Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1306
mod_vvisit_counterDün4907
mod_vvisit_counterBu Hafta17988
mod_vvisit_counterGeçen hafta31377
mod_vvisit_counterBu Ay72097
mod_vvisit_counterGeçen Ay110938
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar14042824

IP'niz: 3.85.245.126
Bugün: 17 Eki 2019

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11058551

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
feto2
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 

BUĞRA YAYINCILIK

Tel-Faks:

0212 516 52 62

 

Reklam

PAPA, KÜFÜR VE ZULÜM MEDENİYETİNİN MÜMESSİLİDİR.

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Diyalogcu Bakan'dan hiç tepki yok!...

Papa'nın küstah açıklamalarının ardından haftalar geçmesine rağmen Diyanet İşleri'nden Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın'dan tek satırlık bir açıklama bile gelmedi. Nedense tıs çıkmadı.


Almanya ziyaretinde yaptığı bir konuşmada "Bana Hz. Muhammed'in ne yenilik getirdiğini gösterin. Sadece şeytani ve İnsanlık dışı şeyler bulursunuz. Dinini kılıçla yayma emri vermek gibi" ifadelerini kullanan Papa 16. Benediktus'a tepkiler gelmeye devam ediyor. İran, Endonezya, Malezya ve Mısır başta olmak üzere tüm islam dünyasından Papa'ya "özür dile" çağrısı yükseldi. Türkiye'deki birçok sivil toplum kuruluşu ve siyasi parti temsilcisi de Papa'nın açıklamalarının küstahlık olduğunu dile getirerek İslam dünyasının incitildiği yönünde açıklamalarda bulundu. Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu ise "ne şiş, ne kebap" tavrı takınırken, Papa'nın Türkiye ziyaretinin iptal edilmeyeceğinin açıklanması kafaları karıştırdı.

Diyalogcular Nerede?

Ancak konunun resmi muhatabı ve yıl­lardır sürdürülen "diyalog" faaliyetlerinin önde gelen isimlerinden biri olan Diyanet İşleri'nden Sorumlu Devlet Bakanı Prof. Dr Mehmet Aydın'dan konuyla ilgili tek satırlık bir açıklama gelmedi. Abant'ta düzenlenen "diyalog toplantıları" ve "İbrahimi dinler" masallarının önde gelen savunucularından biri olan Bakan Aydın'ın, aradan geçen 5 güne rağmen açıklama yapmaması" Ay­dın'ın hayal kırıklığına uğradığı yorumlarına neden oldu. Şimdi tüm Türkiye "diyalog" masallarının ateşli savunucusu olan Devlet Bakanı Mehmet Aydın'ın konuyla ilgili nasıl bir açıklama yapacağını merak ediyor.

Özür Dilemedi

İslam dini ve peygamberimiz Hz.Muhammed (SAV) hakkın­daki küstah açıklamalarıyla İs­lam dünyasını ayağa kaldıran Papa 16. Benediktus, itinayla müslümanlardan özür dilemek­ten kaçınıyor. Vatikan'dan yapılan açıklamada, Papa'nın Al­manya ziyareti sırasında yaptığı bir konuşmada Müslümanları rencide eden sözlerinden dolayı "son derece üzgün" olduğu belir­tildi ama özür dilenmedi.

AB'den Papaya destek

Avrupa Birliği (AB) Ko­misyonu Başkan Yardımcısı Francö Frattini, Papa'ya destek verdi. İtalyan haber ajansı ANSA'nın haberine göre Frattini, "Papa'yı yalnız bırakmamak lazım. Papa'nın sözleri Avrupa değerleriyle uyum içindedir" dedi. Frat­tini, Papa'nın sözlerinin çar­pıtıldığını ileri sürerek, şöyle konuştu: "Benimsediğimiz evrensel değerler, Avrupa'mızın değerleri, Papa'nın söyledikleriyle tümüyle uyum içindedir. Artık Tanrı adına hiçbir kılıç kaldırılamaz." Tepkiler karşısında Papa'nın kendi kaderine terk edilmemesi gerektiğini söyleyen Francö Frattini, "Papa'yı yalnız bırakmamak son derece önemlidir. Bunu, inanan bir insan olarak söylemiyorum" diye konuştu.

Erdoğan: Biz diyaloğa devam ederiz.

Başbakan Erdoğan Papa'nın açıklamalarına değerlendirerek, "Papa bir din adamı gibi değil, siyasetçi gibi konuşmuş" dedi. İstanbul'da gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, şunları söyledi: "Dünyada dinler arası diyalogun başlatıldığı böyle bir dönemde, İslam dinine yapılan değerlendirme, talihsizlik­tir. Temenni ederiz ki, yapmış olduğu yanlışı süratle düzeltir ve dinler arası diyalogun gelişmesi noktasında oraya bir gölge düşürmemiş olur. Zira kişilerin bu tür açıklamaları bizimki bu yoldaki-kararlılığımızı değiştirmeyecektir."


 

Papa'ya Hakaret Hediyesi:

Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, Vakıflar Yasa Tasarısı için "Tasarı Sevr kokuyor. Fener Rum Patriği Bartholomeos'un bile Vakıflar Genel Müdürlüğü Meclisine seçilmesinin yolu açılı­yor" değerlendirmesinde bulundu.

ATO'dan Cumhurbaşkanı Sezer'e sunulan raporda, Vakıflar Yasa Tasarısıyla ilgili eleştiri ve endişeler 37 maddede toplandı. Tasarı ile Heybeliada Ruhban Oku­lunun önündeki tüm engellerin kaldırıldığı belirtildi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde tazminat dava­larının gündeme gelebileceği vurgulandı.

Sınırsız gayrimenkul satın alabilecekler


Raporda, şu değerlendirmelere yer verildi: "Yabancılara Vakıf kurma ve yönetme hakkı ta­nınıyor. Cemaat Vakıflarının yöneticileri de yabancı olabilecek. Bu ise cemaati kalmamış bazı cemaat va­kıflarının yurt dışından gelecek olan gayrimüslim ya­bancılarca yönetilmesini gündeme getirecek, hatta ba­zı vakıfların tekrar canlandırılması anlamına gelecek. Yabancıların Türkiye'de kurduğu vakıflar, kendi içinde örgütlenebilecek. Yabancı vakıflar, Türk va­kıflarıyla aynı statüye sahip olacak. Yabancılar, vakıf üzerinden hareketle, vakfın anayasal haklarının kulla­nımında ciddi bir inisiyatifi ele geçirmiş olacak. Ya­bancıların ülkemizde kuracakları vakıfların ülkemiz­deki faaliyetleri ulusal güvenlik sorununu da beraberinde getirecek. Yabancı vakıflar sınırsız gayri­menkul satın alabilecek.


