YA “ADİL DÜZEN” KURULACAK;
YA “REZİL DÖNEMLERE” KATLANILACAKTI
Türkiye’de “Fareleri kedileştirme sistemi” uygulanıyor!
Adamın evine fareler dadanmış. Aklı evvel bir arkadaşı, “Bunlardan kurtulmak için, fareden kedi yapacaksın!” diye bir teklif yapmış. “Hiç fareden kedi olur mu?” diye sorunca, “Düşün bulursun!” yanıtını almış… Adam tasarlamış, çabalamış, sonunda üç fareyi yakalamış, kafese bırakmış. Ama kafesteki fareleri hiç beslememiş, aç bırakmış. Tam öldü ölecekler duruma gelince, daha önce yakalayıp öldürdüğü farelerin etlerini önlerine atmış ve fareler mecburen hemcinslerini yemeye başlamış. Kafesteki fareler iyice semirince bunları ortaya salmış… Tabii evde cirit atan fareler bu yeni farelerin kedileştiğini bilmediğinden onlardan kaçmamış; kısa sürede de evde bir tek fare kalmamış!
Meraklısına not: Kimi ülkeler, göz koydukları ülkeleri ele geçirmek için, o ülke insanını kullanır, işbirlikçilerini sömürü canavarı yapıp azgınlaştırırmış!.. Ve işin garibi, o kullanılan insanlar, kendi ülkeleri için çalıştığını sanırmış!..
Krizler alt gelir grubunu eziyor!
Milli gelir (üretilen mal ve hizmetlerin parasal değeri) sürekli geriliyor. Tüketim harcamaları azalıyor. Kayıtlı (resmi) işsiz sayısı, bankalara borçlarını ödemeyenlerin sayıları ve ödeyemedikleri borç rakamı, protesto edilen senetlerin, ödenmeyen çeklerin sayısı ve miktarı artıyor.
Açıklanan rakamlar yaklaşık 80 milyonun durumunu yansıtıyor. Fakat 80 milyonun tamamının geliri-gideri aynı değil. Gelir dağılımı çok bozuk. Bu ülkede bir yıl içinde elde edilen toplam gelirin %5,8’ini en fakir 14 milyon insan paylaşırken, en zengin 14 milyon insanın toplam gelirden aldıkları pay %46,9 oranında. (Bunlar TÜİK 2007 rakamlarıdır. Yeni rakamlar daha da ürkütüyor!)
Nüfusumuzun üçte ikisi bir yılda elde edilen gelirin (katma değerin) sadece %30 ile yaşarken, geri kalan bölümü toplam gelirin %70’lik bölümüne sahip oluyor. Bunun da %80’ini bin aile paylaşıyor. Yani 80 milyonun büyük çoğunluğu insanca bir hayat süremiyor, sadece sürünüyor, halkımızın önemli bir kesimi ise maalesef açlık sınırında can çekişiyor.
Adil Düzen tek ve gerçek çare olarak ortada duruyor.
‘Kapitalizm, komünizm, sosyalizm, liberalizm’ gibi “izm’ler” hepten ve bütünüyle yanlış değiller; içlerinde bazı doğrular da bulunuyor ve o doğruları sebebiyle bir müddet ayakta kalabiliyorlar. İşte tam da bundan dolayı, Adil Düzen ve Adil Ekonomik Düzen, bu izm’lerin doğrularını içinde barındırıyor. Ancak, nasıl ‘iki nokta arasındaki doğru tek’ ise; bir bütün olarak tek doğru sistem vardır, o da “Adil Düzen / Adil Ekonomik Düzen”dir. Çünkü Adil Düzen: sosyalizmin, kapitalizmin, liberalizmin ve halk ekonomisinin doğru ve olumlu yanlarını bünyesinde toplayan ilmi, insani ve İslami bir sistemdir.
– Adil Düzen’de liberalizmin yararlı yanları vardır. Halk, devletten faizli kredi ve destek almaksızın küçük müteşebbisler halinde “karz-ı hasen” kredisi ile kendi işini kurabilir.
– Adil Düzen’de kapitalizmin faydalı tarafları vardır. Sermaye, tekel oluşturmamak ve faizli muamele yapmamak üzere büyük işletmeler açabilir, ticaret yapabilir.
– Adil Düzen’de sosyalizmin akılcı ve paylaşımcı kısımları da vardır. Devlet, vakıflar veya halk kooperatifleri kurarak “kamu tekeli” içinde faaliyet yürütebilir.
– Adil Düzen’de halk ekonomisi vardır. Küçük ve orta müteşebbisler, halk ekonomisi sisteminde kooperatifler şeklinde organize olabilir, kamudan aldıkları faizsiz kredi ve genel hizmet desteği ile küçük ve orta işletmeler de kamu destekli liberalizmi yaşayabilir.
Özetle: Batı dünyasındaki yoksulluk, kapitalizme yani sermaye tekeline götürüyor… Doğu’daki işsizlik, yoksulluk ve anarşi ise feodalizme götürüyor… Zulmü alkışlamak sadakat kabul ediliyor; oysa adalete sadakat gerekiyor… Zulüm düzeninde devlet, ancak zulümle yönetilir; zulüm düzeninde adaletle yönetim vaadiyle halk aldatılıyor. “Adil Düzen”e geçilmesi için her şeyden önce halkın adalete inanması lazım geliyor. Evimize çekilmek değil; “Adil Düzen”i anlamak ve uygulayarak halkımıza anlatmak görevi bizi bekliyor. Eski kötülüklere, eski ilgisizliklere, eski bilgisizliklere, eski cehaletlere kefaret için çalışmamız icap ediyor. Çünkü barış ve adalet, halkın kendi kimliğine saygılı olmakla gerçekleşiyor… Adalet için çaba sarf etmeli ve adaleti hak etmeliyiz…
2010’a da yine IMF palavraları ile başlamıştık!.. Güya IMF’ye ümüğümüzü sıktırmayacaktık; IMF ile bir daha yeni anlaşma yapmayacaktık; IMF’ye olan borçlarımızı kapatıp yeni borç almayacaktık; oysa ABD Siyonist bankalarından aldığımız borçlara hâlâ IMF kefil olmakta ve komisyon almaktaydı. Hani ekonomimiz düze çıkmıştı ve biz bir daha IMF’ye muhtaç olmayacaktık!?. Kaldı ki; IMF, Yahudi bankerlerin verdiği faizli kredileri ABD adına gerekirse zorla tahsil etmek üzere kurulmuş kefalet sigortasıdır. Türkiye’nin dış borcu 850 milyar dolara yaklaşmıştır.
Eski yılların Maliye Bakanı Kemal Unakıtan gitti diye sevinenler aldanmıştı, çünkü yeni Maliye Bakanı Mehmet Şimşek eskisini de aratmaktaydı. Bu arada Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, büyüklere ninniler söyleyerek uyutmaktaydı. Madem bakanlarımız başarılıydı, madem ekonomimiz dahil her şey iyiye gidiyordu; ABD Yahudi bankalarıyla neden yeni bir anlaşma imzalıyoruz, neden?!.. 2010 yılında Yeni Şafak‘tan İbrahim Kahveci bile yazısının başlığında soruyordu: Kriz yoksa neden IMF?.. Ve yazısının sonuna şunu ekliyordu: “Not edin: Bu IMF aslında 2 yıl sonra daha büyük bir IMF’ye muhtaç bırakacak, haberimiz olsun.” İşte IMF’den daha zalim küresel tefeci kurumları, ABD Yahudi bankalarıdır.
Türkiye’nin Misyonu ve Vizyonu
Türkiye coğrafi olarak öylesine merkezi konumdadır ki; dünyadaki hiçbir güç ve güçlü ülke, Türkiye’yi hesaba katmadan adım atamamaktadır. Mesela, SSCB‘nin çökmesinden sonra Rusya onun yerini almaya çalışmakta ama her adımını Türkiye‘yi hesaba katarak atmak zorunda kalmaktadır. ABD ise süper güç olarak yerini koruyor gibi görünse de, kazın ayağı hiç de öyle değil. Türkiye, TBMM’deki 1 Mart (2003) Tezkeresi ile ABD’nin süper güç oluşunu tam olarak bitirmediyse de, karizmasına büyük bir çizik atmış ve ABD’ye ‘hayır’ denebileceğini bütün dünyaya göstermiş bulunmaktadır. İşte bunlar ve benzeri sebeplerden dolayı Türkiye, başta ABD’nin ve diğer güçlü ülkelerin geleceği açısından önemli rol oynayacak merkezi bir konumdadır.
İnsanlık bir nevi ortalama 500 yıl süren uygarlıkları yaşamıştır. Hz. Nuh (Mezopotamya), Hz. İbrahim, İbrani, Hristiyanlık, İslamiyet biner yıllarını, MÖ ve MS olmak üzere, yaşayıp yıkılmışlardır. Çağımızda yeni bir “Hakkı üstün tutan uygarlık” doğmaktadır ve bu uygarlık “Adil Düzen Uygarlığı” olacaktır. Tarihte ardı ardına Mısır, Yunan, Roma ve Avrupa uygarlıkları vardır. Bunların ömrü de ortalama 500 sene kadardır. Batı dünyasının “kuvvete dayalı uygarlığı” şimdi beş yüz yaşındadır, yani çökmeye yaklaşmıştır. Bugünkü Batı uygarlığını Yahudi tekel sermayesi kurmuş ve kullanmıştır, faize ve sömürüye dayanmaktadır.
Türkiye açısından son dönemde bu sömürü uygarlığı ile yaşanan çatışmalar vardır. Önce Siyonist ABD güdümlü Çekiç Güç stratejik merhalelerle Erbakan tarafından kovulup bölgemizden atılmıştır. Derken Türkiye’de 1 Mart Tezkeresi‘nin Meclis’ten geçmemesi üzerine küresel sermaye milli güçlere savaş açmıştır. Sermaye şimdi tutunacak dal aramaktadır. Her şeye rağmen hâlâ doları istediği gibi basıp kullanmakta ama zorlanmaktadır… Sermaye artık devletleri tam olarak emrinde tutamamakta ama; Türkiye gibi önemli dünya ülkelerinde ekonomik sıkıntıları ve terörü kışkırtıp kullanmaktadır. Siyonist sermaye Dünya Bankası ve IMF gibi kuruluşlar sayesinde hâlâ dünya ekonomisini kontrol edip istediği gibi yönlendirmeye çalışmaktadır… Velhasıl, Milli Türkiye ile Siyonist sermaye yeni dengeleri kurmak için gizliden gizliye çarpışmaktadır… [BAK: ŞEKİL-14]
Şimdi sömürü düzeninin çökertilmesi ve Adil Düzen’in gerçekleştirilmesi için yapılması gerekenleri tek tek sıralayalım.
BİR: Her şeyden önce sadece sömürü sermayesinin daha çok semirmesine sebebiyet veren; özellikle İslam ülkeleri ve Türki Cumhuriyetlerle aramızdaki gümrüklere ve vizelere son verilmelidir. Dünya, sömürü sermayesinin kurduğu emperyalist tekelden kurtulup, ortak ekonomik pazar haline gelmelidir.
İKİ: Karşılıksız kâğıt para terk edilmeli, onun yerine kuyumcularda bile geçerli olacak “altın para”ya geçilmelidir. Ayrıca “Milli paralar” kamunun vatandaşlara satabileceği (Devlet malı olan) gayrimenkuller ve hazine arazileri karşılığı çıkarılıp piyasaya sürülmeli ve karşılığı olan “mal senetleri” tedavüle girmelidir.
ÜÇ: Sömürü sermayesini tekel ve tek güç haline getiren faizli sistemdir. Bu nedenle mutlaka faize son verilmeli, “Faizsiz kredileşme sistemi” getirilmeli, “ön ödemeli sipariş kredisi ve sistemi” (selem sistemi) yürütülmelidir. Sermayenin varlığı devam etmeli, tamamen yok edilmemeli; ama artık halkı sömüren değil, halka hizmet eden bir konuma getirilmelidir.
DÖRT: Şirketlere ve girişimcilere; “Faizsiz çalışma/emek kredisi” verilmeli, işçi/emek üretici işletmelerde çalıştığında işletmeler borçlandırılmalı ve ücret doğrudan işçiye ödenmelidir. Ham madde bedeli de “faizsiz ham madde kredisi” şeklinde verilmelidir. Üretilen ürün ortak ambarda depolanmalı, satıldıkça üretimden itfa edilmelidir. İşletmeler yerli olmalıdır. İşçi/emek ise her yere gidip çalışabilmeli, herhangi bir engelleme ile karşılaşmamalıdır. Çok önemli bir mesele daha: “Sosyal adalet”in gerçekleşmesi için “primsiz genel sigorta sistemi” kurulmalı, herkes aidat ödemeksizin sigortalı muamelesi görmelidir.
İşte; bugün eğer “anarşi ve terör olaylarının önü alınamıyorsa”, önemli ülkeler sürekli olarak “barış” değil de “savaş hali” yaşıyor ve savaşlar bir türlü bitmiyorsa, dünyada sürekli olarak “ekonomik krizler” gerçekleşiyorsa; suçlu olan bu “sömürü dünya düzeni”ni kuran “emperyalist tekel sermaye” değil midir? Elbette, bu zulmün devam etmesinin bir sebebi de; acizane bizlerin de kırk yıldan beri milletimize ve bütün beşeriyete çare ve çözüm olarak “Adil Düzen” ile “Adil Ekonomik Düzen”i anlatmamıza rağmen; halkın ve iktidarların şimdilik bu tedavi reçetesine kulaklarını tıkayıvermeleridir. Halkımız ve beşeriyet, biricik çare ve çözüm önerilerine karşı kör ve sağır olmaya devam ederse; tekel sömürü sermayesinin şerrinden ve tahakkümünden kurtulması maalesef gecikecektir.
Bugün büyük güç olarak ortada ABD ve Çin birinci sırada görülmektedir. AB (Avrupa Birliği) ve eski SSCB/Rusya ikinci sırada yürümektedir. Hindistan da potansiyel olarak güçtür, ama şimdilik hareketsizdir. Türkiye ise; tarihi mirası, tabii kaynakları, talihli fırsatları ve en önemlisi Erbakan Hoca gibi süper bir beyne, onun projelerine ve Milli Çözüm gibi takipçilerine sahip bulunmasıyla yeni ve adil bir medeniyet merkezi olmaya en yakın ve layık aday olarak kutlu bir değişime öncülük edecektir.
Gelecekte neler olabilir?
–ABD Siyonizm’in ve kapitalizmin güdümünden çıkabilir; insanlık için yeni çıkış yolu arayışlarını değerlendirir; bu arada “Adil Düzen”i de inceleyip faydalanabilirse bu bataktan kurtulabilir.
–Çin’de 300 milyon Müslüman vardır. Bugünkü Çin düzeni Batı düzenidir, “komünizm”den “kapitalizm”e evrilmektedir. Bu durum binlerce yıllık Çin’e uygun değildir. Çinliler “Adil Düzen“i kendilerince benimseyebilir ve III. Bin Yıl Medeniyetinin oluşmasında rol alabilir. Çin bunu ABD’den daha kolay yapabilir.
–Eski Sovyetlerde (SSCB) halkının yarıya yakını Müslümandır. Bu coğrafyada Hristiyan ve Müslüman halklar yüzlerce yıldan beri birlikte yaşamaktadır. Rus lider Putin buna yatkındır. Bir ilim heyeti kurup, araştırır ve çalışırlarsa sonunda “Adil Düzen” medeniyetine büyük katkı sunabilir.
–Avrupa Birliği, çağdaş uygarlığa meyyal bir oluşum peşindedir ama Haçlı emperyalist zihniyetinden vazgeçmelidir. Bir ilmi araştırma merkezini kurarak Papalığı bile bu organizasyona ortak edebilir ve “Adil Düzen“i öğrenip uygulayabilirse huzura erişecektir. “Adil Düzen”in varlığından haberdar olan ve on üç yıldır AB peşinde koşan AKP’liler; özellikle Recep T. Erdoğan ve ekibi, AB’ye böyle bir şeyi hatırlatmayı maalesef akıllarından bile geçirmemiştir.
Enerji siyasetimizin ne/nasıl olması gerekiyor?
Allah kâinatı atom altı parçacıklardan yaratmıştır. Parçacıkların taşıdıkları hızların kareleri enerjiyi oluşturmaktadır. İki çeşit enerji deposu vardır: Birinci enerji deposu, demirden küçük parçacıklardır. Bunların en küçüğü hidrojen atomudur. Bunlar birleşir ve demire doğru ağırlaşıp, ışık salmaktadır. Güneş ışığı böyle oluşmaktadır. Bizim dünyamız bu enerjiden yararlanır. Güneş enerjisi dediğimiz şey budur. Diğer enerji deposu ise ağır elementlerdir. Radyum gibi elementler parçalanarak demire doğru hafifleşirler. Atom enerjisi budur. Her iki durumda her şey demirleşmektedir. Demir en aşağıdadır. Her şey ona düşmektedir. Hangi şekilde olursa olsun, sonunda kâinatta faydalı enerji tükenmekte, biz ise ölüme doğru gitmekteyiz.
Adil Düzenciler olarak, bizim ana enerji kaynağımız GÜNEŞ olacaktır!
Bizim ana enerji kaynağımız güneş enerjisidir, bu enerjiyi iki şekilde elde ediyoruz.
Bir: Sular buharlaşıyor, göğe çıkıyor, rüzgâr oluyor, yağmur oluyor, göl oluyor, deniz oluyor, akarsu/nehir oluyor. Biz o enerjileri kullanırız.
İki: Güneş enerjisinden ikinci faydalanma yolu ise bitkilerin güneş enerjisini kimyasal enerjiye çevirmesidir. Sonra biz ondan yararlanır ve besleniriz, onları yakarız.
Bu enerji kaynakları geçmişte kömür, petrol, gaz şeklinde depolanmışlardır. Şimdi onları tüketiyor ve uygarlığımızı yürütüyoruz. Gelecekte bu enerji kaynaklarının hepsi tükenmiş olacaktır. O enerji kaynakları tükenince, insanlık kalıcı enerji kaynaklarına yönelecektir. Bunlar nelerdir? a) Güneş enerjisi, b) Rüzgâr enerjisi, c) Su enerjisi, d) Bitkisel enerji. Ülkemizde petrol ve gaz gerçekten kıt mıdır; yoksa var olduğu halde kasıtlı olarak saklanıp, kapatılmış mıdır? Maalesef hâlâ bilemiyoruz! Buna karşılık devamlı var olan güneş, rüzgâr, su ve diğerlerinden oluşan enerji kaynaklarımız ülkemizde boldur. O halde bizim enerji siyasetimiz bu enerjilerden yararlanma olmalıdır. Bunun sistemini ve teknolojilerini geliştirmemiz kaçınılmazdır. Bu sayede geleceğin enerji lideri olmamız imkânı vardır.
Enerji meselesinin çözümüne nereden başlamalıyız?
-Ülkemizin her yönünde var olan geniş topraklarımızın yüzeylerini yeşillendirmeliyiz…
-Binalarımızı sera ile kaplayarak değerlendirmeli, yaz-kış güneş enerjisini kimyasal enerjiye yönlendirmeliyiz.
-Ülkemizde hidroelektrik santralleri var ama yeterli değildir; tüm akarsularımızı elektrik enerjisine çevirmeliyiz…
-Son yıllarda nihayet rüzgâr enerjisini de keşfettik; keşfettiğimize göre artık rüzgârların boş yere esmesini önlemeliyiz…
-Güneş ışığını doğrudan hidrojen enerjisine çevirmeliyiz… Ama bütün bunların olması için önce Adil Düzen’e geçmeliyiz.


Bu çağın düzeni; Batı’nın barbarlık düzenidir.
Bu çağın düzeni; Siyonist ve emperyalist düzenbazların düzdüğü düzendir.
Bu çağın düzeninin düzenbazları; Siyonist ve emperyalistler ve işbirlikçi hainlerdir.
Bu çağın düzeni; kuvveti üstün tutan, faize ve sömürüye dayanan zulüm ve ahlaksızlık düzenidir.
Bu çağın düzeninde; devlet, ancak zulümle ve ahlaksızlıkla yönetilmektedir.
Bu çağın düzeninin sıfatı kahpeliktir.
Bu çağın düzeninin fıtratı bozuktur ve barbarlıktır!
Bu çağın düzeninde zalim ve hainlerin zulüm ve ahlaksızlıklarına fırsat verilmektedir.
Bu çağın düzeninde; İsrail kudurmuş it gibi mazlum Müslümanlara saldırmakta, Siyonist ve emperyalistler kalleşçe kudurmuş itlere yardım etmekte, işbirlikçi hainler ise gâvur gibi zulüm ve ahlaksızları seyretmektedir.
Bu çağın düzeninin BM’si, AB’si ve NATO’su hepsi Şeytan şatosudur, mazlumların haklarının vetosudur.
Bu çağın düzeninin işbirlikçileri, zulüm ve ahlaksızlıklara sessiz ve tepkisiz kalmakta, zalimleri ve ahlaksızları daha da kudurtmaktadır.
Bu çağın düzeninin işbirlikçileri, soysuz zalimlere “gülüm” diyerek garip mazlumlara “ölüm” getirmektedir.
Tek ve gerçek çare Adil Düzen; tek ve gerçek çözüm ise Milli Çözüm’dür.
Siyonist sömürü düzeninin çökertilmesi ve Adil Düzen’in kurulması gerekmektedir.
Adil Düzen; liberalizm, kapitalizm ve sosyalizmin gibi mevcut düzenlerin doğru ve olumlu yanlarını bünyesinde toplayan ilmi, insani ve İslami bir sistemdir.
Adil Düzende, liberalizmin yararlı yanları, kapitalizmin faydalı tarafları, sosyalizmin akılcı ve paylaşımcı kısımları bulunmaktadır.
“Adil Düzen”i anlamak ve uygulayarak halkımıza anlatmak görevi bizi beklemektedir.
Türkiye; tarihi mirası, tabii kaynakları, talihli fırsatları ve en önemlisi Erbakan Hoca gibi süper bir beyne, onun projelerine ve Milli Çözüm gibi takipçilerine sahip bulunmasıyla yeni ve adil bir medeniyet merkezi olmaya en yakın ve layık aday olarak kutlu bir değişime öncülük edecektir.
MAKALEDE :GELECEĞİMİZİ VE NESLİMİZİ VE ÜLKEMİZİN GELECEĞİNİ DAHA İLERİYE TAŞIMANIN YOLU ADİL DÜZEN OLMADAN OLAMIYACAĞINI ANLIYORUM ÇÜNKÜ YAŞADIĞIM YILLAR AÇIK NET BUNU GÖSTERİYOR.
Kısaca ayetteki “Adaleti sımsıkı ayakta tutunuz” farzının Sünnetini göreceğiz:
“…Adil Düzen’de kapitalizmin faydalı tarafları vardır. Sermaye, tekel oluşturmamak ve faizli muamele yapmamak üzere büyük işletmeler açabilir, ticaret yapabilir.
– Adil Düzen’de sosyalizmin akılcı ve paylaşımcı kısımları da vardır. Devlet, vakıflar veya halk kooperatifleri kurarak “kamu tekeli” içinde faaliyet yürütebilir…”
Kaleminize sağlık…
İNSANLIĞIN SAADETİNİN TEK ÇARESİ ADİL DÜZENDİR. ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. YERYÜZÜNDE ADİL BİR DÜZEN KURULSUN, AZİZ HOCAMIZIN PLAN PROGRAM VE PROJELERİNE VAKIF OLAN VE BUNLAR GERÇEKLEŞSİN DİYE CANLA BAŞLA ÇALIŞAN AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN EN SADIK TALEBE VE TAKİPÇİSİ MİLLİ ÇÖZÜM-ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZ KALMIŞTIR. KENDİLERİNİ MİLLİ GÖRÜŞÇÜ OLARAK TANIMLAYAN SP VE DİĞERLERİ NE YAZIK Kİ ADİL DÜZENİ AĞIZLARINA BİLE ALMAKTAN ACİZ, YETMEZ “O DÖNEM KONJÖKTÜREL OLARAK SÖYLENMİŞ SLOGANİK LAFLAR” OLARAK TANIMLAYACAK KADAR GAFLETTE OLAN PARTİ YÖNETİCİLERİ İLE ADİL DÜZEN YERYÜZÜNE HAKİM OLAMAZ. ADİL DÜZENİN TEK SAVUNUCUSU VE HAKİM OLMASI İÇİN ÇALIŞAN EKİP NE YAZIK Kİ SADECE MİLLİ ÇÖZÜM ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZ KALMIŞTIR. AZİZ ERBAKAN HOCAMIZ BU GERÇEĞİ YILLAR ÖNCESİNDEN GÖRMÜŞ VE TRT EKRANLARINDA TÜRKİYE VE İNSANLIĞIN KURTULUŞUNUN HAKK’A TERCÜMAN OLAN MİLLİ ÇÖZÜMLE OLACAĞINI ŞU CÜMLELERLE İFADE BUYURMUŞLARDI;
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980) YENİ BİR DEVRİN BAŞLAMASI İLE İNŞALLAH ÖNCE YENİDEN BÜYÜK TÜRKİYE SONRASINDA DA ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA KURULACAK TÜM İNSANLIK HUZURA MUTLULUĞA VE SAADETE ERECEKTİR İNŞALLAH. RABBİM BİZLERİ BU UĞURDA CANLA BAŞLA ÇALIŞAN MÜCAHİD MUTTAKİ KULLARDAN EYLESİN AMİN.
Yunus 82
(O) Allah (ki), mücrim olanlar (utanmaz günahkârlar) istemese de, Hakkı (Hakk olarak) Kendi kelimeleriyle (adalet düzenini zuhur ettirip) gerçekleştirecektir.
https://www.mealikerim.com/10/yunus/82
AZINLIKTA KALSAK DA, HAKKI SAVUNACAĞIZ diyen, Aziz Erbakan Hocamızın tabiriyle “BİR AVUÇ İNANÇLI İNSANIN DÜNYAYI DEĞİŞTİREBİLECEĞİNE” iman etmiş MİLLİ ÇÖZÜMCÜLER olmasa bozuk Batıl Faizci sömürü düzeninden insanlığı kurtaracak başka birileri yok günümüzde!…
86 milyonluk şu cennet ülkemizde onca akademisyen-molla mürşit – İslam profesörü alimler – Sivil Toplum kuruluşları – Tarikatler – Cemaatler – Vakıflar – Dernekler – Partiler vb. kesimlerin hiç birisinden, şu bozuk Batıl faizci zinacı eşcinselci onlarca değil yüzlerce vergiyle insanlığı ezen sömüren şu sistemi yıkalımda yerine hakka ve adalete dayalı yeni bir düzen kuralım diyen bir kişi – bir harekete – bir topluluk – bir parti (Saadet Partisi dahil) herhangi bir grup var mı duyanınız var mı? Geçtik ülkemizin dışında onca İslam Ülkelerinde var mı? İslam ülkelerinide geçtik 200 küsür devlet ülke içinde var mı? Malesef yok… Sadece Aziz Erbakan Hocamızın en sadık takipçisi talebesi ve devamı olma özelliğine sahip ve bu özelliği günümüzde tescillemiş olan Milli Çözüm’den başka yok. Makalede belirtilmiş sömürü düzeninin çökertilmesi ve Adil Düzen’in gerçekleştirilmesi için yapılması gerekenleri tek tek sıralanmış… Ve işin en can alıcı noktası da şu: Milli Çözüm ve Şahs-i Manevisi Üstad Ahmet AKGÜL bu gayreti çabayı bir meslek veya ticari kazanç kapısı olarak değil, Erbakan Hocamızdan geçmesi devralınmasıyla cihad ve ibadet şuuruyla insanların en hayırlısı insanlığa faydası dokunandır hakikatine binaen çaba göstermekte olduğunu anlıyoruz. Çünkü bunca gayret çaba azim ve başlarına her türlü karakol mahkeme saldırıyı göze alarak yapmak parayla pulla herhangi bir maddi beklentiyle olacak içi değil zaten şimdiye kadar bu gayretlerinin karşılığı olarak hiç kimseden bir kuruş bile tabiri caizse dilenilmemiş istenmemiş sadece 40 kadar gönüllü Hisbe Ekibi diyebileceğimiz kişilerle bu hizmeti onlarca yıldır devam ettirmekteler. Rabbimiz Milli çözüm’ün bu insanlık için gösterdiği büyük fedakarlığı cefakarlığı en kısa zamanda biz ve tüm insanlığa ADİL DÜZEN MEDENİYETİNİN kurulduğunu ve Siyonist zalimlerin tarihin çöplüğüne gömüldüğü mazlumların mağdurların nefes aldığı ve dünya ve ahiret saadetine ulaştığı günleri görmemizi lütfeylesin rabbimiz. Amin.
Milli Çözüm, sadece sorunları dile getirip sorumluları eleştirmekle kalmayıp, çözüm önerileriyle birlikte değerlendirme yapmaktadır. İşsizlikten gelir adaletsizliğine, küresel krizlerden enerji bağımlılığına kadar birçok meseleye karşı, “üretim, paylaşım ve hakkaniyet” eksenli teklifler ortaya koymaktadır. Bu yönüyle, şikâyet eden değil; yol gösteren bir bakış açısına sahiptir.
Özellikle enerji konusundaki vurgusu, geleceği okuyabilen stratejik bir perspektif taşımaktadır. Güneş, rüzgâr, su ve biyolojik kaynaklara dayalı yerli enerji anlayışı; bugün dünyada da öne çıkan sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle örtüşmektedir. Bu da, çağın ihtiyaçlarına cevap arayan yönünü göstermektedir.
Toplumsal huzur, herkesin hakkını alabildiği ve hiç bir sömürünün olmadığı bir adalet anlayışıyla mümkündür.
Adil Düzen; ilmi, iktisadi, ahlaki, hukuki ve siyasi bütünlüğü olan, insani ve islami yeni bir medeniyet tasavvurudur.
“Adil Düzen” bakış açısı, ekonomik sistemin merkezine insanı koyma çabasıdır. Sermayenin değil emeğin, sömürünün değil paylaşımın, faizciliğin değil üretimin esas alınmasıdır.
Adil Ekonomik Düzen; faizsiz ekonomi, üretim odaklı kalkınma, sosyal adalet, bağımsız enerji politikası ve insan merkezli yönetim anlayışına dayanmaktadır.
Milli Çözüm öncülüğünde, Türkiye merkezli Adil bir Düzenin inşasını özlemle bekliyoruz.
Allah İnsanlığın çağımızdaki tek kurtuluş reçetesi olan Adil Düzen’i hazırlayan Erbakan Hocamızdan, Ahmet AKGÜL hocamızdan ve sadık takipçileri olan Milli Çözüm ekibinden razı olsun.
Makalede belirtilen bin aile ek olarak ülkemizin milli gelirinin büyük bir kısmını almaktadır. Günümüz vergilendirme sistemi bu aileleri ve sermaye sahiplerini korumakta halkı ezmektedir. Örneğin 2025 yılında yaklaşık 11 trilyon TL vergi toplanmıştır. Bunun yaklaşık 2.5 trilyonu gelir vergisidir. Adil Ekonomik Düzen kitabımızda ise vergilendirmenin gelirden değil servetten ve üretimden yapılması gerektiği yazmaktadır. Bu bin ailenin servetlerinden ve diğer servet sahiplerinden servet vergisi toplansa ve bu %2.5 oranla dahi yapılsa toplanan gelir vergisinin üstüne çıkmaktadır. Ek olarak sadece toplanacak bu para bile Türkiye’de Allahın izniyle bir tane gariban kalmamasını sağlayacak büyüklüktedir. Adil Düzenin sadece vergi dokunuşunun bile neleri değiştirdiği düşünülürse, tüm ülkelerin Adil Düzenle yönetilmesinden doğacak müthiş medeniyetlerin sağlayacakları daha iyi anlaşılmaktadır.
Allah kavuşmak için durmadan çalışmayı ve sadıklardan olmayı nasip etsin.
ADİL DÜZEN İSTEMEMEK VE KURULMASI İÇİN MÜCADELE ETMEMEK, ŞEYTANIN KÖLE SİSTEMİNE RAZI OLMAK DEMEKTİR..