Yaklaşan Seçimlerle İlgili:
MİLLİ ÇÖZÜM DERGİSİ BASIN BİLDİRİSİ
Ahmet Akgül Üstadımızın Açılış Notlarından:
Dünyanın tarih ve kültür Başkenti İstanbul’umuzda… Kutlu fethin şahidi surların karşısında… Aziz Erbakan Hocamızın Mübarek Makamının hemen yakınında ve komşuluğunda… Merkez Efendi Hz.lerinin sokağında… Ve bu çok özel ve güzel binada MİLLİ ÇÖZÜM HİZMET KARARGÂHI’mızın açılış toplantısında bizleri bir araya getiren Cenab-ı Hakka sonsuz şükürler ederek başlıyorum. Tüm seçkin konuklarımıza, Milli Çözüm Dergimizin değerli yazarlarımıza ve çok kıymetli kurmaylarımıza hoş geldiniz diyor ve saygılar sunuyorum.
Bu güzel hizmet binamızın açılışında büyük emekler sarf eden, başta Bölge Başkanımız sevgili Yakup Gözübüyük kardeşime, Dergimizin sahibi Ramazan Yücel kardeşime, katkı sunan ve çaba harcayan tüm ekibimize özellikle tebrik, teşekkür ve takdirlerimizi arz ediyorum, Allah kendilerinden ve hepimizden razı olsun diye dualar ediyorum.
Milli Çözüm Dergisi ve Ekibi; Ülkemizde, Bölgemizde, İslam Âleminde ve tüm yeryüzünde… Farklı din ve görüşten ama herkesin temel insan haklarına sahip ve saygın yaşayacağı ADİL BİR DÜZENİN ve yeni bir medeniyet devrimini gerçekleştirecek orijinal proje ve prensiplerin elinde bulunduğu… Bunların farklı dillere çevrilip ilim ve devlet erbabına duyurulduğu bir harekettir.
Milli Çözüm; geçmişimizle geleceğimizi, Atatürk’ün önderliğinde başlatılan ve Allah’ın izniyle başarılan Şanlı Kurtuluş Mücadelemizdeki Kuvay-ı Milliye hedefleriyle Milli Görüş Düşüncesini, örnek bir LAİKLİK ve Demokrasiyle yüksek imani ve ahlâki prensipleri, hem de hamasetle değil bilimsel hakikatlerle bağdaştırıp kaynaştıran… Kendi toplumumuza ve insanlığa akılcı, kalıcı ve kucaklayıcı programlar sunan, belki de yegâne hizmet mektebidir!..
Milli Görüş; ilmi, insani ve İslami prensiplere ve tarihi temellere dayalı ve orijinal-çağdaş program ve projeleri olan bir harekettir. Ama Milli Görüş; özellikle AKP ve yandaş oluşumları için kullanılan anlamda bir “İSLAMCI” hareket asla değildir. İslamcılık, genelde DİN İstismarcılığını veya taklitçi dindarlığı çağrıştıran ve din karşıtları tarafından böyle yaftalanan bir kavram olduğu için, Milli Görüş’ün bu safa sokulması yanlıştır.
Adil Düzen’de; demokratik kurumları çalıştırmak, halkın yönetime daha aktif katılımını sağlamak ve muhalefetin hükümeti denetleme mekanizmasını kolaylaştırmak üzere getirilecek iki önemli kuralı hatırlatmamızda fayda vardır;
1- Seçimlere katılan partiler iktidar olmaları ve Belediye Başkanlığını kazanmaları halinde, 5 yıl içerisinde hangi hizmetleri ve değişimleri, hangi süreler içerisinde ve hangi kaynak paketleriyle yapacaklarını taahhüt eden bir belgeyi-bildirgeyi; hem halka açıklayacaklar, hem de resmen imzalayıp Yüksek Seçim Kuruluna sunacaklardır. İşbaşına geldiklerinde; bu vaatlerini ve söz verilen vakitte yapıp yapmadıklarını takip ve teftiş edecek YSK bünyesindeki yetkili kurum, halkı aldattıklarını ve oyaladıklarını tespit ettikleri, ve uyarıldıkları halde taahhütlerini yerine getirmeyen hükümetler ve partiler, öyle 5 yıl mecburen beklemeye gerek kalmadan, Yüksek Mahkeme kararıyla yetkileri sonlandırılacak ve iktidardan alınacaklardır. Yerlerine ikinci sıradaki partiler hükümeti kuracaklardır. Böylece palavra politikaları ve istismar edebiyatı son bulacaktır.
2- Adil Düzen’de, siyasete ve yönetime getirilecek çok önemli diğer bir kurum ise; bütün Muhalefet Parti Başkanları, Devlet ve Hükümet Başkanı’nın etkili ve yetkili danışmanları konumunda sayılacak; bunlara, bakanları ve bürokratları resmen denetleme ve rapor etme fırsatı tanınacaktır.
Ama şu anda, maalesef Muhalefet liderlerinin oldukça yararlı ve hayırlı önerileri ve birikimleri hiç hesaba katılmamakta ve heba olmaktadır. Örneğin, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Helâlleşme çağrısı” tarihi bir adımdı ve Milli birlik ve dirliği pekiştirici, mevcut kamplaşma ve kutuplaşmayı törpüleyici bir fırsattı. Ve tabi her şeyden önce ve özellikle, CHP’nin, Din karşıtı eylem ve söylemlerden uzaklaşmasının ve dindar halkımızla barıştığını kanıtlamasının, her kesimi sevindirmesi lazımdı.
Çünkü her partinin geçmişteki hatalarını itiraf etmesi, toplumdan ve özellikle mağdurlardan özür dilemesi ve artık benzer yanlışlık ve haksızlıklardan vazgeçtiklerini bildirmeleri, olumlu ve sorumlu bir yaklaşımdı. Ancak ön yargılar ve bağnaz saldırılarla böylesi açılımlar boğulmaya çalışılmaktaydı.
İşte bu nedenle Milli Çözüm olarak bize göre şu 5 şeyin partisi yanlıştır, yapıcı değil yıkıcı sonuçlar doğurmaktadır:
1- Din Partisi veya Mezhep Partisi yanlıştır. İslam Partisi-Hristiyan Partisi, Sünni Partisi-Alevi Partisi olmamalıdır.
2- Irk temelli parti yanlıştır, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcıdır. Türk Partisi-Kürt Partisi, Çerkez Partisi-Göçmen Partisi olmamalıdır.
3- Bölge Partisi yanlıştır. Güneydoğu Partisi-Ege Partisi yararlı değil zararlı sonuçlar doğuracaktır.
4- Mesleklerin Partisi değil Sendikası olmalıdır. Bu nedenle İşçi Partisi-Köylü Partisi yanlıştır.
5- Millete ait Ortak Değerler Partisi istismarcılıktır. Atatürk Partisi, Bayrak Partisi, Cumhuriyet Partisi, Vatan Partisi kurulmamalıdır. Çünkü bunlar bütün milletin ve tüm partilerin ortak değerleri konumundadır.
Günümüzde siyaset arenasında ve particilik anlayışında görülen, toplumun temel değerlerini ve beklentilerini İNKÂRCILIĞIN da İSTİSMARCILIĞIN da artık önünü kesmek lazımdır. Maalesef bir kısım partiler ve kesimler Dini, ahlâki ve milli değerleri inkâr ederek, AKP gibi partiler ise istismar ederek ve hatta bunlar birbirlerini besleyerek; Erbakan Hocamızın Demokratur tiyatroları dediği bir demokrasi diktatoryası kurmuşlardır.
Sn. Erdoğan, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya Girişiyle İlgili Çıkışının Arkasında Duramayacaktı! Bütün yaptığı hava atmaktı!..
Hatırlayınız; Cumhurbaşkanı Erdoğan, (13.05.2022) Cuma namazı çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtlarken: “Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği adımlarına Türkiye olarak olumlu bakmadıklarını” açıklamıştı. Bu kurusıkı çıkışlar, hem halkımızı avutma amaçlıydı, hem de İsveç ve Finlandiya’ya: “Göstermelik de olsa PKK’ya mesafe koyduğunuza dair açıklamalar yapın ki, NATO’ya girişinizi onaylayalım…” hatırlatmasıydı. Yoksa, yandaş medyanın: “Sn. Erdoğan’ın Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğiyle ilgili açıklamaları dünyada büyük yankı uyandırdı” yorumları tam bir palavraydı. Ve zaten Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki, günlük basın toplantısında, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine ilişkin sözleriyle ilgili olarak: “Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği sürecinde Türkiye’nin pozisyonunu netleştirmeye uğraştıklarını ve bu konuda Türkiye ile birlikte çalıştıklarını” vurgulamıştı. Birçok NATO ülkesinin Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelik sürecine desteğini açıkladığını anımsatan Psaki’nin, “Türkiye ve atadığı temsilciler ile çalışmaya devam ediyoruz” sözleri, Erdoğan’ın halkın tepkisini yumuşatma amaçlı ucuz kahramanlık çıkışları yaptığı imasını barındırmaktaydı.
Ardından, Beyaz Saray’dan yapılan yazılı açıklamada, ABD Başkanı Biden’in, Andersson ve Niinisto ile bir telefon görüşmesi yaptığı anlaşılmıştı. Bu görüşmede ABD, İsveç ve Finlandiya arasındaki savunma ve güvenlik iş birliğinin ele alındığına işaret edilen açıklamada, Transatlantik güvenliğinin güçlendirilmesi vurgusu öne çıkmıştı. Görüşmede liderlerin, küresel konularda ülkeler arasındaki iş birliğini ele aldığı kaydedilen açıklamada, Ukrayna’ya desteğe devam edilmesine yönelik taahhüt verildiği de vurgulanmıştı.
Sn. Cumhurbaşkanı’nın bu çıkışı, elbette olumlu ve onurlu bir adımdı. Can düşmanımız ve Dinsiz Terör Eşkıyası PKK’yı resmen ve alenen destekleyen ülkelerin NATO’ya alınmalarına karşı çıkmak ve veto yetkimizi kullanıp buna engel olmak en doğal hakkımızdı. Ancak, umarız ki Sn. Erdoğan bu çıkışlarından geri adım atmazdı ve kuşkularımızdan dolayı bizi haklı çıkarmazdı! Çünkü halihazırda NATO ülkelerinin neredeyse tamamı zaten PKK’ya ve PYD-YPG gibi yan kuruluşlarına açıkça sahip çıkmakta, yani Türkiye’ye düşmanca bir tavır takınmaktalardı. Sn. Erdoğan’a hatırlatmak lazımdı: Almanya’nın, Fransa’nın, Belçika’nın, Avusturya’nın, Birleşik Krallığın ve hele hele Yunanistan’ın PKK ve PYD’ye yaklaşımları İsveç ve Finlandiya’dan farksız mıydı? Ya “Stratejik Müttefikimiz!” ABD’nin küstah tavrını nasıl okumalıydı? Sn. Erdoğan’ın tam da İsveç ve Finlandiya uyarısı üzerine; ABD, Suriye’deki PKK Devletçiği Bölgesine inşaat, ihracat ve ithalat muafiyeti getirildiğini açıklamıştı. Bu resmen PKK’ya Devlet statüsü tanımak ve Suriye’nin parçalandığını duyurmaktı.
ABD yönetimi, Suriye’de SDG ismini kullanan YPG/PKK terör örgütünün işgali altında bulunan bölgelere ilişkin tarım ve inşaat gibi alanlara yönelik yaptırım muafiyeti getirdiğini açıklamıştı.
ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Ofisi’nden (OFAC) yapılan yazılı açıklamaya göre, Amerikan firmaları, YPG/PKK’nın işgali altındaki Suriye’nin kuzeydoğu ve kuzeybatısındaki PKK- PYD Kürt Kantonu bölgelere Suriye yaptırımlarına takılmadan artık yatırım yapabilecek kolaylığı sağlamıştı. OFAC’ın açıklamasına göre söz konusu bölgelere artık tarım, telekomünikasyon, ulaştırma, inşaat ve üretim gibi alanlarda yapılacak yatırımlar, her türlü yaptırımlardan muaf tutulacaktı. Öte yandan, muafiyet lisansları petrol ticaretini kapsamayacaktı. Ayrıca söz konusu yatırımların hiçbirinde Suriye rejimi ile herhangi bir işleme gerek duyulmayacaktı. Açıklamada yatırım lisanslarının coğrafi sınırlarına ilişkin “Suriye’nin kuzeydoğusunda ve kuzeybatısında rejimin kontrol etmediği alanlar” şeklinde genel bir ifade kullanılmıştı ve buralar PKK’ya ayrılan alanlardı. ABD daha önce de Suriye’de terör örgütü YPG/PKK’nın işgal ettiği Deyrizor’daki petrol tesislerinde faaliyet gösteren bir Amerikan şirketinin yaptırım muafiyetini kaldırmıştı.
Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girişine yönelik uyarılarımızın hemen ardından, Kuzey Irak’tan ve Devlet muamelesi yaptığımız Barzani kantonundan yapılan saldırılarla beş kahramanımızın şehit edilmesi de, yine ABD-AB ve HAÇLI-SİYONİST odakların bir düşmanlık tavrıydı! Buna rağmen Sn. Erdoğan henüz bir hafta geçmeden önceki kof çıkışlarından vazgeçmeye ve çark etmeye başlamıştı!..
Peki, “askeri güç yığdıklarını ve Siyonist amaçları için savaş çıkarmaktan sakınmayacaklarını” açıklayan bir İsrail’le NORMALLEŞME GİRİŞİMLERİ başlatan Sn. Erdoğan’ın bu tavrı tutarsızlık mıydı, yoksa tavizkârlık mıydı?
Ve hâlâ hiç sıkılmadan “AKP iktidarı Erbakan’ın stratejik programıdır” safsatasıyla gerçekleri saptıran ve bu uyduruk yakıştırmalarla Erdoğan iktidarının; ekonomik, ahlâki ve ailevi tahribatlarına meşruiyet kazandırmaya çalışanlar, nasıl bir akıl ve vicdan taşımaktaydı?
Ülke çıkarlarımıza ve Milli onurumuza aykırı, bütün bu tutarsız tavırlarına ve kahramanlık kılıflı tavizkâr tutumlarına rağmen hâlâ: “Bu Erdoğan Erbakan’ın devamıdır!”, “Bu Erdoğan Hak davanın has kahramanıdır!”, “Milli Derin merkezler, tüm manevi güçler ve melekler AKP iktidarının arkasındadır!” deyip duran arsız ve ayarsız Din istismarcısı takımı, merak ediyoruz, acaba Erdoğan’ın bu patavatsız palavralar ve omurgasız politikalar karşısında, hangi keramet ve mazeretleri uyduracaklardı!? Bunların faizi, fuhşu, kumarı azdırmalarına, Siyonist İsrail’le normalleşme anlaşmalarına ve hele toplumun temel taşı sayılan aile yuvamızı ve ahlâki yapımızı yozlaştırıp yıkmalarına… Ülkemizi 1,5 trilyon dolar faizli dış borca batırıp geleceğimizi karartmalarına -hâşâ- Erbakan Hocamızı ortak etmekten utanmayan iz’an ve vicdan yoksunları, daha ne safsatalar yumurtlayacaklardı… Ve hikmet uydurduk zannedip daha ne kadar zırvalayacaklardı?!..
Bu iktidar döneminde elbette bazı hayırlı ve yararlı icraatlar da yapılmıştı! Ancak günah-sevap ölçeğine, önem ve öncelik derecesine göre Kur’an terazisinde tarttığımızda talan ve tahribatlarının binlerce kat fazla olduğu ortaya çıkmaktaydı!..
İman ve insaf ehli yanıtlasın… AKP iktidarının başörtüsünü serbest bırakması mı daha sevaptır… Yoksa evli kadınların zina yapmalarını suç olmaktan ve ceza almaktan çıkarması… Ve eşcinselliği meşrulaştıran 6284 sayılı kanunu yapıp yürürlüğe koymaları mı daha ağır günahtır?!..
Ayasofya’yı ibadete açmaları mı daha sevaptır… Yoksa herhangi bir camiden 500 kat faziletli sayılan Mescid-i Aksa’yı her gün basıp mazlum Müslümanlara zulüm ve hakaretler yağdıran Siyonist İsrail’le normalleşme anlaşmasına yanaşmaları mı daha ağır günahtır?!..
Yollar, köprüler, tüneller, havalimanları açmaları ve TOKİ binaları yapmaları mı daha sevaptır… Yoksa ülkemizi 1,5 trilyon dolar faizli borca batırıp, rehin konumuna sokması ve bütün geleceğimizi karartması mı daha ağır günahtır?!..
Küstah Kanadalı Senatörden İsveç ve Finlandiya’nın üyelikleri için: “Türkiye’yi NATO’dan atın!” önerisi yapılmıştı…
Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine olumsuz baktığını açıklamasının yankıları sürerken, Kanadalı Senatör Leo Housakos küstahça bir açıklama yapmıştı. Resmi Twitter hesabından bir haber paylaşan Housakos, Türkiye’nin NATO’dan atılması gerektiğini savundu. Yunanistan asıllı Kanadalı senatör: “Bu sorun kolayca aşılır; Türkiye’yi ve Erdoğan’ı NATO’dan atın. Uluslararası hukukun üstünlüğüne saygı duymayan otokratlar ve iktidarlar, en başından itibaren NATO’nun bir parçası olmamalıdır” diye yazmıştı.
Türkiye’yi NATO’dan Çıkarma Şantajları; Erbakan’ın Tarihi Projelerine sahip çıkmaktan başka çare kalmadığının da bir kanıtıydı!..
Tam da böyle bir sırada ve ülkemize yönelik bu küstahça şantajlar karşısında, tek ve gerçek çare; Erbakan Hocamızın:
● İslam Birleşmiş Milletler Teşkilatı,
● İslam Ortak Pazarı,
● İslam Savunma Paktı,
● Müşterek İslam Dinarı,
● İslam Bilim ve Kültür İşbirliği Vakfı
gibi tarihi programlarına ve bunların ete kemiğe büründürülmüş resmi ve fiili kuruluşu olan D-8’ler oluşumuna artık samimiyetle sahip çıkmak ve böylece hem Türkiye’mizin, hem de İslam âleminin huzurunu ve onurunu korumaktı. Ne var ki “Denenmiş denenmez!” gerçeğince, 20 yıldır, her türlü imkân ve iktidar fırsatına rağmen bu tarihi ve talihli adımları bir türlü atamayan, bunları yapacak niyet, gayret, cesaret ve dirayetten yoksun olduğu anlaşılan Sn. Erdoğan’ın bütün bunları yapamayacağı da açıktı.
Meral Akşener’in Sultan Abdülhamit Çıkışı Yanlıştı ve Yakışıksızdı!
Meral Akşener Mayıs (2022) ortalarında yaptığı bir konuşmada:
“O günün şartlarında oluşan demokrasi rüzgârlarına karşı, kendi zulüm ve istibdat rejimini korumak isteyen Abdülhamit’in yerinde bugün, Recep Tayyip Erdoğan bulunmaktadır” anlamındaki sözleri yanlıştı, yararsızdı ve yakışıksızdı… Siyonist güdümlü masonik İttihatçıların ve onların devamı olan Enver, Talat ve Cemal takımının, Sultan Abdülhamit’i yıktıktan sonra, Osmanlı’nın başına hangi belaları açtıklarını ve hıyanetlerinin hesabından kurtulmak için nasıl yurt dışına kaçtıklarını, Meral Hanım bilmiyor olamazdı… Üstelik Meral Akşener, bu talihsiz ve ilgisiz benzetmelerinin, Sn. Erdoğan’a yarayacağını ve ona meşruiyet ve oy kazandıracağını düşünemeyecek kadar gereksiz çıkışlar yapmıştı. Çünkü bu sözleri, Sultan Abdülhamit’e hakaret, ama Recep T. Erdoğan’a ise kıymet ve rağbet anlamı taşırdı. Ve bu arada, SP’nin ve AKP’den kopan partilerin suskunluğu ise, ayrı bir şaşkınlıktı! Elbette, gerektiğinde seçim ittifakları oluşturmalı ve siyasi dayanışma kültürü sağlanmalıydı… Ama bütün bunlar, kendimiz kalarak, aslımıza ve esaslarımıza bağlı olarak yapılmalıydı… Ve zaten kendi özümüzden ve çizgimizden tavizkâr davranmaya başladığımızda, artık başkaları nazarında saygınlığımız da aşınacaktı.
İsrail Lobisi Bile; Erdoğan’ın Kazanmasından Yanaydı!
Bu seçimlerde, Millet İttifak’ının Cumhurbaşkanı adayı; ittifakın en çok oy oranına sahip CHP’nin Gn. Başkanı Sn. Kılıçdaroğlu’nun gösterilmesi; en doğal, en normal, hatta en formal (mantık ve mantaliteye ve teamüllere en uygun) tercih olmasına rağmen, güya CHP’li bilinen en koyu Darwinist, Kemalist, Sosyalist (ve gizli Siyonist) yazar takımının, aynı mutfakta pişirilip servis edildiği sırıtan şu yaklaşımlarına bir bakın…
Cüneyt Özdemir: (CNN Türk programcısı, Kanal D Ana Haber aktarıcısı) “Muhalefet, Erdoğan’ın karşısında, 1994 yerel seçimlerindeki hezimete doğru koşmaktadır. Kılıçdaroğlu’nun adaylık ısrarı, Erdoğan’ın en büyük avantajıdır!..” (Twitter mesajından)
Bu satırlar, güya; “Millet İttifakı adayının kazanmasını istiyor, ama Kılıçdaroğlu’yla böyle bir şansı görmüyor” havasıyla yazılmıştı. Ancak Cüneyt Özdemir’in ayarını ve astarını çözenler ve sinsi amacını sezenler için bunun anlamı açıktı: İsrail Lobisi, Erdoğan’ın kazanmasından yanaydı!..
Evet; ilk, orta ve liseyi meşhur ve malum Ankara Yükseliş Koleji’nde okuyan… Mehmet Ali Birand’ın 32. Gün tezgâhında çırak olarak palazlanıp parlatılan… 1993’te, Siyonist merkezlerin özel British Council bursuyla Londra’da multimedya eğitimleri alan…
Ve hele bizzat şahit olduğumuz ve ayar notunu koyduğumuz; güya saldırgan ve terörist(!) Filistinlilerin attıkları derme çatma füzelerden dolayı, oldukça mağdur ve mazlum(!) olan İsrail vatandaşlarıyla yaptığı bir röportajda, onların korkularını, kuşkularını ve uğradıkları haksız ve orantısız(!) saldırıları ekrana taşıyan ve Siyonist-anarşist İsrail’in meşru savunma hakkını kullandığı imajını yansıtan bu Cüneyt Özdemir, İsrail Lobisi’nin “Erdoğan olsun!” tezini, tersinden ve dolaylı biçimde “Kılıçdaroğlu olmasın!..” şeklinde aktarmaktaydı. ŞALOM gazetesinden Aylin Yengin’in Cüneyt Özdemir’le yaptığı ve onu pohpohladığı röportajı okuyanlar, bizi daha iyi anlayacaklardı!..
Soner Yalçın; zaman zaman açıkça Erdoğan’ı aklayan ve alkışlayan ve Cüneyt Özdemir’in yakın arkadaşlarından bu yazar:
“Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanamazsa -ki zor görülüyor- hayatının geri kalanı kâbus olur. Bu nedenle CHP’nin başında kalması en uygunudur!..” anlamında uyarılarda bulunmakta, yani dolaylı olarak Erdoğan’ın işini kolaylaştırmaktaydı…
Ve yine Fatih Altaylı; Kemalistlik-Feministlik kılıfı altında kendi Darwinist densizliğini saklayan… Ama ekrana çıkardığı Celal Şengör gibi Dinsizler ve dengesizler üzerinden kendini tatmine çalışan bu kişi de:
“Kılıçdaroğlu asla aday olmamalıdır… Yoksa feci bir hezimet yaşanır ve Kılıçdaroğlu bunun altında kalır!..” yorumlarıyla, dobraca değil dolaylıca Erdoğan’a hizmet sunmaktalardı… Evet bütün bunlardan anlıyoruz ki, İsrail Lobisi, Erdoğan’ın kazanmasından yanaydı… Eee, onun gibisini zor bulurlardı!?.
İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’un Erdoğan İltifatları!
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun İsrail’e ziyareti ve Türkiye’nin tavizleri nedeniyle yaptığı teşekkür açıklamasında şunları vurgulamıştı:
“Sn. Erdoğan ile doğru yönde ilerleyen açık ve samimi diyalog ve işbirliği içinde bulunmaktan dolayı büyük bir memnuniyet duymaktayız!..
Ankara ve İstanbul’a yaptığımız tarihi resmi ziyaretlerin ardından, şimdi de Sn. Çavuşoğlu’nun çok verimli geçen İsrail ziyaretiyle yeni bir faza (daha etkili ve sürekli bir aşamaya) geçmiş bulunmanın gururunu yaşamaktayız!..”[1]
Siyonist ve Terörist İsrail Cumhurbaşkanı’nın bu Erdoğan iltifatları, aslında tarihi bir itiraftı… Anlayana sivrisinek saz, ahmaklara Herzog’un itirafları bile azdı!..
Oysa Irak Meclisi bile, İsrail’le normalleşmeyi yasaklamıştı: İsrail’le işbirliği, “idamlık suç” sayılmıştı!
İsrail’le ilişki kurulmasını yasaklayan teklif Irak Meclisi’nde kabul edilip yasalaşmıştı. İsrail ile iş birliği yapmak da “suç” sayılmış ve cezası “müebbet hapis” ya da “idam” olarak kararlaştırılmıştı.
Anadolu Ajansı’nın haberine göre, meclisteki oylamada, söz konusu yasa tasarısı oy birliğiyle onaylanmıştı. Oylamada hazır bulunan vekil sayısı 275 olarak açıklanmıştı. 7 maddelik yasa tasarısı 183 parlamenterin “Evet” oyuyla geçip kesinlik kazanmıştı. Taslakta, “Filistin topraklarını işgal eden Siyonistlerle ilişkileri normalleştirmeye yönelik her türlü girişim kabul edilemez bir yaklaşımdır ve işgalci Siyonistlerle diplomatik, siyasi, askeri, ekonomik, kültürel veya diğer her türlü ilişki kurulması yasaktır” ifadeleri yer almıştı. Bir milletvekili, “Bazı insanlar Irak-İsrail ilişkilerinin normalleşmesini istiyor, bunlar içimizdeki Siyonist ajanlardır ve öncelikle bunları engellememiz lazımdır!” sözleriyle, bu yasanın gerekçelerini açıklamıştı.
Onaylanan yasaya göre İsrail ile ilişki kurmak ve normalleşmenin yanı sıra iş birliği yapmak da “suç” kategorisinde sayılacaktı. Yasada İsrail ile siyasi, diplomatik ve güvenlik işbirliği yapanların cezası “müebbet hapis”, fiilen İsrail’e ajanlık ve aracılık yapanların ise “idam” olarak kesinlik kazanmıştı…
Sadr Hareketi lideri Mukteda Sadr, yasanın onaylanması sonrası yaptığı açıklamada, halka sokağa çıkıp bu olumlu ve onurlu yasayı kutlamaları çağrısında bulunmuşlardı.[2] Eh ne diyelim, bizdeki Dindar-Kahraman rolü oynayanlar ders alsınlardı!..
[1] AA – Bayram Altuğ – 25.05.2022
[2] www.gazeteduvar.com.tr / 26 Mayıs 2022

Mutlu Sona Az Kaldı!
Milli Çözüm olarak bize göre şu 5 şeyin partisi yanlıştır, yapıcı değil yıkıcı sonuçlar doğurmaktadır:
1- Din Partisi veya Mezhep Partisi yanlıştır. İslam Partisi-Hristiyan Partisi, Sünni Partisi-Alevi Partisi olmamalıdır.
2- Irk temelli parti yanlıştır, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcıdır. Türk Partisi-Kürt Partisi, Çerkez Partisi-Göçmen Partisi olmamalıdır.
3- Bölge Partisi yanlıştır. Güneydoğu Partisi-Ege Partisi yararlı değil zararlı sonuçlar doğuracaktır.
4- Mesleklerin Partisi değil Sendikası olmalıdır. Bu nedenle İşçi Partisi-Köylü Partisi yanlıştır.
5- Millete ait Ortak Değerler Partisi istismarcılıktır. Atatürk Partisi, Bayrak Partisi, Cumhuriyet Partisi, Vatan Partisi kurulmamalıdır. Çünkü bunlar bütün milletin ve tüm partilerin ortak değerleri konumundadır.
Günümüzde siyaset arenasında ve particilik anlayışında görülen, toplumun temel değerlerini ve beklentilerini İNKÂRCILIĞIN da İSTİSMARCILIĞIN da artık önünü kesmek lazımdır. Maalesef bir kısım partiler ve kesimler Dini, ahlâki ve milli değerleri inkâr ederek, AKP gibi partiler ise istismar ederek ve hatta bunlar birbirlerini besleyerek; Erbakan Hocamızın Demokratur tiyatroları dediği bir demokrasi diktatoryası kurmuşlardır.”
Üzülerek 20 yılı aşkındır gördükki en profosyonel yaptıkları şey din istismarcılığıdır…Fakat inşaAllah sonunuz geldi..Çok yakıda bunu görecegiz…
YAKLAŞAN FETHİN HABERCİSİ MİLLİ ÇÖZÜM KARARGAHIMZIN AÇILIŞI
Öncelikle İstanbul Milli Çözüm Karargahımızın Tüm insanlığı, bugünkü zillet ve esaretten kurtaracak, merkezi konumunda olacak çalışmalara öncelik etmesi vesilesiyle yaklaşan fethin müjdesi olması için Rabbimize dua ediyoruz.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Erdoğan görüşmede, her iki ülkenin de terörizmi desteklemekten vazgeçtiklerini ve Türkiye’ye yönelik yaptırımları kaldırdıklarını çok açık bir şekilde göstermeleri gerektiği gibi yuvarlak net olmayan ifadelerde bulunarak yaklaşık 1 ay önce gösterdiği dik duruşundan geri adım atmış sözünde duramayacağını göstermiştir. Bir kez daha Milli Çözüm feraseti haklı çıkmıştır. Tüm emeği geçen çalışanlarından gönül verenlerinden bu hayırlı hizmetleri için Allah razı olsun. Selam ve dua ile..
MİLLİ ÇÖZÜM İSTANBUL KARARGAHIMIZ HAYIRLI OLSUN İNŞALLAH
Türkiye’yi NATO’dan Çıkarma Şantajları; Erbakan’ın Tarihi Projelerine sahip çıkmaktan başka çare kalmadığının da bir kanıtıydı!..
Tam da böyle bir sırada ve ülkemize yönelik bu küstahça şantajlar karşısında, tek ve gerçek çare; Erbakan Hocamızın:
● İslam Birleşmiş Milletler Teşkilatı,
● İslam Ortak Pazarı,
● İslam Savunma Paktı,
● Müşterek İslam Dinarı,
● İslam Bilim ve Kültür İşbirliği Vakfı
Adil düzen
İstanbul milli çözüm
kararğah ‘ımızın açılışı tüm
İnsanlığın kurtuluşuna vesile
Olsun. Allah hayırda
Hizmet eden dava
Kardeşlerimizin hürmetine tüm
Dünyadaki mazlum insanlara
Bizim mücahitlerimizin kucak
açmasını nasip etsin inşallah.
Adil düzenin biran önce
kurulmasına yardım eyle
yarabbi.
Türkiye’de kendini hizmet ve icraatlarıyla geçmişiyle geleceğiyle ispat etmiş Milli Görüş’ün ve Profesör Erbakan’ın yolunun yolcusu olan Milli Çözüm’e ÜLKEMİZİN İDARESİNİN ANAHTARLAR TESLİM EDİLMELİ..! Akıl bunu gerektirmektedir.
Türkiye’de rüşdünü ispat etmiş sadece MİLLİ GÖRÜŞ ZİHNİYETİ vardır…. Hemde en olumsuz zaman ve dönemlerde, koalisyon halinde olması bile MİLLİ GÖRÜŞ ZİHNİYETİ hep başarının simgesi olmuştur. Başarının simgesi olması yetmez aynı zamanda bu vatanın milletin memlekeyin de gerçek sahibi olduğunu ispat etmiş TEK ZİHNİYETTİR… Yetmez aynı zamanda bu insanlığı madden ve manen kalkındıracak NİYET PLAN ve PROĞRAMA sahip TEK ZİHNİYET OLMA ÖZELLİĞİNİDE sunmuştur. Plan ve Proğram = ADİL DÜZEN PROJELERİ… Hiç bu işin lamı cimi yok ANAHTARLARI GETİRİP BU MİLLİ GÖRÜŞ ZİHNİYETİNE TESLİM VAKTİ geldi geçmiştir bile…. Biran evvel muhalefetin ve şimdiki siyadi iktidarın NİYETİ TEMİZSE ÜLKEYİ VE ÜLKE İNSANLIĞINI DÜŞÜNÜYOR KUCAKLIYOR İSE , ÜLKEYİ KURTULAŞA GÖTÜRECEK PLAN VE PROJESİNİ HAZIR EDEN VE DAHA ÖNCEKİ YILLARDA DA HİZMETLERİYLE KENDİNİ İSPATLAMIŞ MİLLİ GÖRÜŞ ZİHNİYETİNİN ŞİMDİKİ SAHİBİ VE ÖNCÜSÜ AYNI ZAMANDA AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN EN SAFIK TALEBESİ VE TAKİPÇİSİ OLAN VE MİLLİ ÇÖZÜM ZİHNİYETİNE SAHİP SİYASET BİLİMCİ FÜŞÜNÜR ÜSTAD AHMET AKGÜL’E ÜLKENİN ANAHTARŞATI TESLİM EDİLMELİ VE KENDİSİNE DESTEK VERİLEREK MANEN VE ÖADDETEN ZULÜM ALTINDAKİ DÜNYA İNSANLIĞINI EZEN SİYONİZME BAŞKALDIRILMASI VE HADDİNİN BİLDİRİLMESİ ELZEMDİR… KURTULUŞ BUNDADIR…
BU ARADA İSTANBUL KARARGAHINIZIN AÇILIŞI HAYIRLI MÜBAREK OLSUN…
Yaklaşan adımlarımız güzel günlerin başlangıcı olsun.
İstanbul Milli Çözüm Karargahımızı heyecanla beklemekteyiz.Emeği geçen tüm kardeşlerimizden Allah razı olsun.Dergimizin basın bildirisinden de anlaşılacağı üzere bu denli hizmet faaliyetlerinin insanlığın, ülkemizin ne kadar ihtiyaç duyduğu ortadadır.Açılan karargahlarımız İsrail ve yandaşlarının tüm zaman zülum ve eziyetlerinin sonu olsun inşallah
İstismar
Her şeyi istismar ettikleri gibi; dini bile etmeye çalışıyorlar ama bunun da bir sonu gelecek inşallah…
MİLLİ ÇÖZÜM UYGULAR!
Ekonomi felç olmuş,bir kalbur samanı yok
İffet namus ayakta,aldırmıyor arsızlar
Karton kaplan kükremiş,hiç aslı astarı yok
Halka şahin geçinir,israille ortaklar!..
Tüm batıllar denendi,hiç birinden hayrolmaz
İstismarcı dönekte,haysiyet onur olmaz
Tek Çare Adil Düzen,bundan öte yol olmaz
Onu da ancak bil ki,Milli Çözüm uygular!..
Hayırlı ve Kurtuluşa Vesile Olsun
Milli Çözüm Dergisi İstanbul Karargâhı hayırlı uğurlu olsun. İnşallah bu hamle, tüm insanlığın kurtuluşuna vesile olacak günlerin de habercisi olsun. Ülkemiz Akp dönemi öncesinden başlayarak planlı bir çökertilme girdabına çekilmiş, AKP ile işi bitirme hamleleri devreye alınmıştı. Bugün itibariyle artık tam manasıyla bir var oluş-yok oluş davasına girmiş bulunmaktayız. Ülkeyi birleştirecek, hainliklere göz yuman tayfayı tasfiye edecek, hangi kesimden olduğundan ziyade hangi kafa yapısında olduğu gözetilerek hayırlı ve yararlı işlerin peşinde olanlarla iş yapılacak bir döneme ihtiyacımız var. İnşallah bu seçimler bu dönemin açılış kapısı olacaktır. İnşallah Milli Görüş’ün iktidarında Adil Düzen programlarının uygulanmasına vesile olacaktır.
Ortak Değerlerimiz!
Yaratılışta insanı insana kardeş ve yakın kılan önemi unmdeler vardır..
Bunlar;
Adalet, Vicdan, Akıl, Merhamet, Sevgi,Vicdan, Genel Ahlak, Müspet İlim’dir.
Bununla birlikte;Vatan, Bayrak, komşuluk, Milli birliktelik gibi insanı İnsana bir adım daha yaklaştıran bağlar da vardır…
Yine bunun yanında, Aynı İmana sahip bir din birlikteliği de varsa, artık etle tırnak gibi temel doğru ve kuralları esas alarak, ortak bir şuur etrafında hakaret edip insanlığa rahmet olacak Adil bir Düzeni kurmak akıl ve vicdan sahiplerinin üzerine büyük bir görevdir…
Milli Görüş hareketi, Prof Erbakan Hocamızın liderliği sürecinde bu temel esaslarla, ülkenın farklı bütün kesimleri ile ortak bir zemin imkanı yakalamış ve her biriyle de çalışma olanağı bulmuştur..
Demirel ile Koalisyon
Ecevit ile koalisyon
Türkeş ile hem koalisyon hem ittifak
Çiller ile koalisyon…
Ve bu birlikteliklerle Türkiye Cumhuriyeti tarihinde emsalsiz hizmetler ve devrimler de yapılmıştır…
İşte şimdi aynı ruh ve imanla, aynı heyecan ve şuurla, ülkenın akıl, vicdan ve sorumluluk sahibi kesimlerini en temel değerler etrafında toplayacak bir şuuru Milli Çözüm ortaya koymaktadır…
TEBRİKLER DENİZ ESKİCİGİL
[b]TEBRİKLER DENİZ ESKİCİGİL
Seçim sonuçlarıyla ilgili olasılıkları, kuşkuları ve siyasi tıkanıklıkları, Ahmet Akgül Üstadımız aynen ve birkaç sefer bizlere aktarmıştı. İlginiz ve öngörüleriniz için teşekkür ve tebriklerimi sunarım.
SP’nin tek başına ve kendi asli program ve propagandalarıyla seçimlere katılması da, hem bizim defalarca yazdığımız arzularımızdır, hem de en hayırlı sonuçlar alınacaktır. Ancak maalesef yönetici kadrolar, sanki SP’yi ve Erbakan’ın Milli Görüş düşüncesini tarihe gömmek istiyorlarmış gibi bir talihsiz tavır içinde bocalamaktadır. Milli Çözüm’ün bu konularla ilgili yazıları ve yayınları incelenirse, gerçekler daha iyi anlaşılacaktır.
Selam ve saygılarımla. Ufuk EFE[/b]
ırak meclisine tebrik
“Filistin topraklarını işgal eden Siyonistlerle ilişkileri normalleştirmeye yönelik her türlü girişim kabul edilemez bir yaklaşımdır ve işgalci Siyonistlerle diplomatik, siyasi, askeri, ekonomik, kültürel veya diğer her türlü ilişki kurulması yasaktır” Irak parlamentosunda alınan bu kararı canı yürekten tebrik ediyorum destekliyorum Ah keşke böyle bir karar bizim Türkiye’mizin meclisinden de alınsa diye dua ediyorum
dolaylı hizmet
CHP’li gözüken köşe yazarlarından Cüneyt Özdemir,Soner Yalçın,Fatih Altaylı gibi sözde aydınların CHP’ye destek veriyormuş gibi konuşmaları yani millet ittifakının adayının Kılıçdaroğlu’nun olmaması gerektiği gibi teklifleri ustaca bir yol ile sezdirmeden Tayyip Erdoğan’a yaradığı tespitine %100 katılıyorum Üstat Ahmet Akgül bu tespiti ile bu yazarların nasıl Siyonizme hizmet ettiğini çok güzel ispat ediyor
ÇÖZÜM, MİLLİ ÇÖZÜM’DEDİR!
[b]Demokratur Tiyatrosunda İnkârcılar ve İstismarcılar![/b]
Demokratur Tiyatrosu; inkârcılarla istismarcılar arasında seçim yapılması. İster inkârcıları seç, ister istismarcıkları seç, sonuçta Siyonizm kazanmaktadır.
Demokratur tiyatrosunda seçim, Siyonizm’e inkârcıların mı yoksa istismarcıların mı daha iyi hizmet edecek edeceğinin belirlenmesidir.
[b]Demokratur Tiyatrosunda İnkârcılara ve İstismarcılara Yamanmaya Çalışanlar![/b]
Erbakan Hocamızın D-8 ve Adil düzen gibi manevi mirasını terk edip, sadece maddi mirasına konmaya çalışan arsız ve ayarsız takımı Demokratur tiyatrosunda rol almaya başlamış, bir kısmı istismarcıların desteklenmesi gerektiğini, bir kısmı ise istismarcılara karşı inkârcılarla işbirliği yapılması gerektiğini söylemektedir.
Demokratur tiyatrosundaki bir kısım figüranlar; inkârcıların inkârlarını gösterip, ülke çıkarlarımıza ve Milli onurumuza aykırı, bütün tutarsız tavırlarına ve kahramanlık kılıflı taviz kar tutumlarına rağmen milleti istismarcılara razı etmeye çalışmaktadır.
Demokratur tiyatrosunda diğer bir kısım figüranlar ise; istismarcıların istismarlarını gösterip milleti inkârcılarla işbirliğine razı etmeye çalışmaktadır.
Anlaşılan Siyonistler, istismarcıların Siyonizm’e daha önce Siyonizm’e yapmış oldukları hizmetlerden çok memnun kalmış olmalılar ki, seçimlerde istismarcıların kazanmasını istemekte ve istismarcıların inkârcılardan daha iyi Siyonizm’e hizmetkârlık yapacağını düşünmektedir. Bu nedenle bir kısım inkârcılar bilerek ve isteyerek, istismarcıların kazanması için ellerinden geleni yapmaktadırlar.
Çözüm, Milli Çözüm’dedir.
Milli Çözüm; “ne inkârcılar, ne de istismarcılar” diyerek, Erbakan’ın Tarihi Projelerine sahip çıkmaktan başka çare kalmadığını” hatırlatarak bu sinsi ve Siyonist oyunu bozmaktadır.
HODRİ MEYDAN
Gerçekten de iyice allak bullak olan siyaset arenasında puslu havada av yapan ,yangından mal kaçıran bir algı ile tüm siyasetciler yol almakta…Fakat vatana ,millete hizmet için samimi bir yol izleyen insanlar ne de az kalmış ülkemde üzülerek görmekteyiz…
Zalim batının siyasrti izlenmekte ülkemde…Irak çok istikrarlı bir durum sergiledi takdire şayan olarak…Bizim İsrail hayranları da katillerin mezarına çicek bırakarak siyaset yapmaktalar…
Evet haydi hodri meydan!!Ülkesini seven itrail ile normalleşmeyi suç saysında görelim ve alkışlayalım…Nerde sizin yularınız nereye bağlı hep çıkıyor meydana..
Adil olan Rabbimiz bu münafıklığın karşılığını mutlaka verecektir…Amenna ve Saddakna
Başka çare yok. Mesele çok basit, getirip anahtarları Milli Çözüm’e teslim edeceksiniz
“Bu iktidar döneminde elbette bazı hayırlı ve yararlı icraatlar da yapılmıştı! Ancak günah-sevap ölçeğine, önem ve öncelik derecesine göre Kur’an terazisinde tarttığımızda talan ve tahribatlarının binlerce kat fazla olduğu ortaya çıkmaktaydı!..İman ve insaf ehli yanıtlasın…
AKP iktidarının başörtüsünü serbest bırakması mı daha sevaptır… Yoksa evli kadınların zina yapmalarını suç olmaktan ve ceza almaktan çıkarması… Ve eşcinselliği meşrulaştıran 6284 sayılı kanunu yapıp yürürlüğe koymaları mı daha ağır günahtır?!..”
Akp’nin istismarının ve AKP’den nemalanmak için AKP’nin melanetlerine keramet uyduranların panzehiridir bu muhteşem makale.
Feto’nun ve sayısız munafığın İslam kılıflı sinsi girişimlerini ve hizmet ettiği gerçek mercii nasıl ki Milli Çözüm den başka tam manasıyla deşifre edip cesaretle mücadele eden ve milletimize duyuran olmadıysa…
Bugün AKP şeytanlığının karşısında, Milli Cözüm duruşunda başka bir duruşun hiç olacağı aşikar.
Ve yine “Üstad Ahmet Akgül Hocamızla ancak ülkemiz, Erdoğan’ın tahribatlardan kurtulabilir” gerçeğini de itiraf etmek gerekir İnsanlığın yaşadığı kaos, zulüm, adaletsizlik, ahlaksızlık nasıl bertaraf edilip yerine Adil Bir Nizamın kurulacağını Üstadımız “Tek Milli Çözüm: Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya ” kitabında ayrıntılı bir şekilde izah etmişlerdir.
Gerçekler güneş gibi gözümüzü kamaştırdığından mı hakikatleri görememiş gibi davranıyoruz.
Yoksa Milli Çözüm iktidarını (Hz. Nuh’un tufanı gibi) zahiren ihtimal dışı gördüğümüzde mi -Haklı çağrısına- taraf olamıyoruz.
İhtimal görünse iktidara, bundan dolayı taraf olmanın Allah (CC) katında kıymeti nedir?
Deniz Eskicigil’e Cevaben
Sayın Deniz Eskicigil,
Yorumunuzda
“…Milli Görüşçüler yani Saadet partililer neden kendileri kazanacak bir zemin üzerinde siyaset yapmayı kabul etmezler de, ille de muhalefet kanadıyla aynı kulvarda bulnmayı daha olması gereken gibi görürler…”
Söylediğiniz Saadet Partisi’nin mevcut başkanının tamamen YANLIŞINDAN ve SAMİMİYETSİZLİĞİNDEN ibaret.. Milli Görüşçüler olarak zaten böyle bir politika istemiyoruz ki. Sizlerden çok asıl biz tepkiliyiz kendi davamız olduğu için. Saygılarımla.
BOP PROJESİNİN SON AŞAMASI!
Erbakan Hocamızın Halkına Öğrettiği;
Haim Nahum Doktrini son aşamaya gelmiş bulunmaktaydı…
Yüz yılı aşkın süredir uygulanan bu planın en sadık uşaklarını İsrail lobisinin desteklemesi gayet normal…
Zira Sağcısından- solcusuna, Masonundan – Din Düşmanına kadar bir çok iktidarın yularını elinde bulunduran siyonistler, son yirmi yılda aldığı verimi kimseden alamadı…
Her seçim öncesi olduğu gibi iktidarın kahramanlık projeleri ve muhalefetin AKP’yi ayakta tutma oyunları devam ediyor.
Hocaya sadakatsızlığın, vefasızlığın bedelini ülke olarak ödüyoruz maalesef.
Tuzak kuranların ve Plan yapanların en hayırlısı Allah’tır. İnşallah çok yakın zamanda Adil Düzen Devrimini görmek, çalışmak ve yaşamak bizlere nasip olur…
Çok çelişki var
Akp ne kadar artık zarar veriyorsa, muhalefette o kadar zarar veriyor. Yani Erdoğan gitsin yerine Abdulhamit Han’a hakaret eden zihniyet gelsin bakış açısında olan kim olursa olsun yanlış bir bakış açısı olur. Yani 6’lı masa ile Cumhur arasında ne fark var? Biri din adına toplumu aldatıyor, diğeri değerlerimize saldırarak işini yürütmeye çalışıyor. Gerçek vatan evlatları bu durumda her iki taraftanda olamaz. Şehitlerin geldiği şu günlerde ne Cumhurun koltuğunu koruması nede salyasını inananlara akıtan hainlerin iktidar hevesine su taşıyıp oyuncak olamayız.
Galiba Seçimler Zamanında Yapılacak Gibi
Bizde sizler gibi erken seçim ve artık sistem değişikliği istiyoruz. Fakat herzaman beklentiler gerçekleşmiyor işte. Anlaşılan o ki seçimler zamanında olacak gibi. Yazınızda sanki erken seçim var ve muhalefet atılım yaparak seçimi lehine çevirebilir gibi bir izlenim var. Ama hayret ettiğim şu. Milli Görüşçüler yani Saadet partililer neden kendileri kazanacak bir zemin üzerinde siyaset yapmayı kabul etmezler de, ille de muhalefet kanadıyla aynı kulvarda bulnmayı daha olması gereken gibi görürler. Bu seçimlerde Erdoğan devlet gücünü kullanarak tekrar başkanlığı kazanabilse bile meclis çoğunluğu, İstanbul ve Ankara belediyelerinde olduğu gibi muhalefette olabilir. Bu durumdada sistemsel bir tıkanma meydana gelir. Yani Türkiyeyi her bakımdan zor ve sıkıntılı günler bekliyor. Ama en vahim olanı ise şudur. Hala daha Türkiyede elle tutulur, gözle görülür, toplumun umudu olacak sürükleyici bir muhalefet ve liderin olmayışı ülke adına büyük kayıp maalesef..