Get Adobe Flash player
Reklam

Dünyanın Yeni Merkezi ASYA

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

ABD Başkanı Obama Asya ziyaretinde: “Dengesizlik giderilmezse, yeni krizler çıkabilir” demişti

ABD Başkanı Barack Obama, dünya ekonomisinin düzelme sürecine girdiğini belirterek, “Ancak dünya ekonomisindeki dengesizliklerin giderilmesini amaçlayan politikaların başarısız olması durumunda yeni krizlerin çıkabileceğini” söylemişti. Asya ziyareti kapsamında gittiği Singapur'da düzenlenecek Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği forumundan önce yaptığı açıklamada, Dünya genelinde ekonomilerde dengesizliğe yol açan politikaların tekrarlanmaması gerektiğini vurgulayan Obama, “Aynı şeyi yaparsak, krizden krize yuvarlanırız. Bu son kriz, zaten vatandaşlarımız, işimiz ve hükümetlerimiz için yıkıcı sonuçlara yol açtı” demişti. Obama, açıklamasında, ülkesinde uzun süreli bütçe açığını azaltmak için gerekli adımları atacaklarını da kaydetmişti.

ABD 800 milyar Dolarlık yardım paketinin 300 milyar Dolarlık kısmını kâğıt basarak finanse etmişti

Kriz; ABD Kongresinin yaklaşık 800 milyar Dolarlık ekonomik destek paketini kabul etmesiyle birlikte sert bir şekilde yükselişe geçmişti.

Bu verilere göre krizin başlangıcından bu yana basılan Dolar miktarı 300 milyar Dolar düzeyindeydi.

Fazla para enflasyon getirecekti

Bırakın ekonomistleri artık normal vatandaş da bilmektedir ki fazla basılan para, enflasyonist baskıyı da peşinden sürüklemektedir. Aslında para ekonominin büyümesi ölçüsünde piyasaya sürülmesi gereken bir mübadele aracı yerindeydi. Ancak tablodaki rakamlardan da görüleceği gibi 1 yıl içinde Amerika mevcut para stokunu yüzde 20-25 dolayında artırmaya gitmişti.

Peki, bu basılan para nerelerde kullanılıyordu? Ne oldu da bu kadar yeni paraya ihtiyaç duyuluyordu?

Amerikan hazinesi bu parayı batan büyük bankalara, sigorta şirketlerine, otomotiv devlerine, bütçeleri boşalmış eyaletlerine yüzde sıfır oranı da diyebileceğimiz bedava faiz oranlarıyla kullandırıyor, onların tekrar kâra geçerek bilançolarını düzeltmelerini sabırla bekliyordu. Eylül 2009 sonu açıklanan bilançolar, özellikle bu desteği alan büyük banka ve şirketlerin ufak tefek kâr rakamları açıklamalarına karşın halen beklenen seviyeye gelmemeleri, FED'in faiz artırması ve piyasada bulunan fazla parayı geri çekmesi işlemine başlayamamasına neden oluyor, tabiî ki bu da piyasada enflasyonist beklentiyi artırıyordu.

Şirketler hâlâ can çekişmekteydi..

Şimdi gelelim Amerika’da batan şirketler düzelebilirler mi? Var mı yeni kredi verilecek sağlam müşteri? Eğer varsa sorun yok demektir. Toplam 10 trilyon Dolar olan ABD tutsat kredilerinin yaklaşık 2.5- 3 trilyon Dolarını vermiş olan ve 2009 başlarında FED tarafından desteklenmiş olan Fenni Mae 15 milyar Dolar daha ek yardım talep etmişti.

ABD'de yeni bir ekonomik destek paketinden söz edilmeye başlandı. Yani basılan 300 milyar Dolar yetmemişti. Bakalım yeni para basabilecekler miydi? 2010'da Amerika nerelere sürüklenecekti? Bekleyip hep birlikte göreceğiz.

Asya, büyük oyunların merkezi haline gelmekteydi!

Dünya, 21 yüzyıla veya başka bir deyimle üçüncü bin yıla girerken küresel siyaset ve ekonominin, bütün önemli merkezleri ve stratejik harekât noktaları, Asya'ya kaymış durumdadır. Bu yüzyılın bir "Asya" ve “İslam” yüzyılı olacağı anlaşılmaktadır.

2001 yılı itibariyle dünyanın süper gücü olan ABD, yepyeni bir teori ve savaş taktiği başlatmıştır. Kendi "milli güvenlik" kavram ve kurumlarını yeniden tanımlamıştır. Böylece, kıtalar ötesinde kesin olmayan hedefler belirleyip, “savunma amaçlı saldırı stratejisini (pre-emtive strike)” gibi çok saldırgan ve tehlikeli bir güvenlik teorisi ortaya atmıştır. Bu değişikliklerin uygulanmaya konması ile Afganistan, Amerika ve ona yardım eden İngiltere ve diğer Avrupa devletleri ile birlikte işgale kalkışmıştır. Daha sonra "koalisyon güçleri" adı altında birçok ülke de bu işgale katılmıştır.

2001'den beri devam eden ve 8 yılını tamamlamış olan bu saldırı ve işgal Afganistan’ı ve o bölgede yaşayan insanları perişan bırakmıştır. Her gün onlarca, yüzlerce kişi ölmekte ve en büyük kayıp da sivil halk ve çaresiz insanlar arasında olmaktadır. Bölgeye, dünyanın her yerinden "emperyalizme ve zulme karşı savaşmak" istediklerini belirten ve buna inanan insanları koşmaktadır. İşte, El-Kaide'nin ve sonra da Taliban'ın siyaset sahnesinde ön saflarda rol almaları da böylece başlamıştır. Savaşın meydana getirdiği yıkım ve yoksulluk; hırpaladığı adalet duygusu ve yerli sivil halkın insafsız ve haksız olarak bombalanıp öldürülmesi oradaki savaşı gittikçe bilemiş ve amansız hale getirmiş bulunmaktadır. Canlarından başka kaybedecek şeyleri kalmayan Afganlar da sonuna kadar savaşmakta karar kılmıştır... Ta ki bu güçlü düşmanın da Afganistan topraklarını, daha önceki İngiliz ve Sovyet Rus güçlerinin yaptığı gibi, boşaltıp gidecekleri güne kadar!

Artık, Afganistan'ın içinde olanlardan ziyade etrafında olanlar üzerinde analizler yapılıp, bunların sonuçlarının, hem Afganistan ve hem de Asya politikaları üstünde ne gibi etkiler yaptığı konuları tartışılmaktadır.

Çevre ve çeper diplomasisi:

I. ABD açısından, dokuzuncu yılında olan bu Afganistan savaşının ana sebeplerine bakılınca, birkaç şey hemen göze çarpmaktadır.

  • Afganistan, Asya içinde son derece stratejik bir mevkide bulunmaktadır. Bütün geçiş yolları üstünde olduğu kadar, tüm Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine, yani (daha önce Sovyet peykleri), Pakistan'a, İran'a ve Çin'e çok yakın olup bu bölgeye hakim olacak güce büyük bir stratejik avantaj sağlamaktadır.
  • Afganistan tarım olarak bunca savaştan sonra son derece verimsiz hale gelmişse de, toprak altı maden zenginlikleri o kadar büyük ve önemlidir ki bu durum "Güç üstünlüğü" mücadelesinde olanlar için son derece önemli bir faktör sayılmaktadır.
  • Afganistan'da yetiştirilen afyon, dünya ihtiyaçlarını fazlası ile karşılayacak miktardadır. Sonuçta da, her şeyi tükenmiş veya elinden alınmış bu ülke insanlarının tek gelir kaynağı halini almıştır. Hem yaşamak için ve hem de savaşmak için (silah ve mühhimmat temini için) ihtiyaç duyulan geliri sağlayan bir kaynaktır. Böylesine büyük bir ikilem ve karmaşık durumun nasıl çözüleceği tartışılmaktadır.
  • Afyon ekimi (Afganistan'da Taliban idaresi hakim olduğu yıllarda) tamamen yasaklanmıştı. Ama, Taliban’ın dağlara çekilmesi ve kontrolün işgalci ABD ve NATO güçlerinin eline geçmesinden sonra durum hızla değişmiş bulunmaktadır. Interpol bilgilerine göre son yıllarda Afyon ekimi eskisinden de fazla bir seviyeye çıkmıştır. Yine aynı kaynaktan belirtildiğine göre hem yukarıda adı geçen askeri birliklerin mensupları ve hem de ABD tarafından Virginia'dan getirilip Afganistan'ın başına oturtulan Hamid Karzai ailesi mensuplarının koruması ve müdahalesi altında bu artış olmuştur ve bu gruplara çok büyük kârlar sağlamaktadır.
  • ABD, Afganistan'da kendine sağladığı konumda hem Rusya ve hem de Çin'i kontrol edebileceğini hesaplamakta, bir taraftan da İran'ı doğusundan tehdit edebilme imkânını yakaladığını sanmaktadır.
  • Kısacası, ABD'nin daha uzun bir süre Afganistan'da kalma niyeti olduğu anlaşılmaktadır. Zaten, bu Asya topraklarından mutlak bir zafer kazanmadan çıkmak istemeyen ABD buraya 20 ile 40 bin arasında ilave asker getirmeyi (Surge Action) de planlamıştır.

II. Rusya da bu arada boş durmamaktadır. Rusya yenilerek çekilmiş olduğu Afganistan'a karışmamakta ama onun etrafında stratejik bir çember oluşturmaktadır.

  • Rusya Çin ile yeni anlaşmalar yapmış ve işbirliğine başlamıştır. ABD bundan rahatsızlık duymaktadır.
  • Rusya, hem nükleer çalışmalarında ve hem de İran'la Pakistan arasında yapılması düşünülen petrol hattına yardımcı olmaktadır. İran'ı izole etmek ve zayıflatmak isteyen ABD, buna karşı çıkmaktadır. Bozmak için her şeyi yapmaktadır. Buna karşın, Rusya, onlara yardım için hattın tümünü bile inşa ederek bu iki ülkeye hediye etmeye çalışmaktadır. Bu alanda tam bir "proxy wars" yani "taraftarlar kanalı ve eli ile yaptırılan mücadele" yaşanmaktadır.
  • Rusya, bir taraftan da OIC, yani İslam Ülkeleri Sekreterliğine gözlemci üye olmak üzere başvurmuştur. Çok eskiden beri büyük sayıda Müslümanlarla birlikte yaşadığı için kendisinde böyle bir hak görmekte ve böyle bir talepte bulunmaktadır. Bu talep aslında zamana ve zemine göre oynan akıllıca bir strateji oyunudur. Özellikle de ABD, hem Afganistan'da, hem de Irak ve diğer yerlerde Müslümanlarla savaşır bir durumda iken.
  • İran ve Pakistan'a yardım ederken de Rusya, Türkmen gaz ve petrolünün ABD'nin istediği gibi Afganistan üstünden geçerek Hint denizine inmesine de set çekmiş olmaktadır. Petrol dünyasındaki bir rakibine de böylece çelme takmış bulunmaktadır.

III. Çin'e gelince, o da Asya’nın ve dünyanın yükselen gücü olarak kendi çıkarı için gerekli stratejilerini yürürlüğe koymaktadır.

  • Elinde çok büyük döviz rezervi bulunan Çin, Pakistan'ı desteklemekte, yardımlarını ayni yardım olarak yapmakta, ABD için gittikçe daha can sıkıcı bir rakip konumuna çıkmaktadır.
  • Çin, Pakistan'ın Hint okyanusuna açılan sahilde Gwadar Serbest bölgesini inşasına Başlamıştır.
  • Çin, İran'dan Pakistan'a uzanması planlanan gaz ve petrol hatlarının diğer bir ayağının da Çin'e kadar uzanması için anlaşmalar ve çalışmalar yapmaktadır. Birçok yönü ile bu girişim ABD'yi zora sokmaktadır.

IV. Hindistan da bu arada hiç boş durmamaktadır. Karzai, tahsilini Hindistan'da tamamlamış bulunduğundan oraya karşı bir sempati ve yakınlık duymaktadır.

  • Hindistan şu anda Afganistan içinde birçok yol ve karakol gibi bayındırlık yatırımı yapmaktadır.
  • Bu da yetmezmiş gibi, hiç bir hakkı ve haklı gerekçesi bulunmadığı, NATO üyesi olmadığı ve koalisyona katılmadığı halde, Afganistan içinde askeri birlik bulundurmaktadır. Bu Hint birliği ne yazık ki Pakistan'a yakın bir sınırda, onun Beluçistan bölgesine sınır bir mıntıkada yer almaktadır. Bu birlik oraya yerleştiğinden bu yana Pakistan'ın Beluçistan bölgesindeki huzursuzluk ve ayaklanmalar artmış bulunmaktadır.
  • Hindistan, Afganistan'daki karışıklıklardan ve otorite boşluklarından yararlanarak kendine fırsat ve eylem yapmaya çalışmaktadır. Bir taraftan Pakistan'ı kıskaç altına alırken bir taraftan da ABD'nin isteğini yerine getirerek İran'la Pakistan yakınlaşmasını da baltalamış olmaktadır.
  • Hindistan’la İsrail arasında son derece yakın ilişkiler kurulmaktadır. İsrail dolaylı da olsa çeşitli yollarla bu Asya diplomasisi içinde kendisine bir yer yapmaya çalışmaktadır.
  • Hindistan, Pakistan'ın içindeki karışıklıktan (buna çok büyük ölçüde Afganistan'daki savaş sebep olmuştur) yararlanarak, kendi etki alanını Asya içinde yayma ve yeni alanlara yayılma politikasını yürütmeye çalışmaktadır. Hele başkan Obama'nın danışmanları arasında koyu fanatik Hindu danışmanların da bulunduğu düşünülürse, dengelerin nasıl etkilendiği de ortaya çıkmaktadır.

Evet, Asya'nın ortasında Afganistan ve onun etrafında inanılmaz derinlikli ve birbiri içine girmiş çeper politikalarının yürütüldüğü bir Asya Stratejileri çarpışmaktadır. Bu yüzyıl, ötekilerden çok daha farklı olacak ve zaferi mazlumlar ve Müslümanlar kazanacaktır.[1]

Hüseyin Altınalan’ın şu tespitleri önemliydi: Pakistan’ı kaosa ABD ile ortaklık sürükledi

Obama, seçim kampanyası sırasında “Irak savaşının seçmeli, Afganistan savaşının ise gerekli olduğu” tezini işleyerek Amerikan halkına Irak bataklığını terk edip tüm enerjisini Afganistan'a vereceğini ve El Kaide ile savaşa tüm gücüyle devam edeceğini, gerekirse de Pakistan'a bile saldırabileceğini söylemişti.

Amerikan istihbaratının El Kaide'nin Afganistan'ı yavaş yavaş terk ettiğini ve artık Pakistan'da üslendiğini iddia etmesiyle birlikte savaşı Pakistan'ı içerecek şekilde genişletmek üzere, Asıf Zerdari ve Hamit Karzai ile Washington'da üçlü bir zirve gerçekleştirdi.

Söz konusu zirvenin ardından Afganistan'ın yanı sıra Pakistan da tehlikeli ve kanlı bir sürece itildi.

Bu sürece nasıl gelindi, kim niçin Pakistan'ı şiddet sarmalının içine çekti?

Bu ve benzeri soruların cevabını yeniden hatırlatmak için sizlere Haziran ayında Pakistan Cemaat-i İslami Genel Sekreteri ve Dış İlişkiler Sorumlusu Abdulgaffar Aziz ile gerçekleştirdiğim söyleşiden bazı kesitler sunmak istiyorum.

  • "Pakistan ordusu şu anda başkası adına savaşıyor. Daha açık bir ifadeyle Pakistan ordusu, şu anda Amerikalıların yerine savaşıyor."
  • "ABD, Afganistan'a karşı savaş ilan ettiğinde ve Taliban hükümeti ile belli grupları terörizmle suçladığında birkaç ay içinde o hükümeti devirdiler. Aslında işte o dönemden itibaren Pakistan'a yöneldiler. Taliban'ın devrilmesinin ardından ABD'nin ülkemize yönelik saldırıları bitmek bilmedi..."
  • ABD ülkemizdeki silahlı grupları "Pakistan Taliban"ı olarak adlandırdı. Hâlbuki bu ad altında Pakistan'da herhangi bir grup yok. Bütün bu grupları "Pakistan Taliban"ı adlandırmak, bir savaş nedeni oldu. Böylece Pakistan, şiddet ortamına girdi ve ateş çemberinin içinde kaldı.

Abdulgaffar Aziz'e eski devlet başkanı Pervez Müşerref'le şimdiki devlet başkanı Zerdari ile kıyaslamasını istediğimizde:

"Pervez Müşerref, asker kökenli olması dolayısıyla ordudan destek alıyordu. Asıf Zerdari'yi ise ne ordu ne de halk destekliyor. Desteksiz kalan Zerdari, Amerika'ya mecbur ve mahkûm oluyor. Washington'dan aldığı destek karşılığında, ABD'nin istekleri doğrultusunda hareket ediyor" yanıtını veriyor.

Pakistan'daki bu kaotik durumun nedenini ise tek cümle ile özetledi:

Bu durum, Pakistan'ın ABD ile ittifak ve işbirliği yapmasından kaynaklanıyor!

Çok önemli bir tespit yapıyor.

Şimdi, AKP’nin ve önceki işbirlikçi hükümetlerin Amerikan uşaklığı, ülkemizde yaşanan çatışmaların gerçek nedenini oluşturuyor.

Mehmetçik’e ikinci Kore faciası tertipleri mi?

NATO Genel Sekreteri Rasmussen, Slovakya'nın başkenti Bratislava'da bir araya gelen NATO savunma bakanlarından Afganistan'a asker göndermelerini talep etmişti.

Rasmussen'in bu isteğine karşı ittifak üyeleri şu şekilde cevap vermişti:

  • Hollanda Savunma Bakanı Eimert Van Meddelkoop:

Afganistan'a ek asker göndermeye karşıyız!

  • Danimarka Savunma Bakanı Soeren Gade:

Afganistan'a kesinlikle ek asker yollamayacağız!

  • Almanya'nın Savunma Bakanı Franz Josef Jung:

Ülkemin Afganistan'a ek asker yollayacağını sanmıyorum.

  • Fransa Savunma Bakanı bu konuda bir açıklama yapmadı.

Ancak Paris'in bu konudaki tutumunu Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada kesin bir dille ortaya koymuştu:

Fransa, Afganistan'a ilave bir tek asker dahi göndermeyecek.

Asker gönderme konusunda en çarpıcı açıklama; terörle mücadele adı altında açtıkları savaşta sadece Afganistan'ı değil bölgeyi cehenneme çeviren Amerika'dan geldi. Konuya ilişkin bir açıklama yapan ABD Devlet Başkanı Barack Obama:

Afganistan'a asker gönderip göndermeme konusunda acele karar vermeyeceğim. Çünkü bu karar çok ciddi bir karardır. Kesinlikle gerekmedikçe askerlerin hayatını tehlikeye atmayacağım.

Kısacası Batılı ülkeler; NATO kuvveti ISAF'a komutanlık eden Kanada eski Genelkurmay Başkanı General Hillier'in "Afganistan batağı NATO'nun çürüyen ceset olduğunu gözler önüne serdi" diyerek özetlediği "Afganistan'daki mevcut durum"u ortaya koyan tespiti göz önüne alarak kararlarını verdiler.

Ve Afganistan'a savaş açanlar kendileri olmalarına rağmen Batılı devletler, askerlerini ölüme göndermeyeceklerini açık açık beyan ettiler.

Peki ya Türkiye?

İnanılması güç ama ne AKP hükümeti bu açıklamaları dikkate almadı.

Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak'ın ağzından 1 Kasım 2009 tarihi itibariyle Afganistan Kabil Bölge Komutanlığı'nın Türkiye tarafından devralınacağını, komutanın devralınmasıyla birlikte 1700 civarında asker ve 3 adet helikopterin Afganistan'a gönderileceğini açıkladı.

Anlaşılan o ki Türkiye ikinci bir Kore faciası yaşamaya hazırlanıyor!

Başbakan’a sesimizi duyurmak için daha ne bekliyoruz!

Genelkurmay Başkanlığı tarafından Afganistan'a 1700 civarında ek askerin daha gönderileceğine ilişkin yapılan açıklamanın üzerinden uzun bir süre geçti.

Ama, Türkiye kamuoyunda korkunç bir sessizlik hâkim. Muhalefet suskun... Medya suskun... Sivil toplum kuruluşları suskun... Ülkedeki kanaat önderleri suskun… Akademisyenler suskun...

Neredeyse hiç kimse "korkunç dramların, vahşetin, katliamların, tecavüzlerin, işkencelerin, kutsal mabetlere saldırıların yaşandığı Afganistan'a biz niçin asker gönderiyoruz?" diye sorgulamıyor.

"Afganistan'da Mehmetçik'in ne işi var?" diye sormuyor.

Oysa Afganistan savaşı Batı'nın gündeminde ilk sıralarda yer alıyor. Ve Batı dünyası bizim kahir ekseriyetimizin haberinin bile olmadığı konuları tartışıyor.

Neyi mi?

Mesela Times gazetesinde yer alan iddiaları tartışıyor. Afgan ordusunun üst düzey bir yetkilisinin Fransız Haber Ajansına (AFP) yaptığı açıklama herkesin dilinde. Afganistan'da asker bulunduran birçok NATO ülkenin Taliban'a, askerleri öldürülmesin diye para verdiği yönünde beyanat veren Afgan komutan şöyle diyor: İtalyan güçlerinin Afganistan'ın Sarubi ve Herat bölgelerinde, saldırıya uğramamak için Taliban'a para ödedikleri yönünde bilgiler dolaşıyor.

Fransız basını, Savunma Bakanları Herve Morin'e bu beyanatı soruyor, bakanı sıkıştırıyor.

İtalya açıklama üstüne açıklama yapıyor, iddialar yalan diyor ama kimseyi buna inandıramıyor.

Hollanda'da muhalefet, işgal kuvvetlerinin ağır zayiatları dolayısıyla Afganistan'da bulunan askerlerinin geri çekilmesi için ayağa kalkıyor.

Japon hükümeti, Afganistan'daki işgal güçlerine denizden sağladığı lojistik desteği Ocak 2010 ayında keseceğini ABD'ye resmen bildiriyor.

İngiltere Genelkurmay Başkanı General David Richards, Afganistan'daki uluslararası kuvvetin yenilgisinin "korkunç bir şey" olacağını söyleyerek yardım çığlığı atıyor.

Kanada devlet TV'si CBC'ye demeç veren Afganistan'daki Kanada birliğinin komutanı General Jonathan Vance, "Hiçbir şeyi allayıp pullamamak lazım; görevimizin iyi yapıldığını söyleyemeyiz. Durum ümitsiz ve vahim; aciliyet kesbediyor..." diyor.

Buna karşılık Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, ülkesinin son dönemde çok şiddetli çatışmaların yaşandığı Afganistan'a başka bir tek asker dahi göndermeyeceğini, bunun yerine Afgan ordusunun genişlediğini görmek istediğini belirtiyor.

Türkiye ise Afganistan Kabil Bölge Komutanlığı'nın Türkiye tarafından devralınacağını, komutanın devralınmasıyla birlikte 1700 civarında asker ve 3 adet helikopterin Afganistan'a gönderileceğini öğreniyor ama kılını kıpırdatmıyor.

İsrail uçaklarının katılacağı hava tatbikatını iptaline ilişkin Arap basınına verdiği demeçte, Başbakan Erdoğan, "Halkımızın sesine kulak verdik" diye hava atıyordu.

Öyleyse Afganistan konusunda da sesimizi yükseltmek için Afganistan topraklarından tabutların gelmesi mi gerekiyor?

Rusya Liberal Demokratik Parti Başkanı Vladimir Jirinovski: “Batının Türkiye’ye faydası olmaz” demişti

Aşırı milliyetçi Rusya Liberal Demokratik Parti Başkanı Vladimir Jirinovski, Türkiye'de demokratik açılımı desteklediğini belirterek, "Türkiye'yi çok seviyorum. Türkiye olmasaydı, bu hayat neye yarardı?" dedi. Türkiye'nin yüzünü sürekli batıya döndüğünü ancak iki ülke arasında ilişkilerin özellikle son dönemde yavaş yavaş geliştiğini kaydeden Jirinovski, şunları kaydetti:

"Her zaman batıya bakıyorsunuz. Batının size faydası olmaz. Türkiye, Rusya'nın kız kardeşi gibidir. Aramızdaki ilişkiler daha geniş olmalı. Şimdi Mavi Akım var, Güney Akım'ı yapıyoruz. Türkiye, Rusya'nın transit ülkesi olabilir. Gaz bizde boru hattı sizde, beraber para alıyoruz. Bu çok iyi."

Türkiye'de özellikle "Kürt sorunu ve Ermenistan ile ilişkilerin normalleştirilmesini içeren demokratik açılımı" nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine Jirinovski, "Türkiye hem Ermeni, hem de Kürt sorununda açılım yapıyor. Türkiye, Müslüman dünyasına örnek olabilir" dedi.

Jirinovski, şunları kaydetti: "Türkiye, Ermenistan, Gürcistan, Abhazya ve bütün Karadeniz çevresindeki bütün sınırları yok etmek gerekir. Neye lazım gümrük ve sınır? AB'nin kuyruğunda kalmak günah. Sizin neyinize lazım. Kaç yıldır AB kapısında bekliyorsunuz? 10, 20, 30, 50 yıl. Bu zayıf ve fakir Avrupa'ya katılmak istiyorsunuz. Ama kuzeyde zengin ve kocaman bir Rusya var. Anlamıyorum. Kurtuluş savaşı sırasında Rusya Türkiye'ye para ve silah yardımında bulundu. Bu yardım olmasaydı şimdi orada Yunanlılar ve İtalyanlar vardı."

"Obama, ABD'nin son başkanı olacak" gibiydi!

Rusya'nın dünyada tek süper güç olarak kalacağını ve karşısındaki devletlerin olası bir üçüncü dünya savaşında sadece 2 saat dayanabileceğini ileri süren Jirinovski, "Obama, ABD'nin son Cumhurbaşkanı olacak. Amerika bitti tamam. Çin'den bir şey olmaz. İslam dünyasından bir şey olmaz. Yalnız Rusya. Bizde en korkunç silah var. Bizim için 2 saat yeter. Bütün üçüncü dünya savaşı bu 2 saat içinde biter. Obama uyurken harp biter. 2 saat yeter" dedi. Jirinovski, Türkiye ve Rusya'nın yakınlaşması gerektiğini, bu yüzden Türkiye'deki herkesin Rusça öğrenmesini, okullarda Rusça öğretilmesini istediğini de sözlerine eklemişti



[1] Oya Akgönenç / Milli Gazete


Bu yazarin diger makaleleri

AKP AŞIKLARI VE ERGENEKON UŞAKLARI
Şevki Yılmaz Ergenekon Maşası mı? Ergenekon terör örgütünün yakın zamanda gerçekleştirdiği...
Devami
HAK DAVANIN “KITMİR”İYİZ
 Gâvura uymak, ne zillettir Biz Mevla’nın, Kıtmiriyiz! Hain kovmak, meziyettir Biz Sultanın Kıtmiriyiz!   Kıtmir,...
Devami
TÜRK TARIMININ İFLASI
Küresel sömürgecilerin direktifleri ile yürütülen tarım politikaları insanlığı açlığa mahkûm etti! IMF Politikaları Sonucu...
Devami
GÜNEYDOĞU ADIM ADIM KÜRDİSTAN’A MI?
Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı hangi özel amaçla kuruluyor? Terörle mücadeleye...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1167

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR