Mustafa Kamalak’ın Talihsiz Tavrı
20 Mart 2012 tarihinde ÇAY TV. Bakış Açısı programına katılan Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak’ın, “üstadım” diye iltifatlar yağdırdığı Abdurrahman Dilipak gibi şarlatanların; “cihat paralarıyla alınan malları zimmetlerine geçirmekle suçlanan, Erbakan’ın çocuklarıyla ilgili, kasıtlı ve saptırıcı soruları karşısında, Oğuzhan Asiltürk’ü aklayıcı, hatta haklı çıkarıcı tutarsız tavırları….. Ve rahmetli Hocamızı töhmet altında bırakacak kaçamak yanıtları,” tam anlamıyla mide bulandırmakta ve kendisine umut bağlayan gönüldaşlarımızı hayal kırıklığına uğratmaktaydı.
Hayret ki hayret, bir etiket uğruna bunca hakaret ve hıyanete nasıl sessiz ve tepkisiz kalınırdı?! Eh, ne diyelim, Oğuzhan gibi lidere işte böyle bir gölge yakışırdı.
Milli Gazete Kulis Ankara’da Mustafa Yılmaz yazmıştı:
Musa Saffet Bayramaşık’ın asıl adı Mois’miş!
Musa Saffet Bayramaşık adına ilk kez Süleyman Arif Emre beyin hatıralarında rastladım. Milli Nizam Partisi kurulduktan bir süre sonra; ısrarla Erbakan Hoca ile görüşmek ister. Sonunda kendisine randevu verilir. Görüşmede Bayramaşık; Musevi asıllı olduğunu ve “Amerika’daki Musevi Cemaati” adına geldiğini söyler. Talebi nettir: “Amerikan Musevileri, Milli Nizam Partisi’nin İsrail karşıtı söylemlerden vazgeçmesini istemektedir.” (Bize aynı dönemde, Ankara’daki parti seminerlerinde anlatıldığına göre; Saffet Bayramaşık’ın istediği bir değil üç tanedir. Birincisi söylenmiş, ikincisi: “Parti programından, Masonlar üye olamaz” kaydının silinmesi, üçüncüsü ise: “Görünüşte mücahit muttaki bilinen, ama gerçekte Yahudi ve Ermeni dönmesi olan bazı kişilerin Erbakan’ın yakın çevresine yerleştirilmesine müsaade edilmesidir. A.A.)
Sonra mı? Ardından, Milli Nizam Partisi, Türk siyasetinin en kısa ömürlü partilerinden biri olarak tarihe geçer. Çünkü bu görüşmenin üzerinden daha bir ay geçmeden parti Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılır.
Aynı isme daha sonra Nihal Atsız’ın mektuplarında denk geldim. Atsız, bir dostuna yazdığı mektupta şunu soruyor: “Karayım Türkü olduğunu iddia eden, Musevilikten dönüp şimdi Müslüman olan ve Musa Saffet Bayramaşık adını alan şahsı tanıyor musun? Bana geldi. Fakat herkes ona şüpheli şahıstır diyor.”
Bitmedi; geçenlerde, ilahiyathaber diye bir sitede ilginç bir röportaj gördüm. Röportajda İlahiyatçı Mahir Durmaz ilginç bir hatırasını anlatıyor. Ben özetliyorum:
“1975 yılında müftü iken Şişli’de büyük bir evde toplantıya çağrılmış. Toplantıda; “Musevi Hahambaşı David, Rum Patrikhanesi’nden Athena Goras’ın yeğeni ve bazı devlet ricali varmış. Evdeki toplantıda, ‘Üç semavi dinin ortak yönleri ile ilgili uzun konuşmalar’ yapılmış. Peki, bu ilginç toplantının ev sahibi kimmiş? “Musa Saffet Bayramaşık!”
Şimdi durup dururken bunu niye mi yazdık?
Röportaja göre Musa Bayramaşık’ın gerçek adı Mois’miş! Ne kadar ilginç… Munis Tekinalp’in gerçek adı da Mois’di. Hani şu; Tekin Alp adıyla Türk Ruhu kitabını yazan adam! Türkiye’de Munis oluyordu, Amerika’da Mois? Bu durumda insan sormadan edemiyordu: Acaba yakın tarihimizde adını Musa ya da Munis olarak bildiğimiz daha kaç tane Mois vardı ve hala hangi makam ve pozisyondalardı?”[1]
Mustafa Yılmaz’ın sorularına iki soru da biz katalım:
1- Milli Görüş kurmayları arasında da bu tiplerden bulunmakta mıydı? Veya Milli Görüş gibi Siyonizmin en tehlikeli saydığı bir oluşum başıboş bırakılır mıydı?
2- Bütün partilerin toptan yasaklandığı 12 Eylül darbesine kadar, Erbakan’ın büyük değişiminin temellerini attığı Milli Selamet Partisi niye hemen kapatılmamıştı?
“Kadro Hareketi’nin bereketi” yazısı kafaları karıştırıyordu!
Rusya’da Putin-Medvedev ikilisi muazzam işler başardı. Bilindiği gibi SSCB’nin dağılmasından sonra Rusya Federasyonu’nu uzun zaman Boris Yeltsin yönetti. Batı yanlısı ve Liberal politikalarıyla tanıdığımız Yeltsin döneminde önce eskiye göre iyileşme görülmüş, ilerleyen süreçte ise işler bozulmuş, devlet bitme noktasına gelmişti. Bisküviyi, deterjanı, pantolonu dahi dışarıdan alıyorlardı. Devasa sanayi tesisleri özelleştirme adı altında yok pahasına satılıyor, elde edilen parayla da devletin çarkı döndürülmeye çalışılıyordu. Ne zaman ki Putin Devlet Başkanı, Medvedev Başbakan oldu; işler gözle görülür oranda düzelmeye başladı. Ülkede müthiş bir kalkınma hamlesi göze çarpıyordu. Kısa zamanda Rusya kendisini toparladı. Önceki dönemde özelleştirilen stratejik öneme sahip tesisler bir, bir geri alınmaya başladı. Rusya Küresel bir aktör olarak sahnedeki konumunu yeniden kazandı.
Sadece Rusya’da değil; Sudan’da da benzer şeyler yaşandı. Hasan Turabi-Ömer Beşir birlikteliği de bir zamanlar inanılmaz başarılara imza atmıştı. Dünyada açlık sorunu olan ülkeler listesinde bulunan, Nil’in suladığı bereketli tarım arazilerinde ekmeklik buğday dahi üretemeyen, yeraltı kaynaklarını işletemeyen Sudan, bu ikilinin iş başına gelmesiyle hızlı bir kalkınma sürecine girdi. Önce Batılı Emperyalistleri ülkeden kovdular. Yerli işbirlikçiler yönetimden uzaklaştırıldı, Milli kadrolar iş başına getirildi. Malezya-Çin konsorsiyumuna Petrol arama izni verildi ve başarılı sonuçlar elde edildi. Ülke ekonomisi kısa zamanda % 50’nin üzerinde petrole dayalı hale geldi. Geçmişte açlık sorununu çözemeyen Sudan kadro hareketinin bereketiyle yerli otomobilini üreten, yerli uçağını uçurmaya hazırlanan konuma yükseldi. Ne zaman ki, Ömer Beşir tek adamlığa özendi, eski hocasını dışladı; önce, Sudan emperyalistlere yumuşak lokma haline geldi, sonra ikiye bölündü. Şimdi de “Arap Baharı”ndan korkan Beşir bir daha aday olmayacağını açıklamak zorunda kaldı. Yaşanan ayrılık neticesinde muazzam şahlanış hüsranla sonuçlandı.
Türkiye siyasetinde de benzer örnekler mevcuttur. Hatırlanacağı gibi Erdal İnönü’nün Genel Başkanlık yaptığı SHP’nin Genel Sekreteri Deniz Baykal idi. Fotoğraf şuydu:Biri, İsmet İnönü’nün oğlu olması dışında başka hiçbir özelliği olmayan Erdal İnönü… Diğeri de; kurt politikacı ve aşırı hırslı Deniz Baykal. O günkü şartlarda ikisi bir birini tamamlıyordu. (Bu benzetme ile, Fatih Erbakan’la Oğuzhan Asiltürk’e mi dikkat çekiliyordu? A.A.) Mesela mitinglere birlikte çıkarlar, önemli ziyaretlere beraber giderlerdi. Bu şekilde yönetilen SHP tarihinin en yüksek oyunu almış, 1989 yerel seçimlerinde İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere Türkiye genelinde ezici bir çoğunlukla belediye başkanlıklarını bu partinin adayları kazanmıştı.
“Bir elin nesi var, iki elin sesi var” özdeyişini herkes çok iyi bilir. Unutmamak lazım ki; tarafı olduğumuz birini alkışlamak için bile iki ele ihtiyaç var. “Bilindiği gibi her kriz bir fırsat sunar.” Mazinin Saadetli günlerini yaşamak isteği ve düşüncesi münferiden konuşulduğunda herkesin arzusu ve beklentisi olduğu görülür. Ama nedense bu konuda atılması gereken adımlar bir türlü atılmaz. “Halil İbrahim bereketi” diye bilinen meşhur hikâyede olduğu gibi bireysel adımlar da muazzam kitleleri hareketlendirmeye yetebilir. Yeter ki biz doğru istikamete yönelelim; Allah tamamına erdirir. 27 Şubat vesilesiyle bu adımlar atılabilir. Asıl vefa da bu olsa gerek. Kadro hareketi bereket getirir.”[2]
Sn. Sadrettin Karaduman, son yazılarında hep böyle yuvarlak muğlak (kapalı ve muammalı) ifadeler kullanıyor, nedense meramını ve masajını net olarak ortaya koymaktan sakınıyordu. Bu tavrı ile sanki, “şimdilik zemin hazırladığı gizli ve kirli bazı planları var” gibi davranmak Ona yakışmıyordu.
Yukarıdaki yazısını ve özellikle son kısmını okuyunca aklımıza şu sorular takılıyordu:
1-“Bir elin nesi var, iki elin sesi var” atasözünü, Fatih Erbakan’la Oğuzhan Asiltürk arasındaki rekabet ve husumeti yatıştırıp barıştırmak için mi hatırlatıyordu?
2- Yoksa; kulislere yansıdığı ve gazete köşelerine yazıldığı gibi:
* Yeni bir grup kuracak kadar küskün ve dışlanmış milletvekili AKP’den ayrılacak
* Bunlar Numan Kurtulmuş’un HAS Partisine katılacak
* Oğuzhan Asiltürk ve Şevket Kazan karşıtları da, bir şekilde HAS Partiye aktarılacak
* Milli Görüş’ün asıl partisi diye bu oluşum, yıpranan ve yırtılacak olan AKP’nin yerine kullanılacak
Böylece 21 Şubat Salı günü, Konya Erbakan’ı anma programında konuşurken bir onurlu ve şuurlu gencin kalkıp:
“Hem Rahmetli Hocamıza “Cihat parasını zimmetine geçirdi” diyerek iftira etmekten, hem de gelip O’nun aziz hatırasını istismar etmekten utanmıyor musun?
Sorusu üzerine, bütün salonun karşısında:
“Ne söylemişsem doğrudur, sözlerimin arkasındayım” diyerek iftirasını açıkça ilan eden ve yazıklar olsun ki, oradaki sözde binlerce Milli Görüşçüden hiçbir tepki görmeyen Oğuzhan Asiltürk de, asıl amacına erişmiş ve Milli Görüşü bitirmiş olacak” denilen yeni harekette bileşilmesi gerektiğini mi ima ediyordu?
3- Sn. Karaduman kimlerden ve hangi yönde adımlar atmasını bekliyordu?
4- Ya da “Mazinin Saadetli günlerini yeniden yaşamak” üzere AKP’den kopacak Milletvekillerinin Saadete katılmasını mı istiyordu? Sahi, samimiyetle merak ediyoruz, Sadrettin Karaduman kardeşimiz ne demeye getiriyordu?
5- Sn. Karaduman:
“Sudan’da Ömer Beşir, tek adamlığa kalkıştı ve ülkenin bölünmesine yol açtı” sözleriyle, Sn. Recep T. Erdoğan’ı uyarıp, “Sn. Abdullah Gül’ü dışlamaya kalkışmayın. Uyum içinde BOP’a hizmet etmeye bakın” mesajı mı veriyordu?
6- Sadrettin Bey kardeşimiz, bu tılsımlı örnek ve öğütleri; hangi şifreli kitaplardan okuyor ve hangi esrarengiz şahıslardan dinliyordu?
Bütün bu ikaz ve ihtarlarımızın kutsal davamızın ve milli çıkarlarımızın hatırına yapıldığını da herkesin bilmesi gerekiyordu.
İşte 21 Şubat Konya Programıyla ilgili 23.02.2012 tarihinde temin ettiğimiz canlı yayın görüntüleri ve Asiltürk’ün iftiralarla dolu o TV konuşması:
Bir katılımcı soruyor: 11 Eylül 2011 Pazar günü SP Bursa İl Teşkilatında düzenlediğiniz toplantıda “Erbakan Bey, zeki bir kişiydi, borçlarının evlatlarına kalacağını bildiği için davaya ait bütün taşınmazları oğlunun ve damadının üzerine kaydetti” diyorsunuz. Burada ise Erbakan’ın üstün meziyetlerinden bahsediyorsunuz. Bu yaptığınız ikiyüzlülük değil mi ve sahtekârlık olmuyor mu?
Oğuzhan Asiltürk’ün cevabı: “O söylediğimde gerçekti, bu söylediğim de gerçektir…”
Farklı bir katılımcı sesleniyor: “O söylediğinin neresi gerçek! Cihat malını zimmetine mi geçirdi Hoca?”
Oğuzhan Asiltürk: Evet! (hemen lafını değiştirip bağırarak)… Hayır! Hoca değil… Ama, Hoca’nın çocukları zimmetine geçirdi!
Daha sonra canlı yayın kesilerek reklâm giriliyor ve bu soruları soran gençler apar topar oradakiler tarafından zorla salondan çıkartılıyordu.
Ve tabi Oğuzhan Asiltürk, bu sözleriyle ve binlerce Milli Görüşçü önünde:
“Erbakan Hoca’nın cihat paralarıyla mal mülk alıp kendi üstüne tapuladığını, ölünce de hepsinin miras olarak çocuklarına kaldığını, şimdi Fatih ve Elif Erbakan’ın da bunların üzerine yattığını” açıkça ilan ve iftira ediyordu… Yani “Hoca bunları kendi üstüne tapu etmeseydi, çocukları da zimmetine geçiremeyecekti” demeye getiriyordu.
Şimdi şunları sormak gerekiyordu:
1- Oğuzhan’ın iddiasına göre, Erbakan Hoca cihat paralarını mala çevirip kendi üstüne yapmasaydı, bugün çocuklarına miras kalmayacaktı. Çocuklarının ise, babalarından kalan mirasın nasıl kazanıldığını bilmeleri ve hele Rahmetli babalarından şüphe etmeleri imkânsızdı.
O halde “bu mallara el konulmasın ve cihat paraları zayi olmasın diye bunları güvenilir bir heyet yerine kendi üzerine alması” bile Erbakan için oldukça yanlış ve yakışıksız bir davranış sayılmaz mıydı?
2- Hoca, hâşâ bu denli duyarsız ve tutarsız bir insan mıydı?
3- “Nasıl olsa çocuklarım, davanın hakkını gasp etmezler” diye düşünmüşse ve iddialara göre şimdi çocukları da bunları vermediğine göre, Rahmetli Hocamız, öz evlatlarının bile karakterini tanımayacak ve beytülmal konusunda bu denli tedbirsiz davranacak kadar saf mıydı?
4- Tamamen iftira olarak hazırlandığı ve çocukları üzerinden Hoca’nın suizan altında bırakılıp camiamızın kafasının karıştırıldığı çok açık olan bu iddialar doğru ise, Oğuzhan Asiltürk sağda solda fesat çıkarıp kin kusacağına, elinde de belgeleri ve şahitleri varsa, dava parasını kurtarmak için hukuki yollara niye başvurmazdı?
5- Haydi O yalan uydurup iftira atıyordu, peki çocukları niye bu haksız ve ahlaksız isnatları susturacak girişimleri bir türlü başlatmazdı?
6- Ve Türkiye’deki marazlı ve Masonik medya, Milli Görüş’e sızdırdıkları has adamı olan Oğuzhan’ın yıpranmaması için mi, bu gelişmeleri uzun zaman duymazdan gelip gündeme taşımamışlar, ardından da, şeytani bir kinle Erbakan Hocayı suçlamak için kullanmışlardı? Kendisi evli olduğu halde ve yine resmen evli olan ve kocasından ayrı yaşayan sekreterini alıp evine götüren dönemin Adalet Bakanı arkadaşının bu uçkur kazasını da, malum medya niye haber bile yapmamıştı!? Çünkü bunları yazmak, elbette Erbakan’ı zora sokardı, ama Milli Görüş’teki kendi ajanları da deşifre olacaktı!
7- Şimdi iman, iz’an ve insaf ehli söylesin:
Oğuzhan Asiltürk, özel ve yabancılara kapalı bir mekanda istişare mi yapmaktaydı, yoksa herkese açık bir ortamda ve milyonların izlediği tv ekranlarında, Erbakan Hoca’ya ve çocuklarına iftira mı atmaktaydı?
Milli Çözüm sayesinde boyası dökülüp foyası açığa çıkan Oğuzhan Asiltürk : “Biz bunları istişare maksatlı konuştuk” yalanı ve kıvırtmasıyla hangi safdirikleri kandıracak ve hangi gayretsizlere “mazeret” olacaktı? Bu tıynetsiz tiplerden lider değil, hak davaya asker bile çıkmazdı.
Kuran’a göre iftiranın ve ona karşı susanların cezası
Nur Suresi:
11 – Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla ve iftirayla gelenler, içinizden sizinle birlikte davranan bir ekiptir; siz onu (iftira olayını) kendiniz için (kötü) bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. (çünkü bu tavırları, münafıkların tanınmasına ve ayrışmasına vesile olacaktır.) Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise daha büyük bir azab vardır.
12 –Onu işittiğiniz zaman, erkek mü’minler ile kadın mü’minlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: “Bu, açıkça uydurulmuş iftira ve yalandır” demeleri gerekmez miydi?
13 – (Bu asılsız ve kasıtlı iddiaları ortaya atanlar, bunları ispatlamak üzere) Ona karşı dört şahitle gelmeleri gerekmez miydi? Şahitleri getirmediklerine göre, artık onlar Allah katında alçak yalancıların ta kendileridir.
14 – Eğer Allah’ın dünyada ve ahirette sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız dedikodudan (ve bu iftiralara sessiz ve tepkisiz kalmaktan) dolayı size büyük bir azab dokunuverirdi.
15 – O durumda siz onu (iftirayı) dillerinizle aktardınız ve hakkında bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söyleyip tekrarladınız ve bunu kolay (ve basit bir şey) sandınız; oysa o Allah katında çok büyük bir (vebal) dir.
16 – Onu işittiğiniz zaman: “Bu konuda söz söylemek (ve münafık iftiracıları haklı görmek) bize yakışmaz. (Allah’ım) Sen yücesin; bu, büyük bir iftiradır” demeniz gerekmez miydi?
17 – Eğer iman edenlerden iseniz, bunun gibisine (Peygamberin namusuna ve hak dava elçilerinin onuruna yönelik iddialar karşısında tepkisizliğe) bir daha dönmemeniz için Allah size öğüt vermektedir.
18 – Allah size ayetleri açıklıyor; (ve uyarıyor) Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
21 – Ey iman edenler, şeytanın adımlarına tabi olup (münafıkları takip etmeyin) Kim şeytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan) çirkin utanmazlıkları ve münkeratı (haksız ve ahlaksız iddiaları) emretmektedir. Eğer Allah’ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, sizden hiç birinizin (ve özellikle iftiralara gereken tepkiyi göstermeyenlerin) ebedi olarak temize çıkması mümkün değildi. Ancak Allah, dilediğini (iyi niyetini ve meşru mazeretini bilip merhamet ettiklerini) temize çıkarır. Allah, işitendir, bilendir.
SUSANLAR KUSANDAN ALÇAK!
Bir mü’mine, iftiraya
Susanlar, kusandan alçak!
Her hileye, entrikaya
Susanlar, kusandan alçak!
Tek Allah’a biat eden
Malla canla, cihat eden
Kutlu Zat’a, isnat eden
Susanlar, kusandan alçak!
“Hırsız” diyen, Hocasına
Lanet karı, kocasına
Kül atılmış, goncasına
Susanlar, kusandan alçak!
Vicdan sönmüş, yok gayreti
Ne tepkisi, ne hayreti
“Dilsiz Şeytan”, çok iğreti
Susanlar, kusandan alçak!
Hoca gibi şahsiyeti
Tan edenin, pis niyeti
Yok bunların, haysiyeti
Susanlar, kusandan alçak!
Unutma, fani cihandır
Hakkı tutmak, şeref Han’dır
Elbet hayat, imtihandır
Susanlar, kusandan alçak!
İslam, Allah yapısıdır
Saadet, Hak kapısıdır
Münafıklar, kir pasıdır
Susanlar, kusandan alçak!
Milli Görüş, Hak’ka ricat
Dik durmayan, bulmaz necat
Ey vefakâr, ehli cihat
Susanlar, kusandan alçak!
Kalbi kara, AK sanıyor
Adı HAS ya, pak sanıyor
Cahil onu, HAK sanıyor
Susanlar, kusandan alçak!
Haydi diril, doğrul artık
Dost uğrunda, yoğrul artık
Hainlerden, kurtul artık
Susanlar, kusandan alçak!
Tam böyle bir sırada Recai Kutan Bey’in kalkıp (26 Şubat 2012 tarihli) Yeni Şafak Gazetesine:
“AKP’nin Milli Görüşten ayrılmasına biraz sitem edildi ama, sonradan anlaşıldı ki o kararları haklıydı. Kaldı ki biraz daha sabretseydi, zaten parti Tayyip Erdoğan’a kalacaktı. AKP’nin şimdiki yöntemleri de çok başarılıydı. AKP sayesinde tabular ortadan kalktı, pek çok sorun müzakere edilmeye başlandı.”
Şeklinde beyanlarda bulunması, Erbakan Hoca’nın hangi kadrolar ve kafalarla bunca hizmeti nasıl başardığının yeni bir kanıtıydı.
Sn. Recai Kutan bu itiraflarıyla.
- a) Önce, rahmetli Hoca’nın AKP’ye ilgili tespitlerini bütünüyle haksız ve yakışıksız bulduğunu, dolaylı biçimde ortaya koymakta…
- b) Sonra, AKP’nin Dinen, vicdanen, aklen ve ahlaken yanlış ve zararlı olan bunca tahribatını doğru bulmaktaydı.
- c) Madem öyle ise, adama sormazlar mı, hala Saadet partisinde, bunlar ne aramaktaydı, niye durmaktaydı?
Daha sonra Sn. Recai Kutan ESAM web sitesinden, Yeni Şafaktaki röportajında söylediklerine değil, manşetten veriş şekline itiraz edip tekzip yayınlamıştı. Ama 27.02.2012 tarihli STAR Gazetesindeki röportajında:
Türkiye sizce iyi yolda mı, Hükümet başarılı mı? Sorusuna:
“Türkiye’nin genel gidişini iyi istikamette olduğuna dair benim kanaatim vardır. Bakanlar kurulunda iyi niyetle gayret gösterenlerin bir kısmı da bizim eski arkadaşlarımızdır. Benim için mühim olan bunların başarılı olmalarıdır. Ülkenin buna ihtiyacı var. Elbette başarılı oldukları çok mesele var. Erbakan Hoca da, tabii haklarını helal etti bu kardeşlerimize, ben şahidim” şeklinde AKP’ye iltifatlar yağdırmıştı…
Üstelik Sn. Kutan: “bundan bir süre önce yine enteresan bir rüya gördüm. Erbakan Hoca çocuklarıyla ilgili konuştu. Tabii çocukları özellikle Fatih bize emanet. O vesileyle “çocukların durumuyla ilgilensen” diyordu” demesine ve Hoca’ya söz vermesine rağmen; Oğuzhan Asiltürk’ün hem Hocamızı töhmet altında bırakan, hem de çocuklarını cihat malını gasp etmekle suçlayan tavırlarına niye karşı çıkmamaktaydı? Bu muhteremler ne zaman konuşup gerçekleri açıklayacaktı?
Bütün bu gerçeklere ve gelişmelere rağmen, hala AKP’ye ve HAS Partiye payanda olmak… Veya “Ben sadece malıyla ve canıyla cihat eden bir Müslüman olarak anılmak isterim” diye vasiyet eden, hayatını ve rahatını inancına ve insanlığa vakfeden Erbakan Hocamız için: “Canının rahatı için, cihat paralarını mala çevirip üzerine geçirdi ve çocuklarına miras bırakıp gitti” diyecek kadar alçalan Oğuzhan Asiltürk zihniyetine “biat ve itaat” edebiyatı yapmak, bizzat Siyonist odaklara ve NATO’ya taşeronluk yapmaktan farksızdı.
Siyonizmin jandarması ve Son Haçlı İttifakı: NATO
Obama’nın Başkanlık görevine geldiği ilk günden beri: “ABD artık 11 Eylül sonrası izlemiş olduğu kaba kuvvete dayanan dış siyasetini bırakacak, onun yerine diyalogu önceleyen daha yumuşak bir siyaset uygulayacak” beklentisi vardı.
Yahudi güdümlü Washington’un buradaki amacı ise bütün faaliyetlerine uluslararası toplumu katmış gibi göstererek, hem daha az masrafla dünyayı yönetmek, hem de anti-Amerikancılığın arttığı 11 Eylül sonrası dönemde dış politikasına uluslararası bir meşruiyet kazandırmaktı. Tabii güvenlik konusunun merkezde yer aldığı uluslararası sistemde, yeniden şekillenen güvenlik paradigmalarının uygulanması konusunda en büyük iş şüphesiz NATO’ya kalmıştı. Batı’yı komünizm tehlikesinden koruyan NATO, şimdi de yeni düşman olarak seçilen İslam dünyasına karşı Batı’yı savunmak zorundaydı.
Buradaki en büyük soru işaretini ise Türkiye’nin NATO’nun yeni güvenlik misyonuna uyum sağlayıp sağlamayacağı konusu oluşturmaktaydı. Artık NATO ile olan 60 yıllık münasebetimizi değerlendirme ve sorgulama zamanıydı. Bütün ön yargıları bir kenara bırakarak sormak zorundayız. 60 yıllık üyeliğimiz boyunca NATO, bize ne kazandırmış, hangi sorunlara yol açmıştır?,
Örneğin Güney Kıbrıs NATO üyesi değil, Kıbrıs meselesinde bizim yanımızda yer almış mıdır? Ermenistan meselesi yıllardır uluslararası arenada bizi zor durumda bırakmaktadır. NATO bir kere olsun Türkiye’ye sahip çıkmış mıdır? Hepsini geçtim 30 senedir Türkiye’nin kanayan yarası olan terör meselesinde elini taşın altına bir kez koymaya kalkışmış mıdır? Cevap: Tabi ki de hayır.
İşin garip tarafı bütün bu kötü geçmişe rağmen; Türkiye, Batı’nın kendisini sıkıştırmasına izin vermekte ve Batı müttefiki olmayı İslam dünyasına tercih etmektedir. Bu durum aynen hem Türk hem de Batı medyasına yansımış durumdadır. Çoğu düşünür Türkiye’nin Batı’ya bir alternatif bulamadığını ve Batı’ya rağmen diğer bölgelerde inisiyatif alamayacağını söylemeye başladı. Birkaç gün önce Türkiye’ye gelen NATO Genel Sekreteri Rasmussen’in ziyareti sırasında iki tarafın vermiş olduğu mesajlar da bu görüşleri destekler niteliktedir.
Rasmussen’in söyledikleri arasında ise bize en dikkat çekici gelen, “Arap Baharı devam ettikçe Türkiye’nin rolü ve liderliğinin önem kazanacağının altını çizmesidir. Batı bu coğrafyadaki sınırları değiştirmeye çalıştıkça şüphesiz model bir ülkeye ve tampon bölgeye ihtiyaç duyacaktır. Biz Türkiye’nin Esad yönetimine karşı Humus’a kadar bir tampon bölge oluşturma fikrini eleştirirken, görüyoruz ki Batı, İslam dünyasına karşı Türkiye’yi tampon ülke haline getirme kararı almış bile. Biz Kürecik’teki üssün varlığını eleştirirken, Rasmussen İzmir üssünün NATO’nun Kara Kuvvetleri Komutanlığı olacağını söylemektedir.[3]
Afganistan’daki ABD komutanının itirafıyla “NATO üssünde bulunan Kur’an-ı Kerimler ve İslami içerikli eserler, uygun olmayan yöntemlerle yakılıp imha edilmişti.”
Acaba NATO, aynı uygun olmayan yöntemlerle Müslüman ülkeleri ve sonunda Türkiye’yi de imha etmeye yönelmeyecek miydi?

susan dilsiz şeytan mı?
ne kadar nankörmüş insanoğlu meğer, ne kadar kadir kıymet bilmezmiş insanoğlu meğer. yıllarca “hocayı eli gavuru anladı ama bizim millet anlamadı” diye anlayış abidesi olduğumuzu iddia eden bizler bugün içimize yerleş-tiril-miş bir grup haysiyet fakiri kinlerini kusarken, sadece; yahu aman fitne çıkmasın aman kimse duymasın dememiz ne kadar insafa sığan bir tavırdır. Vallahi helak oluruz. ömrünü hayatını ümmetin hizmetine sunmuş, canı ile malı ile cihat etmiş bir lidere bu kadar iftira gayretullaha dokunur. Allah Milli Çözümden razı olsun. Biz köşemizde pusmuş otururken, yorulmadan hakkı haykırıyorlar.
susan dilsiz şeytan mı?
ne kadar nankörmüş insanoğlu meğer, ne kadar kadir kıymet bilmezmiş insanoğlu meğer. yıllarca “hocayı eli gavuru anladı ama bizim millet anlamadı” diye anlayış abidesi olduğumuzu iddia eden bizler bugün içimize yerleş-tiril-miş bir grup haysiyet fakiri kinlerini kusarken, sadece; yahu aman fitne çıkmasın aman kimse duymasın dememiz ne kadar insafa sığan bir tavırdır. Vallahi helak oluruz. ömrünü hayatını ümmetin hizmetine sunmuş, canı ile malı ile cihat etmiş bir lidere bu kadar iftira gayretullaha dokunur. Allah Milli Çözümden razı olsun. Biz köşemizde pusmuş otururken, yorulmadan hakkı haykırıyorlar.
