YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6980d79c3a7cf
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 5
Bugün : 35647
Dün : 57744
Bu ay : 93391
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48796704
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Halktan niye kaçılıyor?

   Cumhur: Arapça bir kelime olup, bir ülkede yaşayan halk, ahali, vatandaşlar anlamındadır.

   Cumhurbaşkanı da; o ülkedeki halkın tamamını temsil eden ve büyük çoğunluk tarafından ittifakla o makama münasip görülüp seçilen zattır.

   Bu nedenle, cumhurbaşkanını bizzat halkın seçmesi, en doğru ve en doğal olanıdır. "Cumhurbaşkanını, Milletvekillerinden Meclis seçebilir, ama direk halkın seçmesi tehlikelidir" yaklaşımı hem manasız ve mantıksızdır. Hem de bir art niyet taşımaktadır.

 

   Halktan korkan, halktan kaçan ve halkın kendi cumhurbaşkanını seçmesini "padişahlık" sayan bir halk partisinin, halktan ne denli kopuk ve soğuk olduğunu ortaya koymaktadır.

   Halkın seçtiği bir cumhurbaşkanını "padişahlık" saymak, aslında padişahların şimdi pek çok ülkede olduğu gibi; dış odakların ve mason localarının adamı değil, halkının ve vatanının bağlısı olduğunun, bir nevi dolaylı itirafıdır.

    Fransa'da cumhurbaşkanını halk seçiyor.. Birleşik Amerika'da başkanı halk belirliyor… Bunlara örnek ve yüksek demokrasi diye gıpta ediliyor. Ama Türkiye'de cumhurbaşkanını halka seçtirelim deyince kıyametler kopuyor.

   Ya halkımız; böyle şeylerden anlamaz, aklı yatmaz bir ahmak yerine koyuluyor..

Veya, bazı mahfiller halkımızın, kendi inancına saygılı, kendi ihtiyacına duyarlı, kendi değer yargılarına bağlı bir cumhurbaşkanı seçmesinden kuşkulanıyor.!?

   Halkımız askerlik yapmasını, vatan savunmasını ve şehit olmasını biliyor..

   Tarımda, fabrikada çalışmasını, doktorluk, mühendislik, avukatlık yapmasını, okuyup araştırmasını biliyor. Emekçiliğini, üretmesini, vergi ödemesini, Milletvekili seçmesini, gerektiğinde mitingler, gösteriler düzenlemesini biliyor.

   Ama cumhurbaşkanını seçmesini bilmiyor, beceremiyor öyle mi?

   Hayır, hayır bunlar; halkımızın şuurlu ve onurlu bir tercih yapacağından; cumhurun, cumhuriyete sahip çıkacağından; demokrat kılıfı despotlardan, aydın yaftalı karanlık kafalarından ülkeyi ve rejimi kurtaracağından korkuyor!

   Bu arada AKP'nin "Mecliste yeni bir tur" baskını da fiyaskoyla sonuçlanıyor

   Anayasa mahkemesinin toplantı yeter sayısı "367"yi bulunamadığı için iptal ettiği cumhurbaşkanı seçimini 1. turundan sonra, AKP'nin ABD ve AB'nin tahriki ve masonik medya ve mahfillerin teşvikiyle 7 Mayısta yapacağı yeni bir tur için astronomik rakamlarla konuşulan paralarla "Milletvekili satın alma pazarlığı" kurması ve Abdullah Gül'ü bir oldu bittiyle köşke taşıması planları boşa çıktı! "367"ye ulaşılamamıştı. Çünkü, bu olayda, İstanbul Dolmabahçe'de, Recep T. Erdoğan'ın GKB Büyükanıt'la gerçekleştirdiği görüşmenin etkisi var mıydı? Bu gelişme Milli cephenin kirli cepheye karşı yeni bir başarısı mıydı? Bunların yanıtını gelecek günler ortaya koyacaktı.

   AKP, 25 yaş ve Cumhurbaşkanı'nı halkın seçmesi konusunda ipe un seriyor

Milletle oynuyorlar

   TBMM'deki Anayasa Değişikliği Görüşmelerinde AKP'nin takındığı tavır kafaları karıştırdı. Anayasa değişikliği paketinin oylamalarında hiçbir madde için 367 oyu bulunamadı. En düşük oy ise 350 kişi ile "Cumhurbaşkanını halkın seçmesini" düzenleyen maddeye çıktı.

   Oysa ANAP'ın tam destek verdiği bu düzenlemelerde AKP ile ANAP'ın oy toplamı 372'yi buluyor. AKP'nin kendi getirdiği değişikliklere yeterli desteği vermemesi tepki çekti. ANAP Grup Başkanvekili Süleyman Sarıbaş, AKP yönetimine "Bir şey var burada. Biz ANAP olarak 19 arkadaşımızla buradayız, geliyoruz, oyumuzu atıyoruz ama oy 361 çıkıyor. AKP'den kimlerin katılıp kimlerin katılmadığını tek tek uzmanlara tespit ettireceğim. Lütfen grubunuza sahip çıkın. Toparlayın. 372'yi görmek istiyorum" diyerek isyan etti.

   AKP'nin kendi getirdiği pakete destek vermemesi dikkat çekici bulunurken AKP'nin Anayasa değişikliği paketinde samimi olmadığının göstergesi olarak değerlendiriliyor. Buna göre AKP aslında bunu bir seçim yatırımı olarak değerlendirmek istiyor. AKP özellikle "Cumhurbaşkanını Halk seçsin düzenlemesi"ni gerçekleştirmek için değil, seçmene göz kırpmak için kullanıyor. 

   Anayasa değişikliklerinin referandumsuz kabul edilebilmesi için en az 367 oy gerekiyor. 330-367 arasında oy alan maddeler halk oyuna sunulmak zorunda.

   AKP ile pakete destek veren ANAP'ın oylarının toplamı ise 372'yi buluyor. Ancak Paketin en önemli düzenlemesi olarak görülen ve AKP'nin resti olarak değerlendirilen "Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine" ilişkin madde oylamada 350 ile en düşük oyu aldı.

   Emre Aköz'ün tespitleri oldukça yerinde görülüyor:

   "Halk Seçsin!" girişimine taş koyacaklar!

   Allah'tan 10 Nisan günü burada yazmıştım: "Cumhurbaşkanını halk seçmeli… Seçim mutlaka iki turlu olmalı… Köşk'te kalma süresi 5 yıl olmalı… İkinci defa seçilebilmeli (5+5)…"

   Eğer bunları yazmamış olsaydım, bazı şaşkınlar, "AKP'yi destekliyorsun" diyecekti. Halbuki ben olaya ilkeler ve idealler açısından bakıyorum.

   Cumhurbaşkanını halkın seçmesi sağlanabilir mi?

   Elbette. Neden olmasın? Değiştirirsin anayasayı, olur biter.

Ancak bürokratik elit, bunu engellemek için elinden geleni yapacaktır.

   Niye? Çünkü… Eğer cumhurbaşkanını halk seçerse, bürokratik elitin ve onunla birlikte hareket eden siyasetçilerin, Çankaya seçimini kendi çıkarlarına göre yönlendirme imkânı kalmayacak.

   İşte asıl korkuları bu! Örnek mi istiyorsunuz? İşte bürokratik elitin sözcülüğünü yapan CHP Başkanı Deniz Baykal… Başbakan Erdoğan'ın "O halde halk seçsin" dediğini duyunca ne tepki verdi: "Olmaz öyle şey… Yarı padişahlık sistemine mi gideceğiz?"

   Cumhurbaşkanının anayasada yazılı yetkilerini Meclis içinden çıkan Süleyman Demirel kullanınca 'yarı padişahlık' olmuyor!

   Aynı yetkileri Meclis dışından seçilen Ahmet Necdet Sezer kullanınca da 'yarı padişahlık' olmuyor!

   Ama seçimi halk yapınca birden ortaya 'yarı padişahlık' lafı atılıyor.

   Cumhurbaşkanını halkın seçmesi sadece bürokratik elitin değil, CHP'nin de kâbusu.

Nedenini anlatayım:

   Biliyorsunuz, CHP yüzde 10 barajını değiştirmek istemiyor. Çünkü baraj işine yarıyor. Sadece milletvekili sayısı açısından değil… Aynı zamanda "Yüzde 34 oyla hükümet oldunuz, halkın yüzde 66'sı size karşı…" diyebiliyor.

   Peki cumhurbaşkanını iki turlu seçimle halk belirlerse ne olacak?

   Türkiye'nin sağ-sol yapısını ve 2002 seçimlerini temel alarak tahmin edelim:

   İlk turda, 'sağ' aday yüzde 34, sol aday ise yüzde 19 alacak. (Kalan oylar diğerleri arasında dağılacak.)

   İkinci turda 'sağ' aday yüzde 60-65, 'sol' aday ise yüzde 35-40 oy alarak cumhurbaşkanı seçilecek.

Sonuç: Yüzde 60 ve üstü oy almış bir kişinin meşruiyetini kimse sorgulayamaz.

   Korktukları bu!

   Çünkü böyle bir durumda, ne hukukçuların söyleyecek bir lafı kalır, ne de Silahlı Kuvvetler bünyesindeki darbe heveslilerinin…

   İşte bu yüzden, cumhurbaşkanını halkın seçmesine taş koymaya yani engellemeye çalışacaklar. Oysa: Cumhurbaşkanını halkın seçmesi, Mustafa Kemal'in zaferi, (ama uyduruk) Kemalizmin hezimetidir.1

   Türkiye için uzlaşamayanlar İsrail için kenetleşiyor!

   Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turundan önce Ankara'da adeta milletvekili pazarı kuruldu. 26 Nisan'da Hamza Albayrak'ın istifasıyla milletvekili sayısı 353'e düşen AKP'nin oylama yeter sayısı 367'yi bulabilmesi için 14 milletvekiline ihtiyacı vardı. Bu sayıya ulaşmak için bazı partilere para teklif edildiği öne sürüldü. Kulislerde milletvekili başına 1'er buçuk milyon dolar verileceği iddiasının yanında toplam 7 ilâ 32 milyon dolar arasında değişen tekliflerin olduğu da konuşuldu.

Ama iş İsrail'e hizmete gelince, kavga bitiyor, sular duruluyor.

   AKP-CHP ittifakıyla siyonizme selam çakılıyor!

   Hemen her konuda, Türkiye'yi gerilime sokacak şekilde çatışan AKP ve CHP, İsrail ile işbirliği söz konusu olunca anında uzlaştı. Türkiye gündemi Cumhurbaşkanlığı ve erken seçime kilitlenirken, Başbakan Erdoğan'ın 2005 yılında ziyareti sırasında Sanayi Bakanı Ali Coşkun ile İsrail Başbakanı Ehud Olmert tarafından imzalanan 'Sınai Ar-ge Alanında İşbirliği Anlaşması' Meclis Genel Kurulu'nda sessiz sedasız onaylandı. AKP hükümeti döneminde imzalanan bu anlaşma ile Türkiye ve İsrail; bilişim, lazer ve optik, mekatronik, gıda, tarım ürünleri ve tarımsal genetik, ileri malzeme teknolojileri, yenilenebilir enerji, nano teknoloji, aero-dinamik ve uzay teknolojileri, biyoteknoloji ve sulama teknolojisi alanlarında işbirliği kararı alındı.

   Sınai Araştırma-Geliştirme Alanında İşbirliği Anlaşması'nın Meclis'teki oylamasında AKP ve CHP birlikte kabul oyu verdi ve onayladı. Anlaşmanın oylamasına katılan 244 vekilden 242'si kabul oyu kullanırken sadece 1 vekil ret, 1 vekil de çekimser oy kullandı. 5 yıllık yapılan ancak tarafların isteği üzerine 10 yıla kadar uzatılabilecek anlaşma ile Türkiye ve İsrail, sanayi ve teknolojik araştırma ve geliştirme alanlarında işbirliğini güçlendirecek ve geliştirecek, dostluk temeline dayalı olarak, ekonomik ve sanayi alanları başta olmak üzere sözde iki ülke arasındaki işbirliğini güçlendirecek, ama gerçekte Tarım ve sanayimizi İsrail'in kontrolüne verecek sözleşme imzalandı.

   Mecliste hayal kırıklığına uğrayan ve havasını alan Abdullah Gül'ün: "Bir an önce seçimlere gidilsin, cumhurbaşkanını halk seçsin" şeklindeki açıklaması "Eşekten düşmeseydim de zaten inecektim" diyen Nasrettin Hoca'yı hatırlatıyordu. Bu, doğal olarak "mütebbessim ve mutedil" cumhurbaşkanı adayımızın "pes etmesi" anlamına geliyordu…

   Peki aylardır aklı yerinde olan herkes ne diyordu? Erbakan Hoca kırk yıldır neyi öneriyordu:                                 "Cumhurbaşkanını halk seçsin!"

   Siz bunu kabul etmediniz, sanki çiftliğinize kahya  seçiyormuşsunuz gibi hareket etmeniz sizi bu acı ve alçaltıcı sona taşıyordu.

   AKP'nin yenilgisi, gerçekten utanç verici ve unutulmaz bir siyasi fiyaskoydu. F. Sibel Yüksel'in dediği gibi Allah kimseyi gururun ve "siyasi körlüğün" tuzağına düşürmesin…

   Hala "dik durma" çabaları var tabii; artık onu da anlayışla karşılayacağız…

Bu ağır siyasi iflasın tek mağlubu AKP mi? Değil.

   Gül'ün adaylığının AKP grubunda alkışlar ve gözyaşları arasında açıklanmasından sonra "11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül!" diye manşet atan, Gül'ün doğduğu köye gidip anasını babasını bulan, Kayseri mantısı tarifleri vermeye başlayan, "Hayrünisa Hanım şıklığı" diye "cemiyet haberleri" yazan "Papermoon medyası" da "öpülmüş keçiye" döndü…

   Papermoon'larda ve ANA uçaklarında "kucak gazeteciliği" yapan bazı tipler, "Aslında biz Yaşar Paşa'nın 12 Nisan'da verdiği mesajları çok iyi anlamıştık, ama hükümetten korktuğumuz için yazamamıştık" diye özeleştiriler yapmaya başladılar..

   Oysa, daha iki ay önce TSK'yı "Ne yapacaksınız? Darbe mi yapacaksınız..Hadi canım sen de!" diye alaya alıyorlardı. Orostopol işte!

   Efendim, Ankara'da hurafenin, şehir efsanesinin, sıyırıp sallama gazeteciliğinin bini bir para!

   Güya, "muhtıra"nın gece yarısı gelmesinin sebebi, komutanlar arasında yoğun bir görüş ayrılığının yaşanmasıymış…

   "Yapalım mı yapmayalım mı" diye gece yarısına kadar tartışmışlarmış!..

   Demek ki, TSK; "AKP'yi sevenler-sevmeyenler" şeklinde ikiye bölünüş durumdaymış!?

   AKP'liler ve sünepe gazeteciler "durumu kurtarma" senaryoları üretseler de, gerçek sudur:

   Milli ve haysiyetli güçler, kirli ve teslimiyetçi şebekenin oyunlarını bozmuştur.

   Şöyle bir fıkra anlatılır:

   Halktan kopuk zenginler ve seçkinler sitesinin oyun parkındaki çocuklardan birisi:

   "Arkadaşlar, benim yeni bir erkek kardeşim oldu.            Annem bu bebeği Amerika seyahati dönüşünde babamın, bir süper marketten aldığını söyledi…"

   Bunu duyan diğer bir çocuk:

   "Geçenlerde benim de bir kız kardeşim oldu.                  Annem onu Londra seyahatinden dönerken amcamın bir oyuncakçı dükkanından hediye getirdiğini söyledi."

   Bu konuşmaları dinleyen gariban kapıcının oğluna dönerek:

   "Ya sizin bebekleri kim getiriyor?" diye sorduklarında:

   "Biz fakir aileyiz. Bizim bebekleri annemle babam kendileri yapıyor!" cevabını vermiş..

   Şimdi beyler..

   Mason localarının teklifiyle Yahudi dönmelerinden "tensip"li ABD ve AB icazetli başbakan ve cumhurbaşkanlarından çok çektik ve bu hale geldik..

   Bırakın artık, kendi cumhurbaşkanımızı kendimiz seçelim. Ne de olsa biz fakir milletiz..!

   Başkanlık Sistemi ve Çeşitleri

   Son günlerde Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesi kapsamında Başkanlık sistemi ve Parlamenter sistem tartışmaları, basınımızın ve kamuoyumuzun gündemine yerleşti. Peki, Başkanlık sistemi ve Parlamenter sistem konusunda halkımızın aydınlatılması gereği yok mudur?

   Başkanlık sistemi, yalnızca Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesi ile açıklanamaz. Başkanlık sistemini Parlamenter sistemden ayıran temel özellik, yürütme organının biçimi ve rolü ile ilintili olup, Parlamenter sistemden farklı olarak, Başkanlık sisteminde yürütme organı ile yasama organı iç içe geçmemiş bulunmaktadır.

   Başkanlık sistemi ve Parlamenter sistemi karşılaştırmak için ABD ve Türkiye'deki yürütme organının rolü ve biçimini kısaca karşılaştırmaya çalışalım.

   Başkanlık sisteminin saf biçimi olan ABD'de Başkan, halk tarafından seçilmektedir. Elbette bu seçim, Başkan'ın doğrudan halk tarafından seçilmesi biçiminde değil, Başkan'ı seçecek delegelerin eyaletlerde doğrudan seçmen tarafından seçilmesi biçiminde gerçekleşmektedir. Halk tarafından ve seçmen sayılarına göre eyaletlerde farklı sayılarda seçilmiş delegeler, Başkan'ı seçmektedirler.

   Halk tarafından doğrudan seçilmese de, delege seçiminde parti adaylarına oy verildiği ve parti delegelerinin bir Başkan adayı adına oy istediği düşünüldüğünde Başkan'ın dolaylı olarak halk tarafından seçildiği söylenebilir.

   Başkanlık sisteminin ayırıcı özelliği, Başkan'ın ya da Devlet Başkanı'nın halk tarafından seçilmesi değildir. Devlet Başkanı'nın halk tarafından seçildiği, ancak Başkanlık sistemi olmayan örnekler de bulunmaktadır. Bunlar arasından birisini iyi biliyoruz:          KKTC.

   KKTC'de Devlet Başkanı, doğrudan halkoyu ile iki turlu sisteme göre seçilmektedir. Ne var ki, KKTC'nin Başkanlık sistemi olmadığını biliyoruz.

   Ayırt edici özellikler…

   Başkanlık sisteminin ayırt edici özelliği, yürütme organının konumudur. Başkanlık sisteminde yürütme organı, yasama organına karşı sorumlu değildir. Bu anlamda, halk tarafından seçilen Başkan, yürütme organının başıdır. Başkan'a güç sağlayan ise bakanların Başkan tarafından atanması ve değiştirilebilmesidir. Başkan'ın atadığı bakanların Kongre tarafından onaylanması ise sembolik bir süreç olarak değerlendirilebilir.

   Başkan'ın yürütme organının başı olması ve bakanları ataması, yürütme organının yalnızca halka karşı sorumlu olmasını gerektirir. Bazı istisnai durumlarda Başkan'ın görevden alınabilmesi söz konusu olsa da, bu durumlar, nadir olarak gündeme gelebilecek zorunluluklardan kaynaklanmaktadır.

   ABD'de Başkan ile birlikte Kongre ya da yasama organı da halk tarafından seçilmektedir. Kongre, Senato ve Temsilciler Meclisi olmak üzere iki kurumsal yapıya ayrılmış olup iki yasama organının kendi aralarındaki ve Başkan ile ilişkilerindeki ilişki, "kontrol ve denge (check and balance) sistemini ortaya çıkarmaktadır.

   Senato, her eyaletten 2 üyenin seçimi ile oluşmakta olup 100 üyeye sahiptir ve üyeleri halk oyu ile seçilmektedir. 400'den fazla (435) üyesi olan Temsilciler Meclisi üyeleri de nüfus oranlarına göre halk tarafından seçilmektedirler. ABD'de iki partili sistem mevcut olup seçimlere çok sayıda parti katıldığı halde yasama organının her iki kurumunda da Demokratlar ve Cumhuriyetçi adaylar seçimleri kazanmaktadırlar. Bunun bazı istisnaları da olmuyor değildir. Bu istisnalar arasından sosyalist aday Bernard Sanders ve eski Cumhuriyetçi olan bağımsız senatör James Jeffords of Vernord'in seçilmeleri, geçmiş seçimlerde seçimi kazanmış iki parti dışındaki Kongre üyelerine örnek verilebilir.2

   ABD'nin Başkanlık sistemi, Başkan'ın bir parti adayı olarak seçime katılması ve seçimi kazanan adayın yürütme organının başı olarak bakanları atamasına dayanır. Bu sistemde Başkan, yasama organına karşı sorumlu olmayıp "güvenoyu" ve "güvensizlik oyu" gibi mekanizmalardan da söz edilemez. Başkan ile birlikte seçilen Başkan Yardımcısı, Başkan öldüğünde, istifa ettiğinde ya da görevden alınması durumunda Başkanlığı devralmaktadır. Başkan, 4 yıl için göreve gelmekte ve en fazla 2 kez üst üste seçilebilmektedir.

   Türkiye'deki parlamenter sistem örneğinde (Cumhurbaşkanı'nın 1982 anayasası ile sahip olduğu sembolik olmanın ötesindeki yetkileri dışarıda tutulursa), Cumhurbaşkanı (devlet başkanı), sembolik yetkilere sahiptir. Yürütme organında Başbakan, Cumhurbaşkanı'ndan daha üstün konumdadır. Bakanlar, Başbakan'a karşı sorumludurlar. Ancak, Başbakan ve Bakanlar Kurulu, bütün olarak ve tek tek yasama organına karşı sorumludurlar. Başbakan ve Bakanlar, yasama organı olan TBMM'nin güvenoyu ile göreve gelerek meclis çoğunluğunun desteği ile koltuklarını muhafaza edebilmektedirler. TBMM, güvensizlik oyu ile tek tek bakanları ve bütün olarak Hükümeti görevden uzaklaştırabilmektedir. Bu durum, Hükümetin TBMM ya da yasama organına karşı sorumlu olmasını gerektirmektedir. Böylece, Başkanlık siteminden farklı olarak, parlamenter sistemlerde güvenoyu ve güvensizlik oyu mekanizması ile Hükümetin yasama organına karşı sorumluluğu bulunmaktadır.

   Güçler ayrılığı ilkesi…

   Parlamenter sistemlerde Başkanlık sisteminden farklı olan diğer bir uygulama, seçmenin yalnızca parlamento üyelerini seçmesi, parlamentonun da güvenoyu mekanizması ile başbakan ve bakanlardan oluşan Hükümeti göreve getirmesidir. Başkanlık sisteminde ise Başbakan bulunmamakta, Hükümetin başı olan Başkan, halkoyu ile seçilmektedir.

Başkanlık ve Parlamenter sistemi farklı kılan bir başka özellik, Parlamenter sistemlerde "güçler ayrılığı" (separation of powers) ilkesinin tam olarak söz konusu olamayışıdır. Parlamenter sistemlerde Hükümetin yasama organına karşı sorumlu olması bir yana, Hükümet üyelerinin ve özellikle Başbakan'ın yasama organındaki çoğunluk partisi ya da partilerinin üyeleri olması, yasama ve yürütme organları arasında tam bir "güçler ayrılığı" ilkesinin bulunmadığını göstermektedir. Hükümet üyeleri, çoğunlukla yasama organı içinden seçilmekte ve aynı zamanda yasama faaliyetlerini yürütmektedirler. Böyle olunca, Türkiye örneğinde olduğu gibi, Bakanlar, aynı zamanda milletvekili olup hem yasa yapmakta, hem de aynı yasaları uygulayarak yasama ve yürütme işlevlerine beraber sahip olmaktadırlar. Bu durum, "güçler ayrılığı" ilkesi açısından Başkanlık sistemi ve Parlamenter sistemi farklılaştırmaktadır. Başkanlık sisteminde yasama organı üyeleri, aynı zamanda bakan olamadığı gibi, bakanlar da aynı zamanda yasama organı üyesi olamazlar ve bu durumlarda görevlerinin birisinden çekilmeleri gerekir.

Görüldüğü gibi, yasama ve yürütme organı ilişkilerinden tutun da güçler ayrılığı ilkesine ve seçimlere kadar bir dizi değişik uygulama, Başkanlık ve Parlamenter sistemleri birbirinden farklılaştırmaktadır. Bazı ülkelerde ise Başkanlık sistemine yakınlaşan Parlamenter modeller görülmekte, yürütme organının başında halk tarafından seçilmiş güçlü bir Cumhurbaşkanı ile parlamentoya karşı sorumlu güçlü bir Başbakan aynı zamanda bulunabilmektedir. Fransa, Finlandiya ve Romanya, bu karışık sistemlere örnek olarak verilebilir.

Türkiye'deki Başkanlık sistemi tartışmalarında bu önemli konuları ve sistem değişikliğinin getirirleri ile götürülerinin iyi hesaplanması gerekir. Üzerinde düşünülmeden acele verilebilecek kararlar, siyasal sistemde geri dönülmez tahribatlara neden olabilir.3

[1] 03.05.2007 / Sabah

2 Bakınız; Gabriel A. Almond ve diğerleri, Comparative Politics Today, Pearson-Longman, New York, 2004, sy.765

3 Birol Ertan / 10.05.2007 / Milli Gazete

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

AHMET AKGÜL KİMDİR?

INTRODUCTION OF USTADH AHMET AKGÜL

رسالة تعريفية لمعلمنا أحمد أكجول

قبل مؤتمر النظام العادل في جامعة قيرغيزستان أراباييف، والذي حضرناه، قدم أحد المحاضرين أستاذنا أحمد أكجول على النحو التالي: أحمد أكجول موجود في تركيا؛ إنه عالم ومثقف نادر جدًا يجمع بين المبادئ الإسلامية والمتطلبات الإنسانية، وفكر أتاتورك في التغيير والقومية الإيجابية والتوازن الاجتماعي. ألف حوالي 100 كتاب، بعضها في 3 مجلدات، وجميعها أعمال فريدة وأصيلة. 10 من الكتب؛ تمت ترجمته إلى الإنجليزية والروسية واليابانية والفارسية والفرنسية والعربية. البروفيسور الراحل، أحد رؤساء وزراء تركيا الأسطوريين. دكتور. ويعتبر من أكثر الطلاب المميزين وأتباع نجم الدين أربكان.
لقد حضر المؤتمرات العلمية في جميع أنحاء تركيا وأوروبا والجغرافيا الإسلامية منذ ما يقرب من 40 عامًا. إنه رجل حكيم تنبأ وشرح التطورات المهمة في تركيا ومنطقته والعالم قبل عقود، وتعرض للعديد من المشاكل والهجمات لهذا السبب، لكنه كان دائما على حق في النهاية. وهو رئيس تحرير مجلة الحل الوطني، التي يتابعها عن كثب كبار البيروقراطيين العسكريين والمدنيين، وأساتذة الجامعات، والكتاب والمعلقين المهمين، ومسؤولي الدولة في تركيا. ضد الأنظمة الرأسمالية والاشتراكية والليبرالية في العالم؛ فهو يحتوي على الجوانب الجيدة والمفيدة لجميعها، لكنه يترك الجوانب السيئة والضارة؛ سيدنا، الذي أعد ودافع عن برامج النظام العادل الأصلية القائمة على العقل والعلم والتاريخ والضمير والقرآن، يبلغ من العمر 74 عامًا وأب لخمسة أطفال. لا يتقاضى إتاوات أبدًا عن أي من كتبه أو مجلاته أو مقالاته أو مؤتمراته، ويعيش حياة متواضعة بعيدًا عن الترف والراحة، ويغطي نفقات كل ذلك بحوالي 40 من الرفاق المتطوعين والمخلصين في سبيل الله. المعلم الذي يدافع عن "حرمة التبشير بالعلم" وبالتالي لا يدين بالشكر لأي مركز أو حكومة. باستثناء ما يقرب من 105 من أعمال أستاذنا، حتى الأحزاب والحكومات تظل غير مبالية؛ الدين والأخلاق في المرحلة الابتدائية: 4-5، المرحلة المتوسطة: 1-2-3، المرحلة الثانوية: 1-2-3-4 والجامعة: 1-2-3، وفقاً للحقائق العلمية وجوهر الإسلام. ولكن بغض النظر عن أي طائفة، فقد أعد كتب العلم. خلال أحاديثهم المميزة جداً، كتلاميذه ومتابعيه المخلصين: "كيف أعددتم هذه (100) كتاباً يزيد عن مائة، كيف رتبتم وقتكم؟" أجاب أستاذنا أحمد أكجول على أسئلتنا كالتالي، ليكون قدوة وتشجيعًا لنا:



1- منذ ما يقرب من 60 عامًا، باستثناء الأمراض الخطيرة والصعوبات الكبيرة؛ ولم أؤجل عمل اليوم إلى الغد، كما أنني لم أحاول تأجيل عمل الصباح إلى الظهر أو عمل الظهر إلى المساء. لأنه لا ينبغي لي أن أضيع رأس مال حياتي المحدود في مساعي فارغة ومجانية يسميها القرآن الإلغاء ويحرمها

 

2- حتى لو كان شخصًا لديه معرفة وخبرة في موضوع ما، حتى لو كان أصغر منا كثيرًا... حتى لو كان شخصًا عاديًا وبسيطًا، فأنا لا أشعر بالإهانة أبدًا عند الاستماع إليه أو تعلم شيء ما، لأن أكبر عائق أمام التعلم والحصول على العلم هو الكبرياء والكبر

-3ما حصلنا عليه؛ حاولت أن أقرأ وأفهم كتابات وكتب الجميع، محليًا أو أجنبيًا، يساريًا أو يمينيًا، أعرفه أو لا أعرفه، أحبه أو أكرهه.
4- كنت أسجل المعلومات التي تعلمتها وأجد أهميتها منها أو مما سمعته في البرامج والمؤتمرات التليفزيونية، ولم أتردد قط في كتابتها ونقلها بذكر أصحابها
5- من خلال الوقوع في الرغبات والاعتراضات التعسفية من أقرب أقاربي ورفاقي وأعضاء الحزب وذوي المناصب ذات النفوذ والكفاءة... أو من منطلق حرصي على راحتي ومصالحي الشخصية، لم أخفي أبدًا الحقيقة التي قالها لي يجدها العقل والضمير نافعة ومفيدة، ولم أصعب فهمها بتغليفها بأغلفة مختلفة
6- كل الأشخاص الذين التقينا بهم في أي مناسبة وأصبحنا قريبين بما يكفي لتناول كوب من الشاي أو السفر لمدة ساعة على متن الطائرة؛ حاولت مساعدتهم على اكتساب وزيادة وعيهم الأخلاقي والضميري وكرامتهم، وخاصة سلامهم الروحي والعالمي. بمعنى آخر، كنت أهدف إلى أن أكون مفيداً له، وليس أن أستفيد من منصبه وفرصه ومجاملاته.
7- ولعل ذلك يعتبر ثمرة ومعجزة للأهداف والجهود المخلصة... وطبعا بفضل الله تعالى وفضله لا بد من قراءة كتاب ما يقارب 700 صفحة بسرعة في ساعة أو ساعتين. وتهنئة هذا الكتاب وانتقاده عمدا، والحمد لله أن إنتاج ملاحظات من 10 صفحات أصبح أسهل بالنسبة لنا.
أطيب التحيات…

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...