NUSRET, GAYRETE AŞIKTIR!
Çalış çırpın yorulma, Hak davandan usanma
Çün Nusret-i İlahi, bu gayrete aşıktır…
Hikmetle bak her şeye, tesadüf olur sanma
Bil; inayet kuldaki, bu hayrete aşıktır…
Davasına aşıksa, yol zorluğu sorulmaz
Maksudunu arayan, çalışmakla yorulmaz
Dosta sadık sevdalı, sağa sola savrulmaz
Nazlıdır vuslat gülü, hoş hasrete aşıktır…
Her şey yaratan Allah, sebepler ancak faktör
Herkes imtihandadır, kader filminde aktör
Simülasyon kullanır, taşıyan külli traktör
Haddi zatında vahdet, bu kesrete aşıktır…
5
2
votes
Değerlendirmeniz

Âşık olanın nişanı: Melamet imiş…
[b]Erenler demişler ki:
Eğer âşık isen yâre
Sakın aldanma ağyâre
Düş İbrahim gibi nâre
Bu gülşende yanar olmaz!
Kıyamazsan başa cana
Uzak dur girme meydana
Bu meydanda nice başlar
Kesilir hiç soran olmaz!
[/b]
ALLAHA KUL OLMAK VE ONU TANIMAK
Rabbimiz Kuranı Kerim’de Zariyat suresi 56 .ayetinde buyurduğu gibi “Ben, cinnleri ve insanları ancak ve yalnız Bana ibadet etsinler (her şeyi Benden bilip, Benden isteyip, Benden beklesinler ve her konuda hükümlerimi yerine getirsinler) diye yarattım. (Evet; insanın sahip kılındığı nimet ve meziyetlerin büyüklüğü oranında da; sorumluluğu ve yükümlülükleri vardır. Çünkü insan Rabbini tanıyıp Ona ibadet ve hizmet için yaratılmıştır.) Ayetikerimede belirtildiği gibi insan Rabb’inin rızasını kazanmak onun davasına ,kitabına sahip çıkmak bu uğurda her türlü sıkıntıyı göze alıp canla başla usanmadan ,yorulmadan çalışmalıdır Çünkü Yaratılış sırrının gereği olarak Biz insanlar bu dünyaya Yalnızca yemek içmek eğlenmek için değil Rabbimizi tanıyıp ona ibadet etmek için yaratıldık
Hadisi Kutsi de buyurulduğu gibi
“Ben gizli bir hazineydim bilinmeyi Murad ettim” buyur’an Rabbimiz İnsanların ve cinlerin kendisini tanıyıp yalnızca kendisine ibadet etmelerini istemiştir bu uğurda canıyla malıyla gece gündüz Bıkmadan usanmadan çalışmalıyız Gayret bizden yardım ve takdir Allah’tandır Kainattaki hiçbir şeyin tesadüf olmadığını bütün varlıkların tek bir yaratıcısı olduğunu unutmadan baktığımız her şeyde Rabbimizi görmek onun takdiri ve taksimi ne itiraz etmeden; onun izni olmadan bir yaprak bile açmayacağının farkında olmalıyız. Bizler bu gerçeğin farkında olur bu şuurla çalışır yaşarsak Rabbim bizleri hiçbir zaman yardımsız bırakmayacaktır.
”Davası büyük olanın ,Sevdası büyük olur
Hasgül bahçesinin dikeni çok olur Hocası Erbakan olanın alnı hep ak olur
Bu gayretle çalışanın yardımcısı Allaholur”
Nasıl ki Rabb’i nin rızasını kazanmak için gece gündüz çalışan birine çektiği sıkıntılar zor gelmiyorsa yeryüzünde hak hakim olsun, adil bir düzen kurulsun diye gece gündüz çalışan birine de bu sıkıntılar zor gelmeyecektir. İslam davasının bu yüzyıldaki temsilcisi savunucusu cennet mekan Erbakan hocamızdır,Erbakan hocamızın ise projelerine ve emanetlerine gerçek anlamda sahip çıkan sadece Milli Çözümdür Çünkü hocamıza yapılan saldırılara, hakaretlere iftiralara tek tepki veren bunları susturan anında gerekli cevapları ve gerçekleri yazan Milli çözümdür Bizlerde bu ekibin bir parçası olarak yılmadan usanmadan canla başla çalışmalıyız yaptığımız çalışmalar bize zor gelmemeli tam aksine gayretimizi ve heyecanımızı ve şuurumuzu artırmalıdır.
Rabbim pilimizi daim etsin
Çalışacağız uğracağız batıl karşı bir mücadelenin içerişine gireceğiz ve bu mücadeleden bir an olsun bıkıp usanmamak lazım yani pilimizin bitmemesi lazım çünki bu pilimizi şarj eden Allah sevgisi ve Hak davaya olan inanç ve bağlılığımızdır. Ne zaman yorulduk bıktık usandık o zaman Rabbimize olan sevgimiz ve davamıza olan inancımızda bir sıkıntı başlamıştır. Etrafımızdaki olan her olay ve her şey rastgele olan bir şeyler değil Rabbimizin bizim için özel yarattığı görüntüler, sesler ve duygular öncelikle o muhatabı için yaratılmış ve o kişiye özel mesajlar içermektedir. Kul sevgiliye giden yoldaki sıkıntılarda üzülmez tam aksine bu uğurda çektiği veya çekeceği sıkıntıları kendisine bir şeref ve huzur kaynağı bilir ki uğrunda sıkıntı çekildikçe değeri ve kıymeti artar.
Nusret, Gayrete Aşıktır!
Cenab-ı Hak’kın rızasını ve yardımını kazanmak istiyorsak, önce yaratılış sebebimizin farkında olup ve bu fani dünyada ki imtihanımızı en iyi şekilde nasıl geçeceğimizi bilip buna göre yaşam sürme gayreti içinde olmamız gerekmektedir.
Bizler elhamdülillah Müslümanlar olarak; bizim davamız İslam’dır. Gayretimiz ve arzumuz tüm insanlığa saadet ulaştırmaktır. Ve hak davamız için son nefesimize kadar her an cesaret ve metanetle hiçbir zaman tembellik göstermeden, etrafımızda olan biten ve yaşadığımız her şeyde bir hikmet olduğunun farkında olarak; ve yaşadığımız her şeyden ders çıkararak ve ancak sadece bu samimiyetle ve mücadeleyle Rabbimizin ilahi yardımına erişebileceğimizin ve Rabbimizin rızasına kavuşabileceğimizin inancıda olmamız gerekmektedir.
Sefer bizden, zafer Allah’tandır…
Bizler davamızda samimiyetle, gayretle ve tüm inancımızla çalışmaya devam ettiğimiz sürece; Rabbimizin ilahi yardımıyla, karşımıza çıkan tüm zorluklara ve musibetlere göğüs gererek, yorulmadan, yılgınlık göstermeden, aşkla, azimle, biran bile davamızdan şüphe etmeden mücadele ettiğimiz zaman, inşallah Rabbimiz bize zafer nasip edecektir.
Dosta olan sevda
Tüm Engellemelere karşı elinden gelen gayretin en iyisini göstererek Tüm insanlığın huzur bulacağı Adil bir düzenin kurulması için canınla,malınla Bütün yaşamın boyunca bu Uğur da çalışıp çabalamalısın ki,Rabbin senin bu fedakarlığından dolayı Sana değer versin ve sevsin.
Davasına aşık olan kişi bu uğurda karşısına çıkacak tüm zorluklara sırf Rabbinin rızasını kazanabilmek için katlanır,onun kalbi Dosta olan sevdası,özlemi,hasreti sürekli artar durur.Bu şuur onda olduğu müddetce gelebilecek tüm telkinlerden etkilenmez ve Rabbine kavuşacağı günü bekler.
Gayrete Aşk
“Bizim davamız İslam’dır. Gayemiz Allah’ın rızasını kazanmaktır. Hedefimiz hak nizamı hakim kılmaktır. Arzumuz tüm insanlığın saadetidir. Yolumuz cihattır. İslam ise Allah yapısıdır. Dolayısıyla mükemmeldir, eksiklik ve fazlalık kabul etmez. Bu dava için çalışmak herkese nasip olmaz. İster gecenizi gündüzünüze katıp çalışın, ister yan gelip yatın. Bu hak davanın başarısını ne bir gün öne alabilirsiniz, ne de bir gün geciktirebilirsiniz. Bütün mesele bu şerefli davada nasıl bir imtihan vereceğinizdir.”
Aziz hocamızın belirttiği gibi, bu kutlu davaya, zafere inanmak ve bu yolda çalışmak, ter dökmek Allah’ın bizler için büyük bir lütfudur. Aynı zamanda en büyük imtihanımızdır. Bütün müminler, bu davada çalışmak, gayret etmek ve herşeyden önce bu davaya inanmak ile yükümlüdürler. Herkes, taşıdığı bu sorumluluğunun gereği olarak gayret ettiği kadar değerli olacaktır.
Bizler zafere değil bu yolda çalışmaya, bu yolda gayret eden, bu davaya öncülük edenler ile birlikte olmaya sevdalı olmalıyız. Hiçbir sonuç, maddi beklenti vs beklemeden sadece imanımızın gereği olarak hergün, her an bu zaferin muştusu hissetmeli ve gerektirdiklerini yaşamalı ve yaşamalıyız. Allah za
Şükürler olsun ki, gecesi gündüzü bu dava olanları tanıdık, şükürler olsun ömrünü Adil Düzen’e adayan Aziz Erbakan Hocamızı tanıdık, şükürler olsun ki Aziz Hocamızın davasına, fikriyatına sahip çıkan, Ahmet Hocamızı tanıdık…
Gayret, Zafer, izzet ve Şeref
Erişme, ulaşma, varma, buluşma anlamlarına gelen vuslat kişinin Kuran’ı ve Sünneti rehber edinip Hz. Peygamberin (sav) ahlakıyla ahlaklandıktan sonra söz ve davranışlarında her an Allah‘ı görüyormuş gibi hissetmesi, her an Allah ile olma duygusu ve bilinci, bu samimi duygu, bilinç ve amellerin neticesinde Allah’a imanla kavuşma ve huzura razı olunan bir kul olarak kabul edilme, nimetlerin limitlendirilmediği, gölgeden gerçeğe döndüğü ahirette Allah ile buluşma manasını taşır. Vuslat hasrete aşıktır. Çünkü Rabbimiz imtihan cilvesini, Adil Düzen gelmesi için çalışmaları, mücadeleyi uzatıyor ki vuslatın lezzeti artsın. Daha da bir tatlansın, sırlara erilsin, perdeler kalksın. Hem de bu yolda kahır da çekilsin ki son kertede elde edilenin kıymeti bilsin. Bu en güzel meyvelerden olan inciri yemeden önce yarıdan koparılan parçaları birbirine sürtüp ballandırmaya benzemektedir. Mesele lezzete daha sonra ulaşmak değil biraz beklemekle daha güzel bir lezzete ulaşma uğraşıdır. Ve hazır ballandırılmış incirdense kişinin kendi uğraşıp ballandırdığı incir daha da bir ballı-lezzetli olacaktır.
İnsana çalıştığı vardır. Başarının, zafere ermenin sırrı plan ve programla işe başlamak ve yılmadan süreklilikle o uğurda çalışmaktır. Zafer yolarında yılgınlık yoktur. Vuslata, zafere, sonuca odaklanmış ve inanmış mümin kendinden motivasyonludur. Ye’se düşmez, ümidini yitirmez. Tek başına da kalsa siyonizmi devirecek, şeytanın planlarını bozacak plan projeler yapar ve mücadelesine devam eder. Zaten kendisine iman, inanç ve kararlılıkla bu motivasyonu sağlayabilenden gerçek bir mümin, mücahit ve hatta lider olur.
Şu ayetler insana azık olarak kendi emeğinden başkası olmadığını, bir iş bitirildiğinde hemen başka işe koyulması gerektiğini, iki dünya saadetinin de zafer ve vuslatın da bu gayretlere bağlı olduğunu göstermektedir:
Necm 39
Şüphesiz her insana kendi emeğinden başkası verilecek değildir. (Herkes ancak hak ettiğine erişecektir.)
Necm 40
Şüphesiz (herkesin) kendi emeği (veya çabası) görülecek (ve değerlendirilecek)tir.
İnşirâh 7
(Şu halde Ey Habibim!) Boş kaldığın zaman, (tebliğ ve toplumu terbiye, cihat ve tehlikeleri defetme, sosyal ve siyasi görevler gibi mecburi işlerinden sıyrıldığın an, durma hemen) ibadete koyul ve yorul ki (manevi terfi ve terakki ancak sürekli ve sistemli bir çaba ile mümkün olacaktır).
İnşirâh 8
(Ve bütün bu gayret ve hizmetlerinle kesinlikle) Sadece Rabbine (rızasını kazanmaya) rağbet et (ki dünyada izzet ve devlete, ahiret yurdunda ise Cennet ve rü’yete ancak böyle ulaşılacaktır).
Allah’a (c.) karşı derin bir muhabbet veya vuslat arzusu varsa, bu muhabbet ve arzu sözde kalmamalıdır. Her iddia ıspatı gerektirir. Bir sonuca varmak için kişinin hareket etmesini, eyleme geçmesini gerektirir. Aynı şeyleri tekrarlarak farklı sonuçlara ulaşılamaz. Bundan dolayı sonucu farklılaştırmak için stratejiyi de eylemi de farklılaştırmak gerekmektedir. Arzu edilen sonuç için stratejiler-eylem planları da mutlaka amele dökülmelidir.
Birçok insan, Allah’ı sevdiklerinden, O’na âşık olduklarından dem vururlar. Hâlbuki Rabbimiz kendisine olan sevginin gerçekliğini veya sahteliğini de bir ölçüye vurmuştur. Ali İmran suresi 31. Ayette Yüce Rabbimiz şöyle buyurmuştur:
(Ey Resulûm!) De ki: “Eğer (gerçekten) Allah’ı seviyorsanız (bu iddianızı ispat etmek üzere) Bana (sünnetime ve hayat sistemime) tabi (ve teslim) olunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlayıversin. Allah Ğafur ve Rahim’dir.” [Not: Hz. Peygamberimize: “Allah’ı seviyorsanız, O’nun Kitabına uyun” yerine “Bana tabi olun” demesinin buyrulması; Sünnete ittiba ve itaatin gereğini ve önemini göstermektedir.]
Allah’ı sevmenin gerçek göstergesi ahlaki, siyasi, iktisadi, ictimai, hukuki, eğitim ve öğretimde yani hayatın tüm alanlarında Peygamberimizin hayatını örnek alıp hayat sistemini kurumsallaştırıp devlet yönetimi, genel hukuk ve sosyal adalet düzeni haline getirmekten geçer. Sünnet sistemini dünya görüşü olarak kabul edip hayat tarzı haline getirilmedikçe, bunu sistemli halde yaşatmak için mücadele edilmedikçe Allah’a aşktan ve muhabbetten bahsetmek sadece kuru bir laf olarak kalmakta ve inandırıcı olmamaktadır. Allah’ı ve Resulünü sevdiğimizi iddia ediyorsak Kur’an-ı Kerim’i ve Sünnet sistemini iktidara taşımanın gayreti içinde olmak, kanunlarımızı, kurallarımızı, geleneklerimizi ona göre düzenlememiz gerekmektedir. Tabi önce insanın bunları önce kendi şahsi bünyesinde sindirmiş olması elzemdir. Kuran ve sünnetle örtüşmeyen bir hayat tarzına sahip kişinin sevgi iddiası boşunadır. İnsan gerçekten vuslat niyeti taşıyorsa önce zihnini, kalbini ve bedenini Kuran ve Sünnet ışığında temizlemeli, kendisini hazırlamalıdır. Yoksa bedeninde kirle, kalbinde putla ve zihninde kesretle vuslatı gözlemek de beyhudedir. Mümin-mücahid kimse Allah’ın yardımının insanın bireysel olarak zihnen, kalben ve bedenen ihyasına, toplumsal olarak ise Kuran ve Sünnet’in sistemleşmesi için gayret etmesine bağlı olduğunu bilir. Yüce Rabbimiz Maide suresi 68. ayetinde De ki: “Ey Ehl-i Kitap! Siz Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirilen (Kur’an’ı ikame edip) uygulamadıkça, hiçbir esas ve hakikat üzerinde değilsiniz.” …. denmektedir. Rabbimiz ayette emirlerinin ve sünnetin sistemleştirilmesini, aksi halde yaşayacağımız hayatın esas ve hakikat olan gerçek hayat olmayacağını buyurmaktadır. Erbakan Hocamız ve Ahmet Hocamız ya Adil Düzen ya da zillet diye bu emri bizlere özetlemişlerdir. Şerefli ve izzetli bir hayatın nasıl yaşanacağının yol haritasını bizlere öğretmişlerdir. Erbakan Hocamızın “Hayat iman ve cihattır.” şeklinde özetlediği inanca ve gayrete dair şu sözleri bizlere ışık tutmaktadır: “İman varsa imkan da vardır, Milli Görüşçü asla vazgeçmez.”
“Bir çiçekle bahar olmaz. Ama! Her bahar bir çiçekle başlar.” “Aşk, azim ve Millî Görüş tekeden bile süt çıkarır.”
“Hakk’ın tesisi için çalışmamakla Batıl’ın hakimiyeti için çalışmak arasında fark yoktur.” “Allah’ın rızası, ordu içindeki zahiri rütbe ve rağbete göre değil, üstlendiği görevi üstün bir gayret ve samimiyetle, canla-başla yapmaya bağlıdır.” “Batıl tarafına ve düşmanlarımıza, bizden daha çok imkân ve fırsat verilmesi ve çok çeşitli cephelerden bize hücuma geçilmesi Müslümanlar için bir rahmet ve fazilet sebebidir.” “Cüneydi Bağdadi Hazretleri ibadet ve hizmet yolunda, çeşitli zahmet ve zorluklarla karşılaştığında seviniyor ve Allah’a şükrediyordu. Rabbim’in, işlerimi zorlaştırmasını, daha çok gayret ve metanet göstererek, mükâfâtımın kat kat artmasını murad ettiğine işaret sayıyor ve teselli buluyorum diyordu.” “Zor bir yolda yürümek mecburiyetinde olan insanlar, yolda yürümeye başlamadan önce gönüllerinde ve zihinlerinde yürümek ve yol almak zorundadırlar. Evvela, bu yolu ben nasıl aşarım, korkusundan kurtularak yola çıktıklarında görürler ki, yol zor da olsa bir müddet sonra aşılmış yürünmüş ve hedeflenen yere gidilmiştir. İte o zaman, insanların yüreklerinde, aslında yolun zannedildiği kadar zahmetli olmadığına ve bütün sıkıntılı yolların aşılabileceğine dair bir iman doğar.”
“Aslında tüm mesele şerefli bir ömür ve ölüm içindir.” Evet tüm hastalıklara çözüm Adil Düzen’dir. Zaferden, gelecekten ve hatta vuslattan ümitvar olunmalıdır. Çünkü Üstad Ahmet Akgül Hocamızın buyurduğu gibi “Ümit imanın canıdır..” Böyle kutlu hedeflere ulaşmak isteyen mücahitlerin ümidini kırmak için şeytan da tüm gayretiyle çalışmaktadır. Ancak zafer; Allah’a, Allah’ın vaadine, “O dediyse doğrudur” teslimiyetliyle elçinin sözlerine kesin bir şekilde inananlarındır. Ve zafer yakındır. Zafer güneşi bir avuç kalan, görmediği halde şüphe katmadan inanan, sadakatini ıspat etmiş, sözüne ve ahdine bağlı kalmış, vuslata aşık, şuurlu ve gayretli müminlerin üzerine doğacaktır. (İnşallah)
Ey iman edenler! (Her konuda) Allah’tan korkun (Kur’an’ın ve Resulûllah’ın yoluna uyun) ve (Hakk davasında sağlam duran) doğru (sadık)larla birlikte olun (ki iman Hakka tarafgirliktir).” (Tevbe 119) ayetinin ışığında bizleri ayete muhattap Sadıklardan ayırma Yarabbi. (Amin)
Nimete şükür
Sen çalışırsan Allah sana mutlaka yardım edecektir. Bu nimetlere şükür için her şartta, her türlü zorluğa rağmen,dünya ve ahiret mesuliyetinden kurtulmak için inandığın hak dava yolunda hakkın hakim olması için çalışmak gerekir. Çünkü Allah’ın nusreti ilahisi bu hak davada yılmadan çalışırsak mutlaka gelecektir. Davasına aşık olan bu yolda bedel ödemeye baştan razı olmuştur ve bu yolda başına gelecek zahmetler size vız gelir. Üzülmek yerine aksine insan mutlu olur sevinir. Dostlarla beraber olmanın vermiş olduğu huzur dünyanın hiç bir yerinde yoktur. Bir aradayken çekilen zahmetler gülün dikeni kadar bile can yakıcı değildir. Bu yolda başımıza gelen her şey Allah ‘ın takdiridir. Bunun şuurunda olup başımıza gelen zorluklara direnmeli elimizden gelen çabayı sarfetmeliyiz. Cenabı hak bizleri ehadiyet tecellisiyle vahdete sevk eder. Mesela bir ağaç,dal,budak,çiçek ve yaprak gibi farklı şeylerden meydana gelmiştir. Bütün bunlar meyvede vahdete ererler. Çünkü o ağacın bütün özellikleri o meyvenin içindeki çekiredeğe genetik şifre olarak konulmuştur. İnsanda kainat ağacının meyvesidir. Kendini böylece değerlendiren insan, kainattaki kesret içinde boğulmaz ve kolayca vahdete erer.
Şiirde Baştan Sona Sadıklarla Beraber Olun Emri Hatırlatılmaktadır!.. Sadıklar Heyecanlarını Her daim Koruyan Hiç Bir zaman ye’s ‘e düşmeyen halka ve hakka hainlik etmemiş Sağlam Sadık Rehberlerdir!.. Bugün Hakka ve Halka Hainlik Etmeyen Milli Çözüm ve Şa
[b]Ey iman edenler! (Her konuda) Allah’tan korkun (Kur’an’ın ve Resulûllah’ın yoluna uyun) ve (Hakk davasında sağlam duran) doğru (sadık)larla birlikte olun (ki iman Hakka tarafgirliktir).[/b]
TEVBE SURESİ 119. AYET / http://www.mealikerim.com
Her nerede ve konuda olursanız olun ”Sadıklarla Birlikte Olun” ayetinin emrini hatırlatıyor bu şiir.
[b]NEML SURESİ 48. AYETTE İSE[/b]
O şehirde (Medine’de; Medeniyette ve Memlekette) DOKUZ’LU BİR ÇETE (halkı ezmek ve zulüm düzenini sürdürmek üzere fikren ve fiilen işbirliği yapan dokuz ayrı şebeke) vardı, yeryüzünde (ve ülkelerinde fesat) bozgunculuk çıkarıyorlar (dirlik-düzen bırakmıyorlardı), ıslah (ve iyilik) tarafına hiç yanaşmıyorlardı.
Bu ayeti kerimede dokuz (9) gerçeğe dikkatimiz çekilmektedir:
1- Her zulüm ve sömürü düzeni, DOKUZ’lu bir çeteye ve organizeli bir örgüte dayanmaktadır.
2- Bunlar yeryüzünde ve ülkelerinde fitne ve fesat çıkarmaktadır.
3- Bunlar aslında barışa ve temel insan haklarına düşmandır.
4- Ama zahirde, demokrasi ve dindarlık istismarı yapılmaktadır.
5- Adalet ve hakkaniyet isteyen rakiplerini mertlikle değil, hainlik ve gizlilikle imhaya kalkışılmaktadır.
6- Üstelik bütün bu cinayet ve rezaletlerini inkâr etmekte ve yalancı şahitlikle sorumluluktan sıyrılmaya çalışılmaktadır.
7- Bunlar kendilerinin, doğru ve demokrat olarak tanıtmaktadır.
8- Bütün işleri (Ticaretleri, siyasetleri) hile, haksızlık ve tuzaktır.
9- Ne var ki, sonunda, bütün bu tuzakları boşa çıkacak ve zulüm düzenleri yıkılacaktır.
İşte bu DOKUZ’lu çeteyi günümüzde aşağıdaki şeytan ve şarlatan şebekesi temsil etmektedir:
(1-Mafya 2-Medya 3-Mason) + (4-Münkir 5-Müşrik 6-Münafık) + (7-Müdür, (Bürokrasi) 8-Milletvekili (hain siyasetçi) 9-Mal (haram ve haksız servet) sahibi)
Erbakan bu dokuzlu çeteyle tam elli yıl savaşarak ve bütün tuzaklarını adım adım aşmıştır ve şimdi günümüzün ise ERBAKAN’ın sadık talebesi ve takipçisi Üstad Ahmet AKGÜL Hocamız bu zalimlere karşı bıkmadan usanmadan yılmadan korkmadan aldırmadan KALEMİYLE hepsini susturuyor ve inşaallah hedefine ulaşma yolunda gayretini esirgememektedir ve hedefine ulaşacaktır inşaallah. Nerden mi biliyorum ALLAH öyle diyor ordan biliyorum:
[b]Gerçekten Senin için (asla tükenmeyen ve hiç) kesintisi olmayan (temenni ve memnuniyetin çok ötesinde şerefli ve izzetli) bir ecir verilecektir. [Not: “Bugün onların ağızlarını mühürleriz; -iman ve iyilikten, küfür ve kötülükten yana- bütün yapıp kazandıklarını, elleri bize söylemekte, ayakları (işlediklerine) şahitlik etmektedir” (Yasin: 65) ayetinin haber verdiği gibi, “Hayat; iman ve cihattır” şuuru ve imtihan-kulluk sorumluluğuyla, Hakkı tebliğ ve tavsiye yolunda, bugün bile halâ kalemle ve satır satır gerçekleri yazan, her türlü sıkıntı ve saldırıya rağmen davasından ve Rabbinin rızasından caymayan mü’minler için, tuttuğu kalemlerin, yazdığı sahifelerin, harflerin, kelimelerin ve cümlelerin bir gün dile gelip şahitlik ve şefaatçilik edeceklerine dair İlahi mesaj ve müjdeler içermektedir.][/b]
KALEM SURESİ 3. AYET
Bu şiirde özetle Sadıklarla Beraber Olun Emri Hatırlatılmaktadır!.. Sadıklar Heyecanlarını Her daim Koruyan Hiç Bir zaman ye’s ‘e düşmeyen halka ve hakka hainlik etmemiş Sağlam Sadık Rehberlerdir!.. Bugün Hakka ve Halka Hainlik Etmeyen Milli Çözüm ve Şahsi Manevisi Üstad Ahmet AKGÜL Hocamızdır!..
Nimet-Külfet Gerekliliği
Nusret: Cenab-ı Hakkın yardımı. Yardım hususen nurani muavenet. Zafer, galebe, fetih, üstünlük, başarı, düşmana galib olmak.
Hikmet: Bilinmeyen neden, eşyada gizli ilahi sır ve gayeler. Sır, gaye, fayda
İnayet: Lütuf, ihsan, iyilik
Nimet- Külfet Gerekliliği
Cenab-ı hakkın yardımı; Kendi emir ve nehiyleri doğrultusunda yılmadan çalışıp gayret gösterenlere ilahi hazinelerini eninde sonunda açacağı müjdesidir. Bu hazineden elde edilen her türlü güç, Allah’ın (cc) kuluna bahsettiği nimetlerdir. Bu nimetler ki; sağlık, afiyet, huzur, iman, ihlas, imkan, hakkın hakimiyeti yani cihat yolunda sarf edilmek üzere verilen her şeydir.
Araştıran, gören, duyan ilgili olan ol. Zira merak etmeyene ilahi hikmet, lütuf kapıları açılmaz ve eşyanın, imtihanın, kısacası varlığın sırrı (Allah yolunda kullanılmak üzere) kula sezdirilmez. Merak edip istemek Cenab-ı Hakkın inayet kapılarını zorlar ve yine ilahi adalet gereği; isteyene, Allah dilerse verir. Derler ya; “Aşk gözü kör eder” miş… Öyle ya dava aşığına yolda ki engeller ve engebeler kendini saklar ve Cenab-ı Hakkın yardımıyla zorluklar kolay olur. “Maksut” en yüce zirvede olduğundan, bu hakikate talip olan ruhen kendini ona hazırlar ruhen hazır olan kişi yılgınlığa yorgunluğa galebe çalar…
Hakka sevdalı kişi, gerekli gayreti gösterirse Cenab-ı Hakkın özel muhafazasına alınır ve sapkınlık yollarından alıkonulur. Vuslata aşık canlar, ilahi hikmetle çöldeki serap misali, ha kavuştum ulaştım noktasını gördükçe, yine bu hikmet gereği, Cenab-ı Hak kulun derecesini arttırmak için kendini gizlerde gizler. Yani eğitim maksatlı çıta devamlı yükseltilir. İşte bu hoş yarış ve gayret Cenab-ı Hakkın hoşuna gider. Kulun dünya ve ahiret yeteneklerinin artması için Mevla’nın, kul meyveye yaklaştıkça dalı yukarı kaldırmasına benzer. Her dal kaldırdığında ilahi çehrede ki tebessüm, herhalde ne güzeldir.
Tüm mevcudatı yaratan Allah Azze ve Celle sebepler içinde sebepleri de imtihan eder. Aslında kader filminde herkes masum ama mes’uldür. İmtihan ve şartları bellidir ve de adildir. imtihan gereği ruh ekranımıza yansıyan görüntülerin fıtrata yansıyan ağırlıkları, derece olarak herkeste eşittir. Bu kadar çokluk içerisindeki ahenk, ancak VAHDET le açıklanabilir.
Cenabı Hakk kendisinin bilinmesiyle tanınmasıyla ve gereğinin yerine getirilmesiyle tabiri caizse memnun olduğu sevindiği…
Şiirden Anladığımız:
Her an, her daim, Allah’ın yolunda, Resulün İzinde elçilerin izinde Aziz ERBAKAN Hocamızın gittiği yolda ve Asrımızın tercümanı olan Milli Çözüm’ün şahsi manevisi Üstad Ahmet AKGÜL Hocamızın gittiği yolda, hem bedenen hem aklen düşünerek insanlığın hayrına hizmet üreterek kafa yorarak bir an bile gaflet halinde olmadan (çünkü şeytan nefis bir an boşlukta yakalasa Allah muhafaza sonumuz hüsran olur) hak davamızda bıkmadan dirayetli bir şekilde ömrümüzü harcarsak hem dünyevi başarıları hem de en önemlisi Allah’ın SEVGİSİNE mazhar olacağımız…Hayat iman ve cihat düsturuyla ömrümüzü tüketmek….DAHA ÖNEMLİSİ ALLAH BÖYLE İSTİYOR DİYE YAŞAMIMIZI SÜRMEMİZ GAYRETİNE AŞIKTIR RABBİMİZ …Samimiyeti gayreti ciddiyeti elden bırakmamak kaydıyla, sonuca ulaşmak istediğimiz bir amacımızda sadece rabbimizin rızasına uygun olacak şekilde gözümüzü kaşımızı kulağımızı ağzımızı elimizi kolumuzu ayağımızı eskitmek hatta niyet ve düşüncelerimizi gaflete düşmeden nefsimizi ve şeytanı memnun edecek tavır ve düşüncelerden uzak kalarak vücudumuzu çürütmekle Allah’ın yardımına ulaşabiliriz.
Başımıza gelen veya yaratılan her olay yaşadığımız her şey, bize göre hayır gibi veya şer gibi görünen tüm hadiseleri rabbimizin yarattığı, biz şöyle şöyle yaptık diye öyle olmadığı sadece Allah öyle istediği dilediği için öyle olduğu ve olan her şeyde tabiri caizse en üstün bir bilgelik, bazan kafamızın yatmadığı akıl erdiremediğimiz nice hakkımızda olumsuz gibi görünüp sonucu bekleyip gördüğümüzde hayırlı şeylerin yaratıldığı, yani takdir ettiği şeyi , takdir ettiği ölçüyü , takdir ettiği zamanı, takdir ettiği kadarını yani kısacası takdirinin de taksiminin de en güzel olduğuna inanmak razı olmak.. Ve bilmeliyiz ki yardım, bu hikmetle bakıp görüp kavradığımız ve anladığımız da Allah’ımıza karşı hayranlık içerisinde kaldığımız o kalbi mutmainlik halimize , rabbimize hissettiğimiz o muazzam aşkı yaşamamızadır.
Olmasını istediği, elde etmeye çalıştığı , benim olmalı dediği bir şeyi kazanmak için hangi engelleri hangi zorlukları hangi imkansızlıkları aşması gerekirse gereksin o engeller zorluklar imkansız gibi şeyler ona ne zor gelir ne de zor diye bırakmayı düşünür, korkudan ve kuruntulardan uzak , kuşkularına boğulmadan, şüphe ve endişe duymadan, kasvete ve kötümserliğe kapılmadan, başaracağı konu hakkında kurgulamaktan ve hayal kurmaktan sakınmadan, kapasitesini sonuna kadar kullanmaktan, kaygıya düşmeden, ilerlerken karamsarlık ve kararsızlık gibi negatif düşüncelerden uzak kalarak, ciddi samimi gayretli bir şekilde sonuna kadar başarmak için enerjisini gayretini dirayetini son haddine kadar kullanır ve elde etmek için çırpınır çalışır yorulur ama pes etmez… Bu olmasını istediği her ne ise ona karşı büyük bir özveriyle düşünür planlar kurar projeler oluşturur ve hedefine kitlenir maksadını gerçekleştirmek için sağdan soldan gelen olumsuz negatif sözleri hareketleri engelleri zorlukları yokmuş sayar görmezden duymazdan gelir , elde etmeye kazanmaya çalıştığı, kendisinin olmasını istediği , kavuşmayı arzu ettiği şey uğrunda harcadığı anlara özlem dolu günlerine aşıktır.
Her şeyi ama her şeyi yaratanın Allah olduğu şuurunu unutmayan, aslında rollerimiz dahil her şey kader planında yazılmış ve o rolümüzü oynadığımız bir oyuncu olduğumuz, bu alem dediğimiz kainattaki her şey sadece gölge bir varlık , algıdan, görüntüden veya sanal bir varlıktan ibaret olduğu gerçek mutlak varlığın sadece ve sadece ALLAH C.C. olduğu hakikati… İş geliyor bu alem ve içindekilerin rüya denilen şeyle baş başa olduğu. Dolayısıyla Cenabı Hakk kendisinin bilinmesiyle tanınmasıyla ve gereğinin yerine getirilmesiyle tabiri caizse memnun olduğu sevindiği…. Bu arada gereğini yerine getirmenin 5 şartı olduğu hakikatini hatırlıyoruz: Kader planındaki bu oyunumuzun 5 kuralı şudur (Üstad Ahmet AKGÜL Hocamızdan öğrendiğim bir bilgi)
– Allah emrettiği için oynayacağız,
– Allah’ın emrettiği şekilde yapacağız,
– Allah’ın emrettiği zaman ve mekanda yapacağız,
– Allah’ın emrettiği kadar (miktar) yapacağız,
– Allah’ın emrettiği önem sırasına göre yapılacakları önceleyeceğiz.
SAYGILARIMLA.
Aman Ya Rabbi, Amin Ya Rabbi!
Fethi Mübin yaklaştı, sadıklar kervanına
Kat bizi de Ya Rabbi, Resulün hatrı için!
Handa izzet, ukbada Sevgili seyranına
Sal bizi de Ya Rabbi, Hocamız hatrı için!
Şirkten temizlemeyi, eğriyken doğrulmayı
Dinin Davan hatrına, terleyip yorulmayı
Bir avuç Milli Çözüm, içinde sorulmayı
Nasip eyle İlahi, her Kur’an satrı için!
Hakikati görmüşken, bizi geri döndürme
İman ve aşkımızı, azmimizi söndürme
Şu bir avuç sadığa, zalimleri güldürme
Kutlu Zafere ilet, Va’dinin hakkı için!
HAYAT İMAN VE CİHATTIR
SABIR SAVAŞ ZAFER, ADIM MÜSLÜMAN…
Nusret, Gayrete Aşıktır.
Ömür sermayen azdır sanma bir gün tükenmez
Boşa harcadığın vakit, sana geri ödenmez
Güç kuvvet şöhretin, Azrail’e hiç sökmez
Düşer sonunda beden, kara toprağa aşıktır.
Dert keder tasana, feryad edip ağlama
Karaları bağlayıp, taksimine darılma
Kurak çöl olsan bile, yaklaş O’na duayla
İtiraz etmez isen, sabır, meyvesine aşıktır.
Günde beş defa, çağrı sesidir ezan
Huzur duy huzura, çıktığın zaman
Huşu ile eda et, çıksın dünya aradan
Tüm yapılan zikirler, ihlasına aşıktır.
Aklı olan insan, peşin olana takılmaz
Kibir, gurur, riya, takıları takınmaz
Ahiret vadelidir, pahasına bakılmaz
Fani olan dünya, nefis sonsuzluğa aşıktır.
Topraktan yarattı Allah, adem bedenini
Nurundan üfledi ona, gösterdi rahmetini
Alemler timsalidir, ebed evinin
Olgunlaşmış salih ruh, Cennetine aşıktır.
Temiz geldin temiz git, temiz tut genini
Cennet yada cehennem artık çek sen elini
Yunus gibi söye, bana Seni gerek Seni
İmanı kamil insan, Hak Tealaya aşıktır.
Hak vaadi Adil Düzen, elbet kurulacak
Siyon, piyon hainden, hesap sorulacak
Hak gelecek, batıl zail olup gidecek
Kutlu bayram sabahı, güneşine aşıktır.
Ey Zülcelal ve ikramlar Sahibi
Habibine aşkındır, alemlerin sebebi
Necm din yıldızın, Ahmeddir eseri
Milli çözüm erleri, Akgülüne aşıktır
Hazine Parçacıkları
Rabbimiz (c.c.) hadisi kutside, “Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi murad ettim..” buyurmaktadır. Rabbimizi idrak edebilen, O’nun kuvvetini kudretini anlayabilen mahluk; eşrefi mahlukat olarak insandır. İnsana suret verip ona ruh üfleyen Mevlamız, ibadet ve hilafet kapılarını insana açmış ve hem imtihana hem de izzetli olma yoluna insanı yani bizleri dahil etmiştir. Kıymetli bir madenin ham maddesi gibi dünyaya gelen insan dünyadaki işleme sürecinde gösterdiği başarıya oranla ya kıymetli bir mücevher olacak ve tüm güzelliklerin bahçesi cennete kurulacak ya da bedbaht bir cüruf olarak ahirette zelil olacaktır. işte bu zorlu yolda:
a) Aziz Erbakan Hocamızın da ifade ettiği gibi Mevlamızın san’atlı yapısına hikmetle bakmalı ve alemlerin Rabbi olan Allah’a (c.c.) imanını bu sayede sağlam bir temele oturtmalıdır. Aklı olan herkesin hayrete düşeceği derecede bu mükemmel eser karşısındaki safiyane ve temiz yöneliş Mevlamızın üzerimizdeki inayet kapılarının inşallah açılmasına vesile olacaktır.
b) Bu güzellikleri var eden Rabbimizin emirlerine uymada ve rızasına kavuşmada sabırla sebat edenler için Cennet yurdunda nice güzellikler yanında asıl Mevlamızın Rızasına erebilme, “kulum” hitabına muhatap olabilme şerefine erişilecektir.
c) Bizleri sebepler aleminde var eden Rabbimizin sebeplere (haşa!) muhtaç olmadığını bilmek, bu cihetle bizim gayretimizin karşılığı olmasa bile yine de bu faizci zulüm düzenini yıkabileceğini bilmek, bu insanlığın yüz karası düzen yerine Kendi Nizamını yeryüzüne hakim kılabilecek kudrette olduğunu bilmek ve nihayetinde yaratılan herşeyin O’nun eseri olduğunu anlayıp sonsuz kuvvet ve kudret sahibi olduğunu bilenler Külli İradenin emrine itaat edebilecektir.
Çilesiz nefer, Nefersiz sefer, Sefersiz Zafer olmayacağı gibi Zafersiz sefer yavan ama sefersiz zafer izzetsizdir…
1. KITANIN YORUMU
Rabbimiz bizlere veya yaptıklarımıza muhtaç değildir. Biz O’na muhtacız. Ve Rabbimiz bizim kulluk bilinciyle sarf ettiğimiz gayrete âşıktır.
Âşık olan kişi, kadere iman ettiği için ama hep O’nu ve üstünlüğünü görmek istediği için hikmetle bakar ve hayrete dalar. İşte inayet yani Rabbimizin lütuf ve ihsanı en çok bu anda tecelli eder…
Yunus Emre’nin buyurduğu gibi; “Yüz bin peygamber gele hiç şefaat olmaya / Vay eğer olmaz ise Allah’ın inayeti”. Yani hepimiz bu inayete muhtacız ve kazanmak için hayret halinde üstün gayretle yaşamalıyız.
2. KITANIN YORUMU
Nasıl ki bir işi severek yapana o iş kolay gelir, tıpkı bunun gibi; Davasını hayat bilen, ömür bilen, yaşam tarzı olarak kabul etmiş ve Cihadına âşık olan için mücadele ve bu uğurdaki tüm zorluklar eza ve cefa olarak gelmez. O kişi yorulma nedir bilmez, fedakârlık, çaba, üstün gayret ve türlü zorluk ve sıkıntılar sadece ve sadece lezzet verir, hem de ne lezzet…
Hedefi Rıza-i İlahi olan işte böyledir, o çalışmakla yorulmaz, çünkü bu gayretin bir ölçü birimi ve sonu yoktur, gayret ne kadar çoksa, Rıza-i İlahi’ye o kadar yakın olacağını bilir kulluk bilinci olan. Sağa sola savrulmaz, çünkü yolunun hak olduğuna imanı Kavi’dir. Hatta bu yüzden deli derler ki bu isimlendirme onun için bir makamın göstergesidir.
Sonra vuslat hasreti başlar. Artık fani olandan baki olana kavuşmak ister kişi, kesrette vahdeti tüm benliğiyle yaşamak ister. Çünkü bilir ki Vuslat Vahdete erdirir… İşte bu buluşmayı geciktiren tam da bu hasrettir. Çünkü asıl lezzet buradadır ve geciktiren Rabbimiz o kulunun bu cennet ötesi lezzeti doya doya tatmasını ister. Rabbimizin bir mükâfatıdır bu durum… Tıpkı Ramazan Orucunun lezzeti gibidir ki Bayram onun içindir. Bayramı arzularız ama asıl lezzet Ramazan’da Oruçtadır. Bayram; izzetli bir mükâfat, sevinç ve Ramazan boyunca kazanılan lezzetin damakta kalmasıdır. Tıpkı bunun gibi vuslatın kendisi izzet, vuslat hasretiyle mücadele asıl lezzettir. İşte Allah’ın sevdiği kulunda âşık olduğu hasret de bu olsa gerek…
3. KITANIN YORUMU
Hayatı yani sınav dediğimiz mefhumu tıpkı bir kamyonun arkasına zincirle bağlanan arabanın direksiyonunda oturmaya benzetebiliriz. Direksiyonu sağa da çevirsek, sola da çevirsek kamyon nereye gidecekse araba da oraya gidecektir. Yalnız ineceğimiz yere kadar hikmetle seyreder ve doğru davranışta bulunursak arabaya zarar gelmez, ancak kamyonun arkasına bağlı olduğumuzu unutarak ve hiç akla getirmeyerek direksiyonu sürekli aksi istikametlere çevirerek sadece arabaya zarar verir fakat varacağımız durağı değiştiremeyiz. Günün sonunda, son durağa vardığımızda ya arabayı kazanır ya da arabamızı hurdaya bırakırız… İşte Vuslat aşkıyla yanan, Vahdet iklimine kavuşmak isteyenlerin bir özelliği de işte bu şuurda olmaları, yani sınav dünyasında olduğunu unutmayarak hareket etmeleridir. İşte vahdet bu şuurda kesrete âşıktır…
Ezcümle; Çilesiz Nefer, Nefersiz Sefer, Sefersiz Zafer olmayacağı gibi Zafersiz Sefer yavan, ama Sefersiz Zafer izzetten uzaktır…
Neyi Aradığın Kadar Nerde Aradığın da önemlidir
Merhum Nasreddin Hocanın samanlıkta kaybettiği anahtarı burası daha aydınlık düşüncesiyle sokak lambasının altında araması misali bizlerin de sağlam bir kulba yapışmadığımız müddetçe maksuda erişmemiz yani aradığımızı mümkün olmayacaktır. Bugün o sağlam kulbun ise yeryüzünde tüm insanlığın kurtuluş reçetesi niteliğinde Adil Düzen projelerini hazırlayan Aziz Erbakan Hocamızın en sadık talebesi Ahmet Akgül Hocamız ve Milli Görüşün özü tabir ettiğimiz Milli Çözüm kadroları olduğu inancındayız. Allah bizleri hakikati hak olan yerde aramaktan alıkoymasın. Amin
Çilesiz nefer, Nefersiz sefer, Sefersiz Zafer olmayacağı gibi Zafersiz sefer yavan ama sefersiz zafer izzetsizdir…
Rabbimiz bizlere veya yaptıklarımıza muhtaç değildir. Biz O’na muhtacız. Ve Rabbimiz bizim kulluk bilinciyle sarf ettiğimiz gayrete âşıktır.
Âşık olan kişi, kadere iman ettiği için ama hep O’nu ve üstünlüğünü görmek istediği için hikmetle bakar ve hayrete dalar. İşte inayet yani Rabbimizin lütuf ve ihsanı en çok bu anda tecelli eder…
Yunus Emre’nin buyurduğu gibi; “Yüz bin peygamber gele hiç şefaat olmaya / Vay eğer olmaz ise Allah’ın inayeti”. Yani hepimiz bu inayete muhtacız ve kazanmak için hayret halinde üstün gayretle yaşamalıyız.
Nasıl ki bir işi severek yapana o iş kolay gelir, tıpkı bunun gibi; Davasını hayat bilen, ömür bilen, yaşam tarzı olarak kabul etmiş ve Cihadına âşık olan için mücadele ve bu uğurdaki tüm zorluklar eza ve cefa olarak gelmez. O kişi yorulma nedir bilmez, fedakârlık, çaba, üstün gayret ve diğer taraftan her türlü zorluk ve sıkıntı sadece ve sadece lezzet verir, hem de ne lezzet… Hedefi Rıza-i İlahi olan işte böyledir, o çalışmakla yorulmaz, çünkü bu gayretin bir ölçü birimi ve sonu yoktur, gayret ne kadar çoksa, Rıza-i İlahi’ye o kadar yakın olacağını bilir. Sağa sola savrulmaz, çünkü yolunun hak olduğuna imanı Kavi’dir. Hatta bu yüzden deli derler ki bu isimlendirme onun için bir makamın göstergesidir. Sonra vuslat hasreti başlar. Artık fani olandan baki olana kavuşmak ister kişi, kesrette vahdeti tüm benliğiyle yaşamak ister. Çünkü bilir ki Vuslat Vahdete erdirir… İşte bu buluşmayı geciktiren tam da bu hasrettir. Çünkü asıl lezzet buradadır. Tıpkı Ramazan Orucunun lezzeti gibi ki Bayram onun içindir. Bayramı arzularız ama asıl lezzet Ramazan’dadır. Bayram izzetli bir sevinç ve lezzetin damakta kalmasıdır. Tıpkı bunun gibi vuslatın kendisine değil hasretine âşık olunmasıdır esas mesele.
Hayatı yani sınav dediğimiz mefhumu tıpkı bir kamyonun arkasına zincirle bağlanan arabanın direksiyonunda oturmaya benzetebiliriz. Direksiyonu sağa da çevirsek, sola da çevirsek kamyon nereye gidecekse araba da oraya gidecektir. Yalnız ineceğimiz yere kadar hikmetle seyreder ve doğru davranışta bulunursak arabaya zarar gelmez, ancak kamyonun üstünde olduğumuzu unutarak ve hiç akla getirmeyerek direksiyonu sürekli aksi istikametlere çevirerek sadece arabaya zarar verir varacağımız durağı değiştiremeyiz. İşin sonunda en son durağa vardığımızda ya arabayı kurtarır ya da anahtarı teslim ederiz… İşte Vuslat aşkıyla yanan, Vahdet iklimine kavuşmak isteyenlerin bir özelliği de işte bu şuurda olmaları, yani sınav dünyasında olduğunu unutmayarak hareket etmeleridir. İşte vahdet bu şuurda kesrete âşıktır…
Ezcümle; Çilesiz nefer, Nefersiz sefer, Sefersiz Zafer olmayacağı gibi Zafersiz sefer yavan ama sefersiz zafer izzetsizdir…
BULMAK İÇİN
Özünden iman eder,erce sözün tutarsan
Zalim-haine buğuz,mazlum şefkat duyarsan
Kutlu Elçi-Davan çin,riski göze alırsan
İffet ihlas gayretle,davran gönlüm aşkı bul!..
Kadere iman eden kederden emin olur
Dünya büyük bir ırmaktır .
her gün taşımakta olan su ise ,insanoğlunun şehveti ve Lezzetlidir.
insanlara çarpan, kötü mahluklar da ,O Dalgalardır…
evet insan oğlunun başına bu dünyada en çok gelen şey bela ve mihnettir….
fakat zahmetler incitici şeyler o gelen iyiliği unutturur
eğer insan ibret nazarı ile bakacak olsa,
hayatı ve iyi geçimin yalnız öbür âleme mahsus olduğunu anlayacaktır.
İnanan ((kadere iman eden kederden emin olur ))ve bilir çünkü bu hali bilip anlamak ,için de yaşatmak ehli imana mahsustur …
Her şeyin hakikatini erdikten sonra basiretsiz ,görmez olmaktan Allah’a sığınırız…
hakka vardıktan sonra ayrılmaktan ,
hakka yaklaştıktan sonra tekrar maneviyatın kapanmasından ,
imandan sonra küfre hidayetten dalalete düşmekten yine ona sığınırız….
“Çalış çırpın yoruma, Hak davandan usanma” deyince; Aziz Erbakan Hocamız ve Üstad Ahmet Akgül Hocamız Akla Geliyor.
“Çalış çırpın yoruma, Hak davandan usanma” yı müşahhaslaştırmak istersek karşımıza; bir ömür Hak dava için mücadele etmede “yorulma ne demektir”i bilmeyen Aziz Erbakan Hocamız ve O’nun kutlu yolunu; bir ömür sadakatte, gayrette takip etmede “usanma” görülmeyen Üstad Ahmet Akgül Hocamız çıkar. Hamdüsenalar olsun ki Cenab-ı Hakk’a, bu en güzel örnekleri göre bilme, tanıya bilme fırsatını bizlere lütfetmiş. Çünkü birçok hakikatle birlikte “Çalış çırpın yoruma, Hak davandan usanma” gibi gerçekleri ancak zirve şahsiyetleri tanıyarak en kamil manada anlaya bilir, hayatımıza uygulamaya çalışabilirdik. Yorulmamak, usanmamak nasıl olur? Sorusunun cevabı, örnek-ders almak isteyenler için; en güzel şekilde karşımızda duruyor.
Denge…
“Her kim çabalamadan ulaşacağını zannederse o boş bir umut sahibidir. Her kim de çabalamakla ulaşacağını sanırsa o da kendini müstağni gören biridir.”
Hz. Ali (K.V.)
Müjde
Aşk ile her yol, her zorluk aşılırmış ,
Rabbim engelleri kaldırır vuslata vardırırmış,
Bitsin bu hasret , güzel günler çok yakınmış,
Ya Rab Kutlu Fethin tüm insanlara bir müjdedir!