Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün346
mod_vvisit_counterDün3898
mod_vvisit_counterBu Hafta25544
mod_vvisit_counterGeçen hafta32296
mod_vvisit_counterBu Ay13763
mod_vvisit_counterGeçen Ay205231
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar15058047

IP'niz: 18.232.51.69
Bugün: 04 Nis 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11534423

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
feto2
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 

BUĞRA YAYINCILIK

Tel-Faks:

0212 516 52 62

 

Reklam
Reklam

DANIŞTAY SALDIRISININ OYAK VE FETULLAH CEMAATİ BAĞLANTILARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Taraf yazarı ve Darwin sosyalisti Ahmet Altan Sabataisti tam bir Yahudi çıfıtlığıyla, “Danıştay saldırısı görüntülerini silen firmanın OYAK’a ait bulunduğunu, OYAK’ın ise TSK’nın yan kuruluşu olduğunu” ima ederek, bu cinayetlerin ordu tarafından tezgâhlandığını ve suç delillerinin de kasıtlı olarak karartıldığını söylemeye çalışıyordu. Ve tabi gerçekleri çarpıtıyordu. Çünkü OYAK’la TSK arasında böyle bir sorumluluk bağı bulunmuyordu.

OYAK ordu istismarıyla, ama yerli ve yabancı çoğu Yahudi şirketlerin ortaklığıyla kurulmuş Masonik bir yapılanmaydı.

Maddi çıkar ilişkileriyle bazı paşaları ve üst düzey subayları kullanmaya çalıştığı doğruydu… Ama OYAK’ın ticari, siyasi ve istihbari ilişkilerini TSK’ya yüklemek yanlıştı. Peki, OYAK’ın patronlarıyla AKP’nin ve Fetullah Gülen cemaatinin ilişkileri ve işbirlikleri neden saklanıyordu? Ve tabi, TSK’nın da acilen bu kirli çıkar ve istismar şebekesine dönüşen OYAK’la, hakkını alıp alakasını koparması gerekiyordu.

İşte Ahmet Altan’ın “hem vuran hem ağlayıp yaygara koparan Yahudi” yaklaşımıyla yazdıkları:

Kurulan tuzakları kim görmüyordu?

Medyanın bir kısmının "sulandırmak" için elinden geleni yaptığı Ergenekon davası, topluma nasıl tuzaklar kurulduğunu, ne oyunlar oynandığını hepimize gösteriyor. Henüz, OYAK, kendine ait kuruluşun kameralardaki görüntüleri niye sildiği konusunda bir açıklama yapmadı. Bir şey olmamış gibi davranmaya çalışıyor. Cinayet günü, Sıhhiye Orduevi'nin Danıştay'ı gören "kameraları" da tuhaf bir tesadüf bozulmuştu. Ordu da bu konuda bir açıklama yapmıyor.

Danıştay cinayetinin işlendiği gün "bağıran" kim varsa bugün susuyor. Eski Cumhurbaşkanı, bizzat Danıştay'ın kendisi, Ordu Yardımlaşma Kurumu, ordu, medyanın bir bölümü biranda "dilsizleşti" nedense. Dilleri olduğunu ilk günkü bağırtılarından biliyoruz, şimdi neden susuyorlar? İddianamesine "gerçek dışı" delil koyan Başsavcı neden açıklama yapmıyor? Anayasa Mahkemesi neden konuşmuyor? "Yargının" yapısının "düzeltilmesi" için anayasanın değiştirilmesi önerisine karşı çıkanlar, bütün bu olanlar hakkında ne düşünüyorlar? Hâlâ bu yargıyla, bu anayasayla, bu sistemle "dürüst" bir yargı ve devlet yapısı oluşturulabileceğine inanıyorlar mı? Yoksa aslında "dürüst" bir yapıdan korkuyorlar mı? Başsavcı, Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanı, "soruşturmaktan kaçınan" bir medya, kamera görüntülerini silen OYAK kuruluşu bir araya gelip, halkın İradesini ezebilsinler mi istiyorlar?

