Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün280
mod_vvisit_counterDün3270
mod_vvisit_counterBu Hafta30791
mod_vvisit_counterGeçen hafta46951
mod_vvisit_counterBu Ay200245
mod_vvisit_counterGeçen Ay251747
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16635161

IP'niz: 34.234.207.100
Bugün: 31 Eki 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12117492

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

DENİZ BAYKAL’IN ONURLU TEPKİSİ VE PAŞA HANIMININ PİŞKİNLİĞİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

Baykal’ın başağrısı ve perde arkası:

Sn. Deniz Baykal’ın iki ayağından vurmak üzere Mustafa Sarıgül’ün planladığı ve 750 bin dolara tetikçi kiraladığı iddia edilen tezgâhın Emniyete ihbar edilmesi ve olayın gündeme getirilmesi üzerine, hemen ardından montaj olduğu sezilen bazı uygunsuz görüntülerinin internet sitelerine sızdırılması girişimlerinin arkasında da yine CIA ve MOSSAD’ı ve onların güdümündeki Türkiye ayağı ve yandaşları sırıtıyordu.

Ve tabi yıllardır işbirlikçi kurmaylarının ve yandaşlarının aleyhine olacak hiçbir görüntünün internete düşmemesi de dikkat çekiyordu ve kafa karıştırıyordu.

Öyle ise şimdi; aklen, ahlaken, dinen, vicdanen ve siyaseten:

“BOP’a eş başkanlığına atanıp, Türkiye dahil 22 İslam ülkesinin parçalanmasına uşaklık yapmak mı daha büyük bir günahtır, suçu ve cezası ağırdır; yoksa gayri meşru bir ilişki yaşamak mı?

Ya da:

“Zina yapmak mı daha büyük bir günahtır, yoksa bu tür ilişkileri gizlice görüntüleyip milyonların bilgisine sunmak mı, hatta montaj ve bilgisayar cambazlıklarıyla öyle göstermeye çalışmak mı?”

Sorularını sormak, doğru ve doyurucu yanıtlarını almak gerekiyordu.

Deniz Baykal’ın, bu kasıtlı ve Siyonist odaklı karalama kampanyası üzerine, onurlu ve sorumlu bir tavır takınarak CHP Genel Başkanlığından istifa etmesi; hem bu çirkin komplonun çözülüp suçluların ortaya dökülmesini kolaylaştırmak açısından, hem de hiç utanmadan sakınmadan “Elimizde daha ne kasetler var!” diyecek kadar şımaran başka siyasilere örnek alması bakımından önemli bir adımdır.

Recep T. Erdoğan:

“CHP Lideri bu görüntüleri yalanlamamıştır. Bu da üzüntümüzü artırmıştır. Deniz Baykal bizi ve hükümetimizi kendi kabahatine ortak etme çabasındadır” ifadeleriyle Sn. Baykal’ı peşinen suçlu ilan etme saçmalığıyla, aslında kendi ayarlarını ve amaçlarını da ortaya koymuşlardır.

Tekrar soralım: AKP’nin yaptığı bir akreplikle, İsrail’in OECD’ye (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütüne) girmesini, veto etmeyerek onay vermesi mi daha büyük bir aşağılık ve bayağılıktır, yoksa asla inanmamamız gereken, Baykal’la ilgili iddialar mı?

Şimdi imanı ve insafı olanlar şu Kur’an ayetlerini okuyup, hakikat aynasında kendisine bakmalıdır:

Zina ettikleri (dört kişinin şahitliği veya kendi itirafları ile kesinleşen)  kadın ve erkeğin her birine (hâkim kararıyla) yüz celde vurun.”

“Suçu sabit olmamış kadınlara (ve erkeklere zina isnadı) atan, (ama bunu ispatlayacak dört şahit getiremeyenlere ise) seksen celde vurun ve onların şahitliğini ebedi olarak kabul etmeyin (artık hiçbir sözlerine güvenmeyin) onlar fasıkların ta kendileridir.” (Nur Suresi 2 ve 4. ayet)

(Celde: Cildini-derisini acıtıp incitecek, ama hayatına ve organlarına zarar vermeyecek ince çubuk veya kamçı ile dövmek)

Bu arada keşke deniz Baykal:

“Bu tezgâhların, bazı resmi ve yetkili kurumların yardımı olmadan yapılabileceğine ihtimal vermiyorum” şeklinde mantıklı bir açıklamayla yetinip, iktidarı açıkça suçlayıcı tavırdan sakınsaydı.

Başörtüsü karşıtı paşa hanımının, karıştırdığı haltlar

Kocası Tüm Amiral İlker Güven’in, “TSK’ya ait bavullar dolusu gizli belgelerin ve stratejik bilgilerin milyonlarca dolar rüşvet karşılığı sattığını ve gerici-dinci kesimlerin ayinlerine katıldığını” iddia eden Sunahanım Güven; Beyinin “bunlar kasıtlı ve planlı bir iftiradır” dediği açıklamalarını, hangi olay üzerine yaptığı önemlidir.

Tüm Amiral İlker Güven, eşi Sunahanım Güven’in, başka erkeklerle, yurtiçi ve yurtdışına, kendi başlarına seyahat etmelerine izin vermediği için, kadıncağızın vatanperverliği tutmuş ve ardından bu iddialar gündeme getirilmiştir.

Sunahanım Güven, bazı yayın organlarında sevgilisi olduğu söylenen kişilerle uzun süreli seyahatlere çıktığı, aynı otel odalarını paylaştığı yerlerde ve dönemlerde, herhalde birbirlerine masallar ve sanatsal yorumlar anlatmakla vakit geçirmemekteydi!?

Bu arada Sunahanım Güven’in, hırslı ve hararetli başörtüsü karşıtlığı ve dindarlara kindarlığı söylenmektedir ki, bu gayet tabiidir ve hiç de şaşırtıcı değildir.

Evli olduğu halde, başka erkeklerle, modern tabiriyle sevgilileriyle, uzun süreli seyahatlere çıkan çağdaş bir bayandan bundan başka ne beklenir?

Peki, ya karısına bile sahip çıkamayan, böylesi korkunç iddia ve ithamlara maruz kalan Paşa’ya ne demek gerekir?!

Buna benzer binlerce aldatma girişiminin maalesef her gün yaşandığı bir ülkede, sırf TSK’yı karalamak için, bu olayı haftalar boyu manşetlerden düşürmeyen medya patronları ve yorumcularının, acaba kendi karıları ve kızları ne haldedir? Ah, perdeler bir aralanıverse, nice etiketli, yetkili, muhterem ve muhteşem kişiliksizlerin nice pislik ve rezillikleri ortaya dökülecektir.

Şimdi;

Ya anayasaya ve temel insan haklarına aykırı olarak, zoraki yorumlarla bu aziz milletin inancıyla ve manevi ihtiyaçlarıyla savaşmaktan ve her fırsatta başörtüsüne sataşmaktan vazgeçip bu din düşmanlığını bırakacaksınız. Veya ilahi bir ceza ve yüz kızartıcı bir bela olarak, böyle karılarınız tarafından boynuzlanacaksınız!..

Ya İslam’a ve Kur’an’a, inanmasanız bile, hiç değilse saygı duyacak ve katlanacaksınız.  Veya NATO kılıflı Siyonist ve emperyalist odakların ajanlığını ve Masonların uşaklığını yapmaya mecbur kalacaksınız!..

Ya Müslüman milletimizin milli ve manevi değerleriyle barışıp uzlaşıp, halkımıza karşı haddinizi bilip uysallaşacaksınız... Veya fikren ve fiilen gavurlaşıp mazlumların nefret ve bedduasına ve Allah’ın kahrına uğrayacaksınız!..

Neve Şalom'a koşanlar, Başörtüsü ve İmam Hatip mağdurlarını ne zaman hatırlayacaktı?

Demokratik açılım çalışmaları sonunda Sinagog'lara kadar taşınmıştı. AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Neve Şalom Sinagogu’nda Türk Musevi Cemaati üyeleriyle bir araya gelip onları rahatlandırmıştı. Anayasa tartışmaları arasında dikkatlerden kaçan önemli bir toplantıydı. Birkaç yayın organında küçük haberlerle geçiştirilmeye çalışıldı. İçerikse tam anlamıyla gündem yoğunluğunda kaynadı ya da kaynatıldı...

