Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün7534
mod_vvisit_counterDün5785
mod_vvisit_counterBu Hafta13319
mod_vvisit_counterGeçen hafta45216
mod_vvisit_counterBu Ay58535
mod_vvisit_counterGeçen Ay215469
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar14377964

IP'niz: 35.170.81.210
Bugün: 09 Ara 2019

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11224175

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
feto2
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 

BUĞRA YAYINCILIK

Tel-Faks:

0212 516 52 62

 

Reklam

2017; ABD-TÜRKİYE SAVAŞI MI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

Milli Çözüm Dergimiz Dış ülkeler (Amerika ve Afrika) temsilcimiz ve Yabancı Basını İzleme Ekibi üyemiz Yakut Özübüyük kardeşim, Amerika Derin Devletinin beyni sayılan CFR (Dış İlişkiler Konseyi)nin uzman Stratejistlere hazırlattığı; ABD'ye yönelik tehditleri Önleyici Öncelikli Tedbirler Anketi raporunun tercümesini bize ulaştırmıştı. CFR = Council on Foreign Relations (Yani Siyonist güdümlü Dış İlişkiler Konseyi'nin Center for Preventive Action) hesabına yayınlanan rapor; Paul B. Stares tarafından hazırlanmıştı. General John W. Vessey Çatışma Önleme Komitesi Kıdemli Üyesi bu şahsın Önleyici Eylem Merkezi adına çıkan anket ve analiz sonuçlarına göre, 2017 yılında ABD için sinsi ve tehlikeli bir tehdit halini alan Türkiye ile bir çatışma ve hesaplaşma kaçınılmazdı. İşte CFR'nin hazırladığı bu "Önleyici Öncelikler Anketi: 2017" raporundaki bazı başlıklar şunlardı:

Donald J. Trump özellikle çalkantılı bir zamanda Başkanlığa taşınmıştır. Onun yönetiminin ciddi bir dış krizle test edilmesi yakındır. Ana güçler arasındaki jeopolitik sürtüşme son yıllarda sabit şekilde artmaktadır. Dünyada bu güçlerin birbiriyle yüzleşebileceği birkaç kilit nokta vardır. Şiddetli çatışmalar Ortadoğu'yu, Kuzey Afrika'yı ve Güney Asya'nın çoğunu harabeye çevirmiş durumdadır. Bu ortam karşısında Amerika Birleşik Devletleri ve/veya müttefikleri aleyhindeki terör saldırıları ve son derece yıkıcı siber saldırılar giderek artmaktadır. Yeni Trump yönetimi daha çalkantılı bir dünyanın ABD çıkarlarına sunduğu riskleri yönetmede ne kadar aktif olmak istediğinde kararlı davranmalıdır. Krizler bazen gerçekten öngörülemeyen şekillerde ortaya çıkmasına rağmen, çoğu öngörülebilir durumdadır. Belirli krizleri önlemeye ve meydana getireceği potansiyel zararları hafifletmeye çalışmak için sırayla ihtiyati tedbirler almak kaçınılmazdır. Bununla birlikte, karar vericiler, ufukta baş gösteren tehlikeler hakkında düşünmek için çok az zaman ayırıyorlar ve daha az yönetim iradesi gösteriyorlar. Ayrıca, her zamankinden daha fazla günübirlik sorunları idare ederek vakitlerini tüketiyorlar. Sadece apaçık uyarı işaretleri olduğunda, karar vericiler tipik olarak tepki koymaktadır.

Sonuç olarak, Birleşik Devletler çoğu kez tehdit edici sorunlarla ve bazen pahalıya mal olan sonuçlarla; gecikmiş, aceleci ve projesiz karşılıklar vermeye zorlanarak hazırlıksız yakalanmaktadır. Bu problem, ileriye bakmak ve geleceğe yönelik tedbirler almak için düzenli ve titiz bir gayret olmadıkça sürekli karşımıza çıkacaktır. Bu gayret gösterilirse, politika üretenlere yardımcı olacaktır. Yoğun olan politika yapıcılar yalnızca ortaya çıkarılan riskleri takdir etmekle kalmamalı, aynı zamanda en endişe verici kaygılarla alakalı önleyici eylemler için sınırlı zamanlarını ve kaynaklarını öncelik sırasına koymalıdır. Potansiyel krizlerin hepsi artık, ABD için eşit risk oluşturmamaktadır. Bazılarının diğerlerinden daha tehdit edici olması doğaldır ve önleyici çabaları buna göre hızlandırmalıdır.

Son sekiz yıldır, Dış İlişkiler Konseyi (CFR) bu amaçla dış politika uzmanlarının Önleyici Öncelikler Anketi'ni yapmaktadır. Anket önümüzdeki yılda ortaya çıkabilecek veya kötüleşebilecek dünyadaki çatışmaları saptamak ve ABD'li karar vericilerin dikkatini nereye vermelerine yardımcı olmak için tasarlanmıştır. Bir dizi adımdan sonra, Anketi yanıtlayanların ABD'nin çıkarları üzerindeki potansiyel yıkımları ve nispi olasılığını nasıl değerlendirdiklerini esas alan göreceli politika önceliğinin üç tür katmanına ayrılmış otuz ihtimal belirlenmiş durumdadır. Bu tür değerlendirmeler kaçınılmaz olarak öznel olsa da, katılımcıların olabildiğince tutarlı ve titiz olmalarına yardımcı olacak yönergeler sağlanmıştır. Bu anket sonuçlarında Kasım 2016'da ankete yanıt verenlerin de kapsamlı değerlendirmeleri yer almaktadır. Bundan dolayı, o zamanlardaki endişeler anlık olarak dikkate alınmalıdır. Dünya dinamik bir yerdir ve bundan dolayı risk değerlendirmeleri ve önceliklerin sıralanışı düzenli olarak güncellenmeye çalışılmalıdır. Bu nedenle, devam etmekte olan tüm çatışmalar çevrimiçi interaktif 'Küresel Çatışma Takibi' üzerinden yorumlanmalıdır.

