İsrailli para spekülatörü Sami Ofer'e yakınlığı ile bilinen Mehmet Kutman'ın sahibi olduğu Global Grup, bu hafta içinde yüklü miktarda Kardemir hissesi aldı. Kutman'ın, 7 kişilik Kardemir yönetim kurulunda 2 üye ile temsil edilen 'B' grubu hissesinden bir kalemde 3 milyon 238 bin lot hisse alması dikkatlerden kaçmadı. B grubu hissesinin borsada işlem gören toplam hisse sayısının 57 milyon olduğu düşünülürse, tek seferde yapılan bu alışın önemi daha da ortaya çıkıyor. Global Grubun 6 milyon lotun üzerinde B grubu hissesini elinde bulundurduğu tahmin ediliyor.
Hatırlarsanız, Global Grup özellikle Tüpraş'ın yüzde 14.76'lık hissesinin el altından yabancılara satılmasında ismi sürekli gündeme gelmişti. Yani yabancılar adına, (bunların başında da Sami Ofer geliyor) gözde sanayi şirketlerinin hissesini toplayarak, onlara 'aktaran' bir aracı vazifesini görüyor.
Geçtiğimiz hafta bu köşeden, yabancıların Kardemir ile 'özel' olarak ilgilenmeye başladıklarını duyurmuştuk. Kardemir, yüzde 99,9'u halka açık bir şirket. Özellikle 'A' ve 'B' grubu hisselerinin önemli bir bölümünün 'yerli' bir grubun elinde bulunduğu biliniyor. Burayla ilgilenen yabancıların da yerli grupla anlaşmadan, yönetimde söz sahibi olmalarının mümkün olmadığı dile getiriliyor. Bundan dolayı Kardemir'le ilgilenen yabancıların belli bir hisseyi topladıktan sonra, yerli grupla masaya oturacakları iddia ediliyor.
İSKAMBİL DESTESİNE N'OLDU?
Irak Dışişleri Bakanı olarak Saddam Hüseyin'in kurmay kadrosunda yer alan Tarık Aziz, Kürt katliamıyla ilgili Enfal davasının tamamlanmasından sonra salıverilecek. ABD'nin en çok aranan iskambil destesinde üst sıralarda bulunan Tarık Aziz'in, kabinedeki tek Hıristiyan olduğu ve işgale "Haçlı Savaşı" diyen Bush yönetimi ile işbirliği yaptığı için affedilecek. Avukatı aracılığıyla Hürriyet'in sorularını yanıtlayan Saddam'ın eski Dışişleri Bakanı Tarık Aziz, "Hücreme getirdikleri TV'de Saddam'ın asılışını izledim. Hayatımın en zor günüydü. Saddam'ı severdim, kardeşim gibiydi" demiş. Buna rağmen, "Görevini tamamladığı" için serbest kalacak.
Çocuk değilim, böyle şeylerin asla uluorta ve resmen açıklanmayacağını bilirim. Ama elimde olsa İngiliz, Amerikalı, İtalyan yetkililere şöyle yalvarırdım: "Ne olur resmi bir açıklama yapın! Tarık Aziz'in yıllar boyu sizin için casusluk yaptığını açıklayın! Saddam rejiminin içyüzünü hep onun en yakın iki adamından biri olan Tarık Aziz'den öğrendiğinizi tartışma götürmeyecek bir dille uluslararası kamuoyuna anlatın! Anlatın ki, içimizde daha pis kuşkular beslenip büyümesin! Bilelim ki aslında işbirlikçiniz, hatta casusunuz olduğu için koruyorsunuz onu!" Çünkü şundan eminim; bu konudaki gizlilik ve belirsizlik Batı'yla Müslüman dünya insanları arasındaki son güven köprülerini de yerle bir edecektir. Eminim, bu hain imtiyaz çok geçmeden Orta Doğu'da karanlık bir söylence gibi dilden dile yayılacak. Küçücük çocuklar bile "eski rejimden herkesi öldürdüler ama Hıristiyan olduğu için Tarık Aziz'i kurtardılar. Gitti Roma'da keyif çattı" diye düşünüp birbirlerine anlatacak. Her şeyi bırakın, biyografisine bakın. Aziz henüz 14 yaşındayken 1950 yılında Saddam'la tanışmış, onun güvenini kazanmış ve 1974'te Enformasyon Bakanı olmuştu. Sonra Dışişleri Bakanlığı ve en son da bir tür başbakanlık olan Devlet Başkanı Yardımcılığı görevinde bulunmuştu. Söyleyin, bu adam Saddam rejiminin kirlerinden ellerini nasıl uzak ve temiz tutmuş olabilir? Mümkün mü hiç? Nasıl iğrenç bir yalanlar silsilesidir ki, gözlerimizin böylesine önünde ve alabildiğine pişkince oynanıyor!.. Baas'taki üst düzey yoldaşlarından temelde tek bir farkı vardı Aziz'in. Hıristiyan Arap'tı.58
Aramızda iken hiç de yabancı biri gibi durmazlar!
Sanki bizden biri gibidirler!
Hatta bizden daha çok bizden biri gibidirler!
"Atak"tırlar!
Ağızları iyi laf yapar!
Fiziki görüntüleri dört dörtlüktür!
Bizden biri gibi gözükürlerken başkaları ile flörtten de geri durmazlar!
Yani hem bizi hem de başkalarını idare ederler!
Dolayısıyla da başkalarına karşı bizden ağır eleştiriler gelecek olursa "Bu kadar da üstlerine gitmeseniz iyi olur" diye hemen onları korumaya kalkarlar!
Aramızdaki bu tür yabancılar dün ANAP'lıları savunur ve onlara toz kondurtmak istemezlerdi!
Bugün de AKP'lilere aynı şekilde muamele edilmesini istiyorlar!
Aramızdaki yabancılar siyasi partiler arasında her an yatay geçiş yapmaya hazır oldukları için geçecekleri partinin eleştirilmesine tahammül gösteremezler!
Meğer onlara öylesine teklifler geliyormuş ki!
Aramızdaki yabancılara "Gel en yakınım ol" deniliyormuş!
Ne zaman AKP aleyhinde laf edecek olsak hemen itiraz ediyorlar!
"Onlar bizim arkadaşlarımız" diyorlar.
Doğrudur!
Onlar bizim arkadaşlarımızdı!
Biz onları itelemedik, dışlamadık!
Kendi kendilerine ayrılıp gittiler!
Keşke aramızdaki yabancılar da onlarla birlikte çekip gitmiş olsalardı!
Hiç olmazsa şimdi ayak bağı olmazlardı!
Öyle anlaşılıyor ki aramızdaki yabancılardan kolayca kurtulamayacağız.
Onlar iki parti arasında tam sınır noktasında durup menfaatleri nereyi gerektiriyorsa orada görünmeye devam edecekler! 59
4. Dünya Belediye Başkanları Zirvesi İbranice ilahilerle açılacak
4. Dünya Belediye Başkanları Zirvesi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının ev sahipliğinde, 12-15 Nisan tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleştirildi. Medeniyetler ittifakının tartışıldığı programın açılışında üç semavi dinin ritüellerini konu alan ilahiler söylendi. 101 belediye Başkanın katıldığı programa İsrailli hiçbir yerel yönetici katılmadığı halde, İbranice ilahilerin söylenmesi dikkat çekti.
Tören, ''Çok Kültürlü Birliktelik Ödülü''nün verilmesiyle devam etti. Törende, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Kadir Topbaş da birer konuşma yaptı.
Ankara'mıza bakalım, Recep Bey Cumhurbaşkanlığı kulisinden çıkamıyor, muhalefetimiz laf salatası yapıyor, iddialara göre bir sonraki dönem Başbakan olması planlanan da, büyük abinin adamı RICE'a telefon açıp, 'bak Barzani yine penceremize taş attı, ona kızın amaa' demenin ötesine geçemiyor ve MGK toplanıyor güya artık düğmeye basılma aşamasına gelinmiş-miş…
Gerçeği ise kimse görmüyor, uyandırma zili çalıyorum; Barzani'nin sözleri aslında sanıldığından çok daha stratejik boyutta tehdit içeriyor. Zannediliyor ki; Barzani 'Türkiye'yi karıştırırım' derken, içerideki kendine yakın Kürtçü gruplara ayaklanma komutu verecek, iç kargaşa yaratacak, hepsi bu… Hayır, hepsi bu değil; Barzani sanmadığınız kadar güçlü efendim…
Ekonomide Barzanici işadamlarına ciddi bir servet transferi gerçekleştirildiği, Barzanici-Kürtçü burjuva ile para piyasalarında, Borsa'da manipülatif operasyonların yapıldığı iddialarını hatırlayın. Sadece son birkaç yıllık ilgili haberlere bakalım; Antalya, Mersin başta, bazı sahil kentlerimizde özellikle turizm sektörünü eline geçiren, pat diye ortaya çıkan yeni patronları, Barzanici-Diyarbakırlı bir milletvekilinin medyada gizli patronluk yaptığı haberlerini, para piyasalarına giren milyarlarca sıcak doları, Barzani'ye ABD'den gönderilen 9 milyar doların kaybolmasını (aynı şekilde Kuzey Irak'tan Türkiye'ye 100 bin Glock marka silah girdiği) haberlerini, akaryakıt kaçakçılığında adı geçenleri, bir Bakan'ın 'oğlunun' efsanelerini hatırlayın. Bu durumda Barzani, bizim içimizdeki gizli gücüyle yani kendine yakın olduğu iddia edilen milletvekillerimiz, bazı işadamlarımız, kendine yakın gizli medya patronları ve de yeraltındaki çeteleriyle birlikte Türkiye için hangi boyutta tehdit algısı oluşturmaktadır? 60
Belçika'da bebek katliamı
ÇAĞDAŞ FİRAVUNLAR
Belçika'da ölen 1 yaş altındaki bebeklerin yarısının yaşamına ötenazi yöntemiyle son verildiği bildirildi. Gand Üniversitesi profesörlerinden Veerle Provoost, son dönemde ölen 300 bebek üzerinde yaptığı incelemelerin sonucunu açıklarken, bu bebeklerin en az 150'sinin yaşamına bilinçli olarak son verildiğini, bu kararların yüzde 84'ünün anne ve babaların mutabakatıyla alındığını bildirdi. Bebeklere ötenazi yapılması kararlarının nedenlerini açıklayan doktorlar, yüzde 70 oranında "yaşama şansı kalmaması", yüzde 30 oranında ise "kaliteli bir yaşam şansı kalmaması" gerekçelerini ön plana çıkarıyor.61
Sağlık Bakanlığı ve AB ekipleri deneyimli fahişelerle, 100 bin fahişeye mobil "hizmet" sunuyor
AB'ye uyum adı altında zinayı suç kapsamından çıkartan AKP hükümeti, şimdi de fuhşu özendiren yeni bir adım attı. Sağlık Bakanlığı, AB'nin desteğiyle 'seks işçisi' tanımını kabul ederek, sokak ortasında fuhuş yapan binlerce hayat kadınına eğitim verecek.
Hedef 100 bin kişi!
AB'nin desteklediği projeler, Türkiye'yi ahlâki olarak çökertmeye devam ediyor. İki yıldan bu yana ülkemizde "Seks işçilerinin desteklenmesi ve bazı hastalıkların önlenmesi" için uygulandığı öne sürülen proje ile, fuhuş yapan kadınlara eğitim (!) veriliyor. Kayıtlı-kayıtsız fuhuş yapanların haklarını korumayı hedefleyen projede 100 bin kişiye ulaşılması hedefleniyor.
Yollarda fuhuş eğitimi
Sağlık Bakanlığı'nın proje kapsamında mobil eğitim projesi de gerçekleştirdiği öğrenildi. Bir minibüsü eğitim birimi haline getirdiklerini belirten İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı Proje Koordinatörü Dr. Muhtar Çokar, aracın, akşam saatlerinde Beylikdüzü'nden Pendik'e kadar hayat kadınlarının bulunduğu yerlerde hizmet verdiğini bildirdi.
AA, Cuma günü öğle saatlerinde Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin bir anket haberini servise verdi, akşam saatlerinde ise 'yanlışlıkla verdik' diyerek geri çekti.
Edinilen bilgiye göre, AA yönetimi, iktidar tarafından uyarıldı. Haberi geri çeken AA'da haberi servise veren Yurt Haberleri Müdürü Gürhan Gürer'e "dinlen" mesajı gittiği öğrenildi.
Bunun üzerine istifası istenen Gürer'in görevden alındığı öğrenildi. Gürer'in yerine henüz bir atama yapılmadığı belirtildi.
Araştırmayı yapan Profar Şirketinin Saadet Partisi'ne yakınlığı ile bilindiği kaydedildi. Şirketin sahibinin ismi de Necmettin Musa. Anket sonuçları Konya'da "Necmettin Musa, Necmettin Erbakan'a torpil yapmış" diye espri konusu yapıldı.
Haberde, ankete katılanlar seçim olması durumunda cumhurbaşkanı olarak oyunu en çok Erbakan'a, daha sonra sırasıyla Baykal, Arınç ve Erdoğan'a vereceğini söylemişti.
İşte Anadolu Ajansı'nın Yayına Verdiği Anket ve Sonuçları
Konya'da bir araştırma şirketi tarafından aralarında Adana, İstanbul, İzmir, Bursa, Ankara, Trabzon, Van ve Konya'nın da bulunduğu 27 ilde toplam 8 bin 350 kişiyle yüz yüze görüşülerek ülkenin gündemine yönelik araştırma yapıldığı belirtildi.
Görüşülenlerin yüzde 67.8'inin erkek olduğu araştırmaya katılanların yüzde 58.1'inin Cumhurbaşkanını halkın seçmesi gerektiği yolunda fikir beyan ederken, yüzde 20.4'ü yeni bir Meclisin, yüzde 16.3'ü ise mevcut Meclisin Cumhurbaşkanını seçmesini istedi. Geriye kalanlar konu hakkında fikir beyan etmedi.
"Cumhurbaşkanı olacak kimse" başlıklı soruya ise katılanların yüzde 71.2'si "Meclis dışında Cumhurbaşkanlığı niteliklerine haiz bir başka kişi", yüzde 24.6'sı "mutlaka Meclisten olmalı" yolunda görüş bildirdi. "Cumhurbaşkanında olması gereken temel vasıflar sizce neler olmalıdır?" sorusuna karşılık yüzde 45.9'u "ekonomiye hakim, bağımsızlıkçı, Türkiye'yi lider ülke yapma bilincine sahip, milli ve manevi değerlerle barışık tecrübeli birisi" şeklinde cevap verdi.
Yüzde 15.5'i milliyetçi, vatanperver ve muhafazakar olması, yüzde 12.4'ü ise özgürlükçü, laik, demokratik ve çağdaş olması gerektiği yolunda görüş bildirdi.
"Cumhurbaşkanlığı Seçiminde Oyu Kime Verirdiniz?"
Araştırmada "Cumhurbaşkanlığı seçimi olursa oyunuzu kime verirdiniz?" sorusuna alınan cevaplar doğrultusunda ilginç sonuç çıktı. Araştırmanın bu bölümünde yüzde 19.2 ile yasaklı lider Necmettin Erbakan ilk sırada gelirken, yüzde 13.6 ile 2. sırayı Deniz Baykal, 3. sırayı ise yüzde 11.6 ile Bülent Arınç aldı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yüzde 11.3 oranla 4., Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ise 11.2'lik oranıyla 5. sırada yer aldı.
Yabancılara Toprak Satışı
"Yabancılara toprak satışını onaylıyor musun?" sorusuna ise katılanların yüzde 89.1'i kesinlikle onaylamıyorum, yüzde 6.3'ü kısmen onaylıyorum, yüzde 3.2'si ise onaylıyorum şeklinde yanıtladı.
Esnaf ve diğer meslek kuruluşları, 28 Şubat'ta "büyük kazık" yediklerine inanıyorlar. Bazıları, sivilleri bozuk para gibi harcadılar. Şu anda iktidarın içinde siyaset yapan ve kendilerini "28 Şubat mağduru" gibi tanıtanlar var; sussunlar! Çünkü onlar "28 Şubat Mağduru" değil, "28 Şubat Ürünü" siyasetçileridir. Hatta AKP bir "28 Şubat Partisi"dir.
Türk-İş hiç oralı değil, DİSK, çok daha başka hedeflerin peşinde gibi… Türkiye'nin en büyük iki işçi kuruluşu bunlar. Türkiye'de de 14 Nisan'a endekslenmiş müthiş bir "Cumhuriyet Mitingi" hazırlığı var. Niçin "Türk-İş ve DİSK bu eylemin dışına kaçıyor" diye sorup soruşturduk. Derin ama çok özet karşılık geldi:
– Sadece Türk-İş ve DİSK değil, TOBB, esnaf ve diğer meslek kuruluşları, 28 Şubat'ta "büyük kazık" yediklerine inanıyorlar.
"Mealen" söylenen şu:
– O günün şartlarında askerin ısrarlı talebi üzerine, rejimi korumak adına Erbakan-Çiller ikilisine karşı mücadeleye katıldık. Bizlerle birlikte çok sayıda siyasetçi de fedakârlıkta bulundu.
– Evet…
– Bizler neyse de, o siyasetçilerden biri bile bugün siyasette varlar mı?! Hiç aramayın yoklar! Tıpkı bizi de yıllardır arayıp soran olmadığı gibi!
Ve sözü, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin o günkü yönetimine getiriyorlar:
-Tabii ki ordumuz başımızın tacı ve ordumuz ebediyen bakidir. Ama ordumuzun içinde dönem dönem göreve gelmiş komutanlar, bazı sivilleri bozuk para gibi harcadılar. Şu anda iktidarın içinde siyaset yapan ve kendilerini "28 Şubat mağduru" gibi tanıtanlar var; sussunlar!
– Niye?
– Çünkü onlar "28 Şubat Mağduru" değil, "28 Şubat Ürünü" siyasetçileridir. Hatta AKP bir "28 Şubat Partisi"dir. 28 Şubat yaşanmasaydı, Tayip Erdoğan bugün Başbakan değildi, Çankaya'yı da rüyasında bile göremezdi!
-….?
-Dileriz bu miting ve devamındaki diğer etkinlikler, bize AKP'yi aratacak yeni partilerin doğmasına vesile olmaz!..
Doğrusunu söylemek gerekirse…
Hükümetin "rahatsızlığına" bakacak olursanız, "muhteşem bir miting" söz konusu.. Ama "arazi olanların" hallerine… Katılacakların ikircikli tavırlarına bakılacak olursa…
"Hamamın namusunu kurtaracak orta halli bir miting" havası var.
Bu mitingin önderlerine de diyeceğimiz şu:
– Mitinginizin en büyük reklamını AKP Hükümeti ve Başbakan yaptı. Yatıp kalkıp onlara dua edin! 62
Siz, askeri cuntanın kapattığı Meclis, askeri cuntanın üniversitelerin başına getirdiği İhsan Doğramacı'ya onur ödülü veriyorsunuz!
Kiminiz o günleri hatırlayamayacak kadar çocuktunuz, kiminiz üniversiteyi anlayamayacak kadar genç. Ancak zamana rağmen tarihi perspektiflerini yitirmeyen Boğaziçi Üniversitesi'nden 109 akademisyen geçen hafta kurumlarına sahip çıktı…
Üniversiteye yılgınlık YÖK'le birlikte gelmiş, YÖK'le birlikte istifalar ve işten ayrılmalar başlamış, YÖK'le birlikte eğitim, araştırma ve yayın faaliyetleri aksamıştır. Acaba gücünüz nereden geliyor?
Üniversite öğrencisinden değil, hocasından değil, bir an önce demokrasiye dönmek arzusu ile anayasal döneme geçişi onaylayan Türk halkından da değil. Gücünüz nereden geliyor? Gücünüz yok.
İstifa etmelisiniz!… 63
ABD'de 1925'den beri yayınlanan ve bağımsız, ciddi gazeteciliği, "muhalif" tavırlarıyla ünlü "The New Yorker" dergisinin son sayısı, John Cassidy Dünya Bankası Başkanı Paul Wolfowitz' i yazıyor.
Cassidy, katıldığı Türkiye gezisi odağında Wolfowitz ve Dünya Bankası portresi çizerken, yazının sonunda şuna yer veriyor. Aslına sadık; çeviriyorum.
"Dönüşten önce, röportaj için, Mehmet Ali Birand' la buluştu. Birand bana 'Bir kez beni kurtarmıştı' dedi; 'Askerler kellemi istiyordu, Wolfowitz müdahale etti.'
1998'de, John Hopkins Üniversitesi'nde ders veren Wolfowitz, AEI'nin (neo-muhafazakar bir düşünce merkezi) düzenlediği konferans için İstanbul'a gitmişti.
Generaller, Birand'ın işvereni Sabah gazetesine, onu işten attıran baskı yapmıştı (andıç). Olayı öğrenen Wolfowitz İstanbul'da onunla buluştu.
Birand; 'Paul'ün müdahalesi çok önemliydi. Ordunun iki numarası General Çevik Bir, Wolfowitz'in eski dostuydu. Onunla konuştu ve 'Bak, bunu yapamazsınız' dedi' diye anlattı bana.
Birand yeni iş buldu (Doğan Grubu'nda). Wolfowitz ile hep temasta kaldılar."64
F-16 projesine başlandığında da yabancı ortak şirket; "dost uçakla düşman uçağı ayırt edecek yazılımı yapabilme teknolojisini" Türkiye'nin öğrenmesine razı olmamış. Sizin yapmanıza izin vermek istemiyor. Dolayısıyla satın aldığınız uçağın kimi vuracağını, kimi koruyacağını siz belirlemiyorsunuz, ABD belirliyor. Ve bizim mühendisler de buna isyan ediyor. 3 mühendis intihar etti. 3'ü de ASELSAN'dan. 3'ü de ODTÜ mezunu. 3'ü de ASELSAN'da gizli yürütülen silah projelerinde görev yapıyordu. İlkinin 7 Ağustos 2006 günü, ikincisinin 16 Ocak 2007 günü, üçüncüsünün de 26 Ocak 2007'de kendi canlarına kıydıkları (!) açıklandı. İsimleri; Hüseyin Başbilen, Evrim Yançeken ve Halim Ünal'dı. Ne oluyor? 3 intihar, intihar mı? İntiharsa tesadüf mü? 65
Hem niye Müslümanların moralleri bozulsun ki? Kul Allah'ın, yol Allah'ın. Yürü diyen de O olunca kulun gönlüne korku ve keder gelmez. Yemen'de Hz. İsa'ya iman edenleri M. S. 523'te ateş çukurlarında yakan Zu Nuvas isimli Yahudi devlet başkanına haddini bildirmek için Habeşistan'dan Yemen'e geçen Ebrehe isimli komutan Yahudilerin saltanatına son verir. Yemen'in San'a şehrinde "Kulleys" isimli bir kilise yaptırır. Bütün Arap yarımadasındaki insanların San'a şehrine gelmesini ister. Fakat başarılı olamaz.
Mekke'deki Ka'beyi yıkmadan bu insanların San'a'ya yönelmeyeceği kanaatine varır ve (60.000) altmış bin asker ve fillerle beraber Mekke üzerine yürür.
Fakat Ka'benin Rabbi gönderdiği kuşların attığı taşlarla Ebrehe'nin ordusunu helak eder ve Ka'beyi yıkılmaktan korur.66
ABD ve İsrail'e karşı şahin tavırlarıyla bilinen Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa, Hamaslı yeni Filistin hükümetinin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'a verdiği müzakere yetkisinin İsrail'in tanınmasını da kapsadığını söyledi.
Musa, Alman Der Spiegel dergisine yaptığı açıklamada, İsrail'in, barışa hazır olduğunu nasıl göstermesi gerektiği şeklindeki bir soruya, "En azından ayrılık duvarını inşa etmek ve yeni Yahudi yerleşim birimleri kurmakla değil. Filistin birlik hükümetini de ciddiye almalı ve görüşmeli." karşılığını verdi.
Suudi Arabistan Kralı Abdullah'ın girişimiyle bir araya gelen Hamas ve El Fetih liderleri, Hamas öncülüğünde bir birlik hükümeti kurulmasını kararlaştırmış, İsrail ile müzakere görevini de Abbas'ın inisiyatifine bırakmıştı. Hamas, İsrail'in varlığını tanımadığı için Tel Aviv, yeni birlik hükümetini meşru olarak kabul etmediğini duyurmuştu. Ancak ABD'nin devreye girmesiyle İsrail, 2002'de Suudi Arabistan tarafından ortaya atılan Arap Planı üzerinde masaya oturabileceğinin sinyallerini vermeye başlamıştı. İsrail'in 1967 sınırlarına çekilmesi karşılığında tüm Arapların bu ülkenin varlığını kabul etmesini esas alan planın hayatiyet kazanabilmesi için ABD, Araplar ve İsrail perde arkasında yoğun temaslarda bulunuyor.
