YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69804651f36b7
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 3
Bugün : 12053
Dün : 57744
Bu ay : 69797
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48773110
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Ve Bursa'dan telefon eden sevgili İbrahim Çubukcu kardeşimiz anlatıyor:

Aylar süren ekonomik ve psikolojik sorunlar ve sıkıntılar yüzünden partiye gidip gelmeye fırsat bulamamıştım. Neyse ki, şükür bir parça rahatladıktan sonra, partiye uğradım. Ama gitmez olaydım. Çünkü saatler boyu konuşulan ve tartışılan konu tek kelime ile mide bulandırıyordu.

Neymiş Efendim:

"Bursa AKP il kongresi yaklaşıyormuş… Eski milli Görüşçü kardeşlerimizi tasfiye etme girişimleri görülüyormuş…  Bu AKP kongresinde, bizim eski dostlarımız yönetime girebilsin diye, nasıl gayretler ve ne tür stratejiler uygulamamız gerekiyormuş!?."

 

AKP'nin tepe yönetiminde bugüne kadar birçok çatlağı, gizli kavga ve çekişmeleri Kulis Ankara sütunlarından sizlerle paylaşmıştık. Kongre sürecine giren AKP'de yukarıdaki gizli çekişme parti içindeki dengeleri nasıl değiştirecek bunu süreç işledikçe göreceğiz. Ama kavga altta başladı bile…

Partileşme ve ayrışma sürecinde medyanın ‘yenilikçi hareket' olarak lanse ettiği bugünün AKP yöneticileri o günlerde ‘ortak akıl' kavramını öne atmışlar, Fazilet Partisi'nde parti içi demokrasi olmadığından dem vurmuşlardı. Malum Fazilet kongresinde içerden Abdullah Bey ve arkadaşları, dışardan da Tayyip Bey ‘parti içi demokrasi' nutukları atıyor ve delegelere mavi boncuk dağıtıyorlardı. Lakin kurulduktan sonra, Genel Başkan ve Genel Merkeze eleştiriyi Tüzük'le yasaklayan ilk siyasi parti AKP olurken, milletvekillerine konuşma yasağı getiren ve aykırı sesleri disiplin kurulunun ihraç kararlarıyla susturan bir anlayış devreye sokulmuştu…

Peki şimdi neler oluyor AKP'de? Tepedeki çekişme ve denge savaşı aşağıya nasıl yansıyor? Kongre sürecinde AKP'de yeni dönemin temelleri nasıl atılıyor?

Taşradan gelen haber ve bilgiler AKP'de yeni bir operasyonun başladığını gösteriyor. Milli Görüş gömleğini çıkaran AKP yönetimi kongrelerin başlamasıyla birlikte teşkilatlarında kendisini hala Milli Görüş'çü olarak gören isimleri listelerden silmenin gayreti içerisinde. Bunun en açık göstergesi ise Bursa'nın Mustafakemalpaşa ilçe teşkilatında yaşandı…

Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan suç duyuruları, Asliye Hukuk Mahkemesi'ne yapılan ilçe kongresinin ihtiyaten durdurulması ve iptaline ilişkin başvurular, AKP'deki bu operasyonun belgeleri olarak karşımıza çıkıyor. İlginç iddialar var bu ilçedeki AKP'nin kongre çalışmalarına ilişkin… Bu iddiaları  madde madde vererek çekelim AKP'deki parti içi demokrasinin (!)'nin fotoğrafını.

-Kongre süreci üyelerden gizli tutuldu; sürecin ne zaman başladığı ve hangi aşamada olduğu ‘bilmesine izin verilenler dışındakilere' bildirilmedi.

-İlçe yöneticileri, kongredeki sonucu garantileyebilmek için, delege seçimlerine ilişkin işlemleri ilan etmedi.

-Üyeler delege seçimlerini beklerken, seçimlerin yapıldığı ve delegelerin belirlendiği anlaşıldı.

-İlçe Yönetim Kurulu'nun dahi bu seçimden haberi olmadı.

-Seçmen listesindeki imzalar başkaları tarafından atıldı.

-Parti içi seçimlere fesat karıştırıldı, evrakta sahtecilik yapıldı…

-Parti içi müracaat yollarına başvuru hakkı evrakta geriye doğru tarih atılmak suretiyle kullanılamaz hale getirildi.

-Aynı kişi baba adları değiştirilerek iki kez delege olarak gösterildi.

Bu iddialar M.K. Paşa Cumhuriyet Başsavcılığı ve Asliye Hukuk Mahkemesi'ne yapılan başvurularda dile getirilen müşteki iddialarından sadece bazıları. Ama bize buna benzer bilgiler sadece M.K. Paşa'dan gelmiyor. Ankara ve taşra illerden de bazı ilçelerdeki delege seçimlerinin mesai gününde ve sabah saatlerinde yapıldığı ve yine bu seçimlerin bazı partililerden gizli yürütüldüğüne ilişkin haberler de alıyoruz. Dahası genellikle delege seçimlerinden bihaber bırakılan AKP üyeleri ne hikmetse eski Milli Görüşçüler.

Sanırız artık kendisini hala Milli Görüşçü olarak tanımlayan kardeşlerimizin iktidardaki 3.5 yıl sonunda perdenin arkasındaki oyunu görme zamanı geldi de geçiyor bile. Artık kimse AKP yönetiminin ve hükümetinin günahlarına ortadirek olmasın diyoruz…[1]

Ve Bursa'dan telefon eden sevgili İbrahim Çubukcu kardeşimiz anlatıyor:

Aylar süren ekonomik ve psikolojik sorunlar ve sıkıntılar yüzünden partiye gidip gelmeye fırsat bulamamıştım. Neyse ki, şükür bir parça rahatladıktan sonra, partiye uğradım. Ama gitmez olaydım. Çünkü saatler boyu konuşulan ve tartışılan konu tek kelime ile mide bulandırıyordu.

Neymiş Efendim:

"Bursa AKP il kongresi yaklaşıyormuş… Eski milli Görüşçü kardeşlerimizi tasfiye etme girişimleri görülüyormuş…  Bu AKP kongresinde, bizim eski dostlarımız yönetime girebilsin diye, nasıl gayretler ve ne tür stratejiler uygulamamız gerekiyormuş!?."

İşte Bursa Saadet Partisi il yönetiminin bu talihsiz tavrını görünce, kelimenin tam anlamıyla şaşkınlaşmıştım ve şoka uğradım."

Evet, evet, artık AKP'li döneklerin de, hala içimizdeki keleklerin de ve tüm hain,  gafil ve cahil kesimlerin de haddini bildirecek ve şeytani hayal ve heveslerini söndürecek Milli bir devrim, oldukça lazımdır, yakındır ve dahi   kaçınılmazdır!…

Çünkü Allah'ın va'di Haktır. Sünnetullah (ilahi doğal ve sosyal kanunlar)  asla şaşmayacaktır.

İnkarcılar inanmasa, mücahit geçinen münafıkların beyni ve ümidi bunu anlamaya yeterli olmasa da: bir Mehdiyet Devrimi mutlaka yaşanacaktır…

Şecaat arz ederken sirkatin söylemek…

Uzun yıllar DYP'de siyaset yapan, ancak uygun yerlerden aday gösterilmediği için bir türlü TBMM'ye girip milletvekili olamayan Mehmet Dülger, geçtiğimiz günlerde birçok AKP'liyi de şaşkına çevirerek, Erdoğan'a verdi veriştirdi. Bir süre önce muhalefet bayrağını açan Dülger, böylece son hamlesini de geçtiğimiz günlerde yapmış oldu.

AKP'nin DYP kökenli milletvekili ve TBMM Dışişleri Komisyon Başkanı Mehmet Dülger "Ben nasıl AK Parti'ye gelirken DYP ceketimi asıp öyle geldiysem, Tayyip Bey de Milli Görüş gömleğini asıp gelmelidir", "Emine Hanım da türbanlı olarak Çankaya'ya çıkmakta ısrar ederse, bu Türkiye'yi sarsar", "Cumhurbaşkanı Milli Görüş geleneğinden gelen biri olmaz" şeklinde açıklamalar yapmış ve bu açıklamalar Sabah gazetesinin manşetine taşınmıştı. Irak'ın işgalinden önce TBMM'ye gelen 1 Mart tezkeresinin en ateşli savunucusu olan Mehmet Dülger'in böyle bir çıkış yapmasının altında yatan iki sebep olabileceği yorumları yapılıyor. Bu yorumlardan ilki, Dülger'in, son dönemde yaygın şekilde seslendirilen, "ABD hükümetin devrilmesi için düğmeye bastı" iddiaları doğrultusunda mı hareket ediyor şeklinde. Bir diğer yorum ise, Dülger'in yeniden Cumhurbaşkanlığı için hazırlık yapan Süleyman Demirel'e çok yakın olduğu ve onun AKP'yi dağıtma stratejisine göre harekete geçtiği yönünde.

Mehmet Dülger'in doğrudan Tayip Erdoğan'ı hedef alan ve "Milli Görüşçü" olmakla "suçlayan"(!?)  açıklamaları, "Milli Görüş ile yıllarca mücadele ettiğini" söyleyebilecek kadar ‘anlayışsız' bakış açısına sahip birinin sözleri olarak yorumlandığında normal karşılanabilir. Ancak burada normal karşılanmayacak olan, AKP'nin ‘basın sözcüsü' görüntüsündeki, Yeni Şafak yazarlarından Yasin Doğan'ın [Yalçın Akdoğan] Dülger'e cevap mahiyetinde kaleme aldığı son yazısıdır.

Yalçın Akdoğan, köşe yazısından çok, parti sözcüsü diliyle yazdığı yazıda Dülger'e yüklenmiş. Akdoğan'ın müracaat ettiği yöntem, yaptığı açıklamalar, Dülger'e karşı ortaya koyduğu tezler, aslında AKP ile ilgili itirafname mahiyetinde. Akdoğan, "Dülger kriterleri" başlıklı yazısında AKP içinde Milli Görüşçülere nasıl bakıldığını, çıkarılan gömleğin ne anlam taşıdığını açıkça ortaya koymuş. Farkında olmadan Milli Görüşçülere uygulanan ambargoları anlattığı yazısında ‘çıplaklığın' resmini çekmiş.

Yalçın Akdoğan kimdir derseniz, öyle sıradan biri değil. Muhafazakar Demokrasi isimli, sonradan büyük kısmı Liberal Düşünce Derneği üyesi bir akademisyenin tezinden ‘alıntılanmış' olduğu anlaşılan bir kitap yazmıştı. Yazdığı bu kitap ile AKP'ye yöneltilen "Sizin ideolojiniz ne" sorularından ve dolayısı ile AKP'yi ne olmadıklarını açıklamak zahmetinden kurtarmış, ‘ideolojisini' ilan etmişti. Yeni Şafak gazetesinde kendi adıyla yazmayı bırakan Yalçın Akdoğan, şimdi Yasin Doğan ismini kullanıyor. "Dülger kriterleri" başlıklı yazısında  şöyle diyor Akdoğan:

"Peki, objektif olarak değerlendirmek gerekirse, AK Parti üç yıllık iktidarında hangi Milli Görüşçü politikaları uyguladı. Milli Görüşçülüğün AB karşıtlığını mı, devletçi ekonomisini mi, yabancı sermaye düşmanlığını mı? Ya da komisyon başkanları dağılımına bakılırsa kaç tane Milli Görüşçü var acaba? Adalet Komisyonu Başkanı Köksal Toptan mı, Milli Savunma Komisyonu Başkanı Cengiz Kaptanoğlu mu, Çevre Komisyonu Başkanı Münir Erkal mı, Sağlık Komisyonu Başkanı Cevdet Erdöl mü?"

Bir yandan "Milli Görüş geleneğinden gelen biri Başbakan olabilir, Genel Başkan olabilir de niçin Cumhurbaşkanı olamaz? Milli Görüş'ten gelmek bir "siyasal yasak" türü müdür" diyerek, "Milli Görüşçü'(!) Tayip Erdoğan Köşk'e neden çıkamasın" diye soran Akdoğan; diğer yandan Milli Görüşçülere AKP içinde hangi mevkilerin ‘yasaklanmış' olduğunu ilan ederek, aslında nasıl bir çelişkiler darağacında sallandığının da ortaya koymuş olduğunun farkında değil!

Yalçın Akdoğan'ın, pardon, Yasin Doğan'ın Yeni Şafak'taki yazısı doğrusu bana "Merd-i kıpti şecaat arz ederken, sirkatin söylermiş" sözünü bir kez daha anımsattı. Bu arada, tüm bu söylediklerinden sonra bakalım Dülger partiden ihraç edilecek mi? Dülger'in partide kalması kendisini haklı çıkaracağı gibi, AKP'nin de "çıplak ve toplama bir parti" olduğunu bir kez daha ispatlayacaktır.[2]

 "TBMM'de 264 Amerikan Ajanı…

Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında 264 Amerikan üniformalı milletvekili var.[3]

İki bin beşten – iki hin altıya geçişin yüz ağartıeı ol­duğunu söylemek, esefle ifade edelim ki kolay değil­dir, hatta, imkânsızdır. Hadi, iki bin beşi tüm sakar-hklarıyla birlikte uğurladık diyelim; yakamızı bıraktı mı?.. İki bin altıya pürüzlerini aktarrnadı mı?.. Bir başka ifadeyle, yarınlara "umut katığı" var m?.. Keşke olumlu bir cevap bulabilseydik…

İki bin beşte müşahede ettiğimiz yıkımlar, saldırılar, cinayetler, Özgürlük kıyımları, fil görünümlü fare kuyrukları, IMF kölelikleri, CIA – FBI – MOSSAD hayranlıkları.,, say, sayabildiğin kadar…

Gereksiz iyimserlikleri yadırgadığım gibi, hangi şart­larda olursa olsun karamsarlığa da iltifatım yoktur. Bu mantalite bana göre uygundur da, başkalarına gö­re de uygun mudur bilemem?

İsterseniz, iki bin beşi "sevecen" bulanları üzmemek için değerlendirmeyi ben yapmayayım, izninizle ben sâdece beyanlara ve olaylara ayna tutayım. Ve lütfen değerlendirmeyi sizler yapın, iki bin beşin "ne çem­berde pehlivan olduğunu" görün:

"Arınç şunları söylüyor: 'Bakmayın öyle birkaç gazetenin, birkaç köşesindeki kalemşorlara. Onlar Amerikan üniforması giymiş, kendini Türk zanneden insanlardır. Biz bu ülkede tari­himizle, milletimizle ne yaptığımızı, neyi hedef­lediğimizi, kimlerle dost olduğumuzu çok iyi bi-.   liyoruz… Bu yüzden verilen karar (l Mart tez-\ keresi) ve hükümetin o günden bu yana takip '  ettiği politika, alkışlanacak bîr politikadır.' Bu ' alıntı, Ertuğrul özkök'e ait…

Tabii şu, "tahkir" değilse bile "tezyif de bu zatın: "TBMM'de 264 Amerikan ajanı… Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında 264 Amerikan üni­formalı milletvekili var. Yanlış işitmediniz. Mil-letvekillerimizin tam 264'ü Amerika'nın hizme­tindeki üniformalılardır".

Bana göre, çok ağır isnatlarla yargılanan malum ve meşhur rektörün fiillerindeki ağırlığı karartmak için yandaşlarının bilimself!) icatları akla ziyan doğrusu. Basının "fişçi" ilan ettiği rektör, meğer fîşçi değil, "vazifeşinas" mış. "Rektörler her yılsonunda kanun hükmü olarak her personel için bir de­ğerlendirme formu doldurur. Dünyanın her ye­rinde vardır bu. Yücel Aşkın da bunu yapmış­tır. YÖK, Başkanı da her yıl sonunda rektörler, dekanlar ve dekan yardımcıları için değerlen­dirme yapmak durumundadır."

Îmam-Hatip okullarının ocağına incir ağacı diken sa­yın Demirci, "hırs-ı pîrî" denilen bir illetin yeniden esiri olmuş olmalı ki: "Hak meselesi ayrı. İmam hatiplere siyaset girdi, dejenere edildi. İtiraz edilmesi gereken yer buydu. Bu okullardan me­zun olanlar Türkiye'nin ikinci sınıf vatandaşı ilan edilemez." hak-şinaslığı(!) vitrinciliğinde.

Ne var ki, eski YÖK başkam Kemal Gürüz İmam-Ha-tipler koDusunda belki de ilk defa şu doğru sözü söy­lemektedir. Ve buna "intâk-ı Hak" denir: "8 yıllık temel eğitim yasasının çıktığı dönemde YÖK Başkanlığı yaptım. Cumhuriyetin temel ilkele­rini sarsmaya yönelik hareketlere karşı birlikte mücadele verdik. 5 yıl boyunca Sayın Demirel'in verdiği mücadelenin şahidiyim."

AKP Gn. Bşk, Yardımcısı Akif Gülîe'ııin ibretâmiz iti­rafı ise akıllara durgunluk verecek kertededir: "Bi­zim bireysel Özgürlükleri genişletmek ve mes­lek liselerinin uğradığı haksızlığı gidermek için verilmiş sözümüz var. Bu sözü tutmak için gi­riştiğimiz gayretler ortada. Başaramazsak, seç­men, 'Ellerinden geleni yaptılar. Bir başka im­kânları olsaydı onu da denerlerdi' diye düşüne­cektir." Bir yıllık genel bütçede bile, yalnız prog­ramlar, projeler, beş yıllık kalkınma perspektifleri konuşulurdu: Örneklerle, grafiklerle hem vekiller, hem de asıllar bilgilendirilir; gelecek parlamenterlere de kaynak bırakılmış olurdu.

İki grubun eline kalan Meclis ne konuştu dersiniz? Hem de, bir anlamda ülkenin üç yılım bağlayan büt­çede.,.: Başbakan Erdoğan, "Sayın Baykal belden aşağı vuruyor. Oradan buradan topladığı foto­kopilerle konuşuyor. Ben fotokopilerle konu­şursam çok kötü olur. İddia sahibi, iddiasını is­patlamakla mükelleftir. İddiasını ispatlamayan; işte oraya ben üç tane nokta koyuyorum. "Bu, iktidarın bütçesini takdimiO). Ana muhalefet, bu büt­çeyi tahlil ve tenkitten (!) geri kalır mı hiç. Hele ara­da basın da varsa. Buyurun buradan yakın: "O üç nokta Başbakandın yakasına bir rozet gibi ya­pıştı. Onu, uygun görüyorsa yakasından alır, daha uygun bir yerine koyabilir. Ben yakasına koydum."

Büyükler ne demiş: "Beyan-ı Lisan, aynıyla in­san…"

Ey milletimin masum insanları, ne günlere kaldın!..

ABD'nin zulmüne taşeronluk etmek

ABD, Irak'ı tamamen işgal etti ama nala gözü- ^C nün doyduğunu söylemek mümkün değil!                

ABD, bilfiil Irak'ın içinde olmasına rağmen hala Türkiye'den bu ülkeye önemli ve geniş kapsamlı operasyon yapma hazırlıkları içinde.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ross Wîlson hemen hemen her konuşmasında Türkiye'nin gösterdiği işbirliği(î), ystrdım(!) ve destektenf!) çok mem­nun olduklarını söylüyor. Ve bu işbirliğıU), yardım(!) ve desteğin(!) devamı­nı diliyor.

İncirlikle her şeyin yolunda gittiğini söylüyor.

İncirlik üssü gibi başka tesisleri olmadığını kay­dettikten sonra diğer tesislerdeki personelleri­nin NATO çerçevesinde faaliyet gösterdiğini bil­diriyor.

Ve laf arasında Irak'la ilgili olarak Türkiye'den "Önemli, geniş kapsamlı yeni operasyonlar ya­pılacağını" tahmin ettiğini söylüyor.

Amerika işgal ettiği bir ülkede operasyon yap­mak için bu ülkeye komşu ülkedeki tesisleri niye kullanır?

Siz buna bir anlam verebiliyor musunuz?

Irak'ı işgal etmemiş olsalar, on binlerce Ameri­kan askeri Irak'ta bulunmuyor olsa yapacakları bir operasyon için Türkiye'deki İncirlik üssünü kullanmak istemelerini anlarız.

Ama adamlar Irak'ı fiilen işgal etmiş durumda­lar.

On binlerce askeri var Irak'ta..

İş başına da hep kendi yandaşlarını getirip oturt­tular.

Hal böyle olunca Türkiye'deki İncirlik üssünü kullanma isteğinin altında ne yatıyor diye me­rak etmemek mümkün mü?

Amerika Büyükelçisinin övgü dolu(!) sözlerine ba­kınca 1 Mart tezkeresinin gerekleri yerine getiril­di mi yoksa getirilmedi mi diye insan meraklanıyor.

İşbirliği halindeymişiz. Yardımlaşma halindeymişiz. Destekleme halindeymişiz. ABD Büyükelçisi söylüyor bunlan!

Ülkemizi yönetenlerin 1 Mart tezkeresine rağmen teşekkürü hak edecek bunca işi nasıl becerdik­lerini siz merak etmiyor musunuz?

Ve su yeni operasyon işi nereden çıktı?

Bu operasyondan bizimkilerin haberi var mı?

Yoksa bu arada TBMM'den yeni bir karar çıkartıp Amerika ile birlikte hareket etme karan mı al­dılar, ne dersiniz?

İşgal ettikleri bir ülkeye Türkiye'den operasyon yapmaya kalkışmaları bize çok mantıklı gelmedi!

ABD'nin İran'a harekat düzenlemek için Türki­ye'den üs istediği yolundaki haberler kimileri ta­rafından reddediliyor ve "Irak elinde iken Tür­kiye'ye ihtiyacı yok" diyorlardı.

Baksanıza adamlar işgal ettikleri ülkeye operas­yon yapmak için bile Türkiye'yi tercih ettiklerine göre "Bunun altında mutlaka bir bit yeniği ol­malı" divoruz. haksız mıyız?[4]

Ahlaksızlık pazarda! Sorumlular uykuda!

Tüm dünyada satışı ve seyredilmesi en sert cezalar uygulanarak yasaklanmış olan çocuk pornosu içerikli filmler, İstanbul'un göbeğinde polisin hemen yanı başında satılıyor Her Pazar günü bir semtimizin orta yerinde kurulan tezgahlarda özellikle çocukların kullanıldığı ahlakdışı filmler rahatça pazarlanıyor. Milli kimliğimize ve toplumun temel taşı olan aileye en büyük darbeyi vuran bu filmler, daha çok gençlere satılırken polis dahil, tüm yetkililer sadece seyrediyor.

Türkiye'yi ahlaksızlık ile yıkmak için çalışan odaklar, hemen her kentte serbestçe faaliyet gösteriyor. İstanbul'un göbeğinde ise, birçok noktada rahatça pazarlanan ahlak dışı CD, VCD ve benzeri  formattaki filmler ülkemizin geleceğini tehdit ediyor. Kanunen yasak olmasına karşın, açıkta ve rahatça satılan porno CD'leri İstanbul'un göbeğinde pazarlanıyor. Avrupa menşeli porno filmlerin satışına dur diyen yok. Tüm dünyada yasak olan ve 30-40 yıl gibi oldukça ağır hapis cezası öngörülen çocuk pornosu satışı bir türlü engellenmiyor.

İnternet yaygınlaştırdı

Öte yandan İnternet'in Türkiye'de yaygınlaşmasıyla çığırından çıkan yerli ve yabancı porno içerikli siteler en fazla ziyaret edilen siteler arasında yer alıyor. Dini değerlerinden birçok gerekçelerle uzaklaştırılan gençlik son yıllarda kimlik kaybı ve cinsel sapkınlıklarla yüz yüze kaldı. Yıllar önce videokasetler vasıtasıyla çoğaltılan ahlaksız filmler, bugün bilgisayar ve internet kullanımın da artmasıyla daha geniş kitlelere kolaylıkla ulaşabiliyor. Öte yandan, cinsel ürün pazarlayan yüzlerce dükkan her ilde her ilçede açılmış ve açılmaya devam ediyor. Bu dükkanlar da, gerek internet siteleri gerek broşürlerle tanıtılarak sapkın ürünlerini her noktaya ulaştırabiliyor.

Başbakana açık davet

Bu pisliği hemen temizleyin!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere tüm yetkilileri ‘Bu pisliği temizlemek için' göreve davet ediyoruz. Bu konuda tek dileğimiz. yapılacak her şeyin bir dakika bile gecikmeden hemen yapılması.

Sayın Başbakan, ülkeyi pornoğrafik ürünlere boğan yasal düzenlemeleri engellemek için çaba göstermeniz ve denetim görevini yapmayan kurum ve kişiler ile ilgili çalışma yapmanız gerekiyor. Çünkü bu filmlerden binlercesi Türk gençlerine satıldı ve satılmaya devam ediliyor. Bu konunun takipçisi olacağız. Zira; girmek için kapısında her tür tavizi vererek beklediğiniz AB ülkelerinde bu filmlerin satışı, izlenmesi, izlettirilmesi, sattırılması kesinlikle yasaktır.

Kabul edilemez bir suç!

Çocuk pornosu; yani sübyancıları memnun edecek biçimde pornografik materyal üretmek neredeyse müebbetlik bir olay… Ama, en başta Almanya olmak üzere, hemen tüm Avrupa'dan uçaklar dolusu sübyancı güney asyaya taşınıyor; ilişki kurmaları sağlanıyor. Kuşkusuz bu aleni yapılmıyor, ama önüne de geçilemiyor. Adı geçen uzakdoğu ülkelerinde bu yüzden küçük çocuklar aileleri tarafından bu ahlakdışı sektöre satılıyor. Tüm ülkelerin polis teşkilatları bu iğrenç sektörü yok etmek için birbiriyle bağlantıda ve bu suçun (çocuk pornosu üretimi) faillerinin izini kovalıyor… Yakalananları hapishanede bile korumak çok zor; diğer mahkumlar sübyancıları çok aşağılıyor, hatta çoğu zaman da öldürüyorlar.

İşte basına yansıyan bazı haberler

– Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK), Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi'nde kız öğrencisinin çıplak fotoğraflarını çekip yayan yardımcı doçenti ihraç ederek akademik hayatını sona erdirdi.
– Ankara'da, çocuk yaşta kızların görüntülerini CD'lerini satan 2 kardeş ile anne ve babaları gözaltına alındı.

– İngiltere ve ABD'de polis, 100 binden fazla ahlakdışı filmin ve resminin yok edildiğini açıkladı. İngiltere'deki operasyonu yöneten dedektif John Stewardson bu darbenin ilk olduğunu söyledi.

– İzmir'in Urla ilçesi Barbaros Çocuk Köyü'nde tecavüz skandalı ortaya çıktı. Olayda adı geçen kızlar Adli Tıp Kurumu'na sevk edildi.

– Almanya İçişleri Bakanı Otto Schily, sürdürülen mücadele kapsamında bugüne kadar ahlakdışı filmlerle ilgili olarak dünya çapında 61 ülkede 26 bin 500 şüphelinin tespit edildiğini söyledi.

– İngiltere'de, bilgisayar ve internet yoluyla işlenen suçlarla mücadele etmek amacıyla ulusal ölçekte faaliyet gösterecek ve 80 uzman polis görev yapacağı 'Ulusal İleri Teknoloji Suç Birimi' adlı bir yapılanma kuruldu.

– Kanada hükümeti, internetteki çocuk pornosu sitelerine girmenin "suç" sayılacağını açıkladı. Yeni kanun tasarısına göre, sözkonusu sitelere girenler, 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilecek.

– Amerikan Tıp Birliği tarafından yapılan bir araştırmaya göre çocuklar, sıklıkla yetişkinlerin uygunsuz teklifleri ile karşılaşıyor. 10-17 yaş arasındaki bin 500 internet kullanıcısının katılımıyla gerçekleştirilen araştırmaya göre bin 500 çocuğun yüzde 19'u internette uygunsuz teklifler aldığını söyledi.

– ABD, Avrupa ve Avustralya'da yürütülen çökertme kampanyası sayesinde pek çok şüphelinin yanı sıra ahlakdışı yayın yapan bilgisayarlar ve çocuk pornosu ihtiva eden binlerce video kaset ve veri tabanları ele geçirildi. "Katedral Operasyonu" adı verilen operasyon İnternet tarihinin en büyük suç operasyonunu oluşturuyor.

– Türkiye'yi ayağa kaldıran Bursa'daki 'çocuk pornosu' vakasından çıka çıka 1 milyar 875 milyon para cezası çıktı. Çocuk pornografisi ticareti'nden tutuklanan öğretmenin sadece para cezasına çarptırılması, Türkiye'nin bu suçla daha etkili mücadele etme gereğini ortaya koydu.

– Avustralya'daki operasyonda 200'den fazla kişi çocuk pornografisi ticareti yaptıkları ya da satın aldıkları iddiasıyla tutuklandı. Polis, resimlerde yer alan çocukların yaşlarının ikiye kadar düştüğünü açıkladı.

Turizm geliri ile övünmek

İçimizden kimileri turizm gelirini arttırmakla övünüyor.

Turizm gelirlerini bilmem kaç milyar dolara ulaştırmışlar önümüzdeki yıllarda da bu gelirleri katlayacaklarmış!

Bugün turizm gelirini arttırmakla övünenler arasında dün bizimle birlikte olan kimileri de var!

Dün turizm gelirine şüphe ile bakan, ihtiyat ile yaklaşanlar, bugün hiçbir endişe taşımıyorlar!

İnsanımızın gelirini katlamakla övünüyorlar!

Aynen kendileri alkollü içkiyi ağızlarına koymadıkları(!) halde "Aman vatandaşın cebine birkaç kuruş daha fazla girsin(!)" diye şarap fabrikalarının kurulmasını destekledikleri gibi!

Bir zamanlar turistin getireceği para yanında bir sürü ahlaki zaafı beraberinde getireceğini varsayarlardı.

Şimdi böyle bir meseleleri yok!

Sadece gözlerini turizmden gelecek paraya dikmiş durumdalar!

"Üç kuruş daha fazla gelsin, ne giderse gitsin" mantığı hakim!

Ahlak zaafa uğruyormuş, zina sıradan bir olay haline geliyormuş ne gam!

Faizi "çağın gerçeği" olarak kabul ettiklerinden beri dünya görüşleri bir hayli değişti!

Hep üç kuruş fazlası için koşuşturuyorlar.

Biz ise onlara Ali Rıza Demircan hocanın Süleymaniye Minber'inden yaptığı konuşmalar ile seslenmek istiyoruz.

Bakın Demircan hoca Süleymaniye Minber'inden nasıl sesleniyor:

"Şartlar ne olursa olsun mutluluk ve kazancın Allah'ın emir ve yasakları çerçevesinde olduğuna itimat edememek insanı imansızlığa götürür.

Allah'ın haram kıldığı yollardan rızk aramamak gerektiğine bütün varlığımız ile inanmamak da insanı küfre götürür.

Allah'ın emir ve yasakları helal ve haramları ile çelişen ve çatışan kararlar alınabileceğine ve bu kararların İslam dini zaviyesinden meşruiyet arz edeceğine kafa ve kalb yatırmak kesinlikle küfürdür."

Evet, dün hepimiz Ali Rıza Demircan hocanın Süleymaniye Minber'inden seslendiği gibi düşünüyor ve kazancımızın nereden geldiğine büyük bir hassasiyet ile titizlik gösteriyorduk.

Ya şimdi?

Şimdi bir kısmımız hala bu görüşleri savunurken bir kısmımız vatandaşın cebine üç kuruş daha fazla girsin de nasıl girerse girsin noktasına geldi.

Turizm gelirlerimiz bilmem ne kadar milyar dolar oldu diye sevindirik olmaya başladılar!

Bu kazancın inancımız açısından ne demek olduğunu hiç önemsemez hale geldik. Ne diyelim?

Allah akıbetimizi ve akibetlerini hayreylesin!

Aslında gidişatları bizden çok kendilerini endişeye sevk etmeli ama nerede o güzelim hassas insanlar? Şimdi yerlerinde yeller esiyor!


[1] Kulis Ankara / Milli Gazete / 23.02.2006

[2] Ayhan Demir / Milli Gazete / 09.01.2006

[3] Ertuğrul Özkök

[4] Zeki Ceyhan / Milli Gazete

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Oğuzhan ÇILDIR

Oğuzhan ÇILDIR

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...