Bu düzenin, bu anayasanın, bu yargının değişmesini boşuna savunmuyoruz. Sadece şu Danıştay cinayeti ile "kapatma davasına" baktığınızda bile bu topluma nasıl tuzaklar kurulduğunu görmüyor musunuz? Birileri sizi bu tuzağa sürüyor, onlar ancak böyle tuzaklarla iktidarlarını sürdürebilirler. Peki, siz bu tuzağa kendi ayaklarınızla girecek misiniz? Sizi nasıl bir oyuna getirmek istediklerini görmemekte kararlı mısınız gerçekten?[1]

Fetullahçı ve Amerikan uşağı Zaman yazarı Ahmet Turan Alkan hızını alamayıp “PKK” diye bir örgüt kalmadığını, son zamanlarda yoğunlaşan saldırıların TSK tarafından tezgâhlandığını” ima edecek kadar alçalmıştı. Yoksa bu çırpınışlar suçüstü yakalanma telaşı mıydı?

PKK’nın borsa değerini kim yükseltiyordu?

“PKK diye bir şey var mı gerçekten, artık şüpheliyim; örgütün bilinen şefi, on seneden beri Türkiye'nin en korunaklı hapishanesinde mahpus iken PKK logosunun marka değeri bir türlü azalmadı. Pek garip, çok tuhaf. Yap-bozun parçalarını birleştirince, sanki birilerinin PKK'nın borsa değerini düşürmemek için el altından manipülasyon çevirdiğini hisseder gibi oluyoruz. Bu markanın piyasa değerinden kim nemâlanıyor, artık bilelim... Giresun, Ladik, Reşadiye... Ondan daha önce Tokat'ın Karadeniz dağlarına yaslanan yamaçlarındaki ormanlık bölgede yıllardan beri kökü kurutulamayan taşeron terör örgütlerinin eylemleri...

Başka bir devletle harp etmiyoruz; niçin "şehit cenazeleri" diye bir kategori yerleşti sosyolojimize ve şehit cenazeleri niçin gündelik siyasetin aracı haline geldi? Yönetici ve problem çözücü aklın iflâsıyla yaşadığımız krizler arasındaki münasebeti ne zaman algılayacağız?

Bunlar anlık hadiseler değil ki, 25 yıldan beri devam ediyor; bu noktada yönetici devlet aklını sorgulamayacak mıyız? Terörle mücadele hemen bütün partiler sorumluluk üstlenerek kendilerince mücadele yürüttüler, sonuç alınamadı. Silahlı kuvvetler, devamlılık göstermesi gereken yerleşik stratejiler takip ederek ve devletin bütün imkânlarını seferber ederek meseleye eğildiler; nerede netice? Yönetici aklın "siyasi" kanadına hesap sorabiliyoruz sandıkta, fakat askerî kanadın idari basiretinden sual olunamıyor. Oysaki bir Milli Savunma Bakanlığımız bile var.”[2]

Fetullahçı yazar, bir gerçeği seziyor ama saptırıyordu. Evet, PKK, bağımsız ve kendi başına buyruk bir terör örgütü değil, paravan ve taşeron bir oluşumdu. Arkasındaki patronları, Siyonist güçler, İsrail ve Amerika’ydı. İşte A. Turan Alkan gibi Zaman kiralıkları, Amerika’yı saklayıp-aklayıp, PKK’nın arkasında TSK’nın olduğu kanaatini işliyordu. Evet, TSK içinde Amerikan aşıkları, İsrail uşakları ve Mason bağlantıları vardı, ama bunlarda Fetullahçıların yularını elinde bulunduran odaklara bağlıydı…

Ama nedense Danıştay saldırısındaki Fetullahçılar ve CIA ajanları bağlantısı özellikle gizleniyordu:

Ergenekon dava dosyasına giren telefon kayıtları, Danıştay suikastının arkasındaki örgütü ele veriyordu. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'ndan (TİB) gönderilen görüşme dökümleri, Alparslan Arslan'ın Cumhuriyet gazetesinin bombalanması ve Danıştay suikastından önce kimlerle bağlantı içinde olduğunu ortaya koyuyordu. İki aylık kayıtlarda, birbiriyle sürekli görüşen altı isim dikkat çekiyordu: Alparslan Arslan, Süleyman Esen, Fethullah Gülen'in yeğeni Kemalettin Gülen, Hamza Öztürk, Salih Kurter ve Kurter'in yerine yetiştirdiği bilinen Salih Yaşar. Bu altı isim arasında, 1 Nisan 2006-28 Mayıs 2006 tarihleri arasında toplam 145 telefon konuşması gerçekleşiyordu. Hamza Öztürk adına kayıtlı telefonu, bu kişi mi kullanıyor, yoksa başkası mı, belirlenemiyordu.

İlk bombadan iki gün önce görüşmeler artıyordu!

Süleyman Esen'le Alparslan Arslan arasında, Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasından iki gün önce, 3 Mayıs 2006'da yoğun bir telefon trafiği başlıyordu. 17 Nisan'dan 3 Mayıs 2006'ya kadar sadece üç kere telefonlaşan Arslan ve Esen, 3 Mayıs'ta yedi kere görüşüyordu. Bu tarihten itibaren, aralarındaki telefon trafiği Alparslan Arslan'ın Danıştay saldırısı için Ankara'ya gittiği güne kadar, zaman zaman mesajlaşarak, her gün yoğun biçimde devam ediyordu. Esen, Arslan'la yaptığı görüşmelerden önce ya da sonra, Ayhan Akbal adına kayıtlı telefon numarasını kullanan Salih Yaşar'la görüşüyordu.      

Salih Yaşar’dan niçin bahsetmiyordu?

Salih Yaşar, Alparslan Arslan'ın da sık görüştüğü kişilerden oluyordu. Ancak Alparslan Arslan'a, Ergenekon davasında bu şahısla ilgili soru yöneltilmiyordu. Ayhan Akbal adına kayıtlı numarayı Yaşar'ın kullandığı Süleyman Esen'in çapraz sorgusunda ortaya çıkıyordu. Esen'le Salih Yaşar, bir buçuk sene içinde 1460 kere görüşüyordu.

Süleyman Esen’le Alparslan Arslan'ın, sorgu ve savunmalarında Salih Yaşar adını kaçınılıyordu. Nitekim Süleyman Esen'e 1460 kere görüştüğü kişinin kim olduğu sorulduğunda Esen "hatırlamıyorum" diye yanıt veriyordu.

Öte yandan baz istasyonu kayıtları, Alparslan Arslan Danıştay saldırısı için Ankara'ya gitmeden bir gün önce, 14 Mayıs 2006'da Arslan-Esen-Yaşar üçlüsünün Üsküdar'da buluştuklarını gösteriyordu. Telefonları hemen hemen aynı saatlerde Toygarhamza baz istasyonundan sinyal veriyordu.

Nitekim Alparslan Arslan da Süleyman Esen de, mahkemede verdikleri ifadelerde, 14 Mayıs'ta buluştuklarını söylüyor. Ancak ikisi de, yanlarında Salih Yaşar'ın da bulunduğundan bahsetmiyordu.

Nerede oldukları gizlenmek mi isteniyordu?

Telefon kayıtları, görüşmelerin yapıldığı anlarda tarafların nerelerde bulunduğunu da gösteriyordu. Ancak bazı günlerde, özellikle akşam saatlerinde Alparslan Arslan, Süleyman Esen ve Salih Yaşar'ın telefonlarının hangi baz istasyonundan sinyal yerdiği, TİB'in gönderdiği kayıtlarda görünmüyordu. Son sinyaller ise hep Şişli, Levent ve çoğunlukla da Gültepe'den alınıyordu. Bu veriden Arslan, Esen ve Yaşar'ın Salih Kurter'in Gültepe'deki evinde buluştukları anlaşılıyordu. TİB'den gönderilen dökümlerde, o saatlerde nerede olduklarının yazılmamış olması, "Kurter'in evindeki buluşmalar, gizlenmek mi isteniyor?" sorusunu da beraberinde getiriyordu.

Alparslan Arslan ve Süleyman Esen, çapraz sorgularında, Salih Kurter'in Gültepe'deki evine sıklıkla gittikleri kabul ediliyordu!

Hamza Öztürk’ü neden soran olmuyordu?

Alparslan Arslan'ın sıkça telefonlaştığı bir diğer kişi; Hamza Öztürk adına kayıtlı bir telefon kullanıyor. Öyle ki bu şahıs, Arşlarımın 11 Mayıs 2006'da, Cumhuriyet gazetesine üçüncü bombayı bizzat attıktan hemen sonra aradığı ikinci kişi oluyordu. Arslan, bombayı atar atmaz önce Salih Kurter'i, üçüncü olarak da Süleyman Esen'i arıyor; ardından da Salih Kurter'in Gültepe'deki evine gidiyordu.

Cumhuriyet'in bombalanmasından önce de Arslan'la Öztürk adına kayıtlı telefonu kullanan X şahıs arasında telefon konuşmaları var, ancak bu görüşmeler üçüncü bombadan sonra sıklaşıyordu.

Buna rağmen, Alparslan Arslan’a üç gün devam eden çapraz sorgusu boyunca Hamza Öztürk adının geçtiği tek bir soru sorulmuyordu. Hamza Öztürk adı, Danıştay davasıyla Ergenekon davasının birleştirilmesinden yaklaşık bir yıl sonra ilk kez, Av. Zeynep Küçük'ün konuşmasıyla gündeme geliyordu.

Şimdi, Danıştay cinayetinin gerçekleştiği 17 Mayıs 2006 sabahına dönelim. O gün Süleyman Esen ilk telefon görüşmesini Hamza Öztürk adına kayıtlı telefonu kullanan X şahıs ile yapıyor. Süleyman Esen, X'in aradığı ikinci isim. X’in saldırıdan hemen sonra ilk aradığı kişi ise Kemalettin Gülen oluyordu!?

Süleyman Esen, daha sonra farklı numaralardan 25 kere daha aranıyordu. Esen'i X’ten sonra ilk arayanlar, Salih Kurter ve halefi Salih Yaşar oluyordu.

Vakit Gazetesini Alparslan’a Kemalettin Gülen veriyordu!

X'in en yoğun irtibat kurduğu isim ise, Fetullah Gülen’in amcasının oğlu Kemalettin Gülen olduğu tespit ediliyordu. Yaklaşık iki ay içinde Kemalettin Gülen'le X arasında 28 görüşme; Alparslan Arslan'la X arasında 20 görüşme, Alparslan'la Kemalettin Gülen arasında da beş görüşme yapılıyordu. Cumhuriyet gazetesinin üçüncü kez bombalanmasından Danıştay saldırısına varan beş günlük süreçte, Alparslan Arslan'ın X'le görüştükten sonra Süleyman Esen'le konuştuğu; X'in de Alparslan Arslan ve Kemalettin Gülen'le yaptığı görüşmelerin hep peş peşe yapıldığı görülüyordu.

Hemen belirtelim, cinayetten üç gün önce 14 Mayıs günü Üsküdar'da gerçekleştiği anlaşılan Alparslan Arslan, Süleyman Esen, Salih Yaşar buluşması sırasında, Alparslan Arslan Kemalettin Gülen ve X'le de telefonda konuşuyordu.

Osman Yıldırım’ın bombaları Alparslan’dan aldığı belgeleniyordu

TİB'den gönderilen baz istasyonu dökümleri, Osman Yıldırım'ın "bombaları Muzaffer Tekin'den aldım" biçimindeki ifadesinin yalan olduğunu bir kez daha ortaya çıkarıyordu. Kayıtlara göre, bombaların verildiği tarihte Osman Yıldırım ve Alparslan Arslan'ın telefonları Ataşehir'de aynı yerden sinyal veriyordu. Muzaffer Tekin'in telefonunun ise o gün Ataşehir'den sinyal verdiğine hiç rastlanmıyordu.

Alparslan Arslan çapraz sorgusunda, “bombaları Osman Yıldırım'a Ataşehir'de kendisinin verdiğini” söylüyordu. Savcıların, "Cumhuriyet'in ilk kez bombalanmasından ne kadar önce verdiniz?" sorusuna Alparslan, "Bir ya da iki gün önce" diye yanıt veriyordu. Osman Yıldırım da çapraz sorgusunda     "Bombaları Muzaffer Tekin'den aldıktan ne kadar zaman sonra attırdınız?" sorusuna "Aldığımın ertesi günü attırdım" diyordu.

Bombaların veriliş tarihi konusunda, Arslan ve Yıldırım'ın ifadeleri birbirini tutuyordu. Cumhuriyet gazetesine ilk bomba 5 Mayıs 2006'da atıldığına göre Osman Yıldırım'ın bombaları aldığı tarih 4 Mayıs 2006’ya denk geliyordu.

Bu tarihteki baz istasyonu kayıtlarına göre; Alparslan 22.34'te Yıldırım'a mesaj atıyordu. O saatten önce ortak bir baz istasyonları yok, ayrı yerdeler. Arslan'ın telefonu bu saatten sonra, Ataşehir Özel sinyali veriyordu.

Arslan, 23.20'de Yıldırım'ı arıyor. Ardından Yıldırım, Alparslan'ı 23.29'da ve 23.38'de arıyor. Baz istasyonu kayıtlarından, bu görüşmeler yapılırken Osman Yıldırım'ın Kayışdağı'ndan Ataşehir'e doğru hareket halinde olduğu görülüyordu. Osman Yıldırım'ın telefonu 23.38-23.44 saatleri arası Ataşehir'de sinyal veriyordu. Aynı saatlerde, Alparslan Arslan'ın telefonu da aynı baz istasyonundan sinyal gönderiyordu.

Alparslan Arslan, çapraz sorgusunda, "Osman Ataşehir'e geldi. O, eve çıkmadı. Ben aşağı indim. Arabaya bindik, hemen bombaları verdim, ayrıldık" biçiminde, kısa bir buluşmadan bahsediyordu. TİB'den gelen kayıtlar Arslan'ın bu ifadelerini doğruluyordu.

Osman Yıldırım, bombaları aldıktan sonra Erhan Timuroğlu'nu arıyordu. Hem Yıldırım, hem de Timuroğlu savunmalarında bu görüşmeleri kabul ediyordu. İfadelerine göre, bu görüşmelerde Osman Yıldırım, Timuroğlu'ndan Cumhuriyet'i bombalayacak birilerini bulmasını istiyordu.

5 Mayıs sabahı, Alparslan Arslan ilk olarak Osman Yıldırım'ı arıyordu. Ardından aralarında yoğun bir mesaj trafiği yaşanıyor; Alparslan bu mesajlarında sürekli "gece iş bitti mi?" diye soruyordu. Arslan, çapraz sorgusunda “Osman Yıldırım'dan bombaların o gece atılmasını istediğini” itiraf ediyordu.

Avukatlar, Hamza Öztürk adına kayıtlı telefonu kullanan X'in Kemalettin Gülen'le Alparslan Arslan arasında "köprü" olduğu görüşünde birleşiyordu.

Alparslan Arslan, 20 Ekim 2009'da yapılan çapraz sorgusunda Vakit gazetesinin Danıştay üyelerini hedef gösteren "İşte o üyeler" başlıklı nüshasını kendisine Kemalettin Gülen'in verdiğini söylüyordu. "Asıl amacım Mustafa Birden'i öldürmekti" diyen Arslan, Danıştay Başkanı Birden'in adresini ve telefon numarasını da Kemalettin Gülen'den aldığını anlatıyordu. Arslan, ülkücü olduğunu söylediği Gülen'i, "cemaatten" tanıdığını belirtiyordu.

Mahkeme, Kemalettin Gülen’in kayıtlarını niye istemiyordu?

Avukatların 21 Nisan'da yapılan 144. duruşmada, TİB'den gelen kayıtların ortaya çıkardığı ilişkileri tek tek anlatıyordu. Zeynep Küçük "Eğer amaç, örgütsel bağı ortaya çıkarmaksa, saldırıların failleri, eylemlerin öncesinde kimlerle yoğun ilişki içindeymiş, önce ona bakılır. İmkân varsa, en az bir sene öncesinden kayıtlar araştırılır. Bu dosyada bunların hepsi var. Ben tek başınayım; özel kalemlerim, naip hâkimlerim yok. Sadece bir ay öncesine bakarak bunları çıkardım. Ancak, burada sanıkların ifadelerinde de geçmiş olmasına, kayıtlarda yer almasına rağmen Kemalettin Gülen'e ait dökümleri göremedim. Bunlar neden araştırılmıyor? Oralardan daha fazlası da çıkabilir” diyordu.

Işıkevlerinde vaaz veren Salik Kurter kim oluyordu?

Alparslan 'Arslan'ın sık sık evine gidip dini sohbetler ettiği Salih Kurter, Fetullah Gülen'in "ışıkevleri"nde vaaz veriyordu. Salih Kurter'i ışıkevinde tanıdığını söyleyen bir tanığın anlatımlarına göre, Kurter, Karagümrük semtinin Neslişah mahallesinde bulunan bir ışıkevinin müdavimi biliniyordu. Kurter, ışıkevlerinde her Cumartesi yapılan toplantılara katılıyor, bazılarında da ders yapıyordu. Alparslan Arslan'ı Salih Kurter'le tanıştıran kişi, Süleyman Esen oluyordu. Alparslan Arslan, bu bilgiyi 19 Ekim 2009'da, çapraz sorgusu sırasında veriyordu. Arslan, Salih Kurter'in "Cumhuriyet gazetesine bomba atanlar yakalanmasın" dediğini de aktarıyordu.

İşe savcılık ifadesi:

“Savcı Mehmet Ali Pekgüzel-Bu eylemlerden kendisine bahsettiniz mi veya o size herhangi bir şey söyledi mi?

Alparslan Arslan- Cumhuriyet gazetesiyle ilgili bombalamaları, böyle bir iki cümleden bahsetti. Başka bir şey yok.

Pekgüzel- Ne şekilde söyledi?

Arslan- Cumhuriyet'e bomba atıldığını söylemişti.

Pekgüzel- Attıktan sonra mı söylediniz, önce mi?

Arslan- Önce. Hatırlamıyorum ya!

Pekgüzel- Kendisi ne söyledi size?

Arslan- Yakalanmayın dedi. Yakalanmasınlar dedi, yakalanmasınlar dedi.

Pekgüzel- Kim yakalanmasın dedi?

Arslan- Bombayı atanlar yakalanmasın dedi.”

Alparslan Arslan, 20 Ekim 2009'da devam eden çapraz sorgusunda da üye hâkim Sedat Sami Haşıloğlu'nun soruları üzerine, Salih Kurter hakkında: "Yeryüzünde o güne kadar lider diyebileceğim tek şahıs vardıysa Salih Kurter. İlk defa onu gördüm” diyordu.

Öte yandan, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Salih Kurter'in duruşmalarda hazır bulunması konusunda iki kere ara karar alıyordu. Ancak Salih Kurter, sağlık raporu da sunmadan, Silivri'deki duruşmalara hiç gelmiyordu. Mahkeme, 21 Nisan günlü ara kararında Kurter'in sağlık durumunun "zabıta vasıtasıyla" adresinden araştırılmasına karar veriyordu. Hukukçular, böyle bir durumda mahkemenin "sanığın duruşmalara polis zoruyla getirilmesi" yada hakkında yakalama kararı çıkarılması yönünde karar alması gerektiğini belirtiyordu. Ama herhalde CIA bağlantılı Fetullahçı olunca, akan sular duruyor, delil dereleri bulanıyordu!?

Ancak Av. Zeynep Küçük bir talepte bulunmamakla birlikte, konuşmasında döne döne Kemalettin Gülen bağlantısına dikkat çektiği halde, mahkeme heyeti Kemalettin Gülen'e ait baz istasyonu kayıtlarının istenmesi yönünde bir karar almıyor!

Yargıtay "verilen ceza az" diyor, mahkeme ise tahliye ediyordu!

Süleyman Esen'in Cumhuriyet gazetesine bombalı saldırı ve Ergenekon tertibindeki rolü de Kemalettin Gülen'inki kadar önemli ipuçları taşıyordu. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Esen hakkında aldığı karar da, şaşkınlık uyandırıyordu.

Süleyman Esen, Alparslan Arslan'ın "Cumhuriyet gazetesine atılan bombaları ondan aldım" dediği kişi oluyor. İkisi arasındaki telefon trafiğinin Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasından iki gün önce yoğunlaşıp Danıştay suikastına kadar devam ettiği anlaşılıyordu. Dahası, Yargıtay'ın, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Danıştay davası hakkında verdiği kararı bozma ilamında, Süleyman Esen'in cezasının yanlış hesaplandığı, daha ağır bir cezaya çarptırılması gerektiği belirtiliyordu. Ancak Süleyman Esen, Ergenekon davasıyla Danıştay davası birleştirildikten hemen sonra, daha savunmasını bile yapmadan 28 Ağustos 2009'da tahliye ediliyor. Mahkeme heyeti, Ergenekon sanıklarının tahliye taleplerini reddetme gerekçesi olarak ise, "sorgu ve savunmaların henüz tamamlanmamış olmasını" gösteriyordu.

Öte yandan Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, gizli tanık Osman Yıldırım'ın beyanları nedeniyle Alparslan Arslan’a bombaları veren kişi olmakla suçlanıyordu. Osman Yıldırım,  Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Danıştay davasıyla ilgili kararını açıkladıktan sonra, Sincan Cezaevi'nde Süleyman Esen'in avukatı Mehmet Ener'le görüşüyor ve ifadesini değiştirip "Bombaları Veli Küçük'ün talimatıyla Muzaffer Tekin'den aldım" demeye başlıyordu.  Avukatıyla Osman Yıldırım'ın görüştüğünü, Süleyman Esen de sorgusunda doğruluyordu.

Tekinin görüşmesi "delil" sayılıyor, Eseni’n görüşmeleri es geçiliyordu!

Osman Yıldırım'ın beyanları dışında,  Muzaffer Tekin'in Alparslan Aslan'la ilişkilendirilmesine neden olan iki telefon görüşmesi bulunuyordu. Bu görüşmeler, Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasından iki sene önce yapıldığı ve ikisi toplam 90 saniye sürdüğü saptanıyordu.

Şimdi, Cumhuriyet'in bombalanmasından önce Esen’le Arslan arasında yoğunlaşan görüşmelerin göz ardı edilip Tekin'le Arslan arasında iki yıl önce yapılmış görüşmelerin 'delil' gösterilmesi arasındaki çelişkiye dikkat çekiliyordu. Acaba, "bombalamadan önce, Alparslan'la telefon trafiği sıklaşan Süleyman Esen değil de Muzaffer Tekin olsaydı, bu görüşmeleri gene de araştırmayacak mıydınız?" sorusu hala yanıt bekliyordu.

Sağlık raporları da “Osman’ın yalan söylediğini” gösteriyordu

"Gönderildiği her hastaneden ve Adli Tıp Kurumu'ndan Alparslan Arslan'ın ruh sağlığının yerinde olduğuna ilişkin rapor geliyordu. Bu ne demek? Alparslan Arslan sağlıklı düşünüyor, sağlıklı konuşuyor demek. Alparslan Arslan ısrarla ne diyordu? Tabancaları Aykut Mete Şükre'den, bombaları Süleyman Esen'den aldım diyor. Aykut Mete Şükre tabancaları verdiğini kabul etti mi duruşmada? Etti. O zaman Alparslan Arslan doğru söylüyordu ve bombalar Süleyman Esen'den geliyordu.

'Bombalar Muzaffer Tekin'in diyen kim? Osman Yıldırım Peki, Osman Yıldırım'ın ruh sağlığı yerinde mi? İleri derecede anti-sosyal kişilik bozukluğu” tanısı konmuş bulunuyor. Bu rapor, bütün bu olaylardan çok önce, Osman Yıldırım askerliğini yaparken GATA'da heyet tarafından verildiği de ayrıca önem kazanıyordu. Taraflı bir rapor demek mümkün değil. Psikiyatristler: İleri derecede antisosyal kişilik bozukluğu olan adamların toplumda 'bir dediği bir dediğini tatmaz, yalancının tekidir, böbürlenir' tipler olduğu belirtiyordu. Onlar kişilik bozukluğu olanlardır. Kaldı ki Osman Yıldırım için verilen raporda hastalığın "ileri derecede" olduğu vurgulanıyordu.

Heyet Alparslan Arslan'ın dediğine değil, Osman Yıldırım'ın dediğine itibar ediyor ve Süleyman Esen'i tahliye ediyordu.[3]

Bu arada askeri bilirkişi raporunda “Balyoz iddialarına delil sayılan CD’ler üzerinde ekleme ve değiştirme yapıldığı” yani sahte ve suni belge hazırlandığı yönünde görüş bildirmesi ise, hukukun nasıl “guguk”a çevrildiğini ortaya koyuyordu.

 

 

 

 

 

 

 



[1] Ahmet Altan / Taraf

[2] 28 Nisan 2010 / Zaman

[3] Gizem E. Koç /Aydınlı 25 Nisan 2010


Bu yazarin diger makaleleri

İRAN'A NİÇİN SALDIRACAKLAR?
Irkçı emperyalizm, önce kendi çıkarlarını ve vahşi amaçlarını belirler, sonra...
Devami
KUSURA BAKMA (ŞİİR)
  KUSURA BAKMA      Faniden acizden, ilah olur mu Sübhan1 Rabbi ara, küsura2...
Devami
TARİH BİLİNCİ VE SABATAİZM GERÇEĞİ
  Öncelikle ve özellikle belirtelim ki; bizim hiç kimsenin kökeni ve...
Devami
KURTLAR VADİSİ, AMERİKAN DİZİSİ Mİ? VE AYDINLIKÇILARIN MASONİK GAYRETİ!
  Amerika’daki Time Warner isimli Yahudi şirketinin sahibi olduğu TNT’nin milyon...
Devami
TSK; SON KALEMİZ
Ergenekon davası, artık tamamen TSK’yı yıpratma ve yılgınlaştırma kampanyasına dönüştürülmüş...
Devami
“Masonluk” la ilgili, Orhan Koloğlu’nun: SAPTIRDIKLARI VE SAKLADIKLARI - 1
  Masonluk; farklı din ve kavimden, farklı köken ve kültürden, farklı...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1586

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR