YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6992d5bc5f4e3
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 3 7 5
Bugün : 15211
Dün : 58596
Bu ay : 861173
Geçen ay : 1625042
Toplam : 49564486
IP'niz : 18.97.14.88

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Hepimizin hafızalarında hala tazeliğini koruyan İran-Kontra skandalı ile en son Ankara'yı ziyaret edip, "ABD sevilecek, sev" demeçleri veren Douglas Feith arasında bir bağlantı kurmaya çalışalım:

  Nasıl mı?

  ABD'nin Siyonist cephesinin Pentagon'daki kilit adamlarından Douglas Feith'in kim olduğunu biliyorsunuz. Fakat hatırlamamız gereken kişi Larry Franklin.

  Larry Franklin; FBI'ın, Pentagon'dan gizli bilgileri İsrail'e sızdırdığı için suçladığı isim. Harold Rhode ile birlikte Douglas Feith'in ekibinde.

 

  Pentagon'un demirbaşı bu iki isim başka neyle suçlanıyor: 2001 yılında Fransa ve İtalya'da Manuçer Gorbanifar'la gizlice görüşmeler yapmakla…

  Hani şu ortaya çıkınca; Dışişleri Bakanı Powell'ı bile çileden çıkaran ve Savunma Bakanı'ndan açıklama yapmasını istemesine neden olan gizli zirve.

  Malum kendisi şu sıralar emekli ve yerini başka bir kuş beyinli (malum şahin olur kendileri); Condoleeza Rice almış durumda.

   Manuçer Gorbanifar kim?

  "İran-Kontra" skandalında; İsrail ile İran arasındaki silah trafiğini yöneten; İran yahudisi bir zat.

  Peki Manuçer Gorbanifar ile Ahmed Çelebi arasındaki ortak özellik ne? Biri Irak'taki uranyumları İran'a satmakla; diğeri İran'a gizli bilgileri aktarmakla suçlanıyor ve ikisi de Pentagon'daki Siyonist cephe (Perle, Douglas Feith, Larry Franklin, Harold Rhode gibilerin alt kadroyu oluşturdukları ekip) ile çalışmayı sürdürüyor.

  İran'a casusluk yapmakla suçlanan Ahmed Çelebi ile İsrail'e casusluk yapmakla suçlanan Larry Franklîn; savaş öncesinde koparılan "Saddam kitle imha silahları üretiyor" yaygarasının baş mimarlarıydı.

  Ve tabi bütün bu yaygarayı Londra'dan yönetiyorlardı.

  Gördüğünüz gibi İsrail-İran arasında silah ticareti yapan bir İran Yahudisi ile Pentagon'daki Siyonist ekip arasında hiç de gözardı edilemeyecek bir ilişki ağından söz ediyoruz.

  İran'da bu tür silah ticaretini yapacak "derin devlet" aygıtının ne olduğunu belirtmeye gerek duymuyoruz.

  Vurgulamak istediğimiz; "Mollalar" olarak karikatürize ettiğimiz, İran'ı kontrol eden "derin şebeke" ile; Anglo-Sakson Siyonist cephe üzerinde faaliyet gösteren ve Kudüs merkezli Hahamlar Konseyi'nin en üst "Velayeti-Fakih" işlevi gördüğü derin şebeke arasında ilişki/işbirliği kanalları uzun süredir bulunmaktadır.

  ABD'nin İran'ı; İran'ın ABD'yi kamuoyu önünde "şeytan" ilan etmesi yeni değildir; şeytanların sahne arkasında, dünya milletleri aleyhine pazarlık yapması da.

  Karışık İşler ve Karanlık İlişkiler

  Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 5 sürekli üyesinin İran'a karşı ortak tutum belirlemek için Paris'te toplandıkları saatlerde, Tahran rejiminin Dışişleri Bakanı Manuşehr Mottaki bombayı patlattı:

  "Rusya ve Çin bize Güvenlik Konseyi'nde yaptırım kararı alınmasını önleyecekleri güvencesi verdiler." Anlamı: İran'ı nükleer faaliyetlerini durdurmaya zorlamak için BM'den ne askeri operasyona onay çıkacak, ne de ekonomik ablukaya ya da tecrite. Çünkü bu veya benzeri yaptırımlar için Güvenlik Konseyi'nin sürekli üyelerinin onayı gerekiyor. Mottaki'nin açıklaması, Rusya ve Çin'in veto haklarını kullanacaklarını gösteriyor. Bu durumda ABD'nin önünde iki seçenek olacak: Ya İran'a saldırmak ya da rejimi karıştırmak. Gerçi Başkan Bush'un gözü kara ama yine de askeri seçenek bugünkü koşullarda imkânsız denecek kadar güç. Rusya ve Çin'in yanı sıra AB, hatta ABD kamuoyu da operasyona karşı çıkıyor.

  Beyaz Saray'ın elinde kala kala İran rejiminin altını oymak kalıyor. Bunun için rejim muhaliflerine ve "direnişçilere sıkı sıkıya sarılmak zorunda. Kim onlar?

  1- Halkın Mücahitleri Örgütü,

  2- PJAK, yani Özgür Yaşam Partisi.

  Sorularımıza devam edelim. PJAK ne? PKK'nın İran'ın Kürt bölgesinde kurduğu parti. Aylardır ülkenin batısında, Türkiye ve Irak sınırlarına yakın kesimde İran güçleriyle çatışıyor. Militanları genellikle Irak'ta üsleniyor: SalmasMaku, Bradost, Hacı Umran'da kampları var. Tıpkı Güneydoğu'da silahlı eylem yapan, pusu kuran, mayın döşeyen PKK'lıların Kandil Dağı'ndaki, Zaho'daki kampları gibi.

  Kısacası "ilginç" bir tabloyla karşı karşıyayız: ABD, Türkiye'nin PKK'ya karşı mücadelesine destek veriyor. Ama aynı ABD, İran'daki mücadelesinde PKK'ya yardım ediyor. Hiç değilse el altından!

  Bölgedeki faaliyetleri "Echelon" sistemiyle izleyen ABD, bir yandan Türkiye'ye PKK'yla ilgili istihbarat aktarıyor, bir yandan da PKK'ya İran'la ilgili bilgi ulaştırıyor! O nedenle İran bölge halkına "PJAK da en az ABD kadar tehlikeli" uyarısında bulunup, korucu olmaya çağırıyor.

  ABD de, Dışişleri Sözcüsü Sean McCormack'ın ağzından bir kez daha ifade ettiği gibi, İran ordusunun PKK'nın Irak'taki kamplarını bombalamasına müthiş içerliyor.

NATO'nun terör listesinde PKK bulunmuyor!

  İlginçlikler bu kadar değil. "Transatlantik ilişkileri" üstüne düzenlenen toplantıları izlemek için gittiğimiz Brüksel'de NATO ana karargâhındaki Türk askeri temsilcileriyle de görüşme fırsatı bulduk. "NATO'nun terör örgütleri listesinin güncelleştirilmesi" konusunda bir gelişme olup olmadığını sorduk. "Yok" dediler, "Kilitlenme sürüyor." NATO. "Kırmızı Kitap" diye ifade edilen 2003'te düzenlenmiş terör listesini geçen yıl yenilemeye kalktı ve birçok örgütü çıkardı.

  Daha doğrusu listeyi tek örgüte indirdi: "El Kaide ve bağlantıları." Bu da PKK'nın NATO'nun ilgi alanından çıkması anlamına geliyordu. Gerekçe: "PKK uluslararası tehdit değil, Türkiye'nin iç sorunu. Tıpkı İRA ve ETA gibi. Tabii bu savunma "Siz de İngiltere ve İspanya'nın yolundan gidin" iması da içeriyor. (Erdal Şafak / Sabah / 03.05.2006)

  PKK ile mücadelede dostlarımızdan bize fayda yok.

   ABD ve İsrail'in çıkarları farklı   

  Akıllı ve insaflı Amerikalı William Pfaff şunları söylüyordu:               

  İsrail lobisinin ABD'deki etkisi nihayet tartışmaya açılırken, Amerikan halkı fark etmeli ki çıkarlar sanıldığı gibi ortak değil. İsrail Müslüman komşularının demokratikleşmesini değil, güçsüzleşmesini istiyor.

  İsrail lobisinin ABD'deki etkisine John Mearsheimer ve Stephen Walt'un getirdiği eleştiri, başta tartışmayı susturma ve yazarları gözden düşürme çabasıyla karşılandı. Ama bunlar işe yaramayınca İsrail-ABD ilişkileri ve İsrail lobisi meselesi tartışmaya açıldı.

  Bugün Washington'daki İsrail yanlısı ana örgüt Aipac'ın öncülü 1954'te kuruldu. Ancak Amerikan kamuoyunun görüşünü değiştirmede herhalde en çok 'Exodus' adlı kitap ve 1961'de 'Son Çözüm'ün dehşetini evlere taşıyan Adolph Eichmann'ın mahkemesi oldu.

  1967'de İsrail'in Arap komşularına karşı gösterişli bir biçimde kazandığı Altı Gün Savaşı, Amerikalılarla İsrailliler arasındaki büyük aşk ilişkisinin başlangıcıydı. Bu sayede İsrail'in dünyanın büyük kısmının gözünde paryaya dönüşmesiyle sonuçlanacak bir karar da alındı: İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarını kolonileştirmeye başlaması.

İran'da rejim değişikliği İsrail'e yarar

  Sürekli ölüm-kalım gerçeğiyle yaşayan İsrail'in ana amacı, varlığını şiddet yoluyla kurduğu ve asla tam olarak kabul edilmediği bir ortamda ayakta kalabilmek. Hamas İsrail'in gayri meşru olduğunu ve sonunda yok olması gerektiğini söylerken bölgedeki pek çok kişinin düşüncelerini dile getiriyor. Hamas bunu muhtemelen siyasi bir açıklamadan ziyade, kaçınılmaz bir gerçek olarak dile getiriyor.

  Dolayısıyla, şu anda Filistinlilerin olduğu gibi Araplar da siyaseten dağınık ve güçsüz olduğunda, İsrail'in çıkarına en iyi şekilde hizmet ediliyor. ABD müdahalesi sonucunda Irak'ta yaşanan Sünni, Şii ve Kürt kavgasındaki gibi Arapların mezhepsel veya etnik kavgalarla bölünmesi de İsrail'in işine geliyor. Birleşik Irak ortadan kaybolursa, İran, İsrail'in yakınındaki tek büyük Müslüman ülke olarak kalacak. Dolayısıyla ABD'nin İran'daki rejimi değiştirmesi İsrail'in menfaatine. İsrailliler böyle bir çabanın Irak'takiyle benzer sonuçlar doğurabileceğini biliyor. Böyle bir durum, İsrail'in işine gelir ama ABD'nin gelmez. Aslında İsrail'in rakiplerinin ha bire yok edilmesine ve ABD ile ittifakının sürmesine dayanmayan yeni bir gerçekçilikle yüzleşmesi gerekiyor. İsrail 40 yıllık siyasetini değiştirip güvenliğini işgal altındaki Filistin topraklarından çekilmede, yaşatılabilir bir Filistin devleti oluşturmak için masaya oturmada, toprak ve mülteci meselelerinin sonuca bağlanmasında aramalı.

  Gel gelelim dökülen onca kandan sonra, içten arzu etseler bile İsraillilerin bu ihtimale inanabileceğin! pek sanmıyorum. Yahudiler İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında yaşadıklarından sonra, başkalarına güvenmekte zorlanıyor. Araplara ve Avrupalılara güvenmedikleri ortada. Amerikalıların da iyi niyetine değil, menfaatlerinin kendilerinkilerle ortak olduğuna inanıyorlar.

  Oysa menfaatler ortak değil. ABD'nin dünyaya duyurduğu niyet, demokratikleşmeyle bölgeye liberal bir düzen getirmek. Gerçekçi İsraillilerse bunun bir fantezi olduğunun farkında. İsrail'in menfaati, gücün Arapların istemediği yollarla kullanılmasına dayanıyor. Bunun için de ABD'nin Ortadoğu'da İsrail adına kalıcı bir üstünlük kurmayı istemesi ve bunu başarması gerek. 56

Genelkurmay İran konusunda hazırlıklı mı?

  Akşam gazetesi yazarı Şakir Süter Genelkurmay'ın Pentagonla İran konusunda pürüzleri giderdiğini ima etti ve Çukurca'da üs inşa edildiğini belirtti.

  Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından 'meslekten ihraç kararı' bile haber yığınağı arasında ikinci plana düşüverdi!

  '250 bin kişilik askerimiz Şırnak'a taşınıyor' şeklindeydi. Öğrenmek istediği şuydu:

  -Asker, sadece PKK'yı 'ininde vurmak' için mi sınıra yığınak yapıyordu? Eğer bu iş içinse, asker sayısı çok değil miydi? Yoksa ABD-İran kriziyle de ilgili miydi?

  Bu bilgilerden bir 'harman' yapalım:

  -Genelkurmay ile Pentagon, İran operasyonu konusunda aralarındaki pürüzleri büyük ölçüde halletti.

  -Türkiye'nin PKK konusundaki ısrarının beklemeye tahammülü olmadığını Washington da kabul etti; 'gereği' yapılacak.

Kandil'e operasyon da buna dahil!

  -Çukurca'ya da ABD'nin İran bağlamındaki ihtiyaçlarından mülhem olmak üzere havaalanı (üs) yapılıyor!

  -Şemdinli Olayları'nın tamamen bir 'tezgah' olduğu konusunda Kara Kuvvetleri Komutanı ile Başbakan hemfikirler. Asker, o tezgâhın, 'Başbakan Erdoğan'a rağmen kurulduğuna' inanıyor! AKP içinde 'Barzani yanlılarına' karşı Tayyip Bey dahil, herkes teyakkuz içinde!

  – ABD'nin Irak Büyükelçisi Zalmay Halilzad, The Guardian gazetesine yaptığı açıklamada 'ABD çekilirse, Türkiye Türkmenler'i korumak amacıyla Irak'a girebilir' diyor. Çok önemli ve ilk kez yapılan bir açıklama bu; dikkat!

  -Bu aşamada ordu henüz sınırda 'karargah' kurmadı ama PKK-Irak-İran bağlamında, askeri hareketlilik arttı, bu hareketlilik önümüzdeki süreçte daha da yoğunlaşacak. (www.acikistihbarat.com / 21.04.2006)

Behiç Gürcihan'ın saptamaları da anlamlıydı:

  Nükleer baronlar, mollalarla anlaşır mı?

  Yazıya; yazının sonunda size daha anlamlı gelecek bir bilgi ile başlayalım:

  ABD'deki Musevi lobisinin başındaki bir çok ismin; İran asıllı Yahudi olduğunu biliyor muydunuz?

  Kerkük'e Türk Ordusu; NATO şemsiyesi altında girerse bilin ki, HSBC patlamaları sırasında Harp Akademilerinde gerçekleştirilmekte olan ve 2000 NATO personelinin katıldığı harp oyunu ile test edilen NATO senaryosu devreye girecektir.

  Bu senaryoya dönmeden önce; son zamanlarda yaşadığımız gelişmeleri madde madde özetleyelim:

  1) Sınırlardan C4'lerin, silahların girişini izleyip, bu akışı durduracaklarına kamuoyuna şikâyet etmekle yetinen komutanların da adının bulaştırıldığı; Şemdinli-Diyarbakır ekseninde bir dizi kontrollü kalkışma operasyonu ile zemin hazırlanıp; "bahar operasyonu" görüntüsü altında, ordunun neredeyse yarısı güneye kaydırılıyor.

  2)Sinop'ta nükleer santral kurulmasının kararlaştırıldığı kamuoyuna duyuruluyor. Bu duyurunun öncesinde; dünyanın en büyük nükleerci firmalarından biri GE Capital, Garantiye ortak olup; İstanbul siluetine hakim bir noktaya yerleşiyor.

  3)Maliye Bakanı Unakıtan'ın oğlu ile Erdoğan'ın oğlu Kanada'nın Pasifik kıyısındaki Vancouver şehrinde buluşuyor.

  4) Bazı emekli paşalar da, MHP Genel Başkanı da, askerlerinin başına çuval geçirilirken ve iliştirilmiş Terörist (İ.T.) İmralı'ya yerleştirilirken unuttukları "Milli Egemenlik" kavramını hatırlayıp, aslan gibi kükremeye başlıyorlar.

  5)ABD Büyükelçiliği'ne yakın dezenformasyon kaynakları tarafından piyasaya sürülen metinlerde, "çekirdek devletler Neo-Conlara karşı birleşti", "İsrail seçimlerden sonra Arz-ı Mevud'dan vazgeçtiğini açıkladı", "Özkök-Büyükanıt BOP/BİP'i çökertti" tarzı; ifadelerle".

  İyi ABD kötü ABD'yi tasfiye etti, İsrail Arzı Mevud'dan vazgeçti, artık işbirliği yapabiliriz" mesajı, özgül ağırlığı yüksek kamuoyunun bilinçaltına kontrollü dozajlarla zerk ediliyor.

  6)Siyonizmin gökte arayıp, yer de bulduğu Ahmedinecad'ın sahne önüne yerleştirildiği İran cephesinde; artan savaş atmosferinin de etkisi ile, Mollalar, rejim üzerinde, son zamanlarda liberal rüzgarın etkisi ile kaybettikleri cepheleri geri kazanacakları hamleler yapılıyor.

  7)Kerkük'te Irak Türkmenlerinin sembol isimlerinden Sabah Ketene bir suikaste kurban gidiyor.

  8)  İstanbul merkezli elitlerin kurtçusu Leyla Zana; Kuzey Irak'a giderek; Kuzey Irak'ın savaş baronları ile toplantı tertipleniyor.

  9)Kamuoyuna; AKP iktidarı ile ABD'nin arasının açıldığı ilüzyonunu yaratacak haberler servis edilirken; arka planda; ABD'ye Türk toprakları üzerinde ve özellikle sınırlar ve gümrüklerde ciddi manevra alanları sağlayan, "Kitle İmha Silahlarının Yayılmasını Önlemeye Yönelik İşbirliği" anlaşmalarının,

  İran'a saldırı için üslerin veya milyar dolarlık uçak ihalelerinin zemini hazırlanıyor.

  Bütün bunlar;

  Bağdat'ın düştüğünün ertesi günü; İran'ın;

  Irak'ta konuşlanmış, tanklı, toplu, muhalefet güçlerini derdest edip, dağıtan ve Irak'ta İran'la birlikte hareket eden ABD'nin İran'la "düşman";

  Kandil dağındaki üç beş çapulcuya müdahale etmeyip, "elimizdeki güç yetersiz, biraz sabredin" diyerek yıllardır bizi oyalayan ABD'nin Türkiye ile "müttefik" olduğu yolundaki 1001 Gece Masalları fon müziği eşliğinde gerçekleşiyor.

  Bütün bu gelişmeler;

  Cumhuriyet'i; "mini etek giymek özgürlüğü" olarak algılayanlarla;

  İslam'ı; "Vakko türban" olarak algılayan burjuvaların sözde laiklik savaşlarının kitlelere yutturdukları toz bulutları ardında gerçekleşiyor.