Metodoloji

Önleyici Eylem Merkezi (CPA) 2017 Önleyici Öncelikler Anketi (PPS)'ni üç aşamada gerçekleştirmiştir:

1. Önleyici Öncelikler Anketi (PPS) Olasılıklarının Saptanması:

Önleyici Eylem Merkezi öneri almak üzere Ekim ayı ortasında yaptığı olası çatışmalar hakkındaki anket için çeşitli sosyal medya platformlarını ve blogları kullanmıştır. Önleyici Eylem Merkezi, muhtemel çatışmaların listesini Dış İlişkiler Konseyi (CFR)'nin kendi bünyesindeki bölgesel uzmanların yardımıyla, yaklaşık iki bin öneriden önümüzdeki on iki ay içinde geçerli olabilecek ve ABD'nin menfaatleri için potansiyel risk içeren otuz kadar makul olasılığı dikkate alarak daraltmıştır.

2. Dış Politika Uzmanlarının Katkıları:

Kasım ayının başında rastgele yapılan anket sonuçları yaklaşık yedi bin ABD'li hükümet yetkilisine, dış politika uzmanına ve akademisyene gönderilmiş bulunmaktadır. Her katılımcıdan genel talimatlara göre her bir ihtimalin ABD'nin çıkarı üzerindeki tahribatını ve olma olasılığını tahmin etmesi istenmiş durumdadır.

3. Çatışmaların Sıralanması:

Anket sonuçları sıralamasına göre puanlanmıştır. Daha sonra ihtimaller beraberindeki risk değerlendirme matrisindeki yerleştirmelerine göre üç önleyici öncelik katmanından birinde sıralanmıştır.

Tanımlar

ABD Çıkarına Etkisi ve Risk Oranı:

• Yüksek: ihtimal doğrudan ABD topraklarını tehdit etmektedir. Bu durum ABD'nin askeri müdahalesini anlaşma taahhütleri nedeniyle tetiklemesi muhtemeldir veya kritik ABD stratejik kaynaklarının tedarikini geciktirebilir.

• Orta: ihtimal Birleşik Devletler için stratejik öneme sahip fakat karşılıklı savunma antlaşması taahhüdünü kapsamayan ülkelerin etkilenmesidir.

• Düşük: ihtimal Birleşik Devletler için sınırlı stratejik önem taşıyan ülkelerde ağır/yaygın insani sonuçlar doğurabilir.

Meydana gelme ve patlak verme olasılığı:

• Yüksek: ihtimal 2017'de meydana gelmesi yüksek olasılıktır.

• Orta: ihtimal 2017'de meydana gelme şansı vardır.

• Düşük: ihtimal 2017'de meydana gelmesi düşük sanılmaktadır.

2017 Bulguları ve ABD için tehlike olguları:

Önceki araştırmalarda tanımlanan ihtimallerin çoğu 2017 için sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Geçen sene tanımlanan otuz ihtimalden yirmi biri riskli olarak yorumlanmıştır. Bununla birlikte, çok şey değişmiş ve birkaç bulgu ön plana çıkmıştır:

1. Katman öncelikleri olarak iki yeni ihtimal ortaya çıkmıştır.

a) Rusya'nın Doğu Avrupa'da devam eden iddialı davranışları sonucunda, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyesi devletle ciddi bir askeri çatışma olasılığı en büyük endişe halini almıştır.

b) Türkiye içinde veya komşu ülkelerde Kürt silahlı grupları ile Türkiye arasındaki çatışmanın yoğunlaşması da çok riskli ve önemli bir tehdit kaynağıdır. Bu iki ihtimal 1. Katman öncelikleri olarak diğer beşine katılır.

c) Birleşik Devletlere karşı büyük bir terörist saldırı ya da siber saldırı tehdidi, Kore yarımadasında bir kriz, Afganistan'da artan şiddet ve istikrarsızlık ve Suriye iç savaşının daha da tırmanması öncelikli tehditler arasındadır.

d) Bu yılki ankette dokuz yeni ihtimal görünmektedir. Filipinler'de ve Türkiye'de büyüyen otoriterizm ve siyasi istikrarsızlık, ikisi de II. Katman endişeleri olarak değerlendirilen, tamamen yeni ihtimaller arasındadır.

Ayrıca, Rusya ve NATO üyeleri arasındaki olası bir askeri karşılaşma II. Katman'dan I. Katman endişeye yükselmiş durumdadır, Hindistan ve Pakistan'ı ilgilendiren olası büyük bir askeri kriz artık II. Katman önceliği sırasındadır ve Venezuela'da sürmekte olan ekonomik ve siyasal krizin yoğunlaşması da III. Katman'dan II. Katman'a çıkmıştır.

2016'da en önemli öncelikler arasında olan dört olasılık şimdi 2017 için II. Katman'a taşınmıştır: Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde mülteci krizinden kaynaklanan siyasi istikrarsızlık bunların başındadır. Mezhepsel şiddet ve kendi kendini ilan eden İslam Devleti'nin neden olduğu Irak'taki kırılma, İsrailliler ve Filistinliler arasındaki artan gerginlik ve Libya'nın siyasal parçalanması öncelikli tehditler arasındadır. (Not: Açıkça Sünni-Şii çatıştırılması ve IŞİD'in İslam Devleti olarak tanımlanması tam bir saptırmacadır.) Geçen yıl belirlenen dokuz ihtimal 2017 için risk sayılmamıştır. Bunlar; Mısır'da artan politik istikrarsızlık, Meksika'da şiddetle ilişkili organize suçların tırmanması, Lübnan'da artan mezhep kavgaları, Ürdün'de büyüyen siyasi istikrarsızlık, İran ve Birleşik Devletler ve/veya müttefikler arasında bölgesel çatışmalar risk olmaktan çıkmıştır. Çünkü İran yumuşamaya ve Batı ile uzlaşmaya başlamıştır. Suudi Arabistan'daki politik istikrarsızlık, Rusya'da İslamcı militanlığın tırmanışı, Orta Afrika Cumhuriyeti'nde mezhepsel şiddetin artması ve Myanmar'da mezhepsel şiddetin yoğunlaşması da 2017'nin öncelikli riskleri arasında sayılmamıştır.

Diğer dikkate alınmış DÜŞÜK endişeler şunlardır:

Anket otuz ihtimalle sınırlı olduğundan, hükümet kurmayları ve dış politika uzmanları dikkat gerektirdiği düşünülen ek olası krizleri önerme fırsatı bulmuşlardır. En çok belirtilenler aşağıdadır:

Myanmar'daki Budistler ve Müslüman Rohingyalar arasında mezhepsel şiddetin yoğunlaşması (Masum ve savunmasız Myanmar Müslümanlarına yönelik soykırım karşılıklı bir mezhep çatışması gibi sunulmaktadır.)

