YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e3de3077cda
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 8 7
Bugün : 57069
Dün : 64668
Bu ay : 1036342
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53181400
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’DAN

İNTİKAM ALIŞI MIYDI?

        

Bismillahirrahmanirrahîm.

“Böylece helak olacak kişi apaçık bir delilden (sonra ‘bilmedim, ikaz edilmedim’ gibi bir mazerete sığınma imkânı kalmadan hak ettiği) belaya ve cezaya uğrasındı; (manevi olarak ve karakter bakımından) diri kalacak (dünyada izzete, ahirette saadete ulaşacak) kişi de, yine apaçık bir delil ve bilgiyle hayatta kalıp (huzura ulaşsındı). Şüphesiz Allah, gerçekten İşitendir, Bilendir.” (Enfal: 42)

Yüce Yaratıcının, insanı nefsi arzularsız ve şeytansız; Hak davaları ise istismarcı münafıksız ve şarlatansız bırakmaması, imtihanın icabı ve bir parçasıdır. İyi niyetli, ferasetli ve dini gayretli mü’minlerin içlerine sızan bu münafıkları, şarlatanları ve şeytani elemanları sezip tanımaları için, Kur’an’ın ayetleri ve Resulüllah’ın öğretileri bizlere ayna tutmaktadır. Zaten, İşte böyle; Biz, her peygambere suçlu-günahkârlardan (cinni ve insani şeytanlardan) bir düşman kılıp (ona musallat ettik, bu imtihanın gereğidir). Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeterlidir.” (Furkan: 31) “Böylece bütün nebilere (ve Hakk dava elçilerine), insan ve cinn şeytanlarından düşmanlar kıldık. Onlar birbirlerini aldatmak için yaldızlı sözler fısıldaşırlar. (Hakka davetçilerle onların yakın çevrelerine yerleşmiş bazı şeytani ekipler, sanki birbirlerine güveniyormuş tavrıyla sahte iltifatlar yağdırırlar.) Rabbin dileseydi (izin vermeseydi, elbette) bunu yapamazlardı. Öyleyse onları (Hakk dine ve hizbe sızmış insan suretli şeytanları) yalan olarak uydurmakta oldukları iftiralarıyla baş başa bırak. (Seyret ki sonları nasıl olacaktır!) (En’am: 112) [Not: Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette belirtildiği gibi, insanlar; 1- Ya Hizbullah=Allah’ın Tarafgirleri, Destekçileri, Partisi ve Ekibi olmaktadır. (Bak Maide: 56), 2- Ya da; Hizbüşşeytan=Şeytanın Tâbileri, Destekçileri, Partisi ve Ekibi olmaktadır. (Bak Mücadele: 19)]” ayetleri de bu gerçeği ve hikmetini haber buyurmaktadır.

Öyle ise, insanlık tarihinin en zalim ve organizeli şeytan sistemi olan Siyonizm’i, fikren ve fiilen yıkmak ve yerine, farklı din ve düşünceden, ayrı köken ve kültürden bütün insanların barış, bereket ve hürriyet içinde yaşayacakları ADİL bir DÜZEN’i kurmak için yola çıkan Erbakan’ı ve Milli Görüş davasını kendi halinde bırakacaklarını ve içerisine mücahit kılıklı münafık ajanlarını sokmayacaklarını sanmak, bilgi ve strateji noksanlığından kaynaklı bir saflıktır.

İlim erbabına ve dava adamlarına gereken ise, her türlü tepkiyi ve muhtemel tecavüzleri göze alarak, Hakkın rızası ve İslam’ın hatırı için bu gerçekleri yazmak, konuşmak, insanlarımızı uyarmak ve böylece hainlerin tahribatına engel olmak, hiç değilse azaltmaktır. İşte Milli Çözüm Dergisi de bunu yapmaktadır.

Çok güvendiğimiz, Milli Görüş gayretini ve samimiyetini takdir ettiğimiz bir kardeşimiz; tamamen dava hassasiyeti ve vicdani mesuliyet hissiyle bizlere şunları yazmış ve manevi sorumluluktan kurtulmak için nasıl davranılması gerektiğini sormuşlardı.

Saadet Partisi İstanbul İl Başkanlığı’nda yaşananlar:

“İl Başkanımız Abdullah Sevim Bey daha önce Milli Gençlik Vakfı İstanbul İl Başkanlığı ve Refah Partisi İstanbul İl Teşkilatlanma Başkanlığı görevini yürütüyordu. İstanbul onu tanıyor, biliyor ve seviyordu, o da İstanbul’u… Önceki İl Başkanımız Birol Aydın Bey İstanbul İl Başkanlığından ayrılmadan önce İstanbul il binasının tadilat hazırlıklarını yapıyor, söküm ve yıkım işlerini tamamlıyor, fakat tamirata başlanacağı sırada İstanbul’dan ayrılıyordu. İl binasının tadilat ve yenilenmesi işi de Abdullah Bey’in İl Başkanlığındaki yeni yönetime kalıyordu. Hem eski borçların kapatılması (vergi, SGK vb.) hem yeni masrafların karşılanması, hem de yeni il binasının masrafları… Bunların yanında Genel Merkezde eğitim binası alımı ve yeni Genel Merkez binası alımı konusunda İstanbul’a düşen yükümlülüklerin artırılması da İl Teşkilatını zora sokuyordu. Bu arada Birol Aydın Bey’den itibaren Genel Merkez tarafından İstanbul’a İl Sorumlusu tayin edilmiyor ve İl Müfettişi olarak görev yapan Mustafa Çelik Hoca da rahatsızlığı ve yaşlanması sebebiyle pek yararlı olamıyordu. Yapılan seçimlerde il teşkilatıyla istişare yapılmadan dava mensuplarının kabullenemeyeceği isimler aday gösteriliyor ve teşkilatımızın çalışma şevki kırılıyordu. Bu arada il teşkilatı çalışmalarına Genel Merkezdeki bazıları tarafından tepeden müdahale edilince performans eksikliği yaşanıyor, haliyle moral ve motivasyon düşürülüyordu.

Bu arada seçimler sürecinde İstanbul’a gelen Genel Merkez elemanlarından ve Genel Başkan Yardımcılarından bazıları, “Artık kitle partisi olunması gerektiği, çalışmalarda ve toplantılarda hanımlarla yalnız ortamlarda birlikte bulunulabileceği, yeni söylemler geliştirip Erbakan’ın söylem ve projelerinden uzaklaşma zamanının geldiği” gibi şeyler söylüyor ve öyle davranıyordu. Hitaplarında ve konuşmalarında Siyonizm, Erbakan, Adil Düzen, Milli Görüş temaları hiç yer almıyordu. Temel Bey’in ikinci Genel Merkez Kongresinde İstanbul teşkilatınca tavsiye edilen ve halen samimiyetle görevlerini yürüten ve teşkilatça sevilen birçok kişi GİK’ten ve Genel Merkezden uzaklaştırılıyordu. Genel Merkezden gelen elemanlar ve hatta Genel Başkan Sayın Temel Karamollaoğlu da sık sık; İl Divanında ve benzeri genişletilmiş toplantılarda: “İstanbul Teşkilatının yeterli performans sağlayamadığı, Genel Merkeze istenilen miktarda para ödemesini yapmadığı, kendi sorumluluklarını öncelemeyip Genel Merkezle ilgili konularla vakit harcadığı” gibi hiç de doğru olmayan ithamlara maruz bırakılıyordu. Ama asıl sorun, İstanbul İl Başkanı ve şuurlu elamanların Genel Merkezin bazı duyarsız ve tutarsız tavırlarını eleştirmelerinden kaynaklanıyordu.

