YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69f4a38f4b335
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 4 5
Bugün : 34898
Dün : 60722
Bu ay : 34898
Geçen ay : 1737715
Toplam : 53917671
IP'niz : 216.73.217.100

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Öyle anlaşılıyor ki, birileri Türkiye ile Rusya’nın bozuşmasını hatta kavgaya tutuşmasını istemişti. Rus askeri yetkililerinin “Biz sınır bölgesine yakın uçağımızı ve koordinatlarımızı müttefikleri olan Türkiye’ye iletmek üzere ABD yetkililerine bildirmiştik” açıklaması bu konuda önemli ipuçları vermekteydi. Çünkü ABD’den Türkiye’ye böyle bir uyarı bilgisi gelmemişti ve Türk yetkililer Rus uçağının milliyetini belirleyemediklerinden vurduklarını söylemişlerdi.

Rus uçağı vurulduktan sonra:

1- Rusya Türkiye’yi ciddi sıkıntıya sokacak, ekonomik, ticari, turistik, askeri ve siyasi tedbirlere yöneleceği…

2- Bugüne kadar Suriye Türkmenlerinin ellerinde tutmayı ve kaybettikleri yerleri geri almayı başardıkları stratejik Kızıldağ, maalesef yoğun saldırılar sonucu yeniden Esed rejiminin eline geçeceği…

3- Rusya’nın Suriye’ye askeri müdahalesi ve tahribinin daha da şiddetleneceği…

4- Ruslar dünya genelinde, Türkiye aleyhinde asılsız ithamlarla dolu bir karalama kampanyasına girişeceği…

5- Bu olay üzerine Türkiye’nin, ABD, Rusya ve İran’ın oluşturduğu “Suriye sorununa çözüm” mutabakatının dışına itileceği…

6- Esed rejimi ve ailesinin elinin güçleneceği hesap edilmemişti.

Zaten sınırımızı ihlal eden jetlerin Rusya’ya ait olduğu bilinse bunların asla vurulmayacağını, hem Cumhurbaşkanı, hem Başbakan, hem Başbakan Yardımcısı (Numan Kurtulmuş), hem de Genelkurmay defalarca ifade etmişti. Kısaca Türkiye, belki de oyuna getirilmiş, müttefiklerinin hazırladığı ve yem olarak Rusya’nın kullanıldığı bir tezgâhı fark edememişti.

Dilipak’ın twitter anketi kendisini de şaşırtmıştı!

Gazeteci Abdurrahman Dilipak, Putin’in Türkiye’yi suçlayan sözlerini sosyal medyada gündeme getirip “DAEŞ’ten petrol alan kim?” sorusunu yöneltmişti. Twitter’daki ankette Dilipak, takipçilerinden Putin Rusya’sı, Esed Suriye’si ve Erdoğan Türkiye’si seçeneklerinden birini seçmelerini istemişti. Ancak takipçilerinden büyük çoğunlukla bu soruya “Erdoğan Türkiye’si” cevabını verince, anketin manipüle edildiğini söyleyip her zamanki gibi çark etmişti. Hani demokratik düşüncelere saygı gösterilecekti?!

Twitter fenomeni Fuat Avni, Türkiye’nin Rus jetini düşüreceğini bir ay öncesinden haber vermiş aynen gerçekleşmişti. Acaba ABD müttefikimizin(!) ve bilirkişilerimizin(!) tahrik ve teşvikiyle aramızı bozmak üzere Rus uçağını düşürme kararımız ve hazırlığımız önceden planlandığı için mi Fuat Avni bu bilgiye erişmişti? Yoksa Bay Twitter fenomeni, keramet mi göstermişti? Bu tür stratejik ve gizli bilgilerine bile sahip olamayan safdiriklerin ülkeyi yönetmesi elbette en büyük tehlike ve talihsizlikti.

Genelkurmay’da Rus komutanları susturan soru neydi?

Genelkurmay’da Rus komutanlara uçaklara yapılan uyarı dinletilmiş ve ‘Pilotlarınız niye yanıt vermedi’ sorusuna ise Ruslar bir açıklama getirememişti. Sabah gazetesi Genelkurmay’da Rus komutanlara olayla ilgili yapılan bilgilendirme toplantısının ayrıntılarını manşetinden bildirmişti. Rusya’nın, düşürülen savaş uçağının ardından Türkiye’ye yönelik sert açıklamalarına karşın Ankara daha soğukkanlı diplomasiyle yanıt vermekteydi. İyi niyet göstergesi olarak Rus tarafı ile bilgilendirme çerçevesinde görüşmeler sürdürülmekteydi. Son olarak Rus ataşeler Genelkurmay’a davet edilmişti. Ancak Genelkurmay’da Rus komutanlara ‘Pilotlarınız bizim uyarılarımıza niye karşılık vermedi?’ sorusuna hiçbir yanıt verilmemesi dikkat çekmişti.

Vurulunca Keseb yakınlarına düşen Rus uçağı, dikkatleri bir kez daha bölgeye çevirmişti. Keseb, sınırımıza paralel oluşturulacak Kürt koridorunun Akdeniz’e açılan kapısı olarak stratejik öneme sahipti. Türk F-16 uçakları hava sahamızı ihlal ettiği gerekçesiyle vurduğu SU-24 tipi Rus savaş uçağına Hatay’ın Yayladağı ilçesinin karşısında kalan Suriye’nin Keseb kasabası yakınlarında düşüvermişti. Böylece biri Rusya, biri Suriye, biri de Türkiye’ye ait olmak üzere aynı hava sahasında üç uçak düşürülmüş olması ilginçti. Bölgede ilk olarak 22 Haziran 2012’de Suriye, Türkiye’ye ait RF-4 keşif uçağını vurup indirmişti. Daha sonra Türkiye 23 Mart 2014’te de aynı bölgede Suriye’ye ait MIG savaş uçağını indirdi. Suriye’nin Keseb kasabasının bulunduğu bölge Türkiye sınırına paralel olarak oluşturulacak Kürt koridorunun Akdeniz’e açılan kapısı olarak seçildiği için jeostratejik bir öneme sahipti. Irak ve Suriye’de uygulanan plana göre Kürtlerin kontrolüne verilecek bölgeler önce IŞİD’e işgal ettirilmekteydi. Sonra Kürtler tarafından kurtarılan bu bölgelerdeki Türkmenler ve Araplar zorla göç ettirilmekteydi. Suriye’nin kuzeyinde kantonlar oluşturan PKK’nın Suriye kanadı PYD’nin önünde şimdi iki görev belirmişti. Biri bu kantonları birleştirebilmek için Cerablus bölgesini ele geçirmekti. PYD’nin silahlı kanadı YPG, geçtiğimiz günler Fırat’ın batısına geçmiş ve Cerablus’a ilerlemişti. İkincisi ise Afrin’in batısında kalan Bayırbucak bölgesindeki çoğunlukta olan Türkmen nüfusunu buralardan sürmekti. Böylece Afrin kantonunun Keseb kasabasının bulunduğu bölgeden denizle buluşması gerçekleşecekti. Amaç ise Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin Akdeniz ile bağlantısını kurabilmekti. Böylece Kuzey Irak’ta bulunan petrol ve doğalgaz Türkiye’ye ihtiyaç duymadan Kerkük Ceyhan boru hattı ile Erbil’den gelen boru hattının birleştiği Fişabur’dan itibaren döşenmesi planlanan yeni boru hattı ile dünyaya pazarlanabilecekti.

Takvim Gazetesi’nde Ergün Diler 26 Kasım 2015 tarihli “Uçağın Şifresi” yazısında ipe sapa gelmez kurgular sıralamıştı:

“Rus uçakları son zamanlarda Türkmenlerin olduğu yerlerde fazla görünmeye başlamıştı. Özellikle Türk, ABD, İsrail ve NATO jetlerinin, gemilerinin, füzelerinin cirit attığı yerlere dalmayı çok seviyorlardı. Kimine göre ortada bir savaş olmadığına göre acaba Ruslar neden uçuş rotalarını Akdeniz’in en sancılı ve kritik yerlerine göre ayarlıyorlardı! Ruslar, son zamanlarda; Amerikan gemilerini, gemilerden atılan füzeleri, Amerikalıların İsrail’e ve Türkiye’ye verdiği uçakları ve NATO silahlarını etkileyecek ve kör hale getirecek bir teknolojinin sahibi olmuşlardı. Ruslar bu teknolojiyi kullanarak bütün NATO ordularını kör ve sağır hale getirebilecek düzeye ulaşmıştı. Bu Amerikalıların Ruslardan aldıkları doğru istihbarattı. Türk Hava Sahası’nı aralıksız ihlal eden Rus uçağı SU-24’te çok özel anlam verilen bir uçaktı! NATO ve Türkiye’nin elindeki bilgilere göre bu Rus uçağı tüm NATO arasındaki iletişimi kesebilecek bir teknolojiye sahip donanımdaydı. Yapılması gereken tek şey bu uçağı ele geçirmek ve inceleyip gizli teknolojilerine ulaşmaktı. İşte bu RUS uçağı SU-24’te bize böyle bir kozu sunmaktaydı. Uçaklarımız arasında iletişimi koparıp koskoca Türkiye’yi savunmasız bırakacak, NATO’yu şaşkınlığa uğratacak hazırlığın bir üyesi 5 dakikalığına hava sahamıza dalmıştı. Aslında Rusların “arkamızdan vurulduk” dediği buydu! Yani o pilotları hava sahamıza kim itmiş ve nasıl kandırmışlardı? Bilen yok! Ama girdiler ve yapılması gereken yapıldı. Türkiye burada büyük bir adım attı. Hem kendini, hem NATO’yu korumak üzere anlamlı bir adımdı bu! SU-24 düşürüldü! Amaç, uçağın bütün parçalarını ele geçirip karşı teknolojiyi çözmek ve gerekli tedbirleri almaktı. Aslında koca bir ittifakın kurtuluşu için atılan bir adımdı. Türkiye kendini koruduğu gibi İttifakını (NATO’yu) da korumaktaydı. Zaten Amerika da Rusların bu teknolojiyi kullanmasını, çoğaltmasını, yaymasını engellemek için uğraşmaktaydı. Uçak düştükten sonra ELINT (Elektronik Destek ve Elektronik İstihbarat) uzmanı yollandı. SU-24’ün anatomisi incelenecek tomografisi çekilecek ve gereken adımlar atılacaktı! Zaten Rusya’nın sessizliğinin arkasında bu yatmaktaydı!”

Şimdi safsatadan da öte bu saptırmaların, sırıtan yalanlarını ortaya koyalım:

1- ABD, AB ve İsrail’in Türkiye’nin gerçek ve samimi dostları ve Rusya’ya karşı koruyucuları olduklarını düşünmek ahmaklık değilse, alçaklıktı. İşin doğrusu “Küfür tek milletti. İslam’a ve Türkiye’ye karşı Rusya ile Batı ve Haçlı dünyası ortaktı.”

2- Türkiye defalarca ve en yetkili ağızlarca “düşürülen uçağın milliyetinin saptanamadığını ve Rusya’ya ait olduğunun anlaşılması halinde asla vurmayacaklarını” açıklamış ve Ergün Diler yalakasını yalanlamışlardı. Yani Türkiye bu olayda, maalesef müttefiklerinin oltasına takılmış, gereksiz bir müdahale ile Rusya ile takışmıştı.

3- Rusya’nın geliştirdiği bu yüksek teknolojinin, aslında Erbakan Hoca tarafından hazırlanıp TSK’nın ilgili birimlerine ve zamanı geldiğinde kullanılmak üzere bırakıldığını Milli Çözüm’de yıllardır defalarca yazdık. Yani Türkiye’nin düşürdüğü bir Rus uçağından özel teknoloji sırlarını çözme senaryosu aptalcaydı, hatta belki de ABD ve Rusya ortaklaşa bizdeki bu tür teknolojilerin varlığını test etmek üzere böyle davranmışlardı.

4- Rusya Mavi Akım ve Akkuyu nükleer santral projelerini askıya mı alacaktı? Reuters’in geçtiği haber ortalığı karıştırmıştı. Gazprom’un doğalgaz iddiasıyla ilgili yorum yapmayı reddetmesi ise kafaları iyice karıştırmıştı. Rusya Türkiye’ye doğalgaz vereceği Mavi Akım (Türk akımı) hattını donduracak mıydı? Ünlü Reuters ajansı bu iddiayı gündeme taşımış, Rusya’nın devlet kontrolündeki enerji şirketi Gazprom ise yorumsuz kalmıştı. DAEŞ terör örgütünün petrol gelirleriyle servet kazanmasında Suriyeli işadamı ve Esed yandaşı Hıristiyan George Haswani’nin adı öne çıkmıştı. ABD Hazine Bakanlığı ile AB, George Haswani’yi ve şirketlerini ayıp savmak cinsinden kara listeye almıştı. Habertürk gazetesinde yer alan habere göre Suriye’de yaşanan iç savaş sonucu giderek güçlenen Irak ve Şam İslam Devleti’nin (DAEŞ) finansal kaynaklarına yönelik araştırmalar sonucu bu durum anlaşılmıştı.

“Lavrov’un Türkiye’yi suçlayan “Bu planlı bir saldırıydı” sözü, Rusya’nın kendi planlarını ve niyetini mi ele vermekteydi? Türkiye’nin önceden planlayarak Rus uçağını düşürebilmesi için, Rusya’nın sınır ihlalini açık bir tehdide dönüştürmüş olması ve kasten tekrarlaması gerekmez miydi? Belli ki Rusya küçük sınır ihlalleri ile Türkiye’nin caydırıcılığını aşındırmayı ve hatta kışkırtmayı hedeflemişti. Türkiye ise kendi hukukunu savunma gereğini yerine getirmiş ve Rusya’yı kendi kazdığı kuyuya düşürüp hesaplarını alt üst etmişti. Mesele elbette çok ciddiydi ve bu kadar ciddî bir krizin mutlaka çok büyük hasarları beklenirdi. Korkanlar, özellikle ekonomik kayıpların telaşına kapılanlar haklı olabilirdi. Ancak bir devlet yüksek menfaatlerini gözetip riskli adımlar atarken her şeyi hesaplaması gerekirdi. Türkiye bu uçağı düşürmeseydi katlanarak önüne gelecek olan zarar daha büyük olabilirdi” diyen Zaman yazarı ve FETO yalakası Mümtazer Türköne, hizaya ve insafa mı gelmişti, yoksa AKP hükümetini ve çok sevdikleri Cumhurreisini kışkırtıp karambole sürükleme hevesinde miydi?

Oysa Amerika ile Rusya Türkiye’nin ortak düşmanıydı; çünkü hem Amerika, hem de Rus uçakları Suriye PKK’sı olan YPG’nin önünü açmaktaydı!

Obama’nın olaya ilişkin ilk tepkisi çok çarpıcıydı: kendisine ilk sorulan soru, Rus uçağının düşürülmesi konusundaydı ve yüzünden mimik oynamadan, gayet kuru bir ses tonu, basit ve kesin bir dille şunları aktarmıştı: “Türkiye’nin kendisini savunma hakkı vardır.” Yani açıkça Türkiye’yi kışkırtmaktaydı. Peki Rusya Türkiye kapışsa NATO bize sahip çıkacak mıydı?

Ergün Diler yalakasının yalan palavraları aksine Suriye’de Ruslar bu kez de YPG’ye arka çıkmaya başlamıştı. İddialara göre Rus uçaklarının bombardımanına eş zamanlı olarak PKK’nın Suriye kolu PYD’nin silahlı gücü YPG’nin Fırat’ın batısına doğru ilerlemesi kolaylaşmıştı. Rus savaş uçaklarının, YPG güçlerinin Fırat’ın batısında ilerleme çabalarıyla eş zamanlı olarak terör örgütü DAEŞ’in kontrolünde bulunan Fırat’ın batısındaki Halep kırsalında yer alan bazı bölgelere hava saldırıları düzenlediği anlaşılmıştı. YPG’nin Rus savaş uçaklarının desteğiyle Fırat’ın batısında bulunan Cerablus kentine doğru ilerlemeye çalıştığı yazılıp konuşulmaktaydı. Bu arada aynı iddialara göre DAEŞ ve YPG güçleri arasında, YPG’nin kontrolünde bulunan Zor Magar köyünün batısında, Fırat nehrinin iki tarafında şiddetli çatışmalar yaşanmaktaydı. Hatta Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ile birlikte Moskova’da Rus lider Vladimir Putin’le görüşen Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius şaşırtan bir çıkış yapmıştı. Fabius, Fransa’nın Esad politikasında önemli bir değişikliğe gideceğini açıklamıştı. Fabius, “Suriye’de terör örgütü IŞİD’in ortadan kaldırılması için yürütülecek olası kara harekâtında Esad güçlerinin de kullanılabileceği görüşünü” ortaya atmıştı. BBC Türkçenin haberine göre, IŞİD’i imha etmek için sadece hava saldırılarının yeterli olmayacağını söyleyen Fabius, kara kuvvetlerine de ihtiyaç olacağını vurgulamıştı. Fabius, bu durumda IŞİD’le çarpışacak güçlerin Suriye muhalefet güçleriyle Sünni kuvvetlerin yanı sıra, pekâlâ hükümete bağlı güçler de olabileceğini ağzından kaçırmıştı. BBC muhabiri Hugh Schofield, bu açıklamanın Fransa açısından büyük bir değişime işaret ettiğini hatırlatmıştı.

MHP’nin tarih profesörü milletvekili Yusuf Halaçoğlu, Rus uçağının düşürülmesinin ardından, dikkat çeken bir haritayı yeniden gündeme taşımıştı. “Suriye’de, ABD ile Rusya’nın Kürt devleti kurma yönünde anlaştığını bir yıl önce yazmış ve İngiliz arşivinden aldığım bir haritayı paylaşmıştım” diyen Halaçoğlu iktidarın vurdumduymazlığından yakınmıştı.

Velhasıl “Komşularımızla o kadar güzel ilişkiler kurulacak ki bu politikalar sonucu komşularla sıfır sorun yaşanacak” diye yola çıkan AKP şimdi “sıfır komşu” noktasına dayanıp kalmıştı.

Tahir Elçi’nin vurulma olayıyla ilgili görüntüler bize şu soruları hatırlatmıştı:

1- Olay sırasında, önceden hazırlanmış bir senaryo gereği, Tahir Elçi’yi görecek noktaya yerleştirilmiş bir keskin nişancı yoksa, korumaların veya militanların attığı kurşunlar “uzak” sayılmazdı. Bu “uzaktan atılan” kaydı neden ve neye göre saptanmıştı? Başbakan’ın açıklamasına göre Tahir Elçi’nin yakınında bulunan silah, polisimizi şehit eden teröristlere ait ise o takdirde yakından sıkılmış olması lazımdı.

2- Tahir Elçi’nin kafatasındaki mermi çekirdeği bulunmuş ve incelemeye alınmış mıydı? Veya niçin bulunamamıştı?

3- Saldırganlara sıkılan polis kurşunlarından birinin yanlışlıkla maktulün başına isabet etme ihtimali sıkça gündeme taşınmıştı, bu konu yeterince araştırılmış mıydı?

4- Tahir Elçi’nin ayakucundaki tabancanın sahibi ortaya çıkarılmış mıydı? “Bu silah polisimizi şehit eden teröristlere aittir” iddiaları ciddiyetle bağdaşır mıydı?

5- Polislerin ateş açtığı, ama peşine düşüp yakalayamadığı şahsın kimliğine ulaşılmış mıydı?

6- Görüntülerde tabancayı namlusundan tutup koşan kişi kim olmaktaydı?

7- Silah sesleri duyulunca Tahir Elçi ve ekibi niye koruma altına alınmak yerine başıboş bırakılmıştı? Bu panik havası doğal mıydı?

8- Takip edildiği anonsla bildirilen ve yolu beklenen şüpheli ticari aracın, zırhlı bir araçla ve çok temkinli olarak durdurulması gerekirken bir terörist değil de sanki yüksek devlet yetkilisini karşılar gibi bu denli dikkatsiz ve tedbirsiz yaklaşılması nasıl bir aymazlıktı?

9- Araba içindeki eylemciler, başka bir suçtan mı kaçmaktaydı, yoksa yeni bir olay için mi yani Tahir Elçi suikastını gerçekleştirmek üzere mi hazırlanmışlardı?

10- Terörist saldırıların yoğunlaştığı SUR ilçesinde kentsel dönüşüme geçileceği için konuşulan çok büyük rant çıkarlarından aslan payını kapmak isteyen çevrelerin PKK militanlarını kiralayarak kullanıp kışkırttığı konusuyla bu cinayetin bir bağlantısı var mıydı?

Elçi Ailesinin Gizemli Yanları!

Çıktığı bir televizyon programında “PKK bir terör örgütü değildir. PKK Kürt siyasi hareketinin silahlı kanadını temsil etmektedir!” anlamında laflar eden Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi, aslında bu sözlerle kendi gizli kimliklerini ve gizemlerini deşifre etmişti. Yani Bağımsız Kürdistan’ın altyapısını ve geçiş hazırlığını oluşturacak demokratik özerklik fikrinin ve faaliyetlerinin beyin ekibi ve perde arkası takipçileri bizleriz. PKK ise bizim emrimizdeki silahlı çetemizdir”. “Türkiye’nin Barzanileri” olarak gösterilen; İsrail, ABD ve AB’deki karanlık mahfillerde sahiplenilen, dönme (Sabataist) oldukları bilinen bazı ailelerle kız alıp vermeleri dikkat çeken ve Barzaniler gibi “Kürtçülük davalarına ve küçük İsrail kurma sevdalarına İslamcılık kılıfı geçiren” bu kişileri kimler ve niye öldürtmek isterdi?

İşte ihtimaller:

A- PKK’nın üzerine yıkılsa, hatta bazı PKK’lı militanlar kullanılmış olsa da, kendi fikir babalarını ve akıl hocalarını katletmeleri pek akla-mantığa uygun düşmemektedir. Neymiş, Tahir Elçi, Özerk Kürdistan hedefine silahlı yöntemlerle değil de, barışçı girişimlerle erişmek istemekteymiş!?

B- Bu cinayeti CIA ve MOSSAD’ın yapması da mantıklı gelmemektedir. Zaten kendileriyle uyumlu bir elemanı niçin öldürmeye yeltensinlerdi?

C- Bu suikastı, iktidarın ve emrindeki istihbaratın yapması da makul görünmemektedir. Çünkü bu kendi başlarını boşuna ağrıtmaktan başka bir sonuç vermeyecektir. Üstelik hala diriltmeye ve yürütmeye çalıştıkları Çözüm Süreci için Tahir Elçi gibilere ihtiyaç duydukları kesindir.

D- O zaman; bu sinsi, tehlikeli ve etkili bölücü zihniyeti sindirmek ve meydana gelecek infialleri, daha ciddi ve gerekli müdahalelere gerekçeye tahvil etmek isteyen merkezler mi harekete geçmişti? Tahir Elçi’nin öldürülmesini, 12 Eylül öncesi katledilen Abdi İpekçi cinayetine benzetenler, neleri fark etmişti ve neyi kastetmişlerdi?

E- Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin ölümüne neden olan merminin çekirdeğinin bir türlü bulunamaması neyin alametiydi? Elçi’nin vurulduğu bölgeye keşif için giden savcılar, iki avukat ve kriminal polislere roketatar ve otomatik silahlarla saldırı düzenleyenler kimlerdi, bunlar neleri gizleme gayretiydi?

Fetullahçı Hakan Şükür, Tahir Elçi’nin Diyarbakır’daki çatışmada hayatını kaybetmesiyle ilgili “Kirli plancıların Güneydoğu üzerine yeni bir hamlesi” çıkışması neyin nesiydi?

Diyarbakır’daki saldırıyla alakalı görüşlerini resmi sosyal medya hesabı Twitter’dan yapan Hakan Şükür: “Tahir Elçi’nin öldürülmesi ve o sırada 1 polisin şehit edilmesi kirli plancıların Güneydoğu üzerine yeni bir hamlesidir. Tahir Elçi’ye ve şehit polisimize Allah’tan rahmet dilerim. Rabbim yakınlarına sabırlar versin. (Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’ı kastederek) Tahir Elçi’nin barış çağrılarını dün Dolmabahçe’de aynı masada oturanlar da dile getirmişti” sözleriyle ne demek istemişti?

Diyarbakır ve ilçelerindeki PKK yandaşı muhtarlar ‘Öcalan isterse hendek kazmayı bırakabiliriz!’ demekteydi. Şimdiye kadar, en azından çözüm sürecinde, Öcalan üç kritik meseleye müdahale etmiş ve KCK Öcalan’ı dinleyerek, isteği doğrultusunda hareket etmişti.

1- HDP’nin bir takım bahanelerle, meclisi terk ederek Diyarbakır merkezli bir siyaset yapma kararını İmralı kabul etmemiş, HDP’liler de Diyarbakır’dan Ankara’ya geri gelmişti.

2- Cezaevlerindeki açlık grevleri, bıçak kemiğe dayandığında, Öcalan’ın talimatıyla bitirilmişti.

3- Ve en son olarak, Duran Kalkan’ın ifadesiyle söyleyecek olursak ‘Erdoğan ve AK Parti’yi iktidardan düşürünceye kadar’ devam ettirilmesi düşünülen 6-8 Ekim olayları yine Öcalan’ın isteğiyle sona erdirilmişti.

Ama bütün bunlara rağmen, PKK, aslında Öcalan’ı en çok dinlemesi gereken meselede, yani silahlı mücadeleyi sona erdirme, HDP’nin rolünü ve misyonunu kabullenme, özetle silahlara veda etme dönemini başlatma isteğine görünürde evet demiş, ama tam tersine bir eyleme girişmişti” diyen Orhan Miroğlu’na sormak gerekirdi: Madem öyle Hükümetinizin hala Öcalan’ı Çözümün muhatabı ve Kürt hareketinin anahtarı görmesi gaflet miydi, dalalet miydi? PKK kurucularından Pilot Necati ve Apo’nun eşi Kesire Öcalan CIA güdümlü MİT’in emrindeydi. Necati CIA/MİT görevlisiydi. Kesire Öcalan’ın babası Ali Yıldırım MİT’le ilişkiliydi. Karısı ve yakın arkadaşı CIA-MİT elemanı olan Abdullah Öcalan da CIA’nın güdümündeydi.

Bu arada hatırlatalım Fetullah Gülen de CIA’nın hizmetindeydi. AKP ise ABD’nin bir projesiydi? Peki o zaman bütün kavgalar neyin nesiydi? Hala anlamadınız mı, halkı avutup oyalama ve adım adım BOP’u uygulayıp Türkiye’yi parçalama stratejisiydi!

Sadece Rusya ve İran değil, İsrail de Suriye’ye el atmıştı!

İran ve Rusya’nın çeşitli operasyonlara imza attığı Suriye’de İsrail’in de bulunduğu belirtilmişti. İsrail Başbakanı Netanyahu, ülke çıkarlarını korumak için zaman zaman Suriye’de faaliyet gösterdiklerini söylemişti. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, çıkarlarının zarar görmemesi ve kendilerine karşı bir cephe meydana getirilmemesi için Suriye’de zaman zaman faaliyet gösterdiklerini itiraf etmişti. İsrail radyosunun haberine göre, Netanyahu, Celile bölgesiyle ilgili Akka kentinde düzenlenen toplantıya gitmişti. Golan Tepeleri’nde İran’ın yeni bir cephe oluşturmasının engellendiğini belirten Netanyahu, “Aynı şekilde Suriye’den Lübnan’a ölümcül silahların nakledilmemesi için de çalışıyoruz ve çalışmaya devam edeceğiz. İsrail ordusu ve Suriye’deki Rus güçleri arasında yaşanabilecek olayların önüne geçmek üzere taraflar arasında bu konuda koordinasyonu sağlamış vaziyetteyiz” demişti.

Şimdi İsrail aslında ABD’nin en önemli partneri olduğuna göre, bu durumda otomatikman AKP ile İsrail de stratejik ittifak halinde miydi?

ABD’den İran’a petrol jesti!

Washington yönetimi, Suriye’de Rusya ile birlikte hareket eden İran ile 5+1 ülkeleri arasında 2013’te varılan anlaşma zamanındaki kadar petrol alımına izin vereceğini bildirmişti. ABD yönetimi, dünyada İran’dan petrol ve petrol ürünleri alımını azaltacak imkânlar oluşmasına rağmen Tahran ile 5+1 ülkeleri arasındaki anlaşma gereği böyle bir engelleme adımı atmayacağını ve İran’ın yapacağı petrol satışlarının seviyesinin aynı kalacağını söylemişti. Beyaz Saray, ABD Başkanı Barack Obama tarafından imzalanan İran’dan petrol alımı konusundaki başkanlık kararını ilan etmişti. Buna göre, Obama, kararında ilgili makamlar tarafından Kongre’ye sunulan raporu incelediğini, küresel ekonomik durum, belli ülkelerin artırdığı petrol üretimi, yedek kapasite seviyesi ve stratejik rezervleri göz önünde bulundurduğunu belirtmişti.

Velhasıl; ABD, AB ülkeleri, İsrail, İran, Rusya doğrudan ve dolaylı bir ittifak halindeydi. Ortak hedefleri İslam Alemi ve özellikle Türkiye idi. Türkiye’nin ise özellikle bu gafil zihniyetten kurtulması gerekirdi.

IŞİD’in başkent olarak ilan etmeyi planladığı yer Libya’nın SİRTE kentiydi.

Dünyanın korkulu rüyası haline getirilen terör örgütü IŞİD’in Libya’nın Akdeniz kenti Sirte’yi yeni başkenti ilan etmeyi planladığı bildirilmişti. Wall Street Journal’ın Libyalı istihbarat yetkililerine dayandırdığı haberde, IŞİD’in Sirte’deki varlığını 200’den 5.000 militana yükselttiği ve kentte ‘petrol gelirlerini düzenleyip terör saldırıları planlayabileceği’ bir üs kurduğu belirtilmişti. Sirte’deki IŞİD militanları arasında uluslararası ‘yöneticilerin’ ve ‘finansçıların’ da olduğu belirtilen haberde, kentin İtalya’ya yakınlığına da dikkat çekilmişti. Peki Libya’ya saldırıp otorite boşluğu oluşturan, yani dolaylı biçimde IŞİD’e sunan ABD, AB ve AKP değil miydi?

Ulusalcılarla yandaş medya kol kolaydı!

Tahir Elçi’yi aklama, hatta barış kahramanı yapma konusunda Aydınlık’la yandaş medyanın aynı gayret içinde olmaları bize şaşırtıcı gelmemişti. Akit TV, Ulusal Kanal yorumcularından E. General İsmail Hakkı Pekin’i bu maksatla konuk etmişti. Sözde Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin 4 Ekim’de Aydınlık Gazetesi’ne verdiği röportaj kendi isteği üzerine yayınlanmadığı söylenip ardından ölümü üzerine basmaya karar verilmişti. Güya Tahir Elçi, ölmeden önce verdiği röportajda PKK için “Halk savaşı diye ifade ettikleri durum, halka zarar verdi” demişti. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ: “Tahir Elçi cesur birisiydi, görüşlerini, düşüncelerini, doğrularını ifade eden birisi. Doğrularının peşinden koşan birisi. Vurulmadan önceki son açıklamasında olduğu gibi, operasyonlara, hendeğe hayır diyen, barışa evet diyen birisi” diyerek övgüler yağdırmıştı.

Bu arada Mardin’de, askeri servis otobüsünün geçişi sırasında terör örgütü PKK mensuplarınca yoldaki çöp kovasına yerleştirilen patlayıcı infilak ettirilmiş; saldırıda 1 asker şehit olurken, aralarında asker ve sivillerin bulunduğu 7 kişinin yaralandığı bildirilmişti. Artık Güneydoğu İllerimizde ve İlçelerimizde PKK korkusundan güvenlik güçleri bile zırhlı araçlarla dolaşabilmekteydi. Yani hükümet fiilen aciz ve çaresiz vaziyetteydi.

Eşkıya başı Remzi Kartal’a göre: PKK artık şehirlerde faaliyet yapacaktı!

Kongra-Gel Eş Başkanı Remzi Kartal, Türkiye’yi tehdit ederek, PKK terörünü kentlere indireceklerini söylemişti. RS FM’de Yavuz Oğhan’ın hazırlayıp sunduğu “bidebunudinle” programına katılan Kartal, “Devletin saldırgan aklı değişmedikçe, PKK’nın mücadelesi dağda da olacak, şehirde de, metropolde de. Devlet siyasal zemine geçerse biz de geri adım atarız. Birileri söyledi diye PKK geri çekilmeyecek, tam aksine mücadele alanını şehirlere kaydıracaktır” diyerek açıkça Türkiye’yi tehdit etmekte, bu basiretsiz ve beceriksiz iktidar elinde ülkemizin hangi badirelere sürüklendiğini göstermekteydi!

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Rahmet PAKGÜL

Rahmet PAKGÜL

Abonelik
Bildir
16 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

bu vatanın sahibi var
Bu vatan sanıldığı üzere üç beş kendini bilmez ile onlarla kaşıkçı kavgası yapan el oğullarının değil, kökü dünyayı yönetecek kadar kudretli bir geleneğe bağlılarındır. Bir ikinci husus ise Erbakan hocamızın buyurduğu üzere; bu vatanın tüm bireyleri, hep sinemada oynayan filme odaklananlardan ibaret değil, rejisörün ne yapmak istediğini de bilenleri bünyesinde barırdırır. siyonizm ve uşakları ellerinden gelen tüm vahşilikle coğrafyamızda kan kazanları kaynatırken, insanlığa yüzlerce yıl hayırla hizmet etmiş bir milletin evlatları olarak bizlerin yani milli devletimizin susup kalması elbette düşünülecek bir durum değildir. Bu bağlamda, onların tuzaklarını kendi başlarına geçirmek için yaptıkları hayırlı hizmetleri Milli Çözüm sayesinde duyuyor ve öğreniyoruz. hayırlı ve güzel günler yakındır inşallah. sabırla ve iştiyakle bekliyoruz.

YENİ DÖNEM
Facebook ta Kamu Güvenliği Teşkilatı K.G.T’in bir fotoğrafını (24 Kasım 2015 10:18) paylaşan H. Acar beyfendi, Dr. M. Çalık’ın görüşlerini yayınlamış;

Dr. M. Çalık’tan;
Bir dönem hızla kapanıyor, geri dönülmez bir biçimde… Aklı başında herkes bunu görüyor veyahut hissediyor… Türkiye yeni bir şey arıyor, başka bir ifade ile kendisini arıyor, “Derin Türkiye”yi… “Derin Türklüğün, Derin Müslümanlığın Türkiye’si”ni…

Bu arayışın izcilere, öncülere ve mihmandarlara ihtiyacı olacak mı? Evet! Hayal kırıklıklarının yeis ve tükenmişliğini, hayal gücünün umut ve heyecanına, yepyeni bir inşâ enerjisine dönüşebilir mi? Dönüşebilir, dönüşmelidir! Pekâlâ, bunun için en evvelâ lâzım olan şey para ve maddi imkân mıdır?
HAYIR, EN BÜYÜK HAYAL KIRIKLIKLARI VE AHLÂKİ ÇÜRÜME PARANIN EN BOL OLDUĞU YERLERDEN ÇIKTI…

BÖYLE BİR ŞEY İÇİN EN EVVELÂ LÂZIM OLAN ŞEY HARLI BİR ÎMAN, AŞK VE ÎMAN HALİNE GELMİŞ BİR FİKRİYAT, HİÇ BİR ŞEYİN SATIN ALAMAYACAĞI “BOZULMAZ AHLÂKLI ADAMLAR VE GÖZÜ DUMANLI” DELİKANLILARDIR….

İçine girmekte olduğumuz yeni dönem de o îman, o ahlâk, o fikriyat ve o cesâretin kendini tarih ve milletin kantarına çıkaracağına dost-düşman herkes görecektir…

Dünyaya sadece kulluk ve imtihân için geldiğine ve bu fâni hayat da “zafere değil sefere memur olduğu”na inanan o “bozulmaz ahlâklı adamların ve gözü dumanlı delikanlılar”ın enerjisiyle kimse baş edemeyecektir…

Anasından cengaverlik ruhu ile doğmuş herkes zenbereğini yeniden kurmaya başlasın
İnandıklarımız için çalışmadan yerimize oturursak analarımızın temiz sütleri de, helâl ekmekleri de hepimize haram olsun!
Nasr’un min-Allah ve fethun garîb…

MEN DAKKA DUKKA
Bu yazıyı yazan Rahmet Pakgül Beyden, yayınlayan Milli Çözüm dergisinden ve emeği geçenlerden Allah razı olsun.
Bugün Suriye bahane edilerek, 1. ve 2. Körfez Harbinde dahi bu kadar kalabalık olarak bir araya gelmemiş bu devletler şu an Suriye ve Akdeniz çevresinde bir araya gelip toplanmışlar ve beklenen nihai kapışmaya (Armegedon) hazırlık yapmaktadırlar.
Kim (hangi devlet) gelirse gelsin ve neyi varsa (son teknolojik silahlarını) getirsin ki; Musa (AS) mın Firavunun sihirbazlarına dediği gibi; “HAYDİ NEYİNİZ VAR ATIN BAKALIM DA GÖRELİM” diyebilelim.
Erbakan Hocamızın yıllardır anlattığı üstün silah teknolojileri sayesinde silah sistemleriniz çalışabilecek mi bunu herkes görecek ve kimin yaptığını da bilecek!..
Vesselam…

Bovling
Bovling oyunu belli sayıdaki dubaları bir araya yerleştirerek ve hepsini bir hamleyle yıkabilme imkanını barındıran bir oyun…Bedir Savaşı öncesi Mekkede müşrikler savaşa çıkılıp çılmaması konusunda ikilem içinde oldukları bir sırada ki savaşı kaybedeceklerini düşünmelerine iten gerek Efendimiz as mın peygamber olduğunu bilmeleri ve ona karşı yapılacak savaşın kaybetme riskinin gerek Efendimiz as mın halası Hz Atikenin gördüğü rüyada Mekkeli müşriklerin olacak savaşta kaybedecekleri her evden bir kayıbın olcağının anlaşılmasından dolayı savaştan vazgeçme noktasına geldikleri bir sırada Mekkenin sokaklarında kim olduğu bilinmeyen verdiği haberinde yalan olduğu bilinen bir münadi ebu cehilin mallarına el konulduğu ve buna karşı savaşa çılması gerektiğini haykırıyor bunun üzerine savaştan vazgeçmek üzere olan müşrikler son anda savaşı kaybedecekleri noktasında derin bir şüpheye rağmen savaşmaya karar veriyorlar tıpkı bunun gibi bugünde en azından batıl orduları konturolünde tutan ırkçı emperyalist siyonistlerin entepesindekiler Akdenizde olacak olan bu savaşı kaybedeceklerini biliyorlar ama gelecekte olacak olan bazı gelişmelere vakıf olmak kadere hükmetmek değildir kadiri mutlak yanlız Allahtır.Onun içindir ki siyonistler Akdenizdeki bu savaşın kendi sonlarını bilmelerine rağmen hemde kesin bir yenilgi ile yenilgiye uğratacak şartları bovling oyununda olduğu gibi bir hamleyle yıkılacak şekilde Türkiye nin çevresine yerleştiriyorlar.Irak işgali ile başlayan 20.haçlı seferi dedikleri gelişmelerin ensonu Suriyenin karıştırılması ve Türkiye nin çevresinin kuşatılmasına giden bütün süreçteki gelişmelerin her biri Allah’ın siyonistlerin kendi sonları bildikleri halde kanalize ettiği gelişmelerdir.Türkiye nin zayıf olduğu itibasını veren güneydoğuki olaylar,3.Dünya savaşını gündeme getiren Paris saldırıları,Türkiyeyi abluka altına almaya iten gündemdeki Rusya uçağının düşürülmesi gibi bütün hadiseler Allah’ın yeryüzü şeytanların siyonistlerin onun konturolünde olan batıl şer güçlerin ve bütün hayin işbirlikçirin Erbakan teknolojisiyle Milli Türkiyenin kesin bir yenilgiye uğratarak HAK’la BATIL’ın net bir şekilde ayrılması için seri vakıalar.

Amaç; Büyük İsrail Devleti
Öncelikle yazılarıyla gündemdeki olayları paylaşan ve bizleri aydınlatan değerli Milli Çözüm Dergisi yazarımız Rahmet Pakgül Bey’e çok teşekkür ediyorum. Bu yazısında ülkemiz ve çevresinde son gelişen olayların perde arkasını; nasıl, niçin ve ne amaçla meydana getirildiğini çok açık ve net bir şekilde ifade etmektedir.
Nil ve Fırat nehirleri arasında bulunan bölgede Büyük İsrail Projesinin (BİP) gerçekleşmesi için, Rusya’nın, ABD ve AB ile birlikte (Küfür tek millettir) aynı safta bulundukları çok aşikârdır. Bu projenin tamamlanmasında en büyük engel olarak gördükleri Türkiye’nin bir an önce Ortadoğu’da büyük bir savaşa sokulup yıpratılması ve parçalanmasına çalışılmaktadır. Bu amaç uğruna IŞİD diye büyük bir terör örgütü peydahlamışlardır. Aynı zamanda Rusya da Türkiye’ye karşı hedef yapılarak kışkırtılmaktadır. Bunu gerçekleştirmek isteyen Siyonizm’in bir planı varsa, onların bu planlarını alt üst edecek, başlarına geçirecek Rabbimin de birçok planı vardır.
Bizim inancımız Yüce Allah dünyada yeni bir Adil Düzen inkılabını, Erbakan Hocamın ürettirip Milli Ordumuzun yetkililerine teslim etmiş olduğu teknolojik harikaları ve imanlı komutanlarımızın elleriyle gerçekleştirecektir. Bunda zerre kadar şüphemiz yoktur. Zafer Allah’tan ve çok yakındır.

ASRI SAADET
Yaşamak istiyorsan insan gibi
Giymelisin iman gömleğini
Hak etmek istiyorsan cenneti
Hayırda yarış, ol mazlumun sesi

Abd, İsrail, Rusya ve Batı
Yürütmeye çalışır şeytani planları
Tarih sahnesindeki son çırpınışları
Ve bekleyin görün hazin sonlarını

Türkiye İslam aleminin son kalesi
Düşmesi için çırpınır Siyon keferesi
Bu uğurda nice kanlar döken bu milleti
Yenemezsiniz, Kesilecek elbet zalimlerin nefesi

Hayal idi gerçek oldu Güneydoğu çözüldü
Bölge halkı çaresizlikten yollara düştü
Pkk illeti dağdan indi merkeze üşüştü
Beceriksiz iktidarla bu gerçek görüldü

Milli görüş ve Kur-an merkezli Yeni bir Dünya
Kurulacak, yaşanacak Asrı Saadet çok yakında
Milli çözüm sadakatle bağlıdır Hak Davaya
Haydi yiğitler hazırlanın zafer bayramına

Siyaset Strateji işi Ortadoğu Santranç tahtasıdır…
Kimilerine göre siyaset sadece politikacıların kararlarından ve kamera karşısında verdiği demeçlerden ibaret sanılsa da gerçek bunun çok ötesindedir. Siyaset strateji gerektirir ve politikacı, terör örgütleri, ayrılıkçı veya etnik gruplar santranç tahtasının piyonlarıdır. Asıl hamleler her zaman arka safta saklanır ve en az 2-3 hamle sonrası hesap edilerek taşlar yerinden oynatılır veya yem edilir.

Yıllardır siyonizmin uluslararası ilişkiler kitaplarında “Medeniyetlerin Çatışması”, “Büyük Ortadoğu Projesi”, “Büyük Osmanlı projesi” vs. kavramları altında dile getirdiği planlarını artık harekete geçirdiği aşikardır. En son Ankara’da, Paris’te ve California’da gerçekleşen terör eylemleri, Rus yolcu uçağının ve en son Rus SU-24 savaş uçağının düşürülmesi ve tüm NATO ülkelerinin Çin ve Rusya ile birlikte Akdeniz’e konuşlanması yıllardır yukarıda zikredilen kavramlar altında saklanan ve siyonizm kabbala inancında “Armageddon” ve bizim inancımızda “Melhame-i Kübra” olarak geçen savaşın artık başladığının göstergesidir.

Gündeme ilişkin Rusya krizi ile ilgili bu makelede işin bu gerçek boyutu çok önemli tesbitlerle izah edilmiştir. Santrancın tarafları ve yapılan hamlelerin hangi tarafa yaradığı ferasetli bir bakış açısıyla değerlendirilmiştir. Bu sürecin yaşanmasının sebebi makalede belirtildiği üzere, Ülkemiz ile Rusya arasındaki ilişkileri bozmak, ABD’nin (belki de Rusya ile anlaşarak) Ülkemizin ve Kahraman Ordumuzun elinde bulunan ve Erbakan Hocamızın projeleri olan üstün teknolojik silahları ve savunma sistemlerini savaş başlamadan ifşa etmek ve Nato’yu ittifakın bir tarafına dahil etmekti. Tahir Elçi suikastı ise bu süreçte bir tarafın diğer tarafa verdiği bir mesajdı…

Bu süreçte aklımzıdan çıkarmamaız gereken şey Hükümet ile Devletin farklı mefhumlar olduğudur. Hükümet muktedir değilse ancak kukladır. Bugün AKP iktidarı ve Sn. Cumhurbaşkanı maalesef stratejik müttefiki olan İsrail, ABD ve Nato güdümünde ülkemizi uçuruma sürüklemektedir. Rusya ile yaşanan gerginlik veya Musul operasyonu ülkemizi sadece adım adım savaşa yaklaştırmıştır. Siyasetin üstünde bir stratejiydi bunlar fakat elbette küffarın bir planı varsa onunda üstünde Allah’ın elbet bir planı vardır ve Allah tuzak kurucuların en hayırlısıdır. inancımız o dur ki bu süreç ayetlerle ve hadislerle işaret ve zikredilen süreçtir. Dolayısıyla planlarında üzerinde bir plan vardır. Kim bilir belki de İsrail önderliğinde ABD ve Nato’nun planları Kahraman Ordumuzun planları içerisinde bir plandır. Emin olduğumuz bir gerçek var ki o da Siyonizm en son dönüp arkasına baktığında kendi plan ve stratejilerinin aslında çok daha üstün bir aklın plan ve stratejileri içerisinde yönlendirildiğini anlayacak ve iş işten çoktan geçmiş olacaktır biiznillah.

Muhterem Ahmet Akgül Hocamız bu süreci birçok yazısında izah ettiği gibi özellikle Amik Ovasi ve Yaklasan Armegeddon Savaşı ve Turkiye Uçuruma Sürükleniyor isimli kitaplarında dile getirmişti. Feraset üstün aklın özelliğidir….

KURANİ HAKİKATLERE UYULMADIKÇA ÇUVALLAMALAR KAÇINILMAZDIR
Kuran bize Rabbimizden bir rahmet ve hayata bakışımızda Hakla Batılı ayıt edebilme yetisi veren kesin bir bilgidir. Kuranla hayata bakıp bunlara uygun yaşamayan insanlar kendilerine zulmederler. Eğer bu kişiler Devlet idaresi noktasında iseler durum çok daha vahimdir. Hidayetten Ferasetten Basiretten yoksun kişler aynı zamanda yeterli bilgi birikim ve tecrübeye sahip değilseler(yani akıl fikir olarak çoluk çocuk seviyesinde iseler) vay haline onların yönettiği ülkeye (ve de İslam alemine) Öylesine oyunlara alet olurlar ki (çünkü Batıl cephesi her daim şeytani planlara sahiptir.) tüm ümmetin helakına bile sebep olabilirler. Onları uyaran Hakkı söyleyen danışman vb lerde Şakşakçı ve evetefendimci takımındalarsa vah ki vah . Velhasıl insanlığın islam aleminin ve ülkemizin geleceğine sahip çıkmak mecburiyetindeyiz. Rabbimiz yardımcımız olsun. Ortadoğu da Büyük İsrail hedefi için küfür(birbirine zıt görünseler de kirli bir ittifak içendeler) tek millet olarak hareket etmektedir. “Biz sınır bölgesine yakın uçağımızı ve koordinatlarımızı müttefikleri olan Türkiye’ye iletmek üzere ABD yetkililerine bildirmiştik” açıklaması bu konuda önemli ipuçları vermekteydi. Yani Rusya ve ABD (kominizm kapitalizm sahte kavgası gibi ) stratejik olarak birlikte ve anlaşmalı hareket etmektedirler. Rabbimize niyazımız odur ki tüm küffarın (ABD AB RUSYA ÇİN) Rahmetli Erbakan Hocamızın üstün teknolojileri ile tarihin en büyük hezimetine uğramasıdır. Ve elbette islam aleminin de dostunu düşmanını bilmesi aklını başına devşirmesi ve Hakka yönlmesi gerekmektedir. Aksi halde acılar zulümler daha da yaygınlaşabilir. Nasılsanız neye layıksanız öyle idare edilirsiniz sırrı mucibince…

Yazılmış Yazgı
Roseweld bir sözünde:’Politikada hiçbir şey tesadüfen olmaz. Eğer bugün bir şey oluyorsa daha önce planlanmış bir projenin sonucudur ‘diyor!
Evet görülmektedir ki yaşanan birçok gelişmeler bir kısım güç merkezleri tarafından planlanmakta veya proveke edilmektedir!
Ancak yapılan hiçbir plan proje ‘Külli Aklın-Sonsuz Kuvvet ve Kudret Sahibi’nin iradesinin dışında düşünülemez .Burada bahsi geçen konu şer güçlerin hesaplarıdır, yoksa elbette ki bütün hak yahut batıl güçlerin her türlü iradesini elinde tutan yalnızca Cenab ı Haktır ;kuvvet ve kudretin sahibi ancak Rabbimizdir !
Özellikle son günlerde Akdeniz havzasında meydana gelen hadiseler aklımıza İslam kaynaklarında Melheme-i Kübra, batılı kaynaklarda Armageddon ismiyle anılan kıyametten önceki büyük kapışmayı anımsatmaktadır!!!..
Bugün batıl’ın karargahı olan Dünya siyonizm’i emrindeki ve etki ettiği bütün kuvvetleri topyekün bir kapışmaya yönelik motive etmekte,bütün varlığıyla tüm çabasını ortaya koyarak ,israil’in güvenliği- büyük İsrail’in kuruluşu amacıyla çılgınca işlere girişmektedir! Bu bağlamda devletleri, istihbarat kuruluşlarını ,parayla yahut psikolojik motivasyonla motive ettiği tüm lejyonerlerini;(isbirlikçi devlet adamları-siyasiler,işbirlikçi medya,işbirlikçi sermaye..vb)topyekün sahaya salmaktadır!!!.
Büyük israilin önündeki en büyük engel gördüğü büyük güçlü bir devleti(Türkiye)-devletleri, karşısında istememekte ,bunun en temel gereği olarak ta ‘kukla bir kürdistan’ oluşturulmak suretiyle hedefine ulaşmaya çalışmaktadır!.. Oluşturulmaya çalışılan kukla devleti bir müddet sonra İsrail topraklarına dönüştürmeyi amaçlayarak siyonist ideallere ulaşmak derdindedir! Hadis i Şerifde buyrulduğuna göre:’Küfür tek bir millettir!!!…her ne kadar ayrı ayrı Devletler,organizeler olarak görünseler de aslında perde gerisinde bunlara yön veren bir temel merkezin olduğu anlaşılmaktadır! Amerikasından-Avrupa Birliği’ne ;Rusyasından- Çinine kadar ne kadar devlet varsa şu anda Ortadoğu’da toplanmış bulunmaktadırlar.
Hadislerde haber verilen büyük kıyamet kapışmasının zemini oluşmuş görülmektedir! Bu şer güçleri topyekün elimine edecek ; Milli-Evrensel Lider Aziz ERBAKAN HOCA nın hazırlayıp ,KAHRAMAN ORDU’muzun ilgili birimlerine ,şartlar olgunlaştığı zaman kullanılmak üzere teslim ettiği ,Yüksek teknolojiler(teknolojik sıçrama ile elde edilen STRATEJİK ÜSTÜNLÜK) le; ve de her şeyin başı olan Rabbimizin takdir ve yardımı ile ;Milli -Yüksek bir Akıl ve Sağlam bir İman ve iradeye sahip Bilge bir Şahsiyetin öncülüğünde gerçekleşecek müdahalelerle Dünya ‘Yeni bir Dünya’ya mutlaka dönüştürülecektir!..
Elbette ki ;Küresel çapta meydana gelecek olan bu büyük Milli değişimin evvelinde ülkemizde de, sofistike müdahelelerle Milli bir hükümetin işbaşına gelmesi gerekmektedir!
İnancıyla ,tarihiyle ,Milli Manevi değerleriyle ,devlet kültür ve felsefesi ile, Cumhuriyeti kuran Milli İradenin stratejik değerleriyle anlamlı bir birliktelik oluşturan Milli Çözüm çizgisi ,Türkiye’nin çıkış yolu konusunda ,akıl-vicdan ve duyarlılık sahibi bütün kimse -kurum ve organlara gereken fikri rehberliği yapmaktadır!…
Dileyen gerçeğe bir yol bulabilir!..Kimse dilemek istemese bile Hak ,batıla galip gelecektir!!! Bu değişmesi mümkün olmayan yazılmış bir yazgıdır!!!…

Siyonizm’in “Barış Elçileri”!?
Kürdistan, Türkiye’nin Büyük İsrail’e vilayet yapılması yani Küçük İsrail’in kurulması demektir! PKK ise Kürdistan hedefine ulaşmak için Siyonist Yahudilerin kurup kullandığı bir terör şebekesidir!
Kuzey Irak’taki Kürdistan’ın başında Yahudi bulunur da, Türkiye’de kurulması planlanan Kürdistan projesinin başında kimler bulunur?! Elbette ki “Kürtçülük davalarına ve küçük İsrail kurma sevdalarına İslamcılık kılıfı geçiren” Barzani gibi Kripto Siyonist Yahudiler!
Peki kim bunlar?! Şehitlerimizin katilleri için “PKK bir terör örgütü değildir” diyenlere ve bunu söyleyenleri “Barış Elçisi” ilan edenlere bakmak lazım!

TEST
Dünyada ve coğrafyamızda yaşanan olaylar HAK-BATIL mücadelesinin tabii neticesidir.Bu mücadelenin BATIL cephesini temsil eden güç SİYONİZM tarafından kontrol edilen İSLAM düşmanı BATI âlemidir. BATI dediğimiz zaman aklımıza AB ülkeleri, ABD ve RUSYA gelmektedir. Aziz ERBAKAN Hocamız batı ile ilgili olarak da şunları söylemiştir: “Biz Avrupa kültürü ile er ya da geç hesaplaşacağız. Bundan kurtuluş yok. Biz kararımızı bu hesaplaşmaya göre vermek durumundayız. Biz batılı değiliz. Biz Avrupalı değiliz. O zaman hesabımızı ve çalışmalarımızı bu farklılık üzerine yoğunlaştırmak durumundayız.”

Aziz ERBAKAN Hocamız yine bir konuşmasında şöyle buyurmuşlardı: “NATO ve Varşova paktları İslam’a karşı yeni bir haçlı orduları şeklinde birleşmiştir. Dünyayı ezen sömürü canavarının beyni Siyonizm, kalbi haçlı Avrupa, sağ kolu Amerika, sol kolu Rusya’dır.” Bir başka konuşmasında ise: “SİYONİZM’İ bir timsaha benzetirsek, bu timsahın üst çenesi ABD, alt çenesi AB’dir. Gövdesi İslam ülkelerinin yöneticileri de dâhil olmak üzere bütün işbirlikçi yönetimlerdir. Çok zehirli olduğu için kuyruğu ise İsrail’dir. Bütün hayvanların alt çenesi hareket ettiği halde, timsahın üst çenesi hareketli olduğundan daha zararlıdır. Onun için üst çeneye ABD diyoruz. Bu iki çenenin (ABD ve AB’nin) çarpışır görünmeleri düşmanlıklarından değil, aralarına giren avlarını ezmek ve gövdeyi (Siyonizm’i) beslemek içindir.”

Şimdi hâl böyle iken; son yaşananlara “Tırma(nan)” değil de “Tırman(dırılan) Kriz” de diyebiliriz. Yani MELHAME-İ KÜBRA için geri sayım devam ediyor. Yazıdaki şu cümle aslında son yaşanılan krizin iç yüzünü özetliyor.

3- Rusya’nın geliştirdiği bu yüksek teknolojinin, aslında Erbakan Hoca tarafından hazırlanıp TSK’nın ilgili birimlerine ve zamanı geldiğinde kullanılmak üzere bırakıldığını Milli Çözüm’de yıllardır defalarca yazdık. Yani Türkiye’nin düşürdüğü bir Rus uçağından özel teknoloji sırlarını çözme senaryosu aptalcaydı, … “HATTA BELKİ DE ABD VE RUSYA ORTAKLAŞA BİZDEKİ (YANİ MİLLİ TÜRKİYE VE TSK’DAKİ) BU TÜR TEKNOLOJİNİN VARLIĞINI TEST ETMEK ÜZERE BÖYLE DAVRANMIŞLARDI.”

Tiyatrocular
Bizimkiler Mesut Barzani’yi Ankarada kırmızı halılarla karşılayıp kuş sütüyle ağırlarken aynı gün Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) üyesi Mela Bahtiyar başkanlığında bir heyet, Irak’ın başkenti Bağdat’ı ziyaret etti. KYB’li heyet,  Bağdat’ta ilk olarak İslam Yüksek Konseyi Başkanı Ammar Hekim’le biraraya geldi. Yaklaşık 1 buçuk saat süren görüşmenin ardından İslami Konseyi Başkanlığı’ndan yazılı bir açıklama yapıldı.
Açıklamada, KYB heyetinin Başika’ya konuşlandırılan Türk askerlerine karşı olduğu ve bölgede Türk gücü istemediği belirtildi. Ankaraya mavi boncuk dağıtan Barzani Dış Basında ise : “Kerkük, Kürdistan Özerk Bölgesi’nin bir parçası ve aynı zamanda bir Kürt şehridir. Bu durumun artık herkes tarafından kabul edilmesi gerekiyor. Bu konuda ne kadar ciddi olduğumuzu merak edenlere şunu söyleyebilirim: Bu uğurda gerekirse savaşı dahi göze alırız.” açıklaması yapıyordu.
Hafızamızı yoklarsak birkaç yıl önce Kuzey Irak Kürt yönetimi lideri Barzaninin PKK’ya terör örgütü demeyeceklerini, barış çağrılarına yanıt vermediği takdirde terör örgütü diyebileceklerini söylediğini ve Talabani’nin “Türkiye’ye bir Kürt kedisi bile vermeyiz” dediğini hatırlarız.Şimdi Ankaranın kimlerden medet umduğunu gördünüz mü.
Tabii ki ortada bir tiyatro oynuyorlar ama biz henüz sahneye çıkmadık !…

Adil Bir Dünya
Türkiye’ye sınırı olan Irak ve Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt devleti oluşturup, bu devletin de Akdeniz’e açılan bir kapısı olması için şu sıralarda hummalı bir çalışma yürütülüyor. Daha önceleri, şimdiki iktidarın desteklediği ve topraklarımızı ABD’nin başrolünü oynadığı ittifaka kullandırtıp Irak’ın işgal edilmesine ve bölünüp parçalanmasına sebep olanlar, şimdi Suriye’nin de aynı şekilde bölünmesine ve parçalanmasına taşeron olmaktadır. ABD, AB ve NATO olsun, Rusya ve destekçileri olsun hepsi beraber bu bölgede bir Kürt devletinin kurulması amacına hizmet etmektedirler.
AB’ye girmek için Birliğin her istediğini tıpış tıpış yapan, olmadı arada Putin’e Bizi Şangay Beşlisine alın diye yalvaran şeytani vesveseli danışman ve yalakalarının aklıyla iş yapmaya çalışan basiretsiz ve beceriksiz iktidar heveslilerinin, iç politikada olduğu gibi dış politikada da uğradığı ve uğrayacağı hezimeti önceden görebilmek hiç de zor değil.
Eninde sonunda Emperyalist ve siyonistlerin kurmaya çalıştıkları Yeni Dünya Düzeninin insanlık için hiçbir hayır getirmeyeceği ortaya çıkacaktır. Rahmetli Erbakan Hocamızın önderlik yaptığı D-8 oluşumu ile birlikte Adil Bir Dünyanın kurulması ve süreğen olabilmesi için Milli Görüşçü bir zihniyetin iktidar olması gerekmektedir ve İnşaallah en kısa zamanda bu günleri görmeyi şiddetle arzulamaktayız ve Allah’tan (c.c) dilemekteyiz.

Oyun
“Bunlara bir leblebici dükkanı dahi emanet edilemez”sözü Devlet idaresinin sığ,yüzeysel,sloganik bir kafa yapısıyla asla mümkün olmadığı buna mukabil akıl ötesi bir derinlik,bir hikmet bir irfan ve bir o kadar da stratejik bir yöntemle iadere etmenin her babayiğide nasip olmayacağı anlamına açıkça şimdi gelmiştir..Yazının genel mesajından da anlaşılacağı üzere;en stratejik bir noktada bulunan bir devletin Cumhurbaşkanı,hükümeti,siyasal partileri ve kanaat önderleri tüm sivil toplum kuruluşları oynan oyunun zerre kadar farkında olmadıkları gibi,oyunu boşa çıkaracak bir hamleyi yapmaktan da aciz konumdalar…Bir sahip gönder yarab…yüreklere inkışaf olsun

“Komşularla Sıfır Sorun” şifresi!
“Komşularla Sıfır Sorun” şifresi!
Bu günü anlamak için dünü bilmek gerektiğinden, her şey BOP (Büyük İsrail Projesi) çerçevesindeki ülkelere DEMOKRASİ götürülmesiyle başlamıştı.
Demokrasi götürülen ülkelerin bugününe bakınca Suriye’nin geleceği görünüyor!
Dün “Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurulmasını savaş nedeni (casus belli)“ sayanlar, bugün Yahudileri (Barzani’yi) Kürdistan Bayrağı ile karşılamaktadır!
Dün PYD (Suriye PKK’sı)nı terörist ilan edenlerin yarın hangi bayrak denilen paçavralarla kimleri nerelerde karşılayacağını kestirmek zor olmasa gerek! İşte bunun adı İŞBİRLİKÇİLİK!
“Komşularla Sıfır Sorun” diyen işbirlikçilerin şimdi ne demek istediklerini anladınız mı?

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
16
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...