YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e361436bc80
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 8 5
Bugün : 24501
Dün : 64668
Bu ay : 1003774
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53148832
IP'niz : 216.73.216.8

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

AKP’nin büyük bir kahramanlık edasıyla ülke gündemine taşıdığı, Mesut Yılmaz ve beş eski bakana meclis soruşturması açması girişimleriyle ilgili:

a-Bu fikir nerelerden gelmiştir. Bu konuda AKP’nin akıl hocaları kimdir?

b-AKP’nin amacı, gerçekten yolsuzluk yapanları ve ülkeyi soyanları tespit ve teşhir etmek midir?

c-Yoksa hidayeti kararanlar, ferasetini de yitirdiklerinden, gizlice sinsi bir oyuna alet mi edilmektedir?

Tayyip Erdoğan’ın ve pek çok AKP kurmayının bir sürü yolsuzluk dosyaları ve Aydın Doğan’ın onlarca trilyonluk borçlarını erteleme skandalları ortada dururken… Ve de Uzanlar operasyonları sonucu, “alavere, dalavere, saf Mehmet nöbete” cinsinden İmar Bank’ın katrilyonluk kayıpları yine devletin ve milletin sırtına yüklenirken… Mesut Yılmaz ve bazı bakanların TBMM. Araştırma Komisyonunca yolsuzluk iddiasıyla soruşturma kapsamına alınması yolunda akıl verenler, bildiğimiz T.Erdoğan’ın, ucuz ama sonuçsuz kahramanlık damarını ve intikam duygularını tatmin etme dışında, O’nun da fark etmediği, hangi siyasi ve stratejik hedefleri gütmüş olabilir?

AKP’nin kendisini temize çıkarmak, “yolsuzlukla mücadelede ciddiyet ve cesaret gösteriyor” havası atmak ve böylece siyasi rant kazanmak gibi basit getiriler dışında, bu girişimin başka hangi sonuçlar doğurabileceğinin ve bu sonuçların AKP’ye ve ülkeye nelere mal olabileceğinin de düşünülmesi gerekir.

Bu ihtimallerden bir tanesi ve en tehlikelisi, Mesut Yılmaz’ın Meclis eliyle aklanarak, mağdur ve mazlum rolüyle pudralanıp, pohpohlanıp yeniden siyaset sahnesine döndürülmesidir…!?

“Sağda birlik” melodileriyle, daha şimdiden  ANAP ve DYP arasındaki yakınlaşma, hatta yerel seçimlere ortak katılma girişimleri, Bilderbergci Mesut Yılmaz’ın, dış güçlerin sadık ve uyanık adamı olarak yeniden ANAP’ın, hatta Merkez sağ başına getirilme hazırlığı olarak değerlendirilebilir.

Bugüne kadar TBMM. Araştırma komisyonlarına gönderilenlerin çok büyük çoğunluğunun aklandığı ve temize çıkarıldığı göz önüne alınırsa, bu ihtimal hiç te yabana atılacak gibi değildir.

Bu senaryo gerçekleşirse, CHP’de Deniz Baykal’ı Kemal Derviş’le dengeleyen ve dizginleyen malum güçler, şimdi de “sağın yegane patronu” havasındaki T.Erdoğan’ı, Mesut Yılmaz formülüyle hizaya getirmek ve  gerekirse işini bitirmek peşindedir…

Ve zaten otuza kadar milletvekilini AKP’den koparma görüşmeleri bile başlamış vaziyettedir.

Meşhur mason ve sabataist Akkan Suver’in başkanlığını yaptığı Marmara Grubu’nun Barbaros Bulvarındaki ofisinde gizli kulislerin devam ettiği yazılıp çizilmektedir.

Ki, Çevik Bir, Hv. K.Eski Komutanı İlhan Kılıç, K.K Eski Komutanı Atilla Ateş, MİT Eski Müsteşarı Sönmez Köksal, İstanbul Ünv.Rektör Yrd. Nur Sertel ve de AKP’nin emekli ettiği eski Diyanet İşleri Başkanı M. Nuri Yılmaz gibi malum ve meşhur şahsiyetler, bu Marmara Gurubu Stratejik Araştırma Vakfının üyeleridir…

İstanbul’da, Meşhur Baltalimanı Et Lokantasında, Çukurova Medya Grubu Başkanı Tuncay Özkan’ın 24 AKP Milletvekiliyle buluşup, partilerinden ayrılma konusunu müzakere ettikleri… Bunu duyan T.Erdoğan’ın Mehmet Emin Karamehmet’i arayarak, Tuncay Özkan’ı sepetlediği de rivayet edilmektedir!…

Kendisini parti patronu zannedip, sadece “taktik bir piyon” olduğunu kavrayamayan kişiler, limon gibi kullanılıp sıkıldıktan sonra “stratejik piyonlara” her zaman feda edileceklerini idrakten bile acizdir.

Maalesef bugünkü Ankara Hükümeti, Milli İradeyi temsil eden, misyon ve vizyon sahibi siyasi bir konumdan, Global Güçlerin ve Küresel Çetenin Türkiye Şubesindeki, “bürokratları” durumuna getirmek isteyenlerin kuşatması içindedir.

Zaten yıllardır Amerika ve NATO mektebinde beyinleri şekillendirilmiş ve stratejik noktalara yerleştirilmiş bürokratik bir kadronun katı kıskacına sokulan Türkiye, bu çıfıt çemberini kırmaya çalışırken,  deneyimli ve dirayetli beyinlerin ve Milli düşüncenin iktidarda olmaması büyük bir talihsizliktir.

Siyasetçisinden din adamına, askerinden emniyet mensubuna, gazetecisinden sermaye patronuna, gönüllü kuruluşlarından vakıflarına, İslamcı entellerden mason localarına, terör çetelerinden mafya babalarına kadar, çok çeşitli kurum ve kesimlere yerleştirdikleri ve örgütledikleri  adamları aracılığıyla ülkemizi sıkı denetimleri altına alan ve artık uzaktan kumanda ile yönetmeye başlayan Siyonist Güçler, bu hıyanet şebekesinin dağıtılmasına asla rıza göstermeyeceklerdir. Erbakan’a karşı 4 ihtilal yapılması, beş partisinin kapatılması ve Refah-Yol’un yıkılması yetmiyormuş gibi, şimdi yargıyı yaralama pahasına ceza üstüne ceza yağdırılması, işte bu çıfıt çarkına çomak soktuğu içindir.

Bu hıyanet şebekesi, kendi hegemonyasının devamı için, ülkemizde ihtilal yapmaktan iç savaş çıkarmaya, Sağ-sol kavgasından anarşiyi kışkırtmaya, mezhep çatışmasından Türk-Kürt kamplaşmasına, Laiklik tartışmasından Türban zıtlaşmasına kadar her türlü fesatçılığı ve fırsatçılığı denemekten ve Türkiye’yi tahrip etmekten asla çekinmemiştir.

Bu yöntemlerin bir çoğunun deşifre ve demode olduğunu gören hin güçler, şimdi ordu ve emniyeti kendi içlerinde cepheleştirme  ve cedelleştirme, hatta AKP hükümetinin basiretsizliğinden ve basit heveslerinden de yararlanarak TSK ile AKP’yi birbirine karşı kışkırtıp ikisini birden yıpratma yolunu seçmiştir. Böylece bir taşla birkaç kuş birden vurmayı düşünmektedir.

Ve maalesef hidayeti kararanlar ve feraseti kör olanlar, haliyle dirayet ve direnç de gösterememektedir.

YÖK’le ilgili değişiklik tasarısını, Höt!.. deyince askıya alan… Türban konusunda, hişt!.. deyince geri adım atan… Diyanetin Kur’an kursu düzenlemesini, çek!.. deyince rafa kaldıran ve böylece hem toplum nazarında güvenirliğini aşındıran, hem de kendilerini yönlendiren merkezler yanında ucuzlayan ve artık sadece avutucu mesajları ve kendilerine biçilen imajları üzerinden siyaset yapılan bir iktidar arabasının yorulan ve yıpranan atları, her an değiştirilebilir…

AKP’yi iktidara taşımada taşaron olarak görev yapan Çevik Bir, Aydın Doğan, Cüneyt Zapsu, Ferit Şahenk gibi kimseler ve çevreler, asıl patronlarının talimatıyla, “piyon atlarının” değiştirilmesi sinyallerini çoktan vermişlerdir. T.Erdoğan’ın Milli Görüş’ten  kalma ağız alışkanlığıyla, IMF’ye alternatif projelerden bahsetmesi… Türkiye’nin finans sektörüne çöreklenmiş küresel çeteye bağımlı kadrolaşmaya müdahale niyet ve gayreti göstermesi… Ve hükümet olmakla hakimiyet kurabileceği havasına girmesi ve bütün bunları tabanını ve toplumu avutmak ve AKP’ye bağlanan ümitleri diri tutmak üzere “laf olsun diye” bile dile getirmesi, naz çekmeye hiç alışık olmayan hegemon güçleri sinirlendirmiştir.

IMF ile “Ortodoks” nikah bağları olduğunu açıkça söyleyen Abdullah Gül, kiralık ve kapatmalık bir ekip olduklarını zaten itiraf etmiştir.

Bütün dünyaya hükmetmek isteyen, ABD ve İngiltere hükümetlerini de bu amacına hizmet ettiren “Küresel Çete”, bu şeytani hedefi önündeki en çetin engel olarak gördüğü Türkiye’mizin, kendi güdümünden çıkacağını ve içimizdeki hain işbirlikçi ekibin dağıtılacağını anladığı an, komşularımızla bir savaşa sokmak veya doğrudan ülkemize saldırmak dahil, her çılgınlığı yapacak tihniyet ve zihniyettedir.

Ama çok şükür ki, Milli güçler her türlü tehdide karşı temkinli ve tedbirlidir.

Evet, “derin güçleri” Milli ve Kirli diye ikiye ayırmak münasiptir. Bu milli güç; Mustafa Kemal’in “Yurtta barış, Dünyada barış” sözünü kuru bir temenni olsun diye söylemediğini…

“Hem ülkemizde, hem yeryüzünde, barışı ve bağımsızlığı koruyacak kadar ekonomik, teknolojik ve stratejik bir güce sahip olmalıyız” anlamında bir hedef gösterdiğini…

Ve bunun bir alameti olarak, Atatürk’ün Avrupa tarafında Balkan Paktı’nın, Asya tarafında Sadabat Paktı’nın kurulmasına ve her ikisinde de Türkiye’nin baş aktör olmasına gayret ettiğini bilen ve gereğini yerine getiren bir düşünce ve dinamizme sahiptir.

Atatürk’ün bu sözlerini: “Yurt içinde, inanan kendi insanlarına sataş… Çevrende ise müslüman komşularınla uğraş… Ama dünyaya hakim ve zalim güçlere de uşaklaş!..” şeklinde yorumlayan ve yozlaştıranlar ise kirli ve hain cephedir.

Kirli derin güçlerin bazı tanıtıcı özelliklerini hatırlatmak gerekir:

1- “Küreselleşme, Globalleşme, dünya ile bütünleşme” bunların en çok kullandığı kavramlardır. Asıl amaçları Batı emperyalizmini de yedeğine alan siyonizme köle olmak, bizi milli benliğimizden koparmaktır.

2-Bunlar, AB’ye girmemizin tek ve gerçek kurtuluş yolu olduğunu savunmaktadır. Ekonomik güçlenmemizin ve demokratik gelişmemizin ancak buna bağlı olduğu iddiasındadırlar.

3-Ordumuzun sayı ve silah yönünden zayıflatılması, Milli Savunma bütçesinin kısıtlanması ve askerin ülkenin gidişatından ve tüm dünyadan gözlerini çekip kışlasına kapanması, “Demokratikleşmenin gereği” olarak sunulmaktadır.

4-Kirli-hain güçler, “Kuzey Kıbrıs’ı, ülkemize yük, Denktaşı’da AB’ye giden arabamızın önündeki kütük” olarak göstermeye çalışmaktadır.

5-Kirli derin güçler; Kuzey Irak’la ilgilenmemizin “gereksiz bir kuruntu”, Kürt Devletine karşı çıkmanın da “yersiz bir kuşku” olduğunu herkese yutturmaya çalışmaktadır.

6-Kirli derin güçler, siyonist sömürüyle ve küresel çeteyle uyumlu bir “ılımlı İslam’a” taraftardır. Ama milli şuurlu ve onurlu müslümanlara  şiddetle karşıdır ve bunlara “siyasal İslam” ve “islami terör” diye iftira atmaktadır.

7-TÜSİAD-Marmara Grubu, Mason Locaları, Marazlı Medya, Bir kısım Azınlık Vakıfları, ABD, İngiltere ve İsrail gibi bazı ülkelerin büyükelçilik ve konsoloslukları bu kirli cephenin en yoğun buluştuğu adresler konumundadır.

Halbuki, Amerika “terörle mücadele ve önleyici darbe” bahanesiyle hem Birleşmiş Milletler Kuruluşunu, hem de dünya barışını tehdit ve tahribe çalışmaktadır.

ABD’ye taraftar olmak, tüm insanlıkla ve islamla savaşmak anlamındadır.

Oysa Kuzey Kıbrıs, Ege ve Akdeniz’deki son ve tek adamız ve yurdumuzdur. Hatta nefes borumuzdur. Kıbrıs’ı Rumlar’ın  inisiyatifine bırakmak, Türkiye’nin parçalanmasının ilk adımıdır.

Özetle, hidayeti kararanlar, ferasetlerini kaybeder. Feraseti olmayan, direnç ve dirayet gösteremez… Dirayetsiz yönetimler ya ülkeyi felakete sürükler veya Milli güçlerce defedilirler…

“Yargıya güvenemiyoruz.Yargı bağımsızlığı kalmadı” şeklinde doğru bir tespiti, kendi yanlışlarına gerekçe yaparak: “Milletvekilleri dokunulmazlıklarına” dokunmayan AKP’lilere soralım:

Peki siz bağımsız mısınız?

Veya

“Kimlere bağlısınız” ?

ki, Anayasayı bile rahatlıkla değiştirecek, her türlü haksızlık ve yanlışlıkları düzeltecek bir çoğunluğa sahipken, milletin verdiği bu imkan ve iktidarı kullanmak konusunda kimlerden ve neden korkmaktasınız?

 

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Mehmet DENİZ

Mehmet DENİZ

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...