TRUMP VE ABD'YE MİLYAR DOLARLAR;
FİLİSTİN VE GAZZE'YE LAF VE DUALAR!
2025 yılı Eylül sonlarında; yandaşları ve yalaka takımınca “Amerika’nın fethi ve İsrail’in hizaya getirilmesi!” şeklinde sunulan ve haftalar boyu TV’lerde konuşulan Sn. Erdoğan’ın ABD ziyareti ve Trump’la görüşmesi; aslında ABD’ye rüşvet olarak aktarılan dört temel anlaşmaya odaklıydı. Türkiye-ABD arasında:
1- ABD’den, hem de normal fiyatının üzerinde, sıvılaştırılmış doğalgaz alımı…
2- 300 kadar Boeing yolcu uçağı pazarlığı (300 kadar da Avrupa’dan Airbus alınacaktı)…
3- Nükleer Enerji İşbirliği Anlaşması…
4- Sonunda HAMAS’ın tasfiyesi ve Gazze’nin teslim edilmesi adına; güya Kuduz İsrail’e Trump’ın; “Artık saldırıları durdurma” ricası temel konulardı…
Bakan Bayraktar’ın açıkladığı iki farklı anlaşma ile, Türkiye’nin 2045 yılına kadar ABD’den LNG ithalatı yapacağı anlaşılmıştı. Sıvılaştırılmış doğalgaz alımının ve ta Amerika’dan Türkiye’ye taşınmasının toplam maliyeti 50 milyar dolardan fazlaydı.
Sn. Cumhurbaşkanı; ABD Başkanı Trump ile yapacağı görüşme öncesinde ABD cephesinden yapılan destek açıklamaları ve Erdoğan’ı övücü palavraları; Türkiye’de toplum desteğini kaybeden iktidarın emperyalistler karşısında nasıl bir acziyet ve eziklik içinde bulunduğunu ve ayakta kalabilmek için her türlü tavizi vermeye hazır olduğunu açığa vurmaktaydı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, Erdoğan’ı hedef alarak “Trump ile görüşebilmek için sıraya girip adeta yalvarıyorlar” açıklaması ile ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın, Trump’ın “Erdoğan’a ihtiyacı olanı verelim(…) Mesele sınırlar, S-400 ya da F-16’lar değil, asıl mesele meşruiyet desteğidir.” Yani, “Erdoğan’ı biraz pohpohlayıp istediğimizi ona yaptıralım” anlamında küstahça sözler söylediğini aktardığı açıklaması, bu ziyaretin “Ekonomik ve stratejik rüşvetler karşılığı, siyasi reklâm desteği sağlamak amaçlı” yapıldığını ortaya koymaktaydı. Bu açıklamalar; iktidar medyasının, Erdoğan’ın “büyük bir lider” olduğunun kanıtı gibi göstermeye çalıştığı, Trump’ın Erdoğan’a yönelik övgülerinin arkasındaki gerçeği de görünür kılmıştı. Saray rejimi Trump’ın övgülerinden meşruiyet devşirmeye çalışırken, Trump da övgülerin ve verdiği desteğin karşılığında Erdoğan’ın önüne yeni ev ödevleri ve tavizler koymuşlardı: Bir yanda ticari ilişkileri geliştirme adına ülkenin yer altı ve yer üstü bütün kaynakları emperyalist yağmaya sonuna kadar açılırken, dışarıda da başta Rus petrolü yerine daha önce doğalgaz anlaşması imzalanan ExxonMobil gibi ABD’nin enerji tekellerine bağımlı olmak üzere Ortadoğu’dan Kafkasya ve Doğu Akdeniz’e kadar bölgede ABD-NATO’ya daha fazla hizmet ve teslimiyet dayatılmıştı.
Bunlara ek olarak: Cumhurbaşkanı kararıyla ABD menşeli bazı ürünlerde 2018’den bu yana uygulanan ek vergiler kaldırılmıştı. Otomotiv, kozmetik, kişisel bakım, yaprak tütün ve bazı içeceklerin de yer aldığı bu kararın sonuçları uzmanlara göre bir yıkım olacaktı. Bazı uzmanlara göre:
A) Maliyet-fiyat ekseni: 2018’de ABD menşeli bazı ürünlere getirilen ek vergiler kaldırılmıştı. Bu adım, otomobil, kozmetik, plastik-ambalaj ve bazı gazlı içeceklerde maliyetleri düşürerek fiyatlara doğrudan ve dolaylı olarak yansıyacaktı.
B) Jeoekonomik-sinyal ekseni: Vergi kaldırılması, ABD ile ticari ilişkilerde normalleşme mesajıydı. Bu durum, doğrudan yatırım iştahını artıracak ve tedarik zinciri ile sertifikasyon süreçlerinde görünmez engelleri azaltacaktı. Rantiyeci iş dünyası, bu tür sinyalleri orta vadeli yatırım kararlarında avantaj olarak değerlendiriyorlardı. Ama aslında Türkiye sömürge ülkesi yapılacaktı.
C) Makro ölçek ekseni: ABD’nin Türkiye ithalatındaki payı sınırlı olduğundan manşet büyüme, cari denge veya enflasyon üzerinde tek hamlede büyük yıkımlar belki olmayacaktı. Ancak ara malı ve nihai mal geçişlerinde maliyet optimizasyonu sağlansa da sonunda yerli ve milli girişimciler iflasa mecbur bırakılacaktı.
Tom Barrack’ın İtirafı: “Yüzlerce Yolcu Uçağı İçin Anlaşma Sağlandı!”
“Erdoğan’ın ABD ziyareti öncesinde Trump’ın oğlu ile görüşerek, ABD Başkanı Trump ile randevu ayarlaması halinde Boeing’den uçak siparişi sözü vereceği” şeklinde iddialar gündeme taşınmış, ama saray ve yalakaları bunları yalanlamıştı. Oysa sonunda bunun doğru olduğu Tom Barrack tarafından açıklanmıştı. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, yaptığı açıklama ile “Erdoğan-Trump görüşmesi sonrası Türkiye’nin 200’den fazla yolcu uçağı için Boeing ile anlaşma sağladığını” vurgulamıştı.
Bu iddialara ilişkin, “Görüşme tek kelimeyle destansıydı, bence tarihiydi. Buradaki tüm katılımcılarla, her iki tarafla da gurur duyuyorum.” ifadelerini kullanan Barrack, F-35, terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı YPG ve Boeing uçaklarına ilişkin açıklamalar yapmıştı. Erdoğan ile Trump’ın görüşmesinden sonra Türkiye’nin 200’den fazla (257) yolcu uçağı için Boeing ile anlaşma sağladığını aktarmıştı.
Erdoğan’ın ‘Uyduruyorlar!’ Dediğini THY Doğrulamıştı
Cumhurbaşkanı T. Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump görüşmesi öncesi verdiği tavizlere dair tartışmalar sürerken THY, uçak alım iddiasını doğrulamıştı. Ekonomi’nin haberine göre, ABD ziyaretinde bulunan THY Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Bolat konuyla ilgili “Boeing’den uçak alımı konusunda zaten görüşmelerimiz hep söz konusuydu. Dünyanın iki önde gelen yolcu uçağı üreticisi Boeing ve Airbus, siparişlere yetişmekte zorlanıyordu. Boeing’le bu seyahatte 250 uçaklık bir imza atabileceğimiz doğrudur” açıklamasını yapmıştı.
Tarihte Türkiye adına böylesine edilgen bir zırvalığa, pardon zirve’ye herhâlde devlet arşivlerinde rastlamak zordur. Mecburiyetlerle ön koşulsuz bir peşin teslimiyeti kabul etmiş Türkiye(den) bir heyet ABD Başkanı Trump’ın maskarası olmuştu. Trump, Erdoğan için: “O sert bir adam. Fikirleri net olan biri. Genelde fikirlerini açıkça söyleyen insanlardan hoşlanmam. Ama onu her zaman sevmişimdir!?..” sözüyle; “O bizim verdiğimiz rolünü iyi oynamaktadır. Konuşmalarında ve hava atmalarında bir sakınca yoktur!” demeye getiriyordu.
Trump, “Onları herkesten daha iyi tanıyorum. Çok zekiler. Keşke bu kadar zeki olmasalardı!” diyerek Türkiye(den) gidenlerle açıkça eğleniyordu. Onları senaryosu yazılmış, rolleri daha önceden ayarlanmış figüranlara benzetiyordu. Yandaş ve kiralık medya bu algıdaki aşağılamayı da görüyordu fakat görmezden geliyordu.
Suriye’deki duruma ilişkin soruyu yanıtlayan Trump, (Erdoğan için) “Bence çok büyük başarı. 2000 yıldır yapılmaya çalışılan bir şey yaptı. Dedim ki ‘Sen bu başarıyı üstlen’. O da dediğimi yaptı ve Suriye’deki sorunu çözdü. Yaptırımlar güçlüydü, kaldırdık. Bugün önemli bir duyuru yapalım; Türkiye için Suriye zaferdi ve bu başarıyı üstlenmeliydi! Binlerce yıldır süregelen çatışma sona erdi. Bence Erdoğan bunda başroldeki kişiydi. Aynı zamanda Suudi Arabistan ve Katar’dan da istek geldi. Yaptırımları kaldırın lütfen dediler. Ben de şans vermek adına yaptırımları kaldırdım.” buyurmuştu. Yani gâvur projesini Erdoğan eliyle Türkiye’nin lehineymiş gibi, “Kahraman Erdoğan!” jelatiniyle yutturmuştu.
Erdoğan’ın: “(Erbakan Hocamızın tabiriyle ‘Ajan yuvası’) olan Ruhban Okuluyla ilgili üzerimize düşeni yapmaya hazırız!” mesajı!?
“Bu ziyaretimizi BM Genel Kuruluyla iç içe bir dönemde gerçekleştirdiğimiz için çok çok mutluyuz. Gerek sayın Trump’ın birinci döneminde gerekse ikinci dönemde Türkiye-ABD ilişkilerinde farklı durumu yaşıyoruz. Gerek F-35 gerek F-16 gerek Halk Bankası’yla ilgili aramızdaki ilişkiler konusunu etraflıca görüşme fırsatı bulacağımıza inanıyorum. Ve tabi Heybeliada okuluyla ilgili üzerimize ne düşerse onu yapmaya hazırız. Dönünce de sayın Bartholomeos’la konuyu görüşme fırsatı bulacağım.” sözlerini Erdoğan’ın Bartholomeos’la görüşme yapılarak fiilen ekümen yapıyı tanıdıklarının ilanı ve itirafı olarak okumak gerekiyordu.
Yoksa, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Eş Başkanına yakışacak tarihi görevin icrasının emir tekrarı mı yapılıyordu?..
F-35 meselesinin bile ortaklık kılıflı ABD’ye aktarılan paraların usulünce nasıl kaptırıldığının ve ABD’nin bunun üzerine anlaşmalı olarak yattığının göstergesi oluyordu. Zaten Halk Bankası meselesi AKP iktidarı dönemindeki ABD’nin elindeki “yolsuzluk dosyası sopası” ya da anahtarı olduğu biliniyordu. Bu sopayla AKP ve güya milliyetçi ortağından dövemeyeceği adam, bu anahtarla açamayacağı kapı da neredeyse kalmıyordu!..
Trump’ın, Rusya’yla ikili ilişkilerimize açıkça müdahale ederek, yani dış politikamız hakkında karar verip, (Türkiye’nin) “Açıkçası Rusya’dan petrol almasını kesmesini istiyorum. Biz Erdoğan’la çok harika ticaret anlaşmaları yapacağız. Türkiye’nin çok güzel ürünleri var. Harika üreticiler. Çok fazla satın aldığımız ürünler var…” sözü “Dış ticaretinizi biz belirleriz, bizden izinsiz hiçbir şey yapmayın!” talimatı gibi sırıtıyordu.
Sn. Erdoğan’ı kastederek “O, hileli seçimleri herkesten daha iyi bilir!” anlamındaki tehditli alayları, Erdoğan’ın kazandığı seçimlerin hileleri ve bunun belgeleri, Türkiye’den giden heyetin acziyet ve mecburiyetinin şifreleri oluyordu. Hatta Trump’ın açıklamasıyla “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ağırladım, harika ve sonuç odaklı bir toplantımız oldu!” bunun anlamı ise; “Şartlarımız daha önce belirtilmiş ve kabul ettirilmişti. Şimdi sadece Erdoğan’ın bir süre kendi yandaş ve yoldaş avenesini avutsun diye ‘ABD Başkanıyla bile aramız çok iyi, istikbal bizim’ izlenimi versin diye bir araya geldik” maksatlı, resmi fotoğraf protokolüydü.
Basının, ABD Başkanı Trump’a, “Türkiye’ye yönelik yaptırımları ne zaman kaldırmayı düşünüyorsunuz?” sorusuna “Bunları sonra konuşacağız” yanıtı: “Daha şimdilik basına açıklamadığımız özel emir ve yaptırımlarımız da bulunuyor. Onları önümüzdeki süreçte aldığımız tavizlerden anlayacaksınız! Hatta öyle bir mecburiyetimiz yok!” anlamını da içeriyordu.
Trump, “Gazze ile ilgili Sayın Erdoğan ile aynı yerde misiniz?” sorusuna “Benim net bir duruşum yok. Çok güzel bir toplantı yaptık, BMGK’da bence bir anlaşmaya varmak üzereyiz. Önce rehinelerin serbest bırakılması gerekiyor. 20 canlı rehine var, 38 tane de cansız rehine var.” yanıtını veriyordu. Yani Gazze sorunu ve soykırım durumu, bu anlaşmada “sofrada meze” konusuydu. Daha sonra anlaşıldı ki; Siyonist ve emperyalist odaklarca dayatılan ve HAMAS’ın tasfiyesini ve Gazzelilerin hicretini amaçlayan plana, HAMAS’ı ikna etmek görevi Sn. Erdoğan’a düşüyordu! Bu arada Kuduz İsrail’in SUMUD gemilerine saldırıp, 37’si Türk yüzlerce vicdanlı ve kararlı aktivisti gözaltına alması ve dindar-kahraman AKP iktidarının hiçbir şey yapamaması, Sn. Erdoğan’ın sahte karizmasını derinden çiziyor, hatta kendi yandaş-yalaka takımının bile gözlerini açıyordu.
SP Genel Başkanı’nın Açıklamaları Haklıydı ve Uyarıcıydı…
“Bugün 30 Eylül Salı, tarihi ve kritik günlerden geçiyoruz. Özellikle dün ABD Başkanı Trump tarafından Netanyahu ile birlikte dünya kamuoyuna açıklanan 20 maddelik plan bölgemiz açısından yeni bir dönemece işaret ediyor. İşte Başkanlık Divanımız bu kritik eşikte yaşanan gelişmeleri değerlendirmek üzere toplandı. Şunu çok net bir şekilde ifade etmek istiyoruz. Bu bir barış planı değil; bu Gazze’yi, Filistin’i işgal planıdır. 20 maddelik bu plan katil Netanyahu’nun, terörist İsrail’in sahada kaybettiğini Amerika ve Trump’ın desteğiyle masada kazanma çabasıdır. Bu plan Büyük Ortadoğu Projesi’nin yeni evresi, Büyük İsrail Projesi’nin ise yeni bir adımıdır. Trump ve Siyonizm’in diğer işbirlikçileri uzun zamandır Gazze’yi Las Vegas yapmayı, Gazzelileri vatanlarından sürgün etme niyetlerini açıkça dile getiriyorlardı. İşte bu plan bu niyetin yürürlüğe konulmasıdır. Değerli arkadaşlar, tarih tekerrür etmemeli. Bu 20 maddelik plan Balfour Deklarasyonundan daha vahim, daha tehlikelidir. Balfour Deklarasyonu terörist İsrail’in kuruluş planıydı. Trump deklarasyonu ise Filistin’in yok oluş planıdır. Milli Görüş’ün tarihi tecrübesine dayanarak Türkiye’yi, tüm bölgeyi bir kez daha uyarmak istiyoruz. Amerika’nın planından Müslümanlara hayır gelmez. Trump’ın deklarasyonundan da Gazze’ye, Filistin’e barış gelmez. Değerli kardeşlerim, Trump Siyonizm’in küresel CEO’sudur. Gazze’yi yönetmek için adı geçen ve Irak kasabı olarak bilinen Tony Blair, bugün Siyonizm tarafından Gazze’ye atanmak istenen bir kayyumdur. Şu iyi bilinmelidir. Gazze hiçbir anlaşma ile çökülebilecek, kayyım atanabilecek bir toprak parçası değildir. Gazze ezelden ebede Filistinlilerin vatan toprağıdır. Hiç kimse bu işgal planını, barış planı diyerek İslam dünyasına dayatamaz. Hiç kimse ama, fakat, lakin diyerek bu işgal planını aklayamaz, meşrulaştıramaz. Bizler biliyoruz ki bölgede lider olabilecek tek ülke Türkiye’dir. Türkiye bu evrede Gazze’nin tuzağa çekilmesine asla izin vermemelidir. Türkiye tam da bu dönemde tarihi rolünü üstlenecek cesaret ve dirayeti ortaya koymalıdır. Buradan Türkiye’deki ve dünyadaki vicdanlı insanlar adına, tüm insanlık adına iktidara sesleniyorum. Sakın ha böyle bir planın içerisinde yer almayın. Bugün Türkiye vicdanlı insanların yanında olduğunu, gerekirse, talep edilirse çekingenliğinde değil; bana ne Amerika’dan netliğinde göstermelidir. Gazze’de savaşı bitirmek de, yaraları sarmak da, yeniden imar etmek de ve bütün bunları planlamak da başta Türkiye olmak üzere İslam İşbirliği Teşkilatı Devletlerine düşer. Türkiye bu kuvvet ve kudrete sahiptir. Bu konuda atacağınız her adımın, yapacağınız her çalışmanın, alacağınız her kararın tereddütsüz destekçisi olacağımızı bir kez daha beyan ve ilan ediyoruz. Bugün yapılan Başkanlık Divanımız neticesinde bu kararlarımızı bir kez daha kamuoyuyla paylaşıyor, hepinize teşekkür ediyorum.”
Ancaaak “‘Bana ne Amerika’dan!’ netliği takınılmalıdır.” cümlesinin öncesine “Erbakan Hocamızın buyurdukları gibi…” bir hatırlatma bile yapamayanlar, Sn. Erdoğan’ın ayarına düştüklerinin farkındalar mıydı? Erbakan’ı anmak bu kadar mı sıkıcıydı?.. Erbakan’sız bu sözün ne anlamı kalırdı? Hatta Erbakan’sız “Sizin” ne anlamınız kalırdı?
Trump, kendisine görüşmenin nasıl geçtiğini soran basın mensuplarına, “Harika bir görüşmeydi.” diye karşılığını vererek “her şey kontrolümüzde” mesajını iletiyordu. Tabi asıl; Trump bir büyük hakikati de deşifre ediyordu.
Boeing Gazze’nin Neresinde Duruyordu?
Trump-Erdoğan fotoğraf kadrajında şunlar sırıtıyordu:
Yıl, 1916. ABD’nin en büyük savunma ve havacılık şirketi Boeing, (Yahudi asıllı) Amerikalı keresteci William E. Boeing tarafından Washington eyaletinin Seattle şehrinde “Pacific Aero Products Company” adıyla kuruldu. Bir yıl sonra adı “Boeing Airplane Company” oldu. Yıllar içinde uçak şirketleri alarak, ismini, merkezini değiştirerek hep büyüdü… Yıl, 1997. Boeing bugün mevcut yapısına, büyük rakibi McDonnell Douglas şirketi birleşmesiyle kavuştu. Ki, Soğuk Savaş bitimiyle satışları azalınca birleşme kaçınılmaz olmuştu… Yıl, 2018-2019. İki adet (737 Max) Boeing düştü, 346 kişi öldü. Havayolu şirketleri 387 adet (737 Max) Boeing alımını iptal etti. Şirket otuz bin çalışanını işten çıkardı. 2,4 milyar dolar zarar açıkladı. Yıl, 2022. Netflix, Downfall: The Case Against Boeing adlı belgeselinde düşen uçakların nedenlerini araştırdı. Boeing, McDonnell Douglas ile birleşerek kurumsal kültürünü altüst etmişti. Öyle ki kazadan önce, Federal Havacılık İdaresi’nin uyarılarını dinlememişlerdi. ABD Temsilciler Meclisi soruşturma başlattı, ayrıca aileler davalar açtı. Boeing 2,6 milyar dolar daha kaybetti. Bu arada 737 Max sorunları sürdü gitti…
AKP’nin Boeing Aşkı ve Perde Arkası
“Boeing son yıllardaki ardı ardına gelen zararlarının önüne geçmek için ne yaptı?” Bu soru bizi yakından ilgilendiriyor. Türkiye-Boeing ilişkisi İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başladı. 1960’larda (707 gibi) jet uçakları alındı. Daha yakın ilişki 2003 yılı itibarıyla AKP iktidarı ile başladı. 2012’de 15 adet, 2013’te 70 adet, 2014’te 15 adet, 2018’de 30 adet gibi alımlar yaptı. Ki bu şirketten sadece uçak alınmıyor, savunma sanayi iş birliğini de anımsatayım; -örneğin- JDAM güdüm kitleri gibi mühimmat paketleri alındı, vs.
Bu alımların sebeplerinin başında şunlar vardı:
Bu salt ticari ilişki değil; aynı zamanda Beyaz Saray Oval Ofise girmenin aracı ve parametresi sayılıyordu. Ve dikkat ediniz; siyasi ilişkiler her gerginleştiğinde Boeing’den alışveriş yapılıyordu. Yani, halkımızın geçim sıkıntısına rağmen ülke çıkarlarını ABD Yahudi firmalarına akıtırsan Washington’da kapılar açılıyordu, kapitalizmin başkenti kapıları milyar dolarlar almadan açılmıyordu. Sadece Türkiye değil, Suudiler gibi Arapların hep yaptığı bu tür alımlar oluyordu. Sadece uçak sanmayın; Katar, Boeing ile enerji işi yapıyordu!
Bu arada şu bilgiyi eklemezsem eksik kalır; bu “diplomatik” ilişkilere kapı açan Boeing, öyle oturup müşteri gelmesini beklemiyordu. Mesela: Boeing’in sadece 2008’den 2010’a kadar 52,29 milyon dolar lobi faaliyetlerine harcama yaptığı ortaya çıkıyordu. Keza; yıl, 2021. Washington’da faaliyet gösteren JL Manufacturing firması ile diğer bazı yükleniciler, Boeing’in askeri uçak parçaları işlerinde rüşvet vererek sözleşmeler elde etme suçlamasıyla yargılanıyordu.
Gelelim en can alıcı noktaya: Boeing, Gazze’nin neresinde duruyordu?
Gazze’deki soykırımcı 15 şirketten biri Boeing oluyordu. Yıl, 2025. Boeing üç yıl önce sözleşme yaptığı İsrail’e KC-46A tanker uçaklarını teslim ediyordu. Bu tip uçaklar, savaş jetlerinin uzun uçuşlarında hava ikmali yapmalarına olanak sağlıyordu. Yıl, 2024. İsrail, Boeing’den 25 adet F-15IA savaş uçağı almak için 5,2 milyar dolarlık anlaşma imzalıyordu. Yıl, 2023. Boeing tarafından üretilen JDAM gibi modifiye, GBU-39 “Small Diameter Bombs” gibi hassas bombalar İsrail’e teslim ediliyordu. Bu mühimmatlar, Refah mülteci kampı ile El-Sardi ve Et-Tabiin okullarının bombalanması da dâhil olmak üzere birçok saldırıda kullanılıyordu.
Ve bakınız: Boeing ürünlerinin (uçaklar, teçhizat, mühimmat) teslimi ABD hükümetinin izni ve denetimiyle oluyordu. Mesela; Boeing, İsrail Hava Kuvvetleri’ne Gazze’ye yönelik hava saldırılarının ilk haftasında bin adet küçük çaplı “akıllı” bomba gönderiyor ve bu mühimmat ABD Hava Kuvvetleri üssünden sevk ediliyordu.
Gazze saldırısından önce zor durumdaki Boeing’in hisse senedi fiyatları, İsrail ile yaptığı ek silah sözleşmeleri nedeniyle yükseliyor, yani Gazze’nin kanından besleniyordu!..
Peki, ya bize ne oluyordu?
Boeing siparişi yine gündemi oluşturuyordu: Trump, görüşme öncesi kendi sosyal medya hesaplarından, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile birçok ticari ve askeri anlaşma üzerinde çalışıyoruz; bunlar arasında büyük ölçekli Boeing uçak alımı da var” şeklinde açıklamalar yapıyordu! Uluslararası Af Örgütü, Eylül 2025’te yayımladığı raporunda Boeing’i, İsrail’in Filistinlilere yönelik işlediği soykırım, işgal ve ayrımcılığa ekonomik destek veren 15 şirketten biri olarak kara listeye alıyordu.”[1]
İşte Dindar-Kahraman Erdoğan, Kuduz İsrail’i ayakta tutan ve Gazze’ye bombalar yağdıran Siyonist Yahudi Sermayeli BOEING’e böyle destek çıkıyordu!?
“Middle East Eye” yazmıştı: Türkiye KAAN’a motor almak için F-16’lardan vazgeçme hazırlığındaydı!
Ankara, F-16 alımı yerine motor tedarikine odaklanarak KAAN projesini öne çıkarma hesabındaydı. Ancak Washington, F-16 anlaşması sonuçlanmadan ne motor satışına ne de F-35 müzakerelerine yanaşmamaktaydı! Ankara, F-16 ve mühimmat için hazırlanan milyarlarca dolarlık anlaşmayı, uçak alımı yerine motor teminine yönlendirmeyi ABD’ye sunacaktı. Middle East Eye’a konuşan kaynaklara göre bu planın, Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın Washington temaslarında ele alınması planlanmıştı.
Planlanan F-16 alımı yerine daha radikal alımlar tartışılmaktaydı.
2024’te Ankara, ilk F-16 tedarik planını küçülterek 79 modernizasyon kitinden vazgeçiyor ve bunun yerine 40 adet F-16 Viper ile birlikte gerekli mühimmat paketini satın alma kararı alıyordu. Bu değişiklik, anlaşmanın toplam değerini 23 milyar dolardan 7 milyar dolara düşürüyordu. Ancak bazı üst düzey yetkililer, planlanan F-16 alımını ve mühimmat paketinin bazı kısımlarını tamamen iptal ederek anlaşmada daha radikal değişiklikler yapılmasını istiyordu.
Öncelik KAAN projesine ayrılmıştı
Yeni planda Türkiye, anlaşmayı kendi üretimi olan beşinci nesil savaş uçağı KAAN için motor tedarikine yönlendirmeyi ve ABD liderliğindeki F-35 programına olası dönüş için hazırlık yapmayı planlıyordu. Ankara’nın, teklifi Oval Ofis görüşmesinde doğrudan iletip iletmeyeceği henüz bilinmiyordu. Diğer yandan bazı yetkililer, Türkiye’nin yaşlanan filo için acilen 40 F-16 Viper alımına devam etmesi gerektiğini savunuyordu. Ve Hakan Fidan’ın itirafına göre ABD’li firma KAAN’ın motorlarını satmayı şimdilik askıya alıyordu! Ve tabi KAAN üretimi de mecburen durduruluyordu!
F-35 konusu hâlâ karanlıktı.
2019’da Türkiye’nin, Rus yapımı S-400 hava savunma sistemlerini alması sonrası F-35 programından çıkarılması; yetkilileri, ilerleyen yıllarda ciddi bir savaş uçağı sıkıntısı olasılığıyla karşı karşıya bırakıyordu. Türk Hava Kuvvetleri, F-16, Eurofighter veya F-35 dahil herhangi bir mevcut uçağı alma konusunda istekliliğini belirtiyordu. Ancak Türkiye’nin üst düzey savunma tedarik organları ve yerli üreticiler, Ankara’nın daha seçici davranması gerektiğini savunuyordu.
Bu görüşü benimseyenler, KAAN hizmete girene kadar “geçici ve maliyetli” çözümler yerine, mevcut F-16 filosunun hızlı bir şekilde yerli teknolojilerle modernize edilmesini destekliyordu. Bir kaynak, Middle East Eye’a “Milyarlarca doları F-16’lara harcamak yerine, bu fonun KAAN ile uyumlu F-16 motorlarının alımına yönlendirilmesi gerektiğini düşünenler var” ifadesini kullanıyordu.
Özetle; KAAN’ların kalbi olan motorlar hâlâ Amerikan Yahudi firmaların avucunda ve insafındaydı! Zira motorlarını üretemediğin KAAN’lar ve İHA’lar sadece bir metal yığınıydı!
- 26 Eylül 2025 – S. Yalçın

İşbirlikçilerin en iyi maharetleri; kendi milletlerinin aleyhine olan olayları güzel bir kılıf geçirerek milletlerinin lehineymiş gibi sunmalarıdır. Zaten bu maharetlerinden dolayı büyük güçler tarafından seçilmektedirler. Karşılarında koyun gibi güdülen, aklını işletmeyen bir millet varsa işleri iyice kolaylaşıyor. Bu tür işbirlikçilerin dün kara dediklerine bugün ak demelerinin bu tür toplumlar için bir önemi yoktur. İşbirlikçileri kullananlar; milletlerin kanını canını sömürdükleri müddetçe bu işbirlikçilerini kahraman göstermekten çekinmezler hatta arada kendilerine atıp tutmalarına ses çıkarmaz ve böyle yapmalarını isterler. Posaları çıkana kadar kullanırlar.
İşbirlikçiler kendi makam ve saltanatlarını bir sürede daha devam ettirebilmek için ülkenin onur ve haysiyetini ayaklar altına aldırtmaktalardı. Asırlar boyu islamın izzet’i altında ezilen batı yaşadığımız bu onur kırıcı olaylar ile bir taraftanda geçmişin acısını çıkarmaktalardı. Maalesef cumhuriyet tarihinin en olumsuz en’lerini şu işbirlikçiler eliyle gerçekleşiyordu. İçeride yapılan tahribatların daha büyüğü dışarıda sergileniyor ve tamiri zor tavizler veriliyordu.
Bir atasözümüz vardı. “Keser döner sap döner gün gelir hesap döner.” Hesapların tek tek sorulacağın gün yaklaşmakta idi. Geçmiş kavimlerden, Allah yapılan kötülüklerin karşılılığını bazen bu dünyada onları rezil ve zelil, aşağılık ederek vermekte idi. Bu günleri görecektik ve bunuda en Sadık kulu eliyle verecekti. Bütün hainlerin, kafilerin, işbirlikçilerin vede dahi aşağılık münafıkların hepsinin hesabının sorulacağı o büyük günün fragmanını bu dünyada da yaşacaktık.
Terörsüz Türkiye projelerinin de, Bop Eşbaşkanlığı görevini alması ve , Netanyahu’nun dostu ve en büyük desteçisi Trump’ı gerçek dost saymayı ; AKP’nin kendi kanaat ve kararlarıyla ve ülke çıkarları doğrultusunda alındığını düşünmek ya saflıktır veya gerçekleri saptırmaktır. Hak’tan ayrılıp değişen ve dejenere edilen kimselerden, bozuk düzeni düzelteceklerini beklemek, akla aykırıdır.
Nokta.
Dünya 3 Aşamada 2 kesim Trampa çalışıyor…1 kesim karşı duruyor..
1-Trampseverler ,
İsrail ,Amerika ,Çin ,Avrupa( AB)ile dostu olanlar, ve her fırsatta bu üç katil ve barbar ülke ile adım atanlar..
2- İsrail’e sözde katil deyip..!? Filistin ve Gazze nin katili israilin dostu Tramp,
Trampında yakın Dostu Akp nin üst kadrosu…(Heyet olarak Son temasları Amerika’da ki görüşmeleri 3/10/2025)?!
3-Trampsavarlar,
Filistin Gazze, Doğu Türkistan ve Tüm mazlum coğrafyada İnsanca Barış ve huzurlu bir Adil dünya da yaşama gayreti içinde olan siyasî iktisadi Askeri olarak..
03/10/2025 Amerika da, Filistinli İsrail savaşı barış görüşmeleri…
Sonuç; 03/11/2025 kuduz İsrail yine Filistin ve Gazze yi vuruyor katliama devam ediyor…
Fiili hamle yapabilmek; yani mazlumdan yana olmak ve zalime dur diyebilecek dirayeti sergilemek ancak Milli Görüş-Milli Çözüm çizgisinin içinde olmakla mümkündür. Aksi takdirde ya kızarsınız ya da birbirinizi yer uşaklık kavgasında öne geçmeye gayret edersiniz.
MİLLİ ÇÖZÜM, GERÇEKLERİ YAZAR, TARİH İSE MİLLİ ÇÖZÜM’Ü…
Bu muhteşem makalede:
Siyonistlerden, Deccaline, Süfyanına, en azılı münafık takımına, Emperyalistlerine..
Bunların kirli planlarına, sinsi tuzaklarına kadar sadece ülkemizde değil bütün yeryüzünü tarasak hiçbir yerde bulamayacağımız gerçekler, tespitler ve ayarları ortaya koyacak nitelikte ölçüler var.
Bunları yazmak bir yana, okumaktan çekinen milyonlarca insan var.
Milli Çözüm’ün tek bir açığını arayan Siyonistlerin, en azılı münafık takımı her an teyakkuzda fakat bulamıyorlar!
Bunlara rağmen,
Siyonistlerin 5. Sınıf ayak takımına yalakalık yapan ahmak takımı, Milli Çözüm’e zarar verebileceğini zannediyor.
Milli Çözüm sırtını Allah’a dayamış, şeytanların general takımını parmağına takmış fakat gaflet ehlinin küçük beyinleri bu büyük gerçekleri görmekten aciz..
Erbakan’a ihanetleri kadar makam mevkii sahibi olanların sonu, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir senaryo konusu olacaktır.
“Banane Amerika’dan” diyerek, bütün Siyonizm’e kafa tutan Erbakan Hocamızın mirasına leke sürenleri tarih ibretle yazacaktır.
Tarihin yazmayacağı ihanetlerin sonucunu ise yakın zamanda göreceğiz inşallah.
Vatan toprakları ayaklarımızın altından kaymaktadır. Bugün 19 mayıstan hatta 19 Mayıs tan daha önemli ve tehlikeli bir günde bulunuyoruz ancak Allah’ın izniyle inanıyoruz ki;
Milli Çözüm merkezli Milli Mütabakat Hükümeti ile önce işbirlikçilerden, ardından ise şeytanilerden dünya temizlenecektir..
ZULÜM GÖREN KARDEŞLERİMİZİN KURTULULMASI İÇİN, ZALİMLERİN İNSAFA GELMESİ BEKLENİYOR, BİR YANDAN DA SIRTLARI SIVAZLANIYOR. ONLARA ŞİRİN GÖRÜNMEYE RIZALARI ALINMAYA ÇALIŞILIYOR. HALA TİCARETLER SÜRÜYOR, HALA DESTEKLER VERİLMEYE DEVAM EDİLİYOR. ALLAH AŞKINA ZALİMLER BÖYLE Mİ DURDURACAKSINIZ. DESTEK VEREREK SAEDEC ZALİMLİKLERİNİN ARTTMASINA SEBEP OLURSUNUZ. ÜSTADIMIZ ŞÖYLE BUYURMUŞLARDI; “BAŞBAKAN OLMAK CUMHURBAŞKANI OLMAK KOLAY, ZOR OLAN ERBAKAN OLMAKTIR”. AZİZ ERBAKAN HOCAMIZ GEREK ÜLKEMİZ İÇİN GEREKSE İSLAM ALEMİNİN SAADETİ İÇİN GEREKLİ ÇALIŞMALARI YAPABİLMEK İÇİN İKTİDARI; KENDİ TABİRLERİ İLE “TIRNAKLARIMIZLA KAZIYARAK ALDIK” BUYURMUŞLARDI. HER TÜRLÜ SIKINTILI BİR SÜREÇ İÇERİSİNDE 20 ŞUBAT 1997 DE (28 ŞUBATTAN 1 HAFTA ÖNCE) FİLİSTİNE TÜRK ASKERİ GÖNDERİLMESİ KARARI ALINMIŞ VE GÖNDERİLMİŞTİ. ERBAKAN HOCAMIZ BAŞBAKANKEN İSRAİL, TEK BİR MERMİ SIKMAYA DAHİ CESARET EDEMEMİŞTİ. YANİ İSTENİLİRSE ZALİMLER PUSTURULURMUŞ. OYSA BUGÜN TEK BAŞINA DİNDAR BİR İKTİDAR! VAR, HER ŞEY İKTİDARIN EMRİNDE AMA NE YAZIK Kİ TEK ADIM DAHİ ATAMAMAKTA. ERBAKAN HOCAMIZ BU DURUMLA İLGİLİ “UN VAR, SU VAR, TUZ VAR BEN DE EKMEK YAPARIM SANIYORSUN AMA EKMEK YAPMAK İÇİN MAYA LAZIM MAYA MAYA, ODA SİZDE YOK” BUYURMUŞLARDI.
BUGÜN SUDAN DA DA İNSANLIK DRAMI YAŞANIYOR. DOĞU TÜRKİSTAN UNUTTURULUYOR, MYMARDA HİNDİSTANDA KARDEŞLERİMİZ ZULÜM ALTINDALAR. TÜM MAZLUMLAR KURTULUŞ BEKLİYOR. İŞ YAPACAK YETKİLİLER İSE ZALİMLERİN MERHAMETE GELİP ZULMÜ BIRAKMALARINI BEKLİYOR. ZALİMLERİ DURDURMAK İÇİN ADIM ATMAYA CESARET EDEMİYORLAR.
İNSANLIK YANIYOR ERBAKAN HOCAMIZI ARIYOR, BUGÜN ERBAKAN HOCAMIZ OLSA NE YAPARSA ONU YAPACAK KİŞİYE İHTİYAÇ VAR.O KİŞİYİ AZİZ ERBAKAN HOCAMIZ TA 45 YIL ÖNCESİNDEN 1980 YILINDA TRT DE ŞÖYLE İŞARET BUYURMUŞLARDI;
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)
ERBAKAN HOCAMIZIN HER DEDİĞİ TEK TEK GERÇEKLEŞTİ, BU SÖZÜDE GERÇEKLEŞECEKTİR, ÇABUKLAŞTIR YA RABBİ. TÜM MAZLUM MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZİN BİR AN ÖNCE KURTULAŞA ERİŞECEĞİ, BÜTÜN İNSANLIĞIN HUZURA MUTLULUĞA VE SAADETE ERECEĞİ, DECCAL NETANYAHUNUN GEBERTİLİP, İSRAİLİN YERLE BİR EDİLİP HARİDAN SİLİNECEĞİ VE SİYONİZMİN TÜM SİSTEMLERİNİN ETKİSİZ HALE GETİRİLİP ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYANIN KURULACAĞI GÜNLERİ BİR AN ÖNCE NASİP EYLE ALLAHIM. BİZLERİ DE BU UĞURDA CANLA BAŞLA ÇALIŞANLARDAN EYLE. AYAKLARIMIZI VE KALBİMİZİ SABİT KIL. AMİN.
Makaleyi okuyunca herhangi bir yetkilerinin neler yapması ve neleri yapmaması gerektiğini anladım, halkın ise sadece gazlı içecekler alıp almama konusunda gün geçirdiklerini anladım
YEMEN KUMAŞI GİYDİRİLMİŞ KÜTÜKLER !!!
“Bu, onların (başında; akılları ve vicdanları İslami gerçekleri ve Hakk Dinin gerekliliğini anlayıp) iman etmelerine (rağmen, işlerine gelmediği ve beğenmedikleri için) sonradan (içten itiraz ve) inkâra yönelmeleri (ama zahiren hâlâ Müslüman görünmeleri) dolayısıyla böyle olmaktadır. Bu yüzden kalplerinin üzerine mühür basılmış (hidayetleri kararmıştır), artık onlar (gerçeği ve başlarına geleceği) kavrayamaz konumdadır.”
Kendilerini haklı ve hayırlı göstermek ve devamlı ıslaha çalıştıklarını söylemek İçin(Bakara 11) en kutsal şeyleri istismardan çekinmez ve yalan yere yemin etmekten sa-kınmazlar. Bunlar menfaatlerini ma’bud edinmiş, korkak ve karaktersiz kimseler olduklarından, çöplükte yaşamayı seven mikrop misali çevrelerindeki insanların da sapıtmasını ve yozlaşmasını arzularlar. Özellikle önceleri safiyet ve samimiyetle iman edip hayırlı hizmetler yapan, sonradan dünyalık heves ve hesaplar ve bulaştıkları günahlar yüzünden, adım adım nifak ve nankörlüğe sapan kimseler daha tehlikeli ve tahripkâr olurlar. Zira gerçek mü’min rolü oynayarak Müslümanlara yaklaşmaları ve avlamaları daha kolaydır. Ve herkesin kendisi gibi olmasını istemek fıtri bir olaydır ve insan psikolojisinden kaynaklanmaktadır. Bu gibiler “Hidayeti (rüşvet) verip dalaleti satın almışlardır. Bu alışverişleri de mutlaka ziyan olacak, artık hidayetten de mahrum kalacaklardır. Bakara 16
Bunlar iman ve ihlas edebiyatı yaparak, ibadet ve hizmet rolü oynayarak, takva ve tarikat tiyatrosu kurarak, keramet ve fazilet gösterileri sunarak, safdil ve gafil insanları peşlerine takar, sonra da bunları kendi şeytanları(Bakara 14) ve üstadları olan münafıklara ve masonlara satarlar… Şeytanları (mason locaları) da bu münafıkları, avcıların yabani keklikleri tuzağa çekmek için özel olarak yetiştirip hazırladıkları evcil ve ehil kafes keklikleri gibi kullanırlar.*
Anlayana sivrisinek saz ,anlamayana ASRI SAADET de ki bu örneklerde az…
*Peygamberimiz Hz. MUHAMMED (SAV) ve ASR-I SAADET” kitabından bir bölüm
Makalenin başlığıyla bile zalimlerin ve işbirlikçilerin karşısında en net bir duruş sergilenmektedir!
Bu duruş, Erbakan duruşudur. Erbakan Hocamızın işbirlikçi AKP, Siyonizm, İslam Birliği, Adil Düzen, Yeni Bir Dünya ve Filistin konularındaki fikirlerini güncel gelişmelere göre inançla savunabilen yer hiç şüphesiz Erbakan Hocamızın bugünkü adresidir.
Erbakan Hocamız vefat etmiştir; ancak Hak davası, kıyamet sabahına kadar kutlu liderler eliyle devam edecektir. Bu nedenle, şeytanın bugün güncel ana hedefi Erbakan Hocamızı temsil eden lider olacaktır.
Siyonist odaklara, istismarcı münafıklara ve işbirlikçi kiralıklara karşı; Kur’an kaynaklı, akıl, bilim ve vicdan temelli saptamalar, hem gerçekleri haykırmakta hem de geleceğe ışık tutmaktadır… Bu nedenle şeytanın şerli oklarını üzerine çekmektedir!
Otuz yıl el etek öpüp hizmete koşturduktan ve bu gayretlerin hikmet ve kerametini anlattıktan sonra, şimdi imanlarının ümit pili bittiğinden kayıp gidenlerin, hiç utanmadan ve Allah’tan korkmadan Aziz Erbakan Hocamızın davasını yürüten merciye karşı iftiraya yeltenmeleri ne olduklarını ortaya çıkarmıştır.
Kuralsızlıktan ve iradesi olmayan kanunlardan beslenen zihniyetlerin ve şahısların yönetim ve yürütme sahaları, haksızlığa, soyguna, ahlâksızlığa, her türlü şantaja ve tahakküme açık hale gelir..
Bunun en bariz örnekleri malesef başta ülkemiz olmak üzere dünyanın kahir ekseriyetinde görülmektedir.
Sebataist yazarlardan Murat Belgenin de babası olan, Adnan Menderesin kıdemli yalakası ve TBMM nin eski gazetecilerinden Burhan Belge Kıbrıslı Sosyolog Niyazi Berkes’e bir beyanatında;
“Ben bir fikir fahişesiyim.. Bir fahişe kendine ücretini kim verirse zamanını ona ayırır. Ben de onlardan biriyim.. Aramızdaki tek fark parasını aldığımız iştedir.” der.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin dış güdüme, ve uşaklığa en mecbur kaldığı dönemlerin başında İnönü dönemi gelir.. Teslimiyetçi, yönlendirilmeye son derece açık olan İsmet İnönü karakterindeki birinin, hükümeti döneminde gelişen bir olayı anımsatmakta fayda var.
İtalya’da Mussoloni düşürülmüş ve İtalya dış güdüme teslim olma yoluna girmiştir. Bu sırada Hitler komandoları, Mussoloniyi kaçırıp ona Kuzeyde yapay bir İtalyan Devleti kurarlar. Bu konumdayken, Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Saffet Arıkandan Ankara’ya bir şifre ulaşır. Şifreye göre, Arıkan Alman dışişleri bakanlığına çağrılmıştır,kendisine bir sunum yapılır.
Sunuma göre, İtalya 12 adayı Türkiye’ye bırakacaktır. Buna karşılık ise, Türkiye de Mussoloniye verilen yapay İtalya Cumhuriyetini tanıyacaktır… İşte Türkiyeyi büyük bir savaşa sürükleyecek böyle bir oyunu İnönü ayarındaki bir insanın hükümetinin Dışişleri bile anlar ve Alman Dışişlerine şöyle yanıt verilir;
“Bu önerinizi İngilterenin onaylaması koşuluyla kabul ederiz. ” Ve konu o gün kapanır.. Bir daha açılmaz
İnönü’nün 12 ada ihanetini, Millî Çözüm defalarca yazdı..
Bu örneği vermemizin nedeni, bugünkü teslimiyetçi Akp İktidarının Amerika, İsrail, Avrupa karşısında İnönüden bin beter hal içindeki zilletine vurgu yapmaktı.. Yukarıda makalede yayımlanan ticari rakamlar, İktidarın ne büyük bir tutsaklık ve zillet içinde olduğunu anlamaya yeter bile..
Milli Çözümün, olayları tüm sebep ve bağlantıları ile ele alan ve çözümü ortaya koyan yaklaşımları, devletin Hukuki, Askeri, İktisadi ve Diplomatik birimlerine ve düşünen, akıl ve idrak sahiplerine rehberlik yapmaya devam edecektir..
Seçim döneminde üst düzey pazarlaması yapılan ve en ufak yapıcı eleştirilere (ve kuşkulara) hain muamelesi yapılan KAAN’ın esamesi dahi okunmuyordu. Motorlarının ABD’den alındığını dışbakan en üst düzey ağızdan kendisi söylüyordu. Bunlara ek olarak birim maliyeti 200 milyon USD olarak belirtilen KAAN yerine İngiltere ile yeni bir anlaşma yaparak birim maliyeti yaklaşık aynı olan Eurofighter Typoon alımı anlaşması yapılıyordu. İngiliz başbakan Keir ise bu anlaşmayı halkına gururla açıklıyor bizi nasıl dolandırdığını böbürlenerek anlatıyordu. Acaba para vermediğimiz ülkemizin kaynaklarını aktarmadığımız siyonist sermaye kalmış mıydı ?? Bunların milli duruşu seçimlerden 2 ay önce devreye giriyor, seçim sonrası devreden çıkıyordu…
Yazının çarpıcı bölümleri:
“…1- ABD’den, hem de normal fiyatının üzerinde, sıvılaştırılmış doğalgaz alımı…
2- 300 kadar Boeing yolcu uçağı pazarlığı (300 kadar da Avrupa’dan Airbus alınacaktı)…
3- Nükleer Enerji İşbirliği Anlaşması…
4- Sonunda HAMAS’ın tasfiyesi ve Gazze’nin teslim edilmesi adına; güya Kuduz İsrail’e Trump’ın; “Artık saldırıları durdurma” ricası temel konulardı…”
“…Erdoğan’ın ‘Uyduruyorlar!’ Dediğini THY Doğrulamıştı
Cumhurbaşkanı T. Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump görüşmesi öncesi verdiği tavizlere dair tartışmalar sürerken THY, uçak alım iddiasını doğrulamıştı. Ekonomi’nin haberine göre, ABD ziyaretinde bulunan THY Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Bolat konuyla ilgili “Boeing’den uçak alımı konusunda zaten görüşmelerimiz hep söz konusuydu. Dünyanın iki önde gelen yolcu uçağı üreticisi Boeing ve Airbus, siparişlere yetişmekte zorlanıyordu. Boeing’le bu seyahatte 250 uçaklık bir imza atabileceğimiz doğrudur” açıklamasını yapmıştı…”
“…AKP’nin Boeing Aşkı ve Perde Arkası
“Boeing son yıllardaki ardı ardına gelen zararlarının önüne geçmek için ne yaptı?” Bu soru bizi yakından ilgilendiriyor. Türkiye-Boeing ilişkisi İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başladı. 1960’larda (707 gibi) jet uçakları alındı. Daha yakın ilişki 2003 yılı itibarıyla AKP iktidarı ile başladı. 2012’de 15 adet, 2013’te 70 adet, 2014’te 15 adet, 2018’de 30 adet gibi alımlar yaptı. Ki bu şirketten sadece uçak alınmıyor, savunma sanayi iş birliğini de anımsatayım; -örneğin- JDAM güdüm kitleri gibi mühimmat paketleri alındı, vs.
Bu alımların sebeplerinin başında şunlar vardı:
Bu salt ticari ilişki değil; aynı zamanda Beyaz Saray Oval Ofise girmenin aracı ve parametresi sayılıyordu. Ve dikkat ediniz; siyasi ilişkiler her gerginleştiğinde Boeing’den alışveriş yapılıyordu. Yani, halkımızın geçim sıkıntısına rağmen ülke çıkarlarını ABD Yahudi firmalarına akıtırsan Washington’da kapılar açılıyordu, kapitalizmin başkenti kapıları milyar dolarlar almadan açılmıyordu. Sadece Türkiye değil, Suudiler gibi Arapların hep yaptığı bu tür alımlar oluyordu. Sadece uçak sanmayın; Katar, Boeing ile enerji işi yapıyordu!
Bu arada şu bilgiyi eklemezsem eksik kalır; bu “diplomatik” ilişkilere kapı açan Boeing, öyle oturup müşteri gelmesini beklemiyordu. Mesela: Boeing’in sadece 2008’den 2010’a kadar 52,29 milyon dolar lobi faaliyetlerine harcama yaptığı ortaya çıkıyordu. Keza; yıl, 2021. Washington’da faaliyet gösteren JL Manufacturing firması ile diğer bazı yükleniciler, Boeing’in askeri uçak parçaları işlerinde rüşvet vererek sözleşmeler elde etme suçlamasıyla yargılanıyordu…”
“…Özetle; KAAN’ların kalbi olan motorlar hâlâ Amerikan Yahudi firmaların avucunda ve insafındaydı! Zira motorlarını üretemediğin KAAN’lar ve İHA’lar sadece bir metal yığınıydı!…”
Geçtiğimiz ay sonunda yandaş-candaş yalaka medya ve yazar çizer takımı “Amerika’nın fethi ve İsrail’in hizaya getirilmesi!” şeklinde servis edilen ve günlerce konuşulup övülen Recep T. Erdoğan ve Trump görüşmesi neticesinde verilen taviz ve rüşvetler gerçekte AKP ve Siyonist İsrail’in ömrünü uzatma amaçlıydı!..
Normal fiyatının üzerinde alınan sıvılaştırılmış doğalgaz (kaya gazı) alımı, 300 e yakın BOING ve AIRBUS alımı, Nükleer enerji işbirliği.. ve en önemlisi ise; Siyonist İsrail ve destekçileri ABD AB vs. tarafından yenilemeyen HAMAS’ın işbirlikçi Ülke yöneticileri eliyle tasfiye edilip silahsızlandırmak işgali tamamlamaktı. Bu vesile ile işbirlikçi AKP iktidarının amacı, Siyonist hedeflere hizmet ederek karşılığında meşruiyet sağlama yani siyasi reklam desteği sağlayarak, bir süre daha iktidarda kalmaktı.. AKP iktidarı o kadar zor durumdaydı ki; bunca verilen tavizlere ve aşağılanmalara ek olarak yeni görev ve tavizlere de hazır olduklarını göstermekten çekinmiyorlardı.
2018 de ABD mallarına getirilen ek vergilerin tek taraflı olarak kaldırılması, ABD menşeili ürünleri ucuzlatacak ancak cari açığı artıracaktır.
Bu üretmek yerine ithalat yaparak daha kolay ve daha çok kazanan rantiyecilerin hoşuna gidecekti.
Maalesef ithal malların yerli mallardan daha uyguna satılması yerli üreticilerinde yok olmasına ve işten çıkarmalaralar da ayrıca işsizliğe neden olacaktır.
Türkiye’nin müstemleke, sömürü ülkesi olma yolunda ilerlediği acı bir şekilde görülmektedir!.
SP Genel Başkanı Arıkan’ın açıklamaları doğruydu ve uyarıcıydı ancak “Bana ne Amerika’dan!’ netliği takınılmalıdır.” Cümlesinin öncesinde sözün sahibi “Erbakan Hocamızın söylediği gibi ..” bir hatırlatma yapmayanların Sn. Erdoğan’ın ayarına düştüklerinin farkında mıydı? Erbakan’ı anmak sizi rahatsız mı ediyordu? Erbakan’ sız bu sözün, Milli Görüşün, SP’nin hatta “sizin” ne anlamınız kalırdı ki?
Siyonist sermayeli BOING şirketinin perde arkasında geçmişte ve günümüzde yaptığı hangi Siyonist hedeflere hizmet ettiği de çok önemliydi.
BOING şirketinin İsrail hava kuvvetlerine tanker uçakları ve F-15IA savaş uçakları ve Gazze’de bir çok noktada kullanılan hassas bombaları temin eden, İsrail’in Gazze’ye yönelik hava saldırılarının sadece ilk haftasında 1000 adet “akıllı” bomba ve mühimmat gönderen bu şirketten dindar AKP hükümetinin 300 e yakın uçak alması çok manidar!
Alınamayan F-35 yerine alınmak istenen F-16 o da olmayınca, KAAN’ın motorlarının alınmak istenmesi şu acı gerçeği ortaya çıkarmıştı; KAAN’ın en önemli donanımı motorların ABD Yahudi firmaları kontrolündeydi ve bu motorlar olmadan KAAN’lar ve SİHA’lar teneke yığınıydı!