Get Adobe Flash player
Reklam

Atasözüdür: “KÖPEK KÖPEĞİ ISIRMAZ; KAHPE KAHPEYİ SUÇLAMAZ”MIŞ!..

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 54
ZayıfMükemmel 

Marazlı mantıklı bir şahıs 21 Temmuz, 14:39 facebook’ta Adnan Oktar şarlatanını şöyle aklamaya çalışmıştı: “Dünyanın göbek altında yaşayan yarısının imana ve İslam'a ilgisini çekmek için Adnan Oktar'ın üstlendiği misyonu Müslüman anlayamadı. Ama İsrail anladı ve bertaraf etmek için çivi koymayı başardı!”

Neymiş, Adnan Oktar'ın; çıplak ve ayarsız kadınlarla, ahlaksızların bile midesini bulandıran cıvıklıkları ve çarpıklıkları, meğer dünya nüfusunun yarısını oluşturan “göbek altı saplantılı” şehvet budalalarının, yani kedicik tipli ve tıynetli maymuncukların ve boynuzlu takımının imana ve İslam'a ilgilerini çekme kasıtlıymış!?... Öyle ise, bu kutsal(!) amaç uğruna kendi yakınlarını da şehvet cihadı yapan kediciklere katması lazımdı ve böyle bir fedakârlıktan asla kaçınılmamalıydı!.. Bunu da İsrail anlamış ve Oktar'a operasyon hazırlamış, ama hâlâ gafil ve cahil(!) Müslümanlar bu kutsal misyonun farkına bile varamamış(!) mış!?

Aynı şahıs, 14 Temmuz 2018 tarihli twitter mesajında: “Adnan Oktar ve grubunu peşinen suçlu addedip eli kelepçeli ite kaka gözaltına almak “kesin hüküm almadıkça herkes suçsuz sayılır” kuralıyla; taraftarı, seveni olan ünlü birine yapılarak bir kitlenin rencide edilmesi ise demokrasi ile bağdaşmaz.” buyurmuşlar ve Adnan Oktar’a yönelik operasyona karşı çıkmışlardı.

Ve yine 12 Temmuz 2018 tarihli twitterında bu şahıs: “İsrail; İsrail, Yahudilik, Siyonizm aleyhine yazılmış bugüne kadarki en sert, radikal, etkili kitapların yazarı Adnan Oktar'a yapılan operasyon nedeniyle hararetle sahip (ve ona destek) çıkıyor! "Celladına âşık" bir İsrail tablosu ile karşı karşıyayız.” yorumunu yapmışlardı. Yani İsrail Adnan Oktar şarlatanına sahip çıkıyormuş, ama yanlış yapıyormuş... Bunu da Siyonist şeytan anlamıyor diye, yerli Süfyan onlara hatırlatıyormuş!

Bu zavallı zırvacı, 20 Mayıs 2018 tarihli twitterda ise şunları yazmıştı: “19 Mayıs 1919'un; İstanbul'u işgal altında tutan İngilizlerin projesi olduğunu anlamayanlar ve bu yadsınamaz gerçekliği ortaya koyamayanlar tarihçi değil masalcıdır. Buna milli proje demek Napolyon Osmanlı sadrazamıydı demek kadar absürttür…. 19 Mayıs 1919'da Samsun'a; Rıdvan Hoca, Vehbi Çıkrıkçı, Hasan Basri Çantay, Sütçü İmam gibi İslam âlimlerinin başlattıkları Anadolu Direnişini -Başkent İstanbul'u işgal eden İngilizler adına- kontrol altına almak için muvazaalı bir çıkarma yapıldı ve başarıldı.” Yani; “Mustafa Kemal, İngilizlerin ve tabi Siyonist merkezlerin adamıydı. Osmanlı'yı ve İslam’ı yıkmakla görevli bir hıyanet erbabıydı...” demeye getiriyordu. İyi de Adnan Oktar şarlatanının Atatürk övgüleri ve yine Sn. Cumhurbaşkanı’nın Anıtkabir özel defterine döktükleri nasıl yorumlanacaktı? a) Ya, Sn. Erdoğan, Atatürk'le ilgili gerçeklerin, Milli Çözüm Dergisi’ndeki tespit ve tahlillerin doğru olduğunu anlamıştı. b) Veya, çok güçlü ve muktedir sanılması kof bir yanılgıydı, çünkü o hâlâ gizli ve kirli odaklara yaranmaya çalışmaktaydı. c) Ya da, gerçekte inanmadığı şeyleri savunarak riyakârlık yapmaktaydı!?

Ayrıca ve çok önemli bir ayrıntı olarak; Aziz Erbakan Hocamızın Mustafa Kemal’le ilgili çok açık beyanlarına ve samimi tavırlarına rağmen, hâlâ kalkıp Atatürk'e hıyanet damgası vurmak, Erbakan'dan intikam almak amaçlı mıydı? Yok, eğer Adnan Oktar’ın Atatürk’le ilgili iltifatçı (ama istismarcı) yaklaşımını; “Efendim o kesimi de imana ve İslam’a ısındırmak lazımdı!” diye yorumluyorsa peki o zaman kendisi niye Atatürk’le ilgili bu karalayıcı ve kışkırtıcı tavrında inatçı davranmaktaydı?

Çünkü Rahmetli Erbakan Hocamız, “Üçü dışarıdan, üçü de içeriden şu altı kişiyi ve bunların hıyanet girişimlerini çok iyi tanımadan, Osmanlı'nın yıkılış sebeplerini, sürecini ve Şanlı Kurtuluş Mücadelemizin önemini ve özelliğini anlamak imkânsızdır. Dışarıdaki 3 Siyonist Yahudi:

1- Emanuel Karasso,

2- Haim Nahum,

3- Theodor Herzl olmaktadır.

İçerideki hain işbirlikçileri ise: 1-Enver, 2-Talat, 3-Cemal Paşalardır.[1] buyurmuşlardı. Ve hiçbir sohbet ve seminerinde Mustafa Kemal’e yönelik bir sitemde bile bulunmamışlardı.

“Köpek köpeği ısırmaz; kahpe kahpeyi suçlamaz”mış!

“Önce şunu ifade etmemiz gerekiyor. Adnan Oktar ekibi bir devlet projesiydi ve milliydi. Ancak son zamanlarda Adnan Oktar'ın bazı konuşmalarının Harun Yahya kitaplarına ters düşmesi bizi "Acaba Yahudi buraya da mı sızdı?" düşüncesine itti… Adnan Oktar Grubuna yapılan operasyondan anlaşılan o ki; Yahudi, Saadet Partisi gibi içine sızıp bu yapıyı da ele geçirmiş. Oysa yayınları, Millî Görüş gibi Siyonizm ve masonluk karşıtı gerçeklerdi!

Yahudi asıllı olduğu bilinen Oktar Babuna İsrail'e gitmiş, Netanyahu ile görüşmüş Adnan Oktar'a selamını getirmişti. Sanırım Yahudi'nin gruba yerleştirdiklerinden biri de Oktar Babuna gibileriydi... Adnan Oktar Grubunda yaşanan bu organizasyon da Yahudi sızmasına maruz kalıp iğdiş edilmesi, çizgisinden ve amacından saptırılması girişimidir...

12 Eylül 1980 sonrası ANAP'ı, 28 Şubat 1997 sonrası AKP'yi destekleyen FETÖ; Ergenekon'un tasfiyesinde de iyi iş çıkardı. (Ama) CIA'nin kontrolüne girince; NATO 15 Temmuz'da kullandı. (Yani Fetullah Gülen, ANAP’ı ve Erdoğan'ı desteklerken hayırlıydı, bunlardan sonra CIA’nın kontrolüne alınmıştı!? Oysa bu yorumlar, merkeplerin bile güleceği kurgulardı. Çünkü FETÖ’nün CIA ve Vatikan'la ilişkileri ANAP'tan ve Erdoğan'dan çok önceye dayanmaktaydı. Bay çokbilmiş, bu asılsız iddialarla 15 Temmuz hıyanet kalkışmasından sonra bile, FETÖ'ye sahip çıkmasını haklı göstermeye çalışmaktaydı.)

Adnan Oktar Grubu da mı ele geçirildi?

Adnan Oktar ve grubu suç işlemiş midir? Bilmiyorum, bilemem. Harun Yahya Külliyatı ona mal edilmiştir. Şimdilerde söyledikleri ise ondan farklıdır! Bunu biliyorum. Adnan Oktar Grubuna yapılan operasyon FETÖ'ye yapılan gibi olmaz, olmamalıdır. (Ne o, FETÖ’ye haksızlık ve yanlışlık mı yapılmıştı ki böyle söylenmektedir?)

Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya'nın kültürel vizyonu Harun Yahya Külliyatını itibarsızlaştırmak asla olacak şey değildir… Yahudi'nin sızdığı Adnan Oktar Grubuna operasyon yapan aziz devletimiz; işgal ettiği Saadet Partisi'ni de Yahudi'ye bırakmamalıdır. Millî Görüş davası Siyonizm'in hizmetine terk edilmemelidir… Bu arada Adnan Oktar ve ekibine yapılan yargı soruşturmasından İsrail medyasının oldukça rahatsız olması ve destek atışları yapmaları da dikkatlerden kaçmıyor.”[2]

Şimdi en sondan başlayalım. Adnan Oktar’cılara yönelik operasyonlardan İsrail medyası bile oldukça rahatsızlık duyuyorsa, bu durumda sizin bu konudaki sıkıntınız ve kuşkularınız hangi damarınızın duygularını yansıtmaktaydı?

Kaldı ki, her konuda konuşmaya ve başarılı operasyonların kahramanlığına soyunmaya çok meraklı olduğu bilinen Sn. BAŞKAN’ın bu Adnan Oktar operasyonuyla ilgili suskunluklarını, bu şarlatan takımı nasıl yorumlayacaklardı? Bu suskunluktan hangi keramet ve hikmetleri çıkaracaklardı? Üstelik bu ne temelsiz ve çelişkili bir yaklaşımdı ki, bundan 10 gün sonra ise Adnan Oktar’a yönelik operasyonların İsrail tarafından tertiplendiğini yazmaktan utanmayacaktı.

        

ŞİİR

      

RENGİNİZ FARKLI, TİLKİNİZ AYNI!

      

Biri Atatürkçü, öteki karşı

Denginiz farklı ya, derdiniz aynı

Gayez alışveriş, bu âlem çarşı

Ahenginiz ayrı, çenginiz aynı…

        

Şuurun yitirmiş, onur mahrumu

Şerefin bitirmiş, gurur mahkûmu

Sanki geni bozuk, gâvur mahdumu

Tepkiniz farklı ya, dersiniz aynı…

        

Çirkef kamışıyla, şeker kamışlar

Bir midir domuzla, sütçü camışlar

Ey vicdan ayarı, tam çakşamışlar

Şevkiniz ayrı da, şirkiniz aynı…

        

Çok bilmiş cühela, uçkur yavşağı

Riyakâr sahtekâr, Süfyan uşağı

Dönerken çakıldız, bu son kavşağı

Şebekeniz farklı, sirkiniz aynı…

      

Haddiniz aşmanız, şımarmanız bir

Allah’tan gelecek, şamarınız bir

Kafanız davanız, damarınız bir

Keyfiniz farklı ya, kiriniz aynı…

        

Şarlatanla aynı, fıtrattasınız

Ucuz uyuz takım, fırsatçısınız

Fettanlık huyunuz, fesatçısınız

Cenginiz ayrı da, Cengiz’iz aynı!..

        

Hoca’ya hakaret, oldu sustunuz

O’na karşı gizli, kiniz kustunuz

Kahpe karakterli, haza puştsunuz

Mevkiniz farklı da, fikriniz aynı…

      

Zekâvet başkadır, hidayet başka

Akıbet başkadır, bidayet başka

Denaet başkadır, dirayet başka

Zevkiniz ayrı ya, zikriniz aynı…

      

Kuruntunuz gelir, Kur’an’dan önce

Nefsi kurgularız, Furkan’dan önce

İşiniz kaytarmak, Kurban’dan önce

Verginiz farklı ya, yerginiz aynı…

     

Milli Çözüm döker, ayarınızı

Şeytanlığa doğru, kayarınızı

Hem çözeriz bilgi, sayarınızı

Seviyeniz farklı, sinsilik aynı…

      

Zannla kıyas yapan, iflah etmezmiş

Mü’min şeriatı, ihlal etmezmiş

“Allah imhal eder, ihmal etmezmiş...”[3]

Kentiniz farklı ya, kendiniz aynı…

      

Tam 14 yıldır yazıyoruz ve uyarıyoruz; çok kıymetli ve hikmetli eserlerin sahibi Harun Yahya ile Adnan Oktar aynı kişi değildir!

Bu gerçeği Adnan Oktar'ın yüzüne karşı da söylemiştik, kendileri de itiraf etmişlerdi. Darwinist felsefeyi ve bilgiçlik kılıfı geçirilen dinsizlik düşüncesini yıkıp yerle bir eden Harun Yahya müstear isimli eserlerin, tüm yeryüzünde ve yetmiş dilde daha kolay ve çabuk yazılıp yayınlanması için Adnan Oktar sadece bir dağıtıcı ve reklam aracı olarak seçilmiş, ama daha sonra bunları kendine maledince, Siyonist çevrelerce hizaya getirilip dejenere edilmiş, o da kendi bozuk fıtratına ve fırsatçılığına dönüvermişti.

Hz. İsa'nın geliş alametleri kitabının 2003 Aralık baskısında (sh: 193).

“Ahir zamanın önemli alametlerinden biri de masum çocukların öldürülmesidir. Bu durumun örnekleri özellikle son yıllarda yaşanan savaş ve çatışmalarda yoğun olarak görülmektedir. Afrika ülkelerinde yaşanan kimi iç savaşlarda küçük çocukların savaşmaya mecbur bırakılmaları ve acımasızca katledilmeleri bu örneklerden biridir. Çocukların yoğun olarak hedef alındığı yerlerden biri de Filistin’dir ve baş katil de İsrail’dir. Sadece 2002-2003 yılları içinde Filistin'de 500'den fazla çocuk, İsrail askerlerinin kurşunlarına hedef olup hayatını kaybetmiştir. Irak Savaşı sırasında da hastaneler ve doğumevleri vurulmuş, pek çok çocuk katledilmiştir.” denildiği halde, sonunda Adnan Oktar şarlatanı İsrail'i haklı çıkarmaya ve Filistinli çaresiz mücahitleri “anarşist” diye suçlamaya girişmişti.

Bu kitabın: “34. Fitnelerin Çoğalması” bölümünde:

İnsanların yaşam şartlarının zorlaştığı, Allah'ın ve dinin çeşitli şekillerde yalanlanarak insanların imanlarının zayıflatılmaya, yok edilmeye çalışıldığı şiddetli imtihan ortamları İslami kaynaklarda "fitne" ortamı olarak tarif edilmektedir. Peygamberimiz (SAV)'in bir hadisinde ahir zamanda bazı mü’minlerin imanlarının zayıflayacağı ve buna sebep olacak gelişmeler haber verilmektedir: “Kıyamet yaklaştığı zaman ve mü’minlerin kalbi; ölüm, açlık, fitneler, sünnetlerin kaybolması, bid'atlerin ortaya çıkması, emri bil maruf ve nehyi anıl münker (iyiliği emredip kötülükten menetme) imkânlarının kaybolması gibi sebeplerle zayıfladığı zaman benim evlatlarımdan Mehdi ile Cenab-ı Hak sünnetleri ihya eder. Onun adalet ve bereketi ile mü’minlerin kalbi ferahlar, Acem (Arap olmayan) ve Arap milletleri arasında ülfet ve muhabbet yerleşir.”[4]

Hadiste yer alan bilgilere dayanarak kısaca özetleyecek olursak, ahir zamanda, Mehdi ve hemen ardından da Hz. İsa gelmeden önce şu olaylar gerçekleşecektir:

1- Ölümlerin artması: Anarşi ve yaygın katliamlar neticesinde halkın can güvenliğinin kalmaması ve bunun meydana getirdiği tedirginlik ortamı.

2- Açlığın yaygınlaşması: Hayat pahalılığı sebebiyle meydana gelen geçim sıkıntısı. Felaketler ve doğal afetler sonucunda kıtlıkların, açlığın artması.

3- Fitnelerin çoğalması: Haramların küçük-büyük herkesin arasında, alabildiğince yaygınlaşması ve teşvik görmesi. Her türlü ahlaksızlığın insanların gözleri önünde yapılması.

4- Bid’atlerin ortaya çıkması: İslam dininde olmadığı halde sonradan ortaya çıkarılan adetlerin dinin esaslarıymış gibi revaç bulması.

5- Kur’an ahkâmını ve İslam ahlakını anlatma imkânlarının kaybolması: İyiliğin emredilmesine ve kötülüğün engellenmesine mâni olunması, kısacası tebliğ imkânının kaybolması ile meydana gelen manevi boşluktan şeytanilerin yararlanması.

Fitne ortamları sağlam imana sahip mü’minler için imanlarının güçlenmesine, sabırlarının ve ahiretteki derecelerinin artmasına vesile olurken, zayıf ve yüzeysel imana sahip kimselerin imanlarını kaybetmelerine ya da imanlarının daha da güdükleşmesine sebebiyet verecektir. Mehdi bu tür bir fitne ortamının en yoğun ve şiddetli olarak yaşandığı bir dönemde zuhur edecektir. Başka hadislerde ve İslam alimlerinin açıklamalarında da ahir zamanda Mehdi'nin, her yere erişmiş çok yaygın bir fitne varken ortaya çıkacağı bildirilmektedir:

“Mehdi, fitnelerin zuhur ettiği bir zaman aralığında gelecektir.”[5]

“Mağrib'de (batıda) karışıklıklar, fitneler ve korkular yaşanacaktır. Açlık ve hayat pahalılığı alabildiğine yayılacak, fitneler çoğalacaktır.”[6]

Aynı kitabın “36. Haramların Helal Sayılması” bölümünde: (sh: 200)

“Bir fitne görülecek, bunu diğer fitneler takip edecektir. Bundan sonra bütün haramların helal sayılacağı bir fitne gelecektir.”[7] Hz. Huzeyfe'nin anlattığına göre, Resulüllah Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Ey Huzeyfe! O günde onlar Ridde (dinden çıkmak) üzere olacaklardır. İçkinin helal olduğunu savunacaklar ve namaz da kılmayacaklardır."[8] haberleri Adnan Oktar ekibinde zuhur etmiş, şarap dışındaki içkileri caiz saymaya, abdest ve namazı da kısaltıp ortadan kaldırmaya girişmişlerdir.

“Günümüzde fuhuş, kumar, içki, rüşvet gibi birçok fiil, haram olmalarına rağmen dünyanın pek çok ülkesinde giderek artan bir oranda işlenmektedir. Kimi Batılı gazete ve televizyonlarda bu haramları işleyenler sıkça övülmekte ve teşvik edilmekte, hatta işlemeyenler yerilmektedirler. Yapılan istatistikler ise bu konudaki sayının giderek arttığını göstermektedir. Giderek daha yaygın bir hale gelen bu sınır tanımayan, haramı helal sayan, her türlü taşkınlığı normal karşılayan yaşam tarzı, hadislerde tarif edilen ortamı çok açık bir şekilde bildirmektedir. İşte Mehdi'nin çıkış habercisi olan bu karanlık ortam, aynı zamanda Hz. İsa'nın gelişinin de yakınlaştığına işaret etmektedir.” gerçeğinin tam aksine hareket eden ve çıplak kadınlarla köçekleşen Adnan Oktar’ın bu eserleri yazmadığı kesindir.

Yeni Akit yazarı Ali Alben açıklamış ve Kadir Mısıroğlu “deli raporu” iddialarını doğrulamıştı!

(Kurtuluş Savaşı’nda) 'Keşke Yunanlılar Türklere galip gelseydi' diyen, Atatürk hakkındaki hakaretleriyle sık sık gündeme gelen ve hiç çıkarmadığı fesiyle farklılık fantezisi sergileyen ve Sn. Recep T. Erdoğan’ın akıl hocası olduğunu söyleyen Kadir Mısıroğlu, deli raporu iddialarına ilişkin olarak Yeni Akit yazarı Ali Alben'e açıklamalar yapmıştı. Hatırlanacağı üzere Kadir Mısıroğlu ve ailesi Twitter'dan PTT'nin Mısıroğlu için özel pul bastırdığını iddia etmiş, ancak pulların devlet tarafından basılmadığı kısa sürede ortaya çıkmıştı.

Yeni Akit gazetesi yazarı Ali Alben, “Kadir Mısıroğlu deli mi?” başlıklı yazısında, Kadir Mısıroğlu’nun “deli raporu” iddialarını doğruladığını, olayı ise şöyle açıkladığını aktarmıştı:

“Kendisine malum soruyu sordum. Cevabını aşağıya, noktası ve virgülüne kadar (aynen) yazıyorum.

‘1970 Yılı’nın Ocak Ayı’nda Millî Türk Talebe Birliği’nde yaptığım bir konuşma bilâhare Eskişehir Örfî İdare makamının tahriki ile İstanbul’da takibat (soruşturma) mevzuu olmuş ve takipsizlikle neticelendirilmiştir. Buna rağmen Eskişehir Örfi İdari makamınca konferansımın bandını dinleyenlere açılan bir dava ile alâkalandırılarak ve şahid gibi gösterilmek sûretiyle İstanbul Örfi İdare makamınca Eskişehir’e sevkim gerçekleşmişti. Bu durum açıkça bir anayasa ihlali idi. Herkesin tabii hâkimi tarafından muhakeme edilmesi bir anayasal haktır. Tabiî hâkim ise şüphelinin ikametgâhı veya suçun ika edildiği yerin hâkimidir.

Bu yoldaki itirazlarımız kaale alınmadan ve şahitlerin hapsedilmesi gibi daha başka kanunsuzlukların da sergilendiği muhakeme sonunda, yedi sene hapis ve beş yıl amme haklarını kullanmaktan men cezasına çarptırılmıştım.

O sırada merhum oğlum Mehmed Selman doğmuş, hanımın ziyaretime gelmesi güçleşmişti. Buna bir çare bulmak üzere; infazın İstanbul’da gerçekleşmesi için psikolojik bir rahatsızlık yolunda temâruzdan (yalancıktan hastalanma, hastalık numarası yapıp başkalarını aldatma) başka çare kalmamıştı. Zira İstanbul’a gelebilmek için ne türlü hastalık ileri sürsek Eskişehir’de kaabil-i tedavi (tedavi imkânı var) idi.

Prof. Ayhan Songar ve Âsaf Ataseven’in öğretmesi ile temâruzda (yalandan hastalık numarası yapmada) başarılı olmuş, İstanbul’a gelmiştim. Bundan sonrasını Ayhan Songar hallederek beni kendi kliniğine aldırdı. Burada yatarken Cumhuriyet’in 50. Yılı af görüşmeleri başladı. Hükümete ortak olan Milli Selâmet Partisi komünistlerin afvına razı olmayarak 141. ve 142. Maddelerin afvın şümûlüne alınmasına muhalefet ediyorlardı. Bu durum afvın çıkmasını geciktiriyordu. Hâlbuki devletin afvedebileceği asıl bu gibi kendi hukukuna taalluk eden hususlardı. Bu sebeple Ankara’ya giderek af görüşmelerinin kulislerine katılmak istedim. Lâkin mahkûm sıfatıyla bunu yapamazdım. Ayhan (Songar) Bey şu formülü buldu; askere verilen tebdil-i hava gibi mahkûma da muvakkatlık şartıyla üç aya kadar dışarı çıkıp serbestçe dolaşma hakkı tanınabilirdi.

Bu mahiyette bir rapor alarak diğer psikiyatri hocalarına imzalattırsak da, Adlî Tıp Kurumu bunu reddetti. O sırada Adâlet Bakanı Milli Selâmet Partisi’nden Şevket Kazan’dı. Durumu şikâyet yollu ona telefonla bildirdim. O bir araştırma yaptıktan sonra, böyle bir rapor ‘âcil’ kaydını ihtivâ ederse Adlî Tıp Kurumu’nun tasdikine gerek olmadan bakanlıkça tahliye kararı verebileceğini söyledi. Bunun üzerine yeniden bir rapor aldık. Bu raporun mahiyeti ‘hastahane ve hapishâne şartları sıhhatini bozduğundan üç ay müddetle ailesinin yanında kalarak infaza ara verilmesi elzemdir’ şeklinde idi. Buna istinaden (Şevket Kazan’ın başındaki) bakanlığın tahliye kararı ile dışarı çıktım ve af çalışmalarına katıldım. Üç ay bitmeden de af çıktı ve tamamen serbest kaldım. Keyfiyet bundan ibarettir.”[9]

Kadir Mısıroğlu İçin “Devlet Pul Çıkardı” Palavraları!

Atatürk'e ettiği hakaretlerle sık sık eleştirilen, ama “Akıl Hocasıyım!” dediği Sn. Cumhurbaşkanı’nın Anıtkabir’e gidip özel deftere övgüler dizmesini engellemeyen Kadir Mısıroğlu adına PTT'den özel bir pul basılmıştı. Mısıroğlu ailesi, sosyal medya hesaplarında “devlet yetkililerine bu jest nedeniyle teşekkür” mesajı yayınlamıştı. Ancak Mısıroğlu'nun torunu Nurullah Mısıroğlu'nun Twitter'dan paylaştığı pullarla ilgili gerçek kısa sürede ortaya çıkmıştı. Yani Kadir Mısıroğlu ailesi hava atmak için yalan uydurmuşlardı, çünkü devlet böyle bir pul bastırmamıştı. Kadir Mısıroğlu ve ailesinin "devlet bize jest yaptı ve adımıza pul bastı" açıklaması yalan ve palavra mıydı, yoksa doğruydu da, devlet yetkilileri zoru görünce geri adım mı atmıştı? sorusu hâlâ yanıtsızdı. Ama pulların devlet tarafından yapılan bir jest olmadığı, Mısıroğlu'nun parasını vererek kendisi adına pul hazırlattığı ve bunu da devletin jesti gibi sunduğu anlaşılmıştı. Yani yalan beyanla halkı aldatmaya kalkışmışlardı.

İşte böyle... Atatürk düşmanlığıyla meşhur Kadir Mısıroğlu denen şarlatan, devleti ve mahkemeleri aldatmak üzere, hem de Ayhan Songar ve Asaf Ataseven gibi doktorların öğretmesiyle yalandan deli numarası yapmış ve uydurma raporlar almıştı. Milli Görüş’e Siyonist odaklarca sokulduklarını, ama Erbakan Hocayla birbirine karşı “Müslüman olmuş bir dava adamı” gibi davrandıklarını defalarca yazdığımız Oğuzhan Asiltürk ekibinden Şevket Kazan da, ta o dönemde bile Erbakan’a haksız ve dayanaksız isnatlarda bulunan bu iftiracıya kolaylık sağlamış ve sahte raporlarına geçerlilik kazandırmışlardı. Üstelik bu tıynetsiz takım, daha sonra “Erbakan komünistleri affetti...” diyerek Hocanın aleyhine propaganda yapmaktan da sakınmamışlardı.

Şimdi aynen Kadir Mısıroğlu şarlatanı gibi, Atatürk’e kin ve nefret kusan ve Adnan Oktar soytarısına sahip çıkan bu zavallı zırvacıya sormak lazımdı: Kadir Mısıroğlu’yla ne farkınız vardı?

 

Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

 

 

 


[1] Kaynak: Altınoluk bahçe sohbeti, Necati Akgül

[2] 11 Temmuz 2018, Adnan Oktar’a Neden Operasyon Yapıldı?

[3] Allah hainlere ve zalimlere mühlet verip yularlarını uzatır, ama sonunda mutlaka intikamını alırdı.

[4] Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 66

[5] Mektubat-ı Rabbani, 2-258

[6] Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s.440

[7] Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 26

[8] Ukayli, En-Necmu's-sakıb fi Beyanı Enne'l Mehdi

[9] (Kaynak: http://www.mynet.com/haber/guncel/yeni-akit-yazari-ali-alben-acikladi-kadir-misiroglu-deli-raporu-iddialarini-dogruladi-4299354-1)

Makale Okunma Sayısı: 257

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR