YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e7869de8186
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 9 9
Bugün : 38951
Dün : 58085
Bu ay : 1197796
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53342854
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Türkiye Karadan ve Denizden Kuşatılmaktaydı;

ERDOĞAN KAFASIYLA BU ÇEMBER KIRILAMAZDI!

        

ABD’den skandal açıklama: PKK’nın Suriye Ayağı DSG’ye Destek Çıkılacaktı!

ABD Dışişleri Bakanlığı, IŞİD’le mücadelede “aslan payına” sahip olan PKK’nın devamı DSG ile askeri ortaklığın devam edeceğini açıklamıştı. Bakanlık ayrıca, koalisyon ortakları ile IŞİD’in yeniden dirilmesini önlemek için Irak’a yardım edeceklerini vurgulamıştı. ABD Savunma Bakanlığı Sözcülüğü, 2013’te kurulan Rudaw’ın sorularını yazılı olarak yanıtlamıştı. Joe Biden ile birlikte yeni ABD yönetiminin; omurgasını terör örgütü PKK/PYD/YPG’nin oluşturduğu Demokratik Suriye Güçleri’ne destek verip vermemesi ile ilgili bir soruya karşılık, ABD Dışişleri Bakanlığı desteğe devam edileceğini aktarmıştı. Yapılan açıklamada IŞİD’le mücadelede “aslan payının” Demokratik Suriye Güçleri’nde olduğu belirtilirken, gelecekte de destek olunacağı vurgulanmıştı.

ABD yeni Savunma Bakanı Yahudi Lloyd Austin; PYD-YPG’yi silahlandıran adamdı.

ABD’de Biden yönetimi yeni Savunma Bakanlığına Lloyd Austin’i atamıştı. Orta Doğu’yu yakından tanıyan bir isim olan Austin, IŞİD’le mücadele kılıfı altında terör örgütü PKK-PYD-YPG’yi silahlandırmasıyla tanınmıştı. Yahudi asıllı Lloyd Austin; PYD-YPG’yi silahlandıran adamdı. ABD Başkanı Joe Biden 20 Ocak’ta yemin ederek göreve başlarken, kabinesindeki isimler de birer birer şekillenmeye başlamıştı. Biden, ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) başına Lloyd Austin’i atamıştı. 4 yıl önce ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) bir numaralı ismi olan Austin, 2016 yılında emekliye ayrılmıştı. Biden’ın aday gösterdiği Austin, Senato tarafından da onaylanarak Pentagon’un başına geçen ilk siyahi bakandı ve Falaşa Yahudisi olmaktaydı.

Biden’ın Obama dönemindeki Başkan Yardımcılığı sırasında onunla beraber çalışma fırsatı bulan Austin, Orta Doğu’yu çok yakından tanımaktaydı. Austin, 2010-2011 yıllarında Irak’taki ABD güçlerinin komutanlığını yapmıştı. Bu dönemde, ABD’nin Irak’taki muharip askerlerin geri çekilmesi ve Irak ordusuna danışmanlık, yardım ve eğitim sağlamaya başlamasını öngören yeni döneme geçiş faaliyetlerini yürüten insandı.

Joe Biden’ın Türkiye’ye karşı PKK/YPG’yi destekleyen McGurk’u kadrosuna katacağı konuşulmaktaydı.

Joe Biden’ın, PKK/YPG’ye desteğiyle bilinen ABD’nin DAEŞ’le Mücadele eski Özel Temsilcisi Brett McGurk’a Ulusal Güvenlik Konseyi’nde görev vereceği ortaya çıkmıştı. Orta Doğu ve Kuzey Afrika masasının başına getirilmesi beklenen McGurk, Türkiye karşıtlığıyla da tanınmaktaydı. Eski Dışişleri Bakanı John Kerry’nin özel kalemi Jon Finer‘i Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı, Obama döneminde İran nükleer müzakerelerini yürüten Wendy Sherman‘ı ise Dışişleri Bakanı Yardımcısı yapacağı konuşulmaktaydı.

Clinton ailesinden skandal hamle: YPG/PKK’ya tanıtım dizisi çekiyorlardı!

Eski ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile kızı Chelsea Clinton’ın prodüksiyon şirketi, büyük tepki toplayacak bir skandala imza atmıştı. Şirketin, Kobani şehrindeki YPG/PKK’lı teröristlerin hayatını anlatan bir kitabın yayın haklarını satın alarak dizi çekme hazırlıklarına başladığı anlaşılmıştı. Clintonların ortağı olduğu HiddenLight Prodüksiyon şirketinin, yazar Gayle Tzemach Lemon’ın terör örgütü DAEŞ’e karşı Suriye’nin kuzeyinde YPG/PKK saflarında “savaşan” kadınları anlatan “Kobani’nin Kızları: İsyan, Cesaret ve Adaletin Hikayesi” kitabının TV program haklarını aldığı açıklanmıştı. Hollywood Reporter adlı haber sitesindeki habere göre, Clinton, söz konusu yapımın kendi şirketlerinin amacına uygun olduğunu ifade ederek “’Kobani’nin Kızları’ hikayesini dünyanın her yerinden izleyicilere sunmaktan daha heyecan verici bir şey olamaz.” değerlendirmesini yapmıştı. ABD, masum insanları ve çocukları katleden ve Türkiye’yi bölmeye çalışan terör örgütü YPG/PKK’ya 400 milyon dolarlık verdiği desteği “İnsani yardım” kılıfına sarmıştı.

Biden döneminde Karadeniz’de ilk restleşme başlamıştı.

ABD’de Joe Biden’ın göreve başlamasının üzerinden 10 gün bile geçmeden Karadeniz’de Rusya ile ilk restleşme yaşandı. ABD, “Müttefikler için Karadeniz’deyiz” mesajı paylaşmıştı. ABD donanmasına ait füze yüklü ‘Donald Cook’ savaş gemisi Boğazlar’dan geçerek 25 Ocak’ta Karadeniz’e giriş yapmıştı. ABD’ye anında karşılık veren Rusya, karşısına ‘Amiral Makarov’ fırkateynini çıkarmıştı. Rusya ayrıca Kırım Yarımadası kıyılarına konuşlandırdığı ‘gemi terminatörü’ lakabıyla bilinen ‘Bastiyon’ füzeleriyle atış tatbikatı başlatmıştı.

ABD ve NATO’ya ait savaş gemilerinin Karadeniz’de güç göstermesine Rusya yıllardır karşı çıkmıştı. “Karadeniz sularında sadece Rusya, Türkiye ve diğer kıyısı bulunan ülkelerin savaş gemileri bulunmalı” tezini savunan Moskova, Ankara’ya da her fırsatta Montrö Anlaşması maddelerini hatırlatmıştı. ABD’nin Ankara Büyükelçiliği ise ABD 6’ncı filosunun Karadeniz tatbikatıyla ilgili tweet’ini paylaşmıştı. Tweet’te “NATO Müttefikleri arasında birlikte çalışabilirliği artırmak amacıyla USSPorter ve USSDonaldCook Karadeniz’de NATO ve Awacs (keşif uçakları) ve P-8A ile çok alanlı deniz tatbikatı gerçekleştirdi” ifadesi yer aldı. Ayrıca Bulgaristan, Gürcistan, Türkiye, Romanya bayrakları eklenerek (onları) desteklemek için gemilerimizle ve uçaklarımızla buradayız!” paylaşımı dikkatlerden kaçmamıştı.

Tabi bütün bu girişimlerin, aslında Türkiye’yi kuşatma amacı taşıdığını, Erdoğan iktidarı anlamaktan ve gerekli-yeterli tedbirleri almaktan uzaktı.

Şimdi Sn. Erdoğan’a sormak lazımdı!

PKK’nın sivil ayağı gibi davranıyor ve siyasi destek sağlıyor” diye aslında elli kere kapatılmayı hak ettiği halde, kurusıkı sataşmalarla geçiştirmeye çalıştığınız, daha doğrusu AB’nin ve ABD’nin baskısından dolayı dokunamadığınız şu HDP mi, yoksa bunların arkasındaki ABD ve İsrail mi Türkiye’nin asıl düşmanlarıydı? İkide bir HDP’ye sözde sataşıp, şimdi Suriye’de resmen ve alenen PKK-PYD Kürt Devletçiğini kurmaya başlayan ABD’ye, sadık müttefik pozlarıyla yanaşmak nasıl bir kahramanlıktı?

Ve zerre vicdanı ve ülke duyarlılığı olanlara da hatırlatmak zamanıydı: Türkiye karadan ve denizlerden, dört bir yönden sarılıp kuşatılırken hangi ciddi ve gerekli tedbirler alınmaktaydı? Bu arada; İstanbul Sözleşmesi’yle resmen serbestlik kazandırılan LGBT’lilerin Beytullah’a hakaretleri ve PKK’ya destekleri, acaba Sn. Erdoğan’ın vicdanını sızlatmış mıydı ve bu yanlışlığı düzeltmek üzere adımlar atacak mıydı?

Yeni Bir Erbakan Tavrına İhtiyaç Vardı!

ABD’nin yıllardır üzerinde titizlikle çalıştığı karanlık planlar, şimdi Joe Biden’le gerçekleşme aşamasındadır. Sınırımızda bir terör devleti resmen ve fiilen oluşturulmaktadır. Almanya doğumlu, Yahudi asıllı ABD’li siyasetçi Siyonist Henry Kissinger 10 sene kadar önce bir röportajında:

“Amacımız Büyük İsrail’i kurmaktır. Bu amaçla İran işgali Ortadoğu’da dengeleri tamamen değiştirmiş olacaktır. Biz askerimize bu bölgenin kaynaklarını elde etmek için Ortadoğu’da yedi ülke işgal etmemiz gerektiğini anlattık. Bu iş nerede ise tamamlandı!.. Gelecekte çok büyük bir dünya savaşı yaşanacak ve bu savaştan sadece ABD galip çıkacaktır…

Bu gelecek savaş o kadar acımasız olacak ki, yalnız bizim gibi güçlü bir devlet bu savaştan galip çıkacaktır. Bundan dolayı Avrupa Birliği hayatta kalmak için güçlü ve bir arada durmaya çalışmaktadır. Onların da gelecekteki karışıklıklardan haberleri vardır. Sıradan bir insan iseniz, bu savaşa karşı sadece köye kaçarak hazırlıklı olabilirsiniz. Ama silahı yanınıza alınız, çünkü çokça aç insan oluşacaktır…

Askerler bu emirleri çok titiz uygulamaktadır ve son basamak kalmıştır. O da, dengeyi tamamen değiştirecek İran’dır. Her şey yolunda giderse, Ortadoğu’nun yarısı gelecekte İsrail’in olacaktır.” itirafları üzerinde durmak lazımdı.

1992 yılında Kissinger’ın bu açıklamalarından tam 29 yıl önce; Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde konuşan Erbakan Hoca, Refah Partisi Genel Başkanı olarak şunları hatırlatmıştı:

“Siyonist plan şudur; şimdi önce Kuzey Irak’ta bir otorite boşluğu meydana getirilecek. Sonra Batı’nın yönetiminde, Kuzey Irak’ta oradaki halkın değil Batı’nın arzularını gözetecek bir bölge meydana getirilecektir… Ondan sonra Türkiye’nin Güneydoğu’su bu bölgeye ilhak edilecek. Ve bunun için Türkiye, Irak, Suriye ve İran’la Müslümanlar birbirini ezsin diye bölgedeki Kürt kökenli Müslümanlarla birbirlerini öldürecekler. Bölgemiz Vietnam’a dönüştürülecek. Bölgemiz Vietnam’a dönüşürken sözde kurtarıcı gibi İsrail Lübnan’ı alacak ve böylece taa Akdeniz’de geniş bir kapısı bulunan İsrail, Lübnan boşluğundan Kuzey Irak, Ermenistan, Bakü’ye kadar uzanan bir koridor kurulacak.

Bu koridor, içerisinde Kuzey Irak, Güneydoğu Anadolu bir araya getirilip önce Ermenistan’ın yönetimine verilecek, burada oturan Müslüman halk Ermeni değirmeninde öğütülecek ve İsrail’e yumuşak yutulacak bir lokma haline getirilecek. İşte plan budur. Bu planın tatbikatını görüyoruz. İşte daha 2 yıl evvel Amerikalı yarbayların Riyad’daki karargâhlarında yaptıkları açıklamayı hatırlayın; ‘Biz Kuzey Irak’ta otorite boşluğu kuracağız. Anadolu’dan da buraya parçalar ilave edeceğiz’ demediler mi?

Bunları biz burada kaç defa konuşmadık mı? İşte şimdi Güneydoğu Anadolu Lübnan’laştırılmadı mı? Bu PKK’yı oradan buraya kim gönderiyor zannediyorsunuz? Amerika gönderiyor! İşte ellerindeki silahları onlar veriyor. İşte plan böyle işliyor!”

Erbakan Hocamızın hatırlattığı Amerikalı Yarbayların Riyad’daki karargâhlarında yaptıkları açıklama çok anlamlıydı.

Yıl; 1991… Körfez Savaşı yılları… Gazeteci-yazar Güneri Civaoğlu anlatmıştı:

“Körfez Savaşı sırasında Suudi Arabistan’dayım. ABD kumanda merkezi olarak kullanılan otelin bir odasında dinlediklerim dehşet vericiydi. Amerikalı yarbay duvardaki harita üzerinde Türkiye’nin Güneydoğu’sunu ve Kuzey Irak’ı işaret ediyordu. Avucunu o coğrafyada dolaştırırken şöyle diyordu:

‘Savaş bitecek. Amerika Irak’tan çıkacak. Ama giderken silahlarının büyük bölümünü bırakacak. Bunlar içinde ağır silahlar, roketler de olacak. Yöredeki Kürtler bu silahları alacaklar ve Türkiye’ye karşı kullanacaklar. Kürtler toprak isteyecekler. Türkiye, ya istedikleri toprağı verecek ya da vermeyip savaşacak.’ Yarbay iyi derecede Türkçe konuşarak anlatıyordu bunları. Kulaklarıma inanamıyorum.

‘Ya NATO ortaklığı, ya ülkelerimiz arasındaki dostluk’ diye soruyorum, oralı bile olmuyordu! Gene de bunun ‘Amerikalı yarbayın kendi fantezisi’ olabileceğini düşünüyordum. Ama… Birkaç dakika sonra bir başka odada gene Amerikalı bir rütbeliden aynı şeyleri dinliyorum. Bunun ‘bir mesaj olabileceğini’ düşünüyorum…”

Evet, 30 yıl önce Amerikalı askerlerin anlattıkları; ABD’nin halen uyguladığı, uygulamakta olduğu planların birer parçasıydı.

Siyonist güdümlü ABD’nin gizli/açık planları aynen uygulanmaktaydı!

Amerika Birleşik Devletleri (ABD)… Trump gitti, Biden geldi. Ama değişen hiçbir şey olmayacaktı.

• ABD’nin İsrail’in zulümlerini ve Siyonist hedeflerini desteklemesi daha da artacaktı.

• ABD askeri darbelerin arkasında olacaktı.

• ABD’nin PYD ve YPG’ye desteği resmiyet kazanacaktı.

• ABD’nin sözde Ermeni soykırımına bakışında ve Doğu Akdeniz meselesine yaklaşımında değişiklik olmayacaktı.

• ABD’nin 15 Temmuz hain darbesine desteği ve FETÖ’ye ilişkin tavrı aynen kalacaktı.

• Bölgede ABD tarafından kurulan onlarca üsse yenileri katılacaktı.

ABD Hâlâ Siyonizm’in Kıskacındaydı!

Yahudi topluluklar aşırılık yanlısı şiddetteki yükselişi gerekçe göstererek, Alejandro Mayorkas’ın bir an önce göreve başlamasını istiyorlardı. Bu nedenle Biden’ın İç Güvenlik Bakanı adayı için hızlı onay çağrısında bulunmuşlardı.

Ortodoks Birliği (OU), yaptığı açıklamada, ABD Başkanı seçilen Joe Biden’ın İç Güvenlik Bakanı adayı Alejandro Mayorkas’a duyduğu güveni hatırlatmış ve derhal onay verilmesi dileklerini aktarmıştı.

İftira ve İnkârla Mücadele Birliği de (ADL’nin), buyurgan bir dille, Mayorkas’ı görevde görmek istediğini açıklarken; aşırı şiddet olaylarının son zamanlarda yükselişte olduğunu vurgulamış ve Kongre Binasındaki isyanın tekrarlanmaması için uyarmıştı. ADL, Demokrat ve Cumhuriyetçi Senato İç Güvenlik Komitesi’ne göndermiş olduğu mektupta, “Bu ayın başlarında ABD’de meydana gelen ölümcül ayaklanma da dahil olmak üzere, son yıllarda ülkemizi sarsan iç terör tehdidinin ardından son derece nitelikli bir İç Güvenlik Bakanı’nın onaylanması çok önemli’’ ifadelerini kullanmıştı.[1]

Yunanistan iyice azıtmış ve pervasızlaşmıştı!

Yunanistan, Ege’de ‘Megalo İdea’ için harıl harıl çalışmaktaydı. Lozan’ı delerek hakkı olmadığı halde burnumuzun dibindeki adalara asker çıkartıp silah konuşlandıran Atina yönetimi, aldığı bir kararla İyonya Denizi’ndeki kara sularını 6 milden 12 mile çıkarmıştı. Yunanistan’ın bu hukuksuzluğu da yine yanına kâr kalmıştı.

Dışişleri Bakanlığı bu adımın Türkiye’yi etkilemediğini söylese de, Yunanistan’ın, bu kararı İstanbul’da yapılacak 61’inci tur istikşafi görüşmelerine sayılı günler kala alması örtülü bir mesaj taşımaktaydı. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Mitsotakis, aldıkları kararın uluslararası hukuka uygun olduğunu iddia ederken, Dışişleri Bakanı Nikos Dendias da bu kararın Yunanistan’ın egemenlik hakkı olduğunu vurgulamıştı. Yunanistan İçişleri Bakanı Yorgos Gerapetritis ise mecliste yaptığı konuşmasında, zamanı gelince Ege Denizi’ndeki kara sularının da genişletileceğini açıklamıştı. Gerapetritis, Yunanistan’ın “diğer egemenlik alanlarında da kara sularının genişletilmesi hakkını saklı tuttuğunu” hatırlatmıştı.

Önce 3 milden 6 mile, şimdi de 6 milden 12 mile mi çıkarılacaktı?

Yunanistan, Ege’de kara sularını 6 milden 12 mile çıkarmak istiyor, ancak Türkiye bunu savaş nedeni sayıyordu. Yunanistan 1946 yılında Lozan’da 3 mil olarak belirlenen karasularını tek taraflı 6 deniz miline çıkarmıştı. Türkiye o dönem bu karara maalesef itiraz etmemişti. Yunanistan’ın Ege Denizi’nde karasularını 12 deniz miline çıkarması durumunda Yunan karasularının büyüklüğü yüzde 40’tan yüzde 70’e yükselmiş olacaktı.

Bu adaların karasularının 12 mile çıkarılması, Adalar Denizi’nde Yunan karasularının 12 mile çıkarılması anlamına gelir ve ‘casus belli’ (savaş sebebi)dir. Bu, Türkiye için asla kabul edilemez bir durumdur. Ülkemiz teyakkuzda olmalıdır. Türkiye’nin milli menfaatlerine son derece aykırı olan bu noktaya gelmeden önce, henüz ilk aşamadayken iktidar büyük riskin farkına varmalı, milli bir duruşla tepkisini ortaya koymalıdır.

Ahmet Davutoğlu’nun: “Erdoğan da yakında tasfiye edilecek!” sözlerinin anlamı!?

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Cumhurbaşkanı için “Erdoğan, şu an vesayet altındadır. 28 Şubat artıklarının vesayeti altındadır. Uyarıyorum, yakında Sayın Erdoğan da tasfiye edilmekten kurtulamayacaktır.” ifadelerini kullanması kafaları karıştırmıştı. Öyle ya Sn. Erdoğan niçin ve nasıl tasfiye olunacaktı? Ahmet Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 28 Şubatçıların vesayeti altında olduğunu ve Cumhur İttifak ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den çekindiğini açıklamıştı.

Karar TV’de soruları yanıtlayan Davutoğlu:Devlet Bahçeli bizim dört koalisyon teklifimizi de reddetti. Bakan istedik, onu da vermedi. Tuğrul Türkeş, o zaman Bakanlık teklifimi kabul ederek Bahçeli’nin oyununu bozdu. MHP Genel Başkan Yardımcısı çok tehlikeli mesajlar veriyor. Bahçeli de kutuplaşma dilini körüklüyor. Türkiye’yi şiddet sarmalına dönüştürmeye çalışıyorlar. Bu gidişat, çok endişe verici.” iddialarında bulunmuşlardı.

“Erdoğan, şu an vesayet altındadır. 28 Şubat artıklarının vesayeti altındadır. Uyarıyorum, yakında Sayın Erdoğan da tasfiye edilmeye hazırlanmaktadır. Sayın Erdoğan bir yol ayırımındadır. Cumhur İttifakı’yla seçim kazanması çok zorlaşmıştır. Erdoğan reformları gündeme taşıyınca, Bahçeli: ‘Sakın reformlardan bahsetme, sen bizim eserimizsin’ der gibi davranmaktadır. Erdoğan’a uyarı niteliği taşıması buradan anlaşılmaktadır. Erdoğan’ın ilkesel bir siyaset anlayışı yoktur. Konjonktürel olarak hareket ediyor.” diyen Davutoğlu acaba bu bilgilere nasıl ulaşmıştı?

Riyakâr Şevki Yılmaz riyakârca ağlayarak şöyle konuşmuşlardı: O Külliye’de senfoni her gün “Gururlanma padişahım senden büyük Allah var!” diye çalmalıdır!

Eski Refah Partisi Milletvekili sonra koyu AKP’li Şevki Yılmaz, “Senfoni orkestrası, keşke her gün bunu söyleseler Külliye’de; Gururlanma padişahım senden büyük Allah var…” diye çıkışmıştı. Şevki Yılmaz, Akit TV’de katıldığı programda AKP’ye yönelik eleştirilere başlamıştı. AKP Kadın Kolları’nın Yeni Akit yazarı Abdurrahman Dilipak’a dava açmasını eleştiren Yılmaz, Dilipak’a destek çıkmıştı.

İstismarcı ve fırsat avcısı Şevki Yılmaz konuşmasında sık sık ehliyet ve istişare uyarılarında bulunarak:

“İlkelerden uzaklaşanlar iktidardan uzaklaşırlar. Taban gitti mi gider. Allah’ın gayretine dokunur. Her davanın Ebu Zer’i vardır, bunlar iktidarı uyaracaktır. Benim dostum bana yağcılık yapan değil beni uyarandır.” diyerek Erdoğan’ı uyaran Ebu Zer rolüne soyunmuşlardı.

Emevi Devleti’nin 99 yıl yaşadığını, Osmanlı’nın 700 yıl yaşadığını hatırlatan Yılmaz: “Ehliyet, emanet, sadakat ilkelerine bağlı kaldılar. O ilkeler gidince yıkılıp gittiler. Senfoni orkestrası keşke her gün bunu söyleseler Külliye’de; Gururlanma padişahım senden büyük Allah var!.. Sonra gelenlerin bu söz nefislerine ağır geldi. Amigoları değiştirdiler. Yerine ne geldi; Padişahım çok yaşa!..” sözleriyle Erdoğan’ın artık laf dinlemeyip böbürlendiğini anlatmaya çalışmıştı.

Allah İçin Yalvarıyorum!” yalakalığı!

Abdurrahman Dilipak’la ilgili anılarını anlatırken gözyaşlarını tutamayan riyakâr Şevki Yılmaz: “Dilipak’ın Necmettin Erbakan’ın manevi oğlu” olduğunu söyleyerek yeni ve çok çiğ bir istismarcılık kapısı aralamıştı. Erbakan’a da Dilipak’ın şikâyet edildiğini belirten Yılmaz, Erbakan’ın “O bizim Abdurrahman’ımız ona da ihtiyaç var” dediğini hatırlatan Bay Şevki, Dilipak’ın da kendisinin de 18 yıldır Erdoğan iktidarının maddi ve manevi tahribatlarına mazeret kılıfları uydurduklarını unutmuşlardı. Şevki Yılmaz ayrıca, “Allah için yalvarıyorum. İstişareye önem verin. Paralılarla değil maaşsızlarla istişare edin” ifadelerini kullanarak danışmanlığa ve yağcı yandaşlığa hazır olduğunu hatırlatmıştı.[2]

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde TBMM’nin 2 yıllık karnesi zayıftı!

İki yılı aşkın bir süredir Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle yönetilen Türkiye’de Cumhurbaşkanı tek başına Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iki katı yasal düzenleme yapmıştı. TBMM, 109 kanun teklifiyle bin 636 maddelik düzenlemeyi yasalaştırırken, Cumhurbaşkanlığı ise 65 kararnameyle 2 bin 232 maddeyi yasalaştırmıştı. Öte yandan TBMM’ye sunulan 34 bin 358 yazılı soru önergesinin sadece 4 bin 165’inin cevaplandırılması, Meclis’in işlevsizleştirildiğini gözler önüne koymaktaydı.

Yeni sistem Meclisi işlevsizleştirmiş durumdaydı. 2018 Genel Seçimleri’yle beraber Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçen Türkiye’de TBMM, adeta varlıkla yokluk arasında bir konuma kaydı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, iki yılı aşkın bir süreyi geride bırakırken, bu süre zarfında TBMM bin 363 maddelik düzenlemeyi yasalaştırırken, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle 2 bin 232 madde yasalaştı. Ayrıca TBMM’ye sunulan 34 bin 358 yazılı soru önergesinin yalnızca 4 bin 165’inin cevaplandırılması, Meclis’in bir fonksiyonunun kalmadığını gözler önüne çıkarmıştı.

Cumhurbaşkanlığı 2 bin 232, TBMM ise sadece bin 636 maddelik düzenleme yapmıştı. 34 bin soru önergesinin yalnızca 4 bini cevaplandırılmıştı.

TBMM istatistiklerinin en dikkat çeken diğer bir tarafı ise Meclis’e sunulan yazılı soru önergeleriyle alakalıydı. TBMM’nin 27’nci Yasama yılında toplamda 34 bin 358 yazılı soru önergesi Meclis’e sunulurken, bu soru önergelerinin yalnızca 4 bin 165’i cevaplandırılmıştı. Bu durumda 15 gün içerisinde cevaplandırılması gereken yazılı soru önergeleriyle ilgili Anayasa’nın 98’inci maddesi de ihlal edilmiş olmaktaydı. Ayrıca Meclis’e sunulan 3 bin 247 araştırma önergesinin ise yalnızca 45’i kabul edilirken, bu araştırma önergelerinin tamamının AKP ve ittifak ortağı MHP’ye ait olması yine dikkatlerden kaçmamıştı.

AKP’nin, TSK’ya ait silahların Polise verilmesine ilişkin düzenleme hakkında kritik uyarı

Emekli Tuğgeneral Haldun Solmaztürk, TSK’nın silahlarını polisin kullanabilmesine yönelik yönetmelik değişikliğini “AKP’nin olağanüstü bir duruma hazırlığı” olarak yorumlamıştı. Haldun Solmaztürk, gazeteci Semra Topçu’nun Youtube kanalındaki söyleşisinde yönetmelik değişikliğiyle ilgili soruları: “Çok açık bir şekilde olağanüstü bir duruma hazırlık bu. Olağanüstü durumda parti devletinin ve onun destekçilerinin tekrar iktidarda kalması için ne gerekiyorsa o yapılıyor, bu çok vahim karanlık bir tablo” diye yanıtlamıştı.

“Seçimi kaybetmeleri halinde ‘Kaybetmedik’ diyerek bir hareket içine girme hazırlığı” yapıldığını vurgulayan Solmaztürk muhalefete şu çağrıyı yapmıştı:

“Muhalefetin yapması gereken, parti devletinin ülkeyi otoriterlikten totaliterliğe döndürdüğünü halka anlatmasıdır. Ayrıca Trump’ın giriştiği gibi bir şeye teşebbüs ederlerse, başaramayacaklarına ikna edilmeleri lazımdır. Buna hep birlikte karşı koymamız lazımdır. Üç-beş kişinin Türkiye’ye kaosu dayatmasını hep birlikte reddetmemiz lazımdır.”

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Foça’da Jandarma’ya parti mesajları verdiğini, ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mesajlarının da parti devleti görüntüsünü tamamladığını belirten Solmaztürk, iktidarın polis ve jandarma üzerindeki baskısının, yargıya baskı olarak yansıdığını da hatırlatmıştı. Solmaztürk Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait silahların polis ve MİT tarafından kullanılacak olmasına yönelik düzenlemeyi bu hazırlığın bir parçası olarak yorumlamıştı.

“Polis ve jandarmanın altından kalkamayacağı bir olay gerçekleştiğinde valilerin kontrolünde birlikte olayları bastırır ve kışlaya döner. 2010 yılında bunu kaldırdılar. O zaman itiraz ettik, dinlemediler. Sonra 2016’da kalkışmadan üç gün önce bunu yine getirdiler. Bu da dikkat çekici, ayrı bir tartışmadır, şaibedir. Bu son karara gelirsek, silahlı kuvvetlerin destek çıkması değil, silahlarını kullanmaları söz konusu olacaktır. Bugün polisin elinde tank, uçak ve topçu birlikleri dışında bütün araç gereç zaten vardır. Zırhlı araçları bulunmaktadır. Peki neden şimdi böyle bir karar aldılar, bilmiyoruz. İçişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı bu soruları yanıtlasın. Ama belli ki, kafalarında bir şey var. Bunda da Milli İstihbarat Teşkilatı’nın özel bir yeri-rolü var. Bu son yapılan düzenlemede Mit müsteşarına statü olarak, yetki olarak bakanların üzerinde rol verildi. Yani bakana verilmeyen yetkiler verildi.”

Hatırlanacağı gibi: ‘Türk Silahlı Kuvvetleri, Milli İstihbarat Teşkilatı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Taşınır Mal Yönetmeliği’nin 21. maddesinde yapılan değişiklikle “Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ait ağır silahların, Milli Savunma Bakanı’nın onayıyla toplumsal gösterilerde kullanılmasının önü açılmıştı.” Bu değişikliğe göre: “Milli güvenlik, kamu düzeni ve kamu güvenliğini ciddi şekilde tehdit eden terör, toplumsal olaylar ve şiddet hareketlerinin meydana gelmesi durumunda” TSK, Emniyet ve MİT, taşınır mallarını herhangi bir şarta bağlı olmadan birbirine devredebilecekleri sağlanmıştı.

ABD, Türkiye’ye karşı Yunanistan’la anlaşmıştı!

ABD bir kez daha Türkiye’nin karşısında yer almıştı. ABD, Yunanistan’la savunma, teknoloji, ticaret, ekonomi ve enerji gibi alanlarda iş birliğinin arttırılması için Ortak Bilim ve Teknoloji anlaşması imzalamıştı.

Daha önce tek taraflı olarak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni ziyaret eden ve Kuzey Kıbrıslı Türklerle görüşmeyerek bir çifte standarda imza atan ABD, şimdi de Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de kriz yaşadığı Yunanistan ile bir dizi anlaşma yapmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, ikili ilişkiler ve bölgesel sorunları ele almak üzere, 27 Eylül 2020 tarihinde Yunanistan, İtalya ve Hırvatistan’ı kapsayan turuna başlamıştı. Ziyarete ilişkin yazılı açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanlığı, Pompeo’nun Yunanistan’ın Selanik kentinde Yunan mevkidaşı Nikos Dendias ile bir araya gelerek, enerji ve teknoloji alanında iş birliğini görüştüğünü açıklamıştı. ABD ve Yunanistan arasında Ortak Bilim ve Teknoloji Anlaşması imzalandığı belirtilen açıklamada, iki ülkenin ABD, Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (3+1) arasında yapılan ortaklık neticesinde bölgesel iş birliğinin arttırılması kararı aldığı vurgulanmıştı.

ABD; İncirlik’ten çıkmayacağını açıklamıştı.

Washington yönetiminin Türkiye’deki İncirlik Üssü’nden taşınacağı iddialarını ABD Savunma Bakanlığı yalanlamıştı. Bakanlık yetkilileri, “Böyle bir planımız yok” açıklaması yapmıştı. Pentagon tarafından yapılan açıklamada, “ABD’nin İncirlik’te devam eden varlığı, ABD ve NATO müttefikimiz Türkiye arasındaki güçlü ilişkileri göstermektedir. Bakanlığın İncirlik’teki varlığını sonlandırmak gibi bir planı yoktur.” ifadeleri yer almıştı.

Ama her şeye rağmen Devlet, tedbirli ve hazırlıklıydı!

Yeni nesil 3 Fırtına obüsü, Hulusi Akar’ın katıldığı törenle TSK’ya teslim edilmiş durumdaydı.

Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ümit Dündar ve Millî Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Dere ile Sakarya’da bulunan 1’inci Ana Bakım Fabrikası Müdürlüğünde incelemelerde bulunmuşlardı. MSB Arifiye Yerleşkesi BMC İşletmesini de ziyaret eden Bakan Akar’ı BMC Yönetim Kurulu Başkanı Ethem Sancak, BMC Savunma Yönetim Kurulu Başkanı Talip Öztürk ve şirket yetkilileri karşılamıştı.

“Geçmişte parası verildiği halde bir insansız hava aracının motorunun revizyonunun dahi yaptırılamadığı dönemlerin olduğunu” hatırlatan Bakan Akar, “Şimdi çok şükür biz SİHA, İHA, zırhlı araç, silah, mühimmat ihraç ediyoruz” diyerek, Savunma sanayinde ihracatın önemini vurgulamıştı.

“Toplumsal hafızamızda yer alan ibretlik tarihi dersler var. Nuri Killigil’i, Nuri Demirağ’ı unutmayın.” diyen Akar:

“Millî Savunma Bakanlığı olarak başından beri ‘her şeyi kamu, askeri fabrikalar yapacak, askerler, devletin fabrikaları yapacak’ gibi bir anlayışın içinde olmadık. Öyle bir şey kalmadı artık. Burada önemli olan milletimizin, devletimizin bütün unsurlarının seferber edilip, birbiriyle koordineli şekilde, birbirlerinin işini kolaylaştıracak, destekleyecek şekilde çalışması. Bu manada kamu, özel sektör, üniversitelerimiz dahil hepsi omuz omuza, tek yumruk, vücut olarak çalıştılar, çalışmaya devam ediyorlar. Bu konuda önemli bir mesafe kat edildi. Önümüzdeki dönemde bunlardan ilham alarak çok daha ileri gideceğimize inanıyorum. Çünkü kendimize güven geldi.” açıklamalarını yapmıştı.

“Türkiye’nin en modern, en ileri teknoloji kullanılan araç, gereç, silahları yapabilecek kapasitesinin olduğunu” belirterek, “Bizim kültürel birikimimiz, entelektüel sermayemiz var. Bunları kullanmak suretiyle ülkemize, milletimize yapacağımız ne varsa bunları yapmamız lazım” diyen Akar; savunma sanayinde ulaşılan yüzde 70’lik yerlilik ve millilik oranının önemli bir başarı olduğunu ancak gidilmesi gereken çok çetin yolların bulunduğunu ifade ederek; “Birliğimizi, beraberliğimizi muhafaza edip bu istikamette ilerlememiz lazım” çağrısında bulunmuşlardı.

Yerli üretim harp araç, gereç ve sistemlerinin Türk Silahlı Kuvvetlerindeki erinden, rütbeli personeline kadar herkesin moral ve motivasyonunu artırdığını vurgulayan Bakan Akar, “İnşaallah önümüzdeki dönemde bu çıtayı daha da yükseltip milli muharebe uçağımızı yapacağız, SİPER hava ve füze savunma sistemimizi yapacağız. Anadolu amfibi hücum gemimiz var. Bu çok ciddi bir olay. Karada, denizde, havada bu asil milletin, memleketin hak alaka ve menfaatlerini sonuna kadar koruyacağız. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Fakat hiçbir zaman rehavete kapılmak yok. Zafer sarhoşluğu çok tehlikeli. İşimizi ciddiye alacak, ciddiyet ve samimiyetle gece-gündüz demeden çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Değişim ve dönüşüm safhasında işçilerimizin, mühendislerimizin tatmin edilmesi, onların rasyonel ve insani bir yaklaşımla ihtiyaçlarının karşılanması hem bireylerin hak ve menfaatleri hem de fabrikanın mevcut şekliyle üretimine devam etmesine destek sağladı.” bilgilerini aktarmıştı.

Brifingin ardından Bakan Akar ve Komutanlar, fabrikadaki üretime ilişkin muayene, kontrol ve denetimlerin yapıldığı, askerlerden oluşan İkmal, Kalite, Güvence ve Proje Takip Müdürlüğüne uğramışlardı. Burada faaliyetlere ilişkin bilgi alan, talimat veren Bakan Akar, sonrasında fabrikadaki güç grubu test merkezine ziyarette bulunmuşlardı. 400 beygirlik Vuran, 600 beygirlik Azra ve Fırtına obüsünde kullanılan 1000 beygirlik Utku motorlarına ilişkin bilgi alan, motor testlerine katılan Bakan Akar, üretimi devam eden yeni nesil Fırtına obüsünün 6’ncı gövde kaynağını yapmıştı.

BMC tarafından üretilen zırhlı araçların yer aldığı sergiyi de gezen Bakan Akar, burada düzenlenen imza töreni ile üretimi tamamlanan yeni nesil üç Fırtına obüsünün Türk Silahlı Kuvvetlerine teslimi yapılmıştı. Ordular için personelin yanı sıra manevra ve ateş gücünün de önemli unsurlar arasında yer aldığını vurgulayan Bakan Akar, şunları açıklamıştı:

“Fırtınalar bu konuda kendini kanıtlamış silahlardır. Bugüne kadar yaptığımız uygulamalarda kullandığımız silahlar. Son derece memnunuz. Bunun ikinci versiyonu, geliştirilmiş versiyonu ile Mehmetçiğin çok daha önemli işler yapacağından şimdiden emin olabilirsiniz. Bu bizim için de sizin için de gerçekten önemli bir gurur kaynağıdır. Herkesi kutluyorum. Egemenliğimizi, bağımsızlığımızı, hak alaka ve menfaatlerimizi karada, denizde, havada ‘ölürsem şehit kalırsam gazi’ anlayışı içinde bizler korumaya devam edeceğiz. Sizler de bu yaptığımız gayretleri kolaylaştırmak için silah, araç, gereç, mühimmat, teçhizat bunları üretmeye devam edeceksiniz. Dolayısıyla millet olmanın mutluluğunu, imtiyazını hep birlikte yaşayacağız.” ifadelerini kullanmıştı.

İmza töreni sonrasında Bakan Akar ve Komutanlar, BMC tarafından üretilen zırhlı araçların sürüş ve kabiliyetlerinin sergilendiği gösteriye katılmışlardı.

 


[1] Şalom / 19 Ocak 2021

[2] 06.10.2020

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Subscribe
Bildir
9 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Savunma Sanayi
Her fırsatta AB, ABD bizi arkadan vurdukça -ki artık alenen yapıyorlar- bu nasıl bir celladına aşıklıktır ki “geleceğimizi batıda görüyoruz” beyanları verilebiliyor. Bağımlılık ve işbirlikçilik böyle bir şey.
Aziz Erbakan Hocamızın belki siyasetten de önce başlayan savunma sanayimizle ilgili çalışmalarının meyvelerini gördükçe umutlanıyoruz ve ferahlıyoruz. Ayrıca 28 Şubat’ta herkes bir mağlubiyetten bahsederken aslında Erbakan Hocamızın hamleleri siyonizmin kurduğu tüm yapıları dağıtmıştır. Bugün savunma sanayimiz şu pozisyona gelmiş ise Hocamızın o günkü hamlelerinin eseridir.

ÇOK DENSİZSİN !
Balon gibi şişirdi siyonizm seni!
Hele şükür az kaldı patlayacaksın…
Coronaya ragmen mitink yapsan da…
Kendi kendini sen batırmaktasın…

On sekiz yıldır güç ve iktidar;
Sendeydi bir arşın yol alamadın!
Çünkü buyurmuştu Aziz Erbakan !
”Maya lazım maya ” asla dikiş tutmazsın…

Tramp rezil oldu sıra Biden de!
Bunlar hala siyondan medet ummakta…
Tabi madalyalı BOP başkanısın,
Hizmet eder madalyayı takanlara…

Bire gafil hiç sonunu düşünmez misin?
Karunluk ahirette değer görmez ki!
Mahfettin ülkemi ve milletini !
Hala ikibinyirmiüç dersin çok densizsin!

Gündemi Millî Görüş şuuruyla yorumlayan bir Milli Çözüm kaldı.
Siyonistlerin Ülkemize yönelik haince girişimlerini sezen ve seslendiren sadece Milli Çözümdü. Aynı zamanda düşmanlarımızla paralellik gösteren tüm işbirlikçiler her türlü kamuflajına rağmen Milli Çözümün gözünde kaçmamakta ve deşifre edilmeye mahkûm bırakılmaktadır. Her türlü hain girişimler sezilmekle birlikte bataklığı kurutacak çözüm yolları da Milli Çözüm tarafından üretilmektedir.

Kimi Kandıracaksınız Bilmem ki!?
Kimi kandıracaksınız bilmem ki!?
Sıkışıldığında PKK aleyhine naralar atılır, siyasi hasada yönelik açıklamalar yapılır …
Peki hiç mevcut iktidar mercek altına alınıp ne kadar FETÖ cü ne kadar HDP bağlantılı eski ve yeni milletvekili var başta iktidar partisi olmak üzere hesabı yapıldı mı?
Mevcut bakanların ve Cumhurbaşkanının geçmişte Kıbrıs, milli menfeatlerimiz aleyhindeki hamle ve açıklamaları kimler adına bakanlık yaptıkları soruldu mu?
Askerimzi polisimizi şehit eden dış güç dediğimiz, ABD-AB-İSRAİL gibi açık düşmanların şımarık iç bağlantıları sorgulandı mı? Ya da bunların ülkemzle yapacakları büyük hesaplaşmayı kimler perdelemekte?!
Gara operasyonunda teslim olan PKK lının yaptığı açıklamada; ” Her operasyondan yarım saat önce bilgilendirilir ona göre tedbir alırdık” sözünün muhatapları kimlerdi?
Gergerlioğlu ve Tanrıkulu gibi artık neredeyse yarı resmi çalışan isimler ve etki alanları üzerinde kafa yoruldu mu?
Ya da şöyle soralım ülke ve milli meselelerimiz bu kafaların elinde olduğu sürece belimiz doğrulur muydu?
Peki bu kadar açık düşmanların Polis ve MİT i gereğinin üzerinde ağır silahlarla donatılmasına ve açıkça ordumuza muhalif bu hamleye kimler ne maksatla müsade ederlerdi?!
Peki dünyanın merkezi ve cenneti ülkemin geleceği şeytanlara teslim edilir miydi?!

Akıbetimiz hayr olsun!
İktidara geldikleri günden bugüne nara atarak memleketi bir sağa bir sola çeken iktidar, her hamlede biraz daha aşağı batmamıza sebep olacak adımları dikkatle atıyor. BOP ile başlayıp BİP (Büyük İsrail Projesi) ile neticelendirmek istedikleri koşuyu tamamlamak üzereler. Ülke tamamen kuşatma altında, borç memleket sınırlarını muhasara altına alacak seviyede, toplum yozlaşmış, ahlak ise ayaklar altına inmiş durumda. Buna rağmen, Aziz Erbakan Hocamızın deyimiyle “Sakallı Hüsnü” grubu hala ufak tatminler peşinde mücadelesine devam etmekte. Uyanmak için, başımıza örülen çoraptan kurtulmak için acaba daha hangi yöntemlerle insanımıza tehlike ifade edilmelidir ki ses duyulsun! Medyada üç maymunu oynayan tipsizlerin hiç mi eşi dostu yok ki, ülkemizin uçuruma gidişine ses çıkmıyor! Narkoz vermeden, gerçeği olduğu gibi görmemizi sağlayan Milli Çözüm olmasa bizim de farkımız olmaz gerçi. İnşallah, tarihe not düşülen bu gerçekler ile, zalim düzenin taşeronu olan figüranlar (iktidar, muhalefet, medya, yandaş takımı vs.) bertaraf olur da fena akıbetin muhatabı olmayız.

YA DEVLET BAŞA YA KUZGUN LEŞE!.
Rahmetli Erbakan Hocamızın Uyarıları ;

“Siyonizmi Tanımadan Dünya Olaylarını Anlamak Mümkün Değildir!”

” Asıl Hedef Türkiye’dir!”

” Bunlara Leblebici Dükkanı Bile Teslim Edilmez!”

” Ülkemizin Üzerindeki Karabulutları Görüyor Ve Uyarıyorum!”

” Ayağımızın Altından Toprak Kayıyor!”..

AKP seçmeni Sn Erdoğan’ın kahramanlık nidaları ile ya da muhalefetle giriştiği kayıkçı kavrası (CHP AKP arasındaki Horoz Dövüşü) ile oyalanırken ülkemiz ekonomik sosyal vb açılardan artarak devam eden büyük buhranlar yaşıyor ve dahası milletimiz oy uğruna birbiri ile daha da kutuplaştırılıyor!. Tam böyle bir dönemde de yakın ve uzak düşmanlar ittifak halinde ülkemizi kuşatmaya çemberi daraltmaya devam ediyor!..

Türkiye’nin kurtuluşu Erbakan Hocamızın miras bıraktığı milli devlet aklı ve yapılanmasının işi sağlam tutmasına ve de Milli Mutabakat Adil Bir Düzen İslam Birliği Yeni Adil Bir Dünya inşaa edecek vizyona birikime cesarete sahip dış güçlerin etkisine girmeyecek Milli Çözüm’e inanan bir liderle gerçekleşebilir!.. Aksi halde kuzgunlar yılanlar sırtlanlar çakallar ülkemizi ve İslam alemini yok etmek için fırsat kollamaktadırlar!..

Seçim bizim Ya Devlet (Erbakan Aklı-Milli Çözüm) Başa!. Ya Kuzgun (Devlet kaynakları sömürülmeye ülkemiz tehlikeye) Leşe!..

Din İstismarcıları ve Devrim Simsarları Nasıl Birlikte Uyum İçinde Çalıştıklarını gösteren ve Allah’ı Arkasına Alan Milli Ruha ve Milli Çözüm ‘ e İnanmışların Başarılarını – Hazırlıklarının Bir Kısmının Anlatıldığı Muhteşem Bir Makale!..
Ülkemizin nereye sürükleniyor olduğunun , topraklarımıza göz dikenlerin nasıl sinsice hem din istismarcısı kesimlerce hem de devrim simsarlarının ortaklaşa nasıl çalıştıklarını nasıl Siyonizme alet olduklarının işbirlikçilik yaptıklarının kanıtını gözler önüne seren , bizlerin ve insanlığın uyandırılmasına yönelik, yangın vaaarrrrr eviniz yanıyor diye bağırıp yandığını avazı çıktığı kadar yüksek bir sesle haberdar edilen bir makale ile başbaşayız ve insanlığa ne içirdilerse ne yedirdilerse gerçi yediğimiz içtiğimiz tüm gıdalarımızın tohumu İsrail’den geldiği için insanlık uyuduğunun bile farkında değil, dermanı bile kalmamış vaziyette…

Bu makaleyi okuyunca Üstad Ahmet AKGÜL Hocamızın EKİM 2006 yılında İSTANBUL / TOPKAPI ERESİN OTEL de yaptıkları bir söyleşi proğramında ifade ettikleri şu sözleri aklımıza geldi demişti ki :
‘’Türkiye’de din istismarıyla devrim simsarlarının ortaklaşa çalıştığının farkında olmalıyız. Bu iki kesim ortak çalışıyor. Bir kısım insanlar Atatürk’ü putlaştırmış , put satıyor Ebu Cehil gibi putçulukla geçiniyor… Bir kısım insanlar tağutlaştırmış deccallaştırmış aman ha biz olmazsak onun fikriyatı hepimizi mahvedecek diyor… Dikkat ediniz her iki kesimde Avrupa Birlikçidir, Amerikancıdır, Bop’çudur. Bu ikisinin de böyle olması tesadüf müdür sizce?!’’
İzlemek İsteyenler İçin: https://www.youtube.com/watch?v=LCKUaL5JoxA

Ama ne yapsalar boş Aziz Erbakan Hocamız Siyonizmi öyle bir köşeye sıkıştırmış ki ; makaleyi okuyunca da farkedilen, Kahraman ve Şanlı Türk Silahlı Kuvvetlerimizin Millileştirilmesi ve Gerekli Donanıma, Ekipman ve Techizata sahip olduğunun verdiği rahatlığı ve konforu görünce herşeyin kontrol altında olduğunu fark ediyoruz ve bu arada yıllar yıllar öncesi bu farkındalığa sahip olmamızı sağlayanın , hâdiseleri nasıl okumamız ve kuşanmamız gerektiğini her daim öğreten Üstad Ahmet AKGÜL Hocamıza minnettar olduğumuzu ifade etmemiz gerekir. Rabbim Ahmet Hocamızı insanlığın başından eksik etmesin. Rabbimiz İstifade edebilmeyi ve gereğini uygulayabilmeyi bizlere lütfeylesin .

MÜJDE VE FERAHLIK VEREN ( TABİ ALLAH’A İNANAN VE GÜVENENLER İÇİN) ŞU AYETİ HATIRLATMAK İSTEDİM:

Evet, eğer (siz Hakk ve hayır yolundaki sıkıntılara) sabrederseniz, (günahlardan da) sakınırsanız ve onlar (düşmanlarınız) da aniden üstünüze (saldırırsa yine) Rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım eriştirecek ve imdadınıza yetişecektir.

AL-İ İMRAN SURESİ 125. AYET
http://www.mealikerim.com

Toprak ayağımızın altından kayıyor…
Erdoğan tam bir demokratur sistemi uygulayıp başına buyruk kanunlar çıkartırken Meclis fonksiyonsuz bırakılmış, ülkemiz Karadeniz, Ege ve Güneydoğu’dan malesef kuşatılmış fakat Erdoğan Cumhurbaşkanlığında Akp hükümeti onurlu ve omurgalı bir duruş sergilememişti. Tüm bu ihanetin geleceği noktayı kestirdiğinden değil, dış güçlerin bunu öngörmesinden olsa gerek olası bir görevden alınma ya da seçim yenilgisi durumunda oluşabilecek kalkışma durumu için TSK’ nın ağır silahları MİT ve Emniyete aktarılması ve MİT müsteşarı yetkisinin arttırılması kararlaştırılmıştı. Yani ülkemiz adım adım polis devleti olma yoluna giderken iç savaş senaryoları yazılmaktaydı. Chattam house fedaisi Davutoğlu bunları biliyor olsa gerek böyle konuşmaktaydı. Sadece ve sadece Bakan Akar’ın açıklamaları yüreğimize su serpmekteydi. Yoksa milli duyarlı insanlarımız nezdinde gelinen nokta ümitsizliğin ve tükenmişliğin resmiydi.

Milli Çözümün uyarılarına ve ikazlarına kulak vermeli yoksa toprak ayağımızın altından kaymaktaydı…

BEKLEYİN MUHAKKAK BİZ DE BEKLEMEKTEYİZ!..
Bizim Kahraman kürklülerin,sabah akşam “stratejik müttefik” güzellemeleri yaptıkları siyonist maşası ABD, teröre açıkça destek vermekten zerre kadar geri durmuyordu!..Hatta yeni manipülasyon ve hamlelerle, hem Irak,hem Suriye,hem Ege…vb üzerinden küstahça açıklamalarına devam ediyordu!..Anlaşılan gavur gavurluğunu yapacak; sarı gavurun gitmesi,beyaz gavurun gelmesi bir şey değiştirmeyecekti!..Milli ve evrensel lider Aziz Erbakan Hocamızın buyurdukları tarihi gerçek bir kez daha kendini ispatlamıştı!…”Bu gavur laftan edebiyattan değil ancak kuvvetten anlar”dı!..

Tüm işbirlikçi yöneticilerin akıl almaz yıkım ve tahribatlarına!..Ve bunların halkınuyutma ve aldatmaya yöneliktir kısım kuru efelenmelerine ve sahte çıkışlarına…Ve hemen arkasından veya beraberinde, müttefik şeytanlara'”Beraber yürüdük biz bu yollarda…” şarkıları yakmalarına !.. Ülkenin can düşmanlarıyla “Sarmaş dolaş,kuzu sarması”olmalarına rağmen!..

Böylesine işbirlikçi bir hükümetin, bu seviye tahripkar,kirli,çetrefilli icraatlarına rağmen!..Yaptıkları gayri milli muhalefet nedeniyle hiç bir çözüm sunamayan ve aynı şekilde tahripkar yaklaşımlarla;mevcut yönetimlere halkı bir nevi mecbur bırakan sözde muhalefet döküntülerine rağmen!..

Siyonist gavurun farklı devlet ve terör unsurlarını,din istismarcısı ve ahlak fesatçısı şebekeleri kullanarak hem içten hem dıştan çemberi daraltma gayretlerine rağmen!..Hem Doğu Akdeniz den,hem Egeden,hem kuzeyden- Karadenizden….vb tüm kuşatma girişimlerine rağmen!..
MUTLAKA VE PEK YAKINDA TÜM ŞER ŞEBEKELER YENİLECEKLERDİR!..

Neredeyse tarihte görülmemiş bu topyekün kuşatma ve yoketme hamlelerine karşı SADECE sonsuz güç,sınırsız akıl ve kudretin tek sahibine sığınan!..Hidayet ve istikametin en yüksek temsili ve tatbikçisi olan… Batılın tarihin çöplüğüne gömülmesi için; ilmi,fikri,teknolojik…vb ne yapılması gerekiyorsa yapmış bulunan, KUTLU REHBER’in, en Sadık ve Bilge TAKİPÇİ’si eliyle “Hileli ve şer düzenleriniz” topyekün BOŞA ÇIKARILACAKTIR!…

Ve MUTLAK HÜKÜM elbette gerçekleşecektir:
‘De ki: (Ey inkârcılar ve münafıklar!) “Siz bizim başımıza, ancak (dünyada zafer ve saadet, ahirette ise cennet gibi) iki güzellikten birinin (dışında herhangi bir şeyin) gelmesini gözleyebilir misiniz? (Hayır, çünkü Allah, mücahit ve müstakim mü’minler aleyhindeki kurgu ve kuruntularınızı sonunda boşa çıkarıverecektir. Bu nedenle) Biz ise, şüphesiz Allah’ın Kendi katından veya bizim ellerimizle size bir azap indirmesini (zaten) gözleyip beklemekteyiz. Öyle ise bekleyin bakalım, çünkü biz de sizinle beraber gözetleyip duruyoruz.”
Tevbe Suresi 52

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
9
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...