Peki, neler mi konuşmuşlardı? Öğreniyoruz ki, Hüseyin Çelik özellikle hatipliğiyle gönülleri fethetmiş bir kahramandı! Özdeyiş, fıkra, türkü sözleri ile psikoloji ve sosyoloji terminolojisiyle de takdir toplamıştı. Önce Başbakan Erdoğan'ın selam ve saygılarını hatırlatmıştı. Varlık vergisinden, 6-7 Eylül olaylarına kadar birçok konudaki üzüntülerini paylaşmıştı. Başbakan Erdoğan'ın Davos'ta Şimon Peres'e karşı çıkışı da yanlış anlaşılmıştı. Başbakan'ın asıl sinirinin sunucuya olduğu" yinelenmiş ve dolaylı bir özür daha aktarılmıştı. Hemen ardından da Türkiye'nin şuanda İsrail ile diğer devletlerarasında arabuluculuk gibi önemli bir göreve soyunduğunu da belirten Çelik. "Aramızda gerçekte bir sorun yok, bakın biz üzerimize düşeni yine yapıyoruz" tavrını takınmıştı.

Anladığımız kadarıyla Yahudi karşıtlığı söylemler ise gecenin belki de en önemli konularıydı. Hahambaşı Haleva ve Musevi Cemaati'nin çiçeği burnunda başkanı Sami Herman bu konuda özellikle tedbirler alınmasını hatırlatmıştı. AKP'li Çelik'in de “kanunlarla bu konuyu halletme yoluna gideceklerini” söylemesi ise gecenin sürprizi sayılmıştı. Acaba diyor insan... Acaba, İsrail bölgeyi ateşe verirken, Filistin'de taş üzerinde taş bırakılmazken, Recep Bey'in söylediği gibi kumsaldaki çocuklar vurulurken... Şimdi Türkiye'de İsrail ve Yahudi aleyhtarlığı suç mu sayılacaktı? Çağlayan'da 1 milyon insanın toplanması acaba yasak kapsamına mı alınacaktı? Acaba Holokost inkârcıları Türkiye'de de mi içeri alınacaktı? Hüseyin Çelik'in samimi ve içten konuşmaları Musevi cemaatini oldukça umutlandırmıştı. Böyle şey de mi olur demeyin. Bunun adı açılımdı…

Hüseyin Çelik en çok alkışı ise "Bir sorununuz, siteminiz var ise tabii ki, kendi hükümetinize yapacaksınız, gidip de Putin'e Merkel'e, Sarkozy'e yapacak değilsiniz!" sözleriyle almıştı. Doğru sözler; tabiî ki Türkiye Cumhuriyeti'nin her vatandaşının çalacağı kapı T.C. Hükümeti'dir. Eyvallah. Ama biraz üzerinde kafa yorunca akla yine olmadık şeyler geliveriyor. Hani Tayyip Bey Paris'e çıkarma yapmıştı... Sarkozy (Yahudi kökenleriyle iftihar ediyor) ile görüşmüştü ya… Hani son olarak da Alman Başbakan Merkel (Yahudi lobinin Almanya'da ayakta tuttuğu isim) Ankara'ya gelmiş ve tarihi görüşmelere imza atılmıştı ya... Takılıverdi akla... Yoksa dedik, özellikle Sarkozy ve Merkel bizimkilerin kulaklarına bir şeyler mi fısıldamıştı? Yoksa önce onların mı kapısı çalınmıştı? Yoksa Hüseyin Bey de Sinegog'a bu sebeple mi uğramıştı?

Unutmadan bir küçük not daha iliştirelim yazımıza. Geçtiğimiz yıl Hüseyin Çelik, Gazze olayları esnasında Milli Eğitim Bakanıyken, tüm okullarda yapılması planlanan kompozisyon yarışmasını antisemitizmi körükleyeceği gerekçesiyle iptal ettiği için zatıâlilerine özel bir teşekkürde de bulunulmuşlardı. Hatırladığımız Milli Eğitim Bakanlığı'nın İsrail ve Yahudi şirketlere ait malların boykot edilmemesiyle ilgili okul yönetimlerine gönderdiği bir de genelge vardı.[1]

Peki, iyi de, Yahudilerin sorunları ve İsrail’in sıkıntılarıyla bu kadar yakından ve candan alakalı AKP’li bakanlar ve boş-bakanlar, acaba şu Müslüman halkımızın uğradığı başörtüsü haksızlığını gündeme alan bir toplantıya ne zaman katılacaklardı? Yoksa Yahudiler buna çok mu kızardı?

Başörtüsünün depreştirdiği gâvurluk dürtüsü!

Dünyanın bütün (evet bütün) demokrat, hukukun üstünlüğünü kabul etmiş, insan haklarına bağlı ve saygılı medenî ülkesinin üniversitelerinde başörtüsü serbesttir.

Lâikliğin ana vatanı olan Fransa'da da üniversitelerde başörtüsü serbesttir. (Orada başörtüsü yasağı, insan haklarına aykırı olarak etkin Yahudi odaklarının ve Mason Localarının dayatmasıyla sadece resmî devlet liselerinde vardır. Özel liselerde başörtüsüne müdahale edilmemektedir)

Demokrasinin vatanı olan İngiltere'de, başörtüsü ilkokullarda bile serbesttir.

Bütün erginlik yaşına gelmiş İslâm kadın ve kızlarının tesettüre girmesi farzdır, İslam’ın emridir. Bu farz Kur'ân, Sünnet ve icmâ-i ümmet ile sabittir. Diyanet İşleri Başkanlığının, tesettürün farz olduğuna dair iki resmî fetvası bilinmektedir.

Ülkemizdeki başörtüsü yasakları insan haklarına, demokrasiye, eşitliğe, adalete aykırı ve ayrımcı bir harekettir ve insanlara hakarettir.

Köleliğin en çirkini ve utandırıcısı, üzerinde TC resmî anteti bulunan "Vesikalarla" yaptırılan fahişeliktir. Maalesef ülkemizdeki düzen buna izin vermekte, genelevlerin kapısında polis bekletmekte, fuhuştan KDV ve kazanç vergisi elde etmekte, bu vergiyi bütçesine eklemektedir.

Devletimiz "Kadınlara fahişelik yapma iznini vermeyeceğine dair" uluslararası Kadın Hakları Sözleşmesine imza koymuş olmasına rağmen AKP’nin fuhşun her çeşidine kolaylık sağlaması ilginçtir.

Demokrasinin beşiği olan İngiltere'nin okul ve üniversitelerinde serbest olan başörtüsünün Türkiye'de yasak olması gülünçtür, rezalettir, traji-komedidir.

Ülkemizdeki başörtüsü yasağını aklın, vicdanın, insafın, insan haklarının, eşitlik prensibinin, adaletin ışığında doğru bulmak ve savunmak mümkün değildir.

Başörtüsü yasağı din ve inanç hürriyetine terstir. İnandığı gibi yaşamak hürriyetini engellemektedir. Toplumsal barışı ve mutabakatı dinamitlemektedir. Bu yasağı haklı gösterecek bir tek (tekrar ediyorum bir tek) geçerli gerekçe gösterilememektedir. Haksız bir diretmeden, despotluktan ibarettir. Laiklik bahanedir, eğip bükülmektedir.

Bu yasak lâikliğe aykırı bir girişimdir. Başörtüsü lâikliğe aykırı olsaydı, lâik Fransa'nın üniversitelerinde yasaklanması gerekirdi.

Ancak, İsmet Paşa başörtüsüne karşıymış! Başörtüsü filan ideolojiye aykırıymış! Dinsiz bir ilâhiyatçı Kur'ân’da başörtüsü olmadığını yumurtlamış. Çıplaklık uygarlıkmış, tesettür gericilik sayılırmış!

Gibi saçma sapan mavallar ve iddialarla bu tezlerini ispata kalkışmak despotluktur. Gülünç olmaktan, hokkabazlıktan, maskaralıktan vazgeçilmelidir.

Yakın gelecekte her şey değişip düzelecektir. Gerçek demokrasilerde olduğu gibi, Müslüman Türkiye'de de okullarda ve üniversitelerde eşitlik gelecek, isteyen başını örtecek, isteyen açık olarak okuyabilecektir. Bunu kimse önleyemeyecektir. Düzen fahişeliğe resmî vesika verecek, kapısında polis bekletip vergi devşirecek, ama Müslüman kızlar başörtüsü ile eğitim göremeyecek… Yağma yok baylar, yağma yok bayanlar bu zulüm ve zorbalık bitecektir.”[2]

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın Kutlu Doğum Haftası açılış töreninde yaptığı konuşmadaki:

“Yüce Allah’ın insanlığa en büyük hediyesi insanlık bilincinin ve bu bilincin yarattığı tüm değer ve erdemlerin vücut bulduğu bir şahsiyet olmuştur. Dolayısıyla biz Hazreti Muhammed’in hayatına baktığımızda 23 yılı peygamberlik devresi olan 63 yıllık yaşamına baktığımızda sadece Kuran insanlar için bir açıklama, Allah’ın kendisinden korkanlar için doğru yolu gösterme anlamında bir öğüdü olduğunu ifade eden ayeti kerimeyle tanımlanan Kuranı Kerim bize Kuranı Kerimle Hazreti Peygamber arasındaki bütünlüğü aynı zamanda ortaya koymuştur.

Umutsuzluğumuza umut, ahlaksızlığımıza uyarı, çaresizliğime çıkış yolu, hatalarımıza rahmet olarak gönderilen Kuranı Kerimin aydınlığıyla bezenmiş ve Peygamberimizin sünneti olarak nitelendirdiğimiz bir örnek hayat da bizim inancımızın, dinimizin bir temel dayanağını oluşturmuştur.

 Hazreti Peygamber gelen vahiyi tebliğ etmesiyle, canlı ve hayatla iç içe kişiliğiyle Kuran ayetlerini hem fiilleriyle, davranışlarıyla, hem de kavliyle, sözleriyle temsil etmekteydi. Hazreti Muhammed’in hayatı Kuranı Kerimin bizzat bir tefsiridir. Böylece Hazreti Peygamber Kuranı Kerimin yaşanılabilir olduğunu ortaya koymuştur. Ulaşılmaz hiçbir kimsenin tümünü gerçekleştiremeyeceği afakî, soyut talimatlardan ibaret bir anlayışı sergilemediği, hayata geçirilebilir, uygulanabilir, yaşama dönüştürülebilir bir anlayışla Kuranı Kerimin benzemiş olduğunu hepimize göstermiştir.

İslam’ı doğru anlamanın tek yolu Kuranın ve Hazreti Muhammed’in yaşamının doğru anlaşılmasını sağlamaktır. Bunun en doğru şekilde anlatılması dinin bir başka amaçla, bir servet, ün ve menfaat beklentisi içinde olanlar tarafından inhisara alınmış gibi takdim edilmesi İslamiyet’in özüne yapılabilecek en büyük saygısızlıktır.

 İslam iman, sorumluluk ve kurtuluş bakımından bireyi esas alır. İslam’ın hedefi insandır, bireydir, tek başına insandır. Her insan aklı ve kendi hür iradesiyle inanır, sorumluluğunu üstlenir, hiç kimse bir başkasının günahını çekmez, herkes kendi sevabının ve günahının sahibidir. Cennete ancak hak eden girer. Cennette hiçbir cemaate toplu rezervasyon yapma imkânı yoktur.

 Kuran’ın ve İslam’ın siyasetle ilişkisi konusunda yanlışlıklara karşı hepimizin duyarlı olmasına ihtiyaç vardır. Kuran’da siyasi bazı düsturlar ön plana çıkmıştır. Şura, adalet, işlerin ehline verilmesi gibi ilkeler Kuran’ın öngördüğü temel ilkelerdir. Ama bunlar herhangi bir devlet modelinin, herhangi bir rejim biçiminin, herhangi bir siyaset anlayışının tekelinde olmayan evrensel, her zaman ve her rejim için, her siyaset için mutlaka gözetilmesi gereken ana ilkelerdir. Elbette şura lazımdır, istişare olmadan doğru fikre ulaşmak imkânı yoktur. Doğru kimsenin tekelinde değildir. İstişare şarttır. İstişareyi ister mecliste yaparsın, ister partiyle yaparsın, ister kendi çevrendeki ilim adamlarıyla yaparsın ama istişare şarttır.

 Şart olan İslam’ın öngördüğü şuradır. Şuranın biçimini devletin düzeni tayin eder. İşin ehline verilmesi lazım. İşi ehline vereceksin. Benim adamımdır, benim yakınımdır, benim dostumdur, benim hısımım, akrabamdır diyerek iş vermeyeceksin. İşi ehline vereceksin. En iyi yapacak olana vereceksin.

Adaleti gözeteceksin. Adaletsiz yönetim olmaz. Padişahlıksa da adalet olacak, cumhuriyetse de adalet olacak, demokrasiyse de adalet olacak. Hangisinin olacağına Kuran karar vermiyor. Kuran bir devlet rejimi tavsiye etmiyor. Hazreti Muhammed hayatının belli bir noktasından sonra devlet başkanı olarak sorumluluk üstlendi. Ama bu Kuranı Kerimin, İslamiyet’in belli bir devlet rejimi önerdiği anlamına hiçbir şekilde gelmez. Gelmemiştir. Hazreti Muhammed’de buna çok büyük özen göstermiştir.

“Aynı zamanda 1400 yıl önce en karanlık günlerde İslamiyet’in müjdesini Hazreti Muhammed’in vermeye başladığı günlerde büyük bir içtenlikle Hazreti Muhammed’in yoluna girdiğini ifade eden o ilk Müslümanların (Sahabe-i Kiramın) büyük bir belirsizlik ortamında (öncesinde), hiçbir örnek bulunmadan sadece “Allah’ın peygamberi olduğunu, Kur’an-ı Kerim’in nazil olmaya başladığını” çevresine ifade ettiği için Ona iman ederek, Ona inanarak geleceğin neler getireceğini bilmeden, çok büyük bir yolculuğa ve büyük bir karanlık ortamında cesaretle yola çıkan o ilk Müslümanların ruh halini, samimiyetini, içtenliğini, inancını ve imanını Allah’ın hiçbirinizden eksik etmemesini diliyorum.”

Tespit ve temennileri oldukça önemlidir ve sevindiricidir.

İşte, “Mümin kadınlara söyle: …Başörtülerini yakalarının üstünü (kapatacak şekilde, başlarından omuzlarına kadar) koyup (örtsünler)” (Nur: 31) ayeti de; İslami tesettürün (tabii ve ahlaki ölçülerle ve şehveti tahrik etmeyecek şekilde kadın vücudunun örtülmesinin) bir gereği olmaktan ziyade;

“Ey Nebi, eşlerine, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle: (sokağa çıktıklarında) Onların (mümine) olarak tanınması ve (böylece muhtemel) eziyet (ve sarkıntılıklardan) korunması için cilbablarından (dış elbiselerinden) üstlerine giyinsinler” (Ahzap: 59)

ayetinde belirtildiği gibi “bir tanınma alameti farikası ve korunma takısı” olarak simgesel bir fazilet libası sayılan başörtüsü de, Kur’an’ın açık bir emri ve tavsiyesi olduğundan, temel bir insan hakkıdır, inancın bir icabıdır; yasaklanması büyük bir haksızlık ve saygısızlıktır.

Bu arada, bir düzeltme yapmamız gerekiyor: Sn. Baykal “Dinin egemenlik iddiası yoktur” diyor. Ama hak ve adaletin ülkemizde ve yeryüzünde hakim olması için çalışmasını Kur’an istemektedir. (Bak. Fetih: 28) “Yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar onlarla (zalim ve saldırgan inkârcılarla) savaşın” (Bakara: 193)

“Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah’ın oluncaya (Evrensel hukuk kuralları ve ülkelerin yönetim esasları İslam’ın temel adalet kavramına uyduruluncaya) kadar onlarla çarpışın (bu uğurda çalışıp çabalayın)” (Enfal: 39)

“Ki O (Allah) elçilerini hidayetle ve Hak Din ile, diğer bütün (yozlaşmış) dinlere (ve bozuk düzenlere) karşı üstün (ve hakim) kılmak üzere gönderdi.” (Fetih: 28)

Yine Sn. Baykal:

“İslam diniyle Müslümanların meydana getirdikleri fıkıh özdeş değildir. Din ayrıdır, fıkıh ayrıdır. “Kuran bir hukuk kitabı değildir” diyor, ama Kur’an’ın evrensel hukukun temel prensiplerini ve adalet ölçülerini beyan ettiğini ve insanların bunları esas alması gerektiğini de bilmesi ve belirtmesi gerekiyor.

Ve tabi “okullarda Milli Güvenlik derslerine giren üniformalı subaylar ergenlik çağındaki çocukların psikolojisini bozuyor!?” diye haber yapan (23 Nisan 2010 18.00 haberleri) Fetullahçı Samanyolu TV ne kadar şeytan ve şarlatan kafalı ise,

“Başörtülü kızları görünce sinirlerimiz alt üst oluyor ve huzurumuz kaçıyor!?” diyen laiklik istismarcısı sahte Kemalist takımı da aynı ölçüde bağnazdı… Üstelik başörtüsü-İmam Hatip ve Kur’an Kursu üzerinden yürütülen “dinsizlikle”, TSK düşmanlığına alet edilen “sahte dincilik” Donkişotları, aynı Siyonist ve masonik odakların kuklalarıydı.

Oysa ülkemizde başını örtenlerle açık gezenler arasında herhangi bir sorun bulunmamaktaydı, halkımız dindarı ve rahat tavırlısıyla birbirine saygılıydı, ortalığı karıştıran istismarcı dincilerle, hazımsız dinsizler olmaktaydı.

Sivil-asker; laik ve demokrat tüm İsrailtaparlara ve başörtüsü savarlara: En azından İsrail’le bağlılığınızın onda biri kadar olsun; İsmail’e, Naile’ye saygılı davranın!

İsrail Gününe katılan ve Siyonist Büyükelçi Levy karşısında iki büklüm olan ve biraz geç kaldığı için özür beyan buyuran Savunma Bakanı Vecdi Gönül, AKP iktidarı adına oradaydı.

Akbank reklâmında;

Bir Japon cep telefonu teknolojisini keşfetmekle, kovboy şapkalı ABD'li geliştirmekle övünürken bizimkisi; o cep telefonunu kullanarak hızlı şekilde kredi devşirmekle övünüyordu.

Ve tabi reklâm icabı o Japonla, ABD'li; Türk'ün bu mucizesi karşısında, apışıp kalıyordu.

Türk'ü salak yerine koyan en son vaka ise bir reklâm değil, bir savunma projesi töreni oluyordu.

Geçenlerde Kayseri'de düzenlenen bir törenle; İsrail'e modernize ettirilen 170 adet M60 tankından sonuncusu teslim ediliyordu. Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün de katıldığı törenle İsrail firması IMI'nın başarılı modernizasyon çalışmaları ve bu tank üzerinden Türk ve İsrail savunma sanayilerinin girişeceği ortak projeler anlatılıyordu. Bu tankla Kolombiya'nın açtığı ihaleye katılacağı vurgulanıyordu. Oysa Kolombiya'nın açtığı ihalede yarışan diğer 3 modelin de İsrail'e ait olduğu gerçeği toplumdan gizleniyordu.

170 tankın modernizasyonu için ödenen para 687.5 milyon doları buluyordu.

Yani eski tankı modernize etmek için tank başına 4 milyon dolar ödeniyordu.

Bu rakamı bir perspektife oturtabilmeniz için sizinle başka ülkelerin tank alım rakamlarını hatırlatmamız gerekiyordu.

General Dynamics firmasının Irak ordusuna sağlayacağı ve M60'lara göre çok daha üst düzey teknolojiyi temsil eden yeni M1A1 Abrams tanklarına vereceği fiyat: 140 tank için 150.5 milyon dolardı.

Anlayacağınız işgal altındaki Irak yeni model tankın tanesini 1 milyon dolar civarında bir rakama mal ediyordu.

Şili'nin geçenlerde Almanya ile yaptığı anlaşma çerçevesinde 140 Leopard 2A4 - ki Leopard tankı birçok uzman tarafından dünyanın en iyi ana savaş tankı olarak nitelendiriliyor - için ödeyeceği miktar 125 milyon dolardı. Yani yeni model tank için ödenen miktar 1 milyon doların altına düşüyordu.

Hindistan'ın yine daha gelişmiş bir model olan T-90 AMT 'den 310 tane almak için ödeyeceği fiyat 700 milyon dolardı. Yani tanesi 2 milyon dolar civarında kalıyordu.

Matematiğinizin kuvvetli olmasına veya silah uzmanı olmanıza gerek yoktu.

Sadece biraz insaf, ahlak ve vatan sevgisi yeterli.

AKP tank modernizasyonu adı altında eski tanka yeni makyaj için “van münit” diye horozlandığı İsrail’e tanesine 4 milyon ödüyordu.

Vakit Gazetesinden Hüseyin Öztürk’e

Biz Milli Çözüm olarak, tahmin ve zanlara, kuru iddialara dayanarak değil; sizin Başbakanınız ama Siyonist projesi BOP’un Eş Başkanı, yani görevli hizmetkârı olan şahsın, Davosta “Van münit” diye horozlanıp, ardından İsrail’i OECD’ye kattırması ve vahşetlerine meşruiyet kazandırması.

Gittiği Yunanistan’da: Ayasofya’nın müze kalmasına ve Batı Trakyadaki müftülüklerin kapatılmasına itiraz etmeyip, hıyanet ocağı Heybeliada Ruhban okulunu açacağını ve Bartholomeos’a Ekümenlik kazandıracağını açıklaması gibi, milyonların şahit olduğu rezaletlere bakarak uyarı görevimizi yapıyoruz.

Gazetenizin çok muhterem(!) yazarlarından olup, ahlaksızlıklarını yazmamız üzerine uydurma bir isim taktığınız hocanızın ve Hilal TV’de gerdan kırıp kıvırarak tefsir dersi yapan üstadınızın, Kayseri Develi Mahkemelerince kesinleşmiş şahitli ispatlı sapıklıklarını, resmi belgelerle gönderirsek, gazetenizde yayınlama mertliğini ve müminliğini gösterebilir misiniz?

Sizi gidi münafıklar ve Amerikan uşakları!...

 

 



[1] Kulis Ankara / Milli Gazete

[2] M. Şevket Eygi / Milli Gazete


Bu yazarin diger makaleleri

'KUTİK'LERE, OŞŞT!...
Oşt dediğin halde, susmayan huysuz Ya kuduz olmuştur veyahut uyuz! Uyuzlar kaşınır,...
Devami
DÜŞMAN KARDEŞLER
  Armut üzerine, bütün şarkımız Siyonist suyuyla, döner çarkımız Dünyalık hesaplar, hasım eyledi Niyet...
Devami
ABDİ İPEKÇİ CİNAYETİNDE;PİYON TETİKÇİLER, SİYON TERTİPÇİLER VE “MİLLİ TAKİPÇİ”LER!
 Abdi İpekçi’yi Ağca mı katletti, “karaca” mı? Sorularıyla uğraşmak, saflıktır....
Devami
İMAN ŞEHADETİ! (ŞİİR)
  İMAN ŞEHADETİ!      Yardımcın yoldaşın, vezirin olmaz Vahid’sin şerikin, nezirin olmaz Visalin hak; mislin,...
Devami
RABBIMIZIN HER ETTİĞİ GÜZELDİR VE MÜKEMMELDİR!
Haddini Aşan Sualler ve Sitemlerle Şiir Yazan ŞEYH AZMİ BABAYA...
Devami
HAİNLERİN TİYNETİ! (ŞİİR)
  HAİNLERİN TİYNETİ!        "Dostlarımdan koru, Sen beni ya Rabb Ben düşmanlarımdan, kendim...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1193

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR