SİYASET VE DIŞ GÜDÜM MESELESİ
Dikkat: “Bir konu üzerinde düşünceyi yoğunlaştırma, ayrıntılar içindeki gizlilik ve inceliklerin farkına varma, konuşulana önem verme ve hesaba katma” anlamına gelir. Ve maalesef bugün insanımızın en çok kaybettiği haslet ve hususiyetlerden birisi de, dikkattir. Günümüz ve geleceğimizle ilgili hayati önem taşıyan bilgiler ve belgeler gözümüzden kaçmakta, üzerinde gereği gibi durulmamakta ve hemen unutulmaktadır. Dikkatsizlik ve beyin tembelliği yaygın bir hastalıktır. Ve tabi gafil ve unutkan beyinlerin, vurdumduymaz ve sorumsuz bireylerin oluşturduğu kalabalıkların peşin cezası ise, gözü açık zalimlere köle ve kukla olmaktır.
Daha önce Kanal 7’de halkımıza gösterilen “gizli mason ayinleri ve şeytana tapma törenleri” filmi yüzünden, Fransız Mason Locaları Büyük Amiri Paul Veysset’in, Türkiye Masonları Üstad-ı Azamı Necip Arıduru’ya gönderdiği tehdit dolu talimatın ele geçirilip 17 Mart 1997 tarihli Milli Gazete’de yayımlanması da yine tarihi bir olay olmasına rağmen maalesef gerekli ilgi ve yankıyı bulmamıştır. Refah-Yol’un yıkılmasıyla sonuçlanan suni hükümet krizi biraz da bu olayla bağlantılıdır. Bu önemli belgenin kendilerine de gönderilmiş olmasına rağmen, foyalı ve boyalı basın yayımlamamışlar, hatta bizden bilinenlerin bir kısmı dahi, masonları üzmeye ve ürkütmeye yanaşmamışlardır.
Bu belgenin özetini ve özelliklerini tekrar hatırlatmamız gerekiyordu:
1- İsrail Siyonist kurmaylarının tahrik ve telaşıyla, Fransız Mason Locaları’nın Türkiye’deki birader uşaklarına gönderdiği talimat belgesidir. Asıl hedef Erbakan ve Refah Partisi’dir. O hükümet krizi de bu güçlerin marifetidir.
2- Türk basınındaki ve diğer kurum ve konumlardaki (Dışişleri, bürokrasi, partiler, sivil örgütler, sendikalar, iş adamları vs.) masonların organize edilerek RP’nin mutlaka iktidardan uzaklaştırılması emredilmekteydi ve maalesef bu gerçekleşmiştir.
3- RP’ye giderek artan ilgi ve sevgiyi önlemeye ve Milli Görüş’ü kötülemeye yönelik her türlü iftira ve karalama kampanyasının hızlandırılması öngörülmektedir. İrticacı diye şirketlere bile savaş açılması bu yüzdendir.
4- RP’yi destekleyen, haklı ve hayırlı hizmetlerini takdir eden ve ülkemiz aleyhindeki hıyanet hareketlerini millete gösteren tüm milli basın ve yayın kuruluşlarının, hatta Kur’an kursu ve dini okulların her yola başvurularak kötülenmesi, kösteklenmesi ve köreltilmesi gerektiği söylenmektedir.
5- İkinci bir emre kadar masonik faaliyetlerin askıya alınması, gizli bilgi ve belgelerin ortadan kaldırılması, masonluğa müracaatların şimdilik dondurulması ve mason sırlarını ifşa edenlerin -şeytan yasalarına uygun- cezalandırılması istenmektedir.
Hatırlanacağı gibi 13 Haziran 1995’te İsrail Cumhurbaşkanı Ezer Weizman Türkiye’ye gelmiş, Genel Seçimler öncesi, “Refah Partisi’nin ve İslami gelişmelerin İsrail’i rahatsız ettiğini ve Erbakan tehlikesine karşı tüm laiklerin birleşmesi gerektiğini” ifade etmiş ve hatta daha ileri giderek sanki kendisinden talimat alıyorlarmış gibi, “Cumhurbaşkanı Demirel ve Komutanların da Refah’lı bir iktidara izin vermeyeceklerini” söylemek küstahlığını göstermiştir.
Ve maalesef Siyonist ve baş anarşist Weizman’ın talimatı yerli masonlar ve medya tarafından aynen uygulanmış, Refah’a karşı korkunç bir kampanya başlatılmış ama hamdolsun birinci parti olmasına ve sonunda Hükümeti kurmasına mâni olunamamıştır. Ancak aynı Siyonist merkezlerce, Fransız masonlarının eliyle Türkiye’deki uşaklarını kışkırtıp, Refah-Yol’u yıpratmak ve yıkmak hesapları yapılmış ve sonunda başarılmıştır. Hayrettir ki, bir kısım dindar ve muhafazakâr çevreler, Cemaatler ve Hocaefendileri bile, bunalımın atlatılması ve istikrarın sağlanması bahanesiyle, “Erbakan Başbakanlığı bırakmalıdır!” diyerek, dolaylı da olsa Siyonist Weizman’ın ve Fransız Masonlarının amacına, bilerek veya bilmeyerek katkıda bulunmuşlardır.
Aynı odaklar ve adamlar, Refah Partisi’nin kapatılması üzerine kurulan Fazilet Partisi’ni de kapatıp, “Yenilikçi Hareket” diye Recep T. Erdoğan ve ekibini kışkırtıp Milli Görüş’ten ayırmış, parlatıp pohpohlayarak iktidara taşımıştır. Yularlarını ellerinde tutmak ve dengeyi korumak için Cemaatle Hükümeti, 11 yıl kucaklaştırıp suç ortağı yapmış, sonra aralarını bozup birbirlerine karşı kullanmıştır. Recep T. Erdoğan’ı “dindar kahraman” rolüyle BOP Eş Başkanı yaparak 26 İslam ülkesinin ve Türkiye’mizin parçalanma planına hizmetkâr kılanlar da, Fetullah Gülen’i masonik bir örgütlenme ile “Ilımlı İslam” kılıflı Haçlı-Siyonist figüranlığına taşıyanlar da hep aynı odaklardı. Erbakan Hocamızın rehberliğinde Kur’an’dan edindiğimiz siyasi feraset ve stratejik öngörüyle, bu gerçekleri otuz yıl öncesinden gündeme taşıdığımız ve halkımızı uyardığımız için başımıza ne işler açılmıştı. Ama sonunda yine “doğru”lar haklı çıkmıştı.
Halbuki o dönemde;
a) MGK’nın Başkanı Sn. Süleyman Demirel’di. Bu kararların birinci derecede mesulü de, bir bakıma mimarı da kendisiydi. Ve Sn. Demirel’i yıllar boyu oylarıyla bu makamlara taşıyanlar acaba kimlerdi?
b) MGK’nın on bir üyesi içinde, Refah’ı temsilen Erbakan tek kişiydi. Yani çok zor şartlarda direnmişti.
c) RP’yi bir koalisyon şartlarına mahkûm eden, ve oylarıyla bâtıl partileri destekleyen kesimler, asıl suçlu ve sorumlu değil miydi?
d) Erbakan; bu kararların gereksizliğini ve geçersizliğini göstermek üzere bütün siyasi partileri ve sivil örgütleri tek tek ziyaret edip, demokratik tepkilerini ve desteklerini isterken, hem dindar hem de demokrat kesimler, oy verdikleri ve çıkar ilişkilerine girdikleri bu partilere baskı yapmayı düşünmüş ve denemişler miydi?
e) Erbakan Hoca’nın Başbakanlıkta kalarak bu kararları Milli ve manevi menfaatlerimizin lehine yumuşatması ve yavaşlatması imkânını ve diğer ekonomik ve sosyal reformları başarıya ulaştırması fırsatlarını savunması gerekirken, masonların ve maneviyat düşmanlarının arzusu istikametinde: “Erbakan çekilsin!” demek acaba sadece basit bir haset ve gaflet ifadesi miydi? Yoksa kasıtlı bir hıyanete alet olmanın alâmeti miydi?
f) Dini gayret ve hizmet perdesi altında yapılan çirkin istismar ve suiistimallerin mutlaka önlenmesi lüzumu da iz’an ve insaf ehli tarafından kabul edilmesi gereken acı bir gerçekti. Erbakan iktidarını zora sokmak için, sürekli gösteriler yapan ve ortalığı karıştıran radikal İslamcıların hepsi, sonunda AKP’ye geçmiş ve nedense bir kuzu kesilmişlerdi!?
Evet, evet… Saflar giderek daha bir belirginleşmiş, Siyonizm’in uşağı Masonlar bir tarafa, insani düşüncelerin âşığı Müslümanlar bir tarafa geçmişti. Şeytanın çocukları bâtıl tarafta, Rahman’ın yolcuları HAK tarafına yönelmişti.
Çok kısa bir dönemde, anarşinin beli kırılmışken, ekonomik dengeler kurulmuşken, velhasıl yıllardır hasretle beklenen barış ve bereket ortamı yakalanmışken, sadece sömürü saltanatları yıkılan Mason-Medya ve Mafya şebekesinin keyfi için “Erbakan çekilsin” demek, şeytana askerlik değil de neydi?
Acaba bu şer cephesi, Refah’lı bir iktidarı, milli çıkarlar için mi, yoksa şahsi ve şeytani ihtiraslar için mi yıkmak istemişti? Ve biraz daha bekleyelim, kazdıkları kuyuya bakalım kimler düşecekti. Ve unutulmasın ki, Ordu’yu millete karşı kışkırtanlar ise kendi tuzaklarını eşmekteydi. Ve zaten kurdurulan, önce Mesut Yılmaz hükümeti, sonra MHP ortaklı Ecevit hükümeti, 28 Şubat kararlarını uygulamaya girişecek, çoğu becerilemeyecek ve irtica ile mücadele perdesi altında millete ne eziyetler çektirecekti! Ve kim bilir, kendilerini ve zulüm düzenlerini nasıl bir sonuç beklemekteydi?
ABD’nin “Recep Erdoğan’ı” Sayılan Barack Obama’nın Yuları Kimlerin Elinde Bulunuyordu?
İslam dünyasında camileri yıkıp, Kur’an-ı Kerim’leri yakan ABD askerlerinin başkomutanı Obama’nın 7 yıllık görev süresi sonunda yaptığı cami ziyareti “zulme makyaj” çabasıydı…
Görevde olduğu süre boyunca Irak ve Afganistan başta olmak üzere pek çok İslam ülkesinde camilere yönelik saldırıların baş sorumlusu olan ABD Başkanı Obama, son günlerinde Müslümanları hatırlayarak, cami ziyaretine başlamıştı. “İmaj” çalışması için tezgâhlandığı çok açık olan “ziyarette” Obama, sanki İslam dünyasını cehenneme çeviren ve camileri yakıp kül eden ABD değilmiş gibi açıklamalar yapmıştı.
Obama, Baltimore İslam Merkezi’ne düzenlediği sözde “barış” ziyaretinde sanki İslam topraklarında Müslümanlara kan kusturan ve camileri yıkan askerin başkumandanı değilmiş gibi, İslam’a karşı nefretin haksızlığını, Müslümanları da ABD’nin bir parçası saydıklarını söylemekten utanmamıştı.
Obama döneminde ABD’nin bombaladığı camilerden sadece birkaçı şunlar oluyordu:
• 28 Aralık 2011: İşgalci ABD askerlerinin Irak’ta bir camiyi kahkahalarla bombalarken çekilen videosu yayımlandı.
• 25 Mayıs 2012: Amerikan İHA’ları Pakistan’ın Kuzey Veziristan bölgesinde bir camiyi Cuma namazı esnasında iki füzeyle vurarak yıkmış, onlarca Müslümanın katline sebep olmuşlardı.
• 12 Ocak 2013: Afganistan’ın Vardak eyaletinde bir cami bombalarla yerle bir edilmiş, 18 kişi şehit olmuşlardı.
• 08 Ekim 2014: Ayn el-Arab’ta (Kobani) bir cami bombalanmış, namaz kılan 40 Müslüman şehit olmuşlardı.
• 18 Şubat 2015: Irak’ın El-Anbar şehrinde namaz sırasında bombalanan camide 14 kişi şehit olmuşlardı.
Hem Müslüman ülkelerde taş üstünde taş bırakılmayacak, hem de Müslüman dostu olunacak!
Hem Irak’ta, Afganistan’da milyonlarca Müslüman katliama uğratılacak, hem de Müslüman dostu olunacak!
Hem Müslüman ülkelere bomba yağdırıp camiler yıkılacak, hem de Müslüman dostu olunacak!
Hem sürekli İsrail hamiliği yapılacak, İsrail’in işgalciliğine, zulmüne sahip çıkılacak, hem de Müslüman dostu olunacak!
İşte bu kanlı eller, “Müslüman dostu” görünme propagandası maksadıyla yapılan bir cami ziyaretiyle temizlenip aklanamazdı, kandıramazsınız.[1]
Türkiye nasıl yönetiliyor ve yönlendiriliyor ise, ABD de aynı odaklar ve metotlarla idare ediliyordu. Tek fark, Amerika’daki “Lobiler güdümlü demokrasi” çoktan rayına oturtulup rahatlıkla işlediğinden, Türkiye’deki gibi, ikide bir askeri ve masonik müdahalelere gerek kalmıyordu. Evet, Barack’tan barış umanlar, yanılıyordu! ABD Başkanı (Yahudi Lobilerin Kuklası) Barack Obama ile aynı adı taşıyan dönemin yüzsüz Siyonist İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, ülkesinin, “İran’ın nükleer silah edinme çabalarını sürdürdüğüne inandığını” söylüyordu. Barak, dört ülkeyi kapsayan Ortadoğu gezisi kapsamında İsrail’e gelen ABD eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’la görüşmesinden sonra açıklama yaparak: İran’ın, bir taraftan görüşmeler yoluyla dünyayı aldatmaya devam ederken, diğer taraftan da nükleer silah edinme çabalarını sürdürdüğünü ve İsrail’in bundan şüphesi olmadığını ifade ediyordu. Siyonist Barak, “Hür dünya liderlerinin de, gelecekle ilgili kararlarında dikkate alınması gereken bu tür gelişmelerin farkında olduklarına inandığını” ve alacakları tedbir girişimlerine destek çıkacaklarını belirtiyordu. Ehud Barak, İsrail’in İran konusundaki tutumuyla ilgili olarak da, “Daha önce de defalarca söylediğimiz gibi, İran’ın nükleer tehdidi karşısında hiçbir seçeneği göz ardı etmiyoruz” diyor ve diğer ülkelere de hiçbir seçeneği masadan kaldırmamaları önerisinde bulunuyordu. Yani hem İran’ı hem de yandaşlarını açıkça tehdit ediyordu. Ama hiç kimse kalkıp da “Yahu, İran henüz Atom Bombası yapmaya hazırlanıyor diye bunu bölge barışı için bir tehdit ve tehlike sayanlar, niye İsrail’in elindeki hazır nükleer başlıklı 500 füzeyi hiç sorgulamıyor?” diye sormuyor ve gündeme taşımıyordu!
Irak’taki Amerikan Neo-con katliamı Moğol istilasına bile rahmet okutuyordu!
Tam o sırada Uluslararası Bağdat Sempozyumu için İstanbul’da bir araya gelen bilim adamları, Bağdat’ın içinde bulunduğu vahim durumdan kurtarılması için insanlığa çağrı yapıyor, ama hür dünya kulak tıkıyordu. Sempozyumun açılışında konuşan M. Ü. Rektörü Prof. Dr. Necla Pur, “Bu sempozyum herkes gibi beni de hüzünlendiren bir sempozyum. Dünyanın lideri olan sözde kültürün, paranın, her şeyin tek lideri olan ABD tarafından Bağdat’ın bugünkü haline getirilmesi Moğollarca gördüğü istiladan çok daha ağır ve çok daha vahimdir” itirafında bulunuyordu. Ve işte böyle bir süreçte, Siyonist katil Ehud Barak’la aynı soyadı taşıyan (Yahudi annesinden dolayı) Barack Obama Amerika’da Başkan seçiliyordu. Hüseyin Barack Obama’nın, annesinin kendisi daha bebek iken boşadığı Kenyalı zenci Müslüman babasından dolayı, İslam ve Afrikalı kökenini, sürekli istismar eden Yahudi merkezler için kullandıkları, kirlenip yıpranınca da kâğıt mendil gibi buruşturup atacakları kişilerin; siyah ve beyaz olmalarının, Müslüman veya Hristiyan olmalarının hiç fark etmediği düşünülmeden, zavallı kalabalıklar bedava bayram ediyordu!
Ortaokul yıllarımızda Elâzığ Başaran Kur’an Kursu’nda iken ders aldığımız; Medine-i Münevvere’de Kur’an-ı Kerim kıraat üstatlığı yapan, iki gözü âmâ olmasına rağmen ilk, orta, lise ve üniversiteyi bitirip diploma alan Rahmetli Hafız Mustafa Albayrak Hocaefendi ilk eşinden ayrıldıktan sonra, Medine’de bir zenci hanımla evleniyordu. Ziyaretine giden eski talebeleri: “Hocam affınıza sığınarak ve haddimizi aşarak merakımızdan soruyoruz, önceki beyaz eşiniz mi, şimdiki siyah eşiniz mi daha güzel?” şeklinde bir şaka yapıyorlar. Mustafa Hoca’nın yanıtı bize, Yahudi Lobilerini hatırlatıyordu: “Oğlum ben, sadece hizmet ve hürmetlerine, sadakat ve teslimiyetlerine bakıyorum. Çünkü kör olduğumdan, zaten güzellik seçemiyorum!..” diyordu.
Kısaca Obama, sadece “maşa”lık yapıyordu!
Babası Hüseyin Obama; Kenyalı, Luo Kabilesi üyesi bir zenci ve Müslüman biliniyordu. Misyoner bursu ile Amerika’ya okumaya geliyor, burada beyaz bir Amerikalı (Yahudi asıllı) Hristiyan kadınla evleniyordu. Oğluna Barack Hüseyin adını veriyor, çocuk çok küçükken karısı tarafından terk edilip Kenya’ya dönüyordu. Obama’yı Yahudi asıllı sözde Hristiyan annesi ve annesinin ailesi yetiştiriyor ve bu yüzden Hristiyanlığı seçiyordu. Obama, “Amerika’da devrim” “İhtilal” “zenci Başkan” “Müslüman Başkan” ambalajıyla, ezilen dünyaya sevimli gösterilmeye çalışılıyor, bu sayede Amerika’nın kaybettiği prestiji tekrar kazanması hedefleniyordu. Oysa, Obama’nın, Müslüman ve mazlum Afrika’nın fethi için özel olarak seçildiği açıkça sırıtıyordu. Ve tabi esas proje olan BOP’u hayata geçirmekten ve Asya içlerine girmekten asla vazgeçilmiyor ve yeni hedef seçilen Afrika, eski projelerin ikinci plana atılması anlamına gelmiyordu.
İşte Obama, Amerikan ordusunun en kısa zamanda Irak’ın kuzeyinde üslenmesini istiyordu. Zaten Irak işgalinin esas amacı, Kuzey Irak’ta Kukla Kürt Devleti kurulması idi, başarılmış gözüküyordu. Bunun, BOP’un uygulanabilmesi için hayati önemde bir hedef olduğu zaten gizlenmiyordu. Demek ki Obama, Büyük Ortadoğu Projesi’nden vazgeçmek bir tarafa, onu kesin sonuca ulaştırmaya geliyordu. ABD, Obama eliyle İran’da Türkleri, Kürtleri ve Belucileri kışkırtarak bölücü faaliyetleri derinleştirmeyi planlıyor ve çok ani bir saldırı için sinsi bir projede, Müslüman(!) Hüseyin Barack Obama’ya piyonluk yaptırılıyordu. El-Kaide ile mücadele bahanesiyle, Müşerref’in de bertaraf edilmiş olmasından faydalanarak, Amerikancı Pakistan hükümetinin de desteğiyle bu ülkeye asker sokup Pakistan’ın nükleer silahlarını kontrol altına almak hesapları güdülüyordu.
Türkiye Düşmanı Yahudi Joe Biden Başkan Yardımcısı Yapılıyordu!
Obama’nın yardımcısı Bay Joe, Türkiye düşmanlığı ile tanınıyordu. Türkiye’nin Kıbrıs’ta işgalci olduğunu öne sürüyor, sözde Ermeni soykırımının ABD tarafından resmen tanınması için özel çalışmalar yürütüyordu. Irak saldırısının mimarlarından Colin Powell, Bakan atanıyordu. Abdullah Gül’ün, Dışişleri Bakanı iken Powell ile hizmet sözleşmesi imzaladığı biliniyordu. Sözleşme maddelerinden biri de “Türk Özel Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’tan çekilmesi ve Türk Ordusu’nun Amerika’dan izin almadan sınır ötesi harekât yapmaması” oluyordu. Powell bu suretle hem PKK’yı hem de Barzani yönetimini korumuş oluyordu. Powell, Bush kabinesinden istifa etmişti. İstifa nedeni, Amerikan ordusunun Irak’taki yerleşme stratejisini eleştirmesi idi. “Mademki ana hedef Kürt Devleti kurulması idi, o halde Amerikan ordusu Irak’ın genelinde değil, acil olarak kuzeyinde Barzani bölgesinde yerleşmeli idi” diyordu. “Balkan Hızarı” Richard Holbrooke, Obama Kabinesine taşınıyordu.
Holbrooke, Yugoslavya’yı parçalayan ve Müslüman Boşnaklara kan kusturan kışkırtıcı ajan olarak biliniyordu. Parçalama yeteneğinden dolayı kendisine “hızar” deniyor, yeni görevi ise Türkiye’yi parçalamak oluyordu. Holbrooke, etnik ayrımcılığı körükleme konusunda tartışmasız dünyanın en iyi şeytan uzmanı olarak tanınıyordu. Holbrooke’un Türk dostu olduğunun söylenmesi tamamen palavraydı. Kuzey Irak’ın desteklenmesi ve Türkiye’nin bölünmesi raporlarını Amerikan Kongresi’nde en iyi savunan kişinin kendisi olduğunu bilen biliyordu.
Kabine Bakanı (Başbakan) adayı: Siyon Şövalyesi Rahm Israel Emanuel oluyordu.
Bill Clinton’a danışmanlık yapmış bir Yahudi oluyordu. Siyonizm’e en çok hizmet etmiş kişilere verilen “Siyon Şövalyesi” unvanını taşıyordu. İsrail’de Filistinlilere karşı gönüllü olarak savaşmış bir terörist katil. Amerika’da “Zengin Yahudi” lobisinin en güçlü adamlarından sayılıyordu. Siyonist Robert Gates Savunma’nın başına getiriliyordu. Büyük bir ihtimalle Bush’un Savunma Bakanı koltuğunu koruyacağa benziyordu. Gates, her iki partinin de saygı duyduğu bir isim olması nedeniyle iki partinin iş birliği yapmasında rolü olacak deniyordu. Asıl özelliği Siyonist olmasıydı ve Gates, Büyük Ortadoğu Projesi üst düzey yöneticilerinden sayılıyordu. O da Powell gibi ABD ordusunun Irak’ta “güvenli bölge”ye, yani Kuzey Irak’a çekilmesi gerektiğini savunuyordu. CIA Başkanı Yahudi Mike Hayden derin devletten sorumluydu! Mister Mike, seçimin ertesi gününden itibaren her gün Obama’ya brifingler vermeye başlamış bulunuyordu. Yani: Başkan yeni ama, Amerikan derin devleti hükümranlığı sürüyordu. İşte “devrim” “değişim” ile işbaşı yapacak olan “devrimci” kadro, bu Siyonist Yahudilerden oluşuyordu.
Amerika’nın Erdoğan’ı sayılan Barack Obama’nın, kendisinin bile unuttuğu Kenya ayağı ve baba tarafı niye gizleniyordu?
Müslümanlığın Kuzey Afrika’da yayılması şöyle oluyordu:
İslam Peygamberi ve insanlık rehberi Hz. Muhammed (SAV) Efendimiz, Mekke’deki baskılar yüzünden 615 tarihinde damadı Osman bin Affan başkanlığında 11 erkek ve 4 kadın Müslümanı Habeşistan’a yollamıştı. Habeş kralı Necaşi Eshame onları iyi karşıladı. Afrika böylece Medine’den önce İslam ile tanışmıştı. 639’da Müslüman Arap Ordusu’nun Mısır’ı almasıyla ve ticaret yoluyla İslam, Afrika’nın kuzeyinde yayıldı. Araplar da yerli kadınlarla evlenmeye başladı. Bu yüzden Kenya’da bu nesilden siyah, beyaz ve melez bebekler doğmaktaydı. Melez olayı Amerika’dan çok önce Afrika’da başlamıştı. Arapça ile yerli diller karışarak Arapça “sahil” anlamına gelen ve Obama ailesinin de konuştuğu Svahili dili ortaya çıktı.
Obama ailesi Luo kabilesi mensubuydu.
Obama ailesi, Afrika’nın en büyük tatlı su gölü olan Victoria Gölü çevresinde yaşayan Luo kabilesindendi. Luo kabilesi; Sudan, Uganda, Kongo, Kenya, Tanzanya’ya yayılmış bulunan köklü bir kabileydi. Kenya’nın %13’ü Luo kabilesinden. Luo’ların büyük çoğunluğu Hristiyan, çok azı İslam dinini seçmişti. Luo ve Kikuyu kabilelerinin çatışmasını Batılılar kışkırtıyordu. Luo’lar, Kenya’nın en büyük etnik grubu Kikuyu’lar ile sürekli çatışıyorlardı. Luo’lar, içlerinde Müslümanlar da olan Kikuyu’lara düşmandılar ama nedense Somali’deki siyah renkli Yahudi kabilesi Yabirs’ler ile çok sıcak ilişkileri vardı. Luo’lar ile Yabirs’ler dinsel farklılık olmasına rağmen kız alıp veriyorlardı! Luo kabilesiyle Yabirs’lerin ilişkisi eskiye dayanıyordu. Yabirs’ler Hz. Davud döneminde Somali’ye gelip Luo’lar ile ilişkiye geçmiş oluyorlardı. Hristiyan Luo kabilesi, Yahudi Yabirs’lerle birlikte Amerikalılara zenci köle avlaması için yardımcı olmuşlardı. Batı basınında yayımlanan haberlere göre, Luo’lar Afrikalıları Yahudi Yabirs’ler aracılığıyla köle olarak Amerikalılara satmışlardı! Yani beraber köle ticareti yapmışlardı. Ve bu yüzden Luo kabilesi, Batı ile oldukça iyi ilişkiler kurmuşlardı. Bu yüzden Afrika kabileleri Luo’lardan pek hoşlanmazlardı.
Barack Hüseyin Obama’nın babası misyoner bursu ile ABD’ye gidip okuyordu.
İşte Obama’nın babasının Amerikalı misyonerin bursuyla ABD’ye gitmesi bu kirli ilişkiye dayanıyordu. Seçim çalışmaları sırasında Obama hakkında sürekli, “Obama hiç köle olmadı” denilmesinin altında da bu yatıyordu. Bu propaganda ilginçti; sanki Afrika’da yakalanıp Amerika’ya köle olarak getirilmek ayıptı, ama Amerikalılarla iş birliği yapıp başkalarını köle diye satmak şeref sayılıyordu. Kikuyu iktidarı Batı karşıtı ve bağımsızlıkçı davranıyordu. Kenya’nın %13’ünü Obama’nın kabilesi Luo’lar, %22’sini ise Kikuyu’lar oluşturuyordu. Kenya bağımsızlığını kazandığından beri, Batı’nın “totaliter” olarak değerlendirdiği Kikuyu’lar iktidarda bulunuyordu. Biraz da Sovyetler Birliği’nin desteği ile bağımsız duruş sergileniyordu.
Kenya’da Yahudi Soros darbesi yapılıyordu.
27 Kasım 2007 seçimlerinde Kikuyu adayı Mwai Kibaki, Luo adayı ise Raila Odinga olmuştu. Odinga, Barack Obama’nın kuzeni sayılıyordu. Ama Devlet Başkanlığını Kikuyu’lar kazanıyor, Obama ailesi kaybediyordu. Ancak Sırbistan, Gürcistan ve Ukrayna’da olanlar Kenya’da da tezgâhlanıyordu. Luo’lar seçime hile karıştırıldığı gerekçesiyle ayaklanıyordu. Ayaklanan Luo’ların başında, Barak Obama’nın kuzeni olan Turuncu Demokratik Hareketi lideri Odinga yer alıyordu. Odinga’nın arkasında ABD vardı, para yardımı ise Yahudi Soros’tan geliyordu. Luo’lar ile Kikuyu’ların çatışması sonucu bin kişi öldü, 200 bin kişi yerinden yurdundan oldu. Sonunda Kîbaki Devlet Başkanı, Odinga Başbakan yapılarak çatışmalara son verildi.
Aynı Soros, ABD seçimlerinde de Obama’yı destekliyordu. Obama ile Odinga Kenya’da Turuncu Devrim’i tamamlama sevdasına düşüyordu.
Ancak Kibaki’nin Devlet Başkanı olması, Amerika’yı huzursuz etmekteydi. Soros desteği ile seçilen Obama ile yine Soros desteğinde Kenya Başbakanlığı koltuğuna oturtulan Odinga, el ele verip Kenya Devlet Başkanlığını da ele geçirerek Turuncu Soros Devrimi’ni tamamlamak, Kenya’yı kayıtsız şartsız ABD’ye bağlamak hayali içindeydi.
Hedef olarak, Afrika’nın dolaylı işgali amaçlanıyordu.
Hedef Afrika’ydı, bunun için de ilk hedef Kenya seçiliyordu. Nasıl Ortadoğu petrolleri için yapılan Büyük Ortadoğu Projesi’nde ilk hedef Kuzey Irak ve ardından Büyük Kürdistan ise, Afrika petrolleri için de ilk hedef Kenya oluyordu. Afrika petrolleri ABD için çok önemli sayılıyordu. Çünkü uzun zamandır Çin, sağlam zeminlere basan Afrika politikası uygulamaktaydı. Çin’de Afrika ülkelerinin katıldığı bir toplantı yapıldı. Çin, Afrika’da kalkınma projelerine yardım etmekte, Batı gibi sömürü şartlarını içermeyen bu yardımlardan Afrika ülkeleri çok etkilenmektedir. Örneğin Batı’nın “katil” ilan ettiği Sudan yönetimi, Çin ile sıkı iş birliği içindedir. Çin, Sudan’dan petrol alıyordu. (Eğer Sudan, Batı sömürüsüne boyun eğse idi, şimdi “katil” değil, “teröristlere karşı savaşan kahraman” olarak el üstünde tutulacaktı.) Şimdi ABD’nin amacı, yükselen Çin etkisini (ve İslam’a dönüş sürecini) kırmak ve Afrika’yı denetim altına almaktı.
Başbakan iken Sn. Recep T. Erdoğan’ı da Afrika yollarına bunlar düşürüyordu!
Irak’ta işler kötüleştikçe, Amerika Petrol ve Enerji İşleri Dairesi, 2015 ve sonrası için bir plan yapmıştı. Bu plana göre ABD’nin petrol ihtiyacının %7’sini karşılayan Afrika, ilk fırsatta bu oranı %10’a, 2015’te %20’ye, daha sonra %50’ye çıkaracaktı. Bunun için de Afrika’da Avrupa etkisi ve bilhassa Çin etkisi kırılmalıydı. ABD, ilk iş olarak Afrikalı Müslümanları kazanmak için BOP Eş Başkanı T. Erdoğan’ı görevlendirip o bölgeye yollamıştı. Gazetelerimizin, yazarlarımızın “Konsolosluğumuz bile olmayan ülkelerde Başbakanın ne işi olur ki?” sorularının cevabı işte bunun altında yatmaktaydı. Fetullah okulları zaten zemini hazırlamak, ABD muhipleri yetiştirmek için çoktan oradaydı. ABD, 2000 yılında 10 milyar dolar olan Afrika kalkınma yardım bütçesini, 2006’da 23 milyar dolara çıkardı ve AIDS mücadelesi için ayrıca 30 milyar dolar ek ödenek ayırmıştı. Ve tabi bunlar sadece lafta kalacak, ABD bu paraları işbirlikçi yandaşlarına aktaracaktı.
Africom: “ABD Afrika Komuta Birimi” Siyonizm’e hizmet veriyordu.
Bu planın tabii ki silahsız yürümesi imkânsızdı. ABD, Afrika için bir komuta birimi kurdu: Africom. Africom karargâhı için, Atlas Okyanusu’na kıyısı olan Liberya seçilip hazırlandı. İleride Afrika’da kurulacak askeri üsler, bu komuta merkezine bağlanacaktı. Benin, Tanzanya, Ruanda, Gana, Liberya gibi zengin maden ve enerji kaynakları olan ülkeler böylece kontrol altına alınacaktı.
Tanzanya: “ABD petrol hırsızı” diyordu.
Bu niyetlere ilk uyanan Tanzanya, Bush’u “Petrol hırsızı” diye karşıladı. Hadley’in Amerika’nın Afrika ilgisini “Afrika’ya şefkat” olarak yutturmaya çalışması böylece boşa çıkmıştı. Tanzanya gibi zengin petrol rezervleri olan Benin ve Liberya aydınları ise malum yöntemlerle susturulmuştu. Ve işte Obama bunun için seçilip “Kukla Başkan” yapılmıştı. Afrika’da, Bush’un bir türlü oluşturamadığı sempatinin, üstelik antipatiye dönmesine karşı, bulunan panzehir Obama’ydı. “Amerika’nın Afrikalı Başkanı” muhabbeti ile göz boyama yoluyla Afrika’nın Obama ile fethi sağlanacaktı. Yeni dönemde yeni hedef Afrika ve tabii Asya’ydı ve kestaneler Afrika kökenli Obama tarafından ateşten alınacaktı.[2]
Ancak, şu nokta gözden kaçırılmaktaydı. Siyonist güdümlü Amerika’nın bir hesabı varsa, elbette Allah’ın da bir hesabı vardı. Bakalım, Obama’yı şeytani cephe mi, insani cephe mi daha çok kullanacaktı!? Milli Çözüm olarak Barack Obama’yla ilgili tespit ve tahlillerimizde yanılmadığımızı ve gerçekleri yazıp karından sıkmadığımızı gösteren çarpıcı ve ufuk açıcı yazılar yayımlanıyordu.
“Vah, beyinsizler vahhh!” diye başlayan Cem Yaren şunlara dikkat çekiyordu:
ABD’de seçim yapılmış, Barack OBAMA zafere ulaşmış; değişim kazanmış; bu bir devrim sayılırmış; zihniyet ihtilali yaşanmışmış; o ABD’nin GORBİ’si konumundaymış; Hz. Hüseyin Efendimizden işaretler taşımaktaymış; Hz. Ali Efendimizin müjdesi varmış; Farsçada “O bizden biri” anlamındaymış!.. Vah “beyin özürlüler” vahhhh! Zavallı gerçek zenciler, Beyaz Saray önünde sevinç gözyaşları döküyorlar… Dünyadaki ve bizdeki soytarılar, liboşlar, soroşlar, tayyoşlar ise günlerdir göbek atıyorlar, gerdan kırıyorlar, popo sallıyorlar… Neymiş, “Hamdolsun”(!) Barack OBAMA ABD Başkanı olmuşmuş” diye coşuyorlardı! ABD’nin kenar mahallelerinden Kasımpaşa’dan… Affedersiniz; Illinois’ten seçilmiş bir siyahi kahramanmış… Hatta o ABD’nin “Karaoğlan”ıymış… Densizler utanmasalar “ABD’nin beklenen Mesih’i” diye tapınacaklardı. RTE’nin seçilişine ne kadar benziyor değil mi? O da Kasımpaşa’dan çıkmıştı, güya “ezilenlerin” temsilcisiydi… Ama kısa sürede makyaj aktı ve “Sonradan görme ve ‘er’likten dönme” olduğu ortaya çıkıverdi. Şimdi foyalarını boyamak için çırpınıp duruyorlardı!..
“Obama” patlayan soysuzluk barajı için bir tıpaya benziyordu!
Şimdi sizlerle bazı rakamları paylaşacağım. ABD’nin nüfusu 2008 Temmuz itibarı ile 319,5 milyona ulaşıyordu. ABD’nin nüfusu 1 milyon üzerinde 32 farklı etnik gruptan oluşuyordu. ABD’de en önemli etnik grup (2008 Temmuz itibarı ile) Hispanikler 47,4 milyon. İkinci grupta ise (2008 Temmuz itibarı ile) 41,2 milyonla Zenciler bulunuyordu. Hispaniklerin yıllık nüfus artış hızı %3,4; Zencilerin ise %1,9; bütün ABD’nin yıllık nüfus artış hızı ise %1,32’de kalıyordu. (Not: Hispanik: Endülüs döneminde Arap İslam etkisinde kalan İspanyolcayı konuşanlar. Birleşik Amerika’da ve Güney Amerika’daki İspanyol kökenlilerden oluşan topluluklar.) Bu şartlar; 2008 Başkanlık seçimlerinde Hispaniklerin diğer nüfusa oranının %20,5; Zencilerin diğer nüfusa oranının %17,8; her iki grubun diğer nüfusa oranı %38,3’e yükseleceğini gösteriyordu. 2012’de yapılacak Başkanlık seçimlerinde Hispaniklerin diğer nüfusa oranı %22,6; Zencilerin diğer nüfusa oranı %18,5; her iki grubun diğer nüfusa oranı %41,2 olacağı anlaşılıyordu. “2012 Başkanlık seçimlerinde Hispaniklerin istemediği bir başkan seçilemeyecektir” anlamına geliyordu. 2016’da yapılacak Başkanlık seçimlerinde Hispaniklerin diğer nüfusa oranı %25,1; Zencilerin diğer nüfusa oranı %19,5; her iki grubun diğer nüfusa oranı %44,5 olacaktır. Bunun anlamı şudur; 2016 yılında Başkanlık seçimlerini Hispanikler belirleyecek, eğer Hispanikler Zenciler ile iş birliğine giderlerse ABD Temsilciler Meclisi’nde %65; Senato’da ise %53 çoğunluğu sağlayacaklardır. İşte ABD derin devletinin (yani Siyonist Yahudi Lobilerin) Demokratların adayı olarak: Kırma, genç ve iddialı Barack OBAMA’yı, Cumhuriyetçilerin adayı olarak da yaşlı, muhafazakâr ve iddiasız bir McCAIN’i çıkartmasının asıl sebebi ortaya çıkıyordu. Başkan Yardımcılarının seçimi de bu hesaba dâhil edilirse McCAIN’in kaybetmesi için her şeyin planlandığı anlaşılıyor. ABD derin devleti, ABD’nin ve dünyanın kaderine Hispaniklerin müdahil olmasını istememiştir, bundan sonra da istemeyecektir. Hispaniklerin Başkanlık seçiminin kaderi ile oynamamaları için, Obama gibi bir melez-kırmayı 2008 seçimlerinde aday yapmış ve seçilmesini sağlamıştır. Hesaplarıma inanmayanlar oturup kendileri de bir hesaplama yapabilirler. Onlara bir de etnik ve dini ayrımlarını net olarak bulabilmeleri için şu internet sitesine bakılmalıdır: “www.joshuaproject.net”
Zenci soykırımına seyirci bir kırma-melez: Barack Obama, Siyonizm’e hizmet ediyordu!
Kırma OBAMA, 1996-2004 arası Illinois Eyalet Senatörü, 2004’te de Demokrat Parti’den Illinois Senatörü olarak ABD Senatosu’na seçiliyordu. Baba Kenyalı bir Zenci, anne ise Kansaslı bir beyaz oluyordu. Peki, Neo-Con ve Semitik inanca göre soyu kim belirliyordu? Anne mi baba mı? Tabii ki Anne! Yazımın başından beri OBAMA denen ZÜBÜK’e KIRMA dememin sebeplerinden biri buydu; ikincisi ise üyesi olduğu İLLUMİNATİ bağlılarındaki konumuydu. Yani beyazlarla aynı statüde olması… Harvard Hukuk Fakültesi’ne girerken OBAMA’ya kimler kefil olmuştu? Merak edenler araştırsınlar… En basitinden adı BARACK olanları bir bir akıllarına getirsinler. Göreceklerdir ki; adı BARACK olanların %98’i MUSEVİ ve aynı zamanda YAHUDİ’dir. Baba OBAMA da nedense Harvard mezunu ve burslu(!) okumuş… Peki, Barack kimle evlendi? Yine bir Harvard mezunu Michelle ROBINSON ile. O dönemde İsrail’in Savunma Bakanı kimdi: Ehud Barak!
Gelelim daha önemli bir konuya;
Hatırlayınız, 2005 yılı Ağustos ayında Katrina Kasırgası’nın önce Louisiana’yı ardından da Mississipi’yi vurduğunu herkesin hatırlaması gerekiyordu. Yani kırma OBAMA’nın Senatör oluşundan bir yıl sonrası oluyordu. Yani o, ABD Senatosu’ndayken bu olay yaşanıyordu. Biz o dönemdeki yazılarımızda, yırtınırcasına BUSH’t oğlu BUSH’un Zencilere karşı SOYKIRIM yaptığını bıkmadan usanmadan yazmıştık. Hatta hemen her gün yazılarımızda ölmeleri istenen Zencilerden kaçının yaşamını kaybettiğini ve toplam kaybı yazmıştık. Sizlere şimdi bu kayıpların o dönem itibarı ile net bilgilerini vereceğim. ABD devlet kayıtlarına göre; Alabama 2, Florida 14, Georgia 2, Kentucky 1, Louisiana 1,577, Mississippi 238, Ohio 2, toplam ölüm: 1,836. Kayıp: 705 idi. Ama bizim edindiğimiz bilgilere göre ise: Alabama 2, Florida 47, Georgia 11, Kentucky 21, Louisiana 2,843, Mississipi 798, Ohio 26. Kesin ölüm toplam: 3,748, kayıplar: 4,819. Toplam: 8.567 tutuyordu. Nedendir bilinmez, bunların hepsi de Zenci idi ve bu acı gerçek hem Amerikan halkından hem dünya kamuoyundan özenle gizleniyordu. Peki bunun adı, doğal afet sonucu ölüm müdür, yoksa soykırım mıdır? Bir bilgi daha verelim ki taşlar daha iyi yerine otursun. Kasırganın 4’üncü gününde toplam ölüm ve kayıp sayısı sadece 239 (iki yüz otuz dokuz)du. Yani tam 8567 (sekiz bin beş yüz altmış yedi) zenci sahipsizlik ve ilgisizlik yüzünden, açlık ve hastalıktan ölüyordu. Şimdi “beyin özürlü” OBAMACI’lara sormak ve hatırlatmak gerekiyordu: Bu “soykırım” yaşanırken OBAMA Senatoda bu konuda tek kelime konuşmuş mudur? Ya da felaket bölgesine gidip katledilen Zencilere sahip çıkmış, hesaplarını sormuş mudur? Bir tek satırlık ifade bulun, ben söylediklerimin ve yazdıklarımın tamamını yutmaya hazırım.
Gerçek zenci asla Başkan yapılmayıp, hemen öldürülüyor, kırmalar ise tepe tepe kullanılıyordu!
Tarih Nisan 1996; Bill CLINTON’ın Bakanı Ronald Harmon BROWN ve yanındakiler Hırvatistan’a uçtuğu Boeing 737’nin modifiye edilmiş bir türü olan CT-43 ile -bizdeki Fizikçilerimizin katledildiği Isparta’daki uçak kazasının(!) hemen hemen aynısı yöntemlerle- yaklaşma esnasında bir tepeye vururlar ve oracıkta ölürler, daha doğrusu böylece öldürülürler. Kazada(!) hedef alınan Ron BROWN’dır ama onunla birlikte CT-43, 34 kişiye daha mezar olur. Peki, Ronald Harmon BROWN neden öldürülür? Ron BROWN Hırvatistan gezisinden döndükten sonra, Bill CLINTON hakkında ifade verecektir. Eğer Ron bu ifadeyi verebilmiş olsaydı Bill CLINTON dönemi Nisan 1996’da sona erecekti. Yapılması gerekecek seçimlere de Ronald Harmon BROWN Demokratların Başkan Adayı olarak katılacaktı…
Özetle: Barack OBAMA, ABD’nin Recep Beyi’dir. ABD derin devletinin, yani Siyonist Lobilerin güdümündedir. Kırmadır, melezdir. Zencilere ihanet etmiştir, bundan sonra da ihanet edecektir. OBAMA, Hispaniklerin ABD Başkanı’nı belirlemedeki üstünlüklerini ellerinden almak üzere aday seçilmiş ve kazanması için bütün hileler denenmiştir. OBAMA ile ellerindeki kanı yıkayabilmek istemiştir. Kısaca KÜRESEL EŞKIYA ABD’nin KÜRESEL kovboyu BUSH yıprandığından vazgeçilmiş, yerine KÜRESEL kırması OBAMA getirilmiştir.
Obama, bize ümit vermiyordu!
Seçimlerde, Irkçı emperyalistlerin hükümlerinin geçtiği bütün dünya ülkelerinde olduğu gibi ABD’de de iki büyük partiden yani Cumhuriyetçiler ile Demokratların, McCain ile Barack Obama’nın çetin seçim mücadelelerini izledik. Bu kampanya 6-8 ay önce başlayıp 2008 Kasım’ının ilk haftasında tamamlandı. Bütün dünyanın Obama’nın seçilmesi haberini bir bayram havasında kabul etmesi ve gösteriler yapmasını biz de oturduğumuz yerde medya organlarımızla yakından izleme imkânı bulduk. ABD nüfusunda 90 milyonu bulduğu söylenen Evangelistler, bütün güçleriyle İsrail’e destek olacaklarını alenen açıklamakta, böylece Irkçı emperyalizm ABD’de zaten hazır bir kamuoyuna sahip bulunmaktadırlar. Seçim çalışmaları boyunca ister Demokrat Barack Obama’ya olsun isterse Cumhuriyetçi McCain’e olsun Amerika’daki aynı büyük holdingler büyük paralar aktarmışlar ve adaylardan her ikisine de yasal bağışlarıyla destek çıkmışlardır. Bazı büyük finans kuruluşları; Blank Rome LLP, Citigroup, Bank of Newyork, Mellon, Merrill Lyncn, Goldman Sachs, JP Morgan Chase, Credit Suisse, Lehman Brothers, Morgan Stanley, MGM Mirage, UBS, National Amusements, Citadel Investments, Skadden Arps, Time Warner, Harvard University ve Univision başta gelmektedirler. ABD’nin bu finans ve holding kuruluşları bundan evvelki seçimlerde Cumhuriyetçilerle Demokrat adaylara da aynı şekilde destek oldukları gibi aday adaylarının aynı parti içinde yaptıkları adaylık mücadelelerinde Mitt Romney, Rudy Giuliani ile Obama’nın Demokrat rakibi Hillary Clinton’a da yüklü bağışlarda bulunmuşlardır. Bu holdinglerin ABD’nin, kendilerinin ve Dünya’nın ekonomik krizi içerisinde çırpınırken seçimlerde kazanma ihtimali yüksek adaylara, daha doğrusu kazanmasını istedikleri adaylara bu kadar büyük destek olmaları boşuna olmasa gerektir. Tabii finans kuruluşlarının rastgele adaylar için para yatırmaları da düşünülemez. Eğer seçimi McCain kazanmış olsaydı yine netice değişmeyecek, büyük finans kuruluşları ve bunların arkasındaki mihrakların istedikleri olmuş olacaktı.
ABD Yahudi medyasının rolü unutuluyordu!
ABD medyası yani ajans, gazete ve televizyonları da bütün bir seçim çalışmaları boyunca Barack Obama ile McCain hakkında değişik haberler ve yorumlar yaparak, bizim adına “horoz dövüşü” dediğimiz ABD kamuoyunu ikili bir seçime yönlendirmişlerdir. İnsanın yapısının temeli adalete yönelik olması şeklindedir. Uzun yıllar ABD’de ezilen siyahların haklarının Obama ile korunmasının sağlanabilmesi ABD’de olduğu gibi bütün dünyada da insanların Obama’ya yönelmeleri için iyi bir gerekçe olmuştur. Şurası unutulmamalıdır ki ABD medyası büyük parasal yardım yapan finans kuruluşlarının ve sermaye holdinglerinin elinde bulunmaktadır. Bu adamlar Obama ve McCain’e nasıl parasal destekler yapmışlarsa aynı desteği sahibi oldukları medyaları ile de sağlamış, onların ABD kamuoyunda başarılı olmalarını sağlamışlardır.
ABD dış politikası “Büyük İsrail” hedefine dayanıyordu.
1990 yılında İskoçya’da yapılan NATO toplantısında İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher’in yaptığı bir konuşma ile “NATO’nun dağıtılmayarak muhafaza edilmesi ve düşman olarak Komünizm yerine İslam’ın tespit edilmesinden sonra…” ABD’de New York’ta İkiz Kuleler’e uçaklı saldırılar yapılmıştı. Bu saldırının akabinde ABD Başkanı Bush “Haçlı seferlerinin başladığını” ilan etmiş ve “hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını” belirterek “ya bizdensiniz ya da karşımızdasınız” diyerek dünyayı siyasi açıdan iki büyük bloğa ayırmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ise “Ortadoğu’da 22 ülkenin sınırları değişecek” diyerek ABD’nin bundan sonra çalışma alanının İslam ülkeleri olduğunu ilan etmişti. Arkasından uydurma gerekçelerle Irak’ın ve Afganistan’ın işgallerini yaşadık. Bu arada İsrail’in Filistinlilere her gün uyguladığı katliamlarına şahit olduk. Arkasından Lübnan’a saldıran İsrail’in Hizbullah karşısında yenilerek geri çekilmeye mecbur kalışını izledik. İran ve Suriye’nin de ABD topunun ağzında olduğunu yüreğimiz burkularak takip etmekteydik. Yukarıda belirttiğim gibi ABD yetkilileri tarafından verilen beyanatlar, hiç şüphesiz ABD’yi de kontrolleri altında tutan “Irkçı emperyalistlerin” isteklerini dile getirmektedir. Başkan Obama’nın yardımcılığına Yahudi asıllı Senatör Joe Biden’ın getirilmesi, Obama’nın seçim çalışmaları içerisinde iken ABD’den ayrılarak İsrail’e ve Kudüs’e gitmesi, orada başına “Kippa”yı geçirerek “ağlama duvarı” önünde dualar etmesi, bu hareketin ise dünya televizyonları ile bütün dünyaya ilan edilmesi, onun da “Irkçı Emperyalistlerin” kontrolü altındaki bir figüran olduğunu göstermektedir.
Eski ABD Büyükelçisi Wilson net konuşuyordu: “Obama sadece bir figür yerindedir; Bush ile zekâ düzeyleri aynı seviyededir!”
ABD’nin Başkanı Obama’yla ‘dünya cennet olacak’ beklentilerini yorumlayan Washington’un Ankara Büyükelçisi Wilson, “Politikalarımız ulusal çıkarlara dayanır, Başkana göre değişmez” diyordu. Böylece Obama’yla Amerika değişecek, dünyaya barış ve adalet gelecek” tartışmalarına noktayı koyuyordu. Cumhuriyet gazetesinden Leyla Tavşanoğlu’na konuşan Wilson, Barack Obama’nın Başkan olmasını değerlendirirken; ülkesine dönmesine 10 gün kalan bir süreçte “ABD’de iktidardaki partiler değişebilir. Ama geriye dönüp baktığınızda var olan politikaların %95’inin değişmeden sürdürüldüğünü görürsünüz” ifadesini kullanıyordu. Önceliklerin zaman zaman değişebileceğini dile getiren Wilson: “Yani gündemin bir numaralı konusu o günün koşullarına göre ikinci sıraya düşebilir. Hedeflerde yeni düzenlemeler yapılabilir. Ama genelde fazla bir sapma olmaz. Çünkü ülkelerin dış politikaları ulusal çıkarlara dayanır. Bazen seçim kampanyalarında söylemler kullanılabilir. Ama dediğim gibi pek çok konu konsensüse dayanır” diyerek gafil şakşakçıların gözünü açıyordu. Wilson, Obama’nın seçim sürecinde kullandığı yumuşak üslupla ilgili, “Bazen seçim kampanyalarında böyle söylemler kullanılabilir. Pek çok konu konsensüse dayanır” ifadesini kullanıyordu. Yani “Türkiye’nin Obama’dan çekeceği var!” demeye getirip, tehdit ediyordu. Özetle: Türkiye’de Erdoğan’ı, ABD’de Obama’yı iktidara getirip Müslümanları ve ezilmiş toplum katmanlarını istismar etmeye mecbur kalan Siyonist merkezler, giderek daha bir dirilen ve derlenen mazlumların infilak ve inkılabıyla yıkılacaklarını unutuyordu!
- 5 Şubat 2016 / Milli Gazete
- Ali Serdar Bolat, googlegroups.com

Makaledeki şu tespitler günümüzde Suriye üzerinde oynanan oyunla aynı desek veya Suriye olaylarını anlamaya bir hadise:
…
Suriye devlet başkanı Sosyalist Beşar Esad yerine , şimdi Colanı veya Ahmet Eş-Şara; ABD’nin Obaması – Yani Milli Çözüm’ün diğer önceki makalelerinde ve video konferanslarında da defaatle yazılıp ifade edildiği gibi bu Colani = Ahmet Eş-Şara da dindar görünümlü işbirlikçi zaten Mossada bağlı Siyonizmin güdümünde olduğunu kavramak sadece Hidayet ve Feraset ehline nasip olmaktaydı. Milli Çözüm’ün haricindeki herkes her grub her cenahtaki topluluklar malesef Suriye’deki dönen dolapları ya bilinçli şekilde ya da gerçekten anlayamadıklarından müspet hadiselermiş gibi yorumlamakta.
Makalede vurgusu yapılan DİKKAT konusu hadiseleri anlamada önem taşıyan bir konu. Dikkatle insanlar tefekkür etse çünkü düşünmek Kur’an’da yüzlerce ayette özellikle vurgulanıyor düşünen insan olayların içerisindeki incelikleri veya neyin doğru neyin yanlış ya da neyin hakka neyin şerre hizmet edebildiğini farkedeceğinden hakikate ulaşması mümkün olacaktır. İşte bu DİKKATLE ve TEFEKKÜRLE kafa yoranlar Asra – İnsanlığa – Kur’an’a Tercüman Olan Bilge ve Yiğit Şahsiyet Milli Çözüm Ehli Üstad Ahmet AKGÜL’Ü bulacak ve tâbi olacak böylece Siyonizmin Saltanatını MİLLİ BİR MUTABAKAT İLE tarihin çöplüğüne gömecek. Milli Çözüm’ün bu gayretleri inşaallah adım adım hedefe ulaşmaya yetmek üzere.
HİCR SURESİ 94 VE 95. AYETLER
(Ey Nebim ve Onun varisleri!) Sana emrolunan (hüküm ve hakikatleri) açıkça (kâfir ve zalimleri çatlatırcasına) anlat ve müşriklerden yüz çevirip (saldırılarına aldırma ki, onlardan intikamımızı alacağız!)
Şüphesiz, (Hakk’tan ve hayırdan ayrılmadan ve hainlerin hücum ve hakaretine aldırmadan davet ve hizmetine devam ettiğin için Seninle) o alay edenlere karşı Biz Sana kâfiyiz (ve yanındayız! Sevap ve şeref kazanman için bazı sıkıntı ve saldırılara uğratırız, ama asla Seni sahipsiz bırakmayız ve zalimlerin ezmesine fırsat tanımayız).
Kaynak: http://www.mealikerim.com
Amerikan merkezli baskı ve lobi gruplarını dizayn eden Siyonizmin, dış güdüm stratejisinde belirlediği en temel yöntemlerden, üç önemli unsur bulunmaktadır.
Bunlar;
♦️Ahlaklı insanlarla çalışmazlar.
♦️Akıllı insanlarla çalışmazlar.
♦️İmanlı insanlarla çalışmazlar.
Devleti yönetmeye talip olan bir anlayış veya bir kişi, kendisini her türlü dış güdüm etkisinin altına sokacak durum ve sebeplerden, uzak bir yaşam ve fıtrata sahip olmalıdır.
Her türlü şantajdan, her türlü zaaftan, her türlü ahlak düşüklüğünden, her türlü yetersizlik ve kifayetsizsizlikten uzak bir duruş içinde olmalıdır.!
Makale, Millî Çözüm şuuruna sahip olanlara önemli mesajlar da vermektedir..
Erbakan Hocamız hayatı boyunca şahsına;
Eziyet eden,
İftira atan,
İhanet eden,
Hakaret eden,
İstismar eden,
Yerli işbirlikçilerden intikam almak için uğraşmadı. Çünkü Hocamız uşak ruhlu piyonlarla değil Siyonizm’in BEYNİ ile mücadele ediyordu.
Ancak ilahi intikam KAÇINILMAZDIR!
Hocamızın sadık takipçileri tarafından gerçekleştirelecek tarihi inkılap ile zalimlerin defterleri dürülecek ve adalet yerini bulacaktır Allah’ın izniyle…
Barack Obama, Erdoğan’la ilgili ve diğer tüm tespit ve tahlillerinde hiç yanılmayıp ve hedefini her zaman tam 12’den vuran bir bakış açısı; milletimiz için en büyük zenginliktir.
Böylesi gerçeklerin karşında; karnından sıkan, belgesiz, bilgisiz, ön yargılarıyla itiraz eden, eninde sonunda kuyruğunu kısıp oturdukları tarihi bir gerçektir. Çarpıcı ve ufuk açıcı ve itiraz edilemez belgeler ve insanımızın çıkarlarına yönelik yaklaşımlar karşısında hala daha itiraza kalkışanların ya kafasında ya da Türk Milletine karşı/kanında bir sorunu var demektir.
“Özetle: Türkiye’de Erdoğan’ı, ABD’de Obama’yı iktidara getirip Müslümanları ve ezilmiş toplum katmanlarını istismar etmeye mecbur kalan Siyonist merkezler, giderek daha bir dirilen ve derlenen mazlumların infilak ve inkılabıyla yıkılacaklarını unutuyordu!” [1]
Her kim Allah’ın ona (Hakka davet ve istikamet yolundaki sebat ve sadakat ehli kuluna) ne dünyada ne de ahirette asla yardım etmeyeceğini (başarıya eriştirmeyeceğini, zafer ve galibiyet vermeyeceğini) sanıyor (ve savunuyorsa, kesinlikle aldanıyor ve şeytani karakterinden böyle söylüyor.) Hele göğe (darağacı gibi) bir araç uzatsın (ve ipi boynuna taksın), sonra (ayaklarını yerden) kesiversin de baksın (bakalım, ruhundaki nifaktan dolayı) kurduğu tuzak içindeki öfkesini giderebilecek mi? (Halbuki hainler ve kâfirler çatlasa da, Allah elçilerini muvaffak, dinini ise hükümran kılıverecektir.) Hacc 15
[1]www.millicozum.com
“Özetle: Türkiye’de Erdoğan’ı, ABD’de Obama’yı iktidara getirip Müslümanları ve ezilmiş toplum katmanlarını istismar etmeye mecbur kalan Siyonist merkezler, giderek daha bir dirilen ve derlenen mazlumların infilak ve inkılabıyla yıkılacaklarını unutuyordu!”
Makaleden Çıkarılan Dersler:
Makale, siyasetin küresel güçler tarafından nasıl yönlendirildiğini ve milli iradeye karşı yürütülen sistematik müdahaleleri ortaya koymaktadır.
Özellikle 28 Şubat süreci, Siyonist mahfillerin Türkiye üzerinde oynadığı oyunlar, tarihsel olaylar üzerinden somut delillerle sunulmaktadır.
Aziz Erbakan Hocamızın liderliğindeki Milli Görüş hareketinin bu süreçte hedef alınması, dış mihrakların iş yaparken; medya, bürokrasi ve siyasetin nasıl bir baskı unsuru olarak kullanıldığını izah etmektedir.
Ayrıca, Müslüman toplumların birleştirici liderler yerine, küresel çıkarların maşası haline getirilen figürlerle yönlendirilmesi, makalenin önemli bir eleştirisi olarak öne çıkmaktadır.
Makalede aktarılan detaylar, bireylerin dikkatini toplumsal hafızaya, siyasi bilince ve milli değerlere yönlendirme çağrısı olarak değerlendirilmeli ve geleceğe sağlam adımlarla yürümek için tarihten ibret alınması gerektiğini anlıyoruz.
Ey Siyonizm, oynadığınız oyunları görüyor ve biliyoruz. Bir tarafta bu oyunların parçası olanlar, diğer tarafta bu oyunları deşifre eden ve bozan Milli Görüş- Milli Çözüm. Ne yazık onların oyunlarının parçası olanlara. Ne mutlu hakkın safında yer alanlara.
Elbette ki Allah’ın izni ve inayetiyle tüm yaptıklarınız ve yapmayı planladıklarınıza rağmen yeryüzünde ADİL DÜZEN MEDENİYETİ kurulacaktır. Ve tabi ki bunu sizleri en iyi tanıyan bilen kişi eliyle gerçekleşecektir. Unutmayın sizleri tanıyan ve bilen, sizleri nasıl dize getireceğini de bilir.
Türkiye’de Erdoğan’ı, ABD’de Obama’yı iktidara getirip Müslümanları ve ezilmiş toplum katmanlarını istismar etmeye mecbur kalan Siyonist merkezler, giderek daha bir dirilen ve derlenen mazlumların infilak ve inkılabıyla yıkılacaklarını unutuyordu!
Milli Çözüm, Siyonist Şeytanlar ve işbirlikçi hainlerle ilgili tespit ve tahlillerinde yanılmamış, sürekli gerçekleri yazmış, çarpıcı ve ufuk açıcı yazılar yayımlamıştır!
Milli Çözüm’ün yazdığı gerçeklere DİKKAT etmeyenler, yani yazılan konular üzerindeki düşünceyi yoğunlaştırmayan, ayrıntılar içindeki gizlilik ve inceliklerin farkına varmayan, konuşulana önem vermeyip hesaba katmayan, vurdumduymaz ve sorumsuz bireylerin oluşturduğu kalabalıkların peşin cezası, gözü açık zalimlere köle ve kukla olmaktır.
Recep T. Erdoğan’ı “dindar kahraman” rolüyle BOP Eş Başkanı yaparak 26 İslam ülkesinin ve Türkiye’mizin parçalanma planına hizmetkâr kılanlar da, Fetullah Gülen’i masonik bir örgütlenme ile “Ilımlı İslam” kılıflı Haçlı-Siyonist figüranlığına taşıyanlar da hep aynı odaklardı.
Ahmet Akgül Üstadımız, Erbakan Hocamızın rehberliğinde Kur’an’dan edindiği siyasi feraset ve stratejik öngörüyle, bu gerçekleri otuz yıl öncesinden gündeme taşıdığı ve halkımızı uyardığı için başına ne işler açılmıştı. Ama sonunda yine “doğru”lar haklı çıkmıştı.
Erbakan iktidarını zora sokmak için, sürekli gösteriler yapan ve ortalığı karıştıran radikal İslamcıların hepsi, sonunda AKP’ye geçmiş ve nedense bir kuzu kesilmişlerdi!?
Evet, evet… Saflar giderek daha bir belirginleşmiş, Siyonizm’in uşağı Masonlar bir tarafa, insani düşüncelerin âşığı Müslümanlar bir tarafa geçmişti.
Şeytanın çocukları bâtıl tarafta, Rahman’ın yolcuları HAK tarafına yönelmişti.
Türkiye nasıl yönetiliyor ve yönlendiriliyor ise, ABD de aynı odaklar ve metotlarla idare ediliyordu.
ABD dış politikası “Büyük İsrail” hedefine dayanıyordu.
ABD yetkilileri tarafından verilen beyanatlar, hiç şüphesiz ABD’yi de kontrolleri altında tutan “Irkçı emperyalistlerin” isteklerini dile getirmekteydi.
Siyonizm’in kontrolündeki medya manipülasyonlarıyla demokrasi diye yutturulmaya çalışılan, bizim “horoz dövüşü” dediğimiz ikili bir seçimle, toplum katmanlarını istismar eden işbirlikçiler iktidara taşınmaktaydı.
Siyonist şeytanlar işbirlikçilerini genelde “Sonradan görme ve ‘er’likten dönme” olanlardan seçmekteydi.
Siyonist güdümlü Amerika’nın bir hesabı varsa, elbette Allah’ın da bir hesabı vardı.
Siyonizm’in uşağı Masonlar ve işbirlikçi hainler, Müslümanlar için kazdıkları kuyuya sonunda kendileri düşecekti.
Ve kim bilir, kendilerini ve zulüm düzenlerini nasıl bir sonuç beklemekteydi?
Özetle:
Müslümanları ve ezilmiş toplum katmanlarını istismar eden işbirlikçileri iktidara getirmeye mecbur kalan Siyonist merkezler, giderek daha bir dirilen ve derlenen mazlumların infilak ve inkılabıyla yıkılacaklarını unutuyorlardı!
Hak Geldi Batıl Zail Oldu;
Erbakan Geldi Siyonizm in Beyni Dağıldı,
Milli Çözüm le de Gövdesi Yıkıldı Yıkılıyor …
(Yahudi insanları kullanmakta öyle ustadır ki; “Kiiim ben mii ? ben hiç yahudiye hizmet eder miyim delimisin sen yahuu ” şarkısını söylettire söylettire, Yahudi ordusunda sana askerlik yaptırır…)
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
https://youtu.be/9djyIoj_Wjc?si=M9c6UZwgDeV1eB9o
Gerçek şu ki, onlar (zalimler ve hainler, mü’minlere ve İslami girişimlere karşı) hileli planlar kurdular (ve kuracaklardır). Oysa eğer onların (şeytani) hile ve hazırlıkları, dağları yerinden oynatıp kaydıracak (zelzeleler oluşturacak derecede bugün nükleer silahlara ve teknolojik imkânlara dayanmış) olsa bile, Allah katında da (kesinlikle onları boşa çıkaracak ve etkisiz kılacak kudret) planları ve programları vardır! (Allah zalim güçlerin mekir ve tuzaklarını kendi başlarına saracaktır.)
İbrahim Suresi 46