İşte gelinen bu noktada Teşkilatlanmadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hasan Bitmez Bey İstanbul İl Teşkilatlanma Başkanına: “Kongre süreci başlatıyoruz” diye ani bir bilgilendirme yaparak İstanbul’da İl Kongresi startını veriyordu. İl icrası ve İl Başkanı da: “Bu ani girişimin uygun olmadığı, gerekli istişarelerin yapılıp görüşler alındıktan sonra kongre yapılmasının daha yararlı olacağı, zaten Abdullah Sevim Bey’in alt yapıyı yeni tamamladığı, dört ayrı seçim sürecinin yaşanması gibi zorluklarla geçen birinci dönemin aksaklıklarını telafi etmek ve teşkilatı harekete geçirmek için bir dönem daha zaman tanınması gerektiği” söylenmesine rağmen Genel Başkan Temel Bey ve Genel Merkez temsilcileri, ısrarla Abdullah Sevim Bey’in değişmesinin uygun görüldüğünü belirtiyordu. Oysa İstanbul teşkilatında yapılan temayüllerde, ağırlıklı olarak Abdullah Bey’in devam etmesinin uygun olduğu görüşü ortaya çıkıyordu. Tam bu süreçte Oğuzhan Asiltürk Bey devreye giriyor ve: “Davanın amacına bağlı ve esasına sadık kişilerin görevi bırakmaması, sonuna kadar direnip gerekirse ikinci liste bile çıkarmaları” yolunda haber gönderiyordu. Bunun üzerine, İstanbul teşkilatı da aynı kadroyla kongreye gitme kararında ısrar ediyordu. Ama bütün bunların sonunda Oğuzhan Asiltürk Bey ani bir kararla İstanbul’a geliyor, teşkilatların görüşlerini alıyor ve: “Üç gün öncesine kadar Genel Merkez kurmayları ve kadroları beni dinlemiyorlardı. Teşkilatı dava çizgisinden çıkaracak söylem ve davranışlarda bulunuyorlardı. Ben de mecburen müdahale etmek zorunda kaldım. Bu itaatsiz ekip bana geldiler, hatalarını kabul ettiler, ‘Bundan sonra ne ve nasıl istersen öyle davranacağız’ dediler. Bağlılıklarını belirttiler, ben de kendilerinin bu beyanlarını samimi bulup inandım ve bağışladım. Ayrıca bana ‘Lütfen İstanbul’a gidip orayı takdir ettiğiniz şekilde çözün’ dediler. Ben de İstanbul’a geldim. Şimdi sizinle istişare ediyoruz, sizin önerilerinizle İl Başkanlığını yürütecek şahsı siz belirleyeceksiniz, Genel Merkez de bunu değerlendirip ilan edecek. Ben de bu çalışmalara refakat edeceğim” şeklinde sözler söyleyerek önceki tavrını değiştiriyordu.

Ardından İstanbul İstişare Heyeti, İcra Kurulu, Yönetim Kurulu ve İlçe Başkanlarını toplayıp, yazılı olarak hepsinden 3’er kişilik isim önerisi istiyor, sonra da bu listeleri alıp Ankara’ya dönüyordu. Biz teşkilat olarak %80-90 oranında bir çoğunlukla Abdullah Sevim’in devam etmesi yönünde oy kullandığı kanaatini taşıyoruz ve bu doğrultuda karar verileceğini umuyoruz. Aksi halde Genel Merkeze duyulan itimat ve itibarın hepten kaybolacağından kuşku duyuyoruz.”

Bu kardeşimiz bize telefonda da şunları aktarmışlardı:

“Hocam; malumunuz bizler, sadık Milli Görüşçülerin bir adresi olsun, Hakkı duyuracak ve halkı uyaracak bir tebliğ imkânımız bulunsun diye İstanbul SP teşkilatında çalışmaktayız. Şu anki İl Başkanımız Abdullah Sevim Bey’in samimi ve seviyeli gayretleri sayesinde olumlu ve umutlu bir aşamaya da gelmiş durumdayız. Ama koca İstanbul’a hâlâ bir müfettiş bile atanmamışken, Genel Merkezden gönderildiği söylenen bazı şahısların gelip yeni bir İl Başkanı arayışlarını ve kongreye kendi belirledikleri adayın liste hazırlayacağını öğrenince, huzurumuz kaçtı. Oysa mevcut İl Başkanımızla ve idare heyetindeki arkadaşlarımızla istişare edilse idi, elbette kendilerine yardımcı olunacaktı.

Bu konudaki huzursuzluk Oğuzhan Asiltürk’e iletilince: “Mehmet Karaman, Hasan Bitmez, Birol Aydın, Mesut Doğan, Ömer Faruk” ekibinin partiyi Erbakan çizgisinden koparmak için, Temel Bey’le birlikte kendi güdümlerinde olacak ekiplerle kongreye hazırlandıklarını, bunlara meydan bırakmamak için Abdullah Sevim Bey’in adaylığında ısrarlı davranmasını” istediği bilgileri bize aktarılmıştı.

Ama ne olduysa birkaç gün sonra İl Başkanını tekrar arayıp: “Biz o ekibi çağırıp uyardık. Artık dikkatli ve bizimle irtibatlı davranacaklar. Bu nedenle sizler de tavsiye ve talimatlardan ayrılmayınız!” anlamındaki sözleri kafalarımızı karıştırdı.

“Çünkü en zor durumda ve çok sorunlu bir ortamda, sadece dava duyarlılığı ve sorumluluk şuuruyla İl Başkanlığını alan, yararlı ve başarılı gelişmeler sağlayan bir arkadaşımız, İstanbul gibi çok geniş bir çevreyi, bir Mega Kenti, İl ve İlçe ekiplerini, henüz tanımaya ve hizmet planlarını oturtmaya yeni başlamışken, tutup başka bir ekibi devreye sokmanın teşkilatçılık mantığı ve dava tutarlılığıyla bir alâkası olmadığı kanaatini taşımaktayız” anlamındaki sözlerle dert yanmışlar ve tavsiyelerimizi sormuşlardı.

Şimdi bu aktarılanlardan bir özet çıkaralım:

Önceden alınan, SP’ye ait Balgat semtindeki, özel eğitim binası, güya yeni Genel Merkez’in masrafları için, ama Oğuzhan Asiltürk’e danışılmadan ve Temel Karamollaoğlu’nun bilgisi altında satılmıştı…

• Oğuzhan Bey buna çok kızınca, onun gönlünü almak için adına kurban kesilip dağıtılmış ve Yeni Genel Merkez binasında kendisine özel ve görkemli bir makam odası ayrılınca yatışıp bunları bağışlamış ve barışmıştı…

• Oğuzhan Asiltürk’ün “Beşli Çete” ismini taktığı: “Mehmet Karaman, Hasan Bitmez, Birol Aydın, Mesut Doğan ve Ömer Faruk” partiyi Erbakan çizgisinden koparmaya ve Genel Merkeze darbe yapmaya uğraşmaktalarmış… Bu maksatla bütün illere ve tabi İstanbul’a, yapılacak kongrede kendi ekiplerini yerleştirmeye çalışmaktalarmış…

• Bu amaç doğrultusunda İstanbul’un mevcut İl Başkanı Abdullah Sevim Bey’i de devre dışı bırakma hesapları yapılmaktaymış… Bu nedenle Oğuzhan Asiltürk Abdullah Sevim Bey’i arayıp önce; “Sen Başkanlığı bırakma, yeniden listeni hazırlayıp aday ol… Bu fesatçılara fırsat tanıma!..” anlamında telkinler yapmış ve arka çıkmıştı…

• Ama daha sonra onunla tekrar görüşmelerinde, bu sefer: “Ben bunlarla parti teşkilatlarını karıştıranlarla konuştum, pişman olmuşlar… Söz verdiler artık ortalığı karıştırmayacaklar, sen de ikilik çıkarma!..” şeklinde uyarmıştı…

• Mehmet Karaman ve Hasan Bitmez ekibi, çevrelerine: “Oğuzhan Bey’in yaşlılığa bağlı olarak bunadığını, olayları ve şahısları karıştırdığını, bu nedenle dikkate ve ciddiye alınmamasını” söylemeye başlamışlarmış…

• İstanbul teşkilatından sorumlu ve şuurlu bir grup 5-6 ay önce bu “Beşli Çete” denilen ekibin tahribatlarına son verilmesi için Ankara’ya gitmişler, maalesef Genel Merkezde bu soruna kulak veren muhatap bulamayınca Recai Kutan Bey’le görüşüp durumu anlatmışlardı. O da gidip Oğuzhan Bey’e bunları aktarmıştı; ama yine hiçbir sonuç alınmamıştı.

Artık Sormak Lazımdı:

• İddia ettikleri gibi, Oğuzhan Asiltürk çok ilerlemiş yaşı dolayısıyla gerçekten “bunamış” ise, hâlâ SP YİK Başkanlığında nasıl ve ne maksatla tutulmaktaydı? Yoksa bu durum; SP Genel Merkezindeki birtakım kanunsuzluk ve yolsuzlukların suçunu bir bunağa yüklemek amacı mı taşımaktaydı?

• Gerçekten Oğuzhan Asiltürk’de bunama belirtileri başlamış ise, bu durumun en azından, İl ve İlçe Başkanlarına ve yan kuruluşlara haber verilip yanlış ve haksız talimatlarıyla tahribat yapmasına ve fesat çıkarmasına engel olunması gerekirken, bu uyarı neden yapılmamıştı?

• Acaba, YİK Başkanı Oğuzhan Asiltürk’le, SP Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu arasında gerçekten bir zıtlaşma ve uyuşmazlık mı vardı, yoksa talan ve tahribatlarını daha kolay yürütmek için mi böyle bir görüntü oluşturmuşlardı? Bu “Tavşana kaç, tazıya tut!..” taktiği, acaba “usandırıp bıktırma” kasıtlı mıydı, yoksa “uslandırma” hesaplı mıydı?

• Oğuzhan Asiltürk’ün “Partiyi Erbakan çizgisinden uzaklaştırmak ve Genel Merkeze darbe yapmakla” suçladığı ve “Beşli Çete” ismini taktığı “Mehmet Karaman, Hasan Bitmez, Mesut Doğan, Birol Aydın, Ömer Faruk ekibi, hepsi birden Temel Karamollaoğlu’na mı bağlıydı? Öyleyse, Temel Bey de, partinin Milli Görüş’ten koparılmasının suç ortağı mıydı? Ya da bu arkadaşlar önce vitrine çıkarılıp, sonra kendilerine iftira mı atılmaktaydı?

• Malum ve mel’un 28 Şubat ortamında, yani korkunç yıpratma ve beyinleri bunaltma operasyonları altında bile SP oylarını %5’lere yakın tutan Erbakan Hoca’dan sonra, lehimize gelişen ve AKP dışında yeni arayışlara girişilen şu müsait ortama rağmen, oy oranımızın maalesef en az beş kat aşağı düşmesine sebep olan bu duyarsız, tutarsız, hatta kasıtlı tavırlardan ve baş sorumlularından, hâlâ hesap sormaktan bile korkan yalakalar ve kiralık kafalarla nasıl düze çıkılacaktı?

• Hiç gereği yokken “Yeni ve görkemli Genel Merkez Binası alınması, milyonlarca lira harcanması, üstelik Hocamızın bıraktığı Eğitim Merkezi gibi binaların satılması” ve bütün bu süreçlerde büyük paraların buharlaştığı iddiaları; yoksa Genel Merkezine çöreklenen yapının SP’yi “Davayı, daha ileriye taşıma” yerine “Bedavadan imkân, imtiyaz ve fırsat sağlama!?” kapısı görmelerinden mi kaynaklanmaktaydı?

• 60-70 milyon TL. değer biçildiği konuşulan SP yeni Genel Merkez binası, kimlerin üzerine tapulanmıştı ve kimlere miras kalacağı planlanmıştı?

• Ve tabi asıl soru şuydu: Bunların ahiret endişesi ve dava düşüncesi taşımadıkları artık anlaşıldığına göre Oğuzhan ekibiyle “Beşli Çete” dedikleri, neyin karşılığı anlaşıp uzlaşmışlardı?!

Bundan birkaç ay önce (Ağustos 2020 tarihinde) aynı senaryo Elazığ’da tertiplenmişti. Genel Merkezden görevli ve yetkili olduklarını söyleyen bazı kişiler, “yeni bir İl Başkanı ve yönetim elemanları oluşturmak” üzere Elazığ’a gitmişlerdi. Yıllardır en zor ve sıkıntılı şartlarda ve herkesin bu yükün altına girmekten kaçındığı bir ortamda, dava sorumluluğunun gerektirdiği bir gayret ve özveriyle ve bir avuç sadık ve sağlam ekibiyle İl Başkanlığını yürüten Sn. İbrahim Hacıbekiroğlu’na maalesef haber bile vermeden bu araştırmalarını yürütmüşlerdi. Ne vefa ve vicdan duygusuna, ne dava ve teşkilat şuuruna asla uygun bulunmayan bu talihsiz girişimlerden haberdar olan İbrahim Hacıbekiroğlu, haliyle üzülmüş ve gücenmişlerdi. Oysa kendisine iletilmiş olsaydı bu tür değişim çabalarına gönüllü destek verecek birisiydi. Bu nahoş gelişmeler üzerine, bize telefonda: SP İl Başkanlığı görevini hemen bırakacağını söylemesi üzerine, kendilerine “manevi mes’uliyet ve dava hassasiyeti bakımından, resmen görevden alınmadıkça, İl Başkanlığını yürütmesi, sonrasında da yeni Başkana her türlü desteği vermesi” gerektiğini hatırlatmıştık, kendileri de olgunluk gösterip bunu kabul etmişlerdi.

Elazığ SP İl Başkanlığına atanan Abdullah Akın Bey ise; hem çok iyi bir eğitim almış, üstelik elektrik mühendisliği ve orijinal ampul üretimi alanında yeni icatlara imza atmış ve TÜBİTAK ödülleri kazanmış, MGV-AGD saflarında Milli Görüş davasına hizmetlerini hiç aksatmamış, hem yüksek kabiliyetli hem örnek karakterli bir kardeşimizdi. Bizleri arayıp istişare ettiklerinde ise kendisine, hem önceki ağabeylerinin bilgi ve birikimlerinden yararlanmasını ve onlara saygılı davranmasını, hem de elimizden gelen her türlü desteği sağlayacağımızı iletmiştik.

Ancak İbrahim Bey’in Yüksek Yetkili birileriyle yaptığı telefon görüşmesi sonrasında: “SP Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun atadığı Abdullah Akın Bey’in İl Başkanlığının geçersiz sayıldığını ve önceki Başkan Sn. İbrahim Hacıbekiroğlu’nun Kongreye hazırlanıp yeniden aday olmasını onayladığını…” bildirdiği haberlerini işitince herkes şaşırıvermişti!..

• Yahu, SP Genel Merkezi iki başlı ve birbirinden alâkasız bir teşkilat mıydı?

• Oğuzhan Asiltürk’le Temel Karamollaoğlu böylesine önemli kararlarda bile hiç istişare yapmazlar mıydı?

• Parti içinde gerçekten bir iktidar kavgası ve kutuplaşması mı yaşanmaktaydı; yoksa bu numara altında, Erbakan Hocasına ve Hak davasına sadık insanlar birbirleriyle kapıştırılıp saf dışı bırakılmaya mı çalışılmaktaydı?

Onun için tekrar söylüyoruz ki: Temel Bey’in ve elbette Oğuzhan Asiltürk ve ekibinin bu kasıtlı ve hesaplı tahribatlarını hâlâ anlamayanlar ve karşı çıkmayanlar; ya “pek saf” insanlardı, ya da “bi-insaf”lardı!.. Yani bile bile vicdanlarına aykırı davranmaktalardı…

Bu talihsiz girişim ve gelişmeler üzerine herhalde hırs ve heyecana kapılan Sn. İbrahim Hacıbekiroğlu, sosyal medya üzerinden: “Elazığ İl Kongresinde söz Hasan Bitmez’in Sinan Akılot’un değil, delegenin olacaktır. Allah’ın izniyle.” sözlerini sarf etmişti. Ardından yine Sn. İbrahim Hacıbekiroğlu: “Saadet Partisi temel esasında hiç kimse kendisi için çalışmaz. Herkes kardeşi için çalışır. Menfaati öldürmenin yolu budur. Ama bu kardeşliği kendi çıkar hesapları için bozan bazı mahfiller aramıza sızmış. Bunlara dikkat edelim selam ve dua ile.” şeklinde üzüntülerini belirtmişti. Şimdi bu tweetler açıkça: “Biz de ikinci bir liste çıkarıp kongreye katılacağız ve kozlarımızı orada delegeler üzerinden paylaşacağız!..” anlamı taşımaz mıydı? Aksi halde, zaten Genel Merkezin atadığı tek adayın kongreye katılacağı bir seçim için “delege kozunun hatırlatılması” anlamsız olacaktı. Biz de zaten kardeşlik uyarılarımızı bu ihtimalin yanlışlığı üzerinden yapmıştık.

Yine bu konuyla ilgili “zubeydekamalak” imzasıyla: “Ozi (herhalde Oğuzhan ve Hasan Bitmez) takımı partiyi AKP’leştirmek için Temel Bey’i değiştirip düşük profilli bir öğretmen eskisini Gnl Bşkn yapacakmış… Haydi vebale, haydi günaha, haydi cehenneme! Parti’nin her yerine metastas yapanlar, şimdi de Gnl Bşknlığını saf dışı ederek çarka girecek… Ama Allah, züntigamdır…” diyerek bu talihsiz gelişmelere tepki göstermişti. Ve tabi alâkasız ve yakışıksız laflar da etmişti. Maalesef bu zavallılar Oğuzhan’la Temel Bey’in danışıklı dövüş yaptıklarını hâlâ fark etmemişlerdi.

Evet, Temel Bey ve tabi Oğuzhan Asiltürk ve Ekibi mevcut zor şartlar ve kısıtlı imkânlarla, bölgede en verimli hizmetleri yürütme gayretindeki SP Elazığ İl Teşkilatı’nı birbirine düşürmekten ve bu kardeşlerimizin enaniyetlerine kapılıp Kongreye iki ayrı listeyle giderek hizmet muhabbetini, rekabet nefretine dönüştürme ihtimalinden bile çekinmemişlerdi.

Ve maalesef, Temel Karamollaoğlu’nun ve Oğuzhan Asiltürk’ün gerçek niyetlerini, gizli-kirli mahiyetlerini ve Erbakan’dan intikam girişimlerini hâlâ sezemeyen veya görmek istemeyen kardeşlerimize şu samimi tavsiyelerimizi iletmek, dava kaygumuzun ve hesap kuşkumuzun bir gereği idi ve bundan sonraki tüm sorumluluk kendilerine aitti.

Artık, yıllarca büyük bir feragat ve fedakârlıkla SP Elazığ İl Başkanlığını yürüten İbrahim Hacıbekiroğlu Kardeşimize düşen: “Elazığ gibi, Aziz Erbakan Hocamızın “Hünkâr Mahfilimiz” buyurdukları bir yerde, elde kalan bir avuç sadık ve sağlam SP’li kardeşlerimizin, İl Kongresine iki ayrı listeyle ve nefsani rekabet hissiyle gitmesine ve birbirlerini üzmesine vicdanımız asla razı değildir. Bu nedenle Abdullah Akın Bey kardeşimize her türlü desteği vererek daha yararlı ve başarılı noktalara ulaşmak ortak hedefimizdir!..” diyecek olgunluğu göstermesidir.

Yeni göreve atanan Abdullah Akın kardeşimizin ise: “Böylesine kritik bir süreçte Oğuzhan Asiltürk ve Temel Karamollaoğlu çekişmesine alet edilerek; Elazığ SP İl Kongresine iki ayrı liste ile gidilmesi hem inancımıza ve vicdanımıza hem de dava duyarlılığımıza terstir. Bu nedenle yıllar boyu davamızı sırtlamış ve bugünlere taşımış olan Değerli Büyüğümüz İbrahim Hacıbekiroğlu ve ekibinin listesinde ve birlikte görev almak şerefimizdir.” diyerek ve kendi aralarında istişareyle uzlaşıp tüm sadakat ehlini sevindirerek tek liste halinde kongreye gitmektir. Böylece Oğuzhan Asiltürk ve ekibinin Elazığ’ı karıştırma ve kışkırtma hesaplarını bozuvermektir. Neyse ki, bu yazımız üzerine İbrahim Bey’in bizi arayıp, kesinlikle ayrı liste çıkarmayacağını söylemesi, olumlu ve onurlu hareketti.

Bu konu sosyal medyaya yansımamış ve maalesef dışarı taşmamış olsaydı, biz de bu şekilde gündeme taşımayıp özel görüşmelerle kanaatlerimizi belirtmeyi tercih ederdik. Ama durum böyle davranmayı gerektirmiştir. Artık herkes dava onuruna ve vicdani sorumluluğuna göre bir tavır göstermelidir.

Çünkü:

Temel Karamollaoğlu’na bağlı Hasan Bitmez takımının; Elazığ gibi Milli Görüş için stratejik bir ilde ve çok kritik bir süreçte: bilgili, becerikli ve gayretli genç bir kardeşimiz olsa da, önceki yönetimden habersiz ve istişaresiz atamalarının ve yine Temel Bey’in samimi ve özverili önceki İl Başkanını arayıp güya gönlünü almaya çalışmalarının… Ve şayet bunlar nefislerine uyarsa, kongreye iki liste halinde gitmelerini bir nevi tahrik ve teşvik etmiş olmalarının, asıl gayesi ve gizli nedeni: Rahmetli Erbakan’ın siyasi varisi SP’nin ve davasına bağlı sadık kimselerin birbirine düşürülmek suretiyle bir cephenin daha çökertilmesi ve böylece Erbakan’dan intikam alınması meselesidir.

Zaten Oğuzhan Asiltürk ve ekibi, işte bu maksatla Milli Görüş’e yerleştirilmişlerdir. ABD’deki Siyonist Yahudi mahfillerin, Milli Nizam Partisi döneminde, Erbakan’a gönderdikleri ve: “Bizim tespit edeceğimiz, görünürde Müslüman ama gerçekte bizim adamlarımız olan şu kişileri teşkilatınız bünyesine ve en yetkili görevlere getirmezseniz, partinizi kapatacağız!” tekliflerini Hocamız reddedince, ardından hemen MNP’ye mahkeme açılıp kapatılması üzerine; Erbakan Hoca siyasi ve stratejik faaliyetlerini yürütebilmek, ülkesine, milletine, İslam ve insanlık âlemine yönelik hizmetlerine devam edebilmek için, bu kişilerin MSP’ye ve yakın çevresine yerleştirmesini kabul etmiştir. Çoğu pakraduni bilinen (Yahudilikten Ermeniliğe dönen, sonra da güya Müslümanlığı seçen, ama Siyonist inançlarından hiç vazgeçmeyen) bu kişiler artık müstakim ve mücahit Müslüman rolüne bürünerek, Rahmetli Hocamız da bunlara inanmış görünerek durumu idare yoluna gitmişlerdi. Neticede bu işten Hocamız %80 kârlı çıkmış ama bunların %20’lik tahribatlarına da katlanabilmiştir. Üstelik bu kişilerle ilgili kanaatlerimi Erbakan Hocamız açıkça ve defalarca hem garip ifade tarzıyla hem de tavırlarıyla bizi te’yit etmiş ve bunların şerrinden uzak tutmak için de teşkilatlarda resmi görev almamıza izin vermemişlerdi. Unutmayınız ki; Hz. Peygamber Efendimiz de çevresindeki münafıkların isimlerini sahabeden sadece bir iki kişiye bildirmişler, öyle herkese deşifre etmemişlerdi.

Bir dönem Gebze İlçe yönetim kurulunda görev yapan, sonra Kocaeli RP İl Genel Meclis üyesi olan Nurettin Kaya, arkadaşlarımıza şöyle bir anısını nakletmişti. İzmit bölgesindeki Belediye Başkan adayları tespitindeki huzursuzlukları güya yatıştırmak üzere Kocaeli’ne gelen Şevket Kazan ortalığı daha da karıştıracak tavırlar sergilemiş ve bunun nedeni sorulduğunda ise tam bir fesatlık damarıyla şunları söylemişlerdi: “Benim görevim teşkilatları gazoz şişesi gibi çalkalayıp içindeki asiti kabartmaktır. Ben ise gazoz kapağı gibi, o anda taşkınlıkları yatıştırmış olsam da, ayrıldıktan sonra iyice karışan ve taşan tansiyon zamanla durulacaktır. Böylece bazıları da haliyle dökülecektir!”

İstikamet ve samimiyetini takdir ettiğimiz değerli BURHAN BOZGEYİK Milli Gazete’deki “45 Senede İki İstek” başlıklı yazısında Şevket Kazan’la ilgili şunları nakletmişti:

İşte Şevket Kazan’ın Hamiyet ve Hassasiyeti!

“Bundan yaklaşık 33 yıl önceydi. Yakın tarihle ilgili yazılar yazmış ve bunları Yakın Tarih Ansiklopedisi’nde neşretmiştik. Bu 12 ciltlik ansiklopedinin bir cildindeki birkaç yazıdan dolayı hakkımızda dava açıldı. Neticede ben ve arkadaşlarım Mustafa Kaplan ve Bünyamin Ateş “5816 sayılı kanuna muhalefetten” ceza aldık. Kararı temyiz ettik. İşte o arada Refah-Yol Hükümeti kuruldu. Merhum Şevket Kazan da Adalet Bakanı oldu. O sırada CHP bir kanun teklifi verdi. “Yazı İşleri Müdürlerinin cezalarının affedilmesi” ile ilgiliydi… Bir gün gazeteye gittiğimde o sırada Genel Yayın Müdürü olan Ekrem Kızıltaş’ın Ankara’ya gideceğini öğrenince, kendisine bu konuyu hatırlattım ve “CHP’nin verdiği teklife ‘…ve yazarlar’ ilavesi yapılırsa, bizler ve bizim gibi olanlar da postu kurtarmış oluruz.” dedim.

Derken, malum kanun TBMM’de görüşülmeye başlandı. Ben de merakla takip ediyorum. Yahu derken merhum Şevket Kazan kürsüye çıktı, CHP’nin verdiği o kanun teklifi aleyhine öyle bir konuşma yaptı ki ağzım açık kaldı. “Hapı yuttuk!” dedim. Ekrem Bey’e, Şevket Bey’in niçin öyle konuştuğunu sordum. Ekrem Bey de, benim teklifimi Şevket Bey’e ilettiğini, ancak Şevket Bey’in, “birçok yazar ismi sayarak onların kendilerine hakaret ettiğini ve böylece onların affedileceğini, kendisinin ise buna karşı olduğunu” söylediğini nakletti. Neyse, “Canı sağ olsun!” dedim. Daha sonra “Rahşan affı” diye meşhur olan af çıkacak ve bizler de postu deldirmekten kurtulacaktık.”

Velhasıl; asırlardır kurdukları zulüm ve sömürü çarklarını ortaya koyduğu…. Müslümanları ve insanlığı bunlardan kurtaracak program ve teşkilatları hazırlayıp savunduğu… Ve şeytani saltanatlarına kafa tuttuğu için; hem Siyonist ve emperyalist merkezler, hem işbirlikçi mahfiller hem de ajan tipli hainler, Aziz Erbakan Hocamızdan hâlâ intikam alma peşindedirler. Milli Çözüm Ekibi olarak bizlerin görevi de bütün bunlara dikkat çekmek ve hak ettikleri yanıtları vermektir. Gayret bizden, muvaffakiyet Rabbimizdendir.

Bu nedenle yıllar önce Siyonist yetkililer: “Erbakan’ı öldürmek yetmez, üzerine beton dökmemiz; yani takipçilerini kutlu plan ve projelerinden vazgeçirmemiz gerekir!” demişlerdi. İşte Hocamızdan sonra parti teşkilatlarında, yan kuruluşlarında ve yayın organlarında “Adil Düzen projelerinin, İslam Birliği Teşkilatları ve İslam Ortak Pazarı hedeflerinin ve yine Hocamızın ısrarla anlattığı Milli Savunma konusundaki harika teknolojilerinin” unutturulması ve yok sayılması girişimlerinin hepsi, Erbakan’dan intikam alma niyeti ve gayretinin neticeleridir.

Gayrı ne diyelim; “Anlayana sivrisinek saz gelir. Ahmaklara davul zurna az gelir!..”

Bu üzücü ve düşündürücü gelişmelerden sonra bizi tekrar arayan Sn. İbrahim Hacıbekiroğlu:

“Temel Karamollaoğlu’na telefon açıp, onuruna dokunan ve huzurunu kaçıran bu talihsiz ve kendisinden habersiz atamayı niçin yaptığını sorduğunda: “Bir yanlışlık yapıldığını, pişmanlık duyduklarını, ama kendisinin (İbrahim Bey’in) bu hatayı hoş görüp olgunlukla davranacağını umduklarını…” söylediğini aktarmış ve istişare için gönderdiği Hasan Bitmez’i suçlamıştı.

Yine Sn. İbrahim Hacıbekiroğlu; hatırını sormak ve duasını almak(!?) için telefon açtıkları Oğuzhan Asiltürk’ün kendisine; “Partiyi Erbakan’ın çizgisinden uzaklaştırmak ve Genel Merkeze gizli darbe yapmak isteyen çok sinsi ve tehlikeli bir ekibin, bu tür haksızlık ve huzursuzluklara sebep olduklarını ve bunları kasıtlı ve hesaplı yaptıklarını…” söyleyip dert yandığını aktarmıştı. Ama ona dönüp de: “Yahu, iyi de, Parti’yi böyle Erbakan çizgisinden koparmak isteyen bir şebeke var ise, niye bunlara engel olmuyorsunuz? Siz YİK Başkanı olarak bostan korkuluğu musunuz? Daha beteri, özellikle tercih ve tensip buyurup Genel Başkanlık makamına oturttuğunuz Temel Karamollaoğlu’yla hiç mi irtibat kurmuyor, konuşmuyor ve istişare etmiyorsunuz? Yoksa iyi polis-kötü polis rolüyle danışıklı dövüş mü yapıyorsunuz?” diye de maalesef soramamıştı!?

İşte bu yazı, dış güçlerin ve içerideki işbirlikçi hainlerin Erbakan’ın şahsında, İslam ve insanlık davasından niçin ve nasıl intikam aldıklarını ortaya koymak; iman, iz’an ve vicdan ehlini uyarmak için hazırlanmıştır. Artık hiç kimse “Ben fark etmedim, bilemedim, oyuna geldim” gibi mazeretlere sığınamayacaktır.

Yüce Rabbimize sonsuz şükürler olsun ki, SP Elazığ ve İstanbul teşkilatlarımızı ve bugüne kadar Allah’ın lütfu hidayetiyle Hak davada sadık ve sağlam kalmış şuurlu arkadaşlarımızı; birbirlerine karşı kışkırtma ve aralarına nifak tohumları atma hesaplarını Milli Çözüm bir kez daha bozmayı başarmış ve kongreye iki aday çıkmasına engel olmuş durumdaydı. İşin en acı yanı ise, her iki taraftan da bazı insanların hâlâ bütün bu fesatlıkları tezgâhlayan Oğuzhan Asiltürk’ü aklamaya çalışmaları ve nifak çıbanının farkına varamamış olmalarıydı…

Bu konuyu yine baştaki ayet-i kerime mealiyle bitirelim:

Bismillahirrahmanirrahîm.

“Böylece helak olacak kişi apaçık bir delilden sonra (‘bilmedim, ikaz edilmedim’ gibi bir mazerete sığınma imkânı kalmadan hak ettiği) belaya ve cezaya uğrasındı; (manevi olarak ve karakter bakımından) diri kalacak (dünya ve ahirette izzet ve saadete ulaşacak) kişi de, yine apaçık bir delil ve bilgiyle hayatta kalıp (huzura ulaşsındı). Şüphesiz Allah, gerçekten İşitendir, Bilendir.” (Enfal: 42)

        

 

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Osman ERAYDIN

Osman ERAYDIN

Subscribe
Bildir
17 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Elhamdülillah Milli Çözüm var
Herkes safında oluyordu, şeytan ve işbirlikcileri herzaman işleri gereği ayağı sağlam basan sadıkların ayağını kaydırmak olmuştur. Bu şeytanın ekibi bu camia içerisinde bir fitnedir, bir avuç kalan sadıkları da yollarından döndürmek ve bu Hak davayı ellerinde geldiği kadar törpüleyebilmektir. Ama güneşi söndüre bileceğinin sanan ahmaklar gibi ellerine sadece yorgunluktan başka birşey kalmayacaktır.
Mümin ferasetli insandır, bir çuval princin içindeki taşı görebilen kişidir, davamız içerisindeki bu münafıkları sezeceğiz ve ne yapılması gerekiyorsa da dirayetle yapacağız.
Elhamdülillah Milli Çözüm var ve Rabbimiz sonsuz merhamet sahibi, her kul aynı oranda ferasete sahip olamaya bilir, bunun içinde bu fitneleri sezemeye bilir, bunun içinde Rabbimiz merhameti gereği Milli Çözümü göndermiş ve sadık ve samimi dava insanlarının net bir şekilde şeytanın adamlarını deşifre etmiş anlatmış ve en önemli vazifelerinden birini de yapmıştır. O günde sorulduğunda bize bir hatırlatıcı bunları anlatıcı biri gelmedi diyemesin.
İyi ki varsınız Muhterem Hocam sizlerin sayesinde kardeşler arasında ikilik birliğe dönüşmüş kardeşlik bağını pekişmiş fitne ateş bu illerimizde sönmüş yakın zamanda da tüm dünyada sönecek

Oğuzhan Asiltürk’ten ADİL DÜZEN’İ Anlatmaması Samimiyet Derecesini Anlamak İçin Yeterlidir!… Göre nedir göre ne, köre nedir köre ne!…
Oğuzhan Asiltürk’ün ve Temel Karamollaoğlu’nun ADİL DÜZEN KONFERANSLARI vermemeleri aslında Milli Görüş camiasının uyanmasına yeterli bir sebeptir. Ancak camiada malesef bu hakikatleri duymaya duymaya onlarda pörsüdü yozlaştı. Milli Çözüm bu boşluğu kapatan bir yayın organı olduğu gerçeğini her daim ispatlamıştır ve Erbakan’a baglılıklarının ve sadık takipçi olduklarının en önemli delilidir. Milli Çözüm’ü bu anlamda yürekten kutluyorum.

Şeytana parmak ısırtan hareketler
Milli Çözüm ün gerçekleri gerektiği gibi açık net ve anlaşılır şekilde ortaya koyması bu ülke ve içinde yaşayan sadık samimi vatan evlatları için çok büyük bir nimet.. ancak bu nimetten en güzel şekilde faydalanması gereken teşkilatcı Milli Görüşçü kardeşlerimize gerçekler kendilerine ulaştığı halde gereken tavrı ortaya koyamamaları çok üzücü.. ancak herkes gayreti ve niyetine göre hakettiği akıbetine gidecektir..

Siz Hiç Oğuzhan’ın, Erbakan Hocamızı Savunduğunu Görüp Duydunuz mu?
Ülkemizde son olarak; ahlâkî olarak, iç ve dış politika siyaset olarak, ekonomik olarak, en çok ihtiyaç edilen ve arzu edilen Milli Görüş’ün tek partisi Hocamızın emaneti Saadet Partisidir.

Ancak;
Hocamızın vefatından sonraki üst yönetim kadrosu her gün Milli Görüş Temel esaslarından kavramlarından, hele hele Adil Düzen İslam birliği D-8 gibi oluşumlardan bahsetmeyip, il ve ilçe teşkilatlarını uzaklaştırdılar,
Erbakan Hocasız “Milli Görüş ve Saadet Partisi” hiçbir amaca ve gayeye ulaşamaz.

Artık, İl ve ilçe teşkilatlarının tek yürek halinde olup, SP üst yönetimi (Oğuzhan ve ekibini) sorgulama zamanı çoktan geldi ve geçiyor.

Eğer SP yönetime bu gidişata, teşkilat içi dur denilmezse, SP teşkilatlarında sadece herkes birbirine “başkanım başkanım” diyerek geçecek, çünkü ülke gündeminden çok uzak durumunda şu an Saadet Partisi
Evet yıllardır Refah Partisi ve Fazilet Partisi gençlik kollarında çalıştım. En sonunda Saadet Partisinde görev aldım ve halen de üyesiyim.
Yıllardır Erbakan Hocamızın “sağ kolu” dedikleri Oğuzhan Asiltürk’ün, Erbakan Hocamızın anlattığı, Adil Düzen İslam Birliği D-8 gibi oluşumlardan, konulardan bir gün bahsettiğini duymadım herhangi gazete ve dergilerde okumadım.

Hak hakim olsun, batıl zail olsun diye bir demeç açıklamasını duymadık, işitmedik.

Ve yıllardır Erbakan Hocamıza, dışardan alay eden ve iftira atanlara bir cevap bile vermedi, gerçi en büyük iftirayı Hocamızın vefatından sonra kendisi 2012 yılında Bursa’da atmıştı Oğuzhan.

.
Geçmişi karmaşıktır, Pakradun Ermenidir
Milli Görüş’e lider, olmuş Durmuş Durduyan!
Aslını gizleyerek, asil bir Türk geçinir
Sadıklara bir kinle, dolmuş Durmuş Durduyan!

Erbakan katlanmıştı, nice yıllar kendiye
Hizmetlerine resmen, fırsat verilsin diye
Büyük devrimlerine, bunca taviz hediye
Davada siyonizme, kolmuş Durmuş Durduyan!

Bütün fesatlıkları, tertipleyen kişidir
Ayet hadis ezberler nifak Onun işidir
Bir şebeke kurmuş ki, her fısıltı işitir.
Makam menfaat için, yolmuş Durmuş Durduyan!

Erbakan çizgisini, çürütmektir gayreti
Partiyi tarikata, çevirmektir niyeti
Dirilin be kardeşler, tanıyın bu tiyneti.
Nursuz yüzü sararmış, solmuş Durmuş Durduyan!

Zihniyeti Kabalist, zahirde Hanefidir
Milli Çözümden ürker, en büyük hedefidir.
Muttaki rolü oynar, Şeytanlık kenefidir
Millet tükendi sanır, bolmuş Durmuş Durduyan!

İsa’ya hain olan, Havariye benziyor
Kalbi çirkef kuyusu, o dışını beziyor
Yağcıları kollayıp, sadıkları eziyor
Vallahi belasını, bulmuş Durmuş Durduyan!

Ölçü tutsak şaşmayız, Kur’anın mastarını
Sultan Baba[1] gösterdi, bunların astarını
Artık anlayın dostlar, Münafık starını
Hakka değil Şeytana, kulmuş Durmuş Durduyan!

Dokuz yüz altmış dokuz da, mahkeme kararıyla
İsmini değiştirdi, dönmelik damarıyla
Son bulur sahtekarlık, sadıklar şamarıyla
Bu ülkede hem sağmış, solmuş Durmuş Durduyan!

Şeytan İstirahatte
Bu insanların yaptıkları ile ilgili o kadar çok örnekler var ki etrafımız da şaşmamak lazım, sadece bir gerçek var oda oyun aynı, oyuncular değişiyor. Kocaeli ilimizin bir il kongresinde ikinci bir listeyle çıkan, aday genel merkeze rağmen seçimi kazanınca YİK üyesi Oğuzhan Asiltürk o liste ve başkanını Ankara davet eder, davet edilen kazananlar giderler. Bu şahıslar Yik üyesinin odasında konuşurlarken ölen varan gele üyelerinden Şevket Kazan odaya girer, oğuzhan………… Şevket kazan’a gel Şevket bizde Mehmet le kahve içecektik sana da bir kahve söyleyeyim der, Şevket Kazan sen bu adamların kazandığı genel kurulu hem iptal ettin hem de kahve söyleyip onlarımı kandırıyorsun senin kahven içilmez Oğuzhan deyip kapıyı çarpıp odasında ayrılmış. Bunu bize anlatan Mehmet bey Şevket bey adam yahu Oğuzhan beye böyle dedi diyerek övmüştü. Belki bu mesele 5 yıllık bir hatıra, evet anlaşıldığı üzere oyun aynı oynayanlarda küçük değişiklikler olmuş durumda. Bir sohbetin de dinlemiştim, üstadım Ahmet AKGÜL söyle demişti, Şeytan Cennetten kovulup dünyada olduğu günden beri bu kadar güçlü hiç bir zaman olmamıştır. Evet bu konuyla ilgilide uzunca bir sohbet yapmıştı. Çünkü şeytana inanmışların gazeteleri var, televizyonları var, dernekleri var, partileri var, Mason locaları var, bankaları var, moda ve sanat merkezleri var, bu gibi kesinlikle doğru bir çok şeytani enstürmandan bahsetmişti. En önemlisi de bunlar Siyonizme inanmışlardır demişti. Evet ne kadar yalın, ne kadar çıplak, ne kadar net görülüyor bu tipler. Nerede Allah rızası için bir şey var o nun tam karşısında bu ve benzeri tipler var. Evet kazan gitti ama kepçe hala ortalığı karıştırmaya devam ediyor. Önemli olan sadık ve samimi Milli Görüşcü kardeşlerimizin de bu gerçekleri bir an önce fark etmeleri ve bu kazan ve kepçe operasyonlarına gelmemeleridir. Erbakan hocamın neler yaşadığını anlamak yetmez makaledeki gibi yazmak ve bu mübarek davanın şeytani askerlerini anlatmak lazım. Elhamdüllilah anlatan bir Milli Çözüm var. Anlayan anladı, anlamayana geçmiş olsun. Bir halk deyimi ile varan gele tezgahında bir oyana bir buyana çok gidip gelir. En son seçimde Liderler konuşuyor proğramına konuk olan Temel Karamollaoğluna gazeteciler soruyor, iktidara geldiğinizde ülkenin ekonomik sorununu nasıl çözeceksiniz, o da cevaben tabiki uluslar arası bankalardan kredilerle çözeceğiz dedi. Bu da sana yeter bay Temel Karamollaoğlu, yani ha AKP, ha CHP, HDP, ve diğerleri ne farkın var onlardan. işte bunlar ancak Erbakan hocamın bıraktığı emanete sahip çıkmak yerine, samimi dava inananlarına böylesine zulmederler. Şeytan istirahatte uşakları işbaşında. Adı ha Temel olmuş, ha oğuzhan olmuş ne fark eder.

Bu taktik tanıdık!
1800’lü yılların başında İngiltere ile Fransa arasında savaş çıkınca, ünlü Siyonist Yahudi ailelerden Rothschild’lerin dedesi M. Rothschild hem İngiltere’ye hem de Fransa’ya finansal destek vermiş ve savaşı körükleyerek iki tarafın da galeyana gelerek birbirlerine saldırması sonucunda kendi alçak emellerine ulaşmayı amaçlamış ve başarmıştı. Bu meşhur Yahudi fesatçılığına benzer numarayı aradan 220 yıl geçtikten sonra Saadet Partimizde görmek;
a. Partimizin mevcut oy oranlarına rağmen “mayası” nedeniyle Siyonistlerin korkulu rüyası olduğuna
b. İsmi, cismi, sıfatı değişse de şeytani fesatçıların Hak davaya düşmanlıklarının ve aynı kinle saldırmaktan vazgeçmediklerinin işarettir.
Bu gerçeği gördükten sonra ise hala “keramet uyduran, temize çekmeye” çalışanları ise “insaf ve vicdana” davet etmekten başka bir yol kalmıyor maalesef!

DÜŞÜNMEK
Düşünmeyerek sorumluluktan kacabildiklerini zannedenler,belki ugrayacakları sonu düşünür ve Allah’ın dinine dönerler diye insanları düşünmeye çağırmak müminlerin ibadetidir.Ancak iman edenler Kuran’da Rabbimiz in verdiği hükmü bilerek hareket ederler.Allah ayette şöyle bildirmektedir:. ARTIK KİM DİLERSE,ÕGÜT ALIP DÜŞÜNÜR (müddesir suresi ,55)

İyi ki Milli Çözüm Vardı…
Anlaşılan Şevket kazanın yerini şimdi Oğuzhan asiltürkün dünürü temel karamollaoğlu almıştı. Yıllardır aaynı metodu uygulayıp, yani iyi polis kötü polis oynayıp teşkilatlarda iki liste çıkartarak tefrika oluşturup körüklemişlerdi.

Elhamdülillah yine Milli Çözüm feraseti ve dava şuur ve bilinciyle sadık dava erlerini davalarına ve uhuvvete sahip çıkartarak ve hainlerin ipliğini pazara sunarak oyunu bozmuştu. Üstelik dünyalık hiçbir çıkarı olmamasına rağmen… İyi ki Milli Çözüm vardı ve pek yakında kimler hain kimler sadık anlaşılacaktı…

Dilsiz Şeytan Olmamak İçin Haksızlıklar Karşısında Susmamak Gerekti.
Milli Görüş hareketinin bünyesine ve beynine bir virüs gibi sızmaya çalışan ve Erbakan davasını unutturmaya uğraşan çevreleri bugün de fark edip camiamızı, Siyonist senaryolarına karşı uyarmak, hayati bir görevdi, dini ve vicdani bir vecibeydi.

Milli Görüşçülere Erbakan Hocamızı unutturmak ve Milli Görüşü tarihi hedefinden saptırmak üzere hazırlanan, çok ciddi ve çok geniş çerçeveli Oğuzhan Ekibinin nifak senaryolarını, yıllar sonrasından kısmen de fark edilmesi sevinilecek; kasıtlı, planlı tahribatların farkına varılmasına rağmen hala daha gereken tepkinin, Hakkın hatırı için verilmemesi de apayrı zilletti.

Bu arada; “İyi de, bu gerçekleri ortaya koyanlar ve dava için çırpınanlar (Milli Çözümcüler) ne kazandılar?.. Birçok makam ve menfaatlerden hep mahrum kaldılar… Neye yaradı, devamlı dışlandılar, suçlandılar…” diyen dostlarımıza ise, Mevlâna’dan bir misalle cevap verelim:
“Çiçekleri koklamak ve okşamak üzere, gül bahçelerine uçuşan bülbülleri gören birileri: ‘Bunlar otlamak için oralara giriyor’ derlerse şaşmayınız. Çünkü onlar güllerin koklamak için değil, otlanmak için olduğunu zannederler.”

Ve unutmayınız ki; “Bizim merakımız zafer bayramı” ama Allah’ın muradı ise, “Kulların imtihanı”dır. Cenab-ı Hak; sadakatin sahtekârlıktan, samimiyetin riyakârlıktan, gayret ve hizmetin kolaycılıktan üstün olduğunu mutlaka gösterecektir. Ve tabi helva olmak isteyenler, koruğun başına gelenlere sabredecektir. “Men sabere, zafere…” Evet, sabreden, belki bir zaman ezilecek, ama sonunda zafere erişecektir.

” Her kim Allah’ın (davet ve istikamet yolunda sebat ve sadakat ehli kuluna) O’na ne dünyada ne de ahirette asla yardım etmeyeceğini (ve başarıya eriştirmeyeceğini) sanıyor (ve savunuyorsa, aldanıyor ve şeytani karakterinden böyle söylüyor.) Hele göğe (darağacı gibi) bir araç uzatsın (ve ipi boynuna taksın) sonra (ayaklarını yerden) kesiversin de baksın (bakalım, ruhundaki nifaktan dolayı) kurduğu tuzak içindeki öfkesini giderebilecek mi? (Halbuki hainler ve kâfirler çatlasa da, Allah elçilerini muvaffak, dinini hükümran kılıverecektir.)” Hac 15
http://www.millicozum.com dan istifade edilmiştir.

NE SANDIN?!..
Elçiler hep içten dıştan, çevrelenmiş gördün mü
Milli Görüş Davasını,es geçerler mi sandın
İbni Selül-Sebe’den bi-le azgınmış gördün mü
Hidayetsiz,ferasetsiz,anlaşılır mı sandın?!..

Şeytan fıtrat nasıl Hakka,en çok zarar verilir
Siyon ile iş tutarlar,her şey terse çevrilir
Gör bak nasıl olacaktır,hüküm Arş’tan verilir
Erbakan’ın Milli Çözmü,hakim olmaz mı sandın?!…

AŞAĞIDAKİ LİNKİ İZLEYİP DÜŞÜNELİM!
SP demek Türkiye’nin, İslam aleminin ve insanlığın sigortası demekti.
Saadetin illa tekbaşına iktidarı değil İlkelerine bağlı kalarak verdiği mücadele bile Siyonizme kök söktürmüş ve Aziz Erbakan Hocamla beraber uykularını kaçırmıştı.
Evet ilkesiz; yani Adil Düzensiz bir Saadet Partisi elbette işe yaramayacak hatta rakiplerine güç kazandırcaktı. İşte Siyonizm bu gerçeği bildiği için bu güne kadar Saadeten elini hiç çekmedi ve ilkesiz tarikat, yada cemaat partisi konumuna geçirmek istedi. Bunda başarılı oldu da. Şimdi İstanbul’da, Elazığda sadık teşkilat mensuplarımız nasıl birbirine düşürülmüş, aynı ihanetlerin bir başka teşklatımız Zonguldakta nasıl cereyan ettiğini aşağıdaki linkten videosunu izleyerek son kararı sizler vereceksiniz.