Bangladeş'te yabancılara ve sekülerlere (laiklere) yönelik şiddet ve saldırıların çoğalması(!?)

Mısır'da artan siyasi istikrarsızlık, özellikle Sina Yarımadasında olmak üzere terörist saldırıların artması

Nükleer anlaşmanın çökmesi üzerinden İran'la olası bir kapışma ihtimali

Güney Osetya ya da Abhazya üzerinden Rusya ve Gürcistan arasında yeni bir çatışma olasılığı

Suudi Arabistan'da siyasi ve ekonomik istikrarsızlık

Olasılığı ORTA, etkisi YÜKSEK olacak tehdit unsurları:

Kuzey Kore'de Nükleer veya kıtalararası balistik füze (ICBM) silah testlerinin, bir askeri provokasyonun ya da iç siyasi istikrarsızlığın neden olduğu şiddetli bir kriz doğması

Doğu Avrupa'da iddialı Rus davranışlarından kaynaklanan, Rusya ve NATO üyeleri arasında kasıtlı veya istenmeyen bir askeri karşılaşma olasılığı

ABD kritik altyapılarına büyük çapta yıkıcı bir siber saldırı yapılması

ABD topraklarında bir kitle imha terörist saldırısı veya gerek yabancı ülkelerde ya da ABD'de yetişmiş teröristler tarafından nükleer bombalar patlatılması

Olasılığı YÜKSEK, ama etkisi ORTA büyüklükteki tehditler sıralaması

Afganistan'da Taliban isyanının devamlı güçlenmesinden ve olası hükümet çöküşünden dolayı artan şiddet ve istikrarsızlık ortamı

• Türkiye ile çeşitli silahlı Kürt gruplar arasındaki şiddetin komşu ülkeler İran, Irak ve Suriye'yi de kapsayacak şekilde yoğunlaşması

Suriye'de savaşan taraflara dış desteğin artması sonucu dış güçlerin askeri müdahalesini de kapsayacak şekilde iç savaşın şiddetlenip yaygınlaşması

Meydana gelme şansı ORTA, etkisi de ORTA olacak tehdit konuları

AB ülkelerinde; mülteci ve göçmen akını, artan iç huzursuzluk, izole edilen terörist saldırılar veya mülteci ve göçmenlere karşı şiddet ile azdırılmış siyasi istikrarsızlık boyutlar

Büyük çaplı bir terörist saldırı ya da Hindistan yönetimindeki Keşmir'de artan huzursuzluğun tetiklemesiyle şiddetli bir Hindistan-Pakistan askeri karşılaşması

Sünni, Şii ve Kürt toplulukları arasındaki siyasi farklılıklar ve şiddetli çatışmalar nedeniyle ve İslam Devletinin (DEAŞ'ın) varlığıyla da kötüleşen Irak'ın daha da parçalanması

Sivillere karşı saldırılar, geniş çaplı protestolar ve silahlı karşılaşmalara sürüklenen İsrailliler ve Filistinliler arasındaki artan gerilimlerin tırmanması

Libya'da artan şiddet ve dış askeri müdahale ile birlikte İslam Devletinin (IŞİD'in) varlığıyla kötüleşen siyasi kırılmalar yaşanması

Pakistan'da birden çok militan grubun, hükümet ve muhalefet partileri arasındaki gerilimin neden olduğu artan iç şiddet ve siyasi istikrarsızlıkların artması

• Türkiye'de Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra gelişen sıkı yönetim kaynaklı siyasi istikrarsızlığın ülkede ve bölgede kaos ve kavgalara yol açması

Doğu Ukrayna'da; olası Rus askeri müdahalesiyle Rus destekli milislerin ve Ukrayna güvenlik güçleri arasında şiddetin artması

Ülkeyi daha da parçalayan Husilere karşı Suudi liderliğindeki askeri müdahaleden kaynaklanan, Yemen'deki yoğunlaşan iç savaşların kontrolden çıkması

(Not: Güya “tahmini riskler ve tehdit endişeli gelişmeler" diye sıralanan bu faktörlerin, bizzat ABD tarafından tertiplendiği gerçeğini asla unutmamalıdır.)

Olasılığı ORTA, tahribatı DÜŞÜK sayılan olasılıklar:

Brundi'de siyasi krizin yoğunlaşması ve devlet güçleri, muhalefet grupları ve siviller arasında şiddetin tırmanması

Seçimlerin ertelenmesinin yoğun şiddete dönüştüğü Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde büyüyen siyasi istikrarsızlığın devamı

Hükümet baskısına yanıt olarak Etiyopya'da artan iç huzursuzluk ve etnik şiddetin artması

Kuzeydoğudaki Boko Haram ile çatışmalara (ve Delta bölgesindeki diğer çatışmalara) bağlı olarak Nijerya'da yoğunlaşan şiddet ve siyasi istikrarsızlık

Somali'de ve komşu ülkelerde devam eden eş-Şebab saldırıları

Güney Sudan'da siyasi ve etnik bölünmelerden kaynaklanan iç savaşın, komşu ülkelere yayılma etkisinin istikrarsızlaştırmasıyla da yoğunlaşması

Kral Bhumibol Adulyadej'in Ekim 2016'da ölümünün ardından kraliyet vesayetinin belirsizliği ve devam eden askeri yönetimden dolayı Tayland'da siyasi istikrarsızlık

Başkan Robert Mugabe'nin varisi ile alakalı Zimbabwe'de geniş çaplı huzursuzluk ve şiddet olayları

Olasılığı da tahribatı da DÜŞÜK risk kaynakları

Kolombiya'da hükümetle FARC arasındaki barış anlaşmasının çöküşünü takiben siyasi istikrarsızlık, ayaklanmanın yeniden başlaması

Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki tartışmalı Dağlık Karabağ bölgesi üzerinden bir askeri çatışmanın patlaması

Aynı CFR'den "Amerika-İsrail ilişkilerini Onarma" önerisi çıkmıştı

Amerikan think tank kuruluşu CFR, “Repairing the U.S.-Israel Relationship” (Amerika-İsrail ilişkilerini Onarmak) başlıklı bir rapor yayınlamıştı. Amerika’nın dış politikasını ayarlayan en önemli think tank kuruluşlarından olan ve Siyonist emeller taşıyan Council Foreign Relations (CFR)nin, Amerika ve İsrail ilişkilerini ele alan raporu kafaları karıştırmıştı. Söz konusu raporun en dikkat çekici maddelerinden birisi Filistin’le alakalıydı. CFR’ye göre Amerika, İsrail’in Kudüs’te yerleşim birimleri inşa etmesine sıcak bakmalı, bunun yerine Filistinlilerin günlük yaşam kalitesinin arttırılmasına odaklanmalıydı.

İlgili raporun başlıca maddeleri şunlardı:

Amerika ile İsrail arasındaki stratejik derinliğin daha fazla arttırılması adına çalışmalar yapılmalıdır. Amerika hükümeti İsrailli yetkililerle daha fazla buluşmalı, diyalog arttırılmalıdır.

Amerika ve İsrail arasındaki savunma işbirliğini güçlü kılmalı, İsrail’e olan askeri yardım ve desteğini arttırarak İsrail’in güvenini daha fazla kazanmalıdır.

Amerika ve İsrail ekonomik işbirliğini genişleterek ortaklığı üst seviyeye çıkarmalıdır.

Amerika, İran’a nükleer çalışmalar kapsamında baskı uygulamalıdır. Bu doğrultuda İran'ın denetim ve kontrol altına alınması adına Amerika ve İsrail ortak çalışmalar yapmalıdır.

Amerika, İsrail’in Kudüs’te yerleşim birimi inşa etmesine uluslararası arenada ses çıkarmamalı bunun yerine Filistinlilerin günlük yaşam kalitesinin arttırılmasına odaklanmalıdır.

Belki şaşıracaksınız, ama 07 Ocak 2017 tarihli Akit Gazetesindeki "Ah, İsrail, vah İsrail" yazısında Abdurrahman Dilipak da bizzat İsrail'e CFR'ninkine benzer nasihatlerde bulunmakta, bir nevi "İşgal ettiğiniz yerleri korumaya bakın, Filistin'le göstermelik bir barışa yanaşıp bazı haklar tanıyın, başınıza daha büyük işler açmayın!" demeye çalışmaktaydı.

Putin'in Suriye ile ilgili flaş kararı neyi amaçlamıştı?

Rusya'nın Suriye'deki askeri güçlerini azaltma kararı herkesi şaşırtmıştı. Putin'in kararı doğrultusunda bölgeden ilk olarak Amiral Kuznetsov uçak gemisi ve beraberindeki savaş gemileri ayrılacaktı. Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov, Devlet Başkanı Vladimir Putin'in kararı doğrultusunda Suriye'deki askeri güçlerini azaltmaya başladıklarını bizzat açıklamıştı. Rusya'nın Suriye'deki güçlerinin komutanı Andrey Kartapolov ise, Amiral Kuznetsov gemisinin Suriye kıyılarında bulunduğu 2 ay süresince, bin 252 hedefe 420 uçuş gerçekleştirildiğini vurgulamıştı. Zaten Rusya Devlet Başkanı Putin, Suriye'de 30 Aralık'ta Türkiye ve Rusya'nın garantörlüğünde başlayan ateşkesin ardından Suriye'deki Rus askeri varlığının azaltılacağını hatırlatmıştı.

Şimdi asıl şu soru kafaları kurcalamaktaydı. Acaba Rusya; Suriye ve Akdeniz'de başlayacak tarihi hesaplaşmada Türkiye ile ABD'yi baş başa bırakmak ve bu büyük beladan uzaklaşmak için mi bölgeden ayrılmaktaydı?

John Kerry'den şok DEAŞ itirafı

Wikileaks'ın iddialarına göre ABD Dışişleri Bakanı John Kerry Suriye’ye askeri müdahale için Başkan Barack Obama’yı ikna etmeye çalışmıştı. Ayrıca Siyonist John Kerry’e göre, Obama DEAŞ'in büyüyüp güçlenmesini sağlamıştı. Bu konuda ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin Suriyeli muhaliflerle yaptığı toplantının ses kaydının sızdırıldığı anlaşılmıştı daha önce bu kaydın bir kısmı, 30 Eylül tarihinde New York Times tarafından yayımlanmıştı. Ancak Temsilciler Meclisi, bu kayda erişimi yasaklamıştı. Kerry, terör örgütü DEAŞ’ın büyüyüp güçlenmesine seyirci kaldıklarını bunu da Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı müzakereye zorlamak için yaptıklarını konuşmaktaydı. WND haber sitesine göre ABD’nin, Esad’ın Rusya’dan yardım talep edebileceğini tahmin edemeyip yanıldıklarını da vurgulamıştı.

Trump'tan sarsıcı tüm büyükelçileri değiştirme adımı

ABD’nin seçilmiş Başkanı Trump’ın, Obama döneminde atanmış tüm büyükelçilerin görevlerine 20 Ocak’ta son verecek bir talimatı Dışişleri Bakanlığı'na gönderttiği ortaya atılmıştı. Trump'un söz konusu büyükelçilerin görevlerine bir anda son vermesinin, birçok ülkede "ABD elçisi" krizine yol açabileceği konuşulmaktaydı.

ABD’nin yeni Başkanı Donald Trump’ın, mevcut Başkan Obama tarafından atanmış tüm büyükelçilerin görevine 20 Ocak’ta son vermeye hazırlandığı ve bu süreyi uzatmayacağı ortaya atılmıştı. ABD’li diplomatlara dayandırılan habere göre, Trump’ın geçiş ekibinin 23 Aralık 2016’da Dışişleri Bakanlığı yetkililerine gönderdiği yazıda, Obama döneminde atanan “istisnasız tüm büyükelçilerin 20 Ocak’ta görevlerinin son bulacağı” bilgisi yer almıştı. Haberde, söz konusu talimatın sadece Obama döneminde atanan büyükelçileri kapsadığı, bakanlık bünyesindeki kariyer diplomatlarını içine almadığı anlaşılmıştı. Trump’ın bu kararının birçok önemli ülkede “ABD elçisi” krizine yol açabileceğinin altı çizilirken, Senato onayı da gerektiği için yeni büyükelçilerin görevlerine başlamasının zaman alacağı aktarılmıştı.

Biden’den “çocukluğu bırak” çağrısı

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, istihbarat teşkilatlarına güvensizliğini eleştirerek Trump’ın artık “yetişkin gibi” davranması gerektiğini hatırlatmıştı. Biden, istihbarat teşkilatına yönelik çıkışlarını eleştirdiği seçilmiş Başkan Donald Trump’a “çocukluğu bırak artık Donald!” çağrısında bulundu. Bir Başkanın istihbarat kurumlarına güvenmemesi ve dinlemeye yanaşmamasının “tehlikeli ve düşüncesizce” olduğunu söyleyen Biden, “(Trump’ın) İstihbarat teşkilatından çok daha iyi biliyor olduğunu iddia etmesi, birinin fizik konularını fizik profesöründen daha iyi biliyorum demesine benziyor. Kitabı okumadım, ancak daha iyisini biliyorum demeye benziyor” şeklinde çıkışmıştı. Anlaşılan Rusya ile Amerika'yı kapıştırmak isteyen Siyonist odaklar, bunun için ABD'nin başına Trump manyağını taşımışlardı.

CIA, NSA, FBI Trump’ı ikna etmeye çalışmaktaydı!

CIA, NSA, FBI ve ABD Ulusal İstihbarat direktörleri, Rusya’nın seçimlere müdahalesine ilişkin bulguları Trump ile paylaşacaktı. İstihbarat yetkilileri, Rusya’nın müdahalesinden emin bulunmaktaydı. ABD’nin dört istihbarat servisinin şefleri, seçilmiş ABD Başkanı’na Rusya’nın seçimlere müdahalesine ilişkin değerlendirmeleri konusunda brifing sunacaklardı. ABD Ulusal İstihbarat Direktörü James Clapper, “Bu çok yönlü bir kampanya. Hackleme sadece bir bölümüydü. Aynı zamanda klasik propaganda, dezenformasyon ve yalan haberler de içerdi” itirafında bulunmuşlardı.

İncirlik derhal kapatılmalıdır; aksi halde düşmana imkân ve fırsat tanınmış olacaktır!

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Milli Savunma Bakanı Fikri Işık’ın “ABD’nin İncirlik’i kullanıp Türkiye’nin El Bab operasyonlarına destek vermemesinin düşündürücü olduğu” yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerine Cook, “İncirlik’in ne kadar önemli olduğunu ve koalisyonun bundan ne kadar minnettar olduğunu Albay Dorrian açıklamış ve Türkiye ile görüşmelerimiz devam ediyor” ifadelerini kullanmıştı. Türk yetkililerin İncirlik ile ilgili sözleri konusunda Savunma Bakanı Ashton Carter’in mevkidaşı ile görüşüp görüşmediği sorusunu Cook, şöyle yanıtlamıştı: “Türklerle özel görüşmelerimiz devam ediyor. Türklerle her yaptığımız özel görüşmenin detayına girmeyeceğim, ama biz İncirlik’ten operasyon yapmaya devam ediyoruz ve tekrar söyleyeyim ABD ve AB öncülüğündeki DEAŞ karşıtı koalisyonun İncirlik’i kullanmasından dolayı minnettarız ve bunun devam etmesini umuyoruz.” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Menbiç ile ilgili sözlerinin hatırlatılması üzerine Cook, açık cevap vermekten kaçınırken “Koalisyon ve ABD, DEAŞ’a odaklanmaya devam ediyor” diyerek geçiştirmeye çalışmıştı.

Türkiye'nin topraklarının bir kısmını ve İncirlik Hava Üssü gibi süper stratejik bir alanı, ABD ve diğer Batılı müttefikleri gibi, PKK ve Kıbrıs konusunda düşmanlarımızın safında oldukları kesinlik kazanmış ülkelere bırakılması gaflet ve cehaletten çok öte bir anlam taşımaktadır!

İncirlik üssü, İnönü (CHP) iktidarında ve Aralık 1943 yılında, yapılan Kahire anlaşmasıyla, Amerika’ya, "gel burada üs aç" çağrısıyla başlamıştır. 2. Dünya Savaşı’nda, üssün inşasına başlanmış, 1954 yılında, yani dindar demokrat Adnan Menderes iktidarında anlaşma yapılmış, 1957 yılında faaliyete başlamıştır. Güya Komünizmin yayılmasını durdurmak için Amerika öncülüğünde yürütülen proje kapsamında bize dayatılmıştır.

Amerika orada neler yapmaktadır? İncirlik Üssü’nden kalkan uçaklar nerelere ulaşmaktadır? Hangi bölgeleri, hangi ülkeleri dolaşmaktadır? Kimleri vurup kimleri korumaktadır? Topraklarımızı kullanarak yaptığı eylemleri, önceden bize danışmakta ve olurumuzu almakta mıdır? Soruları halâ yanıtsızdır. Vatan parçası İncirliği keyfince kullanmaya devam eden Amerika, ne yazık ki, Suriye bataklığında, bizim perişan olmamıza arka çıkmaktadır. Irak yönetimini bize karşı kışkırtan Amerika’dır. Türkiye’nin DEAŞ’a ve PKK'ya yönelik operasyonlarında ABD ve koalisyon güçlerinin destek vermediği açıktı, hatta terör örgütleri PYD-PKK’ya dokunulmamasını istiyorlardı. Aslında ABD’nin PYD-PKK’yı koruyup kolladığı, her türlü desteği sağladığı Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genel Kurmay Başkanı ve bakanlarca, defalarca açıklandığına göre, bu İncirlik halâ ne diye bunların hizmetine sunulmaktaydı?

Erbakan İncirlik'i kapatmıştı!

26 Temmuz 1975 tarihinde Hükümete vekâlet eden Milli Selamet Partisi'nin kararı ile Türkiye’deki tüm Amerikan üslerine el koyulduğu açıklanmıştı. Evet, Milli Görüş 48 milletvekili ile bile dünyanın egemen güçlerine fiili yaptırım uygulamaktan sakınmamıştı. 1974 Kıbrıs harekâtı sonrasında ABD, NATO müttefiki Türkiye’ye silah ambargosu koymuşlardı! Buna karşılık Türkiye ne mi yaptı? Tarihler 26 Temmuz 1975’i gösterdiğinde Hürriyet Gazetesi’nin manşeti gayet manidardı: "Hükümete vekâlet eden Milli Selamet Partisi Lideri ve Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan’ın kararı ile başta İncirlik olmak üzere Türkiye’deki Amerikan üslerinin tamamına el konuldu!" manşeti atılmıştı. “Üslere el koyduk!” başlığı altında sürmanşet; “Ambargo kararının kalkmaması üzerine: Türk Dış Politikasında Yeni bir Devir Başlıyor” şeklinde yazılmıştı. Başyazıda ise “Türkiye için artık Amerika yok!” ifadesi kullanılmıştı. Türkiye’nin İncirlik’in kullanımını askıya alma kararı, ambargonun kaldırılmasıyla ortadan kalkacaktı. Yani Türkiye'nin yeni bir milli Mutabakat iktidarına, yeni bir Erbakan'a ve yeni bir Milli Çözüm yaklaşımına ihtiyacı vardı.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun "İncirlik'i kapatmak gündemimizde yok" yılışması

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, İncirlik Üssü'nün kapatılmasının şu anda gündemde olmadığını belirterek "Özellikle DEAŞ için gelen ülkeler bu desteği vermeyecekse burada kalmasının bir anlamı da yok" diye sızlanmaktaydı. Türkiye'nin DAEŞ'e karşı önemli bir mücadele yürüttüğünü vurgulayan Çavuşoğlu, "Fakat son zamanlarda koalisyonun hava desteğini görmüyoruz. Madem DEAŞ ile mücadele etmek için bir koalisyon oluşturduk, Türkiye de fiziki imkânlar sağladı, peki niye destek vermiyorsunuz? Amaç ne? Ne istiyorsunuz?" diye sordu. Rakka'dan El Bab'a doğru gelen DAEŞ unsurları olduğunu ve bunların koordinatlarını da verdiklerini anlatan Çavuşoğlu, şöyle devam etti: "Niçin vurmuyorsunuz? Bunu beklemek bizim en doğal hakkımız değil mi? Şimdi bunlar olmayınca da halkımız da soruyor; 'Madem destek vermeyecekler, İncirlik Üssü'nü niye kullanıyorlar?' Son derece haklı bir soru ya da sorgulama." diye konuşup AKP iktidarının acziyet ve teslimiyetini ortaya koymaktaydı.

İncirlik’le İsrail güvence altına alınmıştı!

Kırım’ın liman şehri Yalta’da toplanan 2. Dünya Savaşının egemenleri, farklı bir karar almıştı. Üzerinde güneş batmayan Büyük Britanya yer altına inecek, yeni dünyanın Patronu Amerika olacaktı! ABD, Truman Doktrini sınırları çerçevesinde Türkiye’de bir üs kurulması için girişimlere böylece başlamıştı. Hem o yıllarda kurulmaya çalışılan Batı’nın kızıl elması İsrail’in etrafı da “Kontrol altına alınıp güvenli hale” getirilmiş olacaktı! İşte o günlerde Roosevelt, Churchill ve Çan-Kay-Şek, 22–26 Kasım 1943’te Kahire’de Ortadoğu’nun taksimi için bir toplantı yapmışlardı. İncirlik Hava Üssü kurulması kararı da burada alınmıştı. İnşaatına da Amerikan Mühendisler Kolordusunca 1951 baharında başlandı. Buna göre orta ve ağır bombardıman uçakları için İncirlik, acil evreleme ve kurtarma yeri olacaktı. Türk Genelkurmayı ve ABD Hava Kuvvetleri Aralık 1954 yılında yeni Hava Üssü için, “Ortak Kullanım” anlaşmasını imzalamıştı ve böylece resmen bir yabancı üs Türkiye toprakları üzerinde kurulmuş bulunmaktaydı. Yeni kurulan askeri üssün ilk ismini ise Adana Hava Üssü koymuşlardı.

Ancak 1974 yılında farklı bir şey yaşandı! Türkiye, MSP Lideri ve Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan’ın komutasında Kıbrıs Barış Harekâtını yapınca Amerika'nın, Şubat 1975’te Türkiye’ye silah ambargosu uygulaması üzerine OSİA'nın da feshedildiği açıklanmıştı. Ancak 1978’de ambargo kaldırılınca adeta bir “Lütuf” gibi bu kez 12 Eylül’e çeyrek kala 29 Mart 1980’de ABD ile Savunma ve Ekonomik İşbirliği Antlaşması (SEİA) imzalanmıştı. SEİA antlaşması, her yıl otomatik olarak uzatılmaktaydı. Antlaşma gereğince ABD Üste 48 adet savaş uçağı bulundurmaktaydı.

AKP'nin çıkardığı gizli kararname ile İncirlik’te TBMM devre dışı bırakılmıştı

ABD’nin İncirlik Üssü’nün kullanımı 2003’ten sonra Bakanlar Kurulu’nun 23 Haziran 2003 tarihli 5755 sayılı kararı çerçevesinde yapılmaktaydı. İçeriği bir süre gizli tutulan ama 2004’te açıklanan kararname asker rotasyonu, teknik ve insani yardım kullanımı için TBMM’nin izninin alınmasının gerekli olmadığını sağlamaktaydı. Bu kararnameyle ABD, Irak Savaşı süresince asker sevkiyatını İncirlik üzerinden taşımıştı. Bir yıllık düzenlenen kararname 2004 sonrası açıklanmadı ama her yıl otomatik olarak uzatılmıştı. Darbeler, terör, Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de Kürt Devleti-Koridoru ve PKK üzerinden okunacak olursa, İncirlik’in kullanımı ve varlığı, ABD ve Türkiye arasında gittikçe artan önemli bir gerilim ve kırılma noktasıydı. Çünkü İncirlik ABD için stratejik sayılmaktaydı. Türkiye için beka meselesi konumundaydı.

Emekli Tuğgeneral Ahmet Yavuz Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a ilginç ve tarihi bir mektup yazmıştı: "Çünkü deniz bitti artık!"

“Sayın Cumhurbaşkanım, Ülkemiz yakın tarihin en sıkıntılı dönemini yaşıyor. Çevremiz ve hatta içimiz adeta yangın yeri. Bu yangının acil olarak söndürülmesi gerekiyor. Bunun için hepimize ağır sorumluluklar düşüyor. Ama en çok da size… Hayatı, bir anlamda, araba kullanmaya benzetirim. Hep önüme bakarım. Ama ara sıra dikiz aynasına da göz atmak kaydıyla…” “ABD’nin ‘FETÖ’yü darbeye ittiğini görüyorum” “Yine öyle yapmak istiyorum. Önüme bakıyorum. ABD’nin FETÖ’yü darbeye ittiğini ve Türkiye’yi istediği gibi yönetmek istediğini görüyor ve kendimi doğal olarak sizin yanınızda konumlandırmak istiyorum.” "BOP EŞBAŞKANIYDINIZ..." “Dikiz aynasına baktığımda BOP eş başkanlığınızı görüyorum” “Ama dikiz aynasına göz attığımda, bir yandan BOP eş başkanlığınızı; diğer yandan jeopolitik derinlikten yoksun, öngörüsüz, ABD’ye koridor inşa etme olanağı sunan, 3 milyon vatandaşını beslemek zorunda kaldığımız harap edilmiş Suriye’yi görüyorum. Bulantı yaşıyorum…” “Bu caninin sizin sunduğunuz imkânlarla devleti ele geçirdiğini görüyorum” “Önüme dönüyor ve FETÖ’yle mücadelenin eksiksiz yapılması gerektiğine ve bunun için sizinle birlikte olmanın zorunluluğuna odaklanıyorum. Dikiz aynasına baktığımda, bu caninin sizden önce de bir geçmişi olmasına rağmen sizin sunduğunuz çok geniş imkânlar yüzünden devleti ele geçirdiğini görüyorum. Onunla yaptığınız yakın işbirliği sonucu, yargının, devlet kurumlarının ve özellikle TSK’nın genetiğiyle oynandığını ve 15 Temmuz darbesine giden yolun taşlarının katkılarınızla döşendiğini anımsıyorum. Sis bulutu içinde kalıyorum.” “Bu bağlamda, Özel Yetkili Mahkemeleri kaldırırken elindeki Ergenekon ve Balyoz davalarını tamamlama hakkını bu haysiyet cellatlarına bıraktığınızı unutamıyorum. Balyoz sanıkları TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonuna üç defa “bizi de inceleyin” diye dilekçeyle başvurduğunda kaale bile alınmadıklarını hatırlıyorum. "ACIYORUM, UNUTAMIYORUM..." “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” diyen Bülent Arınç’ın, 16 Temmuz sabahı uyandığında, “çeteyi yeni anladım” demesine hayıflanıyor; Türkiye’nin akciğerlerini söken bu cinayet örgütünün kim olduğunun yeni farkına varmasına/rol yapmasına acıyorum. “Cemaat devleti ele geçirdi” iddialarına, Hüseyin Çelik’in “buna kargalar bile güler” dediğini; Balyoz Darbe Planı sahte, 2007 yılında piyasaya sürülmüş bir fontla yazılmış denildiğinde Sadullah Ergin’in Adalet Bakanı sıfatıyla “bunlar PR çalışması” nitelemesi yaptığını unutamıyorum. Ancak FETÖ ile mücadele edilirken bu üç zatı muhtereme dokunulamıyor olmasına şaşıyorum(!)” “Devlet aklını silerek giriştiğiniz açılım politikanızı hatırlayıp donakalıyorum” “Üst akılın” FETÖ’den sonra son çare olarak devreye soktuğu PKK ile kararlı mücadeleniz cesaret veriyor ama devlet aklını silerek giriştiğiniz Açılım politikaları esnasında kamu güvenliği ve düzenini hiçe sayan anlayışınızı hatırlayıp donakalıyorum. Arabayı çarpmamak için yeniden önüme dönüyorum. Sizin ve özellikle Başbakan Binali Yıldırım’ın konuşmalarından umutlanıyor, çok benimsemediğiniz ortak akıl üretme gayretine dönüş diye seviniyor; ancak aceleyle verilmiş TSK düzenlemelerini dikiz aynasında görünce, bu politikalarla mı sıkıntılı dönemi atlatacağız diye kendimi sorgulamaktan alıkoyamıyorum. Zamanlaması baştan aşağı yanlış bir uygulama görüyor, ister istemez bir arka plan sorgulamasına yöneliyorum. Kışlaların bu denli acele edilerek boşaltılmasını da, şehir içinde muharip birlik barındıran kışla olmamasını savunan bir kişi olarak benimsemiyorum.” “Darbeyi engelleyen 1. Ordu Komutanı askeri lise mezunuydu” "YANINIZDA OLMAK İSTERDİM AMA..." “Önüme dönüyor ve yanınızda olmak istiyorum. Ama dikiz aynasında askeri liseler ile ilgili kocaman yanlışınız orta yerde duruyor. Önceki ve mevcut Genelkurmay Başkanlarının sivil lise mezunu oldukları için darbeci olmadıklarını ileri sürüyorsunuz. Bu açıklamanız hem bu iki komutanın 15 Temmuz kalkışmasına giden yolda üslendikleri olumsuz rolleri görünmez kılıyor hem de darbenin önlenmesinde önemli bir payı olduğunu düşündüğüm 1. Ordu Komutanı’nın Kuleli Askeri Lisesi 1972 mezunu olduğu gerçeğini göz ardı ediyor. Askeri lise, sivil lise tartışmasına hiç girmek istemiyor ve çok gereksiz buluyorum. Ama 15/16 Temmuz gecesinin İstanbul’da, Kara Kuvvetleri bazında bilebildiğim beş kahraman albayından dördünün askeri lise mezunu, birinin sivil lise mezunu olduğunu hatırlatmak istiyorum. Eğer o gece İstanbul’da daha çok kan dökülmediyse… Maltepe’deki 2. Zırhlı Tugay Komutanını derdest eden Hançeri Sayat ve Erkan Olgay albaylar (ikisi de tuğgeneral olmuştur) ve onların emirlerine uyanlar sayesindeydi. Her iki arkadaşımızın da askeri lise mezunu olduğunu hatırlayalım diyorum. Aynı şekilde Topkule’deki 66. Mknz. Tugay’dan da daha çok tankın dışarı çıkmasını engelleyen Albay Sait Ertürk’ün askeri lise, Albay Davut Ala’nın sivil lise mezunu olduğunu bilelim istiyorum. Birincisi şehit, diğeri gazi olan bu iki muhterem arkadaşımızı neden bu tartışmanın tarafları yaptığınızı anlamıyorum. Oysa biri canını, diğeri bedeninden parçalar verdi alçaklara karşı direnerek… Kuleli Askeri Lisesi mezunu olmakla övünen şehit Albay Sait Ertürk’ün ruhunu incitmeye hakkımız var mı, diye soruyorum. Ömrünün üç yılını bu devletin Balyoz aptallığı yüzünden hapishanede geçirmek zorunda kalan, o gece ve gündüzü uyumadan geçiren ve bu arkadaşlarıyla iletişim halinde, alçak çete mensuplarına karşı mücadelesini uzaktan ama etkili olarak sürdüren Albay Nedim Ulusan’ın da askeri lise mezunu olmaktan övünç duyduğunu biliyorum.” "İMAM HATİPLİ DARBECİLERİ NE YAPACAĞIZ?" “Askeri liseleri kapatırken, ortaokul seviyesine kadar indirilen İmam Hatip Liselerinin darbeci mensuplarını nereye koyacağız? Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan uzaklaştırılan 3 bin civarında kurum mensubunun sanırım en az yüzde sekseni İmam Hatip Lisesi mezunu değil midir? Ya o haysiyet celladı hâkim ve savcıların, birisi açıklasa da hangi okul kökenli olduğunu öğrensek! Her İmam Hatipliyi masum ya da bunlara bakarak darbeci görmek ne kadar yanlışsa, askeri liselerin darbeci ürettiği tezi de o kadar yanlıştır.” “Sayın Cumhurbaşkanım, Gelinen nokta iflas noktasıdır. Ama orada takılıp kalmak istemiyorum, kimse de istemiyor. Çünkü bu badireye seyirci kalma lüksümüz olmadığı gibi, çıkış yolu bulmak gibi bir sorumluluk omuzlarımıza çökmüştür. Bunun için aklı başında olan herkese görev düşüyor. Bu yolu açmak da size… Bunun için sade, basit ama zor bir yöntem var… Liyakati merkeze koymak ve sorun çözme becerisini devreye sokmak. Bunun nasıl yapılacağı önemli ölçüde sizin göstereceğiniz ferasete bağlıdır. Bunun için sadece size oy verenleri değil, herkesi kucaklamanızı sizden bekliyoruz. Cumhuriyet ve kurucularıyla kavga etmek bir yana onun herkesi hukuk karşısında eşitleyen felsefesine sahip çıkmanızı bekliyoruz. Herkesin inancını kendisiyle Allah arasındaki bir ilişkiye indirgemesinin gerekliliği ortadadır. Bunun siyasal bir örgütlenme için yapı taşı olarak ele alınamayacağını ilke olarak benimsemenizi ve taraftarlarınıza benimsetmenizi bekliyoruz. Her dediğinize “evet” diyen ve size ve ülkenin geleceğine zerrece katkısı olmadığı açığa çıkmış bazı danışmanlarınızı da etrafınızdan uzaklaştırmanızı, gerçeğin sadık bekçilerine çevrenizde yer vermenizi bekliyoruz. TBMM’yi gerçek hüviyetine kavuşturma iradesini sergilemenizi bekliyoruz. Bunları yapmadığınız takdirde, benim gibi düşünen milyonları ikna edemeyeceksiniz. Ve ülkenin çökme tehlikesini giderek büyütecek ve muhtemelen ilk altında kalan da siz olacaksınız! Çünkü deniz bitti… Saygılarımla.”(8 Ekim 2016)

Sn. Ahmet Yavuz'un, Milli duyarlı ve tutarlı bir aydın sorumluluğuyla yazdığı bu mektupta, çok önemli ve öncelikli sorunlarımıza parmak basılmakta ve çözüm yolları ortaya koyulmaktaydı. Ancak bir cümlenin yanlışlığını ve yararsızlığını da vurgulamamız lazımdı. Sn. Ahmet Yavuz'un: "Herkesin inancı kendisiyle Allah arasına indirgenmelidir" teklifi, değil Tümgeneralliğe yükselmiş bir paşamıza, hatta bu ülkede yaşayan gayrı Müslim bir vatandaşımıza bile yakışmayan bir cehalet ve gafleti yansıtmaktaydı. İslam Dini hakkında bu denli ilgisiz ve bilgisiz olunması, dahası inancın sadece vicdanlara kapatılmaya, yani resmen ve fiilen yasaklanmaya çalışılması, işte hem FETÖ hıyanet yapılanmasına ve hem de Din istismarcısı AKP'nin iktidara taşınmasına yol açmaktaydı. Bu Darwinist ve Marksist kafa yapısı ve İslam'ı hayattan uzaklaştırma yaklaşımı dindar halkımızı AKP'nin tuzağına atmaktan başka işe yaramamaktaydı. Bu zevatın Din karşıtlığı yüzünden, pek çok hayırlı ve yararlı teklif ve temennileri de şüphe ile karşılanmakta ve güdük kalmaktaydı.

Oysa evet, DİN ile DEVLET hizmetlerinin karıştırılması yanlıştı, ama birbiriyle çatıştırılması daha büyük tahribatlara sebep olmaktaydı. İşin doğrusu DİN ile DEVLET'İN barıştırılması, her birinin kendi sahasında topluma hizmet sunmasıydı.

 

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

REZA ZARRAB RÖGAR (LOGAR) KAPAĞI MIYDI ve Erdoğan’ın Telaşı Milli Bir Duyarlılık mıydı?
Sn. Erdoğan'ın grup toplantılarında, TV kanallarında ve miting alanlarında Reza...
Devami
TSK’YI HİZAYA SOKMAK(!) KİMLERİN İŞİNE YARAYACAKTI?
  TSK’YI HİZAYA SOKMAK(!) KİMLERİN İŞİNE YARAYACAKTI?        Her bakımdan güçlü, disiplinli ve...
Devami
AYIN AYNASI
  ACABA!? Refah gerçeği kitabını okurken bir konu kafama takıldı... Bu arada,...
Devami
BÜYÜKANIT PAŞA'DAN VE KURMAY KADROSUNDAN NİYE GOCUNUYORLAR!
Büyük bir başarıyla, üstelik çok az bir zayiatla ve sivil insanlara...
Devami
"MİLLİ"CİLİK Mİ, "ULUSAL"CILIK MI?
Geçen ay Konya'da, çok değerli ve ülke dertlisi aydınımız Porf....
Devami
AYIN AYNASI
  DİYALOGCULARIN TERÖR YAFTASI 11 Eylül sonrası ABD ve Avrupa...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 877

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR