Hamas'tan ihanet isteniyor
Tecrübeler ispat etti ki, Arap ve İslam dünyasındaki caddeler, sokaklar hâlâ daha temiz ve daha dürüst. Arap âleminde yapılacak olan herhangi bir hür seçim bunu doğruluyor. İşte ortada en taze örnek, Filistin seçimleri bunun en hayırlı şahidi.
Hamas'ın seçimleri kazanması sürpriz kabul edilse de Filistin davasında taraf olan bazı Arap ülkelerinin seçim sonuçları konusunda İsrail karesi içinde yer alması şüphesiz daha büyük bir felaket olmuştur. Bazı Arap kalemşorlarının İsrail empozelerine niçin boyun eğmek gerektiğini açıkça pazarlayan borazanlar haline dönüşmesi ve Filistinlilerin hak edişleri konusundaki kahredici suskunluğu onaylaması ise rezalet kelimesinden daha hafif bir sözle anlatılamaz. Bu durum, sahiplerine utanç verici ve rezillik giydiren bir durumdur.
İsrail, Hamas hareketinden üç (3) şey talep etmektedir: a) Yahudi devletini kabul etsin, b) Üyelerinden silahlar toplansın, c) Filistin yönetimi ile daha evvel imzalanmış anlaşmaları olduğu gibi kabul etsin. Seçim sonuçları belli olduktan hemen sonra İsrail liderlerinin ilan ettikleri şartlar bunlar. İsrail, batılı devletlerin de benimsediği mesajının geri kalan bölümünde diyor ki: Hamas liderlerinin bu talepleri ısrarla reddetmeleri, üç (3) tane (Hayır) anlamına gelir: Barışa hayır, görüşmeye hayır, yiyeceğe hayır. Yani Hamas'tan, uluslararası alanda meşruiyet kazanmak için Filistinlilerin kendisine verdiği vekaletten vazgeçmesi ve millî meşruiyetine hıyanet etmesi talep olunmaktadır.
Gizli iletişim kanalları…
17 sene önce Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) BM Güvenlik Konseyi'nin 1976 yılı 242 sayılı kararını tanıması için yoğun baskılara uğradı. Bu karar bölgedeki her devletin barış ve güvenli sınırlar içinde yaşama hakkını öngörüyordu. Başkanlığını Yasir Arafat'ın yürüttüğü FKÖ, o zamanlar o kararı tanımaktan kaçındı. Kararı reddetmesinin gerekçesi makul idi. Çünkü milli hüviyeti tesbit ve de bağımsız bir devlet kurmaya çalışma yolunda acı bir mücadeleden geliyordu FKÖ ve başkanı. Filistinlilerin böyle bir kararı tanımaları için kendilerine yapılan baskılara karşı koyması çok tabii gözüküyordu. Zira bu kararda kendilerinin ismi bile geçmiyordu, karar Filistinlileri sadece mülteci olarak görüyordu. Filistinlilerin kararı red konusundaki direncini kırmak ve aralarındaki birliği delme yolunda uluslararası baskılar devam etti. Özellikle zamanın ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'in İsrail'e resmi bir müzekkire yollayıp İsrail'in hayat hakkını tanımadığı, 242 ve 338 no'lu Güvenlik Konseyi kararını kabul etmediği sürece FKÖ'yü tanımayacaklarına veya görüşmeyeceklerine dair verdiği taahhüd altında baskılar sürdü. Daha sonra Amerikan Kongresi başka bir şart daha ekledi: FKÖ ile görüşmeler başlamadan evvel FKÖ'nün terörü bırakması zorunludur, şartı. ( Dikkat edilirse bugün de Hamas hareketine karşı aynı tutum ve süreç sergilenmektedir ).
1970'li senelerin ikinci yarısında Arap bölgesindeki havalar ABD'nin lehine değişmeye başlayınca bu şart ortaya çıktı ve Mısır'ın Filistin meselesindeki tavrı değişti, iş Enver Sedât döneminde İsrail ile barış imzalamaya kadar vardı. O esnada FKÖ bir de baktı ki kendisi hemen hemen kenara itilivermiş. İşte o dönemde yani 1980 lerin sonlarında gizli iletişim kanalları zuhur etti. Bunlar Amerikalılarca kabul edilebilir usturluplu ifadeleri kolayca buldular. Ardından ve bir çok müphem, kapalı üsluplardan sonra Yasir Arafat Cenevre'de 13/12/1988'de açıkça FKÖ'nün 242 sayılı tanıdığını, terörü bütün şekilleriyle bıraktığını ilan etti. Hemen ikinci gün ABD başkanı Ronald Reagan da ülkesinin FKÖ ile diyalog kanalını açmaya karar verdiğini açıkladı. Diyalog Madrid Konferansı'na giden yolu hazırladı (1991). Gizli iletişim kanalları iki tarafı Oslo İttifakı'na ulaştırdı (1993). Oslo'da Arafat İsrail'i tanıdığına dair ve Yahudi devletini bölgeye iyice yerleştirecek taleplerin hepsine imza attı.
"Artık onların sana ihtiyacı kalmadı…"
Geçen hafta üstad yazar Muhammed Haseneyn Heykel'den işittim: Arafat Oslo anlaşmasını imzaladıktan sonra Heykel'i evinde ziyarete gelmiş, yapılanların arka planında olanları ve bu anlaşmaya bağlanan ümitleri izah etmiş. Ebu Ammar'ın sözlerine Heykel'in yorumu şu olmuş: "Sen gücün yeten her şeyi bu anlaşma ile İsraillilere vermişsin, artık onların sana hiçbir ihtiyacı kalmamış. Sen artık senden müstağni kalabilecekleri bir tapuyu teslim etmişsin. Bundan sonra seni önlerinde bir engel olarak göreceklerdir. Onların istediklerini yürürlüğe geçiremediğin zaman senden kurtulmakta da tereddüt etmeyecekler." Gerçekten de öyle yaptılar, sonunda Arafat'ı kuşattılar, tecrit ettiler, sonunda da zehirleyerek öldürdüler, diyor Heykel.
Bu Şubatın 14'nde İsrail Savunma Bakanı Şaul Mofaz, Hamas'ın seçilmesinden sonraki durumları görüşmek üzere Kahire'ye vardığı gün İsrail, Ürdün Nehri Çukuru bölgesini kendi topraklarına katmaya başladı. Mısır medyası bu olayın önemini ve taşıdığı anlamları farkına varamayarak atladı. Çünkü İsrail'in el koyduğu toprakların alanı Batı Şeria'nın en az üçte biri büyüklüğündedir. Batı ayırım duvarı inşaatının bitmesi yaklaşan günlere denk getirilen bu adım ile İsrail, nihai sınırlarını çizme planındaki son aşamaya gelmiş olmaktadır, böylece bağımsız Filistin devleti kuruluşu için gerekli son direklerini de yıkmış oluyor.
Zira İsrail'in ilhak etmeyi kararlaştırdığı bu Ürdün Çukuru'na Filistinliler gelecekle ilgili büyük ümitler bağlıyorlardı. Çünkü orasını, hayallerindeki Filistin devletini kurmaları durumunda gelecek olan mülteciler için yeni şehirler inşasına uygun yegane bölge sayıyorlardı. Ürdün Çukuru bölgesi Batı Şeria'da iskana açılmamış tek yer idi. İmar faaliyetleri için gereken arazi ve su imkanlarına sahiptir. İsrail bölgeyi ilhak ettiğini ilan etmezden evvel başka bir adım daha attı ve Gazze kesiminden de üçte bir bölümü kesip aldı ve orayı da emniyet bölgesi kabul etti. Buna da gerekçe uydurdu, Kassam füzelerinin Yahudi yerleşim merkezlerine ulaşmasını önlemek zorunda kaldığını söyledi.
İsrail'in gafil avlama siyaseti
Bu gafil avlama siyaseti, İsrail'in devam edip giden siyasetidir. Bunun adımları Oslo'dan beri hızlandı. Deliller gösteriyor ki İsrail, 1967de işgal ettiği toprakları parçalamak ve yutabilmek için Oslo'yu yeşil ışık kabul etti. Öte yandan Arap dünyasına Oslo anlaşması, barış gelmesi için hazırlanan bir kapı olarak pazarlandı.
Bu konuda Kudüs'de tanınmış iskân işleri uzmanı Halil Tüfekçi Bey'e müracaat ettim, sağ olsun bana İsrail'in Oslo'dan sonra yani 1993-2005 yılları arasında yaptıklarına dair şu rakamları verdi: Batı Şeria'daki yerleşimcilerin sayısı bu müddet zarfında 105.000 kişiden 250.000 kişiye yükseldi. Yerleşim birimlerinin sayısı 32.000 idi, buna 29.000 daha eklendi, 61.000 birim oldu. İsrail 90.000 km2 toprağa el koydu, buralara Filistin yerleşim bölgelerini parçalayacak kuşatıcı caddeler ve yollar yapacak. İsrail ayrıca yarım milyon dönüm toprağı müsadere etti (bir dönüm = 1000 m2), askeri bölge ve garnizondur diye buralara da yalıtım duvarları inşa edecek.
İşte bu ve benzeri daha pek çok şey eski barış anlaşmaları gölgesinde gerçekleşti. Şimdi Hamas'dan bunları tanıması ve geçerli kabul etmesi istenmektedir. Bu acaip istek ve tezleri hangi haneye kaydedeceğimi şaşırdım doğrusu. Lakin beni hayretten kurtaran bir yazarın, Hamas'a yapılan bu çağrıyı "bir İsrail pisliği" olarak niteleyen yorumu oldu.
Hamas, Filistinlilerin can simidi
Son on yıl içinde Filistin davasında meydana gelen en tehlikeli 3 şey şudur: a- İsrail, verme değil alma siyasetinde alışkanlık peyda etmiş,. O sebeple eline geçen (Arap sisteminin çökmesi, Sovyetlerin dağılması, artık Araplar ve BM üzerinde ABD siyasetinin egemen olması gibi) bütün fırsatları Filistin yönetiminden bedava ödünler koparmak için kullandı. İsrail arzu ve taleplerine göre, Batı Şeria ve Gazze'nin geleceği hakkında Filistin ve Arap tarafının kendisinin karar vermesi gibi konuların üstünü tek taraflı şekilde çiziverdi. b- İsrail, Arapların yokluğu ve Amerikanın işbirliği sayesinde uluslararası otoriteyi (ki artık adı sanı yok) aşmakta ta başarılı oldu. İşgal altındaki toprakların kanuni durumu hakkında, hatta duvar inşasının iptali hakkındaki uluslararası adalet mahkemesinin kararları yerine Oslo anlaşmasını, yol haritasını ve uluslararası dörtlü kararları koyuverdi. c- Arap tavrı ise Filistin meselesinde kuvvet kaynağı değil tam aksine esas zayıflık noktalarından birisi haline geldi. Hatta ilgili devletlerin uyguladığı baskı İsraillilere yöneltilmekten daha çok Filistinlilere yöneltilir hale geldi. Fazla uzağa gitmeyelim, işte batılı diplomatların demeçleri her gün önümüzde, diyorlar ki: "Dörtlü grubumuz bazı Arap başkentleri ile anlaştı, Hamas eğer terör siyaseti yolunu tutarsa ( yani yukarda belirtilen 3 şartı reddederse) Hamas ile ilişki kurulmayacak."
Filistin halkının çoğunluğu oyları ile Hamas'ı işte bunun için göreve çağırdı, bu ağır miras ile hesaplaşsın, Filistin davasındaki düşüşü durdursun istedi. Çünkü Filistin meselesinde en başta gelen işgal problemi olmak üzere esas noktaları bile unutturulmuş idi.
Hamas'ı sıkıştıranlar yaptıklarından utanmalı
Hamas'a soru yağdıranlar kendilerinden utanmalılar, sorularını İsrail tarafına yöneltmeliler. Çünkü kurbanlar güvenliği ve huzuru ararlar, gâsıp olan veya katil olanlar değil.
Kahire'ye son ziyaretleri sırasında Hamas liderleri ile görüştüğümde onların halkın kendilerine verdiği bu vekaletin derin anlamını çok iyi kavramış olduklarını farkettim. Halid Mişal, İsmail Heniyye ve Zehhar, artık son on yıldaki Filistin yönetiminin sergilediği münâşede (yalvarma, ne olursunuz, lütfen) metodundan, mümânaa (direnç, Filistin yararına olmayanı red) üslubuna geçileceğini belirttiler. Ebul- Velid Halid Mişal dedi ki: "Şaron 2001 yılında seçildiğinde seçim programı intifadayı yok etmek, Oslo anlaşmasını iptal esasına dayanıyordu (zaten yol haritasını da sonradan eklediği 14 çekince ile pratikte iptal etmiştir). İş o kadar da değildi. Tecrit duvarının inşasını iptal eden Uluslararası Adalet Mahkemesi'nin kararını da reddetti. Uluslararası bütün kararlara aykırı olduğu halde herkes Şaron'un yaptıkları karşısında sustu. Ama Hamas boyun eğme ve itaat etme siyasetine baş kaldırınca, Filistin halkı da kendisinin en açık tabii haklarını yeniden gündeme taşısın diye Hamas'ı seçince, dünyada kıyamet koptu."
Hamas liderlerinden anladığım gerçekçi davranma ve esneklik gösterme konusunda hazırlar, ama bunun bedelsiz, karşılıksız olmamasında ısrarlılar. Evvela şu andaki işgalinin sonu ile ilgili sorulara İsrail'in cevap vermesi lazım, işgal ne olacak? Bu konuda Arap medyasında Hamas'a soru yağdıranlar kendilerinden utanmalılar, sorularını İsrail tarafına yöneltmeliler. Çünkü kurbanlar güvenliği ve huzuru ararlar, gasıp olan veya katil olanlar değil.
Ama Arap dünyasında yine de şerefli ve namuslu pek çok ses var ki, Hamas'ın İsrail taleplerini reddedici tavrına ve siyasetine destek veriyorlar. Bunların başında büyük yazar üstat Muhammed Haseneyn Heykel geliyor. Şu kadar var ki boyun eğmeye ve teslim olmaya çağıran daîler çeşitli Arap medya organlarında hissedilir şekilde boy göstermeye başladı. Bu, medya mensuplarına işlemiş olan yabancı nüfuzunun sandığımızdan daha büyük olduğuna işaret ediyor. Ancak bunlar bizi endişelendirmemeli. Tecrübeler ispat etti ki Arap ve İslam dünyasındaki caddeler, sokaklar hâlâ daha temiz ve daha dürüst. Arap âleminde yapılacak olan herhangi bir hür seçim bunu doğruluyor. İşte ortada en taze örnek, Filistin seçimleri bunun en hayırlı şahidi.
Türkiye İçin "Filistin Yol İşaretleri"…
Hamas'ın Ankara ziyareti tartışmaları sırasında, Türkiye'nin asıl yükümlülüğünün Filistin halkına ilişkin olduğunu vurgulamış ve hükümeti Filistin halkına "sahip çıkma"ya davet etmiştim. Zira Filistin Yönetimi, "mali iflas"ın eşiğinde, çökmek üzereydi.
Hamas'ı "yola getirmek" isteyen İsrail ve onu destekleyen Amerika, bu yoldan yola getirmeyi tasarlıyordu.
Madem Hamas heyetini Ankara'ya getirterek Filistin sorununa bundan önce olmadığı ölçüde Türkiye'yi "müdahil etmek" niyeti ortaya koydunuz; Filistin halkının esenliği konusunda da özel bir "yükümlülük" altına girmek durumundasınız. Demek istediğimizin özeti buydu.
Türkiye'nin böyle bir rol üstlenmesine gerek kalmadan, hatta Tayyip Erdoğan hükümeti bu konuyu hiç ele almadan, "sorun" şimdilik çözüldü. Avrupa Birliği, Filistin Yönetimi'ni acil mali felaketten kurtardı. 143 milyon dolar verdi.
AB'nin Filistin Yönetimi'ne verdiği 143 milyon dolar, iki aylık enerji faturalarını, bu arada Filistin Yönetimi memur maaşlarını, eğitim ve sağlık harcamalarını vs. karşılıyor. AB, İsrail'in eleştirilerini önleyebilmek düşüncesiyle bu paranın çoğunu Birleşmiş Milletler'in UNRWA'sı üzerinden ödüyor. Hamas'ın eline teslim etmiyor.
Zaten, Dünya Bankası'nın Gazze için özel temsilcisi ve eski başkanı James Wolfensohn, bir mali krizin doğacak sıkıntının şiddet ve kaosa yol açacağını bildirmiş, Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, her ne kadar kendisi Halit Meşal ya da diğer Hamas liderleriyle görüşmese dahi, İsrail taleplerini kabul ettirtmek için "Hamas'ı aç bırakma"nın daha fazla aşırı unsur üreteceğini öne sürmüştü. Bu arada, İran, Hamas'a 250 milyon dolar önerdiği gibi, Hamas'ı ve Filistin Yönetimi üzerindeki bölgesel nüfuzu münhasıran İran'a terk etmek istemeyen Katar Emiri de, Hamas'ı sanayi ve sağlık projelerinde destekleyeceğini ilan etmişti.
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın Körfez ülkelerini ikna edemediği anlaşılıyor. Amerika'nın tutumu Hamas şiddeti durdurana, İsrail'i tanıyana ve daha önceki tüm Filistin- İsrail anlaşmalarını kabul edene dek, ekonomik- mali boykotu öngörüyordu. Tutmadı.
Bu arada İsrail'in liberal eğilimli Haaretz gazetesinin en önde gelen yazarlarından Uzi Benziman'ın önceki gün "Hamas'ı göz ardı etmek mi? Asla" başlıklı çok ilginç yazısında, İsrail hükümeti, Hamas'a ilişkin tutumu nedeniyle, yazarın kendi deyimiyle "Hamas'a barış elini uzatmaması" nedeniyle şiddetle eleştiriliyor.
"Can sıkıcı durum, yani Filistin seçimlerini Hamas'ın kazanmış olması, Ehud Olmert'in tecrübesiz hükümetinin gayrı ahlaki, akıllı olmayan ve beyhude bir dizi adım atmaya sevk ediyor. Hükümetin Filistin hükümetini rahatsız edici biçimde burnunu sürtmesi, öfkenin kötü bir danışman olduğunun bir başka kanıtı."
Bu satırların sahibi, İsrail'in yeni bayan Dışişleri Bakanı Tzipi Livni'yi de "bir dışişleri bakanına yakışmayan çıkışlar" ile suçluyor. Bayan Livni, Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas (Abu Mazen) için "bir şey ifade etmediğini" söylemişti. Tıpkı bir zamanlar Ariel Sharon'un Yasir Arafat'ı devreden çıkartmak ve kendisiyle görüşmeyi kesmek için kullandığı sözcüklerle. Tzipi Livni, Mahmud Abbas'ı "Hamas'ın terörizmini örten incir yaprağı"na benzeterek, kendisiyle bu şartlarda görüşülmeyeceğini söylemişti. Bu açıklama, Mahmud Abbas'ın Hamas'ı Filistin-İsrail arasında imzalanmış anlaşmaları kabule ikna edememesi halinde istifa edeceğini açıklamaya sevk etmişti. Mahmud Abbas'ın konumuna zarar vermişti.
Haaretz yazısında ayrıca Tzipi Livni'nin, Hamas ile uluslararası destek konusunda girdiği rekabetten "yenik çıktığı" iddiasını yer veriliyor ve Filistin Yönetimi'ne fon aktarımı konusunda da zigzag çizdiği ifade ediliyor.
Uzi Benziman, İsrail'in yapması gerekeni şöyle ifade ediyor:
"İsrail'in bütün yapacağı, Filistinliler'i kim yönetiyorsa, kendisinin onunla barış müzakereleri yapmaya razı olduğu. Eğer, Hamas müzakere masasına geliyorsa- hoş gelir; eğer bunu reddederse sonuçlarına katlanır. (İsrail) Hükümet sakin biçimde oturmalı ve Hamas'ı Filistin Yönetimi sorumluluğunda terlemeye bırakmalıdır…
Hamas doktrinlerini ve İsrail Devleti'ne yönelik temel yaklaşımının ortaya çıkarttığı güvenlik tehdidini göz ardı etmek elbette imkânsız. İran'ın koruması altında, davranışları aşırı dinci görüşlerinden kaynaklanan düşman bir Filistin Yönetimi'nin yol açtığı tehdit hafife alınamaz. Bununla birlikte, İsrail ile Hamas arasında, İsrail ile FKÖ arasında olduğu gibi, bir karşılıklı tanıma süreci imkânı da tümüyle dışlanmamalıdır.
Kabul edilemeyecek tek pozisyon, Hamas'ın görüşmeye taraf olmadığını ilan etmektir. Hamas ile diyalog istemeyenler, bu durumda toprakları terk etmeli ve Ramallah ile Gazze'deki yeni hükümeti tümüyle Filistinliler'in iç sorunu haline getirmelidirler."
Yani, o takdirde "işgali kaldırın; Batı Şeria'yı terk edin" demeye getiriyor.
Bu bile 1967 sınırları, Yahudi yerleşim merkezleri, Doğu Kudüs'ün durumu, bir bağımsız Filistin devletinin sınırları vs. gibi bir dizi konu nedeniyle "müzakere"yi gerektiriyor. İsrail, artık Batı Şeria'dan, Gazze'de Sharon'un yaptığı gibi "tek taraflı" çekilebilir mi?
Bir dizi soru işareti.
Ardından, Halit Meşal Moskova'ya gitti. Hükümet, bundan böyle "dersine iyi çalışırsa" Hamas'la Ankara temasını, Türkiye hesabına tedricen de olsa bir "diplomatik avantaj"a çevirebilir.
Bu ay sonu, İsrail'de seçimler vardı. Tayyip Erdoğan, belli etmese de, Ehud Olmert'in Kadima Partisi'nin seçimleri kazanmasını diliyor olmalıydı.
Türkiye'nin öncelikle "yol haritası"na ulaşabilmek için, "Filistin yol işaretleri"ni izlemesi gerekiyor. Yani, AB ile Hamas'a ilişkin girişimlerini koordine etmek; İsrail'deki gelişmeleri yakından izlemek Hamas açılımını Orta Doğu'daki genel gidişatın içine yerleştirmek.
Hamas ve Kızılelma operasyonları!
Türkiye''nin Hamas ile görüşmesinden ABD ve İsrail''in haberdar olduğunu Dışişleri Bakanı Abdullah Gül açıkladı. Yeniçağ, daha ilk günden bu görüşmenin "Tebligat siyaseti"nin eseri olduğunu duyurmuştu. Kısacası Türkiye, Hamas''a, ABD ve İsrail''in taleplerini iletiyordu!
Gerçek durum böyle olduğu halde, Hamas ile görüşmeyi adeta kutsayanlar ve hükümetin bölgede bağımsız bir dış politika izlediğini öne sürenler oldu. Keşke bu iddia doğru olsaydı.
Oysa, bizim bildiğimiz kadarı ile Hamas''ın kuruluşunda İsrail''in de rolü vardı! Üstelik Hamas''ın Londra''da bürosu bulunuyordu.
Dışişleri Komisyonu''na bilgi veren Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, "İsrail, niçin Hamas''ın seçimlere girmesine müsaade etti; aralarında gizli görüşmeler var. Filistin''de birçok grup var. İntihar saldırılarını organize eden. Hamas ile oturdular, gizli görüşmeleri var, anlaşmaları var, ''kontrol edeceksin'' dediler. Onlar da kontrol ettiler ve uzun bir süre kontrol edebilme güçlerini gösterdiler. Ateşkesi durdurdular ve o saldırıları kontrol ettiler. Bunu görünce, karşısında kuvvetli bir muhatabın olduğunu gördü İsrail. O zaman girdi seçime" dedi.
Haberin yayınlandığı Hürriyet gazetesine mektup gönderen Arif Aytürk ise şu iddialarda bulundu:
"Hamas''ın 1982 yılında Gazze''de bir vakıf olarak kurulmasına izin veren İsrail''dir. Bu güne kadar gerek ABD, gerekse İsrail, Hamas''ı koruyup kollamış, Filistin''de Yaser Arafat güçlü, bağımsız ve barışçı bir Filistin Devleti kurma aşamasına geldiğinde, Hamas İsrail''de intihar eylemi yapmıştır. İsrail''in buna karşılık vermesi sebebiyle, başarı sağlanamamıştır. Hamas''ı isteyen ABD ve İsrail olduğuna göre, Hamas''ın Türkiye ziyareti bu çerçevede değerlendirilmelidir."
Peki Hamas bu tür bir kuruluş ise neden intihar eylemleri yaptırdı? Çünkü intihar eylemcileri, Filistin davası uğrunda şehit olacağına inanmış çocuklar! Onların uluslararası politikada dönen dolapları anlamasını bekleyemeyiz. Ayrıca intihar eylemleri, İsrail''in Filistin topraklarına yaptığı saldırılara meşruiyet kazandırıyordu!
Bir soru da şu: İsrail, Hamas''ın üst düzeyde pek çok liderini yok etti? Neden?
Örgüt kontrolünden çıkıyordu da ondan! Çünkü bu örgüte girenler ve liderliğe yükselenler Filistin davasına hizmet bilincini taşıyordu. Bu da onların yok edilmesini gerektiriyordu!
Tıpkı ABD''de İslam davasını samimiyetle benimseyen Malcolm X''in öldürülmesi gibi!
Akla gelen üçüncü soru da şöyle olmalı: Madem İsrail terörden besleniyordu, neden gizli görüşmeler yoluyla Hamas''ın saldırılarını durdurmasını istedi ve seçime girmesine izin verdi?
Bu politika sadece İsrail''in değil, ABD''nin de kararı ile takip edilmiştir. Filistin''de geçici bir ateşkes ortamı her iki devletin de işine geliyordu. Çünkü hedefte İran vardı ve İran gibi büyük bir güç ile uğraşırken Filistin meselesinin kendilerine ayak bağı olmasını istemiyorlardı.
TZD: "Mayınlı araziler yabancı sermayeye devredilmesin"
Sınırda mayın tartışması
Türkiye Ziraatçılar Derneği Genel Başkanı İbrahim Yetkin, Türkiye-Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesiyle ilgili yap-işlet-devret modeline göre hazırlanan ihaleyi kazanan firmanın, bu toprakların işletme hakkını da 49 yıllığına elde edeceğini belirterek, "İhaleyi kazanabilecek yabancı sermayeye 49 yıllığına bu toprakların devredilmesi sakıncalı" dedi.
Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Genel Başkanı İbrahim Yetkin, Türkiye-Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesiyle ilgili yap-işlet-devret modeline göre hazırlanan ihaleyi kazanan firmanın, bu toprakların işletme hakkını da 49 yıllığına elde edeceğini belirterek, "İhaleyi kazanabilecek yabancı sermayeye 49 yıllığına bu toprakların devredilmesi sakıncalı" dedi.
Yetkin, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye ile Suriye sınırında yer alan mayınlı arazilerin temizlenmesiyle ilgili çalışmaların ihale aşamasına geldiğini bildirdi. Bu çalışmaların, Genelkurmay Başkanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve GAP İdaresi'nce oluşturulan bir Koordinasyon Kurulu tarafından yürütüldüğünü ifade eden Yetkin, Kurul'un, yaptığı çalışmalar sonucunda, mayın temizleme teçhizatı için 35 milyon dolar, "Sınır Fiziki Güvenlik Sistemi" için de 9,7 milyon dolar olmak üzere toplam 44,7 milyon dolara ihtiyaç olduğunu belirlediğini kaydetti.
Organik tarım yapılmalı
İbrahim Yetkin, bu kaynağın Başbakanlık'tan talep edildiğini, ancak 2003 yılı itibariyle 17 milyon dolar kaynak tahsis edildiğini, bunun üzerine işin ihale yoluyla Maliye Bakanlığı'nca yaptırılmasının kararlaştırıldığını hatırlattı.
İhale aşamasında, şartnamenin "yap-işlet-devret" adı verilen modele göre hazırlandığının görüldüğünü vurgulayan Yetkin, buna göre, ihaleyi kazanan firmanın, bu toprakların işletme hakkını 49 yıllığına elde edeceğini bildirdi.
Söz konusu toprakların son derece verimli bir ovada yer aldığını belirten Yetkin, açıklamasında şunları kaydetti: "Bu bölge, GAP çerçevesinde yapılması planlanan sulama kanallarıyla sulanacak ve önümüzdeki yıllarda çok daha büyük bir değer kazanacaktır. Bundan da öte, yıllardır tarıma kapalı olduğu için kimyasal ilaç ve gübre ile kirletilmemiş bu topraklar organik tarıma son derece uygun özellik taşımaktadır. Bölgede tarımla uğraşanların büyük bir bölümü topraksız ya da az topraklı köylülerden oluşmaktadır. Kıbrıs'ın iki katı büyüklükte olduğu belirlenen tarıma açılacak bu araziler, yörede tarımla uğraşan insanların gelir düzeyini artıracak ve gelir farklılıklarını azaltacak yönde kullanılması büyük önem taşımaktadır."
Bu toprakların, Türkiye'nin Suriye ve Irak ile olan sınırları üzerinde ya da ona komşu olduğunu ifade eden Yetkin, söz konusu yöntemle yapılacak bir ihalede, ileri teknoloji gerekeceği için ihalenin yabancı bir firma tarafından kazanılabileceğini ya da ihaleyi kazanacak yerli firmanın kendisine yabancı bir ortak alacağını bildirdi. Yetkin, böylesi önemli bir sınır bölgesinde, önümüzdeki dönemde gelişebilecek uluslararası çatışmalar da göz önüne alındığında, yabancı sermayeye 49 yıllığına bu toprakların devredilmesinin sakıncalı olduğunu kaydetti.

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
5375 Yıllık Siyonist Sömürü Düzeni, Kafirler ve Münafık Mücrimler istemese de yıkılacak , Tüm insanlığın…
Öncelikle belirtelim ki; Yahudiyi tanımadan dünyada olup bitenleri anlamak mümkün değildir. Makale bu anlamda çok…
Galiba tarihte hep böyle olmuş; Hakk uğruna mücadele edenler yalnız kalmışlar. Ne kadar kafir, münafık,…
Günümüzde sağcı-solcu bilineni, Dincisi-Dinsizi, İşbirlikçisi farketmeksizin hepsi bu siyonist düzen devam etsin diye çabalamaktadır. Siyonizm…
Yeryüzünün her zerresine sızan bu kuşatma, aslında bize "bâtılın ibadet aşkıyla çalışırken, hak ehlinin nasıl…
Bakara Suresi 251. ayet ; Böylece, Allah'ın izniyle onları (çok az sayıdaki sadıklar, kalabalık ve donanımlı…
Evet makaleyi okuyunca Milli Çözüm'ün şu farkını özelliğini hatırlattı. Artık ülkemizde ve dünyada bu gizli…
Burada bir hizmetin hakkını verme adına, Rahmetli Erbakan Hocamızın, geçmiş yıllarda Türkiye’ye gelmesi konuşulan o…
Aslında makalenin sonunda özetlenen maddeler, tüm makalenin özetidir; Büyük Orta Doğu Projesi’nin bir ütopya olmadığının,…
Makalede vurgulanan bağımsızlığımızı tehdit eden çok önemli hadiseler yaşanırken; iktidarın ve yandaşların Yeni Osmanlıcılık safsatası…