De Bana Ey Milli Görüş!
De Bana Ey Milli Görüş!
İdealimiz, davamız, canımız, hayatımız her şeyimiz. Gece ışığımız, gündüz yol göstericimiz, umudumuz, özlemimiz, aşkımız, sevdamız milli görüşümüz sana ne oldu böyle, kimlerin elinde itilip kakılan horlanıp gülünecek hale düştün.
De Bana Ey Milli Görüş!
Sen ki bizim heyecanımızdın, yaşam enerjimiz, ümidimiz, hayallerimizdin. Uğruna akıttığımız terimizi de, sana olan tertemiz sevdamızı da, zor zamanlarında içimizde kor olup uykusuz geçirdiğimiz gecelerimizi de hep birer beraat sertifikası, sorgu sual zamanlarına çıkınlarımızda sakladığımız azık, mahkeme-i kübrada, beraat etmemize vesile olacak hüccet, belge, delil gibi kurguladığımızdın.
Erbakan Hoca’nın sesini duymak içimize huzur verir o nurlu cemaline bakmak gönüllerimizi ferahlatırdı. Hocaya hakaret edeni bize hakaret etmiş sayar, “Savunan Adam”ı yazanı gönlümüzde apayrı yerlere koyardık. Yeniden yeniden okur ve heyecanla çevremizde kimi görsek okudun mu savunan adamı der, hatta zaman zaman, kendimiz en büyük hatip havasına girer kendi kendimize seslendirirdik Savunan Adamı, özene bezene Savunan Adam pankartları hazırlar cebimizden artırdığımız üç beş kuruşla asılmadık sokak bırakmazdık. Pankartlamanın sabahı hiç uyumadığımız halde sanki uykumuzu çok iyi almışçasına dimdik, dipdiri işimize koşardık elimiz işte ama aklımız hep savunan adam da yani milli görüşte yani sendeydi.
De Bana Ey Milli Görüş!
Ne oldu sana böyle?
Eskiden beri hep vardı içimizi burkan sorular.
Ama sormadığımız, konuşmadığımız, konuşamadığımız, konuşmayı sana karşı bir vefasızlık bir itaatsizlik sayarak içimizde sakladığımız. Aklımızdan geçenleri, kendi iç dünyamızda bile sorguladığımızda, çok büyük bir ayıp yapmış mahcubiyetiyle kendimize kızardık. Hiçbir zaman diyemezdik Bu Oğuzhan Asiltürk ne yapıyor. Neden kendisini senin sahibin gibi görüyor, Neden birçok samimi kahramanı azarlıyor, neden Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Numan Kurtulmuş, Mehmet Bekaroğlu vs her biri ondan zılgıt yiyor da her geçen gün tepelerde duyduğumuz ama duymazlıktan geldiğimiz, hissettiğimiz ama mutlaka vardır bir sebebi dediğimiz hadiselere yorumlar getiriyorduk. Diyorduk ki: Daha 40 yaşında kudretli içişleri bakanı olmuş ama hiçbir zaman hocaya başkaldırmamış tam bir vefa abidesi Asiltürk’ün mutlaka bildiği bir şeyler vardır. Tam olarak inanamıyorduk bu dediğimize ama inanmamız lazım diye hüsnü zan bir tavırla kalbimizi beynimizi baskı altına alıyorduk.
Ey Milli Görüş!
Bil ki bizler, yani hesabı çıkarı olmayanlar, yani seni gerçekten, inananların, ülkenin ve insanlığın kurtarıcısı olarak bilenler, yani yetmiş yaşında direğe tırmanarak bayrak asanlar, yani okulu asıp pankartlamaya, toplantılara koşanlar, yani senin uğruna eşiyle dostuyla akrabasıyla tartışanlar, yani sana hizmet için “Eşimin cenazesini toprağa Çocuğumu Yengemin Kucağına Koydum Nöbetime Geldim” Diyen cihada koşmak gerektiğine samimi inananlar, her zaman sana sadık kaldık. Ne ikbal uğruna bir yerlere savrulduk, ne de üç kuruşa tamah edip senden ayrıldık. Biz dünya durdukça, can var oldukça nefes aldıkça, sana inanmaya devam edecek gerçek neferleriniz.
De Bana Ey Milli Görüş!
Ama ne olur söyle, nedir bu yaşadıklarımız? Yüzde bir bile oy almazken neyin kavgasıdır yukarılarda birilerinin yaptığı kavga?
Partini kapatanlar, liderini de siyasi hayattan silmek için sanki trilyonları zimmetine geçirmiş gibi muamele yaptı üzüldük, kırıldık. Ama dedik ki dava adamları iftiraya uğramazsa olmaz. Şiarındandır büyüklüğün bu. Yusuf Aleyhisselam da iftiraya uğramıştı. Çektik sineye oturduk, ama bazılarımız hocamızla birlikte yargılandı yüzlerce kişiye ceza verildi bu trilyonlar yüzünden. Dedik ki tüm hareketi bitirme planının bir parçasıdır, ama dağ ne kadar yüksek olursa olsun milli görüş yolu o dağın üzerinden aşacaktır. Daha bir azimle hırsla bağlandık yoluna.
De Bana Ey Milli Görüş!
Ya şimdi ne diyeceğiz, güya senin sahipliğini iddia eden, Genel başkan kim olursa olsun milli görüşün yaşayan lideri artık benim diyen ve birilerinden biat isteyen Asiltürk kalkıp hocanın çocuklarını bu parayı zimmete geçirmekle itham ediyor. Uykumuzu ümidimizi, geçmişimizi ve geleceğimizi ipotek altına alıyor. Sonra da utanmadan “ben hoca zimmetine geçirdi demiyorum bu ne terbiyesizlik, zimmetine geçirenler hocanın çocuklarıdır” diyor.
Ey Milli Görüş, De Bana Hele,
Senin liderin Hocan sağken, sağlıklıyken çocuklarına bile söz geçiremeyen bir acizlikte miydi ki? Hele de bana ki trilyonlar sebebiyle onlarca kişi mahkûm olurken o mahkûm olanlardan hiçbiri böyle söylemezken, Asiltürk tarafından ihanetle suçlanan Tayyip Erdoğan bile, Abdullah Gül bile Numan Kurtulmuş bile daha niceleri bile böyle ağır bir itham ileri sürmezken biz, yani senin gerçek neferlerin, içimizden, hatta üstlerimizden, hatta davanın en önemli kahramanlarından sandığımız kişilerden sadır olan bu itham karşısında ne yapmalıyız? Ne düşünmeliyiz. Bir anda tüm yaşanmışlıklarımızı, tüm mazimizi, hatta tüm gelecek hayallerimizi töhmet altında bırakan bu ithamın sahibi hakkında ne düşünmeliyiz?
De Bana Ey Milli Görüş!
Hani ikbal düşünmedikleri için, Dünya makamlarını ellerinin tersiyle ittikleri için, sana sadakati, hocaya sadakati şeref saydıkları için kurulan diğer partilere geçmediklerini, burada kaldıklarını iddia ediyorlardı? Ama şimdi ne oldu söyler misin? Biri hacizler koyuyor tüm varlıklara, diğeri zimmetle itham ediyor Hoca’nın çocuklarını.
Velhasıl Kelam Ey Milli Görüş
Senden ayrılanlara sempati beslemiyoruz. Başka partilere, gruplara göz kırpıp ihanet için bahaneler yollar yöntemler aramıyoruz. Döneklik damgası yemeden başka yerlere kaçmanın tam zamanıdır diyerek el ovuşturup yavaştan yavaştan yan çizmeye başlamıyoruz. Ama bu tuhaf kişiliklerin ve bu tuhaf ithamların arasında emin ol ki bir ümidimiz de yok artık. Bizi böyle boşlukta, ümitsizlikte bırakanlara ne denilmesi gerekiyorsa Sen De Ey Milli Görüş! Ne olur Sen De…
Bahadır AĞAN
De Bana Ey Milli Görüş!
De Bana Ey Milli Görüş!
İdealimiz, davamız, canımız, hayatımız her şeyimiz. Gece ışığımız, gündüz yol göstericimiz, umudumuz, özlemimiz, aşkımız, sevdamız milli görüşümüz sana ne oldu böyle, kimlerin elinde itilip kakılan horlanıp gülünecek hale düştün.
De Bana Ey Milli Görüş!
Sen ki bizim heyecanımızdın, yaşam enerjimiz, ümidimiz, hayallerimizdin. Uğruna akıttığımız terimizi de, sana olan tertemiz sevdamızı da, zor zamanlarında içimizde kor olup uykusuz geçirdiğimiz gecelerimizi de hep birer beraat sertifikası, sorgu sual zamanlarına çıkınlarımızda sakladığımız azık, mahkeme-i kübrada, beraat etmemize vesile olacak hüccet, belge, delil gibi kurguladığımızdın.
Erbakan Hoca’nın sesini duymak içimize huzur verir o nurlu cemaline bakmak gönüllerimizi ferahlatırdı. Hocaya hakaret edeni bize hakaret etmiş sayar, “Savunan Adam”ı yazanı gönlümüzde apayrı yerlere koyardık. Yeniden yeniden okur ve heyecanla çevremizde kimi görsek okudun mu savunan adamı der, hatta zaman zaman, kendimiz en büyük hatip havasına girer kendi kendimize seslendirirdik Savunan Adamı, özene bezene Savunan Adam pankartları hazırlar cebimizden artırdığımız üç beş kuruşla asılmadık sokak bırakmazdık. Pankartlamanın sabahı hiç uyumadığımız halde sanki uykumuzu çok iyi almışçasına dimdik, dipdiri işimize koşardık elimiz işte ama aklımız hep savunan adam da yani milli görüşte yani sendeydi.
De Bana Ey Milli Görüş!
Ne oldu sana böyle?
Eskiden beri hep vardı içimizi burkan sorular.
Ama sormadığımız, konuşmadığımız, konuşamadığımız, konuşmayı sana karşı bir vefasızlık bir itaatsizlik sayarak içimizde sakladığımız. Aklımızdan geçenleri, kendi iç dünyamızda bile sorguladığımızda, çok büyük bir ayıp yapmış mahcubiyetiyle kendimize kızardık. Hiçbir zaman diyemezdik Bu Oğuzhan Asiltürk ne yapıyor. Neden kendisini senin sahibin gibi görüyor, Neden birçok samimi kahramanı azarlıyor, neden Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Numan Kurtulmuş, Mehmet Bekaroğlu vs her biri ondan zılgıt yiyor da her geçen gün tepelerde duyduğumuz ama duymazlıktan geldiğimiz, hissettiğimiz ama mutlaka vardır bir sebebi dediğimiz hadiselere yorumlar getiriyorduk. Diyorduk ki: Daha 40 yaşında kudretli içişleri bakanı olmuş ama hiçbir zaman hocaya başkaldırmamış tam bir vefa abidesi Asiltürk’ün mutlaka bildiği bir şeyler vardır. Tam olarak inanamıyorduk bu dediğimize ama inanmamız lazım diye hüsnü zan bir tavırla kalbimizi beynimizi baskı altına alıyorduk.
Ey Milli Görüş!
Bil ki bizler, yani hesabı çıkarı olmayanlar, yani seni gerçekten, inananların, ülkenin ve insanlığın kurtarıcısı olarak bilenler, yani yetmiş yaşında direğe tırmanarak bayrak asanlar, yani okulu asıp pankartlamaya, toplantılara koşanlar, yani senin uğruna eşiyle dostuyla akrabasıyla tartışanlar, yani sana hizmet için “Eşimin cenazesini toprağa Çocuğumu Yengemin Kucağına Koydum Nöbetime Geldim” Diyen cihada koşmak gerektiğine samimi inananlar, her zaman sana sadık kaldık. Ne ikbal uğruna bir yerlere savrulduk, ne de üç kuruşa tamah edip senden ayrıldık. Biz dünya durdukça, can var oldukça nefes aldıkça, sana inanmaya devam edecek gerçek neferleriniz.
De Bana Ey Milli Görüş!
Ama ne olur söyle, nedir bu yaşadıklarımız? Yüzde bir bile oy almazken neyin kavgasıdır yukarılarda birilerinin yaptığı kavga?
Partini kapatanlar, liderini de siyasi hayattan silmek için sanki trilyonları zimmetine geçirmiş gibi muamele yaptı üzüldük, kırıldık. Ama dedik ki dava adamları iftiraya uğramazsa olmaz. Şiarındandır büyüklüğün bu. Yusuf Aleyhisselam da iftiraya uğramıştı. Çektik sineye oturduk, ama bazılarımız hocamızla birlikte yargılandı yüzlerce kişiye ceza verildi bu trilyonlar yüzünden. Dedik ki tüm hareketi bitirme planının bir parçasıdır, ama dağ ne kadar yüksek olursa olsun milli görüş yolu o dağın üzerinden aşacaktır. Daha bir azimle hırsla bağlandık yoluna.
De Bana Ey Milli Görüş!
Ya şimdi ne diyeceğiz, güya senin sahipliğini iddia eden, Genel başkan kim olursa olsun milli görüşün yaşayan lideri artık benim diyen ve birilerinden biat isteyen Asiltürk kalkıp hocanın çocuklarını bu parayı zimmete geçirmekle itham ediyor. Uykumuzu ümidimizi, geçmişimizi ve geleceğimizi ipotek altına alıyor. Sonra da utanmadan “ben hoca zimmetine geçirdi demiyorum bu ne terbiyesizlik, zimmetine geçirenler hocanın çocuklarıdır” diyor.
Ey Milli Görüş, De Bana Hele,
Senin liderin Hocan sağken, sağlıklıyken çocuklarına bile söz geçiremeyen bir acizlikte miydi ki? Hele de bana ki trilyonlar sebebiyle onlarca kişi mahkûm olurken o mahkûm olanlardan hiçbiri böyle söylemezken, Asiltürk tarafından ihanetle suçlanan Tayyip Erdoğan bile, Abdullah Gül bile Numan Kurtulmuş bile daha niceleri bile böyle ağır bir itham ileri sürmezken biz, yani senin gerçek neferlerin, içimizden, hatta üstlerimizden, hatta davanın en önemli kahramanlarından sandığımız kişilerden sadır olan bu itham karşısında ne yapmalıyız? Ne düşünmeliyiz. Bir anda tüm yaşanmışlıklarımızı, tüm mazimizi, hatta tüm gelecek hayallerimizi töhmet altında bırakan bu ithamın sahibi hakkında ne düşünmeliyiz?
De Bana Ey Milli Görüş!
Hani ikbal düşünmedikleri için, Dünya makamlarını ellerinin tersiyle ittikleri için, sana sadakati, hocaya sadakati şeref saydıkları için kurulan diğer partilere geçmediklerini, burada kaldıklarını iddia ediyorlardı? Ama şimdi ne oldu söyler misin? Biri hacizler koyuyor tüm varlıklara, diğeri zimmetle itham ediyor Hoca’nın çocuklarını.
Velhasıl Kelam Ey Milli Görüş
Senden ayrılanlara sempati beslemiyoruz. Başka partilere, gruplara göz kırpıp ihanet için bahaneler yollar yöntemler aramıyoruz. Döneklik damgası yemeden başka yerlere kaçmanın tam zamanıdır diyerek el ovuşturup yavaştan yavaştan yan çizmeye başlamıyoruz. Ama bu tuhaf kişiliklerin ve bu tuhaf ithamların arasında emin ol ki bir ümidimiz de yok artık. Bizi böyle boşlukta, ümitsizlikte bırakanlara ne denilmesi gerekiyorsa Sen De Ey Milli Görüş! Ne olur Sen De…
Bahadır AĞAN
Çıkın adam gibi toplanalım bütün aleviler yanınızda
Bunun sebebi, onların “belli günlerden başka bize asla ateş azabı dokunmaz” demeleridir. Uydurageldikleri yalanlar dinlerinde kendilerini aldatmaktadır.
Çıkın adam gibi toplanalım bütün aleviler yanınızda
Bunun sebebi, onların “belli günlerden başka bize asla ateş azabı dokunmaz” demeleridir. Uydurageldikleri yalanlar dinlerinde kendilerini aldatmaktadır.
VAKİT DİK DURMANIN VAKTİDİR
AHMET HOCAMIZ YİNE HAKLI ÇIKTI. ASİLTÜRK VE EKİBİ KAMERA GÖRÜNTÜLERİYLE DE SABİT OLARAK DAVAMIZIN ÖNDERİ HOCAMIZA VE EVLATLARINA İFTİRALAR ATARKEN ORADA BULUNAN TOPLULUK ÇIKIPTA KARŞI HAREKETE GEÇECEĞİNE SORUYU SORUP ASİLTÜRKÜN İÇİNDEKİ PİSLİKLERİ DIŞA VURMASINA YARDIMCI OLAN MİLLİ GÖRÜŞÇÜ KARDEŞLERİME MÜDAHALE İÇİN AYAKLANIYOR. VAH BENİM MİLLİ GÖRÜŞÇÜ KARDEŞLERİM. SİZLER DAHA KENDİ VİCDANLARINIZA ADALET GETİREMEMİŞSİNİZ BUNU DÜNYAYA NASIL YAYACAKSINIZ!!!! ARTIK UYANMA VAKTİDİR. EY MİLLİ GÖRÜŞÇÜ KARDEŞLERİM, KENDİNİZE GELİN VE EMANETE İHANET ETMEYİN…
VAKİT DİK DURMANIN VAKTİDİR
AHMET HOCAMIZ YİNE HAKLI ÇIKTI. ASİLTÜRK VE EKİBİ KAMERA GÖRÜNTÜLERİYLE DE SABİT OLARAK DAVAMIZIN ÖNDERİ HOCAMIZA VE EVLATLARINA İFTİRALAR ATARKEN ORADA BULUNAN TOPLULUK ÇIKIPTA KARŞI HAREKETE GEÇECEĞİNE SORUYU SORUP ASİLTÜRKÜN İÇİNDEKİ PİSLİKLERİ DIŞA VURMASINA YARDIMCI OLAN MİLLİ GÖRÜŞÇÜ KARDEŞLERİME MÜDAHALE İÇİN AYAKLANIYOR. VAH BENİM MİLLİ GÖRÜŞÇÜ KARDEŞLERİM. SİZLER DAHA KENDİ VİCDANLARINIZA ADALET GETİREMEMİŞSİNİZ BUNU DÜNYAYA NASIL YAYACAKSINIZ!!!! ARTIK UYANMA VAKTİDİR. EY MİLLİ GÖRÜŞÇÜ KARDEŞLERİM, KENDİNİZE GELİN VE EMANETE İHANET ETMEYİN…
bekir tosun bey siz söylediklerimi nasıl yorumlamışsınız?
bekir tosun bey eğer yazdıklarımı sonuna kadar okumuşsanız, ben bu davaya ihanet edip gidenlerin birdaha geri gelmelerinin mümkün olmadığını veya çok zor olduğunu, ama gelirlersede kendileri açısından bir kurtuluş kapısı olduğunu ki temennimiz yanlışta olan herkesin hakikati görüp yanlışından dönüp kurtulmaları, biz herkesin kurtulması ve bu dünya için ahiretlerini tehlikeye atmamalarını istiyoruz. fakat tarihte maalesef ihanet edip gidenlerin geri geldiğine pek rastlanmamıştır. bunu açıklamaya çalıştım ama demekki yanlış anlaşılmışım.
bekir tosun bey siz söylediklerimi nasıl yorumlamışsınız?
bekir tosun bey eğer yazdıklarımı sonuna kadar okumuşsanız, ben bu davaya ihanet edip gidenlerin birdaha geri gelmelerinin mümkün olmadığını veya çok zor olduğunu, ama gelirlersede kendileri açısından bir kurtuluş kapısı olduğunu ki temennimiz yanlışta olan herkesin hakikati görüp yanlışından dönüp kurtulmaları, biz herkesin kurtulması ve bu dünya için ahiretlerini tehlikeye atmamalarını istiyoruz. fakat tarihte maalesef ihanet edip gidenlerin geri geldiğine pek rastlanmamıştır. bunu açıklamaya çalıştım ama demekki yanlış anlaşılmışım.
HAKİKATIN HATIRI, DOSTUN HATIRINDAN ÜSTÜNDÜR!!
HAKİKATIN HATIRI, DOSTUN HATIRINDAN ÜSTÜNDÜR Hz. Ali (R.A)
Ve dostun hası da yukarıdaki sözü her şeyin üstünde tutar, zira bir sevdiğinize gönlü kırılacak, küsecek diyerekten yanlış gittiği yolda hatırı kırılmasın diyerek susarsanız bu hareketinizle her iki Dosta birden, hem Hakka hem de Dostunuza en büyük hıyaneti yapmış olursunuz.
samimiyetsizler bir tarafa, samimi olan bçr çok kimse, Fatih beyin etrafını sarmış ve destekler vaziyette bir sürü insan var ve bunlar gerek davalarına olan gerek se Rahmetli Hocalarına muhabbetlerinin bir yansıması olarak Fatih beye büyük bir teveccüh var… Bu sıcak ve güçlü teveccühler bazen o kişi için kaygan ve tehlikeli bir yola da dönüşebilir…
Böyle bir otramda iken, hiç bir menfaat gözetmeyen ve samimi olarak yapılmış olan uyarının kıymetini de umarız Fatih bey anlar ve bu ufak ikazı yerinde değerlendirir….
HAKİKATIN HATIRI, DOSTUN HATIRINDAN ÜSTÜNDÜR!!
HAKİKATIN HATIRI, DOSTUN HATIRINDAN ÜSTÜNDÜR Hz. Ali (R.A)
Ve dostun hası da yukarıdaki sözü her şeyin üstünde tutar, zira bir sevdiğinize gönlü kırılacak, küsecek diyerekten yanlış gittiği yolda hatırı kırılmasın diyerek susarsanız bu hareketinizle her iki Dosta birden, hem Hakka hem de Dostunuza en büyük hıyaneti yapmış olursunuz.
samimiyetsizler bir tarafa, samimi olan bçr çok kimse, Fatih beyin etrafını sarmış ve destekler vaziyette bir sürü insan var ve bunlar gerek davalarına olan gerek se Rahmetli Hocalarına muhabbetlerinin bir yansıması olarak Fatih beye büyük bir teveccüh var… Bu sıcak ve güçlü teveccühler bazen o kişi için kaygan ve tehlikeli bir yola da dönüşebilir…
Böyle bir otramda iken, hiç bir menfaat gözetmeyen ve samimi olarak yapılmış olan uyarının kıymetini de umarız Fatih bey anlar ve bu ufak ikazı yerinde değerlendirir….
anlaşılması zor bir durum
oğuzhan asiltük hocama ve ailesine her ortamda iftira atarken sessiz kalanlara yazıklar olsun.
oğuzhan asiltürk bu davaya açıkça zarar verici tavirlar ve hareketler sergilerken susanlara yazıklar olsun.
oğuzhan asiltürk başta hocamıza ve onun nezlinde çocuklarına cephe alır tavırlar sergilerken hala daha bekleyip görelim deyip korkaklık sergileyenlere yazıklar olsun.
oğuzhan asiltürk ve şevket kazanın 42 yıldır bu davaya zarar verdikleri kesin ve kesinken hala daha onları alkışlayıp biat ve itaat eden zavallılara yazıklar olsun.
ve yine ey fatih erbakan bey, sana, muhterem babana ve ailene olmadık hakaret ve iftiralar atan şu soysuzlarla istanbuldaki programda aynı karede görünüp, onlarla el kaldırıp, el sıkışıp sanki bir şey yokmuş görüntüsü içerisinde olmak, ben siyaset yapıyorum siyasetin kuralına göre oynuyorum gibi bir mantık içerisindeysen bu büyük bir yanılgı olur. evet hocamız oğuzhanı açıkça deşifre etmedi. zaten oğuzhanda o dönemler ayarını bugünkü gibi açıkça günyüzüne çıkarmamıştı. ama sadık dava erleri onun(oğuzhanın) ayarını ortaya koyuyorlardı zaten, gerekeni yapıyorlardı. hoca buna gerek duymadı ve zaten hoca yaşarkende oğuzhan tv kanallarının önünde bugün yaptığı ihaneti açıkça ortaya koymuyordu. gizli gizli yapıyordu. ama bugün açıkça tüm dünyanın gözleri önünde bunu yapıyor ve milli görüşçü olduğunu zannedenlerde pısırık pısırık izliyor, bir çoğu da alkışlıyor. fatih erbakan artık şunu tam olarak kavramalı. ortada çok büyük bir haksızlık var ve bu haksızlık karşısında susamayız. ya bu iftiraları atanları mahkeme yoluyla, yada bu iftiraları atanlara karşı, kamaoyu oluşturarak hadlerini bildirerek gereğinin muhakkak yapılmasının, yoksa sessiz kalındığı sürece iftira ve ihanet şebekesi tarafından,insanların beyinlerinin bulanıp tahriş edileceğini ve taşkilatlarımıza güvenin azalacağını belirtmek istiyorum. acizhane görüşüm budur. Allah neyi nasıl takdir etmişse öyle olur. bize düşen safımızı ortaya koymaktır.
anlaşılması zor bir durum
oğuzhan asiltük hocama ve ailesine her ortamda iftira atarken sessiz kalanlara yazıklar olsun.
oğuzhan asiltürk bu davaya açıkça zarar verici tavirlar ve hareketler sergilerken susanlara yazıklar olsun.
oğuzhan asiltürk başta hocamıza ve onun nezlinde çocuklarına cephe alır tavırlar sergilerken hala daha bekleyip görelim deyip korkaklık sergileyenlere yazıklar olsun.
oğuzhan asiltürk ve şevket kazanın 42 yıldır bu davaya zarar verdikleri kesin ve kesinken hala daha onları alkışlayıp biat ve itaat eden zavallılara yazıklar olsun.
ve yine ey fatih erbakan bey, sana, muhterem babana ve ailene olmadık hakaret ve iftiralar atan şu soysuzlarla istanbuldaki programda aynı karede görünüp, onlarla el kaldırıp, el sıkışıp sanki bir şey yokmuş görüntüsü içerisinde olmak, ben siyaset yapıyorum siyasetin kuralına göre oynuyorum gibi bir mantık içerisindeysen bu büyük bir yanılgı olur. evet hocamız oğuzhanı açıkça deşifre etmedi. zaten oğuzhanda o dönemler ayarını bugünkü gibi açıkça günyüzüne çıkarmamıştı. ama sadık dava erleri onun(oğuzhanın) ayarını ortaya koyuyorlardı zaten, gerekeni yapıyorlardı. hoca buna gerek duymadı ve zaten hoca yaşarkende oğuzhan tv kanallarının önünde bugün yaptığı ihaneti açıkça ortaya koymuyordu. gizli gizli yapıyordu. ama bugün açıkça tüm dünyanın gözleri önünde bunu yapıyor ve milli görüşçü olduğunu zannedenlerde pısırık pısırık izliyor, bir çoğu da alkışlıyor. fatih erbakan artık şunu tam olarak kavramalı. ortada çok büyük bir haksızlık var ve bu haksızlık karşısında susamayız. ya bu iftiraları atanları mahkeme yoluyla, yada bu iftiraları atanlara karşı, kamaoyu oluşturarak hadlerini bildirerek gereğinin muhakkak yapılmasının, yoksa sessiz kalındığı sürece iftira ve ihanet şebekesi tarafından,insanların beyinlerinin bulanıp tahriş edileceğini ve taşkilatlarımıza güvenin azalacağını belirtmek istiyorum. acizhane görüşüm budur. Allah neyi nasıl takdir etmişse öyle olur. bize düşen safımızı ortaya koymaktır.
HAKKA TUTUN VE KURTUL!
[b]Muaz Bey kardeşim![/b]
Hiçbir iyi niyet ve temenni:[b][i]” Haksızlıklar karşısında susmak ve hele iftira atanlarla kucaklaşmak” [/i][/b]zaafiyetinin kılıfı olamaz.
Siz bu gaflet ve acziyetleri, hep hayra yorumlayıp, kitabına uydurursanız neye yarayacak; sonunda herkesin ayarı ortaya çıkmayacak mı?
Filanın keyfi vce nefsi beklentileri için kendini harcayacağınıza, Allahın rızasını ve davasının hatırını, ve tabi Kur’anın Azimüşşsan’ın şaşmaz kurallarını ölçü alıp, gerçek huzura kavuşmak varken, böyle kendinizi ucuza harcamakla nereye varılacaktır?
Allah’a emanet olun
HAKKA TUTUN VE KURTUL!
[b]Muaz Bey kardeşim![/b]
Hiçbir iyi niyet ve temenni:[b][i]” Haksızlıklar karşısında susmak ve hele iftira atanlarla kucaklaşmak” [/i][/b]zaafiyetinin kılıfı olamaz.
Siz bu gaflet ve acziyetleri, hep hayra yorumlayıp, kitabına uydurursanız neye yarayacak; sonunda herkesin ayarı ortaya çıkmayacak mı?
Filanın keyfi vce nefsi beklentileri için kendini harcayacağınıza, Allahın rızasını ve davasının hatırını, ve tabi Kur’anın Azimüşşsan’ın şaşmaz kurallarını ölçü alıp, gerçek huzura kavuşmak varken, böyle kendinizi ucuza harcamakla nereye varılacaktır?
Allah’a emanet olun
İNŞALLAHTA O ANLAMDA SÖYLEMEMİŞTİR
HASAN BAĞGÜLÜ BEYİN YORUMUNU OKUYUNCA HEMEN O PROGRAMIN TEKRARINI İZLEDİM. EVET ORADA ÖYLE BİR YORUM VAR. O PARTİLERİN (AKP-HAS) TABANINDAKİ İNSANLARDAN BAHSEDİLİYORSA TABİKİ ONLAR DAVAYA İHANET EDEREK VE ERBAKAN HOCAYA HAKARET EDEREK GİTTİLER. ONLARDAN BİRŞEY BEKLEMEK SAFLIK OLUR. AMA ORADA OY VEREN BİLİNÇSİZ VE KANDIRILMIŞ İNSANLARIN TEKRAR GERİ GELEBİLECEĞİ VE MİLLİ GÖRÜŞ ÇİZGİSİNDE MÜCADELE EDECEĞİ BİR ORTAM OLACAĞI HUSUSUNA DEĞİNİLİYORSA, O ZAMAN BİR NEVİ(ÇOK ZOR) AMA OLABİLİR DİYE DÜŞÜNÜYORUM. GERÇİ BUGÜNE KADAR GİDENLERİN GERİ GELDİĞİNE TARİH ŞAHİT OLMAMIŞTIR. HALK İÇİNDE ASLINDA BU GEÇERLİDİR. AKP VE HAS PARTİYE OY VEREN İNSANLARIN GELSEDE ÇOK AZI GERİ GELİR DİYE DÜŞÜNÜYORUM. ÇÜNKÜ EĞER İÇLERİNDE MİLLİ GÖRÜŞ VE ERBAKAN HOCA SEVGİSİ OLSAYDI HOCA GENEL BAŞKAN OLDUĞUNDA UÇARAK VE BÜYÜK BİR SEVİNÇLE GELMELERİ LAZIMDI. AMA GELMEDİLER VE HATTA GELMEDİKLERİ GİBİ HOCA ARTIK ÇEKİLSİN, YAŞLANDI, OĞLUNA ZEMİNMİ HAZIRLIYOR GİBİ YALAN YANLIŞ SÖYLEMLER SÖYLEMEKTENDE GERİ DURMADILAR. O NEDENLE FATİH BEY İYİ NİYETLE SÖYLEMİŞ OLABİLİR AMA BİLMESİ LAZIM OLAN TEK ŞEY İHANET VE HAKARET EDİP GİDENİN GELMESİ ÇOK ZOEDUR. TARİH BUNUN EN AÇIK ÖRNEĞİDİR.
İNŞALLAHTA O ANLAMDA SÖYLEMEMİŞTİR
HASAN BAĞGÜLÜ BEYİN YORUMUNU OKUYUNCA HEMEN O PROGRAMIN TEKRARINI İZLEDİM. EVET ORADA ÖYLE BİR YORUM VAR. O PARTİLERİN (AKP-HAS) TABANINDAKİ İNSANLARDAN BAHSEDİLİYORSA TABİKİ ONLAR DAVAYA İHANET EDEREK VE ERBAKAN HOCAYA HAKARET EDEREK GİTTİLER. ONLARDAN BİRŞEY BEKLEMEK SAFLIK OLUR. AMA ORADA OY VEREN BİLİNÇSİZ VE KANDIRILMIŞ İNSANLARIN TEKRAR GERİ GELEBİLECEĞİ VE MİLLİ GÖRÜŞ ÇİZGİSİNDE MÜCADELE EDECEĞİ BİR ORTAM OLACAĞI HUSUSUNA DEĞİNİLİYORSA, O ZAMAN BİR NEVİ(ÇOK ZOR) AMA OLABİLİR DİYE DÜŞÜNÜYORUM. GERÇİ BUGÜNE KADAR GİDENLERİN GERİ GELDİĞİNE TARİH ŞAHİT OLMAMIŞTIR. HALK İÇİNDE ASLINDA BU GEÇERLİDİR. AKP VE HAS PARTİYE OY VEREN İNSANLARIN GELSEDE ÇOK AZI GERİ GELİR DİYE DÜŞÜNÜYORUM. ÇÜNKÜ EĞER İÇLERİNDE MİLLİ GÖRÜŞ VE ERBAKAN HOCA SEVGİSİ OLSAYDI HOCA GENEL BAŞKAN OLDUĞUNDA UÇARAK VE BÜYÜK BİR SEVİNÇLE GELMELERİ LAZIMDI. AMA GELMEDİLER VE HATTA GELMEDİKLERİ GİBİ HOCA ARTIK ÇEKİLSİN, YAŞLANDI, OĞLUNA ZEMİNMİ HAZIRLIYOR GİBİ YALAN YANLIŞ SÖYLEMLER SÖYLEMEKTENDE GERİ DURMADILAR. O NEDENLE FATİH BEY İYİ NİYETLE SÖYLEMİŞ OLABİLİR AMA BİLMESİ LAZIM OLAN TEK ŞEY İHANET VE HAKARET EDİP GİDENİN GELMESİ ÇOK ZOEDUR. TARİH BUNUN EN AÇIK ÖRNEĞİDİR.
MİLLİ ÇÖZÜM’ÜN SAĞLAM TESPİTLERİ
Bu yazının yayınlanmasından bir hafta sonra Fatih Erbakan, Fatih Altaylı’nın Teke Tek programına çıkıp:
“Şu anda o partinin (HAS PARTİNİN) içerisinde de, o kesimde de pek çok insan, gerçekten de umduğunu bulamayanlar, Erbakan Hoca’nın aslında özellikle vefatından sonra, yeniden Erbakan Hoca’ya olan sevgileri, bağlılıkları depreşen pek çok kimse bize de ulaşarak, bizim partimizdeki büyüklerimize de ulaşarak, aslında yeniden bir araya gelmek istediklerini ifade ediyorlar. Biraz önce ifade ettiğim gibi diğer partilerden de, AKP’nin içerisinde, bütün Milli Görüş kökenli partilerden de hepsini bir araya toplayarak; Erbakan Hoca ve Milli Görüş ortak paydası altında buluşarak yeni ve güçlü bir hareket olarak ortaya çıkılması çok faydalı olacaktır diye düşünüyoruz.”
gibi laflar ediyordu. Bunun üzerine herkesin aklına şu sorular takılıyordu:
1- Fatih Erbakan, Rahmetli Babasına bin türlü hakaretle hıyanet edip ayrılan HAS Partililerle ve yine AKP’li döneklerle birleşip SP’den koparak yeni bir oluşum peşinde miydi?
2- Olaylar Ahmet Akgül Hocamızın, aylar öncesinden uyardığı ve yukarıdaki yazıda da anlatıldığı gibi geliştiğine göre, Milli Çözüm’ün bu feraset ve önsezisine saygı duymak ve şapka çıkarmak gerekmez miydi?
3- Hem şahsına, hem davasına, hem de babasına; “Cihat parasını zimmetine geçirmek gibi” iftiralar atan Oğuzhan Asiltürk’e karşı net bir tavır alamayanlar, hatta hala birlikte el kaldırmaktan sakınmayanlar, acaba HAS Partiye ve AKP’ye giden kaşarlanmış kaypaklar arasında, hangi hayırlı ve başarılı hizmetleri yürütebileceklerdi?
4- Daha sonra Bursa’da bir gazetecinin: “Saadet Partisi YİK Başkanı Oğuzhan Asiltürk’ün İstanbul’da (ve Konya’da), Necmettin Erbakan’ı anma gecesindeki konuşması sırasında salonu boşalttılar, bunun sebebi parti tabanının size olan teveccühü mü, yoksa Oğuzhan Asiltrük’ün, ailenizin hakkında yaptığı iddialar mı?” sorusuna
“Babamın arkadaşıdır, aykırı bir şey söylememiz çok doğru olmaz. Kendileri 40 sene boyunca birlikte çalışmışlardır. Dolayısıyla onlar bizim büyüklerimizdir. Yaşlıların bilgileri ve tecrübesi, gençlerin de dinamikliği ile biz yolumuza devam edeceğiz. “Babamın bir sözü vardı, “yaşlılar yapabilse, gençler de bilebilse?” diyenlere sormak gerekirdi:
Peki daha önce, milleti defalarca evine toplayıp “Bunlar haindir, müfteridir. Davamızın, camiamızın ve teşkilatımızın bir saat bile olsa bunların eline terk edilmesi asla doğru değildir”
Derken, aklınız ve vicdanınız neredeydi?
O gün mü, nefsi ve fevri hareket etmiştiniz, yoksa şimdi mi yan çizmekteydiniz?
5 – Bu çirkin iddialarla ilgili, avukatları eliyle sözde tekzip yayınlayanların; asıl iftiraları atan Oğuzhan Asiltürk’e tek kelime değinmeyip, hatta bir nevi sahiplenip, sadece bu konuyu gündeme taşıyanları suçlu ve sorumlu gösterme çabaları, nasıl bir vicdan göstergesiydi ve nasıl bir psikolojiydi? Oysa nifak ve iftira ekibi, Milli Çözüm Dergisinin duyarlı ve cesur tavrı üzerine, tükürdüklerini yalamaya ve geri adım atmaya mecbur edilmişti. Hala Milli Çözüm sitesindeki, Oğuzhan’ın Konya hakaretleri, nasıl silinip temizlenecekti?
6 – Oğuzhan Asiltürk’ün ” Zeynep Erbakan Hanımefendiyi, SP Hanım Komisyonları Başkanı yapıp, diğer kardeşlerine karşı kışkırttığını ve Erbakan ailesini birbiriyle boğuşturmaya çalıştığını yazan Milli Çözüm uyarılarını dikkate almayanların, bugün mahkeme kapılarında “Miras Kavgası” peşine düşmesi, hem kendileri hem de camiamız için en azından “mahcubiyet verici” değil miydi? Hala Oğuzhan’ın ve takımının hıyanetlerini fark edemeyen ve cesaretli bir tavır sergilemeyen kimselerden, dava için ne beklenirdi?
MİLLİ ÇÖZÜM’ÜN SAĞLAM TESPİTLERİ
Bu yazının yayınlanmasından bir hafta sonra Fatih Erbakan, Fatih Altaylı’nın Teke Tek programına çıkıp:
“Şu anda o partinin (HAS PARTİNİN) içerisinde de, o kesimde de pek çok insan, gerçekten de umduğunu bulamayanlar, Erbakan Hoca’nın aslında özellikle vefatından sonra, yeniden Erbakan Hoca’ya olan sevgileri, bağlılıkları depreşen pek çok kimse bize de ulaşarak, bizim partimizdeki büyüklerimize de ulaşarak, aslında yeniden bir araya gelmek istediklerini ifade ediyorlar. Biraz önce ifade ettiğim gibi diğer partilerden de, AKP’nin içerisinde, bütün Milli Görüş kökenli partilerden de hepsini bir araya toplayarak; Erbakan Hoca ve Milli Görüş ortak paydası altında buluşarak yeni ve güçlü bir hareket olarak ortaya çıkılması çok faydalı olacaktır diye düşünüyoruz.”
gibi laflar ediyordu. Bunun üzerine herkesin aklına şu sorular takılıyordu:
1- Fatih Erbakan, Rahmetli Babasına bin türlü hakaretle hıyanet edip ayrılan HAS Partililerle ve yine AKP’li döneklerle birleşip SP’den koparak yeni bir oluşum peşinde miydi?
2- Olaylar Ahmet Akgül Hocamızın, aylar öncesinden uyardığı ve yukarıdaki yazıda da anlatıldığı gibi geliştiğine göre, Milli Çözüm’ün bu feraset ve önsezisine saygı duymak ve şapka çıkarmak gerekmez miydi?
3- Hem şahsına, hem davasına, hem de babasına; “Cihat parasını zimmetine geçirmek gibi” iftiralar atan Oğuzhan Asiltürk’e karşı net bir tavır alamayanlar, hatta hala birlikte el kaldırmaktan sakınmayanlar, acaba HAS Partiye ve AKP’ye giden kaşarlanmış kaypaklar arasında, hangi hayırlı ve başarılı hizmetleri yürütebileceklerdi?
4- Daha sonra Bursa’da bir gazetecinin: “Saadet Partisi YİK Başkanı Oğuzhan Asiltürk’ün İstanbul’da (ve Konya’da), Necmettin Erbakan’ı anma gecesindeki konuşması sırasında salonu boşalttılar, bunun sebebi parti tabanının size olan teveccühü mü, yoksa Oğuzhan Asiltrük’ün, ailenizin hakkında yaptığı iddialar mı?” sorusuna
“Babamın arkadaşıdır, aykırı bir şey söylememiz çok doğru olmaz. Kendileri 40 sene boyunca birlikte çalışmışlardır. Dolayısıyla onlar bizim büyüklerimizdir. Yaşlıların bilgileri ve tecrübesi, gençlerin de dinamikliği ile biz yolumuza devam edeceğiz. “Babamın bir sözü vardı, “yaşlılar yapabilse, gençler de bilebilse?” diyenlere sormak gerekirdi:
Peki daha önce, milleti defalarca evine toplayıp “Bunlar haindir, müfteridir. Davamızın, camiamızın ve teşkilatımızın bir saat bile olsa bunların eline terk edilmesi asla doğru değildir”
Derken, aklınız ve vicdanınız neredeydi?
O gün mü, nefsi ve fevri hareket etmiştiniz, yoksa şimdi mi yan çizmekteydiniz?
5 – Bu çirkin iddialarla ilgili, avukatları eliyle sözde tekzip yayınlayanların; asıl iftiraları atan Oğuzhan Asiltürk’e tek kelime değinmeyip, hatta bir nevi sahiplenip, sadece bu konuyu gündeme taşıyanları suçlu ve sorumlu gösterme çabaları, nasıl bir vicdan göstergesiydi ve nasıl bir psikolojiydi? Oysa nifak ve iftira ekibi, Milli Çözüm Dergisinin duyarlı ve cesur tavrı üzerine, tükürdüklerini yalamaya ve geri adım atmaya mecbur edilmişti. Hala Milli Çözüm sitesindeki, Oğuzhan’ın Konya hakaretleri, nasıl silinip temizlenecekti?
6 – Oğuzhan Asiltürk’ün ” Zeynep Erbakan Hanımefendiyi, SP Hanım Komisyonları Başkanı yapıp, diğer kardeşlerine karşı kışkırttığını ve Erbakan ailesini birbiriyle boğuşturmaya çalıştığını yazan Milli Çözüm uyarılarını dikkate almayanların, bugün mahkeme kapılarında “Miras Kavgası” peşine düşmesi, hem kendileri hem de camiamız için en azından “mahcubiyet verici” değil miydi? Hala Oğuzhan’ın ve takımının hıyanetlerini fark edemeyen ve cesaretli bir tavır sergilemeyen kimselerden, dava için ne beklenirdi?
yazıklar olsun şu medyacık ekibine
elazığda çıkan bir yerel küçük gazetenin görünüşü milli görüşçü ama özde erbakan hocaya ve davaya zıt yorum ve yaklaşımlarla akp kuklalığı yapması çok üzücü bir durumdur. taraftarlarıyla konuştuğumuzda tayyip onlar için bulunmaz hint kumaşı. ama yıllarca önce etmedikleri küfür kalmamıştı. bugün değişen neki acaba. yoksa rant meselesimi. yada erbakan hocaya sen yıllarca beklediğimiz ve hayaliyle yaşadığımız o koltukları bize vermedin işte şimdi bizde böyle yazılarla intikammı alıyoruz demek istiyor bu zavallılar. ne derlerse desinler. gerçek şuki şu anda şeytanın kuyruğuna takılmış dünya ve ahiretlerini büyük tehlikeye atmış bir çıkmaz yola girmişler. erbakan hocanın bunları son yıllarda huzuruna kabul etmemelerinide bu olaylara bağlamak mümkün. bu küçük yerel elz. gazetesinin yazdıklarının yüzde 70’i hayali saptırıp beyinleri bulandırmaya yönelik yazılardır. ben istanbul sultanbeyli sp teşkilatında görevliyim. gördüğüm gerçekleri aktarmak istedim.
yazıklar olsun şu medyacık ekibine
elazığda çıkan bir yerel küçük gazetenin görünüşü milli görüşçü ama özde erbakan hocaya ve davaya zıt yorum ve yaklaşımlarla akp kuklalığı yapması çok üzücü bir durumdur. taraftarlarıyla konuştuğumuzda tayyip onlar için bulunmaz hint kumaşı. ama yıllarca önce etmedikleri küfür kalmamıştı. bugün değişen neki acaba. yoksa rant meselesimi. yada erbakan hocaya sen yıllarca beklediğimiz ve hayaliyle yaşadığımız o koltukları bize vermedin işte şimdi bizde böyle yazılarla intikammı alıyoruz demek istiyor bu zavallılar. ne derlerse desinler. gerçek şuki şu anda şeytanın kuyruğuna takılmış dünya ve ahiretlerini büyük tehlikeye atmış bir çıkmaz yola girmişler. erbakan hocanın bunları son yıllarda huzuruna kabul etmemelerinide bu olaylara bağlamak mümkün. bu küçük yerel elz. gazetesinin yazdıklarının yüzde 70’i hayali saptırıp beyinleri bulandırmaya yönelik yazılardır. ben istanbul sultanbeyli sp teşkilatında görevliyim. gördüğüm gerçekleri aktarmak istedim.
YAŞASIN ZALİMLER İÇİN CEHENNEM
ALLAH’a ŞÜKÜRLER OLSUN BUGÜNE KADAR OĞUZHAN ŞEVKET VE AVANSİNE KARŞI HEP MÜCADELE ETTİM VE DİK DURDUM. BUGÜNDEN SONRADA ÖYLE OLACAK. SESSİZ KALAN VE BİAT EDEN YAMUK GÖRÜŞLÜ AVANAKLAR DÜŞÜNSÜNLER SONLARINI VE HALLERİNİ. EY OĞUZHAN SEN HOCAMA İFTİRA ATADUR YARIN MAHŞERDE OLACAKLARI DÜŞÜNÜYORUMDA O ZAMAN KİMİN ETEKLERİNE SARILACAKSIN. ŞEYTAN OLAN O MELUN DOSTUN O ANDA SENİ SATACAK. YAŞASIN ZALİMLER VE MÜNAFIKLAR İÇİN CEHENNEM.(ELBETTEKİ BİZ KİMSENİN CEHENNEME GİTMESİNİ İSTEMEYİZ. AMA ZORLA GİTMEK İSTEYENEDE ALLAH HİDAYET VERSİN, ISLAH ETSİN DİYEDE DUA EDERİZ.) ŞU GERÇEKLERİ MİLLİ ÇÖZÜM DIŞINDA DİLE GETİREN BİR BAŞKA YAYIN ORGANI GÖRMEMEK GERÇEKTEN BENİ ÜZMEKTEDİR. ALLAH RAZI OLSUN SİZDEN.
YAŞASIN ZALİMLER İÇİN CEHENNEM
ALLAH’a ŞÜKÜRLER OLSUN BUGÜNE KADAR OĞUZHAN ŞEVKET VE AVANSİNE KARŞI HEP MÜCADELE ETTİM VE DİK DURDUM. BUGÜNDEN SONRADA ÖYLE OLACAK. SESSİZ KALAN VE BİAT EDEN YAMUK GÖRÜŞLÜ AVANAKLAR DÜŞÜNSÜNLER SONLARINI VE HALLERİNİ. EY OĞUZHAN SEN HOCAMA İFTİRA ATADUR YARIN MAHŞERDE OLACAKLARI DÜŞÜNÜYORUMDA O ZAMAN KİMİN ETEKLERİNE SARILACAKSIN. ŞEYTAN OLAN O MELUN DOSTUN O ANDA SENİ SATACAK. YAŞASIN ZALİMLER VE MÜNAFIKLAR İÇİN CEHENNEM.(ELBETTEKİ BİZ KİMSENİN CEHENNEME GİTMESİNİ İSTEMEYİZ. AMA ZORLA GİTMEK İSTEYENEDE ALLAH HİDAYET VERSİN, ISLAH ETSİN DİYEDE DUA EDERİZ.) ŞU GERÇEKLERİ MİLLİ ÇÖZÜM DIŞINDA DİLE GETİREN BİR BAŞKA YAYIN ORGANI GÖRMEMEK GERÇEKTEN BENİ ÜZMEKTEDİR. ALLAH RAZI OLSUN SİZDEN.