YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
66912335c0b76
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 7 8 2 9
Bugün : 18806
Dün : 32513
Bu ay : 295592
Geçen ay : 783727
Toplam : 25353267
IP'niz : 35.172.230.21

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN KÜSTAHLIĞI

VE

MİLLİ GÖRÜŞ CAMİASININ TUTSAKLIĞI

        

Oğuzhan Asiltürk, bizzat kendisinin başa geçirdiği Temel Karamollaoğlu yönetimini, “AKP’li kardeşlerini tenkit etmekle” suçlamış ve erken bir kongre ile kendi gözetiminde yeni bir parti yönetimi oluşturacağını açıklamıştı. Bu haddini bilmeze gerekli cevabı vereceğine ve YİK Başkanlığını feshedeceğine, Temel Bey de maalesef, Oğuzhan’ı haklı çıkaracak talihsiz tavırlar ortaya koymuşlardı. Ne diyelim, hadis-i şerifte haber buyrulduğu gibi; “Her toplum ve oluşum, başlarında layık oldukları yöneticileri bulacaklardı.

Millî Görüş’ün resmi ve fiili temsilcisi Saadet Partisi’ni AKP’ye yamama girişimlerini artık aleniyete döken, ancak yıllardır her hareketine birkaç ayet-hadis mealini delil gösterdiği halde, Erdoğan’a payanda olma gayretlerini Kur’an ve Sünnetle desteklemeyi beceremeyen Oğuzhan Asiltürk, sonunda hiç utanmadan Erdoğan’ın uçağına kurulup güya kurtuluş programlarına katılmak üzere ve onur konuğu statüsüyle Kıbrıs’a taşınmışlardı. AGD Başkanı Salih Turhan ise herhalde çantacısı olarak yanına alınmıştı. Yıllar önce Erbakan Hocamızın, ülkemizde milli ve manevi değerlere bağlı MHP ile 1991 seçimleri öncesinde çok hayırlı ve yararlı sonuçlar doğuran bir seçim ittifakı oluşturma çabalarına; “Biz ırkçılarla bir arada olamayız. Kürt kardeşlerimizi üzecek irtibatlar kuramayız!” diyerek karşı duran ve fesat çıkaran Oğuzhan Asiltürk’ün, bugün Devlet Bahçeli’yle kol kola ve Erdoğan’ın politik potasında buluşmalarının asıl nedenini, ortak genlerinde ve karanlık geçmişlerinde aramak lazımdı. Sayın Erdoğan’ın günler öncesinden müjde diye duyurdukları ise Lefkoşa’ya Külliye Binası ve dinlenme parkı yapmak olduğu anlaşılmış, Dilipak gibi yandaşlarını bile utandırmıştı. Üstelik Sn. Erdoğan 1974 Şanlı Kıbrıs Harekâtı’nın asıl mimarı olan Erbakan Hoca’yı bir kez olsun şükranla anmaktan sakınacak kadar da vefasızdı; zira Siyonistlere yaranması lazımdı. Çünkü Siyonist odakların güdümündeki CIA, 1974 Kıbrıs çıkarmasında ABD (ve AB) için en büyük engelin Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan olduğunu resmi raporlarına yazmıştı. Erbakan’ın tavizsiz tavrından yakınan ve Onu devre dışı bırakmak gereğini vurgulayan CIA yetkilileri; “Milli Güvenlik Kurulu’nun, ABD ile müzakerelerin başlatılması ve onlarla birlikte davranılması” kararına Erbakan’ın uymadığını ve başlatılan harekât sonucu Kıbrıs’ın yarısının elden çıkarıldığını, ama Süleyman Demirel’in ABD ile oldukça uyumlu davrandığını, resmi belgelere yansıtmışlardı.

1975 October 28 tarihli “National Intelligence Bulletin” başlıklı rapora göre, Erbakan siyasi geleceğini bile tehlikeye atmış ve Kıbrıs’ın yarısının kurtarılmasını başarmıştı.

İşte güya Dindar Kahraman R. T. Erdoğan’ın şimdi Kıbrıs’ta Erbakan’ı ağzına bile almaması, yoksa CIA’cıları ürkütmemek amacıyla mıydı?

Oğuzhan Asiltürk denen fırsatçı fesat, Millî Görüş Hareketi’ni ve SP’yi Erbakan çizgisinden, daha doğrusu İslami ve insani istikametinden koparıp;

• Cumhuriyet Türkiye’sinde gelip geçmiş hükümetler içinde en çok faizci olan AKP’ye…

• 6284 nolu kanunu meclisten geçirip halen ve fiilen uygulayan (İstanbul Sözleşmesi’nin yasalaşmış hali) ve evli erkek-kadınların gayri meşru ilişkilerini suç ve ceza kapsamından çıkaran en çok zina destekçisi ve livata serbestçisi olan AKP’ye…

• Loto, toto, piyango, kazı kazan, at yarışı, it yarışı gibi yüz türlü kumar çeşidini yaygınlaştıran, devleti vurgun ve soygun batağına saplatan en çok haram ve haksız kazanç tertipçisi, teşvikçisi ve işbirlikçisi AKP’ye…

• Yüzlerce kere, hakaret ve hıyanetlerine rağmen, bunca küstahlık ve kahpeliklerine rağmen hâlâ Haçlı AB kapısında en zelil nöbet bekçisi AKP’ye…

• Tüm Anayasamızı ve yasalarımızı barbar ve ahlâksız Batı’nın kriterlerine, erkek erkekle, hatta kızı, bacısı ve yeğenleriyle evlenmeyi resmen geçerli sayacak kadar soysuzlaşmış Avrupa’nın lağım çirkefine uydurmak hususunda en münafık cesaretli olan AKP’ye… yamamaya çalışmaktaydı ve bunu öyle gizli kapaklı değil açıkça ve küstahça yapmaktaydı. Oğuzhan’a göre İslamcı ve din istismarcısı AKP’li kardeşlerine (!) sahip çıkılması lazımdı. Aslında Erdoğan’la ayarları da, damarları da, amaçları da aynıydı!

Öte yandan güya Genel Başkan olan şahıs, partinin yetkili organlarını toplayıp, bu uyduruk YİK Başkanlığını iptal kararı alarak camiamızı Oğuzhan belasından kurtarmak yerine, onun hıyanet girişimlerine yönelik haklı tepkileri törpülemeye ve Oğuzhan’ın sözlerini hayra tevil etmeye uğraşıyordu. Olmayınca kayıplara karışıyor, istifa ettiği konuşuluyor, partiye Genel Başkan Vekili atanıyordu.

Hatta Temel Bey, Sn. Erdoğan’ın yanında poz vermekten onur duyan Oğuzhan Asiltürk’ün, AKP’nin bütün tahribatlarını meşrulaştırıcı ve topluma mazeret aşılayıcı tavırlarını destekleyen ve Erbakan Hoca’nın 1974 Kıbrıs çıkarmasını istismar ederek Erdoğan yalakalığını mubah gösteren demeçler vermekten bile sakınmamıştı!?

Bütün bu tahribatlar ve şeytani hesaplar karşısında, 80 il başkanından, 900 ilçe başkanından, toplam on binlerce şahıstan oluşan güya yetkili organlardan, MİLKO’lardan, CILKO’lardan tıs çıkmıyor, sadece “fıs” çıkıyordu… İşte Allah böyle mükemmel ve muhteşem şekillerde imtihan ediyordu; herkesin ayarını ve amacını ortaya çıkarıyordu… Hiç kimse kıvıramıyor, kaytaramıyor ve hâşâ Allah’ı atlatamıyordu! Bak: Ankebut 4. ayet: “Yoksa (her türlü) kötülüğü yapıp (gizleyenler ve olduklarından başka türlü görünenler), Bizi (Allah’ı) atlatıp geçeceklerini (ve insanları sürekli aldatabileceklerini) mi sanıvermektedirler? Onlar ne kötü (ve yanlış bir) hüküm (ve kanaat) yürütmektedirler.”

Öyle ben Milli Görüş takipçisiyim, Saadet Partiliyim demekle imtihan kazanılmıyor, kurtuluş beratı alınmıyordu. SP içinde bile, bu denli açık seçik haksızlık ve tahribatlara, şeytanı bile güldüren mazeretlerle sessiz ve tepkisiz kalanlar “Dilsiz Şeytan” olmaktan kurtulamıyordu…

Ve sonuç olarak; Allah, Hakkı arayana ve haklıyı savunana hidayet veriyor, cennet yolunu kolaylaştırıyor; haksızlıklara ve tahribatlara tepkisiz kalanları ve Hakkı savunmaktan korkanları ise dalâlete terk ediyor ve onlara cehennem yolunu açıyordu. İşte Leyl Suresi 4-11 ayetleri de bu hikmetli ve adaletli gerçeği şöyle beyan ediyordu:

4- Ki gerçekten, sizin sa’yü gayretleriniz (ilgi, bilgi, beceri ve hedefleriniz) elbette pek çeşitli, çelişkili (ve darmadağınıktır). [Bu nedenle üretime ve verime katkıları farklı olacağından, emeklerinin karşılığı olan ücretleri de farklı olacaktır.]

5- Amma, her kim (elindeki nimetlerden başkalarına da ve Allah yolunda) verip (hayırda harcarsa) ve (her türlü küfür ve kötülükten) korkup sakınırsa,

6- Ve en güzel (daveti ve davayı ve İslam nizamına çağrıyı) doğrular (ve destek çıkıp tâbi olur)sa,

7- Biz de onu; kolay olan (fıtrat dini İslam) için (çabalarını rahatlatıp) başarılı kılacağız (ona hidayet, ibadet ve hizmet yolunu kolaylaştıracağız).

8- Fakat her kim de cimrilik ve bencillik ederek (ilim, servet ve şöhretine güvenerek) kendisini (Hakk davadan ve hayırlı çağrıdan) müstağni sayarak (hizmete ve teslimiyete ihtiyaç duymazsa),

9- Ve en güzel olan (Hakk çağrıyı ve İslami esasları) da yalan sayarsa (en gerekli daveti yapanı ve en gerçekçi davayı savunanı yalanlar ve karşı çıkarsa),

10- Biz ona da en zorlu (ve zararlı) olanı (kötülük yollarını ve azaba uğramasını) kolaylaştıracağız (böylece adım adım rezalet ve felaketlere hazırlayacağız).

11- Artık tereddi edip (baş aşağı düşüşe uğrayacağı ve dalâlet uçurumlarına yuvarlanacağı ve sonunda cehenneme atılacağı) zaman, malı (makamı, mansıbı) ona hiç yarar sağlamayacaktır. (Çünkü kendisine cehennem ve cehalet yolu açılmıştır.)

Ahmet Akgül, tam kırk yıldır; Durmuş Durduyan ve takımının İslami gayret kılıflı sinsi hıyanetlerini ve Aziz Hocamızın bunları Millî Görüş’e katma ve katlanma stratejilerini konuşup yazdığı için, “Oğuzhan Ağabeyimize iftira atıyor!” bahanesiyle yapmadıkları hakaret bırakmayan yandaş ve yalaka mücahitlerin, şimdi biraz olsun yüzleri kızarmıyor ve vicdanları sızlamıyorsa; bu pişkinlik tavrı onlara şırınga edilen münafıklık aşısının tuttuğunun ispatıydı…

Bu arada Yeniden Refah’çıların sevinip ferahlanmaları ve kendilerine haklılık payı çıkarmaları da yanlıştı ve yakışıksızdı. Önce, niyetleri ve yöntemleri yanlış da olsa, maalesef yine Oğuzhan’ın kışkırtmaları ve tuzağa kapılmaları sonucu ayrı bir parti kurduktan sonra, Milli Görüş’ü temsil edecek ve topluma umut verecek hiçbir program ve performans ortaya koyamamışlardı. Ve zaten, en başında partide kalarak bu yamuk kafalarla mücadele etmeyi göze alamayıp, kaytarıp ayrılmak gibi en ucuz ve kolay olana yanaşmışlardı. Bugün bile partilerini feshedip, SP’ye dönerek kaldıkları yerden mücadelelerini sürdürmeleri en makul ve makbul olan davranıştı. Çünkü artık çok açık şekilde haklılık gerekçeleri vardı.

Ve asla unutulmasın ki; bu dava, Baba-Oğul mirası değil Hak-Bâtıl kavgasıydı. Bu dava; kuru heves ve heyecanları tatmin fırsatı değil, Allah’ın rızasını ve mazlumların duasını kazanma sevdasıydı. Bu nedenle cihadın da, onun aracı olan teşkilat yapılanmalarının da yine Kur’an’a ve İslami kurallara göre olmak mecburiyeti vardı.

Hem, öyle “2. Erbakan Dönemini başlatıyoruz!” gibi dışı hoş içi boş asılsız palavra ve patavatsızlıklarla hiçbir yere varılamazdı, ciddi ve gerçekçi çareler ortaya koyulamazdı. Bırakın 2. Erbakan olmayı, asıl Erbakan’ın kutlu projelerini ve hedeflerini anlama gayretinden bile uzak davranılmaktaydı. Ancak bu partideki samimi Millî Görüş yolcularının ve Erbakan bağlılarının halis niyetleri bereketiyle, sonunda hayırlı işlere vesile olacakları umulmaktaydı. Çünkü onlar Oğuzhan ekibinin hıyanet davranışları yüzünden başkaldırmış ve ayrılmışlardı. Ve özellikle temelde aynı hakikat ve hedeflere sahip Milli Görüşçülerin, Durmuş Durduyan münafıklarının tahrikine kapılıp birbirlerine hasım gibi davranmalarından mutlaka vazgeçmeleri lazımdı.

Şimdi ey Oğuzhan Asiltürk marazlısı… Ey dava haini ve mel’un odakların işbirlikçisi Erdoğan meraklısı!