Aşağıdaki linke girerek Aziz Erbakan Hocamdan sonra neler yaşanıyor görüp, sonra vicdanlarımızı karşımızda Aziz Hocamız varmış gibi yoklayıp, Ümmetin, Sadık Milli Görüşçülerin üzerimizdeki hakkını ve Ceneb-ı Hakkın soracağı hesabı düşünelim.
https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=10159293391785639&id=743300638&anchor_composer=false

Önem ve Öncelik verilecekler konusunda ilk sırayı şahsi ailemizin çocuklarımızın eşimizin dostumuzun konu komşunun şahsi menfaatlerimizin istekleri ihtiyaçları ilk sırayı alırsa HİDAYETİ KARARAN FERASETİ KÖRLENEN DİRAYETİ SIFIRLANAN Konuma düşer ve KAYBED
Önem ve Öncelik verilecekler konusunda ilk sırayı şahsi ailemizin çocuklarımızın eşimizin dostumuzun konu komşunun şahsi menfaatlerimizin istekleri ihtiyaçları ilk sırayı alırsa HİDAYETİ KARARAN FERASETİ KÖRLENEN DİRAYETİ SIFIRLANAN Konuma düşer ve KAYBEDENLERDEN OLURUZ RABBİM MUHAFAZA BUYURSUN . İSTİKAMETTEN SAPTIRMASIN …

Aziz Erbakan Hocamızın şu muazzam tespitleri , herşeyi anlatıyor!.. Tabi ki önem ve öncelik verene ışık tutar böylesi konular!…

Milli Görüş’ün Kimyası ve Fiziği vardır. Kim Milli Görüş’üm kimyasını elde ederse Cenabı Allah o kimseye Milli Görüş’ün fiziğini de lütfeder.
[u]
[b]Milli Görüş’ün Kimyası:[/b][/u]
Maneviyatçı olmak
Hakkı üstün tutmak
Nefis Terbiyesi yapmak

[u][b]Milli Görüş’ün Fiziği
[/b][/u]
Hidayet:Doğruyu görmek
Feraset : Neyin Hakka neyin şerre hizmet ettiğini farketmek veya hakkın içindeki dönen dolapları farkedebilmek
Dirayet : Bu farkedilenler konusunda azami gayret ve çaba sarfetmek.

İşte en az 40 yıl öncesi Milli Görüş içerisinde bu Fizik ve Kimyaya sahip olmuş ADAM GİBİ ADAM , BİR BİLGE ve YİĞİT ŞAHSİYET , çıkmış ve bu işbirlikçi marazlıları çifte standartçıları MÜNAFIKLARI birbir deşifre ettiği halde camiadakiler yukarda Erbakan Hocamızın ifade buyurfukları MİLLİ GÖRÜŞ’ÜN FİZİĞİNE VE KİMYASINA SAHİP OLAMADIKLARI İÇİN GEREKEN İMANI gösterememişlerdir.. Hamdolsun Milli Çözüm vedilesiyle birçoğu bu makalede geçen hakikatlere hem vakıflar hem de kabul etmekteler. Ama İMANIN gereğini tam yansıtamamaktalar malesef…
İMAN = Kalb ile tasdik , dil ile ikrar , amel ile tatbik demektir malumunuz olduğu üzere… Her üçünüde yerine getirmeden iman , iman olmuyor …
İŞTE O BİR BİLGE VE YİĞİT İNSAN 40 – 45 YILDIR YÜKSEK VE KESKİN FERASETİ İLE MİLLİ GÖRÜŞ CAMİAMIZI İKAZ ETMİŞ VAZİFESİNİ SON DERECE MUHTEŞEM ŞEKİLDE YERİNE GETİRMİŞ VE HALENDE BU MERHAMETİNİN VE BAĞLILIĞININ SADAKATININ GEREĞİNİ YERİNE GETİRMEYE DEVAM ETMEKTEDİR… Onca saldırılara kovulmalara olmadık iftira ve hakaretlere rağmen MİLLİ ÇÖZÜM VE ŞAHSİ MANEVİSİ ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZ , ERBAKAN’ A OLAN MİLLİ GÖRÜŞ DAVASINA OLAN SADIK TALEBE VE TAKİPÇİLİĞİNİN GEREĞİNİ YERİNE GETİRDİĞİNE CÜMLE ALEM ŞAHİTTİR ŞAHİDİZ…
Ey Milli Görüşçüler , Allah imanın gereğini yerine getiremeyenlere, haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytan konumundan kurtulup Milli Görüşün Fiziğini ve Kimyasını elde edebilmek ve Tevbe Suresi 119. Ayette de belirtildiği üzere SADIKLARLA BERABER OLMAK İÇİN BİR FIRSAT ÇIKMIŞTIR KARŞINIZA… Buyrun bu fırsatı değerlendirin : [u][b]Ey iman edenler! (Her konuda) Allah’tan korkun (Kur’an’ın ve Resulüllah’ın yoluna uyun) ve (Hakk davasında sağlam duran) doğru (sadık)larla birlikte olun (ki iman Hakka tarafgirliktir).[/b][/u] (www.mealikerim.com)

Son olarak şununla bitirmek istiyorum: Muhterem Ahmet AKGÜL Hocamız, Allah’ın vadine, Kur’an’ın müjdelerine , Resulullahın haberlerine, ve Aziz Erbakan Hocamızın öğretilerine ve müjdelerine dayanan BİLGE VE YİĞİT ŞAHSİYET olduğu hakikatini birkez daha görülmüş oldu… Rabbim Ahmet Hocamızı insanlığın ve bizlerin başından eksik etmesin istifade edenler zümresine lütfeylesin. Amin…

Hainlerin son Çırpınışları..
Evet O. Asıltürk ve ekipi kendilerine verilen şeytani görevlerini icra ederken; SP içerisinde yetkili ve etkili o kadar insan olmasına rağmen, bir kişi çıkıpta yıllardır, Oğuzhan ve ekibinin bu hıyanetlerini en azından dile getirecek cesaretli bir kişi olmaması bizleri derinden üzmekte.
SP Genel Merkez den bazı yetkililerle ve il, ilçe yöneticileriyle zaman zaman görüşmelerimizde bizlere hak vermelerine rağmen gerekli yer ve zamanda konuşmamaları ve tavırlarını ortaya koymamaları acaba neyin korkusuydu?
” İman gerçekleri bilmek değildir. Gerçekleri bildikten sonra gereğini yerine getirmektir.”
Bu gerçekler karşısında gereğini yapmayan Sp li kardeşlerimiz, suskunluğunuzda boğulursunuz…

İstismarcı münafıklara tutulan ayna.

“Yüce yaratıcının, insanı nefsi arzularsız ve şeytansız; Hak davaları ise istismarcı münafıksız ve şarlatansız bırakmaması, imtihanın icabı ve bir parçasıdır.”

Evet, imtihan olduğumuz müddetçe, bu Hak Dava münafıkları ve istismarcıları her zaman olacaktır.

Durduyan’dan sonra da, Erbakan Hocamızın Adil Düzen Medeniyetinin hakimiyetini engellemeye çalışacaklardır.

Fakat Ahmet Akgül ve Milli Çözüm sayesinde; Kur’an ve Sünnet kaynaklı ispatlarla hepsi deşifre edilip zararsız hale getirileceklerdir.

Ve sonunda “Hak Dava Dertlisi” Milli Görüş’çü ve Milli Çözüm’cü liyakatliler ile zafere erişilecektir. İnşaallah.

Şuur şuur şuur
Her zamankinden daha fazla şuurlu olmaya mecburuz, Hocamızın izinden yolundan ayrilmadan, adil duzene dayanan yeni bir dünya için calismaliyiz. Hocamızın proje ve sloganlarina sahip cikmaliyiz, Ahmet Akgül Hocamızı mutlaka takip etmeliyiz, olaylari doğru anlamak ve yerinde adimlar atmak için

ŞEYTANIN TÜRKİYEDEKİ SAĞ KOLU DURMUŞ DURDUYAN
Şeytanın Türkiyedeki sağ kolu Durmuş Durduyandır ve bunu göremeyen anlamayanlara bu yazı son ikazdır.

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
17
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...