Fatma BETÜL ERİŞKİN / KONYA / 19.07.2017
Rüyamda:
Milli Çözüm Ekibini sahur yemeğine davet etmişim. Hazırlıklar bitmiş, misafirlerimiz gelmişler. Büyük cam kupalara çay dolduruyormuşum. Kardeşlerimiz uzun uzun sofraları doldurmuşlar. Sofralarda keyifli hoş sohbetler yapılıyormuş. Evin dış kapısından sesler duyup dışarıya çıkıyorum. Aziz Erbakan Hocamız ve Muhterem Ahmet Hocamız birlikte içeriye giriyorlarmış. Hocalarımın mübarek ellerini öpüp, içeriye buyur ediyorum. İçeriye teşrif ediyorlar. Kardeşlerimize selam verip: “Afiyet, şifa, feyz ve nur olsun” buyuruyorlar. Kardeşlerimiz yerlerinden kalkmak istiyorlar fakat Erbakan Hocamız müsaade etmiyorlar. “Çok az bir vakit kaldı, devam edin karnınızı doyurun!” buyuruyorlar. Sonra oturup kendileri de yemek yemeye başlıyorlar. İmsak vaktine doğru ben rahatsızlanıyorum. Nefes alamıyorum, beynim zonkluyor ve öyle daralıyorum ki, kimse farkına varamıyor. Bir süre sonra Erbakan Hocamızın ve Ahmet Hocamızın önlerine düşüp kalıyorum. Aradan ne kadar zaman geçiyor bilmiyorum, Erbakan Hocamız başımın altına sağ dizlerini, başıma da mübarek ellerini de koymuşlar. Ahmet Hocamız da başımda Kur’an-ı Kerim okuyorlarken kendime geliyorum. “Ne oldu bana?” diye sormak istiyorum ama dilim dönmüyor, söylediklerim anlaşılmıyor. Erbakan Hocamız yüzüme doğru eğilip: “Vücudun yorgun düşmüş zaten. Kalkma, biraz dinlenmene bak!” buyuruyorlar. Bir soğuk hissediyorum üşüyorum. Bakıyorum ki üzerim sırılsıklammış. Erbakan Hocamıza elimle gösteriyorum. Erbakan Hocamız: “Kardeşinizin üzerini değiştirin. Bir de üşütüp hasta olmasın” buyuruyorlar ve lavaboya kalkıyorlar. Ahmet Hocamız da kendileri ile birlikte kalkıyorlar. Ben orda kalıyorum. Kimse benimle ilgilenmiyor. Yerde boylu boyunca uzanmış, sessiz sessiz ağlıyorum. Zaten seslenmek istesem de sesim çıkmıyor, dilim dönmüyor. İçimden “Erbakan Hocamız emir buyurdukları için bari ilgilenin” diye geçiriyorum. Sabah ezanı okunmaya başlıyor. Erbakan Hocamız ve Ahmet Hocamız bulunduğumuz odaya giriyorlar. Herkesin yemeseler de hâlâ sofrada olduklarını görünce uyarıyorlar: “Ömür ya sofrada yahut yatakta geçiyor. Kalkın, ölüm sizi gaflette yakalamasın!” buyuruyorlar. Benim hâlâ yerde yattığımı görünce Erbakan Hocamız bir koluma girip beni yerden kaldırıyorlar ve: “Ahmeet kalk, verdiğimiz iş yine bizim başımıza kaldı!” buyuruyorlar. Diğer koluma da Ahmet Hocamız giriyorlar ve kardeşlerimize bakıp: “Sizi kardeşinize yardım etmekten, daha da önemlisi Efendinizin (SAV) emrini yerine getirmekten alıkoyan nedir? Kiminiz kardeşinizin öz kardeşi, kiminiz eşi, kiminiz evladı kiminiz akrabasısınız. Onu da geçin, siz din kardeşi, Milli Çözüm yaranısınız. Dikkat edin ölüm sizi bu lakaytlığınızdan dönüp tövbe etmeden yakalamasın!” buyuruyorlar. Beni başka bir odaya götürüyorlar. Erbakan Hocamız normalde içerde sahur yemeğine katılmamış bir kişiyi telefonla arayarak, kısaca durumu anlatıyorlar ve çoraptan gömleğe giyecek siparişi veriyorlar. Az sonra bu kardeşimiz elinde sipariş ettikleri kıyafet poşeti ile geliyor. Kuru kıyafetleri giyiyorum. Ama hâlâ konuşamıyorum, hâlâ ağrılar içerisindeyim. Erbakan Hocamız bize bakarak: “Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin diktiği erikler var, onlardan yiyince rahatlayacaksın. Gidip hem ziyaretimizi yapalım hem de size şifa olacak eriklerden bir miktar toplayalım!” buyuruyorlar. Ön tarafında kanatlı 10 kadar at koşulu olan bir araca biniyoruz. Araç hareket ederken çıkan sarsıntıyla uyanıyorum.
Te’vili: Fatma Betül kardeşimizin çok müjdeli ve eğitici rüyaları, bütün Milli Çözüm Ekibine manevi ziyafet sofrası gibidir. Ancak maalesef sadece bu rüyalardaki beşaret ve işaretlerle avunulmakta, gereğince sorumluluk kuşanılmamaktadır. Zafer hazırlığı ve heyecanıyla, ibadet ve hizmetlerde gevşeklik ve tembellik başlamaktadır. Ağır manevi baskı altındaki kardeşimize dualarımız ve telefonla moral desteği sağlanmalıdır. Ayrıca kanatlı atların çektiği arabalarla Hz. Peygamber iklimine manevi yolculuk başlamıştır. Allah C.C. riyadan ve şımarıklıktan saklasın. Âmin.
YETİŞ EFENDİM!
Manadan habersiz, gaflete daldım
Huzuru maddede, sandım Efendim…
Sonunda gönlümü, sevdana saldım
Yetiş hasretinle, yandım Efendim…
Kulağımı verdim, hayat suruna1
İnayetle erdim, vuslat Tur’una2
En yüksek tecelli, hilkat nuruna
Sonunda kavuşup, kandım Efendim…
Mehdi-i Muntazır, Ey Necm’üs-sakıp3
Nebiyy ahir zaman, Yaver’i Rakıp4
Tenezzül buyurup, gönlüme akıp
Sayende dirilen, candım Efendim…
Nasipsiz nankörler, hıyanet etti
Sadıklar hürmetle, ziyaret etti
Her zor zamanımda, siyanet5 etti
Mübarek ismini, andım Efendim…
O kimse ki Rabbı, hayrı dilemez
Kalbindeki kiri, pası silemez
Seni tanımayan, Hakkı bilemez
Şükür ki zatını, tandım Efendim…
Sadakat lüzumlu, sağlam irade
Hizmet ibadette, kaldım piyade
Bağışla kusurum, suçum ziyade
Şuursuz yol geçen, handım Efendim.
Ey Matlup, ey Maksut; en yüce Mahbup
Sen mahpus eyleme, Günaha mahsup6
Silip temizle ki, olmayam mahcup
Kirli bütün ömür, bandım7 Efendim…
1- Sur: Kalk borusu, kutsal çağrı
2- Tur: Dağ (Tur-i Sina: Hz. Musa’nın vahiy aldığı Sina Dağı)
3- Necm’üs-sakıp: Karanlığı delen yıldız.
4- Yaver-i Rakıp: Her şeyi murakebe-kontrol eden Allah’ın halifesi
5- Siyanet: Koruma, kollama
6- Bizi günahlarımıza karşılık cehennem hapishanesine atma.
7- Ömür bandı. Meleklerce filme alınan hayat kaydımız.

Muhabbetin Alametleri ve Gerekleri
[b]Muhabbetin Alametleri ve Gerekleri:[/b]
[b]A- 1) Muhabbet gayreti gerektirir. [/b]Hz. İbrahim’in Allah muhabbeti, Onu gayrete getirmiş, bu maksatla putları kırmaktan ve tüm zalim-kâfirlerin düşmanlığını göze almaktan çekinmemiştir.
2) Bu gayretin imtihanı şiddet ve hakarettir. Hz. İbrahim Nemrut’un ateşine atılmış, ama asla şikâyet etmemiş, tam bir teslimiyet göstermiştir.
3) Bu teslimiyetin neticesi, selamet ve emniyettir. Hz. İbrahim’i ateş yakmamış, üstelik gülistana çevrilmiştir.
[b]B- 1) Muhabbetin ikinci gereği ve alameti “emaneti ehline vermek”tir. [/b]Hz. İbrahim Allah’ın emaneti olan hanımı Hacer’i ve oğlu İsmail’i ıssız Mekke vadisinde, Rabbine teslim etmekten çekinmemiştir. Bugün, perde gerisinde, hiç kimsenin görmeyeceği ve hesaba çekemeyeceği bir yerde, HAKK’ın davetçisine değil, BATIL’ın temsilcilerine evet mührünü basacak kadar gafil ve gayretsiz kimseler, emaneti ehline vermiyor demektir.
2) Bu emanet şuuru ve sorumluluğunun imtihanı, hasrettir. Hz. İbrahim hanımının ve evladının hasretine dayanmış ve çilesini çekmiştir. Bugün de, emaneti ehline verenler, bir müddet bazı nimetlerden mahrumiyete rıza gösterecektir.
3) Bu hasretin meyvesi Hz. Hacer’in ulaştığı gibi zemzem ve Beytullah’ı imar ve ziyarettir.
[b]C- 1) Allah muhabbetinin üçüncü alamet ve gereği ise, canan uğruna ciğer paresini kurban ve kurbiyyettir.[/b] Hz. İbrahim (AS) Hz. İsmail’i (AS) bizzat boğazlamak emrini yerine getirmiş, kalbinde Allah muhabbeti dışında hiçbir muhabbet kalmaması için öz evladını kurban etmeye yönelmiştir. Çünkü hakiki anlamda bir kalbe iki sevgi yerleşmeyecektir ve bu şirk alametidir.
2) Bu kurbiyyetin imtihanı, şeytanların ve şeytanlaşmış insanların, çeşitli itham ve kınamalarına, merhametsizlik ve divanelikle suçlamalarına göğüs germek ve levm edilmeye sabretmektir. Şeytan taşlamak, Allah yolundaki feragat ve fedakârlıkların yüzünden seni kınayanlara haddini bildirmek ve defetmektedir. Yani sadece Allah’a teslimiyettir.
3) Bu teslimiyetin meyvesi ise, dünyada saadet, izzet ve hayırla yâd edilmek, ahirette ise cennettir.
Hz. İbrahim, oğlu Hz. İsmail’i, ıssız Mekke çöllerine terk etmesi ve Allah yolunda kurban vermekle emredilmesi, Nemrut’un korkunç ateşinden çok daha zor imtihan süreçleridir. Ve asla unutmayalım ki, Hz. İbrahim’in başına gelen bütün bu musibetlerin (yani kendisine isabet eden imtihan cilvelerinin) asıl amacı, Ona kendini bildirmek ve Rabbini öğretmek içindir, kalbini, Allah’ın dışındaki tüm muhabbet ve meyillerden temizlemeye ve şirkin her türlüsünü terk etmeye yöneliktir.
Siyaset ve Strateji Bilgeliği/ Ahmet AKGÜL
Riya ve kibir
Ahir zamanda imanın kor ateş gibi olması, tutanın elinin yanması bırakanın imanının gitmesi (h.ş.) imtihanın zorluğunu çok iyi anlatmakta. Cenabı Hakkın inayetiyle başkasına kor ateş gelen nice zahmetlerin bir lütuf olarak bizlere kolaylaştırılması, Hak’tan yana olma fırsatının tanınması lanetli şeytanın bizlere çok daha ustalık içeren vesveselerle ile yaklaşmasına ve imtihanımızın o denli zor olmasına sebep olmaktadır. Evet Hakk’tan taraf olan bizler, az olmanın, maddi olarak güçsüz gibi görünmenin ve daha nice zahiri zorlukların ve moral bozan şeylerin üstesinden gelebilmiş olmayı kendim(iz)e mal edecek olduğum(uz) zaman şeytana fırsat tanımakta ve bu gereksiz kibir ve riya nedeniyle Allah muhafaza imtihanı kaybetme, müflis olma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyoruz.
Bundan dolayıdır son zamanlarda sıklıkla içine düşülmüş olunan bir hatadan çevirmeyi amaçlayan ve bizim hayrımıza çok önemli ikazlar barından rüyayı nasip eden Rabbimize Hamd olsun. Tekrar tekrar hatırlıyor ve aklım(ız)a kazımak gerekiyor ki İzzet, Şeref, Onur, Haysiyet İslam Davasınındır. Bize düşen ise bu yolda bu değerlerden paye alabilmek ve akibetimizi ve ahiretimizi kurtarabilmek, Cenabı Hakk’ın rızasına erebilmektir. Rabbim şımarıklıklarım(ız)ı bağışlasın, Zatına layık kul, Habibine layık ümmet eylesin. Amin
İbadetin 5 şartı ve Cihad
İBADET VE HİZMETLERDE GEVŞEKLİK VE TEMBELLİĞİN BAŞLAMAMASI İÇİN, GEREKLİ SORUMLUĞU KUŞANMAK GEREKİR
Bir Şeyin İBADET olması-sayılması için Beş şart gerekir.
1- Her türlü ibadet ALLAH EMRETTİĞİ için yapılır.
2- Emredildiği ŞEKİLDE yapılır.
3- Emredildiği VAKİTTE yapılır.
4- Emredildiği KADAR yapılır.
5- Önem derecesine göre öne alınarak yapılır.
Örneğin NAMAZ; Allah emrettiği için kılınır, emredildiği şekilde (kıyam-ruku-secde gibi) emredildiği kadar (rekat sayısı gibi) emredildiği zamanda (günde 5 vakit ve o vakitlerin zamanında gibi) yapılırsa ibadet olur. ORUÇ; yılda 30 gün (şekli, zamanı ve miktarı bellidir) tutulur.
CİHAD’ta bir ibadettir ve bu beş şart yerine getirilirse İBADET hükmüne geçer. Cihad ibadeti de diğer ibadetlerdeki gibi Allah emrettiği için yapılır ve önem verildiği derecede öne alınarak yapılır. Ancak Cihat ibadetini diğer ibadetlerden ayıran özelliği emredildiği ŞEKİL, VAKİT ve MİKTAR kısımları, üzerimize aldığımız sorumluluk ve verilen görevin ifasına göre belirlenir ve diğer ibadetlerde olduğu gibi sabit olmayıp, cihad ibadetinin bir özelliği olarak değişkendir. Bu yüzden CİHAD İBADETİNİN ŞEKLİ (nasıl yapacağımız) hizmet, sorumluluk ve görev verilirken belirlenir, bu görevin icrası (emredildiği VAKİT) günün herhangi bir saatinde (başlangıç bitiş olarak) verilebileceği gibi bu görev verilirken rutin olarak ta her gün aynı saatte veya her hafta aynı günde gibi de belirlenebilir ve bu belirlenen rutine bağlı olarak yapılan görev tamam yeterli (emredildiği kadar) diyene kadar devam eder.
ÖZET OLARAK; Cihad ibadetinin ZAMANI günün (24 saatin) tamamıdır. ŞEKLİ (ne ve nasıl yapacağımız tarif edilir ve sorumluluk alanımız) göreve göre belirlenir. İşin mahiyeti ve bitirilmesi için verilen zaman (emredildiği kadar) kısmı cihad görevin MİKTAR’nı belirler. Bu şartların (hizmet, gayret ve sorumluklarımızın) eksiksiz-ilavesiz yerine getirilmesi; cihad ibadetimizin kabul olmasını sağlar.
SONUÇ: Verilen görevin icrasının CİHAD İBADETİ SAYILMASININ en kolay yolu; SÖYLENENİ YAPMAKTIR. (Söylendiği ŞEKİLDE, söylendiği KADAR ve İSTENİLEN ZAMANDA ) Ne bir fazla, ne bir eksik. Çünkü söylenenin dışında işi yapmak; hem o işin başarısını ve bereketini düşürecek ve bize ibadet (Cihad) sevabını da kazandırmayacaktır.
Görülen bu rüyada ve daha önceki rüyalarda Erbakan Hocamız tarafından eksiklerimiz ve neyi-nasıl yapmamız gerektiği söyleniyor. Bu söylenenleri tavsiye değil, öncelikli ve en önemli bir emir değerinde görüp gereğini yapmak ve yerine getirmek bizi olgunlaştıracaktır. Bu sayede herkes sorumluluğunun ve görevinin neyi, nasıl ve ne kadar yapması gerektiğini bilecek ve ona göre davranacaktır. Çünkü Hocamızın rüyalardaki tüm öğütleri, görev ve sorumluluk bilincinin oluşmasında bize temel ve alt yapı bilgisi oluşturacak-kavuşturacak niteliktedir. Ve Hocam rüyada verilen işin yapılmaması sonrası serzenişinde; “ömrünüz ya sofrada, ya yatakta geçiyor” derken, sorumluluk ve görev anlayışımızdaki gevşekliğe dikkat çekiyor. Ancak bu durum eksikliğimizin ön safhadır, sonrası ise görevlerimizi ve hizmetlerimizi ibadet yerine geçmesi için (SÖYLENENİ YAPARAK) yerine getirmektir.
Cenabı Hak bizi: Sorumluğunu bilip, görevini söylendiği gibi yapanlardan etsin ve hizmet, gayret ve ibadetlerimizin ifası noktasında tembelliğe, atalete ve gevşekliğe düşmeyecek şuur ve gayreti bize versin İnşaallah.
Şımarık,Nankör,Nasipsiz…Etme Ya Rabbi…
Rabbimiz bu gerceklere karşı yüksek bir şuurla,samimiyetle gereğini yapmayı bizlere nasip buyursun.Dinimize-davamıza karşı şımarık,nankör nasipsizlerden etmesin!Elçinin sözünü herhangi birinin sözü gibi görmek akılsızlığından-ahlaksızlığından,korusun-kurtarsın!..
“Ey iman edenler, (hiçbir meselede ve hiçbir şekilde, sakın) Allah’ın ve Resulû’nün önüne geçmeyin (Onların sözlerine kendi keyfinizce yorumlar getirmeyin ve kendi tahmin ve temennilerinizi onların üstünde tutuvermeyin) ve Allah’tan (gereği gibi korkup) sakının. Şüphesiz Allah, İşitendir, Bilendir.
Ey iman edenler, sakın seslerinizi de (Hz.) Peygamberin sesinin üstünde yükseltmeyin (kendi görüşlerinizi, Allah elçisinin sağlam hadis ve hükümlerine tercih etmeyin) ve birbirinize bağırıp çağırdığınız gibi, Ona da yüksek sesle söylemeyin; yoksa siz farkında ve şuurunda değilken, amelleriniz boşa çıkıverir.”
Hucurat 1-2
Gün geçtikçe imanı-bilinci,sadakatı ,gayreti artan ,sadıklar listesine bizleri de yazsın ve ebediyyen silmesin!
(Artık), “İman edenlerin Allah’ın (hüküm ve haberlerini, nimet ve hikmetlerini düşünmek) ve Hakk olarak indirilen Zikri (Kur’an’ı dikkatle okuyup anlamaya ve gereğini uygulamaya gayret etmek) için, kalplerinin saygı ve kaygı ile yumuşayacağı zaman halâ gelmedi mi? (Sakın) Müslümanlar, bundan önce kendilerine kitap verilip de, sonra üzerlerinden uzun bir süre geçtiğinden bu nedenle kalpleri katılaşmış (böylece kitaplarını bozmuş, dinlerini yozlaştırmış ve Hakk Dinden uzaklaşmış) bulunanlar gibi olmasınlar! Ki onların çoğu da fasık (günah ve kötülüğe dalmış) olan kimselerdi.” Hadid-16
Ayetlerinin tokadını yemekten esirgesin!..Amiin…
Şimal Yıldızi
Ağustos Eylülü Aratır
Anadolu Şaha Kalkar Arınır
Hesaplar O Gün Paylaşılır
Şimal Yıldızı Zuhurda Ulaşır