YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e9fffa15594
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 0 8
Bugün : 23907
Dün : 58766
Bu ay : 1298336
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53443394
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Haftalar ve aylar öncesinden, Milli Çözüm Dergisi’nin hem yazılarında hem de konferanslarında ısrarla hatırlattığı: “PKK’nın, sözde Kürdistan’ın “öz savunma gücü” olarak yeniden yapılandırıldığı, tüm Güneydoğu’nun yeni Afganistan’a çevrildiği ve uyuşturucu tarlalarının hızla yaygınlaştırıldığı”şeklindeki uyarılarını, “AKP’nin çözüm sürecini karalama girişimleri ve Ahmet Akgül’ün komplo teorileri” olarak yorumlayanların, Şırnak-Cizre’deki PKK çapulcularının resmigeçit töreniyle ve Lice’deki karakol baskınıyla birden bire gözleri açılıyordu.

Başbakan’ın, iktidar kurmaylarının, yandaş yazarların ve yalaka yorumcuların, “bütün bu gelişmelere karşı çıkıyor tavırları” ise, sadece halkın havasını alıp tepkileri yumuşatmayı ve dış güçlerin talimatıyla Apo’yla varılan pazarlık anlaşmasına psikolojik hazırlık yapmayı amaçlıyordu. Oysa bir şey unutuluyordu; Malum ve mel’un odaklar, geçiş sürecinde yararlandıkları figürleri, hedefe yaklaşıldığı dönemde terk edip harcıyor, şımarık ve burnu kabarık elemanların nazını çekmek istemiyordu. Evet, “Siyonizmin; Öcalan’la da, Erdoğan’la da artık işi bitmiş” görünüyordu. Başbakan’ın “Biz bu sürece canımızı koyduk” diyerek dolaylı biat tazelediği odaklar kimseye acımıyordu. Ve zaten Cenabı Hak “Cezaen vifaka” (Nebe: 26) ayetiyle, herkesi işlediği suçlar cinsinden cezalandırıyordu. Ve ister inanın ister inanmayın, bu başlığın atılmasını, bir rüya âleminde Rahmetli Erbakan Hocam istiyordu.

Bir süre önce Gezi Parkı olaylarındaki tavrı nedeniyle Başbakan Erdoğan ile tartışıp istifasını verdiği, ancak Cumhurbaşkanı Gül’ün ricası üzerine vazgeçtiği ileri sürülen Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç bunları yalanlıyor, haberi veren gazeteci ise haberinin doğruluğunda ısrar ediyor ve Sn. Arınç’ın böyle bir gelişmenin yaşanmadığı konusunda “yemin etmesini” istiyordu. Başbakan Yardımcısı ise bir TV programında “Gazetecilikte ve siyasette yemin etmek gibi kavram var mı?” diye sorup geçiştiriyordu. Yoksa Fetullahçılara, yani CIA-MAHAT’a daha yakın duran Bülent Arınç, Yahudi Lobilerinin Erdoğan’dan vazgeçtiklerini sezdiği için mi böyle davranıyor, hatta Bursa’da katıldığı sünnet şöleninde, Başbakan’ın “Evlenenlerden üç çocuk istemesi” ile dalga geçiyordu?

Gözden çıkarılmamak için malum merkezlere bağlılık ve saygınlık mesajları mahiyetinde:

“Çözüm süreci AKP’nin kurulmasıyla başlayıp bu günlere gelmiştir ve yoluna devam edecektir” diyen Sn. Recep T. Erdoğan bu sözleriyle: “AKP’nin çözüm bahanesiyle Türkiye’nin çözülmesine yol açacak Siyonist projeleri uygulamak üzere iktidara getirilmiştir” gerçeğini de itiraf ediyordu. Çünkü ABD, 1997 yılında AKP’nin açılımını andıran daha doğrusu kaynaklık yapan bir rapor hazırlıyordu. Siyonist Yahudi stratejistlerden Graham Fuller ve Henry Barkey, o raporlarında: “Türkiye’de bir değişim gerçekleştirmek ve askeri olmayan yöntemlerle çözüm üretmek için, cesaretli bir siyasi lider gerekmektedir” vurgusu yapıyordu. Ve artık herkes biliyor ki “O cesaret madalyalı lider” Sn. Erdoğan oluyordu.

Ve tabi hatırlatalım; o mel’un odaklar ve hazırladıkları raporlar, “Erbakan’ın mutlaka iktidardan düşürülmesini, siyasetten silinmesini ve yerine Erdoğan gibi taklitlerin getirilmesini de” öngörüyordu. Yani sağcı ve solcu tüm Erbakan ve Milli Görüş karşıtları, aynı zamanda Amerikan uşaklığı yapıyordu.

Lice’de karakola neden karşı çıkılıyordu?

Diyarbakır’ın Lice ilçesinde karakol inşaatını engellemek isteyen grupla güvenlik güçleri arasında çatışma çıkıyor, ölenler ve yaralananlar oluyordu. Emniyet ve istihbarat birimlerinin Lice olaylarıyla ilgili değerlendirmesi: “Yıllık 500 milyon doları geçen uyuşturucu gelirinden vazgeçmek istemeyen PKK’nın, ilçede zehir tarlalarına yapılan kararlı operasyonları önlemek amacıyla Licelileri kışkırttığı, bunun için de ‘yeni karakol inşaatı’ bahanesini kullandığı” şeklinde oluyordu.

Örgüt, ilçe halkını kullanarak uyuşturucu baskınlarının önüne geçmeyi hedefliyordu. Çözüm sürecini fırsat bilen örgütün uyuşturucu kanadı, bölgeye binlerce ton Hint keneviri ekiyor, bu rakam geçtiğimiz yıl ekilen rakamın çok üstüne çıkıyordu. Bu nedenle Lice kırsalında 100-150, Dibek’te ise 40 PKK’lı uyuşturucu tarlalarını korumak için “sınır dışına çekilmeme” kararı alıyordu. Elde edilen telsiz konuşmalarında “tarlaları korumaya alın, ekim alanlarını çoğaltın” talimatı verildiği tespit ediliyordu.

Tam da bu sırada ABD Büyükelçisinin terör örgütünün iyice azdığı ve küstahlaştığı bir süreçte Van, Hakkâri ve Batman’ı içine alan gezisi acaba hangi amaçla yapılıyordu? Bu zat Büyükelçi değil, sanki bölge valisi gibi davranıyordu!

Kandil’den isyan çağrısı yapılıyordu!

PKK, Lice olaylarını daha da büyütmeyi amaçlıyordu. Kandil’den gelen son mesaj bu yönde olmuştu. Halka sürekli çağrı yapılıyor ve kışkırtılıyordu. Karakol yapımlarını bahane eden PKK bölgeyi daha da germenin çarelerini arıyordu. Kandil’den gelen açıklamada “her yerde demokratik-siyasi-meşru eylemleri yaygınlaştırarak yükseltmeye çağırıyoruz” deniliyordu. Ayrıca Kandil çağrısında “bölgeye yapılan baraj yatırımlarının durdurulması” isteniyordu.

Murat Karayılan’ın işaretiyle başlayan karakol eylemleriyle Lice’de fitili ateşlenen yeni oyunda PKK’nın hükümeti baskı altına alma manevrası seziliyordu. KCK’dan gelen Lice açıklaması ise olayları daha da yayma peşinde olduklarını gösteriyor, AKP hükümetine yönelik “güvensizlik” vurgusu yapılıyordu.

“Demokratik Çözüm Süreci’nin ikinci aşamasında adım atması gereken AKP iktidarı, özellikle son günlerde yoğunlaşan saldırılarıyla kuşku ve güvensizlik yaratan bir tutum içerisine girmiştir. Sürecin ruhuna denk düşen bir zihniyet ve pratik adımlar atmak yerine, hiçbir umut ve güven vermeyen bir yaklaşım, tarz ve üslup içerisindedir.” İfadeleri dikkat çekiyordu. Ayrıca:

“Demokratik Çözüm Süreci’nde yeni karakollar inşa etmek, barajların yapımına hız vermek ve korucu sayısını arttırmak, haklı olarak çözümden yana olan tüm kesimlerde büyük kuşku ve kaygı yaratmaktadır. AKP iktidarı gerçekten barış ve demokratik çözümden yana ise, yeni karakolların ve barajların yapımı ile korucuların sayısının arttırılmasını derhal durdurmalıdır” deniyor; Kandil açıklamasında Lice’deki protestoların devam edeceği sinyali veriliyor ve bölge halkına da eylemleri yayma çağrısı şu sözlerle iletiliyordu:

“Başta Amed halkı olmak üzere tüm Kürdistan halkını, AKP iktidarının katliam düzeyine varan saldırılarına karşı, her yerde demokratik-siyasi-meşru eylemleri yaygınlaştırarak yükseltmeye çağırıyoruz.”

İktidar halkı aldatmaya devam ediyordu!

Lice’de karakol basma girişimi ile ilgili olarak, AKP sözcüsü Hüseyin Çelik, “Ergenekon uzantıları, ulusalcı ırkçılar Lice’den büyük oyuna destek çıkarmaya çalışıyor. Çözüm Süreci, savaş baronlarının, bu ülkenin çocuklarının kanı üzerinden amaçlarını gerçekleştirmek isteyenlerin fena halde canını sıkıyor” diyerek gerçekleri saptırıyordu.

Diyarbakır Valisi ise “Güvenlik güçlerince bölgede son dönemde gerçekleştirilen başarılı uyuşturucu operasyonlarını engellemek, huzur ve asayişin temini için bundan sonra bölgede yapılacak benzeri çalışmaların önüne geçebilmek için söz konusu saldırı eyleminin planlandığı, bahse konu uyuşturucu faaliyetlerinden büyük menfaatler sağlayan grupların, çözüm sürecinin başlamasıyla elde ettikleri gelirlerin kaybedileceği korkusuyla süreci sabote etmek maksadıyla böyle bir girişimde bulundukları değerlendirilmektedir” şeklinde açıklama yapıyordu.

Zaten uyuşturucu geliri ile beslenen PKK adına Murat Karayılan, BDP adına Selahattin Demirtaş da karakol inşaatlarından rahatsız olduklarını bildiriyordu. Tayyip Erdoğan ise, “Yeni karakol yapmıyoruz, 9 karakolu kapattık” diyerek PKK ile varılan mutabakatı deşifre ediyordu.

Özerk Kürdistan’ın temelleri atılıyordu!

Maalesef Lice’deki silahlı protesto gösterileri, Taksim direnişçilerinin sönmekte olan umutlarını yeniden kabartıyordu. Taksim’den Lice’ye “Dayan Lice” diye çağrılar yollanıyordu. Cumhuriyet Gazetesi de “Gezi’den Lice’ye köprü” diye manşetler atıyordu.

Oysa Lice’de olup bitenlere “demokratik hak arama eylemi” diyebilmek için, densiz ve dinsiz olmak gerekiyordu. Karakoldaki işçilerin çadırlarını yakmayı, onlara silahla, molotof kokteyliyle saldırmayı, köylüleri eyleme katılmaya zorlamayı “demokratik direniş” gibi gösterenler sadece kendilerini kandırıyordu.

Türkiye Cumhuriyetinin geçmişte zayıf ve dayanaksız oldukları için çok eleştirdiğimiz bu karakolları güçlendirmeye çalışmasından daha meşru ve doğru bir şey yoktu. Hele hele, birtakım kendini bilmezler daha şimdiden “Öz Savunma Gücü” olarak ortada dolaşmaya, ona buna kimlik sormaya başlamışsa, bu karakollar daha bir önem kazanıyordu.

PKK’nın Güneydoğu’da, özellikle de kırsalda bölgesel kolluk kuvveti gibi davranmaya başladığına dair haberleri epeydir alınıyordu. Kendilerine “Öz Savunma Gücü” adını veren bazılarının yol kesip kimlik kontrolü yaptıklarını, piknikte eğlenen bazı gençleri sorgulamaya kalktıklarını, hatta dövüp arabalarını yaktıklarını, ormana giden köylülerin önünü kesip ağaç kesme izninin bundan böyle PKK’dan alınacağını hatırlattıklarını daha önce de duymuştuk. Cizre olayı yeni bir sinyal oldu. Anlaşılan o ki, bazıları silahların bırakılıp demokratik siyasete geçilmesini, Kürt bölgesinin PKK’nın (ya da PKK artıklarının) hâkimiyet alanı haline gelmesi; adı konulmamış bir “kurtarılmış bölge” yaratma fırsatı olarak anlıyordu. Normalleşme sağlandıktan sonra da, PKK’nın bölgedeki prestijinden (ve aynı zamanda yıllar yılı yarattığı korku ve panikten) yararlanarak özerk bir konum elde edebileceklerini sananlar fiilen harekete geçiyordu” tespitleri gerçeği yansıtıyordu.

Dolmabahçe ve Gezi sırları niye saklanıyordu?

Gezi Parkı protestolarında tüm gözler Taksim’de olduğu için Dolmabahçe’de yaşananlar tam anlamıyla dikkatlerden kaçıyordu. İşte birkaç not:

İçki içildi-içilmedi tartışmasını bir kenara bırakıyorum. O gece camiye giren göstericilerin cami kapısını tekmelediklerini, cami görevlisine, “Eğer kapıyı açmazsan, kıracağız” tehditlerini savurduklarını, biliyor musunuz?

O gece Dolmabahçe Sarayı’nda görevli polislerin, “polis” yazan tüm tabelaları sakladıklarını, sabit olanlardan “polis” yazısını kazıdıklarını, resmi üniformalarını çıkardıklarını, biliyor musunuz?

En ilginç olanı da şu: O gece Dolmabahçe-Beşiktaş hattında gösteriler devam ederken, meçhul kamyonlar o ağaçlı yola su, kumanya, ilaç kolileri, yardım paketleri bırakıp gözden kaybolmuştu! Bu kamyonlar kime aitti, biliyor musunuz?[1]

MİT ile MOSSAD, hasım mı, hısım mı oluyordu?

Bu arada Taraf Gazetesi, MİT’e dünyada sadece Esad’ın El Muhaberat teşkilatında olan yetkileri veren yeni kanun taslağının tam metnini yayımlıyordu. Malum, modern demokrasilerin hiçbirinde hiçbir kurum, hem iç istihbarat hem dış istihbarat yetkilerini bünyesinde bulunduramıyor, mahkeme kararı olmadan dinleme yapamıyor, soruşturma dosyalarını savcıdan başka hiçbir kurum göremiyordu. Ama tüm bu yetkiler El Muhaberat gibi MİT’te toplanıyordu.

Ve yine, Van Güroymak’ta beş polis ve bir vatandaşın şehit olduğu patlayıcının MİT tarafından PKK’ya verildiğine ilişkin haber ortalığı karıştırıyordu. Bununla ilgili MİT personeline dava açılıyor, hapis talep ediliyor, ama MİT’çilerin yargılanma iznini Başbakan’a bağlanan yasa çıkınca, mahkeme izin istiyor ve Başbakan da izin vermiyordu.

Hayret Star gazetesi, Yasin El Kadı’nın Türkiye’ye gizli bir ziyaret yaptığını ve Hakan Fidan’la görüşmelere katıldığını, içinde Başbakan’ın korumaları ve Usame Kutub’un bulunduğu araçla kaza yaptığını yazıyor, bu iddia jöntürk.com’da yayınlanıyordu. Bildiğiniz gibi sıkı ulusalcılardan eski bir gazetecinin sahibi olduğu bir site oluyordu. Star Gazetesi ABD tarafından Başbakan’ın gazetesi olarak biliniyordu. Yasin El Kadı ise ABD tarafından 11 Eylül’ün finansörü olarak görülüyor ve hakkında BM nezdinde yapılmış pek çok kısıtlama bulunuyordu. Ve şimdi bu haber Başbakan’ın gazetesinde yer alıyor, üstelik de Kadı’nın Başbakan’ın korumasıyla aynı araçta olduğu söyleniyordu.

TSK İç Hizmet Kanunu 35. Madde’den daha fazla yetkiyi MİT’e veren Yeni Kanun Taslağı her ne hikmetse, MOSSAD Başkanı Tamir Pardo’nun Türkiye’ye gelip MİT Başkanı Hakan Fidan’la üç gün boyunca yaptığı gizli görüşmelerden sonra olgunlaşıyordu. Hem de “İsrail Hakan Fidan’ın MİT Başkanlığından çok rahatsız oluyor” palavraları altında bütün bunlar yürütülüyordu.

PKK’lıların yüzde kaçı çekiliyordu?

Bu konudaki iddialarımızı “asılsız ithamlar” sayanlar Başbakan’ın, “PKK’lıların yüzde 15’i çekildi” açıklamasıyla sarsılıyordu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’daki Akil İnsanlar Heyeti toplantısında yaptığı “PKK’lıların sadece yüzde 15’i çekildi” açıklamaları gündeme bomba gibi düşüyordu.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ise: “Basın yayın organlarında yer alan haberlere baktığımızda sanki terör örgütü mensupları Türkiye topraklarını tamamen terk etmiş gibi bir algı var, ama bu algı gerçeği yansıtmıyor. Bu süreç devam ediyor” şeklinde konuşuyordu.

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da konuyu Diyarbakır’da değerlendiriyor:

“Bildiğimiz kadarıyla PKK’lıların yüzde 80’i belki daha fazlası yerlerini terk etmiş ve sınır hattına doğru ilerliyorlar ne kadarı sınır hattını geçti ne kadarı hareket halinde bilemiyoruz ama çok büyük bir kısmı yerlerini terk etmiş durumdalar” diyerek yeni yalanlar savuruyordu.

GKB Sn. Necdet Özel’e anlamlı bir mektup yazılıyordu!

Emekli Öğ. Kd. Alb. Candan Yıldızhan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’e bir mektup yazıyor bir suretini de Arslan Bulut’a gönderiyordu:

“Sayın ‘Özel’ Orgeneralim;

Ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğüne kast içinde olduğu her eylemi ve beyanı ile açık olan terör örgütü tarafından 20 Haziran 2013 tarihinde Hakkâri ili Yüksekova ilçesi İkiyaka Dağları’ndan Asayiş Kolordu Komutanınızın da içinde hazır bulunduğu komuta kontrol helikopterine ateş açılmıştır. Ancak makamınızca bu durum karşısında kamuoyuna sadece; ‘kaçınma manevrası yapılarak ateş bölgesinden süratle uzaklaşıldığı’ şeklinde bir açıklama ile yetinilmiş ve adeta teröristlerden kaçıldığı beyan edilmiştir. Makamınızca bölücü teröristlere yönelik meşru müdafaa hakkını kullanacak bir irade ve kararlılık sergilenememiştir.

Kamuoyu, mevcut iktidarın icraatlarına yönelik demokratik (görünümlü kaotik N.K.) eylemler ve bunlara yönelik hükümetin sergilediği hukuk dışı tepkilerle meşgul olurken; bölücü terör örgütü ve uzantısı oluşumlarca Güneydoğu Anadolu Bölgesi ‘Kuzey Kürdistan’ olarak ilan edilmiştir. Bu doğrultuda Diyarbakır’da ‘Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı’ adı altında düzenlenen konferansa ve bu konferansta alınan bölünme kararlarına makamınızca kör ve dilsiz kalınmak suretiyle bir anlamda onay verilmiştir.

Şırnak’ın Cizre ilçesinde bölücü teröristlerce ‘Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi’ adı altında sözde ’asayiş’ birimleri oluşturulmasına; yol kesip, kimlik kontrolü yapmalarına kayıtsız kalmak suretiyle, bölünmeyi realize ve sembolize eden bu girişimlere makamınızca daha etkin tedbirler beklenmektedir.”[2]

PKK, TC’ye tehditler savuruyordu!

Terör örgütü PKK lideri Öcalan’la başlatılan çözüm süreci çözülmeye doğru ilerlemeye devam ediyordu. Güneydoğudan güvenlik güçlerinin çekilmesiyle bölgede adeta at koşturan PKK kirli faaliyetlerini pervasızca sürdürüyordu. Çözüm süreci nedeniyle oluşturulan boşluktan faydalanan örgüt, şehir ve gençlik yapılanmalarına ağırlık veriyor, bölgenin belli yerlerinde ‘asayiş’ birimleri oluşturmaya başlıyordu. Örgütün kurduğu Yurtsever Demokratik Gençlik- Hareketi (YDG-H) askeri kurallara göre tören düzenleyip, diploma veriyordu. YDG-H’nin faaliyetleri bununla da sınırlı kalmayıp halka içinde tehdit ifadelerinin yer aldığı bildiriler de dağıtıyordu. Şırnak’ın Cizre ilçesinde evlere ‘Botan Halkına ve Yiğit Gençliğine’ başlığıyla dağıtılan bildiride ‘Önder Apo’nun özgür olmadığı bir barış bizim savaş gerekçemizdir’ ifadeleri ise oldukça dikkat çekiyordu.

“Bilindiği üzere özgürlük hareketimiz ve halkımız için tarihsel ve kritik günler yaşanmaktadır. Kırk yılı aşkındır özgürlük hareketimiz ve halkımızın büyük bedellerle verdiği özgürlük mücadelesi artık zaferin eşiğine dayanmıştır. Köleliğin en derinini yaşayan, duyguları, ruhu bedeni esir alınan, soykırımların en vahşisine maruz bırakılan halkımız yeniden diriltilmiştir; özgür insanlık ailesinin bir ferdi olmayı imkân dâhiline sokmuştur. Kuşkusuz bunda değerlerimizin yaratıcı mimarı önder Apo ve kahraman şehitlerimiz belirleyici olmuştur. Önderliğimiz son on beş yılı zindanda kırk yıl boyunca olağan üstü hamleler geliştirmiş adeta dönemin ve tarihin akışını değiştirmiştir. Önder Apo’nun direniş hamlelerinin sonuncusu; gerillada büyük devrimci hamle başlatmış, zindanlarda eşi benzeri görülmemiş bir direniş yaratmış ve halkı büyük serhildanlara (isyanlara) kaldırmıştır. Bu büyük direniş karşısında çaresiz kalan sömürgeci barbar T.C., önderliğimize teslim olmak zorunda kalmıştır. Ancak iktidar kibirli ve soykırımcı AKP; bu yenilmişliğini gizlemek için satın aldığı özel savaş medyası ve onurlarını satan kalemşorlar tayfası üzerinden kendisini güçlü gösterme çabası içerisindedir. Sanki yenilen özel paralı ordusu değil de özgürlük gerillasıymış gibi bir algı yaratmak istemektedir. Hakeza önderliğimiz ve hareketimizin iyi niyetli demokratik çözümden yana olan çabalarının sonucu ilan edilen ateşkes süreci medya üzerinden bir silah bırakma ve her şeyin sonu olarak yansıtılmaktadır.”

“Anavatanımız Kürdistan hala işgal altındadır!” küstahlığı sergileniyordu

Bölgede dağıtılan bildirinin devamında ‘Başta Kürdistan gençliği olmak üzere tüm halkımız mücadele bayrağını radikal ve yüksek tutmada en ufak bir gevşeme yaşamamalıdır’ şeklindeki ifadelerle halkı ayaklandırmaya çalıştığı görülüyor. Söz konusu bildiride yer alan ifadeler şöyle devam ediyor, “Basında çokça işlenen barış tartışmaları halkımızda sürece karşı bir muğlaklık yaratmaktadır. Oysaki bir barıştan bahsedebilmek için barışan tarafların eşit koşullarda olması gerekmektedir. Lakin biz sömürgeci T.C ile eşit koşullara sahip değiliz. Anavatanımız Kürdistan hala işgal altındadır, önderliğimiz ağır tecrit koşullarında İmralı ölüm çukurundadır. On binlere varan yoldaşımız sömürgeciliğin esir kamplarında bulunmaktadır. Onun için başta Kürdistan gençliği olmak üzere tüm halkımız mücadele bayrağını radikal ve yüksek tutmada en ufak bir gevşeme yaşamamalıdır.”

“Askerlik yapılmaması” yönünde talimat veriliyordu!

Öcalan’ın devletle yaptığı görüşmeleri ile ilgili ifadelerin de yer aldığı bildiride ‘faşist’ rejimi Kürdistan’dan söküp atılması gerektiği yönünde ifadeler de yer alıyordu. YDG-H’nin dağıttığı bildiride, “Önder Apo’nun İmralı’da yürütmekte olduğu görüşmeler topyekûn direnme mücadelesinin bir parçasıdır. Önderlik görüşme masasında Kürdistan kadını, gençliği ve halkının büyüttüğü mücadeleden güç alacak ve adım adım özgürleşecektir. Onun için komutan Agit’in ruhuyla mücadele alanlarına akmalı faşist zorba rejimi Kürdistan’dan söküp atmalıyız. Buna bağlı olarak artık halkımızın sömürgeci rejimle olan zihni ve fiziki bağlarını koparması gerekiyor, bunların başında da sömürgeci Türk devletinin ordusunda yapılan askerliktir.” deniyordu.

“T.C.’ye askerliği meşru gösterenler ajan ve işbirlikçi olarak görülmelidir” tehdidi savruluyordu!

Kürt gençlerinin askerlik yapmaması yönünde çeşitli emirlerin de yağdırıldığı söz konusu bildiride, “Yıllarca Türk devletinin sömürgeci çıkarlarına denk bir şekilde örgütlendirilmiş Türk ordusu Kürdistan’da ise benzeri görülmemiş zulüm politikalarının pratik uygulayıcıları olmuştur. Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesinin doğuşunda sömürgeci Türk ordusu hunharca bir saldırıya yönelmiştir. Köylerin yakılması, küçük çocukların katledilmesi, kadınlara yönelik taciz ve tecavüz karakterli saldırılar bunlara sadece birkaç örnektir. Askerlikle Kürt toplumunun bireyleri düzeni içselleştirilmekte, aykırı yönleri törpülenmekte ve devletine ve üstüne (hâkim ulusuna) biat eden, köle hale getirilen bir çizgiye çekilmektedir. Sömürgeciliğin en güçlü sızmalarından ve meşruiyet araçlarından biri olan askerlik bundan sonra onurlu ve yurtsever Kürt gençliği ve aileleri tarafından mahkûm edilmeli ve açıktan askerliğe giden, toplumuna ve değerlerine ihanet etmiş olarak teşhir edilmelidir. Askerliği meşru gösterenler ajan ve işbirlikçi olarak görülmelidir. Artık hiç kimse sömürgeciliğe ve işbirlikçiliğine karşı sessiz kalmamalıdır” şeklinde küstahlık kusuluyordu.

“Önder Apo’nun özgür olmadığı bir barış, bizim savaş gerekçemizdir” deniyordu!

Son zamanlarda barış güvercini olarak gösterilen örgütün gençlik yapılanmasının dağıttığı bildiride ‘Önder Apo’nun özgür olmadığı bir barış bizim savaş gerekçemizdir’ ibaresinde ne kadarda barışsever olduğu net bir şekilde görülüyordu. Söz konusu bildiri “Gün hakilerden Hayri ve Kemallere ve şahadet yıldönümünü yaşadığımız komutan AGİT’lerin Sara ve Akiflerin özgür vatan hayallerini gerçekleştirme günüdür. Bu temelde gerillanın ilan ettiği ateşkes süreci bizlerde bir rehavet duygusuna ölçülerde liberalleşme yaklaşımları geliştirmemeli aksine çaresiz kalan T.C Devletini bütün kurum ve kuruluşlarıyla ordu ve polisiyle, memuru ve işbirlikçi ajanıyla Kürdistan’dan kovma demokratik bağımsız özgür konfedere Kürdistan’ı kurma günüdür. Son olarak şu açık ve net olarak bilinmelidir ki “Kürdistan’da sömürgeciliğin kökünü kurutmanın zamanı gelmiştir. Önder Apo’nun özgür olmadığı bir barış bizim savaş gerekçemizdir” şeklindeki tehdit ifadeleriyle son buluyordu.

BDP’nin ana talebi; “Öcalan’a özgürlük” oluyordu!

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), çözüm süreciyle ilgili ikinci aşamadaki taleplerini açıklıyordu. BDP’nin hükümetten adım atmasını istediği talepleri arasında cezaevlerindeki KCK’lıların bırakılması, karakol, baraj ve HES yapımlarının durdurulması, anadilde eğitimin başlatılması ve kullanılması, Terörle Mücadele Kanunu (TMK) ile koruculuğun kaldırılması ve seçim barajının düşürülmesi yer alıyordu. BDP, böylece Siyonizmin (dış güçlerin) kiralık tetikçisi gibi davranıyor yani cesareti hıyanetinden kaynaklanıyordu.

BDP, ana taleplerinin ise teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü olduğunu belirtiyordu. BDP, halkı ve tüm ezilen ve yok sayılan(!) toplumsal kesimleri, demokratik mücadeleyi yükseltmek için iktidara; ‘Hükümet Adım At’ demeye çağırıyordu. Konuya ilişkin bir açıklama yapan BDP, ‘Hükümet Adım At’ kampanyasının hükümetin bu aşamada üzerine düşen sorumluluğu sürekli hatırlatacak, süreci akamete uğratacak yaklaşımlardan uzak durmasını sağlayacak önemli bir hareket olacağını bildiriyordu. Her zamankinden daha fazla demokratik ve sivil eylem ve aktivite geliştirilecek bir sürece girildiğini belirten BDP, “Çatışmasızlığın kalıcılaşması ve barışın sürdürülebilir kılınması için her yerde, herkesle ‘Hükümet Adım At’ denilmesini bekliyoruz. Kendi renkleri, talepleri ve duruşlarıyla tüm demokrasi ve özgürlük güçlerini alanlarda iktidara ‘Hükümet Adım At’ demek için birlikte olmaya davet ediyoruz. Demokratik çözüm hamlesinin, hükümetin yerine getirmesini istediği ana talep Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüdür“ ifadelerini kullanıyordu.

BDP’NİN Talepleri

BDP, ‘Hükümet Adım At’ diyeceği başlıkları da şöyle sıralıyordu:

“Başta hasta tutsaklar olmak üzere tüm tutsaklar serbest bırakılsın

Karakol, baraj ve HES yapımları kesin olarak durdurulsun

Ekoloji tahribatı ve katliamı son bulsun

Askeri yığınak hali son bulsun. Asker, polis, akrep, TOMA, panzer halkın içinden kışlalara ve karakollara çekilsin

Anadilde eğitim başlatılsın, anadilin kullanılması önündeki tüm engeller kaldırılsın

TMK ve antidemokratik yasalar kaldırılsın

Koruculuk kaldırılsın

Seçim barajı düşürülsün

Kadına karşı şiddete dönük gerekli tedbirler alınsın ve failler cezalandırılsın”

BDP’NİN Eylem Takvimi

BDP, 3 aylık ‘Demokratik Çözüm Hamlesi’nin ilk ayının planlamasını da açıklıyordu. 30 Haziran- 6 Temmuz arası kitlesel yürüyüşler başlatılacak. Diyarbakır, Adana, Mersin, Gaziantep, Van, Mardin, Şanlıurfa, Şırnak, Muş, Ankara, Sivas, Hakkâri, Bitlis, Adıyaman, İstanbul, Batman, Ağrı, Siirt, Bingöl, Iğdır illerinde eylemler yapılacak” deniyordu.

“Alevistan”ın temelleri Tekke ve Zaviyeler Kanunu değiştirilerek mi” atılıyordu?

Alevi açılımına yeni bir soluk getirmek isteyen Hükümet, cem evlerine ve dedelere yasal statü kazandırmak için 88 yıllık Tekke ve Zaviyeler Kanununda değişikliğe hazırlanıyordu. Alevi Açılımı’nı devam ettirmek isteyen hükümet, Alevilerle yapılan istişarelerden sonra yol haritası hazırlıyordu. İlk adımda, cem evlerine ve Alevi inancının liderleri olan dedelere statü ve kamu yardımı yapılması hedefleniyordu. Ancak bu gibi yerlerin ve ünvanların kullanımını yasaklayan Tekke ve Zaviyeler Kanunu’ engelini kaldırmak gerekiyordu. Bunun için de Cumhuriyetin inkılâpları arasında olan 88 yıllık Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun değiştirilmesi planlanıyordu.

Mehmet Ali Berber’in Sabah gazetesinde yer alan haberine göre, yasal değişiklik ile “Alevi dedelerine yasal statü ve maaş, cem evlerine de kamu yardımı ile yasal statü kazandırılması” düşünülüyordu. 1925’te yürürlüğe giren tek maddelik kanun, cami dışında tüm tekke, dergâh ve zaviyeyi kapatırken, şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik gibi tüm unvanların kullanımını yasaklıyordu. Şimdi yeni bir değişiklik ile bu yasak ortadan kaldırılmaya çalışılıyordu. Yasanın, Atatürk İnkılâbı olmasından ve sembolik anlam taşımasından dolayı önce toplumda tartışılması planlanıyor, destek için muhalefetin ve özellikle CHP’nin kapısının çalınacağı ve Ekim ayında yüksek bir mutabakat ile Meclis’e sunulacağı konuşuluyordu.

Evet, böylece resmen, fiilen ve alenen, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temelleri dinamitlenirken; bir zamanlar Erbakan’ın milli, hamiyetli ve bereketli girişimlerine irtica bahanesiyle hücum eden haysiyetliler(!) bugün nerede saklanıyordu?


 1) Adnan Öksüz, Milli Gazete

2) 01.07.2013, Yeniçağ (Not: O makama karşı münasip görmediğimiz bazı kelimeler yumuşatılmıştır. M.Ç.)

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Nail KIZILKAN

Nail KIZILKAN

Subscribe
Bildir
4 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

chp ciamaat yakınlaşması
Bu arada cıamaat ve chp yakınlaşması da Milli Çözüm yazdıktan 1 ay sonra haberlere yansıyor, abd vaazimiz “onlara çapulcu demeyin” diyerek siyonizmin Şefkat Kapısını yani iktidar yolunu Chp ye göz kırparak gösteriyordu. Böylece Bop eşbaşkanı Tayyipin papucunun dama atılacağının, yerine yeni atların devşirildiğinin sinyalleri veriliyordu. Bir yandan da tayyipe avam bir tabirle aba altından ayar veriliyordu: dediklerimizi harfiyen yapmadığın anda sifon çekilir… Ve sifon yavaş yavaş çekiliyordu…

YERLERİN VE GÖKLERİN ORDULARI
Yeryüzünde tüm mazlumlar ve özelliklede Müslümanlar kan ağlar-ezilirken,bütün bunlara son verecek “ALTIN ÇAĞ”‘ı başlatacak “ADİL BİR DÜZEN” kuracak bir milletin-devletin getirildiği duruma bakınız!..
Fakat tüm bunlara :İçteki işbirlikçi ve hain unsurlara rağmen,sürüklenilen bu deşetengiz duruma rağmen ALLAH’ın lütfuyla TARİHSEL SÜREÇ HAK NAMINA DEĞİŞECEK,Aziz ERBAKAN HOCA’nın 40 yıldır oluşturup güçlendirdiği “MİLLİ DEVLET AKLI”ve bu misyonu taşıyacak ve hedefine ulaştırmaya uğraşacak sağlam, samimi, cesur bir sadıklar topluluğu vardır…Tarihin her devresinde olduğu gibi..Aziz ERBAKAN Hocanın hazırlayıp ortaya koyduğu ADİL DÜZEN MANİFESTOSU insanlığın sistem planında ÇIKIŞ YOLU ‘dur.Eğer birileri(Siyonizm) biz kimseye Adil bir Dünya falan kurdurmayız derlerse herkes duysun bilsin ki! kimse izin falan istemiyor anladıkları dil KUVVET’se çok yakında kuvvetle düzenleri devrilecek. Merak edenler ERBEKAN HOCANIN TEKNOLOJİK hazırlıklarla ilgili konuşmalarına bir göz atıversin..Küresel siyonizmin Yöresel dinci-devrimci işbirlikçileri de fazla çırpınmasınlar SONUNUZ YAKIN…YERLERİN VE GÖKLERİN GÖRÜNEN GÖRÜNMEYEN ORDULARI ALLAH’IN DIR!VESSELAM…

İNŞAALLAH
yukarıdaki muhteşem yazı ve yapılan yorum inşaallah zaferin yakın olduğunun habercisidir. artık vakit gelmiştir. dünya siyonizminin ve işbirlikçilerin sonu gelmiştir. mazlumların ayağa kalkacakaları zaman yakındır.

DUYDUK DUYMADIK EMEYİN
DUYDUK DUYMADIK EMEYİN

AHMET AKGÜL HOCANIN KONFERANSLARINI SİTEDEN TAKİP ETTİM
-PKK İLE İLGİLİ UYARILARI BİRE BİR GELİŞEN OLAYLARLA AÇIĞA ÇIKTI.
-PKK NIN GÜNEY DOĞUDA UYUŞTURUCU TARLALARININ OLDUĞU UYARISI , GÖZ BOYAMA ŞEKLİNDE OLSA BİR TARLA OPERASYONUYLA BASINA YANSIDI.
-EVET ERBAKAN HOCA NE DEDİDE ÇIKMADI..
RUYA DA OLSA BUNUN ÇIKACAĞI DAHA ŞİMDİKİ GELİŞMELERDEN AÇIKÇA GÖRÜNÜYOR..

-APO’YLA YAPILAN GÖRÜŞMELER BÖLGEDEKİ DİĞER GURUPLAR TARAFINDAN, ADETA HAFİFE ALINIP BU GÖRÜŞMELERİN ÖNDERLİĞİN BİR ÇALIŞMASININ KÜÇÜK BİRPARÇASI OLDUĞU VURGUSU YAPILMASI APO
YU ÖZNEL DURUMDAN DÜŞÜRME ANLAMI TAŞIYOR.
– SİYONİST YETKİLİLERİN TÜRKİYE’DEN AYRILMALARININ HEMEN AKEBİNDE
-MİT-MOSSAD YAKINLAŞMASI…
– MİT BAŞKANININ DOLAYLI DESTEKLENMESİ , MİTİN YETKİLERİNİN DAHA DA GENİŞLETLMESİ..
-BÜLENT ARINÇ IN BAŞBAKANA AÇIKÇA BAŞ KALDIRMASI.
-ŞİMDDEN PKK AFFI GENEL AF OLARAK 4 AY İÇİNDE ÇIKACAĞI ÇOK ÖNEMLİ KİŞİLERCE DİLLENDİRİLMWESİ..
-BDP NİN TALEPLERİNİN SIRAYLA YERİNE GETİRİLMESİ, AKP NİN AÇILIM BAŞARISI OLRAK GÖSTERİLİP,SON TAHLİLDE KULLANMA TARİHİ SONA EREN APO VE ERDOĞAN KUKLALALARINA BÜTÜN HESAPLAR KESİLİP DEVRE DIŞI BIRAKILARAK, SİYONİST YAPI KURDUĞU YENİ PLAN GEREĞİ ÇOK DOĞAL SÜREÇMİŞ GİBİ RAY DEĞİİKLİĞİ YAPIP DEVAM EDECEK..
DUYDULK DUYMADIK DEMEYİN ERBAKAN HOCANIN RUYADAKİ UYARILARIDA DOĞRU ÇIKACAK

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
4
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...