RÜYA ÂLEMİNDE, ERBAKAN HOCAMIZIN
İBRETLİ ÖĞÜTLERİ VE HİKMETLİ ÖĞRETİLERİ
FATMA BETÜL ERİŞKİN / KONYA / 05.04.2021
Rüyamda: Çok büyük, dubleks bir evde oluyorum. Evin tüm pencere ve kapıları sonuna kadar açıkmış ve evin kocaman bir ön bahçesi varmış. Bu bahçe, büyük büyük asırlık ağaçlarla doluymuş. Dallarına salıncaklar kurulmuş, masalar, sandalyeler, kamelyalar varmış. Bakımlı ve çok hoş, huzur dolu bir bahçeymiş. Arka bahçe daha da büyük, bir koru gibiymiş sanki. Bahçenin sonunu görebilmek için saatlerce yürüyorum. Ağaç dallarının rüzgârla buluşmuş hali öyle dinlendiriyor ki beni. Gözlerimi kapatıp dakikalarca rüzgârın “huu” sesini dinleyerek yürüyorum. Bir müddet sonra, rüzgâr sesine bir de su sesi ekleniyor. Gözlerimi açınca bahçenin sonunda bir nehir olduğunu görüyorum. Nehir sanki evimizin ve bahçemizin altından çağlıyor ve on metre kadar ileride de su uçuruma dökülüyor. Suyun ilerisi görünmüyor, sanki orada dünya bitmiş de, su yuvarlak bir şekilde dünyanın sonuna, belki de sonsuzluğa dökülüyor. Yeşil, mavi, rüzgâr, huzur, endişe… Bir anda dört mevsim yaşar gibi birçok duyguyu yaşıyorum. Nehrin kenarına oturup gözlerimi kapatıyorum. Suyun çağlayışını dinliyorum. Derken yanımda bir nefes hissediyorum. Aklıma ne korku ne de endişe gelmiyor. Yavaşça gözlerimi aralıyorum, sanki huzuru tamamlamaya gelmiş, ruhumun ta derinine dokunmaya gelmiş bir nefes oluyor gelen. Aziz Erbakan Hocamız selam veriyorlar. Selamlarını alıp doğrulmaya çalışıyorum. Omzuma dokunarak mani oluyorlar ve hemen yanıma oturuyorlar. Bir süre mübarek gözlerini kapatıp rüzgârın ve suyun sesini dinliyorlar. Ben de uzun uzun mübarek yüzlerini, yüzlerindeki o dinginliği izleyip kaydediyorum beynime. Sonra mübarek gözlerini açıyorlar.
Erbakan Hocamız: “Artık (iman ve itaat ehli) hiçbir kimse, yaptıklarına karşılık olmak üzere kendileri için gözler aydınlığı (ve mutluluk kaynağı) olacak nelerin (hangi sayısız nimetlerin) saklandığını (şimdiden ve görmeden) bilemez. (Cennette karşılaşacaktır.)” (Secde Suresi: 17’nci Ayet)” buyurdular. Ben: “Amenna Aziz Hocam!” dedim. Erbakan Hocamız: “Kimin imanı artar veya azalırsa, belası da artar veya azalır. O halde insanın, her zaman başına gelen şey Allah’ın imanını artırması, sevap kazanması için olmayabilir. Belki de imanı azaldığı, imanı yara aldığı için başına gelenler bela cinsindendir!” buyurdular. Ben: “O halde hep korku içinde mi olmalıyız Aziz Hocam?” dedim. Erbakan Hocamız: “Korku demeyelim, ama ‘her an kendinizi denetleyip muhasebe içinde olmalısınız,’ diyelim. İmanınızın derecesini sürekli kontrol altında tutmalısınız! Hedefiniz her an O’nun rızası olmalı. Kalbinde Allah’ın rızasına ulaşma isteği olan kişi, yolun yarısını almış demektir. Kurtuluş; sebep ve vasıtalara bakmaksızın, tüm olup biteni Allah’tan bilmektir!“ buyurdular. Ben: “Peki, kayıp nedir Aziz Hocam?” dedim. Erbakan Hocamız: “Her yeni günde, dini mübin için kazançta olmayan kimse kayıptadır! Yaşayacaklarına ve yaşadıklarına başkasını sebep gören, telafisi için başkasından destek ve yardım bekleyen kayıptadır. Allah’tan başka tutunduğun her şey başına bela olur! Bize göre gerçekten inanmış insanı diğerlerinden ayıran cümle şudur; ‘Vardır Rabbimin bir bildiği!’ İmtihan ve sıkıntılar üst üste geldiğinde; ‘Rabbim beni benden daha iyi bilir’ dersen sana, kadere rıza verilir. Böyle demezsen ne olur? Hem mecburen başına gelmiş olanı çekersin, hem de dünya ve ahirete dair hiçbir kazancın olmaz. Peki, bu tevekkül ve teslimiyet eksikliği yüzünden Allah’ın rızasını ve ahiret sevabını kaybetmeye değer mi? Siz siz olun, birkaç günlük ömre aldanıp da yarın Allah’ın huzurunda mahcup olmayın! Eğer Allah’ı sevdiğini iddia ediyorsan, başına gelen bela ve musibetlerden şikayet etme! Şikayet edersen, sevgin yalandır!.. ‘Ama Hocam, ben kulum, bazen aciz düşebilir, şikayet edebilirim’ dersen de, halini Allah’a şikayet et. Allah ki kulunu affeder. Rahatsızlığına merhamet eder, şifa verir. Şikayetini kulunun başına kakmaz. Bir de sıkıntı anında veya kurtulduktan sonra tevbe eder, acziyetini ortaya koyarsan, yaşadığın sıkıntıyı sevaba çevirir. Yanılır, şaşırır halini kula arz eder, şikayet edersen; sıkıntıdan kurtulsan da, sıkıntı içinde ölsen de seninle ilgili konuşacak bir şey bulup, sürekli seni acziyetinle ilgili daraltır. İnsanın başına gelen şeyler, hiç kimsenin değil, kendisinin eliyledir. İnsanın hayatı, düşüncelerinin ürünüdür. İnsanın mutluluğu, mutsuzluğu, endişesi veya gönül huzuru sadece kendi ruhundan kaynaklanır! Kusurlarını gör, üzerinde düşün, onların tedavisiyle meşgul ol. Zikrullah ile arkadaş ol ve dilini tut. Her gün, dününü tart, ders çıkar… Bugün aynı hataları yapmadan tertemiz yaşa… Yarın için, Rızayı İlahi, cennet ve Cemal için ümitlen… Şöyle de kendine: ‘Hangi günah Rabbimin merhametinden daha büyük olabilir ki?!..” buyurdular. Bir süre sessiz beklediler sonra devam ettiler.
Erbakan Hocamız: “Dünyanın özeti nedir biliyor musun? Mezardakilerin bin pişman oldukları şeyler için, dünyadakilerin birbirini yemesidir!.. Öyle çok şaşırıyorum ki; hesaba çekileceğine kesin olarak inanan bir insanın tek gayesi nasıl mal-mülk toplamak, yığmak olabilir?.. Kabre girenleri görüp kendisinin de bir gün muhakkak kabre gireceğini kesin olarak bilen bir insan, nasıl olur da her an gülebilir?.. Oysa asıl gaye ve gayret, ruhu kemale erdirmek, nefsi yenmek, bedeni ölüme hazırlamaktır! Eninde sonunda varacağın yer kabir değil mi? Bak, insan ömrünü anlamak ve anlatmak aslında öyle kolaydır ki… Düşün ki, yürürken arkandan bir arslan koşuyor. Bütün gücünle bu aslandan kaçmak için koşmaya başlıyorsun. Kaçarken yolda bir kuyu ve kuyuya sarkıtılmış bir ip görüyorsun. ‘Hemen ipe sarılıp kuyuya ineyim’ diyorsun. İpi ellerinle sıkı sıkı kavrıyorsun. Kuyuya inerken, kuyunun dibinde kocaman bir yılan olduğunu fark ediyorsun. Yılan ağzını açmış sana doğru yükseliyor. Tam o esnada biri siyah biri beyaz iki tane fare görüyorsun. Tutunduğun ipi kemirmeye başlıyorlar. Sen her yerden bela ile karşı karşıya iken, ağzında tatlı bir şey hissediyorsun. Bir arı bir damlacık balı ağzına bırakıyor… Sen o balın tadına aldanıp-oyalanıp da asıl tehlikeleri unutursan işte bu gaflet yanılgısıdır. Peşinden koşan aslan, ölüm meleğidir. İçinde yılan bulunan kuyu, senin mezarındır. Sarıldığın ip, dünya hayatıdır. Siyah ve beyaz fare ise, gece ile gündüzdür; ömrünü kemirirler. Ağzında hissettiğin bal da geçici bir lezzettir ve sana aslanı unutturur!.. Tüm bunları yaşarken veya yaşadıktan sonra da atalarının temizliğine, ibadetlerine güvenme, atalarının dindarlığı ile kurtulacağını sanma. Babanın yediği yemekle senin karnın doyuyor mu ki? ‘Ben Hocamı çok seviyorum, O’nun sevgisi beni kurtarır’ da deme! Çünkü kişinin ahlâkı, sevdiği kişinin ahlâkı ile aynı olur. Bu sevenin keyfine ve tercihine bağlı değildir; sevgi bunu icap ettirir. Seviyorum dediğin kişiyle hayat amacın ve ahlâk ayarın aynı değilse, sevdiğini iddia etme! Beraberlik ve kurtuluş bekleme!..
Ahmet’in yazılarını, Ali’nin (Mert), Bizim videolarımızı tek tek dinleyip, yine tek tek yazdığı kayıt notlarını, belge ve yazıları okurken de, öyle kaza-bela savar cinsinden okumayın. Okumak üç türlüdür;
1- Dilin okuması; kıraattır…
2- Aklın okuması; tefekkür ve anlamaya çalışmaktır…
3- Kalbin okuması ise; hayattır!.. Okuduklarını ve duyduklarını hazmedip uygulamaktır.
Unutmayın, elindeki sırrı saklamayana yeni sırlar verilmeyecektir… Yapılan uyarıları yok sayana yeni uyarılar gereksizdir… Uyarıları yok saymak da bir şekilde uyarıyı kabul etmemektir!.. Gerçekten inanan bir insan uyarıyı dikkate alır! İnanan ve Allah’a yakın bulunan bir insan olmanın özeti; ulaşamadığına tevekkül, ulaştığına rıza ve şükür, kaybettiğine ise sabır ve hakkında hayır olduğunu kabuldür. Zira, hayatına dönüp bir bakarsan, iyi bir şeyden mahrum edildiğini düşündüğün her sefer, aslında hep daha iyi şeylere yönlendirildiğini göreceksin! O halde; her ne olursa olsun, Allah’ın hükmünün senin için en uygun ve en yararlı şey olduğu hususunda kalbini de ikna et!.. Rabbimizin haşa olmadığı, her aşamasına dokunmadığı bir hayat olur mu? Rabbini ve uyarılarını dikkate alıp, O’nu hayatının merkezine oturtacaksın! O’nsuz bir hayat kurmaya çalışırsan, sonsuz hayatı kaybedersin! Hayatının merkezine Rabbini koyduğun an, finali sen oynarsın, perdeyi kader kapatır! Cennet, cemal ve sonsuzluk sonun olur!” buyurdular. Sonra kısık bir sesle mırıldanmaya başladılar…
Cana cefa kıl ya vefa
Kahrın da hoş, lütfun da hoş
Ya dert gönder, ya da deva
Kahrın da hoş, lütfun da hoş.
Hoştur bana, Senden gelen
Ya hayattır, yahut kefen
Ya taze gül, yahut diken
Kahrın da hoş, lütfun da hoş.
Gelse, Celalinden cefa
Yahut, Cemalinden vefa
İkisi de, cana safa
Kahrın da hoş, lütfun da hoş
Ger bağ-u ger, bostan ola
Ger saray ger, zindan ola
Ger vuslat ger, hicran ola
Kahrın da hoş, lütfun da hoş
Ey Padişah-ı, Lemyezel!
Zat-ı Ebed, Hayy-ı Ezel!
Ey lütfu bol, kahrı güzel!
Kahrın da hoş, lütfun da hoş
Ağlatırsın, zari zari
Cennet verirsin, Ey Bari!
Layık görür, isen nari
Kahrın da hoş, lütfun da hoş
Gerek ağlat, gerek güldür
Gerek yaşat, gerek öldür
Bu can her hal, Sana kuldur
Kahrın da hoş, lütfun da hoş!
Kaç kez söylediklerini hatırlamıyorum, ama sanki saatlerce, dua kabilinde bu ezgiyi söylediler. Sonra Erbakan Hocamız: ‘Allah’ım, nimetinin yok olmasından, verdiğin afiyetin (sağlık ve nimetin) bozulmasından, ansızın cezalandırmandan ve öfkene sebep olacak her davranıştan Sana sığınırım!’ ‘Rabbiğfirli ve hebli mülken la yanbeğı li ehadin min bağdi inneke entel vehhab!’ de!” buyurdular. O esnada uyandım.
قَالَ رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَهَبْ ل۪ي مُلْكًا لَا يَنْبَغ۪ي لِاَحَدٍ مِنْ بَعْد۪يۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ
“(Hz. Süleyman:) “Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak (başka birisinin bir daha ulaşamayacağı) bir mülkü (maddi imkân ve iktidarı) bana hibe-armağan edip (büyük lütfuna ulaştır!) Şüphesiz Sen, karşılıksız armağan edensin” (diye yalvarmıştı. Evet, Hakkı ve adaleti yürütmek, halka hizmet, hayra rehberlik etmek ve bu yolla Allah’ın rızasına erişmek maksadıyla Mevlâ’dan imkân ve iktidar istenebilir ve bu yönde çalışmalıdır.)” (Sâd Suresi: 35’inci Ayet)
Te’vili:
Normalde ciltler dolusu kitapla ancak anlatılabilecek; kulluk bilincini ve imtihan görevini, çok veciz ve etkin ifadelerle öğreten, ikramı İlahi ve ilhamı Rabbani olan salih bir rüyadır.
“Kurtuluş; sebep ve vasıtalara bakmaksızın, tüm olup biteni Allah’tan bilmek (ve bunların hakkımızda en hayırlı olduğunu kabullenmek)tir!”
“İnsanın başına gelen şeyler, hiç kimsenin değil, kendisinin eliyledir!” (Bizim başımıza gelenler, iyiliklerimiz veya kötülüklerimiz sebebiyledir!)
“Mezardakilerin bin pişman oldukları şeyler için, dünyadakilerin birbirlerini yemeleri; ne boş ve nahoş bir vaziyettir!”
“Seviyorum dediğin kişiyle hayat amacın ve ahlâk ayarın aynı değilse, sevdiğini iddia etme! Beraberlik ve kurtuluş bekleme!..”
“Ahmet’in yazılarını, Ali’nin (Mert), Bizim videolarımızı tek tek dinleyip, yine tek tek yazdığı kayıt notlarını, belge ve yazıları okurken de, öyle kaza-bela savar cinsinden okumayın. Okumak üç türlüdür;
1- Dilin okuması; kıraattır…
2- Aklın okuması; tefekkür ve anlamaya çalışmaktır…
3- Kalbin okuması ise; hayattır!.. Okuduklarını ve duyduklarını hazmedip uygulamaktır.”
“İnanan ve Allah’a yakın bulunan bir insan olmanın özeti; ulaşamadığına tevekkül, ulaştığına rıza ve şükür, kaybettiğine ise sabır ve hakkında hayır olduğunu kabuldür.”
Gibi hikmet ve hakikat incilerini; böylesine özet halinde ve bu yüksek özellik ve güzellikte, Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler dışında, başka bir yerde bulmak imkânsızdır.
En son dua makamındaki, Hz. Süleyman’ın temennisi olan ayeti kerime ise, tarih boyunca hiç kimseye nasip ve müyesser olmayan, dünyaya hâkimiyet mülkünün ve en kutlu zafer hükmünün Ahir Zaman sadıklarına lütfedileceğinin bir müjdesi olarak algılanıp şükür secdesine varılmalıdır.
Her şeyin en doğrusu, elbette Rabbimizin katındadır!

RABBİMİZİN HER HÜKMÜNE RAZI OLMAK!
Ey bizleri bizlerden daha iyi bilen Rabbimiz.
Ey Merhameti günahlarımızdan daha büyük olan Rabbimiz.
Hayat amacımızı ve ahlâk ayarımızı Hocamızla aynı eyle.
Bizleri, hem diliyle, hem aklıyla ve hem de kalbiyle okuyanlardan eyle.
Bizleri sebep ve vasıtalara bakmaksızın tüm olup biteni Senden bilip kurtulanlardan eyle.
Bizleri her yeni günde, dini mübin için kazançta olmayan kimselerden eyleme.
Her hükmü bizler için en uygun ve en yararlı Allah’ım
Kahrının da hoşluğunu, lütfununda da hoşluğunun sırrını bizlere göster.
Ya Rabbi, bizleri uyarılarını dikkate alan ve Seni hayatının merkezine oturtanlarda eyle.
Ya rabbi bizleri Sensiz bir hayat kurmaya çalışıp, sonsuz hayatı kaybedenlerden eyleme.
Allah’ım,
Nimetinin yok olmasından…
Verdiğin afiyetin (sağlık ve nimetin) bozulmasından…
Ansızın cezalandırmandan…
Öfkene sebep olacak her davranıştan Sana sığınırım!’
“…Şüphesiz Sen, karşılıksız armağan edensin”
Amin.
İhtiyaca Binaen
Neye ihtiyacımız var, neyi öne almalı neyi geri bırakmalıyız gibi soruları çokça sorduğumuz bu dönemde ihtiyacımıza binaen bir lütufa mazhar olduk. Tevilde de ifade buyurulduğu üzere, normalde ciltler dolusu kitaplar ile ifade edilebilecek gerçekler gayet öz ve net bir biçimde bizlere ulaşmış. Benlik-bencillik kavgasını bitirebilmeyi başarıp, bu mübarek Ramazan ayını fırsat bilerek gönülden Hakk’a yönelip, istikametten ayrılmadan imtihanı neticelendirme başarısını ve şerefini elde ederiz inşallah.
Te’vil İle İlgili Ayetler
“Kurtuluş; sebep ve vasıtalara bakmaksızın, tüm olup biteni Allah’tan bilmek (ve bunların hakkımızda en hayırlı olduğunu kabullenmek)tir!”
(Halbuki) Her nerede olursanız (olun), ölüm sizi bulur (ve dünyanızdan koparır); yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile (Azrail canınızı alır). Onlara bir iyilik (her türlü nimet ve fazilet) dokunsa: “Bu, Allah’tandır” demeye (başlarlar); onlara bir kötülük (musibet ve felaket) dokununca da: “Bu Sendendir” diyerek (ey Elçim, Seni suçlamaya çalışırlar). De ki: “(Bunların) Tümü Allah’tandır.” (Ama sizin de bu neticelerde; iradenizin, yani niyet ve gayretinizin elbette payı ve karşılığı vardır. Bunları açıklayan elçilerin gönderilişi de Mevlâ’nın lütfundandır.) Fakat bu (sorumsuz) topluluğa ne oluyor ki, hiçbir sözü anlamaya yanaşmayıp (Kur’ani emirleri kavramaya) gayret etmemektedirler? (Nisâ 78)
(Ey insan!) Sana iyilikten (ve güzellikten yana) her ne gelip isabet ederse (o) Allah’tandır; kötülükten (bela ve musibetten) de sana her ne gelip dokunur ise, o da nefsinin (hatası)dır. (Ey Resulüm!) Biz Seni insanlara bir elçi olarak gönderdik; şahit olarak Allah yeterlidir. (Nisâ 79)
“Mezardakilerin bin pişman oldukları şeyler için, dünyadakilerin birbirlerini yemeleri; ne boş ve nahoş bir vaziyettir!”
Biliniz ki dünya hayatı, (aslında sadece bir) oyun ve oyalanma (süreci), ziynetlenme (zevklenme) ve aranızda övünme (vesilesi) ve daha çok mal ve çocuk sahibi olma hevesinden ibarettir. Bu ise şu yağmura benzer ki, onun (topraktan) bitirdiği yeşillikler, (önce) ekincilerin hoşuna gitmektedir. Ama bu bitkiler, sonra (meyve vermeden birden) kuruyuverecek ve sapsarı olduğu görülecek, ardından çer çöp olup gidecektir. Ahirette ise, (kulluğunu-görevlerini unutup dünyaya dalıverenleri) çetin (ve sonsuz) bir azap (beklemektedir; dünyalıklarını Allah’ın emirlerine uygun olarak kazanıp O’nun yolunda harcayanlar için ise) Orada Allah’ın rızası ve afv edip bağışlaması vardır. Dünya hayatı, sadece aldatıcı bir sermayeden (ve geçici bir süreçten) ibarettir. (Hadîd 20)
“İnsanın başına gelen şeyler, hiç kimsenin değil, kendisinin eliyledir!” (Bizim başımıza gelenler, iyiliklerimiz veya kötülüklerimiz sebebiyledir!)
Size isabet eden (sıkıntı, sarsıntı ve) musibetler; kendi ellerinizle kazanıp (yaptığınız yanlış işler ve kötülükler) yüzündendir. Üstelik (Cenab-ı Hakk hatalarınızın ve ihmalkârlığınızın) birçoğunu da affetmektedir. (Şûrâ 30)
“Seviyorum dediğin kişiyle hayat amacın ve ahlâk ayarın aynı değilse, sevdiğini iddia etme! Beraberlik ve kurtuluş bekleme!..”
(Elbette ve kesinlikle Hz.) Muhammed (S.A.V) Allah’ın Resulüdür; beraberinde bulunanlar (ve kıyamete kadar Onun yanında ve yolunda olanlar) da; inkârcı (zalimlere) karşı şiddetli (cesaretli, mert ve metin), kendi aralarında ise (gayet müsamahalı ve) merhametlidirler. Onları rükû ve secde ederek (her hizmet ve ibadetlerinde sadece) Allah’ın fazlını ve rızasını ararken görürsün. Onların nişanları, (nurlu) yüzlerindeki secde izleridir. Bu onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları ise şöyledir: Sanki bir ekin (tohum kabuğunu) yarıp filizlerini çıkarmış, gittikçe onu (bitki fidesini ve gövdesini) kuvvetlendirerek kalınlaşmış, derken sapları üzerine doğrulup boy atmıştır. Ki bu durum (emek çeken) ziraatçıların da hoşuna gider. Allah’ın (mü’minleri ve İslami hareketleri böyle tedricen geliştirip güçlendirmesi) bunlarla kâfirleri öfkelendirmek (ve zalimleri kahretmek) içindir. (Ama onlardan, sonunda inadından ve inkârından dönüp) İman eden ve salih ameller işleyenlere Allah (yine de) mağfiret ve büyük mükâfat va’ad etmiştir. (Fetih 29)
EL AMAN YA RABBİ…AYAĞIMIZI KAYDIRMA…
… İmanınızın derecesini sürekli kontrol altında tutmalısınız! Hedefiniz her an O’nun rızası olmalı. Kalbinde Allah’ın rızasına ulaşma isteği olan kişi, yolun yarısını almış demektir…
…‘Ben Hocamı çok seviyorum, O’nun sevgisi beni kurtarır’ da deme! Çünkü kişinin ahlâkı, sevdiği kişinin ahlâkı ile aynı olur. Bu sevenin keyfine ve tercihine bağlı değildir; sevgi bunu icap ettirir. Seviyorum dediğin kişiyle hayat amacın ve ahlâk ayarın aynı değilse, sevdiğini iddia etme! Beraberlik ve kurtuluş bekleme!..
…İnsanın başına gelen şeyler, hiç kimsenin değil, kendisinin eliyledir. İnsanın hayatı, düşüncelerinin ürünüdür. İnsanın mutluluğu, mutsuzluğu, endişesi veya gönül huzuru sadece kendi ruhundan kaynaklanır! Kusurlarını gör, üzerinde düşün, onların tedavisiyle meşgul ol. Zikrullah ile arkadaş ol ve dilini tut. Her gün, dününü tart, ders çıkar… Bugün aynı hataları yapmadan tertemiz yaşa…
…Yapılan uyarıları yok sayana yeni uyarılar gereksizdir… Uyarıları yok saymak da bir şekilde uyarıyı kabul etmemektir!.. Gerçekten inanan bir insan uyarıyı dikkate alır!…
…Rabbimizin haşa olmadığı, her aşamasına dokunmadığı bir hayat olur mu? Rabbini ve uyarılarını dikkate alıp, O’nu hayatının merkezine oturtacaksın! O’nsuz bir hayat kurmaya çalışırsan, sonsuz hayatı kaybedersin! Hayatının merkezine Rabbini koyduğun an, finali sen oynarsın, perdeyi kader kapatır! Cennet, cemal ve sonsuzluk sonun olur!” buyurdular….
Sonsuz Şükür
Okumayı ve anlamayı lutfeden Rabbimize sonsuz hamdolsun…İnşaAllah hakkıyla yaşayabiliriz…
Ömür sermayemizi en güzel şekilde değerlendirebiliriz….
Amin
Dünyada da Ahirette de Saadete Erebilmek İçin Lütfedilenleri DİLLE olduğu gibi AKLIMIZLA ve KALBİMİZLE de Okuyanlardan Olmamızı Lütfeyle RABBIM ALLAH’IM
Estağfirullah, estağfirullah estağfirullah…..Elhamdülillah, elhamdülillah, elhamdülillah… Ya rabbi ya rabbi ya rabbi Milli Çözüm ve Üstad Ahmet AKGÜL Hocamızın Hatırına sahip olduğumuz bu ve benzeri parayla malla mülkle satın alınamayacak bu nimetleri, DİLLE OKUMAYI LÜTFETTİN, ne olur ya rabbi AKLIMIZLA ve KALBİMİZLE DE hakkıyla okuyabilmeyi bizlere daim lütfeyle…
Söyleneni yapmak , tavsiyelere ve talimatlara uymak….vb, Aziz Erbakan hocamızın Üstad Ahmet Akgül hocamızın Milli Çözüm’ün yolunun yolcusu olmak için tavsiyelere talimatlara önem ve öncelik vermeye , çalışmaz gayret ve çaba sarfetmek için halisane sadıkhane niyet ve eylemde bulunmaz isek birbir bunca kıymetli nimetler elimizden alınır… Hiçbir açık kapı bırakmadan, şeytana mahal vermeyecek şekilde tam ve katıksız iman ve sadakatle önem ve önceliklerimiz arasına almak için zamanımızdan paramızdan malımızdan gerektiği – yettiği – olduğu kadar fedakarlık etmez isek malesef nimetlerin elimizden alınmasıyla kalmaz maddi – manevi ferahlık ve huzurda elimizden alınır , şeytanın ve avanesinin oyuncağı olur çıkarız. Bir çok hakikate nail olmanın verdiği büyük tehlikeyi hiçbir zaman kafamızdan kalbimizden çıkarmadan, çünkü bilenin ayağının kayması ile bilmeyenin auağının kayması arasında deniz ve dağ kadar büyük Allah muhafaza farklılık arzeder. Rabbim cümlemize maddi -manevi nimetlerin farkındalığını hissettirsin ve gereğini yerine getirme hususunda dirayet lütfeylesin. Amin amin amin.
FÎHİ MA FÎİH
Özün Özü mahiyetindeki bu eşsiz hakikatlerle, hayatı Allah İçin Yaşama yla manalı kılan bu ulvî değerlerle bizleri şereflendiren Rabbimiz e sonsuz Hamdü Senalar Olsun, Nankörlükten korusun…
Siz siz olun, birkaç günlük ömre aldanıp da yarın Allah’ın huzurunda mahcup olmayın!
[b]Milli Çözümün haklı, hayırlı yoluna, Üstad Ahmet Akgül Hocamızın taktire şayan gayretine, ferasetine ve bilgeliğine işaret ve beşarettir böylesine sayısız Rahmani rüyalar. [/b]
Bir ömür cihat yolunda (hakkın yeryüzüne hakim olması uğrunda) en etkili çalışmayı, Aziz Erbakan Hocamızın izinden milim sapmadan, yürütmenin hediyesidir [b]“Üstad Ahmet Akgül Hocamıza ve izinden yürüyen Milli Çözüm sadıklarına”[/b] böylesine yol aydınlatan, kalpleri eğiten Rahmani rüyalar.
Şaşı bakana sormak lazım:
Milli Çözüm “Feto” dediğinde (Fetö’ye karşı en açık ve etkin çalışmayı yürüttüğünde) olayın ehemmiyetini aklımız almazken, tüm Tv’ ler de, Milli Çözüm gibi “Fetö” demeye başlayınca sende dedin “Milli Çözüm haklıymış “Fetö “ ülkemiz için büyük tehditmiş.”
Örneğinde olduğu gibi: Kur’an’a, sünnete… Aziz Erbakan Hocamızın davası gibi her bir şaşmaz kritere uygunluğu açık olan Rahmani rüyalara inanmak ve gereken dersi çıkarmak için illa; TV’lerden duyunca mı bu gerçekleri idrak edip, kadir kıymet bilip, gereğini yapacağız!
O an da ki inanç da ne kadar geçerli ve kıymetli acaba?
Rüyada geçen; [b]“Rabbini ve uyarılarını dikkate alıp, O’nu hayatının merkezine oturtacaksın! O’nsuz bir hayat kurmaya çalışırsan, sonsuz hayatı kaybedersin!”[/b] uyarısından da gereken dersleri çıkarma duası ile.
RÜ’YA İLHAMDIR!
Ruh ekranına, yansıyan gölgeler
Levh-i Mahfuzdan, basiret rüyalar!
Akıl ayağına, yasak bölgeler
Sır dünyasından, işaret rüyalar!
Akisler geliyor, kader filminden
Nasipler iniyor, ezel ilminden
Saniyeler gibi, zaman dilminden
Aylar, yıllar süren, hikmet rüyalar!
Fasık, facir; Hak feyzine eremez
Zalim, hain; nefsi yere seremez
Kirli ayna, saf görüntü veremez
Furkan nurundan, feraset rüyalar!
Şeytani rüyalar; sinsi, kirlidir
Şehvet şirret dolu, çetrefillidir
Rahmani rüyalar, has fikirlidir
Uyarı, mesaj; nasihat rüyalar!
Yalancının rüyası da sahtedir
Münafık, zalimle; aynı saftadır
Tüm insanlık, bugün ruhen hastadır
Ahir zamanda, beşaret rüyalar!
Rüyayı, hülyadan ibaret sanma
Manevi bir derstir, nasipsiz kalma
Kırk hoca anlatır, kâr etmez amma
Hakka döndürür, hidayet rüyalar!
İman itikat ehline hitabım
Rüya ikliminde, hikmet mehtabım
Ayet ayet, haber verir Kitabım
Kur’anımızda bir ibret rüyalar!
Şer’i delil değil, amma sünnettir
İstihare; tatmin, kalbe ziynettir
Sadık rüya, sahibine senettir
İlahi ilham, hakikat rüyalar!
MilliCozum.Com
YA RABBİ BİZLERE İMTİHANIMIZDA YÜZ AKLIĞI VER!.
Ya Rabbi bizleri gaflete düşürtme şaşırtma şımartma
Ya Rabbi her an şuurlu eyle kul eyle haddi aşırtma!.
Ya Rabbi bizleri sevgisinde davasında sahte kılma!.
Ya Rabbi kusurlarımızı affet bizden hidayetini alma
Ya Rabbi davandaki gayretimizi arttır ulaştır rızana!.
Ya Rabbi yaşamına bende kıl komşu eyle Erbakan’a!
Ya Rabbi İslam Birliği Adil Düzen kurulsun dünyaya!.
Ya Rabbi bizleri vesile kıl nurunun tamamlanmasına
OKUMAK ÜÇ TÜRLÜDÜR
1- Dilin okuması; kıraattır…
2- Aklın okuması; tefekkür ve anlamaya çalışmaktır…
3- Kalbin okuması ise; hayattır!.. Okuduklarını ve duyduklarını hazmedip uygulamaktır.”
“İnanan ve Allah’a yakın bulunan bir insan olmanın özeti; ulaşamadığına tevekkül, ulaştığına rıza ve şükür, kaybettiğine ise sabır ve hakkında hayır olduğunu kabuldür.”
O’nsuz bir hayat kurmaya çalışırsan, sonsuz hayatı kaybedersin!
Seviyorum dediğin kişiyle hayat amacın ve ahlâk ayarın aynı değilse, sevdiğini iddia etme! Beraberlik ve kurtuluş bekleme!..
Yarabbim Tüm kardeşlerimizin bu cümleden hissetlerinden dolayı ettikleri dualara binler amin..
“İnanan ve Allah’a yakın bulunan bir insan olmanın özeti; ulaşamadığına tevekkül, ulaştığına rıza ve şükür, kaybettiğine ise sabır ve hakkında hayır olduğunu kabuldür.”
Hoştur bana, Senden gelen Ya hayattır, yahut kefen Ya taze gül, yahut diken Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Şûrâ 30
Size isabet eden (sıkıntı, sarsıntı ve) musibetler; kendi ellerinizle kazanıp (yaptığınız yanlış işler ve kötülükler) yüzündendir. Üstelik (Cenab-ı Hakk hatalarınızın ve ihmalkârlığınızın) birçoğunu da affetmektedir.
O halde; her ne olursa olsun, Allah’ın hükmünün senin için en uygun ve en yararlı şey olduğu hususunda kalbini de ikna et!.. Rabbimizin haşa olmadığı, her aşamasına dokunmadığı bir hayat olur mu? Rabbini ve uyarılarını dikkate alıp, O’nu hayatının merkezine oturtacaksın
[b]“Seviyorum dediğin kişiyle hayat amacın ve ahlâk ayarın aynı değilse, sevdiğini iddia etme! Beraberlik ve kurtuluş bekleme!..”[/b]
https://www.mealikerim.com/42/sura/30
ÖMÜR DEDİĞİN NEKİ, GELDİ GEÇTİ!
Yalan ve haramla olursan zengin
Sonunda günah çukuruna düşersin
Dönüşü zor yoldasın, nefsin esirisin
Unutmaki gelip geçiyor, neki ömür dediğin
Sağındakine solundakine, yoksa faydan
Neye yarar ki, havadan sudan atıp tutman
Hesap günü sorulur, eş dost ve akraban
Elbet göçüp gideceksin, fani olandan
Gurur kibir yakar seni, kül eder atar seni
Atma bile bile ateşe, kendi kendini
Zindan etme, çürütme ömür sermayeni
Bak geriye ne kaldı, geldi geçti ve bitti…