YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6980e2be25e77
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 6
Bugün : 38340
Dün : 57744
Bu ay : 96084
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48799397
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

   Dünya hayatı, her yönden ama tedricen gelişip olgunlaşmak ve Allah'ın yeryüzündeki halifesi (temsilcisi) olacak bir dolgunluğa ulaşmak için büyük bir fırsattır.

   Nasıl ki bir ağaç, ya vurulan aşılara ve coğrafi şartlara uyum sağlayıp olgun ve dolgun meyveler verecek veya meyvesiz ve meymenetsiz bir odundan başka işe yaramayacaktır.

   İnsanlarda böyledir. Ya olgunlaşacak veya odunlaşacaktır. Bilgi ve becerisiyle, gayret ve girişimiyle, görevleri ve işlerindeki verimli üretimiyle; topluma hayırlı ve yararlı meyveler vermeyen bir insan, elbette odunluk ağaçtan farksızdır.

 

Olgunlaşmanın en önemli ve gerekli şartlarından birisi de eğitim ve öğretimdir. Bu nedenle öğrencilik yılları çok büyük bir fırsattır. İnsanın hayat boyu artık kolay kolay değiştiremeyeceği ve onunla birlikte hareket edeceği kabiliyet ve karakter kalıbı, işte bu öğrencilik yıllarında kazanılacaktır.

Asla unutmayalım ki:

Hem hayırlı hizmetlerde, hem toplum nezdinde; Etkinliğimiz, etiketimizle doğru orantılıdır. Bu etiket ise, en geçerli ehliyet yani diploma ile sağlanır. O yüzden, daha yüksek ve yetkin bir üniversite fakültesini kazanabilecek istidat ve imkânları varken, daha aşağı bir bölümü yeterli görmek, bir insanın hem kendi fıtratına (yaratılışına), hem de toplumuna karşı bir haksızlıktır.

Farz olan ibadetleri, tabii olan ihtiyaçları ve istirahatları dışında bir öğrencinin en kutsal görevi: insanlığa, inancına, ülkesine ve devletine en yetkili ve yeterli hizmetleri yapabilecek eğitim ve etikete sahip olmak için çalışmasıdır.

Ve yine unutmayınız ki,

Bilgi en büyük güç ve bereket kaynağıdır. Sadece dünyalık arzularımız için değil, kutsal amaçlarımız için de, bilgi ve yetki sahibi olmamız mutlaka lazımdır.

Üniversiteye hazırlanan bir gencimizin; hem dinen, hem vicdanen, hem sosyal yönden en önemli ve öncelikli vazifesi: disiplinli ve düzenli bir şekilde imtihanlara hazırlanmasıdır.  Ama bunun stresi altında boğulmak, ibadet ve istirahatını bırakmak, sosyal ve siyasal sorumluluklarını unutmak elbette yanlıştır. Ancak; bu sınav hazırlığı döneminde bir kısım nafile ibadetlerle, basmakalıp bildik sohbetlerle, his ve heyecanları tatmine yönelik hizmet ve hareketlerle uğraşmak, kendini israf sayılır ve hayat boyu bunun pişmanlığını yaşayacaktır.

"Deki: Bilenlerle bilmeyenler (ilim sahibi kimselerle cahiller) hiçbir olur mu?" [1]

"Allahu Taaladan, kullarından ancak gerçek ilim sahibi olanlar hakkıyla anlayıp korkar" [2]

"Deki "Benimle sizin aranızda Allah ve kitap ilmine sahip olanın şehadeti yeterlidir" [3]

"Kur'anın misallerini ancak ilim sahipleri hakkıyla kavrayabilir" [4]

"Kıyamet gününde (İnancına ve insanlığa yararlı olmak için) ilim sahibi olanların kaleminin mürekkebi, şehitlerin yaralarından akan kanla (eşit) tartılır" [5]

"İlim sahibinin, ibadet ehline üstünlüğü, benim en alt derecedeki sahabeme üstünlüğüm gibidir"[6]

"Bir kimse (hayırlı ve yararlı) bir ilim öğrenmek amacıyla (okul ve araştırma) yolunun zahmetine katlanırsa Allah ona cennete giden yolu gösterir" [7]

"Hiç şüphesiz melekler (Maddi ve manevi bilimler peşinde eğitim ve öğretim için koşuşturan) ilim talebelerinin, (bu hayırlı ve yararlı hallerini çok) sevdiklerinden, kanatlarını onların ayakları altına sererler (yani zorluklarını ve sıkıntılarını manen hafifletirler" [8]

"Gidip (farz olan müsbet ve manevi) ilimlerden bir bölüm öğrenmen, yüz rekât nafile namaz kılmandan daha hayırlıdır." [9]

"İslam dinini ihya etmek (Müslüman toplumları zillet ve sefaletten kurtarmak) amacıyla (gerekli ve yararlı olan her türlü) ilmi öğrenmek için çalışıp çabalarken eceli erişip te ölen kimse ile peygamberlerin cennetteki yerleri sadece bir basamak farklıdır" [10] gibi ayet ve hadisler, sadece dini ve ahlaki ilimleri değil, İslama ve insanlığa hizmet edilecek her türlü bilgi ve beceriyi öğrenmek için gösterilen çabaların, en öncelikli ibadet ve en şerefli hizmet olduğunu göstermektedir.

Ve zaten:

"İlim Çin'de (dünyanın en uzak ülkesinde) bile olsa, onu araştırıp öğreniniz (talebe olmak için her tarafa gidiniz)" [11] hadisi de bunun en açık delilidir.

Olgunlaşma: Kişisel gelişim demek, en doğru yaşama biçimini pratiğe dönüştürebilme yeteneğini güçlendirme ve her halde insani davranış tekniklerini uygulama demektir. Daha fazla pozitif değerlere sahip olabilmektir. Güzel ahlâka sahip bir insan, kişisel gelişimi başarmış kimsedir. Mükemmel insan denilince, akla bu kâinatın yaratılış vesilesi olan Muhammed Mustafa (sav) gelir. O'nun yolunda gitmek, O'nu örnek edinmek, O'nun gibi yaşamı değerlendirmek; insanı mükemmelliğe ulaştırıp, yüceltecektir.

Günümüzde kişisel gelişime yüklenen kavram: bilgi ve becerilerin ötesinde daha fazla olumlu ve onurlu vasıflara sahip olmayı anlatmaktadır. Bunlar da: hayatı anlamlı hale getirme ve mücadeleden lezzet alabilme, diğer insanların hayatına değer katabilme, iletişim becerileri edinme gibi vasıflardır.

İletişim becerisi hayatın her alanında başarının anahtarıdır. Bir başka deyimle yaşama sanatıdır. İletişim becerisi yüksek olan insanın, öğrenme ve öğretme yeteneği de yüksek olacaktır. İletişim becerisi, insanın kendisi ve diğer insanlarla da barışık olabilmesini sağlayacaktır.

Düşüncelerimiz gerçeklerimiz olmalıdır:

Olumlama ve onaylamalar, kişisel gelişimin en önemli unsurlarındandır! Olumlamak ve onaylamak, bir düşünceyi "kesinleştirmek, sabitleştirmek, pekiştirmek" anlamını taşır. Bir düşüncenin olumlanması ve onaylanması o düşüncenin zaten ve gerçekten öyle olduğu konusunda güçlü ve olumlu bir inançtır. Bu, düşündüğünüz şeyi kesinleştirme yöntemidir. Kesinleştirdiğiniz bir düşünce de zamanla güçlendikçe sizin gerçekliğiniz halini alacaktır.