Bizler ise buradan bu ülkenin namuslu ve vatansever kurmaylarına sesleniyoruz.

  Son gelişmeler; aylardır yazdığımız ve "lütfen bunu da olasılık matriksinize yerleştirin" uyarısı ile kaleme aldığımız senaryonun olasılığının arttırdığını ve bu devletin, vatanını seven ama miyopluktan muzdarip kadrolarının adım adım bu tuzağa sürüklendiklerini gösteriyor.

  Hasan Sabbah'larla; Kudüs Savaşçılarının, Müslüman Türklere karşı nasıl işbirliğini yaptığını tarihi kaynaklarda örneği ile bulabilirsiniz.

  Tarihin tekerrür etmemesi için; çağımızın nükleer Hasan Sabbah'ları ile Kudüs Savaşçılarının oyununu görüp, bozmamız gerekiyor

  "Komplocu" yaftasına rağmen; biz senaryoyu, son gelişmelerin ışığında geliştirerek tekrar dikkatinize sunalım:

1) "NATO" kod adlı üst düzey Atlantik baronlar konseyi; Türkiye'nin baronları ile, Türkiye'nin "nükleer güç olma" doktrini konusunda anlaşır ve bu anlaşmaya üst düzey bazı askeri elitlerde sınırlı olarak dahil edilir.

  2) Nükleer santralin; İsrail'in hinterlandındaki Akkuyu yerine; BP'nin demir attığı Karadeniz'deki  Sinop'ta gerçekleştirilmeye karar verilmesi; İsrail'deki bir kanadın bu anlaşma dışında bırakıldığının göstergesidir.

  3)Türkiye'nin baronları ve askeri elitleri anlaşmaya sınırlı kapsamda dahil edilmiştir. Esas anlaşma; İran'ın nükleer Hasan Sabbah'ları ile Anglo-Sakson-Siyonist Hasan Sabbah'lar arasında gerçekleşmiştir.

  4)Türkiye'nin elitleri; oyuna sözde "Neo-Osmanlı" projesi üzerinden dahil edilerek; Türkiye'nin nükleer güç haline gelerek, eski Osmanlı coğrafyasının hamiliğinin tekrar Türklere verileceği masalı kulaklara fısıldanmış ve masalın inandırıcılığın artması için komisyonlar verilmiştir.

  5) Küresel baronların, "kaostan düzen yaratma" felsefesi çerçevesinde gerçekleştirmeye çalıştıkları yenidünya düzenine geçiş doğrultusunda; İran'ın "düşman/şeytan" rolünü üstlendiği sezilmektedir.

  İran-Kontra skandalından beri varolan ilişkiler ağı ve İran asıllı ABD'li Yahudiler üzerinden koordinasyonu sağlanan bu anlaşmanın temel hatları şöyledir:

  a-Dünya kamuoyu; ABD-İran ekseninde polarize edilerek; Türkiye – Suriye gibi ülkelerin güvenlik mekanizmalarına; bu polarizasyon üzerinden yaratılacak, "sizi koruruz, destek sağlayalım, terörizme/şeytana karşı ortak mücadele edelim" dinamikleri üzerinden sızılarak, taraflar kendi hinterlandları üzerindeki kontrolü sağlamlaştırır.

  b- İran'ın toprak bütünlüğü korunacaktır. İran'ın profili yükseleceğinden,"Siyonizm Savaşçısı" görüntüsü altında İslam coğrafyası üzerinde etkinliği artacaktır.

  c-Anlaşmaya sınırlı olarak dahil edilen Türk elitlerin de desteği ile; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tehdit algılaması çarpıtılacak ve oluşturulacak Milliyetçilik dalgası sonrasında, Kuzey Irak'a ve oradan da NATO gücü olarak Kerkük'e girmesi için gerekli zemin yaratılacaktır. (Bkz: 2002 yılında Harp Akademilerinde 2000 NATO personelinin katılımı ile oynanan Kerkük merkezli harp oyunu)

  d-Pentagon'la koordinasyon sağlandıktan sonra "Milli Egemenlik" kavramlarını hatırlayanların; "gerekirse sıcak takip hakkımızı kullanırız" gibi cümlelerle kamuoyunu hazırlamasının ardından; sınır boyunda gerçekleşecek bir olayla provoke edilecek sahne sonrasında Türk Ordusu'nun Kuzey Irak'a girmesi ile bölgedeki etnik çatışma hızlanacak ve bu bahane edilerek; Türkiye'nin liderliğindeki NATO gücü Kerkük'e ulaşacaktır.

  e- Türkiye'nin Kerkük'e yerleşmesi sonrasında; İran-İsrail-ABD üçgenindeki gerilim arttırılarak; ilk bombalama gerçekleştirilecek ve daha sonra; Türkiye, Kerkük'teyken; İran-İsrail-ABD çatışması; Kuzey Irak topraklarında yoğunlaşmak üzere başlatılacaktır.

  f-İsrail ve ABD ile stratejik anlaşmalar ve NATO'nun İsrail'le gizli anlaşmaları çerçevesinde; bu kaotik emrivaki ortamı, Türkiye'nin otomatikman İsrail-ABD'nin "müttefiki" olarak İran'la; Kuzey Irak coğrafyasında karşı karşıya gelmesi anlamını taşımaktadır.

Bütün bu gelişmeler sonrasında yaşanacak savaşın sonuçlarına gelince:

  1)İran'ın toprak bütünlüğü korunacak ve elde edilecek savaş rantının yanı sıra; (vurulan bir kaç nükleer santral, yenileri inşa edilirken yeni komisyonlar demek) İran'daki mollalar cuntasının rejim üzerindeki hakimiyeti daha da sağlamlaşacak.

  2)İran'ın ve Şiiliğin (mehdi bekleyen Şiilikle, İsa'yı bekleyen Neo-Conlartn düşünce sistematiğinin temel aksı ne kadar uyuşuyor fark ettiniz mi?) İslam dünyası üzerindeki profili yükselecek ve İran cuntası; savaş bahanesi ile, özgürlük/demokrasi gazına gelen muhalif güçlerinin köküne, bir daha yeşermemek üzere, kibrit suyunu akıtacak

  3)Oynadığı oyun iyice açığa çıkan ve kitleler nezdinde karizması çizilen ABD'deki cunta; İran'ın, ABD topraklarında gerçekleştireceği ve şimdiden kamuoyunun hazırlandığı bir kaç terörist saldırıyı bahane ederek; "güvenlik alarmı derecesini arttırma" maskesi altında ABD'de bir darbe gerçekleştirip, yönetime tamamen el koyarken, Bush'u tasfiye ederek, yeni kuklayı sahneye oturtacak.

  4)Lojistik ağırlığı Güneydoğuya çekilen Türk Ordusu; İran ve İsrail arasında sandviç edilerek, zayıflatılacak ve Türkiye Güneydoğu üzerindeki kontrolü elden çıkaracak

  5)Irak'ın kuzeyi ile Güneydoğu "uluslararası görüntü" (NATO/BM/AB) altındaki küresel güçlerin kontrolüne girecek ve Türk elitlerin önüne bu sefer;

"Gelin buraları Kürdistan olarak sizin kontrolünüze verelim ama siz de federasyon planını kabul edin" önerisi sunulacak.

  Neo-Osmanlı   projesini    kabul   eden   Türkiye'deki   elitist   cunta    bu    sefer;    "Neo-Türkiye Federasyonu" masalına angaje olacak ve kamuoyu; "eşeğini kaybedip, sonra bulmanın sevinci ile", yeni sürece ikna olacak!..57

56  William Pfaff / Radikal / 11.05.2006

57  www.acikistihbarat.com

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Necati AKGÜL

Necati AKGÜL

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...