TERÖRÜ SONLANDIRMAK MI,
TÜRKİYE'Yİ CENDEREYE SOKMAK MI?
Trump’ın Şara’ya Talimatları!
Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada: “ABD Başkanı Trump, Suudi Amerika’da görüştüğü Suriye Cumhurbaşkanı Şara’ya, DSG’nin kontrolünde olan ve IŞİD mensuplarının tutulduğu hapishanelerin sorumluluğunu devralmasını” buyurmuşlardı. Söz konusu gelişmeyi Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt X hesabından aktarmıştı. Tabi amaç, SDG (Suriye Kürdistanı)’nın işini kolaylaştırmaktı. Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan da toplantıya online olarak katılmıştı.
Başkan Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve Veliaht Prens Selman’a dostlukları için teşekkür etmiş ve Başkan El-Şara’ya “ülkesinde tarihi bir şey yapmak için muazzam bir fırsata sahip olduğunu” hatırlatmıştı. Başkan Trump, Başkan El-Şara’yı Suriye halkı için harika bir iş yapmaya teşvik etmiş ve onu şunları yapmaya çağırmıştı:
1- İsrail ile İbrahim Anlaşmaları’nı imzalayın. (Yani resmen ve fiilen İsrail’in yanında yer alın!..)
2- Tüm yabancı teröristlerin Suriye’yi terk etmelerini sağlayın. (Ama YPG’ye karışmayın!)
3- Filistinli teröristleri sınır dışına çıkarın. (Filistinlileri barındırmak İsrail’i kızdıracaktır!..)
4- ABD’nin, IŞİD’in yeniden canlanmasını önlemesine destek çıkın…
5- Kuzeydoğu Suriye’deki IŞİD gözaltı merkezlerinin sorumluluğunu siz alın. (Ama Kürt Otonom Bölgesi Rojava yapılanmasına fırsat tanıyın!..)
Bunun üzerine İslamcı Kahraman(!) Başkan El-Şara’ya, İsrail ile 1974’teki ayrışmaya ve anlaşmalara olan bağlılığını hatırlatmıştı. Ayrıca, “Suriye’nin doğu ile batı arasındaki ticareti kolaylaştırmada kritik bir bağlantı görevi göreceği” hatırlatmasıyla sözlerini tamamlamıştı.[1]
Tam 21 sene önce, Milli Çözüm Dergimizin ilk sayısında (01 Ocak 2004) ve “Terörün Dini” yazımızda şunları uyarmıştık:
Türkiye’yi parçalamayı amaçlayan Sevr Anlaşması’nın, milletimizden gizlenen maddeleri bir bir uygulamaya koyulmaya çalışılmaktadır.
Madde 62: Kurulacak bir komisyon Irak’ın kuzeyinde Türkiye’nin ise güneyinde Kürtlerin yoğun bulunduğu bölgelerin yerel özerkliğinin tanınmasını sağlayacaktır.
Madde 63: Türk hükümeti yukarıdaki maddedeki komisyonun kararlarını 3 ay içinde tanıyacaktır.
Madde 64: Bundan 1 yıl sonra Kürtler, genel olarak bağımsız olmak isteyip Birleşmiş Milletlere başvururlarsa, konsey de bu kararı onaylarsa Türkiye, bölgedeki bütün haklarından vazgeçip, burayı Kürtlere bırakacaktır.
Evet, işte bu sonuca ulaşmak ve kanuni altyapısını hazırlamak üzere maalesef AKP ve CHP’nin iş birliği ile 4 Haziran 2003’te İkiz Yasalar diye bilinen ve “Bütün halklar, kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptir” maddesini içeren, uluslararası anlaşma metni Meclis’ten geçirilmiştir. Fransa bile, milli bütünlüğünü tehlikeye sokacağı gerekçesiyle bu maddeye şerh koymuşken, bizim Genelkurmay yetkililerimizin bütün ısrarına rağmen, AKP hükümeti buna bile gerek görmemiştir.
Bu arada Meclis gündemine getirilen Yerel Yönetimler ve Kamu Personel Tasarıları da bu bölünmeye zemin hazırlayacak girişimlerdir.
7. Uyum paketleriyle MGK Genel Sekreterliğini işlevsiz hale getiren AKP, Meclis’e sevk ettiği tek maddelik bir tasarı ile de TSK’ya lojistik destek sağlayan ve (Ulusal Kriptoloji Enstitüsü gibi) milli ve gizli stratejiler üreten birimleri bünyesinde barındıran TÜBİTAK’ı siyasallaştırmak ve Orduyu zor durumda bırakmak amacını taşıyan hıyanet odaklarının sinsi emellerine bilmeden hizmet etmektedir. Ülkemizde, milliyetçi sağcılığı ülkücüler ve MHP eliyle öldürten… Solculuk ve sosyal adalet ümidini Ecevit ve CHP eliyle söndürten güçler şimdi de İslamcılığı ve milli şahlanışı AKP eliyle gömdürmek hevesindedir.
Önce şu anda Türkiye’de, dört farklı kesim bulunduğunu hatırlatmakta fayda vardır:
Birinci kesim, ve de maalesef, ekonomik ve siyasi yönden etkili ve yetkili konumdaki bir kesim: “Efendim; Dincilik, Devrimcilik, Milliyetçilik, Vatanperverlik, Kemalistlik gibi kavramlar, çağ dışı kalmıştır. Artık statükoculuğu bırakmak zamanıdır” düşüncesindedir.
Bunların “Küreselleşme, Batı ile bütünleşme, değişme ve yenileşme” perdesi altındaki asıl niyetleri; Türkiye’yi köleleştirmek, Siyonizm’e teslim etmek ve sömürgeleştirmektir… Bunların bilinçli takımı HAİNLER’dir.
İkinci bir kesim: “Aman devrimler elden gidiyor! Tesettürlüler ülkeyi istila ediyor! Kaçılın, İmam Hatipliler geliyor! Camiler çoğalıyor, Gericilik hortluyor! Atatürk’ün kemikleri sızlıyor!..” gibi hayali kuşkular ve boş kuruntularla halkı tedirgin etmekte ve ortalığı velveleye vermektedir. Bunlar bindiği dalı kesen, ve kaymakla yedikleri bala tüküren nankör GAFİLLER’dir. Çünkü hakaret ettikleri halkın ve inancının sayesinde var olduklarının farkında bile değillerdir.
Üçüncü bir kesim de; “Demokrasi küfürdür, Laiklik zulümdür! İran örneği bir şeriat devrimi kurtuluştur!.. Bin Ladin gibi Taliban rejimi, hedefimiz ve arzumuzdur!” şeklinde ne İslam’ın esaslarına ve amaçlarına ne de insanlığın ihtiyaçlarına asla uygun ve uygulanabilir olmayan katı ve baskıcı beklentiler peşindedir. Böylece hem Müslümanlara kötülük etmekte hem de toplumu İslam’dan ürkütmektedir… Bunlar ise slogancı ve oyunbozancı CAHİLLER’dir. Bu üç kesim, her ne kadar birbirlerinin panzehiri ve alternatifi gibi görünseler de, aslında birbirlerinin partnerleridir. Biri, ötekileri kastederek ve “Aman ha, biz olmazsak, onlar gelecek!” diyerek toplumu korkutmakla, bir nevi birbirlerinin varlık sebebi ve sermayeleri gibidirler…
Dördüncü ve dürüst bir kesim… Toplumun çok büyük çoğunluğunun temsilcisi olan ama maalesef sesleri pek çıkmayan bir kesim ise; Türkiye’nin her bakımdan ve kendi imkânlarıyla kalkınmasını… Tarihin akışına ve dünya barışına katkıda bulunabilen Lider Ülke konumuna taşınmasını… Farklı köken ve kültürden, değişik din ve düşünceden, herkesin inandığı gibi yaşama haklarına sahip olduğu örnek bir laikliğin ve gerçek bir demokrasinin sağlandığı, mutlu ve umutlu günlerin hevesinde ve hedefindedir.
Artık bir kişinin veya kesimin gerçek kimliği ve karakteri;
“Solcu mu, sağcı mı? Dindar mı, kalender kafalı mı? Ilımlı mı, İslamcı mı? Sünni mi, Alevi mi? sorularının karşılığı ile tam anlaşılmamaktadır. Bunların yerine:
Avrupa’nın eyaleti, IMF’nin borç kölesi bir ülke mi amaçlıyor? Yoksa, her yönden kalkınmış ve bağımsızlığını kazanmış bir Türkiye için mi çalışıyor?
Mazlum ve mağdur Irak halkını mı düşünüyor, yoksa zalim ve mağrur Amerikan çıkarlarını mı kolluyor?
Dünyanın baş belası ve Ortadoğu’nun çıbanbaşı olan Siyonist ve saldırgan İsrail artık durdurulsun mu istiyor, yoksa kaypak ve yalaka bir ağızla, hâlâ “İsrail-Filistin barışına katkıdan mı dem vuruyor?” sorularının yanıtı, bir insanın gerçek ayarını ortaya koyacaktır.
İşte görüyorsunuz; Milliyetçi sağcılığı, Ülkücüler ve MHP eliyle öldürten… Solculuğu ve sosyal adalet kavramını CHP eliyle mezara gömdürten güçler, şimdi de, İslamcılığı AKP eliyle bitirmenin gayretini taşımaktadır. Artık uyanmak ve toparlanmak zamanıdır. Çünkü Allah korusun, Türkiye gemisi batarsa, bundan kurtulan ve kârlı çıkan hiç kimse olmayacaktır.
Bu yazı dün gibi aklımdadır! Peki biz bu yazıyı dün mü yazdık? Hayır!
Bu yazımız Milli Çözüm Dergimizin 1 Ocak 2004 tarihli, yaklaşık 21 sene önce ilk sayısındaki “ÇIKARKEN” ve “TERÖRÜN DİNİ!?” başlıklı yazılarımızdır… O tarihten beri, maalesef ne eskimiş ne de yalan-yanlış çıkmıştır… Bugün gelinen durum da ortadadır…”[2]
Bundan sekiz yıl önce “Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması” kitabımızda ve “Türkiye’nin Çok Yönlü Kuşatılması” (s. 327) yazımızda:
Bugün İstiklal Savaşı öncesi şartlarla aynı konumda bulunuyoruz. Atatürk Samsun’a çıktığı günlerde, ülkenin durumunu, meşhur “Nutuk”un ilk konusu olarak şöyle özetliyordu:
Kürt Teali Cemiyeti, ayrı bir Kürdistan devleti kurmak için özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde ve yabancıların himayesinde fesatlık faaliyetlerini sürdürüyordu!.. Bugünkü PKK ve siyasi uzantıları gibi…
Devletin en yetkili ve rütbeli kadrolarının da içinde bulunduğu bir grup “İngiliz Muhipler Cemiyetini” kurmuş, İngiliz himayesinde kurtuluş arıyordu!.. Bugünkü AB’ciler gibi…
Sözde aydın geçinen önemli başka bir elit tabaka, Amerikan Mandacılığına sığınıp, kendilerini ve geleceklerini garantiye almayı düşünüyordu… Bugünkü NATO’cular ve dış borç bağımlıları gibi…
Yunanlılar, İngilizler desteğinde (ve Sabataist dönmelerle gizli iş birliği içinde) İzmir’e asker çıkarıp, bütün Ege’yi işgale hazırlanıyordu… Bugün ABD’nin, Büyük İsrail hesabına Kıbrıs ve İzmir’i NATO üssü yapmaya çalıştığı gibi…
Evet, bugün de maalesef durum aynıdır ve ülkemiz dört yandan kuşatılmıştır. Yeni bir Kuvay-ı Milliye dirilişine acilen ihtiyaç vardır. Artık Türkiye’mizin ve geleceğimizin kurtarılması adına; Kuvay-ı Milliyeci Atatürkçülerin, Ülkücülerin ve Milli Görüşçülerin el ele vermesi lazımdır. Milli Çözüm öncülüğünde Milli Mutabakat Hükümetinin kurulması şarttır.
Artık anlayınız ki; bugün iktidarın ve Cumhur İttifakı’nın da, sözde muhalefet takımının da, hepsinin ortak amacı ve tek kurtuluş programları Haçlı AB’ye alınmaktır. Atatürk istismarcısı Kemalistlerin de, Komünist kafalı Sosyalistlerin de, İYİ Parti gibi ırkçı Liberalistlerin de kutsal hedefleri ve hevesleri AB’ye katılmaktır.
Bakınız 15 Mayıs 2025 Habertürk’te Mehmet Akif Ersoy’un programına katılan CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ilk sözleri ve kurtuluş projeleri:
“Bir an evvel AB’ye girersek, başta Kıbrıs sorunumuzun kendiliğinden çözümü kolaylaşacaktır. Çünkü hem Rum hem Türk kesimi aynı birliğin parçaları olacaktır!” hezeyanlarını savurmuşlardı.
Bu marazlı mantığa göre, Yunanistan’la da hiçbir sorunumuz kalmayacaktı. Çünkü aynı AB’nin parçaları olacaktık. Hatta ileride “Bölge barışının sağlanması ve kontrol altında tutulması” kılıfıyla İsrail de AB’ye alınacak ve Türkiye dolaylı biçimde Büyük İsrail’in bir parçası konumuna taşınacaktı!? Çünkü aslında AB’ye katılmakla, özenle gizlenen anlaşma maddeleri icabı, bağımsızlık haklarımızın bazılarının ve milletimizi oluşturan halkların bir kısmının yönetim ve denetimi AB kurumlarına bırakılacaktı.
Şimdi bu kafalarla, bu iktidar ve bu muhalefet kanadıyla Türkiye’nin sorunlarını aşması, düze çıkması ve şaha kalkması elbette imkânsızdı, artık Milli bir Mutabakat oluşumuna acilen ihtiyaç vardı.
“Terörsüz Türkiye” söylemi, küresel merkezlerin şeytani hesapları ve işbirlikçilerin iktidar ihtirasları uğruna, geleceğimizi karartacak sinsi ve Siyonist planların, BARIŞ jelatinine sarılmış palavralarıdır!
Hatırlayınız; 1. Körfez Savaşı sırasında Suudi Arabistan’daki ABD kumanda merkezi olarak kullanılan otelin bir odasında Amerikalı Yarbay duvardaki harita üzerinde Türkiye’nin Güneydoğu’sunu ve Kuzey Irak’ı işaret ederek Güneri Cıvaoğlu’na özetle şunları aktarmıştı:
“Irak’ın kuzeyinde Kürt devleti kurulacak… (Özerk Barzanistan oluşturulacak… Suriye ve) Türkiye’ye de benzeri dayatmalar yapılacak… Ya vereceksiniz, BARIŞ olacak… Ya da vermeyeceksiniz, o zaman da size savaş açılacak!..”
Lozan Parkı’nda Grup Toplantısı!
İYİ Parti, PKK’nın fesih açıklamasında yer alan Lozan ifadeleri nedeniyle grup toplantısını TBMM yerine Lozan Parkı’nda yapmıştı. PKK’nın fesih açıklamasındaki Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasası’na ilişkin sözlerine çok sert tepkiler koymuşlardı.
Dervişoğlu’nun Lozan Parkı’ndaki grup toplantısındaki konuşmasından satır başları şunlardı:
“Aslında tarih tekerrür ediyor. Aynı ortaklarla, aynı mutabıklarla ve aynı sözde karşıtlarla 2009 yılında Oslo’da başlatılan, 2015’te güya rafa kaldırılan Çözüm Süreci; arka planda, sınırlarımız dışında olgunlaştırılıp sinsice bugünlere taşınmıştır. Türkiye ve Türkiye’ye duyulan kin asla sonlanmamıştır. Lozan’ın gizli maddeleri yokmuş ama sinsi düşmanları varmış. Bugün aynı çiçeğin tomurcuğu olarak açan MHP ve DEM 2018’den 2024’e kadar dört seçim boyunca muhalefeti enfekte ettiler. Biri dışarıdan terörize ederek, biri muhalefetmiş gibi görünerek, biri AKP güdümünde, diğeri PKK güdümünde siyaseti durmadan zehirleyip durmuşlardır.
Kürt’ü de, Türk’ü de, Alevi’yi de, Sünni’yi de tahrik ve tahkir eden bunlardır. Şimdi bu kirli oyunun giriş ve gelişme aşamaları tamamlanmış, artık sonuç aşaması sahneye konulmuş durumdadır. Tek tesellim hiçbirinin artık gizleyecek ve saklayacak bir şeyi kalmamıştır. Bunların sözde kralları gibi müttefikleri de, danışmanları da, soytarıları da çıplaktır, çırılçıplaktır. Yıllarca PKK yaftasıyla siyaseti kirletip dizayn ederek iktidarda kalanlar, bugün PKK ile ittifaklarını barış diye meşrulaştırma çabasındadır. Bu soysuz ilişkiyi resmileştirip yeni Türkiye’yi kiminle ve nasıl kuracaklarını ilan ediyorlar. Kurulduğu günden itibaren cumhuriyetle kavgası bitmeyen AKP’nin, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tapu senedi Lozan’la ilgili düşüncesi, kime niye düşman olduklarının ve kimle niye ittifak ettiklerinin de bir özeti sayılmalıdır…
Cumhuriyet, bunlara göre kapatılması gereken bir parantez, milli mücadele özür dilenmesi gereken bir hatadır. Terörsüz Türkiye’den kasıt işte tam da budur. Oysa terörsüz Türkiye, terör örgütleriyle ittifakla ve müzakereyle sağlanmaz. Hukukla, adaletle, demokrasiyle ve özgürlüklerle sağlanır. Terör ve terörist bunlar için iktidarlarıyla olan mesafeyle tanımlanır. Onlara yakınsanız yerli ve milli, uzaksanız sizi terörist ilan etmeleri başucu şantajlarıdır. Devlet; bunlar için şahısları ve yakınları, danışman ve yandaşları için kâr ve makam arpalığıdır. Hukuk; bunlar için iktidar ve ortaklarının menfaatlerini gözetmenin yahut bu menfaatlere dönük tehditleri bertaraf etmenin aracıdır. Adalet; bunlar için darülharp sayıp yağmaladıkları memleketin tüm kaynaklarını aralarında paylaşmanın adıdır. Cumhuriyet; bunlar için gasbetmekten çekinmedikleri milli iradenin bir günlük oy atma oyalamasıdır!..
Son bir yıldır bize izlettikleri Anayasa, normalleşme, genişleme, çözüm diye sunulan aşamaların yani sirkin özeti bunlardır. Karşımızda yalanlarla, illüzyonlarla ve hokkabazlıklarla dolu bir sirk vardır. Bu sirkte yılanların nasıl deri değiştirdiğine şaşırmamızı bekliyorlar. Boynuna zil geçirilmiş kurtları alkışlamamızı istiyorlar. Nice aslan, nice kaplan (rolündeki kiralıklar) kamçının sesiyle hoplayıp zıplıyorlar. Papağanlarsa aynı ezberletilmiş cümlelerle güya akıl veriyorlar. Bu Alamut büyüsünden acilen kurtulmak için bugün burada, yarın meydanlarda, sonraki her gün vatanın her sathında toplanmalıyız. Bu delirmişliği durdurmalıyız. Yoksa kurtaracağımız bir cumhuriyet kalmayacaktır. Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh dün olduğu gibi bugün de bütün vatandır. Büyük Türk milleti! Yüz beş yıl önce 1920’de ya Sevr ya işgal diye dayatıldığında Sevr’in barış olarak sahnelendiği oyun, uygun zamanda, uygun mekânda, en elverişli aktörlerle yeniden karşımızdadır. Devşirilmiş başrollerin oyuncularına hiç kimse aldanmasın. Emperyalizmin, yapımcısı ve yönetmeni olduğu bu oyunda senaryo, replikler, herkesin rolü tek elden dağıtılmıştır. Bilinsin ki bugün tepeden tırnağa ihanete dönüşmüş olan bu akışa şayet müsaade edersek, 101 yıl önce parçalanan Sevr’in şartları bugünün dünyasının gerçekleri ve sıfatlarıyla hayata geçirilecek ve ülkemiz parçalanacaktır!
Bugün istikbal ve cumhuriyetimize kasteden unsurların hepsi karşımızdadır. Gördüğünüz aktörler, isimler, partiler, örgütler, Türk uygarlık ülküsünün ebedi muarızları, cumhuriyet fikri ve devletinin ise ezeli karşıtlarıdır. Erdoğan’ın yeni Türkiye’si işte bunların Türkiye’si olacaktır. Olmayan savaşın barışı, cumhuriyete karşı girişilen bir suikast anlaşmasıdır. Af, reform, değişim diyerek hazırladıkları tezgâhın son ürünü de bunların anayasası olacaktır. İfratla tefrit arasında bir cendereye koyar gibi milletimin sıkıştırıldığı yer tam olarak bu noktadır. Zaman kalmamıştır. Artık zaman karar zamanıdır.
Mühür onlarda, güç onlarda, Devlet iradesi onlarda, Devlet idaresi de onlardadır. Ama unutmayın; Vatan bizim, bayrak bizim, devlet bizim, cumhuriyet bizim, Mustafa Kemaller bizimdir. Ne mutlu Türküm diyene! Ne mutlu Türküm diyene!
(Gençler) Sizler 7 yaşından itibaren her gün okul sıralarında otururken karşınızda duran üç çerçeveye baktınız. Ortada Mustafa Kemal duruyordu. Solda İstiklâl Marşımız, sağda ise Gençliğe Hitabe asılıydı. Bugün o tozlu çerçeveleri yerinden sökmek ve yüreklere asmak zamanıdır. Sökün ve elinize alın. İstiklâl Marşımızı artık o çerçeveden çıkartın. Çünkü hürriyet ve istiklâlimize vurulan zincirleri kırmak zamanıdır. Şimdi Gençliğe Hitabe’yi o duvardan indirin ve elinize alın. Artık o Hitabenin vazifelerini yerine getirmek zamanıdır ve şimdi Mustafa Kemal’i, size bu yukarıdan baktığı yerden alın ve tam karşınıza koyup buyruklarını uygulayın!..
Kısaca, iktidar ve ortakları terör ve teröristle kendilerini eşitlemiş başka bir örgüttür. Kavramların içini boşaltan, değerleri yok eden, tarihi çarpıtan, şuur yoksunu arsız bir örgüttür. Aşımıza zehir katıp kaynatılan katranı şeker diye satan örgüttür. Bunların barış ve terörsüz Türkiye diye yutturmaya çalıştıkları, Türkiye’nin geleceğine kurulmuş bir saatli bombadır.
İktidara ve ortaklarına sesleniyorum: Hiç sormak aklınıza gelmedi mi? (Bu PKK ve yandaşları) Hangi emellerinden vazgeçmişler? Üniter yapımıza kastetmeyi terk etmişler mi? Federasyon, konfederasyon, kanton hayallerinden uzaklaşıp “ortak vatan” teraneleriyle bölünmez bütünlüğümüze darbe vuracak hesaplardan geri duracaklar mı? Bir sorunu aşıyor gibi görünerek Türkiye’yi bölgede ve uluslararası zeminde daha büyük belalarla baş başa bırakmak hedeflerinden cayacaklar mı? Oysa Anayasa’da ifadesini bulan vatandaşlık tanımına itirazlarını sürdürmek bir şarlatanlıktır! Şimdi herkes melek pozuna bürünmüş barış havarileri rolü yapmaktadır. Biz sorgulamaya ve hesap sormaya devam edeceğiz. İktidarın kendi geleceğini kurtarmak ve kendisine zaman kazandırmak amacıyla planladığı ama Türkiye’nin geleceğini karartacak bu teslimiyet ve yıkım sürecine asla ama asla fırsat tanımayacağız!..”
Ah keşke, konuşma metninde bir yerde geçen İstiklâl Marşımızdaki: “Hakkıdır; Hakka tapan, milletimin istiklâl!” mısrasında vurgulandığı gibi: Bizi millet yapan ve asırlardır ayakta tutan mayanın İSLAM olduğu gerçeğine inanılarak ve gereği hatırlatılarak bu çağrılar yapılsaydı!.. Keşke, PKK canavarlığının ve Kürt Irkçılığının asıl sebeplerinden birisinin de Müspet Milliyetçilik yerine yapılan Türk Irkçılığı olduğunu bilerek, hâlâ aynı ırkçılık damarıyla hiçbir yere varılamayacağı anlaşılmış olsaydı!.. Bir tek cümlede olsun “İslam kardeşliğini ve insan eşitliğini” dile getirmeden, bu milletin itimadının sağlanamayacağını, Din ve Milliyetçilik istismarcılarının tuzağından kurtarılamayacağını kavrayıp ona göre davranılsaydı!..
ABD ve Suudi Arabistan Arasında Tarihin En Büyük Anlaşması İmzalanmıştı!
ABD ile Suudi Arabistan arasında, değeri yaklaşık 142 milyar dolar olan “tarihteki en büyük silah satış anlaşması” imzalandığı açıklanmıştı. ABD Başkanı Donald Trump, ikinci döneminde ilk yurt dışı ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirerek 600 milyar dolarlık yatırım taahhüdü almıştı. Teknoloji, savunma, enerji ve kritik mineraller alanında imzalanan anlaşmalar, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığı yeni bir boyuta taşımıştı.
Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, bu kapsamda yapılan ilk anlaşmalarla ABD’nin enerji güvenliğinin, savunma sanayisinin, teknoloji liderliğinin ve küresel altyapı ile kritik minerallere erişiminin güçlendirileceği vurgulanmıştı. Açıklamada, anlaşmaların her iki ülke için de tarihi ve dönüştürücü nitelikte olduğu, ABD ile Suudi Arabistan arasındaki ortaklığın yeni bir “altın çağını” temsil ettiği hatırlatılmıştı. ABD ve Suudi Arabistan’ın “tarihteki en büyük silah satış anlaşmasını” imzaladığı belirtilen açıklamada, anlaşmanın değerinin yaklaşık 142 milyar dolar olduğu, Suudi Arabistan’a Amerikan savunma şirketlerinden son teknoloji savaş ekipmanları ve hizmetlerinin sağlanacağı aktarılmıştı.[3]
Trump, Suudi Amerika’dan(!) sonra gittiği Katar’da ise 200 milyar dolarlık uçak alımı sözleşmesini imzalamıştı. Ayrıca Katar’la 400 milyar dolarlık ticari yatırım anlaşmaları sözü alındığı konuşulmaktaydı. Yani bu iki ülkeyle 350 milyar dolarlık peşin silah ve uçak satımı yapılmış, ayrıca 1 trilyon dolarlık da yatırım taahhüde bağlanmıştı. Sn. Erdoğan’ın da yakın dostları olan bu Arap Kralları, Amerika’ya peşkeş çektikleri bu paraların binde birini Filistin’e destek çıksalardı, sorun çoktan aşılmış olacaktı. Bu vicdanı kararmış Amerikan uşakları Trump’a “Yahu, hiç değilse ağırlığınızı kullanıp, İsrail’in şu vahşetini durdurun ve açlıktan, ilaçsızlıktan kıvranan Gazze’ye acil yardımların önünü açın!” teklifinde bile bulunamamışlardı.
Çok daha can sıkıcı bir durum vardı; Amerikan basınında yer alan haberlere göre, Donald Trump, “Bütün Gazzelileri Libya’ya taşıma hazırlıkları yapmaktaydı ve bu maksatla Libya ve İsrail makamlarıyla görüşmelerini tamamlamıştı!..”
Bu konuda asıl şu soruların yanıtlanması lazımdı: ABD Başkanı Trump, bu vicdansız ve ahlâksız planlarını, Suud Veliahtı Selman’a, Katar Sultanına, Suriye Başkanı Ahmet Şara’ya ve bunların yakın dostu Sn. Erdoğan’a da açmış ve olurlarını almamış mıydı?
- Rûdaw – 15.05.2025
- https://www.millicozum.com/mc/2004/ocak-2004/terorun-dini/
- https://www.bloomberght.com /13 Mayıs 2025

Terör sorununun çözümü, birlikteliğin, huzur ve refahın förmülü Hukukun egemenliği ve Adaletin tesisindedir..
Bunun da temel esasları, Millî Çözüm’ün Adil Düzen programlarıyla, insanlığa deklare edilmiştir..
Trump Suriye kuzeyinde rajova kürdistanını kurarken, içerideki hainlerinde tüm çabaları aslında kardeşlik türküsü çağırarak, terörü bitermek istediklerini ilan ederken aslında Türkiye’mizi bölüp parçalayıp Sevr’i uygulamaya çalışmaktı. İktidarı muhalefeti bilerek veya bilmeyerek sevr’e taşeronluk yapmakta idiler. Bunun dışında kalanlar Milli Çözüm ve Milli Çözüm düşüncelilerdi.
“Bu yazı dün gibi aklımdadır! Peki biz bu yazıyı dün mü yazdık? Hayır!
Bu yazımız Milli Çözüm Dergimizin 1 Ocak 2004 tarihli, yaklaşık 21 sene önce ilk sayısındaki “ÇIKARKEN” ve “TERÖRÜN DİNİ!?” başlıklı yazılarımızdır… O tarihten beri, maalesef ne eskimiş ne de yalan-yanlış çıkmıştır… Bugün gelinen durum da ortadadır…””
Evet Milli Çözüm 21 seneden de öte üstadımızın 50-60 senedir hazırladığı yazılar, şiirler, konferanslar hiç bir zaman eskimemiş yalanlanmamıştır. Çünkü sen her daim Hakkı söylemektesin ve Hak’ta Sana sahip çıkmakta idi. Kafirlerin ve münafıkların bir amacıda Hakkı basite ve hafife indirgemek ve etkinlik sahasını daraltmaktır. Siyonist şeytanların yıllardır derdi “O’nun bir açığını yakalayabilirmiyim”di. Her işini öyle Hakka uygun yapmaktaydı ki, elleri boş ve yorulmaktan başka bir şeyleri kalmamaktaydı.
Yeryüzündeki bütün batıl ve işbirlikçilerine rağmen Allah nurunu tamamlayacaktır. Tabiki dinine gerçek manada sahip çıkanlar eliyle bu olacaktı, Allah için risk alanlar ve derdini çekenler eliyle olacaktı.
Milli Çözüm’ün makalelerini hafife alan veya iftira edenlere ise Milli Çözüm’ün ilk sayısı Osmanlı tokadı gibi suratlarına çarpılmakta idi.
HAİNLER GAFİLLER CAHİLLER
İstemesede ;
MİLLİ ÇÖZÜM öncülüğünde Milli Mutabakat hükümeti kurulacak
Yaşanabilir bir TÜRKİYE
Yeniden Büyük TÜRKİYE
Yeni bir DÜNYA
Adil Düzenle refah ve saadet e ulaşacaktır…
Saf 8
Onlar, Allah’ın nurunu (ve İslam’ın zuhurunu) ağızlarıyla (kuru laf kalabalığıyla) söndürmek istemektedirler. Oysa Allah, Kendi nurunu tamama (başarıya) eriştirecektir; kâfirler hoş görmese (ve engellese) bile (Kur’an’ın Adil Düzenini yerleştirip yürütecektir).
Şaralar, Teyolar İsrail, AB ve ABD çıkarları doğrultusunda onların adına Ortadoğu’da tetikçilik yaparken İspanya Dış İşleri Bakanı Albares devam eden siyonist soykırım sebebiyle “İsrail-AB Ortaklık Anlaşması derhal askıya alınmalı!” çağrısında bulunuyor. (https://www.milligazete.com.tr/amp/haber/25307858/ispanya-disisleri-bakani-albares-israil-ab-ortaklik-anlasmasi-derhal-askiya-alinmali)İşbirlikçilerin ve patronlarının defterinin dürüleceği günler çok yaklaştı. Milli Çözüm 20 yılı aşkındır bu gerçekleri kaleme almakta, dünyadaki ve ülkemizdeki milli bir değişimin kültürel iklimini ilmek ilmek işlemektedir. Tarih ve zaman bu gelişmeleri kaydederek ilerlemektedir. Tarih Milli Uluslararası Toplum ile 2. Yalta’nın yapılacağı günü hasretle beklemektedir.
Dünyanın kurtuluşu güçlü bir Türkiye’den geçer. Güçlü bir Türkiye ise güçlü bir yeni oluşumla mümkündür. Makalede de çok çarpışı şekilde vurgulanmıştır: “Şimdi bu kafalarla, bu iktidar ve bu muhalefet kanadıyla Türkiye’nin sorunlarını aşması, düze çıkması ve şaha kalkması elbette imkânsızdı, artık Milli bir Mutabakat oluşumuna acilen ihtiyaç vardı.”
Evet, bugün de maalesef durum aynıdır ve ülkemiz dört yandan kuşatılmıştır. Yeni bir Kuvay-ı Milliye dirilişine acilen ihtiyaç vardır.
Artık Türkiye’mizin ve geleceğimizin kurtarılması adına; Kuvay-ı Milliyeci Atatürkçülerin, Ülkücülerin ve Milli Görüşçülerin el ele vermesi lazımdır. Milli Çözüm öncülüğünde Milli Mutabakat Hükümetinin kurulması şarttır.
Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki; TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU; Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması, Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
(Erbakan Hocamızın TRT Basın Toplantısı Yazarlar Soruyor-Nisan 1980)
Ülkemizin her yanında duyanlar için tehlike çanları çalıyor. Siyasi olarak içeriden ve dışarıdan kuşatma altında olan yurdumuz, askeri yığınaklarla dolu sınırlarımız yetmezmiş gibi bugünlerde ikincisini yaşadığımız çözülme süreciyle; yıllardır hazırlığı yapılan çalışmalar fiili aşamaya geçmek üzere yeniden gündeme geliyor ve ülkemizin içinde halihazırda idam cezası almış bir vatan haini, siyonistlerin sözcüsü olarak muhatap alınıyor. Peki bu durum cereyan ederken, etkili yetkili merciler nerelerde geziyor?..
Karşımızda yalanlarla, illüzyonlarla ve hokkabazlıklarla dolu bir sirk vardır. Bu sirkte yılanların nasıl deri değiştirdiğine şaşırmamızı bekliyorlar. Boynuna zil geçirilmiş kurtları alkışlamamızı istiyorlar. Nice aslan, nice kaplan (rolündeki kiralıklar) kamçının sesiyle hoplayıp zıplıyorlar. Papağanlarsa aynı ezberletilmiş cümlelerle güya akıl veriyorlar. Bu Alamut büyüsünden acilen kurtulmak için bugün burada, yarın meydanlarda, sonraki her gün vatanın her sathında toplanmalıyız. Bu delirmişliği durdurmalıyız. Yoksa kurtaracağımız bir cumhuriyet kalmayacaktır. Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh dün olduğu gibi bugün de bütün vatandır. Büyük Türk milleti! Yüz beş yıl önce 1920’de ya Sevr ya işgal diye dayatıldığında Sevr’in barış olarak sahnelendiği oyun, uygun zamanda, uygun mekânda, en elverişli aktörlerle yeniden karşımızdadır. Devşirilmiş başrollerin oyuncularına hiç kimse aldanmasın. Emperyalizmin, yapımcısı ve yönetmeni olduğu bu oyunda senaryo, replikler, herkesin rolü tek elden dağıtılmıştır. Bilinsin ki bugün tepeden tırnağa ihanete dönüşmüş olan bu akışa şayet müsaade edersek, 101 yıl önce parçalanan Sevr’in şartları bugünün dünyasının gerçekleri ve sıfatlarıyla hayata geçirilecek ve ülkemiz parçalanacaktır!
Siyonist ve emperyalistler, ülkemizi dört yandan kuşatmışlardır.
Büyük İsrail hesabına Türkiye’yi parçalamayı amaçlayan Sevr Anlaşması’nın, milletimizden gizlenen maddeleri işbirlikçi kafalar eliyle bir bir uygulamaya koyulmaya çalışılmaktaydı.
Madde 62: Kurulacak bir komisyon Irak’ın kuzeyinde Türkiye’nin ise güneyinde Kürtlerin yoğun bulunduğu bölgelerin yerel özerkliğinin tanınmasını sağlayacaktır.
Madde 63: Türk hükümeti yukarıdaki maddedeki komisyonun kararlarını 3 ay içinde tanıyacaktır.
Madde 64: Bundan 1 yıl sonra Kürtler, genel olarak bağımsız olmak isteyip Birleşmiş Milletlere başvururlarsa, konsey de bu kararı onaylarsa Türkiye, bölgedeki bütün haklarından vazgeçip, burayı Kürtlere bırakacaktır.
Evet, işte bu sonuca ulaşmak ve kanuni altyapısını hazırlamak üzere maalesef AKP ve CHP’nin iş birliği ile 4 Haziran 2003’te İkiz Yasalar diye bilinen ve “Bütün halklar, kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptir” maddesini içeren, uluslararası anlaşma metni Meclis’ten geçirilmiştir.
Meclis gündemine getirilen Yerel Yönetimler ve Kamu Personel Tasarıları da bu bölünmeye zemin hazırlayacak girişimlerdir.
“Terörsüz Türkiye” söylemi, küresel merkezlerin şeytani hesapları ve işbirlikçilerin iktidar ihtirasları uğruna, geleceğimizi karartacak sinsi ve Siyonist planların, BARIŞ jelatinine sarılmış palavralarıdır!
İşbirlikçi kafalar!
İşbirlikçi kafalar, kurtuluşu Siyonist ve emperyalistlerin himayesi ve yönetimi altına girmede gören kafalardır.
İşbirlikçi kafalar, Siyonist ve emperyalistlere sığınıp, kendilerini ve geleceklerini garantiye almayı düşünen kafalardır.
İşbirlikçi kafalar, Türkiye’yi köleleştirmek, Siyonizm’e teslim etmek ve sömürgeleştirmek amacıyla “Küreselleşme, Batı ile bütünleşme, değişme ve yenileşme” sloganları atan kafalardır.
İşbirlikçi kafalar, şahsi ikbal ve ihtirasları uğruna Türkiye’yi Avrupa’nın eyaleti, IMF’nin borç kölesi yapmaya çalışan kafalardır.
İşbirlikçi kafalar, kaypak ve yalaka bir ağızla, hâlâ İsrail-Filistin barışına katkıdan dem vuran kafalardır.
İşbirlikçi kafalar, Siyonist ve emperyalistlere karşı Milli Mücadeleyi hayal ve macera zanneden kafalardır.
İşbirlikçi iktidar ve işbirlikçi muhalefet kafalarıyla Türkiye’nin sorunlarını aşması, düze çıkması ve şaha kalkması elbette imkânsızdır.
Yeni bir Kuvay-ı Milliye dirilişine acilen ihtiyaç vardır.
Artık Türkiye’mizin ve geleceğimizin kurtarılması adına; Kuvay-ı Milliyeci Atatürkçülerin, Ülkücülerin ve Milli Görüşçülerin el ele vermesi lazımdır.
Milli Çözüm öncülüğünde Milli Mutabakat Hükümetinin kurulması şarttır.
LOZAN PARKINDA GRUP TOPLANTISI DÜZENLEYEN İYİ PARTİNİN KONUŞMA METNİNE MİLLİ ÇÖZÜM’ÜN VERDİĞİ CEVAPLAR HATIRLATMALAR VE İKAZLARI ; ÜLKEMİZİN VE TÜM İNSANLIĞIN GERÇEK SAHİBİ TERCÜMANI OLABİLECEK BİLGE VE YİĞİT ZİHNİYET’İN MİLLİ ÇÖZÜM OLDUĞUNUN TESCİLİ NİTELİĞİNDEDİR!..
İyi partinin iktidar ve ortaklarına seslendiği o konuşmada evet doğrular da zikredilmişti ancak doğruyu eksik anlatmak veya doğruya yanlışlar ilave edilerek anlatılması niyetin ve samimiyetin de eksik kaldığı ve çözüm üretmeye yetecek olgunluğa liderliğe erişilmediğinin de kanıtıdır.. İşte o toplantının konuşma metnine Milli Çözüm’ün verdiği hatırlattığı ikazda bulunduğu o cümleleri tekrar buradan hatırlatmak isterim:
” Ah keşke, konuşma metninde bir yerde geçen İstiklâl Marşımızdaki: “Hakkıdır; Hakka tapan, milletimin istiklâl!” mısrasında vurgulandığı gibi: Bizi millet yapan ve asırlardır ayakta tutan mayanın İSLAM olduğu gerçeğine inanılarak ve gereği hatırlatılarak bu çağrılar yapılsaydı!.. Keşke, PKK canavarlığının ve Kürt Irkçılığının asıl sebeplerinden birisinin de Müspet Milliyetçilik yerine yapılan Türk Irkçılığı olduğunu bilerek, hâlâ aynı ırkçılık damarıyla hiçbir yere varılamayacağı anlaşılmış olsaydı!.. Bir tek cümlede olsun “İslam kardeşliğini ve insan eşitliğini” dile getirmeden, bu milletin itimadının sağlanamayacağını, Din ve Milliyetçilik istismarcılarının tuzağından kurtarılamayacağını kavrayıp ona göre davranılsaydı!..”
Teşekkürler Milli Çözüm, teşekkürler kıymetli Milli çözüm Yazarı Osman Eraydın Bey!..
İyi ki varsın Milli Çözüm!..
Türkiye’de dört farklı kesim bulunmaktadır:
Üçüncü kesim slogancı ve oyunbozancı CAHİLLER’dir. Bunlar, insanlığın ihtiyaçlarına çözüm üretmeyen; her hücresine kadar İsrail istihbaratı tarafından nüfuz edilmiş ve suikasta uğramış olduğu açık olan ülkelerden hâlâ daha medet umacak kadar saf ve bilinçsiz olan cahillerdir.
Biz her mazlum ve masum halkı savunur, sahipleniriz.
Ancak tüm insanlığın ekonomik, ahlaki, siyasi ve ilmî sorunlarına çözüm sunmayan; böyle bir derdi, projesi bulunmayan ülkelere kurtuluş umuduyla bakmak, onlara böyle bir misyon yüklemek akıl fukaralığından öte bir tutumdur.
Filistin’e, Suriye’ye, İran’a yapılan tüm zulümlerin hesabını kökten soracak; İsrail sistemini (vahşi kapitalizmi, Siyonizm’i) tarihe gömecek ve yerine tüm insanlığa huzur, adalet ve bolluk getirecek projeleri uygulayacak “ülke, zihniyet ve lider” bellidir.
Bunu hâlâ göremeyen kördür.
Gördüğü hâlde bu gerçeği tam, net, mert ve açık bir şekilde ifade edemeyen ya da gerçekleri çarpıtmak suretiyle şarlatanlık yapan kimseler; makalemizde anlatılan birinci ve ikinci kesimle aynı safta yer almaktadır.
MİLLİ ÇÖZÜM’ÜN FARKI!
Milli Çözüm, Erbakan Hocamızın çizgisinden hiç çıkmamıştır elhamdülillah.
Hakk’tan taraf olanların 21 sene öncesinden yazdığı yazılar, halen güncelliğini koruyor..
Milli Çözüm’ün söylemlerinde hep haklı çıktı! Söylemlerini %99 u gerçekleşti ve geriye kalan %1’i bütün dünya şaşkınlıkla izleyecek!
“Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim!” demişler atalarımız..
Dostlarınız, gardaşlarınız ve ağabeyleriniz gerçek ayarlarınızın göstergesidir.
Son olarak, Hakka düşmanlık edenlere gelince;
Hacc 15
Her kim Allah’ın ona (Hakka davet ve istikamet yolundaki sebat ve sadakat ehli kuluna) ne dünyada ne de ahirette asla yardım etmeyeceğini (başarıya eriştirmeyeceğini, zafer ve galibiyet vermeyeceğini) sanıyor (ve savunuyorsa, kesinlikle aldanıyor ve şeytani karakterinden böyle söylüyor.) Hele göğe (darağacı gibi) bir araç uzatsın (ve ipi boynuna taksın), sonra (ayaklarını yerden) kesiversin de baksın (bakalım, ruhundaki nifaktan dolayı) onun kurduğu bu hıyanet tezgâhı içindeki öfkesini giderebilecek mi? (Halbuki hainler ve kâfirler çatlasa da, Allah elçilerini muvaffak, dinini ise hükümran kılıverecektir.)
http://www.mealikerim.com
Bugün İstiklal Savaşı öncesi şartlarla aynı konumda bulunuyoruz. Atatürk Samsun’a çıktığı günlerde, ülkenin durumunu, meşhur “Nutuk”un ilk konusu olarak şöyle özetliyordu:
Kürt Teali Cemiyeti, ayrı bir Kürdistan devleti kurmak için özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde ve yabancıların himayesinde fesatlık faaliyetlerini sürdürüyordu!.. Bugünkü PKK ve siyasi uzantıları gibi…
Devletin en yetkili ve rütbeli kadrolarının da içinde bulunduğu bir grup “İngiliz Muhipler Cemiyetini” kurmuş, İngiliz himayesinde kurtuluş arıyordu!.. Bugünkü AB’ciler gibi…
Sözde aydın geçinen önemli başka bir elit tabaka, Amerikan Mandacılığına sığınıp, kendilerini ve geleceklerini garantiye almayı düşünüyordu… Bugünkü NATO’cular ve dış borç bağımlıları gibi…
Yunanlılar, İngilizler desteğinde (ve Sabataist dönmelerle gizli iş birliği içinde) İzmir’e asker çıkarıp, bütün Ege’yi işgale hazırlanıyordu… Bugün ABD’nin, Büyük İsrail hesabına Kıbrıs ve İzmir’i NATO üssü yapmaya çalıştığı gibi…
Evet, bugün de maalesef durum aynıdır ve ülkemiz dört yandan kuşatılmıştır. Yeni bir Kuvay-ı Milliye dirilişine acilen ihtiyaç vardır. Artık Türkiye’mizin ve geleceğimizin kurtarılması adına; Kuvay-ı Milliyeci Atatürkçülerin, Ülkücülerin ve Milli Görüşçülerin el ele vermesi lazımdır. Milli Çözüm öncülüğünde Milli Mutabakat Hükümetinin kurulması şarttır.