“AKP’li kardeşleriniz alınmasın ve darılmasın” diye Bakara Suresi: 275 ve 279 “(Farklı isimler ve sistemler içerisinde ve çeşitli şekillerde) Faiz (riba) yiyenler (ve faiz ekonomisini yürütenler; dünyada asla ayakta duramayacak, onurlu ve huzurlu yaşayamayacak, kıyamet günü ise) ancak şeytan çarpmış (sara nöbetine yakalanmış) olanın kalkışı gibi, (Allah’ın kahrına uğramış) olmaktan başka (bir tarzda) kalkamayacaklardır. Bu, onların: “Alım-satım da ancak faiz gibidir” demelerinden (faizi helâl görmelerinden ve faize fetva üretmelerinden) dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Böyle her kime Rabbinden bir uyarı ve yasaklama gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmiş (dönemdeki uygulamaları ve kazandıkları) kendisine kalır (ve bağışlanır; bundan sonraki) işi(nin başarısı ve bereketi) de Allah’a aittir. (Devlet ona helâl ve hayırlı kazanç yolları göstermelidir.) Kim de (cahili sisteme) geri dönerek (faizli muameleye devam ederse), artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır. [Not: Bu ayette “Elleziy ye’külü-r riba” (Faiz yiyen kimse) denmeyip; çoğul olarak “Elleziyne ye’külune-r riba” (Faiz yiyen kimseler) buyrulması, yani, ismi mevsulün, cemi müzekker salim kalıbı ile getirilmiş bulunması; asıl tehlikeli ve tahrip edici FAİZ’in, ferdi riba muamelesinden ziyade bugünkü gibi bir sistem halinde ve resmi müesseseler (Banka şubeleri) eliyle yürütülen faiz cinsinin olduğuna dikkat çekmek amaçlıdır.]”

“Şayet böyle yapmazsanız, (yani faizi, faizci düzenleri ve yöneticileri bırakmazsanız) Allah’a ve Resulüne karşı savaş açtığınızı (adil devlet ve hükümet düzeninin temellerini yıktığınızı) bilip anlayın (ve ona göre davranın). Eğer tevbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. (Böylece) Ne zulmetmiş olursunuz, ne zulme uğratılmış olursunuz. (Öyle ise mü’minler faizsiz düzene geçmek için çalışmalıdır.)” mealindeki faiz ayetlerini gündeme taşımayalım ve hatırlatmayalım mı?

AKP’li dostlarınız ve Erdoğan saltanatınız üzülmesinler ve zarar görmesinler diye Maide Suresi: 90 ve 91 “Ey iman edenler! Kesinlikle şarap (her çeşit sarhoş edici içki ve uyuşturucu), kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal-şans okları (çekiliş oyunları; bunların tamamı), ancak şeytanın işinden birer pisliktirler. Bunlardan (bu rezaletleri ülkenize bulaştıranlardan ve hâlâ uygulayanlardan) kaçınıp uzaklaşın, olur ki (bu sayede) kurtuluşa erişirsiniz.

Gerçekten şeytan(i sistemler) içki ve kumar vasıtasıyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan (yani İslamca düşünüp yaşamaktan) alıkoymak istemektedir. Artık (bunların kötülüğünü fark edip) vazgeçtiniz değil mi?” mealindeki kumar ve içki ayetlerini okumayalım ve uyarı görevimizi yapmayalım mı?

AKP’li arkadaşlarınız huzursuz ve rahatsız olacaklar diye Bakara Suresi: 120 ve Mümtehine Suresi: 1-2 “Sen onların milletlerine (Siyonist ve emperyalist emellerine ve zulüm düzenlerine) tâbi olmadıkça Yahudi ve Hristiyanlar, kesinlikle Senden (ve Ümmet-i Muhammed’den) razı olacak (memnun kalacak) değillerdir. (Eğer Yahudi ve Hristiyanların zalim takımı, Müslüman bilinen kimselerden razıysa ve yardımcı oluyorsa, anlayın ki bunlar, kendilerinin güdümüne girmiştir.) De ki: Şüphesiz (tek) kurtuluş ve huzur yolu, Allah’ın yoludur (Peygamberin sünneti ve sistemidir). Eğer Sana gelen bunca ilimden (ve Kur’ani haber ve hükümlerden) sonra onların (yani Siyonist ve emperyalist odaklara yanaşanların) hevâlarına (ve şeytani arzularına) uyacak olursan, (artık) Senin için Allah (tarafın)dan ne bir dost, ne de bir yardımcı kalıverir.”

“Ey iman edenler, (sakın) Benim de düşmanım sizin de düşmanınız olan (kişileri, çevreleri ve ülkeleri) evliya (dost ve müttefik) edinmeyin. (Zalim ve kâfir güçlerin hükmüne ve himayesine girmeyin. Bu uyarılarıma rağmen hangi sebep ve beklentiyle) Siz hâlâ onlara karşı meveddet (yaranmak için muhabbet ve destek çağrısı) yöneltmekte (ve onlara yakınlık mesajı ve tavrı iletmekte)siniz; oysa onlar size Hakk’tan gelen (Kur’ani emir ve hükümleri) inkâr etmişler, Rabbiniz olan Allah’a imanınızdan dolayı, Elçiyi de, sizi de (ülkenizden, hak ve hürriyetlerinizden) çıkarmaya girişmişlerdir. Eğer siz, Benim uğrumda (Kur’an’ın adalet kurallarını hâkim kılmak ve herkese temel insan haklarını sağlamak üzere) CİHAD etmek ve Benim rızama erişmek (niyeti ve gayretiyle yola) çıkmış iseniz; (nasıl oluyor da hâlâ kalbinizin içinde zalim ve kâfir güruhuna) onlara karşı meveddet (sevgi ve destek) gizliyorsunuz? (Oysa) Ben sizin gizli tuttuklarınızı da açığa vurduklarınızı da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa (zalim ve kâfir güçlere yaranmaya ve sığınmaya çalışırsa), artık o kesinlikle (Hakk) yolun ortasından şaşırıp-sapmış birisidir.

Eğer onlar, sizi (her yönden zayıf ve çaresiz konumda) yakalayıp ele geçirirlerse, (kesinlikle) sizin düşmanınız gibi hareket (ve hakaret) edecekler ve size ellerini ve dillerini kötülük için uzatıp (zahmet ve eziyet vereceklerdir). Ve onlar (Hakkı ve hayırlı olanı terk ve) inkâr etmenizi arzu edip dayatmak üzere (çeşitli hile ve hıyanetler peşindedirler).” mealindeki ayetlerini yok mu sayalım?

Erdoğan yandaşlarına ve AKP iktidarının yalakalarına dokunacak diye Maide Suresi: 44 “Gerçek şu ki, içinde bir hidayet ve nur bulunan Tevrat’ı Biz indirdik. (Allah’a) Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyyun) ve yüksek bilginler (Ahbar), Allah’ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahitler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse (ey bilgili ve yetkili kimseler) insanlardan korkmayın, Benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim (hükümet ederken, hâkimlik ve hakemlik yaparken) Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse (siyasi, ekonomik, ilmi ve ahlâki konularda çözüm üretirken ve kanun hazırlarken, hiçbir mazeret ve mecburiyeti bulunmadığı halde, Kur’an’ın emir ve yasaklarını temel ölçü edinmezse); işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” mealindeki ayetini anlatmayalım, açıklamayalım, AB kriterlerine göre Anayasa hazırlamanın imani ve ahlâki tahribatını tartışmayalım mı?

Asıl, bu Kur’ani gerçekleri onlara hatırlatmak ve uyarı (tebliğ) görevimizi yapmak, kardeşliğin icabı sayılmaz mıydı?

Yahu siz hangi inancın, hangi Kitabın mensuplarısınız? Hangi davanın, hangi tarafın adamlarısınız?

Siz Milli Görüş’ün altını oymak, içini boşaltmak ve kökünü kurutmak için görevli kılınmış, malum ve mel’un odakların elemanları mısınız?

Erdoğan’ın peşine takıldığı ve ahlâksız talimatlarını bir bir yasalaştırdığı Haçlı AB’nin ve arkasındaki Siyonist mahfillerin çok özel ve gizli ajanları mısınız?

İşte Bakınız, Başörtüsünü Yasaklayan İslam Düşmanı AB, LGBTİ Sapkınlarını Koruma Altına Almıştı!

LGBTİ sapkınlarına karşı etkili yaptırımlara imza atan Polonya ve Macaristan hükümetlerini Avrupa Birliği prensiplerini ihlal etmekle suçlayan Avrupa Komisyonu, bu iki ülkeyi Avrupa Adalet Divanı’na sevk etmek tehdidinde bulunmuşlardı.

Sözde özgürlükler kıtası Avrupa’nın resmi kurumları, Müslümanların ibadetlerini yerine getirmesine her türlü engeli çıkarırken, sapkın akımların önünü her geçen gün biraz daha açmaktaydı. Toplumsal değerlerini koruyabilmek için, LGBTİ sapkınlarına karşı etkili yaptırımlara girişen iki Avrupa ülkesi Macaristan ve Polonya, sapkınların koruyucusu olan Avrupa Komisyonu tarafından açıkça tehdit edilmeye başlanmıştı. Macaristan ve Polonya’nın LGBTİ karşıtı kararlarını tek tek incelemeye alan Avrupa Komisyonu, bu iki ülkeyi Avrupa Birliği’nin temel ilkelerini ihlal etmekle suçlamıştı. Avrupa’nın aykırı ülkeleri Macaristan ve Polonya, Avrupa Komisyonu’nun her türlü dayatmalarına rağmen LGBTİ sapkınlığını ülkelerinden uzaklaştırmak için haklı mücadelelerinden geri adım atmamışlardı.

Macaristan’dan Sapkınlığa Sert Tavır!

Macaristan’da kabul edilen yeni yasa, çocukların sağlıklı ve güven içinde yetiştirilmesini gerekçe göstererek pedofili suçlara verilecek cezaların ağırlaştırılmasını öngörmüş, aynı taslak içinde cinsi sapkınların toplum içindeki haklarını kısıtlayan maddeleri de yasalaştırmıştı. Buna göre eşcinsellik konusunun kamuya açık bir şekilde ele alınması da suç kapsamına alınmıştı. Televizyon programlarında, film ve içeriklerde eşcinselliğin gündeme getirilmesi cezai yaptırımla karşılaşacaktı. Ayrıca LGBTİ bireyleri destekleyen kurum ve kuruluşların reklam ve eğitim faaliyeti de yasaklanmıştı.

Polonya ve Macaristan gibi Hristiyan Batı Ülkeleri bile LGBTİ sapkınlığını “Ahlâki ve ailevi temelleri sarstığı” gerekçesiyle yasaklarken, Türkiye’de Dindar Kahraman Erdoğan iktidarı, görünüşte İstanbul Sözleşmesi’ni fesih kararı almış, ancak LGBTİ sapkınlığına yasal kılıf geçiren 6284 sayılı kanunun fikren ve fiilen uygulandığını açıklamışlardı. Acaba Oğuzhan Asiltürk ve Necmettin Aydın gibiler, AKP’ye yanaşmayı savunurken bu acı gerçekleri nasıl da unutmuşlardı?

Necmettin Aydın’ın Doğru Saptamaları ve Yamuklukları!

20. Dönem Zonguldak Milletvekili Necmettin Aydın, Oğuzhan Asiltürk’ün şakşakçısı rolüyle: “Saadet Partisi yönetimi söylenenleri ve Oğuzhan Bey’in tekliflerini dinlemezse yeni bir parti kurulabilir” diyerek şantaja kalkışmış ve açıkça SP’yi parçalama amaçlarını açığa vurmuşlardı.

Hatırlanacağı gibi; Saadet Partisi’nin sözde Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanı Oğuzhan Asiltürk, sosyal medya hesabı üzerinden partisiyle ilgili açıklamalarda bulunmuş ve 53 paylaşımda kurultay çağrısı yapmıştı. Saadet Partisi’nde büyük yankı uyandıran Asiltürk’ün çağrısı sonrası 20. Dönem Zonguldak Milletvekili Necmettin Aydın da basın açıklaması yaparak mevcut yönetime tepkisini vurgulamıştı. Aydın açıklamasında; “Sayın Asiltürk haklıdır ve davanın en önemli ismidir. Saadet Partisi yönetimi söylenenleri dinlemez, bugüne kadar herkesi partiden uzaklaştırdığı gibi sayın Asiltürk’ü de dışlamaya kalkarlarsa yeni bir partinin daha kurulmasına sebep olurlar.” şeklinde tehditler savurmuşlardı.

SP’nin Başına Gelen En Büyük Felaket, Kamalak’ın Genel Başkan Seçilmesidir!

Merhum Erbakan Hocamızın vefatı ile SP’nin başına en büyük felaket olarak, Kamalak gelmiştir. Bugün yaşananların daha iyi anlaşılması için kamuoyunu aydınlatmak vazifemizdir. Siyasi Partiler milletindir ve bilme hakkı vardır. Merhum Erbakan Hocamızın son genel başkanlığı döneminde genel başkan yardımcısı idim. Vefatından sonraki yapılan ilk Genel İdare Kurulu toplantısında hukukçu Kamalak tarafından hukuk çiğnenerek SP’nin ipi çekilmiştir.

Birincisi siyasi partiler kanununun 45 gün içinde büyük kongre yapılması amir hükmü çiğnenmiş, parti başsavcılıktan ihtar yemiş, vekil genel başkanla seçimlere gidilerek partinin oyu %1’lere düşürülmüştür. Bütün parti başkanları kendi illerinde partisinden çok oy alırken Kahramanmaraş’ta daha düşük oy alınmıştır. İkinci olarak Genel İdare Kurulu toplantısında parti tüzüğünde bulunan Yüksek İstişare Kurulu Başkanlığı seçimi de yapılmış idi. Bu konuda yaptığım konuşmada, merhum Erbakan Hocamızın haksız yere siyasi yasaklı olduğu (MSP, RP ve SP) dönemlerde bizlerin ve toplumun onun liderliğini ve partilerini yönetme hakkını kabul ettiğini, yasak kalkar kalkmaz Genel Başkan olduğunu ve dolayısı ile YİK başkanlığının artık bu özelliğinin olmadığını, partiyi kim yönetecekse onun genel başkan olması gerektiğini, YİK başkanının Molla Gürani’miz olması gerektiğini ve bunun Oğuzhan beye yakışacağını söylemiştim. Kendisi de yaptığı konuşmada bu görevi Molla Gürani olarak yapacağını teyit etmiştir. Daha önce odasında kendini, hukukçusun kulağıma bazı şeyler geliyor, sakın hukuksuz bir şey yapma diye uyarmıştım, ancak Kamalak, biraz geç gittiğim öğleden sonraki oturumda Oğuzhan beyin lider olduğunu belirterek biat merasimi düzenleyip el öpüp biat ederek herkesi de biat ettirdiğini ve bitmek üzere olduğunu gördüm. Oğuzhan bey samimi bir insandır, ama kim olsa bu kadarına dayanamaz ve liderliği kabul eder. Sayın Kamalak ihtirasları için Oğuzhan beyi ve parti yönetimindeki, samimi ve saf arkadaşları kullanmıştır. Sayın Karamollaoğlu da Oğuzhan beyin liderliğini kabul ederek başkan olmuştur.

Peki, Saadet Partisi’nde sarsıntı ve Asiltürk ayrışması nasıl bitecekti?

Şimdilerde işler kötüye gidince, oylar düşünce çare arıyor diye daha önce Oğuzhan beye yaslanarak başkan olanlar artık ondan kurtulmaya çalışıyorlar. Üçüncü büyük hata ise hukukçu Kamalak, Milli Görüş fikrini baskılamış, ısrarla FETÖ’ye yaslanmış ve SP’nin büyük felaketi olmuştur. Aşağıdaki beddua da hem bunun hem de nankörlüğün yeni delilidir. Beddua denilince akla, Kamalak’ın ‘hizmet hareketi Türkiye’nin en hayırlı hareketi’ dediği FETÖ gelir. Aşağıdaki beddua cümlesi de hemen hemen aynı formattadır. Gönülde olan dile gelir.

Oğuzhan Asiltürk’ün Çıkışı, Tarihi Bir Hamledir!

Sayın Oğuzhan Asiltürk’ün çıkışı ile Milli Görüş camiasında ciddi hareketlenme başlamıştır. Sayın Asiltürk, merhum Erbakan Hocamızdan bugüne kadar uygulanan politikalara yönelik itirazını iki temel tespitle özetliyor: Milli Görüş çizgisinden kayma, tamamen retorik bir muhalefet anlayışı.

“Sayın Tayyip Erdoğan’a Hasmane Bir Duruş Sergilenmesi Zarar Vermektedir!”

Her iki tespit de doğrudur. Sayın Kamalak zamanında; “(Fetullahçı) Hizmet hareketi bu ülkenin en hayırlı hareketidir” denilerek Milli Görüş düşüncesi davası örselenmiş, Gülen hareketine fazla yaslanılmıştır. Sayın Karamollaoğlu da önceleri Milli Görüş hareketini bölen en önemli aktör olan sayın Abdullah Gül’ün yaveri gibi hareket etmiş, daha sonra ve şimdilerde de özellikle CHP ile tek parti gibiymiş imajı doğuruvermiştir. Bu iki sayın genel başkan sağlıklı bir muhalif duruş yerine, Sayın Tayyip Erdoğan’a hasmane bir duruş sergileyerek AKP’ye gitmiş gönlünde MİLLİ Görüş muhabbeti olan seçmen kitlesi ile araya duvar örmüşlerdir. İlk zamanlarda AKP seçmeninin büyük oranda ikinci tercihi SP iken, bugün SP son tercihtir. Daha da vahimi SP, Yeniden Refah Partisi’nin kuruluşunu engelleyememiştir.

“Bu Vaziyette Seçime Gidilirse Yeni Bir Hüsran Kaçınılmaz” Görünmektedir.

Üçüncü büyük hatayı ben ilave edeyim, Teşkilat çalışması terk edilmiştir. 2023 seçimlerine iki yıl kalmıştır, bu vaziyette seçime gidilirse yeni bir hüsran kaçınılmazdır. Acilen kongre, yeni bir genel başkan ve öze dönüş şarttır. Sayın Asiltürk haklıdır ve davanın en önemli ismidir. Saadet Partisi yönetimi söylenenleri dinlemez, bugüne kadar herkesi partiden uzaklaştırdığı gibi sayın Asiltürk’ü de dışlamaya kalkarlarsa yeni bir partinin daha kurulmasına sebep olurlar. Bunun sorumlusu da SP yönetimi olur. Kendilerine her itiraz edeni AKP’ye hizmet ediyor diye suçlamak kendilerine zarar verir, sonunda parti olmaktan çıkar bir cemaate evrilirler, her seçimde bir iki milletvekilliği için diğer partilerin kapılarında yatıp kalkarlar.”

“Temel Bey’in Cumhurbaşkanlığı Adaylığına Yoğunlaşması Gerekir!”

Aslında sayın Temel Karamollaoğlu açısından önemli bir tespit daha yapmak istiyorum. Millet İttifakı ile o kadar haşır neşir oldu ki CHP tabanının sayın Gül’den çok daha kolay kabul edebileceği bir durumdadır. Sayın Gül’ün AKP geçmişi diğer paydaşlar açısından da sorundur. AKP tabanı da Sayın Gül’ü reddetmiştir. Bu doğaldır, evden giden baba da olsa reddedilir. AKP tabanından da en çok oy alabilecek kişi yine Sn. Karamollaoğlu’dur. Hatta HDP tabanı açısından da böyledir ve önemli bir fırsattır. Eğer Saadet Partisi en geç eylül gibi kongre yaparsa ve Temel Bey Genel Başkanlığı bırakır Cumhurbaşkanlığı adaylığına yoğunlaşırsa çok isabetli olur. Partili Cumhurbaşkanı biraz antipatik durmaktadır. Partisiz bir Cumhurbaşkanı adayı olarak Millet İttifakı paydaşlarını ikna ederse seçilme ihtimali mesela Sayın Gül’den fazladır. Yeni SP yönetiminin, Yeniden Refah Partisi ile uzlaşarak Millet İttifakı’na katılmak için Temel beyin adaylığı şartını öne sürmeleri bu ihtimali güçlendirmiş olacaktır. Zaten Milli Görüş partileri ancak bu şartla Millet İttifakı’nda yer almalıdır. Aksi Milli Görüş’ün karakterine aykırıdır. Maalesef mevcut durumda SP yönetimi bugün ittifak arayışlarının kuruş (parasal) kısmını karşılayacak taraf pozisyonuna düşmüş durumdadır.

Sayın Erdoğan, Bu konuyu Çok İyi Bilmektedir!

Son olarak Saadet Partisi eylülde yapacağı kongreyle yeni ve dinamik bir yönetime kavuşmalıdır. Seçim barajları ineceğinden o barajı aşacak kanaat uyandıracak yeni ve toparlayıcı bir yaklaşım sergilemeli, mutlaka Yeniden Refah Partisi başta olmak üzere mevcut partileri ikna ederek yeni bir oluşum gerçekleştirmeli ve bunu güçlendirecek çalışmalar yapmalıdır. İkinci olarak söylemlerini eski Milli Görüş tabanını incitmeyecek şekilde düzeltmeli ve kapsamlı bir program ortaya koymalıdır. En önemlisi Teşkilat çalışmalarına yoğunlaşmalıdır. AKP’nin en önemli gücü teşkilat çalışmalarıdır. İl başkanlığından geldiği için bunu en iyi bilen uygulayan Sayın Erdoğan’dır. Diğer partilerin genel başkanlarının hiçbirisinin böyle bir tecrübesi olmadığı için başarısız olmaktadırlar. İletişimde yüz yüze etki hâlâ %50’nin üzerindedir ve teşkilat ve taban çalışması dediğimiz şey, sokak sokak dolaşmak değil toplumu etkilemeye yetecek kadar bir kadroyu, yani toplumun sinir yapısı gibi olacak kadar bir kitleyi, nüfusun en az %1’i yani takriben bir milyon kişilik hiyerarşik organize ve hareketli bir teşkilat yapısı ile mümkün olur.

Sinir sistemi de vücudun %1’i kadardır ama insanı diri yapan sinir sistemidir. Merhum Erbakan Hocamızın liderliğinde Ülkemizin son elli yılına damga vurmuş Milli Görüş fikir ve kadrolarının mevcut yönetimden nöbeti devralacak şekilde toparlanma zamanı gelmiştir. 1977 seçimlerinde, 18 yaşında başladığım ve her kademesinde canla başla çalıştığım ve en son merhum Erbakan Hocamızın Genel Başkan Yardımcısı olma şerefine ermiş, halen Milli Görüşçü Kuruluşlar sözcüsü olarak en büyük arzum budur.” diyen Necmettin Aydın, doğrularla yanlışları harmanlayarak, Oğuzhan Asiltürk’ün SP’yi AKP’ye yamama, karşı çıkılırsa Milli Görüş’ü parçalama çabalarını haklı göstermeye çalışmaktadır. Evet Temel Bey’in ve mevcut SP yönetiminin; CHP’nin, hatta HDP’nin ve İP’nin kuyruğuna takılması ve Milli Görüş’ün yedek lastik olarak kullanılması ne kadar yanlış ve yararsız ise, Oğuzhan Asiltürk’ün teşkilatları AKP’ye yamama girişimleri ondan bin beter bir tahribattır…

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Nevzat GÜNDÜZ

Nevzat GÜNDÜZ

Yorumu Takip Et
Bildir
guest
30 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Mücahid Halil AKYÜZ

Durduyanlara Ramen Bu dava durmayacak Allah’ın izniyle!
Durduyan gibi münafıklar tarih boyunca hak davanın içerisinde hiç eksik olmamıştır. Lakin bu münafığı diğerlerinden ayıran en belirgin özelliği Ahir Zaman’ın üst rütbeli sayılı münafıklarından biri olmasıdır. Diğer bir başka özelliği ise Peygamber efendimizden sonra batıla karşı en hayırlı ve en bereketli bir mücadele veren Muhterem Erbakan hocamızla aynı döneme denk gelmesi ve sinsi bir düşman olmasıdır. Adil Düzensiz söylemleri, Milli Duruşa tam ters duruşu, Milli Görüşle alakası olmayan yaklaşımları nasıl bir Erbakan düşmanı olduğunu açıkça göstermekte idi…

Mehmet Akif AVCI

Milli Çözüm Feraseti
Oğuzhan Asiltürk denen fırsatçı fesat, Millî Görüş Hareketi’ni ve SP’yi Erbakan çizgisinden, daha doğrusu İslami ve insani istikametinden koparıp;

• Cumhuriyet Türkiye’sinde gelip geçmiş hükümetler içinde en çok faizci olan AKP’ye…

• 6284 nolu kanunu meclisten geçirip halen ve fiilen uygulayan (İstanbul Sözleşmesi’nin yasalaşmış hali) ve evli erkek-kadınların gayri meşru ilişkilerini suç ve ceza kapsamından çıkaran en çok zina destekçisi ve livata serbestçisi olan AKP’ye…

• Loto, toto, piyango, kazı kazan, at yarışı, it yarışı gibi yüz türlü kumar çeşidini yaygınlaştıran, devleti vurgun ve soygun batağına saplatan en çok haram ve haksız kazanç tertipçisi, teşvikçisi ve işbirlikçisi AKP’ye…

• Yüzlerce kere, hakaret ve hıyanetlerine rağmen, bunca küstahlık ve kahpeliklerine rağmen hâlâ Haçlı AB kapısında en zelil nöbet bekçisi AKP’ye…

• Tüm Anayasamızı ve yasalarımızı barbar ve ahlâksız Batı’nın kriterlerine, erkek erkekle, hatta kızı, bacısı ve yeğenleriyle evlenmeyi resmen geçerli sayacak kadar soysuzlaşmış Avrupa’nın lağım çirkefine uydurmak hususunda en münafık cesaretli olan AKP’ye… yamamaya çalışmaktaydı ve bunu öyle gizli kapaklı değil açıkça ve küstahça yapmaktaydı. Oğuzhan’a göre İslamcı ve din istismarcısı AKP’li kardeşlerine (!) sahip çıkılması lazımdı. Aslında Erdoğan’la ayarları da, damarları da, amaçları da aynıydı!

Öte yandan güya Genel Başkan olan şahıs, partinin yetkili organlarını toplayıp, bu uyduruk YİK Başkanlığını iptal kararı alarak camiamızı Oğuzhan belasından kurtarmak yerine, onun hıyanet girişimlerine yönelik haklı tepkileri törpülemeye ve Oğuzhan’ın sözlerini hayra tevil etmeye uğraşıyordu. Olmayınca kayıplara karışıyor, istifa ettiği konuşuluyor, partiye Genel Başkan Vekili atanıyordu.

Hatta Temel Bey, Sn. Erdoğan’ın yanında poz vermekten onur duyan Oğuzhan Asiltürk’ün, AKP’nin bütün tahribatlarını meşrulaştırıcı ve topluma mazeret aşılayıcı tavırlarını destekleyen ve Erbakan Hoca’nın 1974 Kıbrıs çıkarmasını istismar ederek Erdoğan yalakalığını mubah gösteren demeçler vermekten bile sakınmamıştı!?

Bütün bu tahribatlar ve şeytani hesaplar karşısında, 80 il başkanından, 900 ilçe başkanından, toplam on binlerce şahıstan oluşan güya yetkili organlardan, MİLKO’lardan, CILKO’lardan tıs çıkmıyor, sadece “fıs” çıkıyordu… İşte Allah böyle mükemmel ve muhteşem şekillerde imtihan ediyordu; herkesin ayarını ve amacını ortaya çıkarıyordu…

Kemal Serkan

Bahadır Bey’e…!
[u][b]Milli Çözüm her şart ve durum altında ;[/b][/u]

[b]1-[/b] Hakk’tan taraf olmayı – haklıdan yana olmayı – hayırdan taraf olmayı,
– Dünya İmtihanını kazanmak için gayret ve çaba sarfetmektedir.
– Hak hakim olsun diye, yeryüzünde hak hakim olsun diye, hakka dayalı bir ADİL DÜZEN kurulsun diye azim göstermekte, çalışıp çırpınmakta ve böylece ahirette rabbimizin rızasını kazanmış olunacağı ve ebedi cennet ve rü’yeti kazanmak için ve dünyada da vicdan huzuru içinde mutlu onurlu bir insan olmak niyetiyle koşturmakta,

[b]2-[/b] Batıla karşı olmak için, batıla karşı olduğunu ispatlamak uğruna çırpınan bir kurtuluş hareketidir Milli Çözüm.
-Batılı tanımak, Siyonizm ve işbirlikçilerine karşı olmak zorundayız, haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytan olmamak için çırpınmakta Milli Çözüm, ezilen ya da ezildiğinin farkında olmayan toplulukları uyarmak veya onların hakkını ortaya koymak için , batıla, zulme, haksızlıklara, deccalizme, Siyonizme ve işbirlikçilerine karşı uşaklık yapma zilletinden kurtulmak için gayret ve çaba sarfediyor. Ve tabi vicdani ve imanı ayarlarımız bozulmasın – dürüst dengeli bir müslüman , huzurlu onurlu bir insan olma şerefini kazanmak için ve nihayet bu dünyadan göçüp ahirette rahat hesap verebilmek için , cehennem azabından kurtulabilmek için , rabbimizin kahrına uğramamak için onca çaba ve gayret sarfediyor Milli Çözüm.

İşte Bahadır bey, Milli Çözüm , bu maksatlar için yola çıktığı için başkaları ne kadar inanıyor veya inanmıyor bu Milli Çözüm’ü ilgilendirmiyor. Herkesin kendi inancı kendisine… Milli Çözüm; Allah c.c. ‘nün va’dine, Kur’an’ın müjdesine, Resulullah’ın haberlerine, Aziz Erbakan Hocamızın öğretilerine ve müjdelerine dayanıyor..!

Milli Çözüm’ün derdi sadece KUVVET VE KUDRET SAHİBİ YALNIZCA CENABI HAKKI RAZI ETMEK ONUN RIZASINI KAZANMAK için gayret ve çaba sarfetmiştir ve etmektedir. Yani İLAHİ ENTE MAKSUDİ VE RIZAKE MATLUBİ prensibini kalbine beynine kazımış bir kurtuluş hareketidir..!

[b]Peygamber Efendimizin devamlı yaptıkları şu duayı hatırlatmak istiyorum:[/b]
“Allah’ım sen bize hakkı hak olarak göster , hakka tabi olmakla rızıklandır şereflendir , batılıda batıl olarak göster öğret ve batılın her türlüsünden uzaklaşmak suretiyle bizi rızıklandır şereflendir sevindir “
(Hadisi Şerif. Hz. Aişe validemiz buyurmuşlardır.)

Yakup G.

Üstad Ahmet Akgül ve Milli Çözüme hakkını teslim etmek ve gerekli itibarı göstermek boynunuzun borcudur…
“Hayra vesile olan hayrı yapan gibidir” hadisi şerifine mefhumu muhaliften; “bir şerrin ifa edilmesine vesile olan o şerri işleyen gibidir” şeklinde mana verilmesini ayetlerle tevil eden, tüm Milli Görüşçüleri ikaz eden ve söylenmemiş söz bırakmayan muazzam bir yazı.

Ey Milli Görüşçüler ne zaman uyanıp, silkenip, kendinize geleceksiniz??? Yazıda da işaret edildiği üzere Milli Görüşçü olarak imtihanı kazandığınızı mı sanmaktasınız? Oysa asıl imtihanınız bu imanınızın sadakatini, gayretinizin devamlılığını ve adalet inancınızın sağlamlığını ispat etmektedir. Nasıl ki şehadet getirmekle kurtuluş kazanılmıyor da, Milli Görüşçü olunup Hakk dava içindeki gayretsizlik, korkaklık, sorumluluktan kaçarak ta kurtuluşa erişilemeyecektir. İşte bu hakikati size hatırlatarak en büyük kardeşliği, en faziletli büyüklüğü ve en izzetli duruşu sergileyen Üstad Ahmet Akgül ve Milli Çözüme hakkını teslim etmek ve gerekli itibarı göstermek boynunuzun borcudur. Vefa bir erdemdir. Artık gereğini yapın ve sesin sahibine kulak verin…

Fatma Mert Bişkin

Yarın çok güzel olacak!..
Nasibin de varsa alırsın karınca dan bile ders.
Nasibin de yoksa bütün cihan önüne serilse sana ters….
Her açıdan yoruma açıklamaya mahal kalmamış bir yazıya ne eklenebilir ki diye düşündüm.Mevlananın bu ibretlik sözü geldi aklıma…Nasipsizlik kaplamışsa insanın dört bir yanını,Erbakan Hocamızdan gece gündüz dinleseler,hisse almazlar.Bizzat yaşarken şahit olsalar idrak etmezler.Nasipsizlik öyle bir beladır ki;hak davanın içinde,hak önderinin dizinin dibinde olursun da aklın hainlikten kalbin şeytana yoldaşlıktan başkasına çalışmaz!Hain nedir?
Hain:Hıyanet eden,sadakat göstermeyen,güveni kötüye kullanan kimse..
Hain:Kutsal sayılan şeylere,kavramlara kötülük eden..Zarar vermekten, üzmekten, kötülük yapmaktan hoşlanan kimse!!
Hain:Eziyet etmekten,karşısındakini üzmekten zarar vermekten hoşlanan kötü ruhlu kimse..
Haiin:Dinine davasına kör olan,liderine kutsalına dava arkadaşlarına kabil olan kimse..
Ahmet Hocamız buyurmuşlar makalade;”Öyle ben Milli Görüş takipçisiyim, Saadet Partiliyim demekle imtihan kazanılmıyor, kurtuluş beratı alınmıyordu. SP içinde bile, bu denli açık seçik haksızlık ve tahribatlara, şeytanı bile güldüren mazeretlerle sessiz ve tepkisiz kalanlar “Dilsiz Şeytan” olmaktan kurtulamıyordu”…Demekki;hainlik ve Nasipsizlik halkası genişledikçe genisliyor,ak koyun kara koyun Fethi mübinden önce ortaya çıkıyordu.Yine makalede anlatılan,”Bütün bu tahribatlar ve şeytani hesaplar karşısında, 80 il başkanından, 900 ilçe başkanından, toplam on binlerce şahıstan oluşan güya yetkili organlardan, MİLKO’lardan, CILKO’lardan tıs çıkmıyor, sadece “fıs” çıkıyordu…”cümlesi başka türlü nasıl izah edilebilirdi?
Milli Görüş camiasının içindeki ve dışındaki hainler,bu hainlerin yamanmaya çalıştıkları iş birlikçiler,bu iş birlikçilerin maşalarını tutan dış güçler,bu dış güçlerin omuzlarında oturan şeytanlara inat,Aziz Erbakan Hocamızın birkac rüya da buyurdukları o söz kulaklarımda çınlıyor;”
Yarın çok güzel olacak, inan! Nasıl olacak deme! Gör bak nasıl olacak? Bekle bak neler olacak!Gör bak neler olacak”!!
Elhamdülillah inanıyoruz ve bekliyoruz..Yarın çok güzel olacak!!!

Orhan

Bahadır kardeşe…
CENNETTEN KÖŞK SATIN ALMAK

Halife Harun Reşit döneminin ermişlerinden Behlûl Dane bir gün düzgünce kesilmiş tahta parçalarından eve benzer bir şey yapıyordu. bunu Harun Reşid’in hanımı Zübeyde görüp ne yaptığını sordu. Behlûl:

-Cennet köşkü yapıyorum efendim, diye cevap verdi.

Dindar bir kadın olan Zübeyde köşke müşteri çıktı:

-Bu köşkü bana satar mısın?

-İsterseniz satarım!

-Kaç paraya satarsın?

-Sana bir akçeye veririm.

Halifenin hanımı hemen bir akçeyi verip köşkü satın aldı.

Harun reşit ve hanımı o gece rüyalarında kendilerini cennette gördüler.

Zübey’de lüks bir köşkte oturuyordu.Harun Reşit sordu:

-Hanım, sen bu köşke ne zaman sahip oldun?

-Dün bir akçeye Behlûl’den satın almıştım.

Sabah oldu ,hükümdar hemen Behlûl’ü çağırttı.

-Dün hanıma sattığın köşkten bir tane de bana yapsana,dedi.

-Olur yaparım, dedi Behlûl.

-Kaça yapacaksın?

-Bin akçeye yaparım.

-Ama hanıma bir akçeye vermişsin!

-Evet, bir akçeye verdim. Ama o köşkün değerini bilmeden aldı. Sen ise dün gece onun nasıl görkemli bir köşk olduğunu gördün. Ben buna göre fiyat istiyorum.

Misal o misal…
Her iki yorumunuzu da okurken hayretlerde kaldım. Çelişkilerle dolu.
Mevlana der ki: Kalp tencereye, dil kapağa benzer, dil kıpırdadı da kokusu duyuldumu, ne pişiyor anlarsın.

Erbakan’ın teknoloji harikalarını yaptığına inanıyorsunuz da, daha derin stratejileri olduğuna inanmıyorsunuz. Çünkü teknolojiler zahir oldu, artık herkes görüyor öyle ya.
Sonra tutup, birilerini kolaycılıkla suçluyorsunuz, artık kimleri kast ettiyseniz bilemedik(!) tabii. Devletin derinliği diyorsunuz, bir şeyler yapması gereken mercilerden bahsediyorsunuz. Yetmiyor; ne yapalım, Erbakan’dan başkasına mal edilen projelere alkış mı tutalım, diyorsunuz. Size böyle bir şey diyen mi oldu Milli Çözümden, hayırdır?!
Yahu siz ne çok şey biliyorsunuz! Keşke(!) devleti siz yönetseydiniz!..
Evet, maalesef kafanız gerçekten karışık görünüyor.

Mus ab

Bahadır Bey’in Dikkatine
Bahadır Bey’in Yorumundan:
“Efendim, kim ne yaparsa yapsın sonuçta bir gün herşey ortaya çıkacak” sözü doğru ama kolaycılık sözüdür. Ne yani zaten mahşerde herşey ortaya çıkacak, bundan şüphe yok.”
“Şeytanın ve şeytanilerin mahşerde boyaları dökülecek diye bu dünyada bırakalımda ne yaparlarsa yapsınlar meydan onlara mı kalsın.”
“Bu konularda kafalar çok karışık. Çünkü bu durumda kimseye işin aslını anlatamıyorsunu z. Ortada somut deliller olmayınca anlatılanlara gülüp geçiyorlar.”
Bahadır Bey öncelikle,
“Biz, hayırlı ve yararlı olduğuna inandığımız, Kur’an’a, vicdana, akla-mantığa ve genel ahlâki kurallara uygun olduğu kanaatini taşıdığımız konuları, kardeşlerimiz ve değerli takipçilerimizle paylaşmaktayız.

Herkesi her şeye inandırmak ve kalabalıkların takdirini kazanmak gibi bir kuşku taşımamaktayız… “Senin balın pekmezin kaliteli olsun, müşterin Çin’den Yemen’den gelir.” Atasözümüze uyarız. Derdimiz doğrulara tercüman olmak, ülke sorunlarımızı gündeme taşımak ve sorumluluklarımızı kuşanmaktır.”
Gerçeğini asla unutmamalıyız.

Aynı zamanda
Hz. Peygamber Aleyhisselam Efendimiz de, Hendek (Ahzab) savunma harbi sırasında “Bizans’ın, İran’ın ve Mısır’ın Müslümanlarca fethedileceği” müjdesini; O günün kalabalıklarına, münafıklarına inandırmak mümkün müydü? Aklı evvellerden, Kur’an’dan bi haberlerden, münafıklardan göreceğimiz en asgari tavır gülüp geçmeleri alay etmeleriydi. Bu durumda iman edenler için zerre olumsuz tesir etmezken aynı zamanda imanda zafiyet sahibi olanları ve münafıkları tanıma fırsatı veriyordu.

Tabi Milli Çözüm müjdelerine, haberlerine: 1) Hemen İnanan vardı. 2) Aklına yatsa bile “kalabalıkların tesirinde kaldığından” inancı zayıflayan vardı. 3) İşaretleri gördükçe inanlar vardı 4) Milli Çözümün müjdeleri, haberleri ayan beyan aşikar olsa da (aşikar olan gerçekler önceden Milli Çözümün müjdelediğini, haber ettiğini bildiği halde) Milli Çözümün haklılığını her zaman inkar edecekler vardı.
Milli Çözüm evet sadece Milli Çözüm şeytanilerin foyasını dünyada iken en iyi dökmüştü. Bu gerçeği göremeyenler gitsinler; Fetö’ye, Numan’a, Özal’a, Gül’e, Dilikara’ya, Şevko’ya, Durduya’na… sorsunlardı.

“Yeni Bir Dünyanın Milli Çözüm öncülüğün de kurulacağı” müjdesi aşikâr olduğunda da her halde artık özür dilemenin, özür beyan etmeninde bir faydası olmayacaktı.
“Şimdi onlar bu (Hakk) söze (Kur’an’a) inanmayacak olurlarsa, belki de Sen, onların peşi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (öyle mi ve buna değer mi? Bu nedenle imandan ve İslam’dan nasibi ve liyakati olmayanları kendi haline bırakmalıdır.)” Kehf 6

Osman Nuri

Bahador Bey’e kısacık şu cümle yeterli sanırım..!
[quote name=”Bahadır Er”]Dün TIHA hava savunmada ordunun envanterine alındı. Ben Milli Çözüm takipçisi olarak savunma sanayindeki bu projelerin Rahmetli Erbakan’a ait olduğunu hep algılıyordum. Fakat dünkü TİHA tanıtım programında haydi Erdoğan’ı geçtim ama neden Selçuk Bayraktar tek kelime Erbakan hoca ve projelerinden bahsetmedi. Yani artık gizli saklı birşey kalmadığına ve dünyanın bu çalışmalardan haberi olduğuna göre, neden Erbakan ismi dillendirilmiyor. Acaba şumu söyleniyor; “Tamam bir dönem bazı projelerde vardı. Ama şimdi yeni nesil projeler bizim projelerimiz” denmeyemi çalışılıyor. Tuhaf olan ne biliyormusunuz?!. Zaman geçtikçe toplumda bu algı dahada yaygınlaşıyor. Yani devletin derinliği ya bu konuyu yeniden beyinlerde Erbakan algısını oluşturacak şekilde gündeme getirecek, yada birileri (Baykar, Erdoğan ailesi) bunu kendilerine yontarak işi götürmeye ve gündemde kalıp iktidarlarını devam ettirecekler. Artık şu laflar karşılık bulmuyor; “Efendim, kim ne yaparsa yapsın sonuçta bir gün herşey ortaya çıkacak” sözü doğru ama kolaycılık sözüdür. Ne yani zaten mahşerde herşey ortaya çıkacak, bundan şüphe yok. Ama zahiren bu alemde bunun ortaya çıkarılması ve tüm dünyanın buna tanık olması gerekmez mi? Bunu yapması gereken merciler bunu neden yapma gereği duymazlar. Şeytanın ve şeytanilerin mahşerde boyaları dökülecek diye bu dünyada bırakalımda ne yaparlarsa yapsınlar meydan onlara mı kalsın. Ozaman bu pencereden bakılırsa Erdoğan ve Bayraktarlara bu başarılar mal edilecek ve saltanatları devam edecek. Bu konularda kafalar çok karışık. Çünkü bu durumda kimseye işin aslını anlatamıyorsunuz. Ortada somut deliller olmayınca anlatılanlara gülüp geçiyorlar.[/quote]

_________________________________________

Demişsiniz ki; “[b]Artık şu laflar karşılık bulmuyor; “Efendim, kim ne yaparsa yapsın sonuçta bir gün herşey ortaya çıkacak” sözü doğru ama kolaycılık sözüdür. [/b]”

Bu sözünüze şu kısacık cevap yeterli olacağı kanaatindeyim: Ülkemiz büyük yangınlar yaşadı. Düşünün 170 noktada Yangın vardı ve siyasi irade ve iktidar olduğunu sanan bu iradenin 20 yıllık sözde tek başına iktidarlığı döneminde bir tane yangın söndürme uçağı hazırlayamayanlar, acaba Azerbaycan’daki , Libya’daki , Filistin’deki Afrin’deki , zeytin dalı – barış pınarı – pençe kareketleri, Fırat Kalkanındaki …..vs. destanları yazacak kabiliyet ve hazırlığa sahip olması mümkün mü sizce? İşte sadece bu destanı yazan TSK ve teknolojik hazırlıklar bile Aziz Erbakan’ın hazırlıkları ve zaferi olduğunu bağırmıyor mu sizin bu sorunuza cevap olarak yetmez mi?!!!. Bu tür destanlarla bakıyoruz ki TÜRKİYE ŞAHA KALKIYOR, AMA AKP’NİN PUANI GİTTİKÇE AZALMAKTA VE FİİLEN ÇÖKÜŞTE. MERAK BUYURMAYIN RESMİ ÇÖKÜŞ KURDELASININ KESİLMESİNE DE RAMAK KALDI….!!!

Bahadır Er

Çelebi beye!
Şimdi Erbakan Hoca’nın stratejisini herkes bilirse, bu, strateji olmaktan çıkmaz mı? Bu kadarını düşünecek kadar akıl yoksunu olunmaz herhalde. Olunmamalı!.
demişsiniz. Öncelikle çok teşekkürler verdiğiniz bilgi ve cevaplar için. Yukarıdaki paylaşımda strateji konusunda meğerki Erbakan Hocamızın bu stratejilerini herkes bilmeyecek ve bilinmemesi gerekiyorsa, o zaman Erdoğan’a bu projeler mal edilirken ve bakın savunma sanayisinde müthiş atılımlar gerçekleştirdi sözlerine karşı sessiz mi kalalım, Erdoğan gibi ayarı belli olan birini hiçbir alakası ve çalışması olmayan bu projelerle ilgili sırf onun döneminde gerçekleşti diye alkış mı tutalım. Ben muhatabının hakkının teslim edilmesinden yanayım. Akp ve Erdoğanın bu durumdan nemalanmasına gönlüm razı gelmiyor. Umarım meramımı anlatabilmişimdir.

çelebi

Hz. Peygamberin, Söylemi AÇIK, stratejisi GİZLİ idi.
Yorumlarda gözlemlediklerim:

Yazıları okuyan ve yorumlayanları iki kategoride değerlendirebiliriz.

Milli Çözüm İnananları: Ki onlar ğaybe iman ederler… [Not: Ğayb; olmayan ve aslı bulunmayan şey değildir, çünkü olmayana iman, akla muhaliftir. Oysa Ğayb; zahiren görünmeyen, ama mevcudiyeti ve etkileri; eserleriyle, tecelli ve tezahürleriyle kesin bilinen ve inkârı akla ve vicdana ters düşen hakikatlerdir.] (Bakara: 2)

Milli Çözüm Meraklıları: Yapılan yorumlardan anlaşıldığı kadarıyla; onlar ise, ğayba değil, gözlerinin gördüklerine inanan kimselerdir.

[b]Milli Çözüm; uzun yıllar boyunca, Aziz Erbakan Hocamızın teknoloji harikalarını yazarken, ne partiden ne de Hocanın ailesinden hiç kimse bu gerçekleri ağzına bile alamıyordu. Tâ ki, Selçuk Bayraktar, Hocamızın vefat yıl dönümünde bir foto yayınlayana kadar… Maalesef, ne acıdır ki; Milli Çözüm Meraklıları da bu hakikatlere şüphe ile yaklaşıyorlardı.

Hz. Peygamberin, Söylemi AÇIK, stratejisi GİZLİ idi.

Şimdi Erbakan Hoca’nın stratejisini herkes bilirse, bu, strateji olmaktan çıkmaz mı?[/b] Bu kadarını düşünecek kadar akıl yoksunu olunmaz herhalde. Olunmamalı!..

Ha, strateji denilince; bazıları bu stratejileri bilseler, sanki akılları erecekmiş gibi ahkam kesmiyorlar mı? O da ayrı bir dert.

Kaldı ki, Sultan Fatih, İstanbul’un fethini, Belgrad ormanlarında tek başına planlarken, oraya gidince ne yaptığı, ne düşündüğü ile ilgili soru soran vezirlere verdiği cevap müthiştir.
“Ne düşündüğümü sakalımın bir tek teli duysa, o teli koparır atarım!”

Özetle; “Vay efendim, madem Hocanın projeleri şu an devlet projeleri, bunlar niye şöyle olmuyor, neden böyle yapılmıyor” diyenler, sadece gördüklerine inanan M.Ç. meraklılarıdır.

M.Ç. İnananları; Kur’an’ın ve Rasulullah’ın müjdelerine ve Aziz Hocamızın öğreti ve projelerine, “Allah Katında olmuş bitmiş” gözüyle baktıkları için, zaferin izzetinin ve lezzetinin tadına varmış olarak huzura ermiş bahtiyarlardır.

DİĞERLERİ ise, sadece gözlerinin gördüğüne inandıklarından (ki Kur’an’a göre; gözleri gördükten sonra da inanmama ihtimalleri var) şüphe içerisinde henüz huzuru bulamamış kimselerdir.

Vesselam…

Arzu Akdağ.

Teşekkürler Huzur ve Şuur kaynağı. Hikmet ve hakikat aynası Milli çözüm…
Hakka ve Hayra; ancak Kur’an’ın ve Resulüllah’ın emrettiği ve Erbakan Hocamızın öğrettiği yol ve yöntemle ulaşılır! Erbakan Hocamız Allah için ömrünü Hak davaya adamış, Gayesi Allahın Rızasını kazanmak ve tüm insanlığın  refahı için gecesini gündüzüne katmış dava adamıdır. Erbakan Hocamızın Azmine, Zekasına, mücadelesine hayranız ve her zaman minnetarız. Allah insana en güzel nimet olarak akıl vermiştir. Rehber olarak yanlışı ve doğruyu ayırt edelim diye Kur’an-ı Kerimi göndermiştir.İnsan olarak elini vicdanına koymak   gerekir ve yanlışa susup dilsiz şeytan olmamak gereklidir. Vefalı olup sadakat göstermek gereklidir. Tarihde zaten her sağlam kalade,  çökertmek isteyen  fareler illa vardı ve hâlâ olacaktı. Boş durmayan münafıklar, Siyonizmin oyunları  bitmeyecekti. Ama unutmasınlardı Allahın Vaadi Haktı ve O Kutlu gün geldiği vakit  ne bir gün ileri, ne bir gün geri kimse geciktiremezdi. Herkes bu Hak Davada nasıl bir imtihan verdiğinden sorumluydu.Elhamdülillah  Milli Çözüm Her zaman uyardı, hem Hakkı haykırdı, hem Muhterem Erbakan Hocamıza sadakatini haykırdı. Aziz Hocamızın hatıralarına her zaman sahip çıktı.Asla susanlardan olmadı.Hak ile Bâtılı, mü’minle münafıkı en net ve mert şekilde ortaya koydu… Kimseyi sonradan görmedim, duymadım, okumadım bahanesi kurtamayacaktı… Dilde değil, icraat göstermek lazımdı. Makalede geçtiği gibi, “Her toplum ve oluşum, başlarında layık oldukları yöneticileri bulacaklardı.” Neye layık olmak istiyorsanız seçim sizindi. Okuduğumuz her makaleye ve şiirlere hayran kalmamak, doğruyu yanlışı  görmemek mümkün değildir. Her fırsat da teşekkürü borç biliriz. Allah c.c Milli Çözüm ve Ahmet Akgül hocamızdan Razı olsun.  En büyük Şükür sebebimiz… Son olarak Peygamber Efendimizin bir  duasıyla bitirmek istiyorum. Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona tabi olmayı bize nasip eyle! Batılı da batıl olarak göster ve bize ondan gereğince uzak durmayı nasip eyle!” Ne olur Allah’ım! Bunu, bize nasip et! Bizi gerçek her manada Hakka tabi kıl!

Saffet

Hain ve Mumafıklara Rağmen Zafer Mutlaka Yaşanacaktır.
Oğuzhan Asiltürk: AKP ile tek ittifak şartımız ” mecliste gurup kuracak kadar millet vekilliği isteriz” diyerek Saadet partisini MHP ve Vatan partisi gibi AKPnin uydusu yapmaya çalışılmaktaydı.Erbakan Hocamızın kurduğu Saadet partisini Hocamizdan vefatından sonra yıllardır bir adım öteye götürmek bir yana Oguzhan ve işbirlikcisi Karamollaoğlu gibi tipler insanları Milli Görüşten koparmak soğutmak icin danışıklı dövüş yaparak AKP nin tüm tahribatlarına rağmen artık kurtuluşun AKP de olduğu ve artık onlara katilmaktan başka çaremizin kalmadığı izlenimini vermektedir. Zaten parti içerisindeki ve tabandaki yönetim kadrolarıda zaman içerisinde Erbakan ve Milli Görüş düşüncesinden uzaklaştırılmıştır. Zaten Hakkı söyleyecek o kadar duyarlı kimse kalmamıştır. Bugün feryadımız bu bağlamda algılanmalıdır. Çünkü muhterem Ahmet Akgüĺ Hocamızın söylediği gibi “evi yanan birisinin feryadında nota aranmamalıdır.” Hocamızın Adil düzen projelerine sahip çıkıp savunan Allah razı olsun sadece Milli Çözüm kalmıştır. Çünkü sayıca çok az sadık topluluk bile kalsa Kur’anın vaadine olan imanı tamdır.Sefer bizden zafer Allahtandır. Beklenen kutlu Adil Düzen fethi yakındir, hain ve münafıklara rağmen mutlaka yaşanacaktir. .

Bahadır Er

GERÇEK NE?
Dün TIHA hava savunmada ordunun envanterine alındı. Ben Milli Çözüm takipçisi olarak savunma sanayindeki bu projelerin Rahmetli Erbakan’a ait olduğunu hep algılıyordum. Fakat dünkü TİHA tanıtım programında haydi Erdoğan’ı geçtim ama neden Selçuk Bayraktar tek kelime Erbakan hoca ve projelerinden bahsetmedi. Yani artık gizli saklı birşey kalmadığına ve dünyanın bu çalışmalardan haberi olduğuna göre, neden Erbakan ismi dillendirilmiyor. Acaba şumu söyleniyor; “Tamam bir dönem bazı projelerde vardı. Ama şimdi yeni nesil projeler bizim projelerimiz” denmeyemi çalışılıyor. Tuhaf olan ne biliyormusunuz?!. Zaman geçtikçe toplumda bu algı dahada yaygınlaşıyor. Yani devletin derinliği ya bu konuyu yeniden beyinlerde Erbakan algısını oluşturacak şekilde gündeme getirecek, yada birileri (Baykar, Erdoğan ailesi) bunu kendilerine yontarak işi götürmeye ve gündemde kalıp iktidarlarını devam ettirecekler. Artık şu laflar karşılık bulmuyor; “Efendim, kim ne yaparsa yapsın sonuçta bir gün herşey ortaya çıkacak” sözü doğru ama kolaycılık sözüdür. Ne yani zaten mahşerde herşey ortaya çıkacak, bundan şüphe yok. Ama zahiren bu alemde bunun ortaya çıkarılması ve tüm dünyanın buna tanık olması gerekmez mi? Bunu yapması gereken merciler bunu neden yapma gereği duymazlar. Şeytanın ve şeytanilerin mahşerde boyaları dökülecek diye bu dünyada bırakalımda ne yaparlarsa yapsınlar meydan onlara mı kalsın. Ozaman bu pencereden bakılırsa Erdoğan ve Bayraktarlara bu başarılar mal edilecek ve saltanatları devam edecek. Bu konularda kafalar çok karışık. Çünkü bu durumda kimseye işin aslını anlatamıyorsunuz. Ortada somut deliller olmayınca anlatılanlara gülüp geçiyorlar.

Veysel

Mesele Basit
“Ahmet Akgül, tam kırk yıldır; Durmuş Durduyan ve takımının İslami gayret kılıflı sinsi hıyanetlerini ve Aziz Hocamızın bunları Millî Görüş’e katma ve katlanma stratejilerini konuşup yazdığı için, ‘Oğuzhan Ağabeyimize iftira atıyor!’ bahanesiyle yapmadıkları hakaret bırakmayan yandaş ve yalaka mücahitlerin, şimdi biraz olsun yüzleri kızarmıyor ve vicdanları sızlamıyorsa; bu pişkinlik tavrı onlara şırınga edilen münafıklık aşısının tuttuğunun ispatıydı…”

Necmettin

ÇIKIŞ YOLUNUN REHBERİNE KULAK VERMEK!..
Milli Çözüm’ün her bir yazısı-şiiri ülkemiz İslam Alemi ve insanlık için, hayati öneme haiz,çok kıymetli içerikler barındırmaktadır!…

Bu çok kıymetli-şok edici makalemiz ise, özellikle de Milli Görüş camiası için CANSUYU ve ÇIKIŞ YOLU niteliğindedir!..Bu nedenle makalemizin bir kısım yerlerini aşağıda tekrardan paylaşıyoruz;
………
“Oğuzhan Asiltürk, bizzat kendisinin başa geçirdiği Temel Karamollaoğlu yönetimini, “AKP’li kardeşlerini tenkit etmekle” suçlamış ve erken bir kongre ile kendi gözetiminde yeni bir parti yönetimi oluşturacağını açıklamıştı. Bu haddini bilmeze gerekli cevabı vereceğine ve YİK Başkanlığını feshedeceğine, Temel Bey de maalesef, Oğuzhan’ı haklı çıkaracak talihsiz tavırlar ortaya koymuşlardı. Ne diyelim, hadis-i şerifte haber buyrulduğu gibi; “Her toplum ve oluşum, başlarında layık oldukları yöneticileri bulacaklardı…

Millî Görüş’ün resmi ve fiili temsilcisi Saadet Partisi’ni AKP’ye yamama girişimlerini artık aleniyete döken, ancak yıllardır her hareketine birkaç ayet-hadis mealini delil gösterdiği halde, Erdoğan’a payanda olma gayretlerini Kur’an ve Sünnetle desteklemeyi beceremeyen Oğuzhan Asiltürk, sonunda hiç utanmadan Erdoğan’ın uçağına kurulup güya kurtuluş programlarına katılmak üzere ve onur konuğu statüsüyle Kıbrıs’a taşınmışlardı. AGD Başkanı Salih Turhan ise herhalde çantacısı olarak yanına alınmıştı. Yıllar önce Erbakan Hocamızın, ülkemizde milli ve manevi değerlere bağlı MHP ile 1991 seçimleri öncesinde çok hayırlı ve yararlı sonuçlar doğuran bir seçim ittifakı oluşturma çabalarına; “Biz ırkçılarla bir arada olamayız. Kürt kardeşlerimizi üzecek irtibatlar kuramayız!” diyerek karşı duran ve fesat çıkaran Oğuzhan Asiltürk’ün, bugün Devlet Bahçeli’yle kol kola ve Erdoğan’ın politik potasında buluşmalarının asıl nedenini, ortak genlerinde ve karanlık geçmişlerinde aramak lazımdı…

…Oğuzhan Asiltürk denen fırsatçı fesat, Millî Görüş Hareketi’ni ve SP’yi Erbakan çizgisinden, daha doğrusu İslami ve insani istikametinden koparıp;

• Cumhuriyet Türkiye’sinde gelip geçmiş hükümetler içinde en çok faizci olan AKP’ye…

• 6284 nolu kanunu meclisten geçirip halen ve fiilen uygulayan (İstanbul Sözleşmesi’nin yasalaşmış hali) ve evli erkek-kadınların gayri meşru ilişkilerini suç ve ceza kapsamından çıkaran en çok zina destekçisi ve livata serbestçisi olan AKP’ye…

• Loto, toto, piyango, kazı kazan, at yarışı, it yarışı gibi yüz türlü kumar çeşidini yaygınlaştıran, devleti vurgun ve soygun batağına saplatan en çok haram ve haksız kazanç tertipçisi, teşvikçisi ve işbirlikçisi AKP’ye…

• Yüzlerce kere, hakaret ve hıyanetlerine rağmen, bunca küstahlık ve kahpeliklerine rağmen hâlâ Haçlı AB kapısında en zelil nöbet bekçisi AKP’ye…

• Tüm Anayasamızı ve yasalarımızı barbar ve ahlâksız Batı’nın kriterlerine, erkek erkekle, hatta kızı, bacısı ve yeğenleriyle evlenmeyi resmen geçerli sayacak kadar soysuzlaşmış Avrupa’nın lağım çirkefine uydurmak hususunda en münafık cesaretli olan AKP’ye… yamamaya çalışmaktaydı ve bunu öyle gizli kapaklı değil açıkça ve küstahça yapmaktaydı. Oğuzhan’a göre İslamcı ve din istismarcısı AKP’li kardeşlerine (!) sahip çıkılması lazımdı. Aslında Erdoğan’la ayarları da, damarları da, amaçları da aynıydı!

Öte yandan güya Genel Başkan olan şahıs, partinin yetkili organlarını toplayıp, bu uyduruk YİK Başkanlığını iptal kararı alarak camiamızı Oğuzhan belasından kurtarmak yerine, onun hıyanet girişimlerine yönelik haklı tepkileri törpülemeye ve Oğuzhan’ın sözlerini hayra tevil etmeye uğraşıyordu. Olmayınca kayıplara karışıyor, istifa ettiği konuşuluyor, partiye Genel Başkan Vekili atanıyordu.

Hatta Temel Bey, Sn. Erdoğan’ın yanında poz vermekten onur duyan Oğuzhan Asiltürk’ün, AKP’nin bütün tahribatlarını meşrulaştırıcı ve topluma mazeret aşılayıcı tavırlarını destekleyen ve Erbakan Hoca’nın 1974 Kıbrıs çıkarmasını istismar ederek Erdoğan yalakalığını mubah gösteren demeçler vermekten bile sakınmamıştı!?

Bütün bu tahribatlar ve şeytani hesaplar karşısında, 80 il başkanından, 900 ilçe başkanından, toplam on binlerce şahıstan oluşan güya yetkili organlardan, MİLKO’lardan, CILKO’lardan tıs çıkmıyor, sadece “fıs” çıkıyordu… İşte Allah böyle mükemmel ve muhteşem şekillerde imtihan ediyordu; herkesin ayarını ve amacını ortaya çıkarıyordu… Hiç kimse kıvıramıyor, kaytaramıyor ve hâşâ Allah’ı atlatamıyordu! Bak: Ankebut 4. ayet: “Yoksa (her türlü) kötülüğü yapıp (gizleyenler ve olduklarından başka türlü görünenler), Bizi (Allah’ı) atlatıp geçeceklerini (ve insanları sürekli aldatabileceklerini) mi sanıvermektedirler? Onlar ne kötü (ve yanlış bir) hüküm (ve kanaat) yürütmektedirler.”

Öyle ben Milli Görüş takipçisiyim, Saadet Partiliyim demekle imtihan kazanılmıyor, kurtuluş beratı alınmıyordu. SP içinde bile, bu denli açık seçik haksızlık ve tahribatlara, şeytanı bile güldüren mazeretlerle sessiz ve tepkisiz kalanlar “Dilsiz Şeytan” olmaktan kurtulamıyordu…

Ve sonuç olarak; Allah, Hakkı arayana ve haklıyı savunana hidayet veriyor, cennet yolunu kolaylaştırıyor; haksızlıklara ve tahribatlara tepkisiz kalanları ve Hakkı savunmaktan korkanları ise dalâlete terk ediyor ve onlara cehennem yolunu açıyordu…

…Ahmet Akgül, tam kırk yıldır; Durmuş Durduyan ve takımının İslami gayret kılıflı sinsi hıyanetlerini ve Aziz Hocamızın bunları Millî Görüş’e katma ve katlanma stratejilerini konuşup yazdığı için, “Oğuzhan Ağabeyimize iftira atıyor!” bahanesiyle yapmadıkları hakaret bırakmayan yandaş ve yalaka mücahitlerin, şimdi biraz olsun yüzleri kızarmıyor ve vicdanları sızlamıyorsa; bu pişkinlik tavrı onlara şırınga edilen münafıklık aşısının tuttuğunun ispatıydı…

Bu arada Yeniden Refah’çıların sevinip ferahlanmaları ve kendilerine haklılık payı çıkarmaları da yanlıştı ve yakışıksızdı. Önce, niyetleri ve yöntemleri yanlış da olsa, maalesef yine Oğuzhan’ın kışkırtmaları ve tuzağa kapılmaları sonucu ayrı bir parti kurduktan sonra, Milli Görüş’ü temsil edecek ve topluma umut verecek hiçbir program ve performans ortaya koyamamışlardı. Ve zaten, en başında partide kalarak bu yamuk kafalarla mücadele etmeyi göze alamayıp, kaytarıp ayrılmak gibi en ucuz ve kolay olana yanaşmışlardı. Bugün bile partilerini feshedip, SP’ye dönerek kaldıkları yerden mücadelelerini sürdürmeleri en makul ve makbul olan davranıştı. Çünkü artık çok açık şekilde haklılık gerekçeleri vardı.

Ve asla unutulmasın ki; bu dava, Baba-Oğul mirası değil Hak-Bâtıl kavgasıydı. Bu dava; kuru heves ve heyecanları tatmin fırsatı değil, Allah’ın rızasını ve mazlumların duasını kazanma sevdasıydı. Bu nedenle cihadın da, onun aracı olan teşkilat yapılanmalarının da yine Kur’an’a ve İslami kurallara göre olmak mecburiyeti vardı.

Hem, öyle “2. Erbakan Dönemini başlatıyoruz!” gibi dışı hoş içi boş asılsız palavra ve patavatsızlıklarla hiçbir yere varılamazdı, ciddi ve gerçekçi çareler ortaya koyulamazdı. Bırakın 2. Erbakan olmayı, asıl Erbakan’ın kutlu projelerini ve hedeflerini anlama gayretinden bile uzak davranılmaktaydı. Ancak bu partideki samimi Millî Görüş yolcularının ve Erbakan bağlılarının halis niyetleri bereketiyle, sonunda hayırlı işlere vesile olacakları umulmaktaydı. Çünkü onlar Oğuzhan ekibinin hıyanet davranışları yüzünden başkaldırmış ve ayrılmışlardı. Ve özellikle temelde aynı hakikat ve hedeflere sahip Milli Görüşçülerin, Durmuş Durduyan münafıklarının tahrikine kapılıp birbirlerine hasım gibi davranmalarından mutlaka vazgeçmeleri lazımdı…

…Erdoğan yandaşlarına ve AKP iktidarının yalakalarına dokunacak diye Maide Suresi: 44 “Gerçek şu ki, içinde bir hidayet ve nur bulunan Tevrat’ı Biz indirdik. (Allah’a) Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyyun) ve yüksek bilginler (Ahbar), Allah’ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahitler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse (ey bilgili ve yetkili kimseler) insanlardan korkmayın, Benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim (hükümet ederken, hâkimlik ve hakemlik yaparken) Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse (siyasi, ekonomik, ilmi ve ahlâki konularda çözüm üretirken ve kanun hazırlarken, hiçbir mazeret ve mecburiyeti bulunmadığı halde, Kur’an’ın emir ve yasaklarını temel ölçü edinmezse); işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” mealindeki ayetini anlatmayalım, açıklamayalım, AB kriterlerine göre Anayasa hazırlamanın imani ve ahlâki tahribatını tartışmayalım mı?

Asıl, bu Kur’ani gerçekleri onlara hatırlatmak ve uyarı (tebliğ) görevimizi yapmak, kardeşliğin icabı sayılmaz mıydı?

Yahu siz hangi inancın, hangi Kitabın mensuplarısınız? Hangi davanın, hangi tarafın adamlarısınız?

Siz Milli Görüş’ün altını oymak, içini boşaltmak ve kökünü kurutmak için görevli kılınmış, malum ve mel’un odakların elemanları mısınız?

Erdoğan’ın peşine takıldığı ve ahlâksız talimatlarını bir bir yasalaştırdığı Haçlı AB’nin ve arkasındaki Siyonist mahfillerin çok özel ve gizli ajanları mısınız?…

Orhan

Ali alieroğlu’na cevaben.!
Ali Alieroğlu’na soruları ve cevapları,
Sorunuz;
“1-Oğuzhan bu kadar tahribata rağmen halâ daha nasıl merkezde barınabiliyor?”

Cevaben, sorunuzun muhatabı Merkezdeki Resmi teşkilat mensuplarıdir..!

Sorunuz
“2-Tamda bu noktada Milli devletin gereğini yaparak partiyi bunlardan kurtarması gerekmez mi?”

Cevaben;Hani bir söz vardır bilirmisiniz? “Herşeyi Devletten beklemeyin birazda, Millet olarak Meselelere bizler vatandaş olarak ele alalım”.!

Sorunuz;
“3-Temel eğer bunun adamıysa ve karşılıklı kayıkçı kavgası yapıyorlarsa partinin içerisinde etkin olan birileri neden çıkıp foyalarını ortaya çıkarmıyor?”

Cevabınız; Her yerde imtihan devam ediyor
Öyle ben Milli Görüş takipçisiyim, Saadet Partiliyim demekle imtihan kazanılmıyor, kurtuluş beratı alınmıyordu. SP içinde bile, bu denli açık seçik haksızlık ve tahribatlara, şeytanı bile güldüren mazeretlerle sessiz ve tepkisiz kalanlar “Dilsiz Şeytan” olmaktan kurtulamıyordu…

Sorunuz;
“4-Akp tarafgirliğine bürünmüş Oğuzhan ve Elaziz ekibi aynı potada iken hala daha bu iki tarafın biribirine düşman olduğunu düşünmek saflık olmaz mı?”

Cevaben;
Elazizcilerde ,Oğuzhan ve ekibide
birbirlerine , görünüşde ha düşman , ha dost olsa ne farkeder.? bugünkü düşünce yapıları fikirleri Akp Erdoğanla ile beraber olabilmek..ikiside Millî Görüş ve Erbakan hocamızin Öğretilerinden uzaklar, Akp hayranidirlar.
Görünüşde düşmanlar,Perde arkasında beraberler,

Ahmet Akgül, tam kırk yıldır; Durmuş Durduyan ve takımının İslami gayret kılıflı sinsi hıyanetlerini ve Aziz Hocamızın bunları Millî Görüş’e katma ve katlanma stratejilerini konuşup yazdığı için, “Oğuzhan Ağabeyimize iftira atıyor!” bahanesiyle yapmadıkları hakaret bırakmayan yandaş ve yalaka mücahitlerin, şimdi biraz olsun yüzleri kızarmıyor ve vicdanları sızlamıyorsa; bu pişkinlik tavrı onlara şırınga edilen münafıklık aşısının tuttuğunun ispatıydı…

Hüseyin Selman İsen

İMANÎ FERASET İN ÖZETİ
Oğuzhan Asiltürk denen fırsatçı fesat, Millî Görüş Hareketi’ni ve SP’yi Erbakan çizgisinden, daha doğrusu İslami ve insani istikametinden koparıp;

• Cumhuriyet Türkiye’sinde gelip geçmiş hükümetler içinde en çok faizci olan AKP’ye…

• 6284 nolu kanunu meclisten geçirip halen ve fiilen uygulayan (İstanbul Sözleşmesi’nin yasalaşmış hali) ve evli erkek-kadınların gayri meşru ilişkilerini suç ve ceza kapsamından çıkaran en çok zina destekçisi ve livata serbestçisi olan AKP’ye…

• Loto, toto, piyango, kazı kazan, at yarışı, it yarışı gibi yüz türlü kumar çeşidini yaygınlaştıran, devleti vurgun ve soygun batağına saplatan en çok haram ve haksız kazanç tertipçisi, teşvikçisi ve işbirlikçisi AKP’ye…

• Yüzlerce kere, hakaret ve hıyanetlerine rağmen, bunca küstahlık ve kahpeliklerine rağmen hâlâ Haçlı AB kapısında en zelil nöbet bekçisi AKP’ye…

• Tüm Anayasamızı ve yasalarımızı barbar ve ahlâksız Batı’nın kriterlerine, erkek erkekle, hatta kızı, bacısı ve yeğenleriyle evlenmeyi resmen geçerli sayacak kadar soysuzlaşmış Avrupa’nın lağım çirkefine uydurmak hususunda en münafık cesaretli olan AKP’ye… yamamaya çalışmaktaydı ve bunu öyle gizli kapaklı değil açıkça ve küstahça yapmaktaydı. Oğuzhan’a göre İslamcı ve din istismarcısı AKP’li kardeşlerine (!) sahip çıkılması lazımdı. Aslında Erdoğan’la ayarları da, damarları da, amaçları da aynıydı!

Öte yandan güya Genel Başkan olan şahıs, partinin yetkili organlarını toplayıp, bu uyduruk YİK Başkanlığını iptal kararı alarak camiamızı Oğuzhan belasından kurtarmak yerine, onun hıyanet girişimlerine yönelik haklı tepkileri törpülemeye ve Oğuzhan’ın sözlerini hayra tevil etmeye uğraşıyordu. Olmayınca kayıplara karışıyor, istifa ettiği konuşuluyor, partiye Genel Başkan Vekili atanıyordu.

Hatta Temel Bey, Sn. Erdoğan’ın yanında poz vermekten onur duyan Oğuzhan Asiltürk’ün, AKP’nin bütün tahribatlarını meşrulaştırıcı ve topluma mazeret aşılayıcı tavırlarını destekleyen ve Erbakan Hoca’nın 1974 Kıbrıs çıkarmasını istismar ederek Erdoğan yalakalığını mubah gösteren demeçler vermekten bile sakınmamıştı!?

Bütün bu tahribatlar ve şeytani hesaplar karşısında, 80 il başkanından, 900 ilçe başkanından, toplam on binlerce şahıstan oluşan güya yetkili organlardan, MİLKO’lardan, CILKO’lardan tıs çıkmıyor, sadece “fıs” çıkıyordu… İşte Allah böyle mükemmel ve muhteşem şekillerde imtihan ediyordu; herkesin ayarını ve amacını ortaya çıkarıyordu… Hiç kimse kıvıramıyor, kaytaramıyor ve hâşâ Allah’ı atlatamıyordu! Bak: Ankebut 4. ayet: “Yoksa (her türlü) kötülüğü yapıp (gizleyenler ve olduklarından başka türlü görünenler), Bizi (Allah’ı) atlatıp geçeceklerini (ve insanları sürekli aldatabileceklerini) mi sanıvermektedirler? Onlar ne kötü (ve yanlış bir) hüküm (ve kanaat) yürütmektedirler.”

Öyle ben Milli Görüş takipçisiyim, Saadet Partiliyim demekle imtihan kazanılmıyor, kurtuluş beratı alınmıyordu. SP içinde bile, bu denli açık seçik haksızlık ve tahribatlara, şeytanı bile güldüren mazeretlerle sessiz ve tepkisiz kalanlar “Dilsiz Şeytan” olmaktan kurtulamıyordu…

Ve sonuç olarak; Allah, Hakkı arayana ve haklıyı savunana hidayet veriyor, cennet yolunu kolaylaştırıyor; haksızlıklara ve tahribatlara tepkisiz kalanları ve Hakkı savunmaktan korkanları ise dalâlete terk ediyor ve onlara cehennem yolunu açıyordu.

Ahmet Akgül, tam kırk yıldır; Durmuş Durduyan ve takımının İslami gayret kılıflı sinsi hıyanetlerini ve Aziz Hocamızın bunları Millî Görüş’e katma ve katlanma stratejilerini konuşup yazdığı için, “Oğuzhan Ağabeyimize iftira atıyor!” bahanesiyle yapmadıkları hakaret bırakmayan yandaş ve yalaka mücahitlerin, şimdi biraz olsun yüzleri kızarmıyor ve vicdanları sızlamıyorsa; bu pişkinlik tavrı onlara şırınga edilen münafıklık aşısının tuttuğunun ispatıydı…

Bu arada Yeniden Refah’çıların sevinip ferahlanmaları ve kendilerine haklılık payı çıkarmaları da yanlıştı ve yakışıksızdı. Önce, niyetleri ve yöntemleri yanlış da olsa, maalesef yine Oğuzhan’ın kışkırtmaları ve tuzağa kapılmaları sonucu ayrı bir parti kurduktan sonra, Milli Görüş’ü temsil edecek ve topluma umut verecek hiçbir program ve performans ortaya koyamamışlardı. Ve zaten, en başında partide kalarak bu yamuk kafalarla mücadele etmeyi göze alamayıp, kaytarıp ayrılmak gibi en ucuz ve kolay olana yanaşmışlardı. Bugün bile partilerini feshedip, SP’ye dönerek kaldıkları yerden mücadelelerini sürdürmeleri en makul ve makbul olan davranıştı. Çünkü artık çok açık şekilde haklılık gerekçeleri vardı.

Ve asla unutulmasın ki; bu dava, Baba-Oğul mirası değil Hak-Bâtıl kavgasıydı. Bu dava; kuru heves ve heyecanları tatmin fırsatı değil, Allah’ın rızasını ve mazlumların duasını kazanma sevdasıydı. Bu nedenle cihadın da, onun aracı olan teşkilat yapılanmalarının da yine Kur’an’a ve İslami kurallara göre olmak mecburiyeti vardı.

Hem, öyle “2. Erbakan Dönemini başlatıyoruz!” gibi dışı hoş içi boş asılsız palavra ve patavatsızlıklarla hiçbir yere varılamazdı, ciddi ve gerçekçi çareler ortaya koyulamazdı. Bırakın 2. Erbakan olmayı, asıl Erbakan’ın kutlu projelerini ve hedeflerini anlama gayretinden bile uzak davranılmaktaydı. Ancak bu partideki samimi Millî Görüş yolcularının ve Erbakan bağlılarının halis niyetleri bereketiyle, sonunda hayırlı işlere vesile olacakları umulmaktaydı. Çünkü onlar Oğuzhan ekibinin hıyanet davranışları yüzünden başkaldırmış ve ayrılmışlardı. Ve özellikle temelde aynı hakikat ve hedeflere sahip Milli Görüşçülerin, Durmuş Durduyan münafıklarının tahrikine kapılıp birbirlerine hasım gibi davranmalarından mutlaka vazgeçmeleri lazımdı.
MİLLİ ÇÖZÜM DEN ALINTI

Harun Yahya AKGÜL

TEŞKİLATLARIN DURUMU
Bir vesile ile Milli Görüş teşkilatlarını gezme, teşkilatlar hakkında aktif görevlerde bulunanlardan bilgi alma fırsatı bulduk. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; Saadet Partisi başta olmak üzere, tüm Milkolardaki teşkilat mensupları; maalesef heyecanını yitirmiş, umudunu kesmiş ve mücadele ortamından uzaklaşmış bir vaziyetteler. Bunların bir kısmı Oğuzhan’ın şeytani oyununa kapılarak Akp ile birlikteliğe sıcak bakarken, diğer kısmıda Temel’in Millet ittifakına yanaşmasına kerametler uyduruyor, çok azıda her iki yaklaşıma karşı çıkıyorlar. Gençliğimizin yetişme merkezi Agd, genç yetiştirme mekânı olmaktan çok uzak bir noktaya getirilmiştir. Amacından uzak bir yapıyla hareket eden Agd, Oğuzhan’a ve sisteme entegre olacak koyunlar yetiştirmekle meşgul olurken, Merhum Erbakan Hocamızın tanımladığı gençlik ve nesiller artık yetiştirilmiyor. Tabi bu duruma gelinmesinin en büyük sebebi Agd’nin kontrolünün tamamiyle Oğuzhan’nın elinde olmasıdır. Oğuzhan’ın çantacısı Salih Turhan ise ihanetin zirvesine merdiven dayıyarak, Agd’yi hedefinden, aslından ve amacından uzaklaştırmak için sinsi plâna taşeronluk yapıyor. Ve en vahim olanıda, Saadet Partisinin bir çok ilde gençlik teşkilatlarının pasif oluşu ve işlevini sürdürememesi. Oğuzhan ve avanesinin bu tahribatlarına Milli Çözümden başka dur diyebilecek babayiğit olmadığı gerçeğinide bu vesile ile belirtmekte fayda var. Gerçi Milli Çözümden başka kimsenin böyle bir derdide yok zaten. Ne mutlu Milli Çözüm erlerine ki, haksızlıklar karşısında hiçbir zaman susmadılar ve dilsiz şeytan olmadılar, Elhamdülillah.

Necati

ŞEYTAN’IN ADIMLARINA UYANLARA!
Milli Çözüm’ün bütün uyarılarına rağmen, Durmuş Durduyan ve takımının İslami gayret kılıflı sinsi hıyanetlerine, yani Şeytan’ın adımlarına uyanlara!
Şeytanın adımları; Millî Görüş Hareketi’ni ve SP’yi Erbakan çizgisinden, daha doğrusu İslami ve insani istikametinden koparma adımlarıdır.
Şeytanın bir adımı; SP’yi CHP’nin, hatta HDP’nin ve İP’nin kuyruğuna takılması ve Millî Görüş’ün yedek lastik olarak kullanılması adımıdır.
Şeytan’ın diğer adımı ise; SP’yi AKP’ye yamama adımıdır ve diğer adımından bin beter bir tahribattır.
Şeytan’ın bir adımı kırk katır, diğer adımı ise kırk satır gibidir, hangi adımına uyarsan uy, sonuç; ister iktidar ister muhalefet işbirlikçi hainlerin hıyanetlerine ortak olup adım adım rezalet ve felaketlere uğramak!
“Ey iman edenler, (hiçbir konuda) şeytanın (sizi çirkefe ve felakete sürükleyecek) adımlarına tâbi olup (münafıkları takip etmeyin). Kim şeytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan edep ve erdeme aykırı) fuhşiyatı (cinsi sapkınlıkları ve çirkin utanmazlıkları) ve münkeratı (kötülük kaynaklı haksızlık ve ahlâksızlıkları dürtükleyip) emretmektedir. Eğer Allah’ın üzerinizde fazlu inayeti ve rahmeti olmasaydı, sizden hiçbirinizin (ve özellikle iftiralara gereken tepkiyi göstermeyenlerin) ebedi olarak temize çıkması mümkün değildi. Ancak Allah, dilediğini (iyi niyetini ve meşru mazeretini bilip merhamet ettiklerini) temize çıkarır. Allah, İşitendir, Bilendir.” (Nûr Suresi 21. Ayet)

çelebi

Ali Alieroğlu’na…
Aklın kemali verilen cevaplar ile değil sorulan sorular ile açığa çıkar.
Eğer Milli Çözüm okuru iseniz; Hakk-Bâtıl tanımını açık ve net şekilde ve kimin nerede durduğunu zaten yıllardır yazıyoruz, okumuşsunuzdur. Okumamışsanız, Elazizciler ile ilgili yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Ve aslında 4. sorunuzun muhatabı biz değiliz. Bu soruyu Elazizcilere sorabilirsiniz. 3. sorunuzun muhatabı ise, parti içerisinde etkin olduğunu iddia ettiğiniz kişilerdir. Bu iki sorunun cevabını bulduktan sonra, diğer iki sorunun cevabını da bulmanız da an meselesidir.

Fatma Mert Bişkin

Münafıklık aşısı tutmuştu!.
Milli Görüş hareketini baltalamaya yönelik münafık aşısı,tüm camiaya enjekte edilse velevki bu aşı tutsa,yinede Allah nurunu tamamlar, maşa olarak kullanılan münafıkları rezil ve zelil bir şekilde yapayalnız bırakır ve layık olduğu sona yürütür.
Muhterem Erbakan Hocamızın bir egitimlerinde münafıklar ve karakterleri ile ilgili hatırımda kalanları paylaşmak isterim..
“Münafık,bukalemun gibidir; bulunduğu araziye göre renk değiştirir.Kendini rüzgâra göre ayarlar. Hangi taraftan kuvvetli rüzgâr eserse, o doğrultuda döner. Onun din ve inanç anlayışına menfaat duygusu hakimdir.
Zarar verme noktasında münafık, pirincin içindeki beyaz taş gibidir.
Peki insanları münafıklığa iten sebepler nelerdir?:
1. İslam’ın nimetlerinden yararlanmak.
2. Müslümanları içten çökertmek.!!
3-Şeytana ve avanesine kulluk etmek.!!
Münafıklar,şeytanın insan postuna ve müslüman kılıfına girmiş uşaklarıdır.Münafıklar sadece,Kuran basiretiyle iman ferasetiyle ve Nübüvvet dürbünüyle farkedilip anlaşılır.Asıl marifet mü’mini veya kafiri değil, münafığı tanımak ve halktan tabisi ve hamisi olan bu muzır hastalıklıları topluma tanıtıp onları uyarmaktır.
Münafıklar,müslüman görünmek suretiyle, onların sırlarına vakıf olup,bazı odaklara haber ulaştırırlar!Yine aynı odakların verdiği görevleri yerine getirerek dava mensuplarının bir kısmını laçkalaştırır.Bir kısmını caydırır.Bir kısmını sahte hareketleri ile kendine bağlar otur der otururlar kalk der kalkarlar.Bu münafıkların görevleri nelerdir?Görevleri kaleyi içten fethetmek,çalışmayı baltalayıp,İslam’ın fethini engellemek ve inananları yolundan saptırmak!!!
Ve İslam’ın büyük fethini geciktirmeye çalışmaktır !!!!
Kur’an-ı Kerim’de, münafıklardan çokça bahisler vardır. Şüphesiz, bu boşuna değildir. Çünkü, düşman tanınmadığında daha çok zarar verir. Pusuda olduğunda daha tehlikelidir.!”
Bizleri yazı ve şiirleri ile her fırsatta camianın içindeki ve dışındaki münafıklara münafıkların marazlarına ve onları maşa edip kullananlara karşı uyaran,bunlara karşı ne yapılması gerektiğini net bir şekilde ortaya koyan, Milli Çözüme ve Ahmet Hocamıza selam olsun..

Ali Alieroğlu

Milli Çözüme Sorular
Milli Çözüm mensuplarına bir kaç soru sormak iatiyorum.
1-Oğuzhan bu kadar tahribata rağmen halâ daha nasıl merkezde barınabiliyor?
2-Tamda bu noktada Milli devletin gereğini yaparak partiyi bunlardan kurtarması gerekmez mi?
3-Temel eğer bunun adamıysa ve karşılıklı kayıkçı kavgası yapıyorlarsa partinin içerisinde etkin olan birileri neden çıkıp foyalarını ortaya çıkarmıyor?
4-Akp tarafgirliğine bürünmüş Oğuzhan ve Elaziz ekibi aynı potada iken hala daha bu iki tarafın biribirine düşman olduğunu düşünmek saflık olmaz mı?

ALİ ÇAĞIL.

“BİR AKP’Lİ” KADAR HAYSİYET DE YOKSA?!
Hala oyunu Saadet Partisine veren Milli Görüşçü bir tanıdığım anlatmıştı; Seçim öncesi AKP mahalle sorumlusu ve kendisi de eski Milli Görüşçü olan bir arkadaş bana gelerek “Ya Yazkan abi senin evini ziyaret etmek istiyoruz, biraz da ne tepki verirsin diye çekiniyoruz” der. Yazkan Bey geliş sebeplerinin farkında olarak AKP li olmayan apartmanda bir tek kendisi olduğunu, kendinin iknaya gelindiğini fark eder. Konuşmaya gelen AKP’liler salona girerler… Herkes sohbetin başlamasını beklerken birden “hayırlı günler” denerek gelen AKP liler evden ayrılırlar. Tabi bu duruma kimse bir anlam veremez. Bu arada ev sohbetini ayarlayan AKP liyle ev sahibi daha sonra karşılaşırlar. AKP li; “Ya abi kusura bakma belki sorularınızda vardı ama ben konuşmacıya; “niye sohbet etmeden kalktın, ne zamandır ben bu sohbeti ayarlamak için neler çektim” diye dışarıda sitem ettim. Fakat (AKP’li) konuşmacı “YAV OTURDUĞUM ODADA VİTRİNDE TAM KARŞIMDA ERBAKAN HOCANIN RESMİ VARDI, NASIL, NEYİ KONUŞAYIM!” diye cevap verdi” der..
Ey Milli Görüşün yetkilileri demiyecem!
Ey ben de Milli Görüşçüyüm diyen SAADET PARTİLİLER, YENİDEN REFAH PARTİLİLER size sesleniyorum!..
BU KADAR İHANETE, AYMAZLIĞA SES ÇIKARMAMAK; BİR AKP Lİ NİN AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN FOTOĞRAFINDAN DUYDUĞU MAHCUBİYET KADAR BİR DAVA HAYSİYETİNİ “SESSİZ MİLLİ GÖRÜŞÇÜLERDEN” BEKLEMEK SUÇ OLMASA GEREK ÖYLE DEĞİL Mİ!?..
ERBAKAN HOCAMIZIN FOTOĞRAFIYLA BİR YÜZLEŞİN!…

Mus ab

Milli Çözümle Hakikat Duyurdu! Batıla Yamananlar ve Birlikte Yol Tutanların Artık Bir Mazereti (özür olarak ileri sürecekleri bir bahaneleri) Kaldı mı?
Cumhuriyet Türkiye’sinde gelip geçmiş hükümetler içinde en çok faizci olan AKP’ye,
6284 nolu kanunu (içeriği makalede yazmakta) meclisten geçirip halen ve fiilen uygulayan AKP’ye,
Loto, toto, piyango, kazı kazan, at yarışı… yaygınlaştıran AKP’ye,
En çok haram ve haksız kazanç tertipçisi, teşvikçisi ve işbirlikçisi AKP’ye… karşı öyle ben Milli Görüş takipçisiyim, Saadet Partiliyim demekle imtihan kazanılmayacaktı. Kurtuluş beratı ise hiç alınmazdı.
Ve SP’yi, bu denli açık seçik haksızlık ve tahribatları yapan AKp’ye, şeytanı bile güldüren mazeretlerle taraf edenlere karşı; sessiz, tepkisiz kalmak “Dilsiz Şeytan” olmaktan farksız kılacaktı.
İşte Allah böyle mükemmel ve muhteşem şekillerde imtihan ediyordu; herkesin ayarını ve amacını ortaya çıkarıyordu… Hiç kimse kıvıramıyor, kaytaramıyor ve hâşâ Allah’ı atlatamıyordu! Böylelikle Kader, nasıl bir karakter sahibi olduğumuzu hem kendimize ve çevremize gösteriyordu.
Bak: Ankebut 4. ayet: “Yoksa (her türlü) kötülüğü yapıp (gizleyenler ve olduklarından başka türlü görünenler), Bizi (Allah’ı) atlatıp geçeceklerini (ve insanları sürekli aldatabileceklerini) mi sanıvermektedirler? Onlar ne kötü (ve yanlış bir) hüküm (ve kanaat) yürütmektedirler.”
Ve Milli Çözüm, AKP’nin melanetlerini, SP’nin içerisindeki işbirlikçileri (ajanları=SP’yi bölmek isteyenleri=Milli Görüş’ün üzerine beton çekmek isteyenleri) ilgili herkese duyurdu. Planlarını aşikar edip, amcalarını, tahribatlarını en net biçimde ve devamlı izah etti. Türlü yollarla (Tv, Radyo, Derği vb…imkanlarla) gerekli mercilere ve kişilere “yanlışı” hakkıyla duyurdu yani “Sağır sultana duydu!”
Bu tablo şu ayeti hatırlattı:
“(Bütün) Elçiler; müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi), öyle ki (bu) elçilerden sonra (inkârcı ve isyancı) insanların Allah’a karşı (savunacak) delilleri olmasın (özür olarak ileri sürecekleri bir bahaneleri kalmasın). Allah, Üstün ve Güçlü olandır, Hikmet ve Hüküm sahibidir.” Nisa 55

Hüseyin Aydın

Ancak karşılarında Milli Çözüm gibi sağlam, aşılmaz bir kale vardı!..
Aziz Erbakan Hocamız, siyonistlerin asırlardır kurdukları bu zulüm ve sömürü düzenini bizlerin gözleri önüne serip farkına vardırdığı… Müslümanları ve tüm insanlığı bu sömürü düzeninden kurtaracak Milli Görüş teşkilat ve Adil Düzen Programlarını hazırlayıp savunduğu için bu zalimler: “Erbakan’ı öldürmek yetmez, üzerine beton dökmemiz; yani takipçilerini kutlu plan ve projelerinden vazgeçirmemiz gerekir!” demişlerdi. Niyetleri Erbakan’dan intikam almak ve sömürü saltanatlarının önünde hiçbir engel bırakmamaktı… Ancak karşılarında Milli Çözüm gibi sağlam, aşılmaz bir kale vardı!..
Milli Çözüm Ekibi olarak Aziz Hocamızdan sonra parti teşkilatlarında siyonistlerin bütün bu yaptırdıklarına projektör tutup foyalarını ortaya koyuyor ve hak ettikleri yanıtları veriyorsunuz. Allah gayretinizini artırsın, muvaffakiyetler nasip eylesin.

Osman Nuri

Bu küstahlıklar karşısındaki tutsaklığın ana sebebi günümüzün tercümanı olan SAĞLAM REHBER ŞAHSİYETE TÂBİ VE TARAF OLMAMAKTAN Kaynaklanmaktadır..!
Bu küstahlıklar karşısındaki tutsaklığın ana sebebi günümüzün tercümanı olan SAĞLAM REHBER ŞAHSİYETE TÂBİ VE TARAF OLMAMAKTAN Kaynaklanmaktadır..!

İbrahim Gündüz

GEREĞİNİ YAPMAK…
Üst kademedeki SP yetkilileri Durmuş Durduyan’ı da Temel beyi’de çok iyi tanıyorsunuz. Ama işinize gelmediği için sessiz kalıyorsunuz.
İman gerçekleri bilmek değildir. GEREĞİNİ YAPMAKTIR. Bunu yapmaya çesaretiniz olmadığından, gerçekleri konuşan ve gereğini yapan Ahmet Akgül ve Milli Çözüm’e düşmanlık yapmaktasınız.

Abdussamet Çağlar

Bu gidiş nereye?
“Şeytan ne arar Milli Görüşte”
Diyen ey gafil, Söyler ayette
Nefsi için zulmün devamına
Rıza gösteren zilli görüşte

Aç açık intihar varsa sebebi sensin
İlaçsız ölen varsa sebebi sensin
Yalın ayak koşanın sebebi sensin
Bomba ölüm varsa sebebi sensin

Sanma konmaz suskunluğun teraziye
Cenab-ı Hak bakar aktif pasif sermaye
Zulmü gizlersin Oğuzhan’a biat farz diye diye
Kendini Milli Görüşçü sanan, bu gidiş nereye?

Musa Harun KESKİNSÖZ

UYANMAZKİ GAFİL, DAHA NE YAPSIN HAKKI HAYKIRAN DİL!.
Dünyada sahte cennet vaadiyle
Uyutur toplumu, o zehirli diliyle
Özde aynıdır, Durmuşuda Temelide
Uyanmaz gafil, ne yapsın Hakkı haykıran dil..

Yıllarca maaş aldı, genel merkezden
Şimdi dem vurur, Milli Görüş liderliğinden
Bıktı sadıklar, Durduyanın kirli dilinden
Uyanmaz gafil, ne yapsın Hakkı haykıran dil..

Erdoğanla kanka olmuş, Siyon uyuzhan
Temelle danışıklı dövüş yapar, hain Durduyan
Cumhurla Milleti harmanlar, Çün emir şeytandan
Uyanmaz gafil, ne yapsın Hakkı haykıran dil..

Milli Çözüm haykırır, bu gerçekleri
Ortaya koyar, tüm belge ve delilleri
Oyunlarını bozar ve korkutur, şeytanileri
Uyanmaz gafil, ne yapsın Hakkı haykıran dil..

Cansel

Yakın zamanda…
Gerçek zafer; kalıcı, köklü ve topyekün değişimlerle kazanılır. Daha Erbakan’ın E’sine ermeden; “YENİDEN, aniden” diyerek hakiki REFAHA erişilemeyecektir. Şişirilmiş balon misali boş heyecanlar, haliyle en ufak darbeyle sönüverecektir.

İşbirlikçi iktidarlar, hak dava içine yerleştirilmiş hainler, ve tüm bunların şakşakçısı, şıracısı yandaş medya, yazarlar ve bunların şuursuz destekçileri…

Vaadedilen gün yaklaşmaktadır, sizi birbirinize bağlayan menfaatler bir bir yok olacak, ve kaçacak delik arayacaksınız… Kim bilir bugün her tahribatına bir kılıf bulduğunuz iktidar ve hainleri belki de hiç desteklemediğinizi iddia edeceksiniz. Fakat o gün iş işten geçmiş, herkesin ayarı kimlikleşmiş olacaktır. Eğip bükmüye çalıştığınız ayetler tokat gibi yüzünüzde patlayacaktır. Allah davasına sahip çıkacaktır… Bizleri, ihtiyacı olmadığı halde bu davaya hizmet etmekle lütuflandıran Allah’a hamd olsun…

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
30
0
Yorumunuzu okumaktan memnuniyet duyarızx
Paylaş...