"Olumsuzluklar çöplüğü olmak" bir hastalıktır:

Zihnimizden sürekli olarak olumlu ya da olumsuz düşünceler geçmekte ve bizde etki bırakan bu düşünce ve eylemler inançlarımızı ve yaşama bakış açımızı etkilemektedir. Eğer biz zihnimize olumlu mesajlar göndermez, olumlu düşünmez, olumlu eylemlere niyetlenmez isek; zihnimiz olumsuz düşüncelerin çöplüğü haline gelir ve bu çöplükten temiz düşüncelerin çıkması zorlaşır! En kötüsü böylesi bir zihinsel çöplükte yaşadığımızın farkında olmayışımızdır. Kendimize göre genellikle olumsuz olan, kötü olan başkalarıdır. Diğerleri olumsuz, diğerleri kötü, diğerleri kokuşmuş sanılıp üstelik bu olumsuz düşünce çöplüğü de sanki bizim değil başkasınındır ve pis kokuların oradan geldiği sanılır.

Herkes önce kendi zihnini temizlemeye çalışmalıdır:

Meşhur biz söz vardır: "Herkes kendi kapısının önünü temizlerse kirlilik diye bir şey olmaz" Aynı şekilde herkes kendi zihnini olumsuz düşüncelerden temizlerse ortalıkta kötülük düşüncesi, dolayısıyla da suç eylemleri olmaz. Tabi ki bu ütopik bir düşünce diyeceksiniz. Bir tek benim zihnimin temizlenmesi ile ne olur diyeceksiniz. Çok şey olur! Meşhur denizyıldızı öyküsü vardır! İnsanlık temiz toplum olma yolunda bir birey daha kazanır. İnanmış bir kişi nefsü hevasına kapılmış 99 kişiden daha güçlüdür! Ayrıca siz kazanırsınız, daha iyi bir birey, daha iyi bir kul olarak huzurlu ve onurlu yaşarsınız.

Boşluklar dolmaya mahkûmdur, doğru konulmazsa, yanlışlarla dolacaktır:

Zihnimize biz bilerek olumlu mesajlar yüklemezsek, olumsuz düşünceler kendiliğinden yüklenecektir. Zihnimize yüklenen olumsuz düşünceler de zihnimizdeki olumsuz orduyu besleyecektir. Olumlama ve onaylama ile zihnimize olumlu mesajlar yükleyebiliriz. Yüklediğimiz bu olumlu mesajlar ne kadar güçlü ve yoğun duygular içeriyorsa zihnimizde o kadar olumlu düşüncenin oluşmasına yol açar. Bir veya birkaç defalık yükleme hiç bir işe yaramayacaktır. Zihnimizi bir savaş alanına benzetelim: şu an için birçoğumuzun zihninde biz farkında olsak da olmasak da çok güçlü bir olumsuzluk ordusu vardır. En basitinden şu yazdıklarımıza burun kıvıranlar, küçümseyenler, işe yaramayacağını iddia edenler bilsinler ki zihinlerindeki olumsuz ordunun hâkimiyeti altındadırlar, kendi negatif düşüncelerinin kölesi olmuşlardır!

Zihnimize her gün düzenli olarak yüklediğimiz olumlu düşüncelerin zihinde güçlenmesi halinde ise olumlu eylemlere yol açılır. Olumlu düşünceler zihninizde ne kadar güçlüyse, o kadar başarılı, o kadar mutlu, o kadar enerjik, o kadar coşkulu olursunuz!

Özümüze dönmeli ve ileriye bakılmalıdır:

Binlerce kilometrelik bir yolculuk tek bir adımla başlar. Bir işe başlamak ve karar vermek için en iyi zaman "Şu an"dır! Şimdi, şu an karar verin! Daha olumlu, daha mutlu, daha huzurlu bir insan olmaya niyetlenin. Daha onurlu, daha şuurlu, daha sorumlu bir yaşam sürmeye karar verin. İnsan mükemmel bir biçimde yaratılmıştır ve bilinçli bir insan da yaşamı boyunca bu mükemmelliği tekrar yakalayabilmek için uğraşır. Çünkü zihni kirlenmiştir, tekrar o saflığı yakalaması, özüne dönmesi gerekir!…

Hayatın gayesini sorgulamalı ve sonsuzluğa hazırlanmalıdır:

Her insan belirli bir genetik şifreyle doğar ve bu şifreye uygun yaşarsa mutlu, huzurludur. Eğer içinizde bir huzursuzluk hissediyorsanız bilin ki Öz'ünüze uygun yaşamıyorsunuz demektir! Düşüncelerimizi değiştirebiliriz, ama Öz'ümüzü asla! Özümüz bir fakat öze giden yolu gösteren şifreler farklıdır. Şifreyi çözen hayatı çözmüş sayılır!…Hayat; iman ve cihattır. Yani Hakka inanmak ve hayırlı hedefleri için, bütün gücüyle çalışmaktır. Yaşamın ve yaratılışın gayesini bilen kazanır. Sokrat'ın güzel bir sözü vardır: Sorgulanmamış ve yaraları sarılmamış bir yaşam; yazılmaya ve yorumlanmaya değmez. Çünkü o yaşanmamıştır, sadece ömür aşındırılmıştır.

Stresten ve sinirlilikten kurtulmalıdır:

Stresin en önemli nedeni gereksiz kaygılardır. İnsanın yapısı, ihtiyaç ve korkuları nedeniyle müteessir olmaya etki altında kalmaya ve üzüntü duymaya oldukça elverişlidir. Bu da bizde belirgin bir kaygı durumu meydana getirir. Hemen hepimiz, işsiz kalmak, ailevi mutluluğumuzu kaybetmek, hastalanmak, sevdiklerimizi yitirmek gibi kötü ihtimallerin kaygısını zaman zaman hissederiz.

Belli bir dereceye kadar kaygı iyi bir şeydir. Bizi gayretli olmaya, tedbir almaya yönlendirir. Ancak aşırı kaygı insanın iç dengesini bozar, hatta bazen korkulanın daha çabuk olmasına neden olabilir. Mesela aşırı stresten dolayı hastalanmak, veya aşırı kuşkuculuğumuz nedeniyle sevdiklerimizi kaybetmemiz söz konusu olabilir.

Kaygılarla yüzleşmeli ve hesaplaşmalıyız

Bunlar olmasa bile, hayatımızın dengesini bozacak şeylerin kaygısını çekip durmak, bizim hali hazırdaki huzurumuzu kaçırdığından, hayatımızın dengesini bozmuş olur. Yani yersiz kaygı, korkulan şey henüz gerçekleşmeden bizim etkilenmemiz demektir. Bu yüzden kaygı duygumuzu bilinçli olarak kontrol etmemiz ve bu konuda dengeli olmamız çok önemlidir. Her şeyden önce aşırı kaygıların nedeniyle yüzleşmek çok yararlıdır.

Neden bu kadar endişeleniyoruz?

 Yeteneklerimizi doğru kullanmalıyız

"Endişelerimizin kaynağı, bizim yeteneklerimizi yanlış kullanmamızda saklıdır. Allah u talanın insanoğluna ihsan ettiği akıl ve hayal gücü nimeti, gelecekte olması muhtemel pek çok şeyin düşünülüp hayalde kurulmasına elverişlidir. Bu yetenek, akıl gözümüze, sahip olduğumuz şeyleri bir bir veya toptan kaybetme ihtimalimizin hiç de uzak olmadığını, hatta kaçınılmaz olduğunu gösterir. Öyle ya; Ya birer birer, gençliğimizi, güzelliğimizi kaybedip yavaş yavaş ihtiyarlayacağız. Bu arada bize peşin sevgisini veren anne babalarımız başta olmak üzere pek çok sevdiğimizin acısını göreceğiz. Ya da ömrümüz kısaysa, vefat edip onların hepsini birden bırakıp giden biz olacağız. İşin gerçeği bu.

Belirtileri abartmamalıyız

Bunu aklımızla sezmemiz, bizi genel bir gerilim halinde tutar. Biz bu gerilimin içindeyken her durumu bir tehdit, bir kayıp olarak algılarız. Yüzümüzde beliren bir çizgi, eskisinden daha çabuk yorulmamız, çocuğumuzun artık bizi dinlememesi hep bizde, "tükeniyorsun, bitiyorsun" kaygısı uyandırır. Bu kaygının üzerine başımızda hissettiğimiz bir ağrıyı "yoksa beynimde tümör mü var" saplantısına dönüştürebiliriz.

Mülk Allah'ındır, bunu unutmamalıyız!

Bu yüzden kaygıyı yenmek için öncelikle; hayatta bize verilmiş hiç bir şeyin mülkümüz olmadığını; zaten imtihan icabı birer emanet olduğunu hatırlamakla işe başlamalıyız. İmtihanımızın konusu, bize ihsan edilenler vasıtasıyla tattığımız duyguları, irfana ve muhabbete çevirmektir. Yoksa onları kaybetmemek için çabalamak, şiddetle sahiplenmek değildir. Zaten ne kendimizi, ne de sahibi olduğumuz şeyleri korumaya gücümüz yetmez.

Oysa görevimiz bu değildir, görevimiz; Allah'ın ihsan ettiği her şeyi aslına çevirmek, onun yolunda harcamaktır. Eğer onun yolunda harcamakla meşgul olursak, bunları düşünmeye bile vaktimiz olmayacaktır.

Yararlı ve hayırlı uğraşlar bulmalıyız

Aşırı kaygılı insanların çoğu; vaktini değerlendirecek bir amacı ve meşgalesi olmayan, canı sıkılan kişilerdir. Dikkat edilirse; hastalık hastası, bedeninde psikolojik kökenli ağrılar oluşan, aşırı kuşkularla ve sitemlerle yakınlarını bıktıranların çoğu; emekliler, çocuklarını büyütmüş ev hanımları, işsiz ve bekar kişilerdir. Bunların bir kısmı, kendilerine vakıf ve derneklerde, hayır işlerinde bir meşgale bulduklarında sıkıntılarından kurtulmuşlardır.

Kaygı normaldir, ama ona mağlup olmamalıyız

Kaygı hissetmek normal bir hadisedir. Ne de olsa her gün binlerce kişinin başına acı veren hadiseler gelmektedir. Gerçi musibetler insanda sabır gibi manevi değerlerin gelişmesi, Allah' a teslimiyet ve tevekkülün tamlaşması için birer derstir. Ancak yine de Allah' tan sabır gerektiren ızdıraplar istenmemelidir. Peygamber Efendimiz, "hiç kimse kendine ve ehline beddua etmesin, belki kabul saatine denk geliverir" diye uyarmıştır. 

Dua en güzel ilaçtır, Rabbimize sığınmalıyız

Müminler bu hadislerden çok, musibete sabredemeyip isyana varan bir hale girmekten korkarlar. Peygamber Efendimiz de bizim için korkmuş, "Allah' tan af ve afiyet isteyin" buyurmuştur. Bol bol dua etmek, duaların mutlaka bir şekilde kabul edildiğine inanmak, aşırı kaygı için en iyi ilaçtır.


[1] Zümer: 9

[2] Fatır: 28

[3] Fatır: 28

[4] Ankebut: 43

[5] Hadis: İbnü Abdülberr-İhyai Ulum

[6] Hadis. Tirmizi

[7] hadis- Ebu Davud, İbni Mace

[8] Hadis- İmam Ahmet b. Hambel

[9] Hadis- ihyai Ulum

[10] Ebu Naim

[11] Beyhaki ve Tabarani

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Hakan EKMEKÇİ

Hakan EKMEKÇİ

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...