Tasarı, Anayasaya aykırı­lık içeriyor. Karşılıklılık şartı aranmaksızın yabancı uyruklu kişilerin kuracakları vakıflara Türkiye'de ta­şınmaz mal edinme hakkını tanımak, kamu yararı, ül­ke güvenliği ile toprak-ülke unsuru bakımından, dev­letin bölünmez bütünlüğünü tehlikeye düşürecek bir husustur. Vakıfların uluslararası ilişkilerinde her türlü sınırlama kaldırılıyor. Tasarıda öngörülen öz­gürlükler derneklere bile tanınmamıştır. Tasarıyla, önemli ulusal direnç odakları devre dışı bırakılmaya çalışılıyor. Vakıflar Meclisi üye sayısı 17'ye çıkarı­lıyor. Cemaat vakıfları ve yabancılar, Vakıflar Genel Müdürlüğünün yönetimine ortak oluyor. Buna göre Fener Rum Patriği Bartholomeos'un bile Vakıflar Genel Müdürlüğü yönetimine seçil­mesinin yolu açılıyor. Heybeli Ada Ruhban Okulu­nun önündeki tüm engeller kaldırılıyor. Bu bakımdan Ruhban Okulunun da Cemaat Vakfının Kuracağı bir Üniversite aracılığıyla yeniden açılması gündeme gele­cektir. Vakıflar Meclisi siyasal iktidarın güdümü­ne giriyor. Tasarı, Anayasa'da belirtilen idarenin bü­tünlüğü ilkesine aykırılık içeri­yor. Avrupa Birliği ülkelerin­de tanınan azınlık haklarının üzerinde haklar veriliyor. Ce­maat vakıflarına tarihte ilk defa akar nevinde taşınmaz elde etme hakkı tanınmıştır. Tasarı, Lozan ve Anayasa hü­kümlerine aykırıdır. Cemaat vakıflarına verilmesi öngörülen taşınmazların sayısı ve niteliği bilinmemek­tedir. Atatürk Döneminde Cemaat Vakıflarınca verilen beyannameler esas alınmamaktadır. Va­siyet edilmiş veya bağışlanmış olup da halen bağışla­yan veya vasiyet edenler adına kayıtlı taşınmazlar için getirilen yasal düzenleme uygulamada hukuki sorun­lara sebep olacak mahiyettedir. Avrupa İnsan Hak­ları Mahkemesinde tazminat davaları gündeme gelecek. Cemaat vakıflarının hukuki statüsü ile ilgili düzenlemeler: Cemaat Vakıfları tasarısının yasalaşma­sından sonra tıpkı yeni vakıflarda olduğu gibi şubeler, temsilcilikler, iktisadi işletmeler, şirketler kurabile­cekleri gibi, kurulu bulunan şirketlere iştirak şeklinde ortak da olabilecekler. Bu şekilde bu vakıfların tama­mıyla güçlenmelerinin önünde hiçbir engel kalmaya­cak. Cemaat vakıflarına vergi muafiyeti tanına­bilir. Yunanistan'daki Türk azınlığa ait vakıflar tasfi­ye edilmektedir. Kıbrıs'taki Türk vakıfları unutul­maktadır. Yunanistan ve Kıbrıs'taki Osmanlı Vakıf­larının hakları aranmamaktadır."


 

PAPA 17'nci Gavur, Sadece Görevini Yapıyor!..

Küfür, duruşunu, Müslümanların kendi Rasülleri'ne olan yakınlıklarına ve bu yakınlık çerçevesinde küffara yönelttikleri düşmanlık katsayısına göre ayarlamaktadır. Mü'minler, Allah'ın Son Elçisi'ne fikren ve zevken ne kadar yakınlarsa o oranda gavurluğa uzaklıkları/yakınlıkları değişkenlik kazanır. Allah Rasülü'nü ne kadar tanıyorsanız küfrü de o kadar netlikte tanıma fırsatını yakalamışsınız demektir. İman, insan bünyesinde ne kadar yakın halde yerleşik bir konum elde etmişse, küfür, bu bünyede o kadar alçalmış demektir. Çünkü iman, küfrü; küfür, imanı eritir.

"İman nedir?" sorusu aynı anda "Allah Rasülü kimdir?" sorusuyla eşdeğer bir anlama sahiptir. Çünkü imanın ne olduğunu bilmemiz o imanı getiren ve gösteren (tatbik eden) Zat'ın hayatı olmadan anlaşılabilecek birşey değildir. Kur'an bize "iman şudur..." dediği zaman neyin murad edildiğini bilmemiz için o imanın yeryüzünde kâmil olarak insanlara görünebilmesi gerekir. Bu da imanı somut planda gösterebilecek, Allah'ın tarifini ilk elden uygulaması gereken Kur'an'a direk muhatab bir Zat'ın hayatın tüm katmanlarında insanlara hayatî süre boyunca görünmesi ile mümkündür. Aksi halde iman, soyut kavram düzeyinde kalır ki, "iman nedir?" sorusu her nefse göre değişen anlamsızlık çukuruna batmış bir cevaplar kaosu içinde, gerçek cevabının dünyadan çekildiği tanımsızlık yokluğu içine gömülür gider.

Kaldı ki, "küfür nedir?" sorusu bile cevabını bulamaz, böylece doğru-yanlış farkı ortadan kalkar ve insanın insan olmasını sağlayan iradesinin kendisine ispat sahası olarak seçtiği "ayrım zemini" diye bir şeyin varlığından da söz edilemez. Seçme hürriyeti iptal olur ve hayatın devamı için gerekli olan tercih idraki yok olur. Akıl kendini iptal eder. Bu da, insanın ortadan kalkması demektir. İnsan insanlık sahasından çekilince, tesiri altında tuttuğu tüm kainat da kendini farketmeyi sağlattığı insani idrak alanından çekilir, daha doğrusu ortada insan kalmadığı için insandan kaçar ve tam bir şuursuzluk girdabı içinde cansızlaşır ve yok olur. Kısacası, insanla beraber tüm varlık, yokluk zulmeti içinde, ruhunun kendisini terkettiği bir ceset gibi varlığını kaybedip gider.

Allah Rasülü, bütün varlığın, varolma şuurunun Nebevi potada eridiği bir toplamdır. Toplam dediysek, varlığın yaratılış sürecinin başladığı ve bu sürecin her bir varlık için fena bulduğu anda tekrar geriye dönüş (ileyhi raciun) aşamasında O'nun nur (mana)'unda "vahdet"e ulaştığı bir "nokta öz"den bahsetmiş oluyoruz. Adem'de ilk toplanışını gerçekleştiren ve İlk İnsan'ın idrakine daha çok soyut (latif) bir içkinlikle kendini sunan Esma-i Hüsnâ (ilahi isimler), Son İnsan (hatem)'da bilinirlik (bunda ilk olarak Allah'ın bilmesini kasdediyoruz) alanına taayyün (ayn'ılaşma) ünü kemal derecesinde bir tamlıkla gerçekleştirmiştir. İlk Nebi ile Son Nebi arasında gelen tüm nebiler, ferdi ve ictimai planda her bir ismin ayrı ayrı mana-madde dengesi kuruluncaya kadar manadan maddeye indirilişinin birer ahsen-i takvim misalleri olagelmişlerdir. Yani, Adem'de eksik kalanın Allah Rasülü'nde tamama erdirilmesi için varoluşlarını gerçekleştirmişlerdir, nebiler.

Şimdi, Allah'ın, teklif ettiği anda tüm varlığın taşımaktan sakındıkları emanet (Allah'ın isimlerinin kâmil anlamda bilincine sahip olma yükümlülüğü)'i topyekün kabul eden insandan muradının Allah'ın Son Elçisi olduğu açık bir şekilde görülmüyor mu? Onlar, Hakk'ın isimlerine halife olamayacaklarının bilincindeydiler. O'na halife olabilecek bir Zat'ın beşeriyetin en üst noktasında olması gerekirdi. Şu halde Allah'ın halifesi tek'tir. Diğer insanlar ise emaneten taşıyabildikleri şuur payları nisbetinde Hatem-i Enbiya'nın halifeleridir. Bütün bir varlığın sırtına, birden yüklense, ağırlığından ötürü altından kalkamayacağı emaneti tek başına yüklenebilecek ferdi bir bünyeye sahip olan "Varlığın Nur"unun alay konusu edilmesi ve O'na hakaret edilmesi karşısında O'na iman ettiklerini iddia eden Müslümanların tavrı ne kadar da karikatürize edilmeye müsait bir duruştur. Bu tür hadiseleri duyar duymaz kim hangi hal üzerinde bulunuyorsa o hal üzerinde donup kalması gerekirken, "iş karşı çıkmak olsun" tarzında güya bir özür dileme isteği ifadesi, Müslümanların, kimin kiminle alay ettiğinin ne kadar farkında olduklarının acı bir göstergesidir.


 

Birisi sizin namusunuza gözünüzün önünde tecavüz girişiminde bulunacak ve siz kalkıp bu tecavüzünden dolayı bu kişiden özür dilemesini isteyeceksiniz. Bu, nasıl bir iştir? Küffarın yaptığı ise bundan daha feci olarak, bütün bir kainatın namusuna tecavüz girişiminde bulunmak değil midir? Bunu yapanların ve yapanlara zımnen ya da açıktan alkış tutanların varlığına son verecek güce mâlik değilseniz, en azından kendi varlığınıza son vermeyi bilmelisiniz. Yani ruhen son vermeyi... Yani sükut denizine dalıp bir süre karaya çıkmamayı becerebilmek... Bu da imanın en zayıf mertebesi olsa gerek. Biz Müslümanlar bu mertebeyi korumayı dahi başaramıyoruz. Protesto kültüründen bahseden kim? Bu trajedilerin fikir özgürlüğüne girip girmediğini tartışan "müslüman kılıklı" ortada dolaşanların insanlık mefhumu çerçevesindeki konumlarını hesap etmeye bile gerek yok.

Gücümüz olsaydı küffar, zaten böyle şeyleri alenen gerçekleştirme imkanına sahip olamayacaktı. İmkan buldu, şu halde kendimiz öncelikle zayıflığımızın -ki iman zayıflığı Allah Rasülü'nü tanımama azciyetinden ileri gelir- farkına varıp küffarın egemenlik alanı haline gelen toprak parçasının üzerinde çırpınıp duracağımıza, sükût deryasında zihni kuvvet toplamaya bakmalıyız. Öyle bir fikri kuvvet toplamalıyız ki, karaya çıkıp küffarın karşısına geçtiğimiz zaman, küffar hiç beklemedikleri bir imanla karşı karşıya kaldığının farkına varmalıdır."[1]

Diyalog sürecinde yeni bir dönemeç

"Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunu­yoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en müte­vazı yardımlarımızı sunmak için size geldik. (...) Ye­ni fikirlerimiz varmış iddiasında bulunmuyoruz. Yi­ne müsamahanıza sığınarak, bu misyonun hedeflerine yakından hizmet etmek için üstlenmek istediği­miz birkaç teklifte bulunmayı arzu ediyoruz."[2]

Müslüman kimlikli diyalogcunun düşünce ve ruh hali yaklaşık olarak şöyledir:

Medeniyetler ittifakı ve dinlerarası diyalog safsataları ile gavurlara yağ çekmek, şirin gözükmek ve Papa'nın elini ayağını öptükten sonra diyalogcu, savunmacı (apolojik) bir retorikle söze şöyle başlar:

"Efendim, aslında İslam'da cihat yoktur, İslam'da kadın alabildiğine özgürdür, o mutlaka çalışmak zorundadır. Hz. Muhammed sevgi peygamberidir, onun cihat ve gaza ile bir alakası yoktur, yaptığı savaşlar konjonktüreldir. Dinin esası sadece ahlaktır. Ahlak ise kadim, ezeli ve ebedi ilkeler getirmez, zaman ve mekana göre değişebilir. Değerlerin rölativitesi (görecelilik, izafiyet) vardır. Bundan dolayı onaylamasak da homoseksüellik ve lezbiyenlik, çoğulculuk adına hoş görülebilir. Dini bir endişeden yola çıkarak zina ve benzeri şeyleri cezalandırmak çağdaşlığa aykırıdır. İslam siyasete müdahale etmez, siyasetle uğraşan Müslümanlar İslam'ı gerçekte anlayamamışlardır. Siyaset Müslüman'ın, Türk'ün işi değildir. O sahada ABD ve İsrail lobilerinin yönlendirdiği dalkavuk ve kişiliksiz ağabeylerimiz yetkindir. Biz onlar ne derse onu yaparız.

Başörtüsü bir teferruattır, biz hepimiz Bizans'ın çocuklarıyız. Bunun için İstanbul İslam ve Türk kimlikli bir şehir değildir. O kültürlerin başkentidir. İstanbul'da Vatikan benzeri bir Ortodoks yapılanma bizi fazla rahatsız etmez. Biliyorsunuz, biz dinsel çoğulculuğu savunuyoruz. İslam tek hak din değildir.

Esasında Hizbullah gibi örgütlerin İslam ve Müslümanlarla bir ilişkisi kurulamaz, İsrail gerçekte savunma hakkını kullanmaktadır, Biz Filistinli çocuklardan çok, Yahudi çocukları için gözyaşı döküyoruz, Müslümanlar vatan ve namusları çiğnense bile silah kullanmamalıdır. Çünkü İslam barış dinidir. Hıristiyanlarla, Yahudiler ve Müslümanlar kardeştir, Kuran'ın şiddetle Yahudileri ve Hıristiyanların ilahiyat anlayışlarını eleştirmesi tarihseldir. O günün sosyo-politik koşullarını yansıtır. Yani günümüzde geçerlilikleri yoktur. Çünkü günümüzün Hıristiyan ve Yahudileri, İslam ve Peygamberini severler. Onlar son derce insancıl, demokrat, ve şefkatlidirler. Onların şefkatlerini ve insanlığını Bosna, Çeçenistan, Somali, Afganistan, Irak, Filistin ve Lübnan'da yakinen gördük!

İçerimizdeki yobaz Müslümanların ve siyasal islamın panzehiri biziz. Biz sizin gerçek müttefikiniz ve dostunuz. Bizim Batı'nın çürümüş ırkçı ve kuvveti içselleştiren medeniyetine karşı herhangi bir itirazımız olamaz, Türklükle Müslümanlık ayrı ayrı şeylerdir, Türkiye'de sadece Müslümanlar ve Türkler yoktur, burası bir mozaiktir. Biz buranın gerçek sahipleri olduğumuzu artık iddia etmiyoruz. Bundan müsterih olun. Burası sizin de hararetle vurguladığınız gibi apostolik (havarisel) topraklardır. Gerçek Türkler daha çok seküler, modern ve çağdaştır. Kendilerini var kılan gelenekle, tarihlerinden, fetih kültüründen artık ilintilerini kesmişlerdir. Bundan dolayı bizden korkmanıza gerek yoktur. Türkiye'yi dincilerin ve devrimcilerin elinden ancak bizim İslam anlayışımız (ılımlı İslam, yani Amerikancı İslam) kurtarabilir. Bize destek verin. Bizim İslam anlayışımız tamamen seküler ve göstermeliktir. Elin Arap'ı, Filistinlisi, Pakistan ve Endonezyalısı bizi ilgilendirmez. Biz daha çok Fransız, Amerikan, İngiliz, Alman ve Yahudi hayranıyız. Artık biz dedelerimiz gibi size gavur da demiyoruz. Lütfen bizi anlayın vs."

İşte kelimenin tam manasıyla Kuran'ı ve onun peygamberini merkeze almayan, Vatikan'ın misyonuna tabi olan diyalogcunun ruh hali ve içinde bulunduğu düşünsel zemin bundan başka bir şey değildir.

Bundan dolayı Kilise, emperyal odaklar ve onların içimizdeki temsilcilerinin realize ettiği diyalog platformlarından özellikle Müslümanlar adına hiçbir hayır çıkmaz vesselam.[3]




 


[1]

Sait Mermer

[2]

Ebubekir Sifil

[3]

Milli Gazete  / 26.08.2006 / Dr. Lütfü Özşahin

Bu yazarin diger makaleleri

KUR'ANDA HZ. MUSA İLE HIZIR HİKÂYESİ
  Kehf Suresi 60-82. ayetleri) 60=Hani, bir vakitler Hz. Musa...
Devami
Atatürk’ün de Hayran Kaldığı Peygamberimizin Savaş Taktikleri: UHUD SAVAŞI VE İBRETLİ SONUÇLARI
İstanbul’dan işadamı Yalçın Gözübüyük kardeşimiz telefonla şu rüyasını aktarmıştı: (31.08.2012) Rüyamda...
Devami
KURTULUŞ “ÇOĞUNLUK”TA DEĞİL DOĞRULARDADIR Doğrunun kaynağı ise halk değil, Haktır
  Peşinen söyleyeyim; Türkiye artık “erken seçimle”, “Geçici hükümetle” ve “samimi...
Devami
KİŞİLİK BOZUKLUĞU VE HAYÂSIZLIK
  Hayâ imandan gelir. Fuhuş ise, çirkin ve edepsiz söz...
Devami
“Ağaç Yaş İken Eğilip Şekil Verilir” ÇOCUK BEBEKLİKTEN EĞİTİLİR
  Çocukların girişimci, becerikli ve özgüvenli olmasını, çok hayırlı ve başarılı...
Devami
ESAM'IN TARİHİ TOPLANTISI: ÇAĞIN FATİHİ VE DÖNÜŞÜM PROJELERİ
  27 Mayıs 2006'da İstanbul Ali Sami Yen stadında muhteşem...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5289

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR