Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün4294
mod_vvisit_counterDün5925
mod_vvisit_counterBu Hafta27008
mod_vvisit_counterGeçen hafta47930
mod_vvisit_counterBu Ay89779
mod_vvisit_counterGeçen Ay133233
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar14193739

IP'niz: 35.175.180.108
Bugün: 15 Kas 2019

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11129349

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
feto2
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 

BUĞRA YAYINCILIK

Tel-Faks:

0212 516 52 62

 

Reklam

“EREN” BEY, “ERDEM”Lİ DAVRAN!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

İslam inancının en önemli temeli; Ahiret ve Din gününe iman etmektir. Yani; öldükten sonra dirileceğine, her türlü hareket ve niyetinden hesaba çekileceğine ve hak ettiği sonsuz akıbete erişip, Cennet ve Cehenneme gireceğine inanıp, ona göre hayatına yön vermektir.

Tertip sırasına göre, Fatiha’dan sonra Kur’an’ın ilk suresi olan Bakara: 4. Ayeti de “Kur’an’ın hidayet rehberi olduğu muttaki müminlerin ĞAYB’e, yani “Gözle görülmeyen, ama varlığı akli ve nakli delillerle ve açık alametleriyle bilinen hakikatlere inanmak yanında, asıl “Ahiret’e yakinen (şüphesiz ve kesinlikle) iman edip” ona göre davranmak” olduğunu bildirmektedir.

“Bir kısmı da “Rabbimiz bize dünyada iyilik ver Ahirette de iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru” derler.”[1]

“İşte onlara kazandıklarından bir karşılık vardır. Allah, hesabı pek çabuk görendir.”[2]

“(Yeminlerinize, ahitlerinize, senet ve sözleşmelerinize riayet edin, asla hile ve hıyanete girişmeyin) Çünkü kesinlikle Allah sizleri bütün bunlarla (İslami emir ve yasaklarla) imtihan etmektedir ve hulf ettiğiniz (haksızlık ve hırsızlığa yöneldiğiniz) durumları kıyamet günü size haber verecektir.”[3]

Yüzlerce ayet ve hadisle belirtilen, binlerce müctehit alimce ittifak edilen ve milyarlarca mümin tarafından iman edilen AHİRET gerçeğini inkara yeltenen, “Açlık ve susuzluk bulunmayan ve güven (barınma ve barış sağlanan) her tarafın ve dünya hayatının Cennet, ve bunlardan yoksun şartların Cehennem olduğunu söyleyen ve “öldükten sonrası ise itikattır” tespitiyle, “ahiret inancı, sadece tasavvur ve tahayyül edilen kuru bir kurgudan ibarettir” demeye getiren Aydınlık yazarı Eren Erdem, “İMANSIZ İSLAM” uydurma peşindedir. (Bak: 16 Mart 2012 / Aydınlık / Sh:7) Çünkü sadece Allah’ın varlığını kabullenmek iman ve İslam için yeterli değildir. Kur’an’ın pek çok ayette haber verdiği gibi, “Mekke müşrikleri de, Yahudi ve Hıristiyanların kafirleri de, Müslümanlığı Komünist ve Kapitalist dünyaperestliğe kılıf yapan kesimler de, hepsi ALLAH’a inandıklarını söylemektedir.

“And olsun ki onlara “gökleri ve yeri kim yarattı, Güneşi ve Ayı kim emri altında tuttu?” diye sorsan; “Elbette Allah” derler. Öyleyse nasıl da döndürülüyorlar.”[4]

“Eğer onlara; “gökyüzünden yağmuru indirip onunla öldükten sonra yeryüzünü dirilten kimdir?” diye sorsan, elbette “Allah” derler. “Elhamdülillah” de. Onların çoğu akletmezler.[5]

İslam’ı; komünist bir felsefeyle, ubudiyet, ruhaniyet ve ahiret düşüncesinden uzak, sadece maddi ve dünyevi bir “sosyal adalet ve eşitlik” prensipleri olarak görmek ne denli tehlikeli ve tahripçi bir zihniyetse, ibadetlerin ve dini ritüellerin sadece şeklini tekrarlayıp, asıl özünden ve hedefinden uzaklaşmak ta o denli taklitçi ve tahrifçi bir “gelenekçilik”tir.

İslam ümmetine musallat olan şekilcilik, bencillik ve beleşçilik gibi ruhi rezaletlere vurgu yapması, dinimizin oldukça önem verdiği sosyal adalet kavramını, dayanışma (İNFAK; muhtaçların ihtiyaçlarını giderme. İSAR; başka mağdurları kendi nefsine tercih etme amacını) ve bağış yapma ahlakını öne çıkarması; servet, şöhret ve şehvet taparlık için dinin araç olarak kullanılması gibi konularda haklı eleştiriler ve hayırlı öneriler getiren, ama bunların yanında; “Allahperest sosyalistlerin piri” ve İran devriminin Wolteri kabul edilen, Paris’te geçirildiği Marksist formasyonun etkisiyle, Kur’an ayetlerini, Marks’ın “insanlık tarihi, sınıfsal mücadeleden ibarettir” tezini; “Tarih Habil’le Kabil’in mücadelesidir” şeklinde tevil eden ve hatta daha ileri gidip:

“Marksizm’i bilmeden, tarihi ve siyasi olayların doğru tahlil edilemeyeceğini” söyleyen[6], ama ardından, Marksistlerin Allah’ı ve yaratılışı inkâr ettikleri için eleştirip çelişkiye düşen Ali Şeriati’nin, bütün Ehli Sünnet âlimlerinin, Ebu Zer Gıfari gibi pek az zatlar dışında bütün sahabelerin ve selefi salihinin, dolaylı biçimde; yanlış yaptıkları ve dini yozlaştırdıkları gibi bir algıya sebebiyet vermesi de elbette kabul edilir değildir. Fıtratı, maneviyatı, imtihan sırrını ve Ezeli Kader Programını göz ardı ederek, her şeyi maddi sebep ve sonuç ilişkisine indirgemek, İslam’ı ahiret ve ubudiyet düşüncesinden koparıp dünyevileştirmektir.

Şeytanın, batıl ve bozuk ta olsa, yeni ve orijinal bir din ve düzen uydurma yeteneği bulunmamaktadır. Şeytanın ve şeytanlaşmış insanların yaptığı; Hak Dinleri bozup yozlaştırmak, şirk katıp saptırmak, nefsi arzularla ilahi kuralları harmanlamak suretiyle Batıl bir hayat tarzı oluşturmaktır. Görünüşte Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi kalanların çoğu; ya katılaştırılarak veya ılımlaştırılarak, yani içini ve özünü boşaltıp, biçimiyle uğraştırarak; ama mutlaka aslından uzaklaştırılarak uydurulmuş bu taklitçi dine tabi olmaktadır.

Maalesef, insanların birçoğunu, kendileri farkında olmadıkları halde etkisi altına almış batıl bir din anlayışı vardır. Bu, kendini açıkça tanıtmayan, “gizli bir din” konumundadır. Hiçbir yazılı kuralı bulunmamaktadır. Adı bile konmamıştır. Fakat insanların davranış ve tavırlarını, düşünce ve amaçlarını kontrolü altına almaktadır. Pek çok kimse şuurunda dahi olmadan hayatları boyunca bu dinin kurallarını uygulamakta, bu dinin emir ve yasaklarına göre yaşamaktadır. Bu din, Müslümanlık, Hıristiyanlık veya Musevilikten başkadır. Bu dine uyan kimseler sorulduğunda belki, "Ben Müslümanım" ya da "Ben Hıristiyanım" demelerine aldanmamalıdır. Bazı kişiler de dinsiz hatta ateist olduğunu söylese de durum aynıdır. Yani her biri, aslında bu gizli dinin mensuplarıdır; nefsi istismar ve suiistimallerine, İslam kılıf olarak kullanılmaktadır. Son zamanlarda Marksizm’e İslam sosyalizmi kılıfı geçiren Ali Şeriati taklitçilerinin, istismarcı, hatta inkârcı tavırları da böyle okunmalıdır.

Fetullahcılarla, Ulusalcı Fetvacıların ortak inancı: ŞERİATSIZ İSLAM!

Şeriat; Allah’ın adalet kurallarını, dünya ve ahiret saadet yollarını içeren Din hükümleridir. 1430 senedir, yüzbinlerce İslam uleması ve Kur’an yorumcuları, “DİN, ŞERİAT, İSLAM” kelimelerinin aynı ortak kavramı ifade ettiklerini söylemişlerdir.

“Biz, sizden hepiniz için bir ŞİR’AT ve MİNHAC kıldık”[7] ayeti kerimesinde, İslam’ın ilahi bir şeriat; (hayat ve hakikat yolu) ve Minhac; saadet ve selamet düsturu olduğu açıkça beyan edilmektedir. Ve yine Casiye 18. Ayetinde: “Sonra Seni bu (ilahi) emirden bir ŞERİAT üzerine (memur) kıldık; öyleyse sen Ona (şeriata) uy, bilgisiz ve (beyinsiz kimselerin) hevalarına uyma” buyrulmak suretiyle İSLAM ŞERİATININ anlamı ve önemi Kur’an tarafından öğretilmiştir.

“İşte bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, onu altından ırmaklar akan Cennete koyacaktır. Orada ebedi kalacaklardır. İşte büyük başarı budur.”[8]

“Kim Allah’a ve Rasülüne isyan ederse ve sınırlarını aşarsa, onu ebedi olarak ateşe sokar. Ve onun için alçaltıcı azap vardır.”[9]

“Rabbinin sözü doğrulukta ve adalette tamdır. O’nun kelimelerini değiştirebilecek kimse yoktur. O, her şeyi işiten, her şeyi bilendir.”[10]

“Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar. Onlar ancak yalan söylerler.”[11]

Buna rağmen “ŞERİAT SOYTARILIĞI” (18 Mart 2012 / Aydınlık / Eren Erdem / sh.7) gibi, her türlü edep ve erdem ölçülerini çiğneyip İslam Şeriatına ve Müslümanlara hakarete yeltenen sosyalist sapıkların şımarıklığı ile, kapitalist (ılımlı) İslamcıların buluşma noktası “şeriatsız İslam” modelidir. Sosyalist ve Komünist kafalılar Allah’ın şeriatı yerine Marx’ın safsatalarını; kapitalist (ılımlı) İslamcılar da, çağdaş faizci Karunların sömürücü kurum ve kurallarını yerleştirip yürütme hevesindedir. İslam ise, her iki takımın da istismar aracı ve toplum nezdinde itimat ve itibar kazanma kılıfıdır. Komünist Ulusalcılar da, Kapitalist İslamcılar da samimiyetten ve İslamiyet’ten uzaktır. Her iki taife de, “Dünya hayatını ahirete tercih ederler ve (insanları) Allah’ın yolundan alıkoyup çevirmeye ve (Dini) çarpıtıp (eğriltmeye-eksiltmeye) girişirler”[12] ayeti bunları ne güzel anlatır.

Oysa, İslam’ın maalesef körlenen ve kirlenen sosyal ahlak ve adalet duyarlılığını diriltmek, Müslümanlara ve mazlumlara karşı merhamet ve özveri duygularını derinleştirmek; bencillik, beleşçilik ve menfaatperestlik düşüncesini değiştirmek hususunda önemli hizmetler yapabilme fırsatını, “ŞERİATSIZ İSLAM, İBADETSİZ ve AHİRETSİZ İSLAM” gibi sapıklıklarla fesatlığa çevirmek hem kendileri, hem Milletimiz, hem de Dinimiz için büyük bir kayıptır ve tabi ayıptır. “Şeriat Soytarılığı” sataşmasındaki soytarılığın, Kur’ani kuralları hayat düsturu edinen ve bu “değişmez ve eskimez İlahi hükümleri esas alarak, değişen ve gelişen şartlara uygun yeni çözümler üreten” Müslümanlara mı, yoksa kısır beyinleri ve kısıtlı bilgi birikimleriyle böylesine şeytani fetvalar uyduran saldırganlara mı layıktır? Sorusunun yanıtı ortadadır.

Batı emperyalizminin ve özellikle sapık Yahudilerin Dünyaya hakimiyet hedefleri ve ideolojisi olan SİYONİZM’in karakolları hükmündeki Masonluğun; Mısır Ezher’deki ilk ajan-üyesi Muhammed Abduh ekolünün İran versiyonu sayılan Şeriat tahripçisi Ali Şeriati’nin, Kur’an kılıfı geçirilmiş komünist şarlatanlıklarını kopya ederek devrim çığırtkanlığı yapanların, niye bir türlü “İslam düşmanları dışında” hiç kimseden rağbet görmediklerini, bir kez olsun düşünüp taşınmaları lazımdır.

Kader inancının yozlaştırılması!

Her şeyi ve her an bizzat yaratıp yöneten; her olayı, zerrelerden kürrelere kadar canlı ve cansız hayatı tayin, tanzim ve taksim eden İlahi iradenin külli projesine KADER denir. Cümle kainatı, tabiatı ve içindeki mahlukatı bütün ayrıntılarına kadar bilip programlayan, yaratıp yaşatan Allah olduğuna, başka bir yaratıcı bulunmadığına, hiçbir şeyin kör tesadüfler sonucu kendiliğinden oluşmadığına iman etmektir. Bu arada akıl ve şuur sahibi insanların, kendilerine lütfedilen cüzi irade (seçme ve tercih etme yetenek ve yetisi) ile ve gönderilen Peygamberlerin ve Kitapların öğrettiği istikamette imtihan edildikleri ve amellerinin karşılığı hak ettikleri akıbeti dünya ve ahirette görecekleri de bir gerçektir. Kendi tembellik ve kötülüklerini kader ve tevekkül bahanesiyle Allah’a yüklemek yanlış ve yaygın bir düşüncedir.

Ancak kelime oyunları ve lügat karşılıklarıyla; bütün kâinatı, canlı ve cansız hayatı “kurulan ve kendi kendine çalışan bir mekanizmaya” benzetip ve buna “tabiat kanunları” deyip, Allah’ın her şeyi en ince detaylarına kadar takdir ve tanzim buyurup planlayıp programlayarak yarattığını inkar etmeye kalkışmak küfürdür, şirktir. Evet, örneğin balıklara su içinde yaşama, kuşlara havada uçma yeteneğini bahşeden Allah’tır ve zannedildiği gibi bunlar “tabiatın bahşettiği doğal davranışlar” değildir. Tam aksine:

“Göğün boşluğunda (ilahi irade ve hikmetle insanlığın hizmetine) musahhar kılınmış kuşları, bizzat (havada tutan ve uçuran) Allah olduğunu” (Nahl: 79) Kur’an haber vermektedir.

Ve yine “Allah’ın kullarından dilediğine rızkı yayıp genişlettiğini (ve bir kesime de, rızkı) kısıp (böylece imtihan ettiğini)” (Ankebut: 62) yine Kur’an bildirmektedir.

Elbette Cenab-ı Hakkın, hücrelerden gezegenlere, enerjiden elektromanyetik sistemlere kadar “Her şeyi bir KADER (ölçü, miktar, formül, prensip ve proje) ile yarattığı” kesindir. (Kamer: 49)

“Eğer göklerde ve yerde Allah’tan başka ilahlar olsaydı ikisi de bozulurdu. Arşın Rabbi olan Allah onların yakıştırmalarından uzaktır.”[13]

“O (Allah) yaptığından sorulmaz, Onlar ise sorulurlar.”[14] Ayetleri üzerinde dikkatle düşünülmelidir.

Fetullah Gülen’in riyakârlığı ve sahte tavrı:

“Yaşatma İdeali” Kitabının 216. Sayfasında (Nil yy. Ocak 2012):

“Ben bir karıncayı bile öldürmediğimi defalarca ifade ettim. Hatta, bana eziyet ediyor diye üzerimdeki karıncayı süpürüp öldüren arkadaşımın bu yaptığını bile, yıllar sonra hala unutabilmiş değilim. Ve yine, bir kamp sırasında, su içmeye giderken gördüğü bir yılanı öldüren arkadaşımla küsüp bir iki ay görüşmedim”

Diyerek şefkat ve merhamet abidesi olduğunu ima eden Fetullah Gülen, acaba Irak’ta bir milyon kişiyi, Libya’da yüzbinleri, Afganistan’da on binleri acımadan ve suçsuz yere katleden ABD’yi ve binlerce Filistinliyi öldüren İsrail’i yine Libya ve Afganistan’daki bu Haçlı-Siyonist vahşete taşeronluk ve tetikçilik yapan AKP hükümetini, bir sefer olsun kınadığını ve bu haksız ve ahlaksız saldırıları onaylamadığını niye söyleyememiştir? Bu masum ve mazlum Müslümanların katliamı, bir sinek ve bir yılan kadar da mı, Fetullahı ilgilendirip üzmemektedir?

“Eğer başkaları, bilim ve ekonomi sahasında sizi zayıf ve küçük görüyorlarsa; el aleme el açan, IMF’den ve Dünya Bankasından medet uman insanlar nazarıyla size bakıyorlarsa, unutmayın ki, onlar sizin Dininize de, manevi değerlerinize de aynı aşağılayıcı gözle bakacaklardır.” (Age. Sh.187)

Diyen Fetullah Gülen, dinimizi ve değerlerimizi küçümseyen ve müminleri katleden ABD ve AB gavurlarının himayesine sığınmakla, nasıl bir karakter çelişkisi sergilemektedir?

Sonuç olarak:

Yüce Dinimizi istismar etmekle suiistimal etmek aynı derecede çirkindir ve şirktir. Fetullahcılar ve AKP iktidarı İslam’ı istismar etmekte, Aydınlıktan Eren Erdem gibileri de bazı ayetleri, sapık sosyalist hedefleri doğrultusunda suiistimal etmektedir.

Her şeyi akıl ve mantıkla çözebileceklerini zannedenler şeytani bir yaklaşım ve yanılgı içindedir. Eğer akıl yeterli olsaydı, Allah’ın Kitap ve Peygamber göndermesine gerek görülmeyecekti. Çok zorlamak ve araştırmak suretiyle binde bir kişi, belki aklıyla yüce Yaratıcıyı bulabilseydi bile; Allah’ın sıfatlarını, marziyatını, Hak ve Batılı, helalı ve haramı, dostu ve düşmanı, adalet ve selamet kurallarını, ebedi saadeti kazanma yollarını, ibadet ve istikamet düsturlarını kuru mantıkla bilmek asla mümkün değildir. İmansız, İslamsız ve Kur’an’sız bir akıl, sadece nefsani arzularını ve hayvani ihtiyaçlarını temin ve tatmine yönelecek veya kuru kahramanlık ve beşeri duygusallık (duyarlılık değil) peşinde sürüklenecektir. İşte ispatı; bakınız en akılcı bilinen ve en çok düşünüp fikir üreten Batılı FİLOZOF’ların yüzde biri dahi, iman ufkuna ve Kur’ani olgunluğa erişememiştir.



[1] Bakara: 201

[2] Bakara: 202

[3] Nahl: 92

[4] Ankebut: 61

[5] Ankebut: 63

[6] Bak: Ervand Abrahamian – Ali Şeraiti ve Marksizm. Tercüme: Yasin Demirkıran. İST. 1998 Ekin yy. sh: 284

[7] Maide: 48

[8] Nisa: 13

[9] Nisa: 14

[10] En’am: 115

[11] En’am: 116

[12] İbrahim: 3

[13] Enbiya: 22

[14] Enbiya: 23

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

BESMELE İLE BAŞLAMAK
Kur'ani kelime ve kavramların pek çoğunun, gerçek anlam ve amacı...
Devami
Anadolu’da İnanç Tahribatı ve “PEŞAVER GECELERİ” SAFSATASI
Çok değerli ve dini gayretli kardeşim Hacı Ramazan Yıldırım; “PEŞAVER...
Devami
YUNANLI FİLOZOFUN KEHANETİ VE GAFLETİMİZİN KEFARETİ
  "Türklerin Başına Geçecek 11. Devlet Adamı Parçalanmak ve Yıkılmak Üzere...
Devami
SAHİPSİZ BİR VATANIN BATMASI HAKTIR!
Parsayı toplayan, kaçırıyor! Eski Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı, TOBB...
Devami
BOP: ABD'NİN KEHANETİ, AKP'NİN İHANETİ!
  Amerika, İslam coğrafyasının haritasını değiştirip, yeniden çiziyor: Şimdi, bu...
Devami
ALLAH NASIL VE NİÇİN, HİLE YAPMAKTADIR?
ALLAH NASIL VE NİÇİN, HİLE YAPMAKTADIR? Ve Bu referandumla, Kader AKP’nin yularını...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2117

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR