirecektir İnşAllah!
“Allah’ın davası kıyamet sabahını görecektir!
Herkes, paçasını kurtarmaya gelmiştir.”
Milli Görüşçülerin son imtihanı olan bu süreçte Milli Görüşçülerin şuurlanması için çaba göstermek, sadıkların görevidir!
Milli Çözüm’ün haklı uyarına bilerek düşmanlık edenler ise nifaklarında boğuluverecektir!
“Milli Çözüm’ün, Milli Görüş’ün kendisi olduğuna inanmayanlar ise Milli Çözüm kimmiş, yakında göreceklerdir!.”
Hatasız kul olmaz, herkes hata yapabilir.
Lakin hatayı yapanın , hatayı nasıl ve neden yaptığı da oldukça mühimdir.
Yapılan hata umuma tesir eder, imanı zedelerse tehlike arz eder.
İşte o an O hata kabul görmez ve de affedilmez.
Rabb’im Türk Milletini, Türk Devletini istikametten ayırmasın.
ADİL DÜZEN yönetimi ülkemiz ,dünyada hakim olmasını
niyaz ederim.
Kimin Başkan Adayı;ABDULLAH GÜL OLURSA!?
Abdullah Gül’ü gösterir, Cumhurbaşkan adayı
Haysiyet ve hassasiyet, taşımayan vasıfsız…
İngiliz Siyonistlerin, bu İslamcı adamı
Hem dönek hem de ödlek, başa konmuş cefasız…
Kim yapmışsa Erbakan’a, hakaret ve hıyanet
Ona hürmet rağbet eder, bu ne bozuk bir tıynet
İntikam alır Hoca’dan, bak temelsiz zihniyet
Hâlâ bunu anlamıyor, kifayetsiz kafasız…
Zındıklara hep iltifat, sadıklar haraç1 eder
Erbakan’a kim bağlıysa, Parti’den ihraç eder
Abdullah Gül gibileri, kendine siraç2 eder
Nerde kaldı şuur onur, ey vicdansız vefasız…
Bekle aşikâr olacak, hem aslın hem astarın
Nerde hain dönek varsa, oldu senin starın
Hak Milli Görüş yerine, Siyonizm mi mastarın3?
Hiç hayal kuramıyon mu, İsrail’siz Yafa’sız…
Öyle bir gün yaklaşıyor, için dışa dökülür
Çün en gerçek belgelerle, kirli çorap sökülür
Nice ahmak takımının, boynu mahcup bükülür
Be hey Pakradun piyade, ruh marazın şifasız…
Adım adım ilerliyor, uçuruma kayarın
Abdullah Gül sevdan ile, belli oldu ayarın
Alkışına aldanma hiç, her dalkavuk hıyarın
Etrafında konuşan yok, adil cesur tarafsız…
Sen Erbakan’sız Parti’yi, yüzde bire indirdin
Bu kutlu NUH gemisine, ne hainler bindirdin
Abdullah Gül gibisini, söyle nasıl sindirdin?..
Her amelin kaydedilir, kalemsiz ve sayfasız…
Abdullah Gül dediğiniz, şikaka4 bir nisaptır5
“O İsrail baltasına, hem İslamcı bir saptır!..”
Bu Erbakan’ın sözleri, sağlam tanım hesaptır
Gemi menzile varır mı, has kaptansız tayfasız…
1- Haraç: Değerli bir şeyi ucuza satma.
2- Siraç: Işık, aydınlatıcı kandil.
3- Mastar: Doğruluk ve düzgünlük ölçü aracı.
4- Şikak: Ayrışma, parçalanma.
5- Nisap: Ölçü, derece, gösterge.
Not: Şiir Milli Çözüm Dergisinden Alıntı Yapılmıştır.
Milli Çözüm Dergisi’nin bu konudaki saptama ve uyarılarına, tebrik ve teşekkür etmek bir tarafa, hâlâ hakaretle yaklaşanlara soruyoruz:
İçinize Şeytan mı kaçmıştı, yoksa vicdan ayarlarınız mı laçkalaşmıştı?
Sn Mustafa Kamalak’ın çok geç de olsa Abdullah Gülün SP nin başına getirilmesi için yapılan ayak oyunlarını söylemesi olumluydu. Milli Çözüm Dergisinin şiddetli uyarıları ile çok defa hakklılığı ortadayken, bu s.yonist uşağı olduklarını sayısız icraatleri ve söylemleri ile ispatlanmış ABDullah Gül’ün yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesi sürecindeki uyarılarına rağmen, Milli Görüşçüyüm diyen SP lilerin Milli Görüşçülerin halen Milli Çözüme saldırmaları nasıl bir çelişkide olduklarını gösteren en büyük delil niteliğindeydi.. Ancak ilahi takdir planı değişmemekte herkes kendi yaratılış ve tiynetine göre hareket etmekteydi.. Bir kez daha Haktan yana azlar Batıldan s.yonist şeytandan yana olan çoklar s.yonist i.srail ab abd ve işbirlikçileri kaçınılmaz acı ve alçaltıcı sonlarına yuvarlanırken, bir avuç sadık Milli Çözüm sadıkları eliyle s.yonizm ve işbirlikçilerinin kahrolacakları, mazlum ve masum insanlığın huzur bulacağı Adil Düzen kurulacaktı.. Bu her şeye Kadir olan Allah cc nin vaadiydi ve gerçekleşmesi an meselesiydi..!
Milli Görüşün siyasi adresi Saadet Partisidir
Milli Çözüm ise, Milli Görüşün ta KENDİSİDİR..
Abdullah Gül, Milli Görüş ağacından kesilip yontulan, İsrail baltasına yapılmış bir Yahudi sapıdır.!
Elli senede, elli kere ağzı yanan Milli Görüş’ün, İman ve sadakat ehli artık anlamalı ki ;
Artık hizmet devranı ve zafer bayramı MİLLİ ÇÖZÜMLEDİR!..