Nokta Dergisi iki kez çok iyi gazetecilik yaptı; Genelkurmay andıçını ve Özden Örnek'e ait olduğu ileri sürülen günlükleri yayınladı. Her iki yayınla birlikte başlayan tartışmalar, sivilleşme ve demokratikleşme açısından çok olumlu. Fakat iyi bir gazeteci hem üzümü yer, hem bağını sorar. Bu belgelerin kimler tarafından nasıl edinildiğini, neden sızdırıldığını sorgulamanın da kesinlikle Türk demokrasisine büyük katkıları olacaktır. Çünkü biliyoruz ki "batıl yolla doğru hedefe varılamaz."67
Ünlü Rus araştırmacı yazar Yuriy Mihailov'un yazdığı "Kuran'ı Anlamak Zamanı" adlı kitabın tanıtımı, Moskova'da düzenlenen toplantıyla yapıldı. Moskova'daki Uluslararası Ticaret Merkezinde yapılan tanıtım toplantısına Rus bilim adamları, politikacılar, bazı Müslüman ülkelerin büyükelçileri, Rusya Müslümanlar Birliği ve Rusya Ortodoks Kilisesinden temsilciler katıldı. Rus okurlar için İslam'ın anlatıldığı kitap, Arap ve İslam Dünyası Araştırmaları Merkezinin katkısıyla "Ladomir" yayınevi tarafından basıldı. Toplantıda yapılan tanıtım konuşmasında, kitabın, özellikle Rusya için İslam dünyasına yönelik doğru politika izlenmesi için katkıda bulunacağı vurgulandı. Toplantıya katılan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Danışmanı Aslambek Aslahanov, yaptığı konuşmada, "Şu anda Rusya'da İslam'a karşı negatif düşünceler var. Aydınlar bu konuda konuşmak bile istemiyorlar. Ancak Rusya'da İslam ile ilgili doğru politika uygulamak, devlet seviyesinde önemlidir. Bu kitabın söz konusu sorunun çözümünde yardımcı olacağına inanıyorum" dedi. İslamiyet konusundaki çalışmalarıyla tanınan Rus araştırmacı Vitaliy Naumkin, yaptığı konuşmada, böyle bir kitabın şu ana kadar hiçbir dilde yayımlanmadığını belirterek, "Bu kitap, İslam ile batı ülkeleri arasındaki mevcut anlaşmazlıkların çözülmesine katkıda bulunabilir" diye konuştu. Yazar Mihailov da kitaptaki önsözünde, "Bu kitap, İslam hakkında çok az bilgisi olan, bu din hakkında negatif düşüncelere sahip, İslam'a hangi yönden yaklaşılmasını bilmeyen ve bu dinden korkan devlet memurlarıyla siyasetçilere yönelik yazılmıştır" ifadesini kullanıyor.68
Celal Bayar'ın Kızı Nilüfer Gürsoy:
KARŞI DEVRİMİ ASIL İNÖNÜ YAPTI
Nilüfer Gürsoy, DP için karşı devrimci denilmesine de karşı çıkıyor. Gürsoy'a göre esas karşı devrim Atatürk'ün ölümünden sonra İsmet İnönü'nün cumhurbaşkanı olmasıyla oldu. İnönü'nün daha ilk gün Kâzım Özalp aracılığıyla Bayar'a "Artık Atatürk'ten bahsetmek yok." haberini gönderdiğini açıklayan Gürsoy, "Devlet dairelerinden, okullardan ve paraların üzerinden Atatürk resimleri kaldırıldı. 1950'de DP iktidara gelince Atatürk'e iadei itibar ederek bu uygulamaya son vermiştir." diyor. Bayar'ın kızı Gürsoy, "Bir eli daima ordunun içerisindeydi" suçlamasında bulunduğu İnönü'nün DP'ye bakışını şöyle özetliyor: "Demokrat Parti kurulmadan önce Refik Koraltan'ın eşine CHP'li dostları, "Ne yapıyorsunuz siz, nasıl parti kurarsınız? Bunun sonu darağacıdır, en kalın ipi de (cüssesinin iri olmasından dolayı) Koraltan'a saklıyorlar." diye mesaj gönderiyor. Daha kurulmakta olan DP'ye karşı bir darbe imajı konuyor ortaya. 15 sene sonra hakikaten de o darağaçları dikildi."69
Dünyada "Milletvekili emekli aylığı" ile yasa çıkaran bir başka ülke var mı?
Dünyada, milletvekili çocukları için yasa çıkaran bir ülke gösterebilir misiniz?
Dünyada, milletvekiline, sıradan vatandaşından 100 kat, 1000 kat sağlık harcaması yapan ülke var mı?
Dünyada milletvekilleri için "çok özel otel hizmeti veren" ülke var mı?
Daha sayalım mı?
Sırası gelince sayacağız da, örnekleri sıralayacağız da!
"Yasa ile kazanılmış haklar"mış!
Peki, şu "Süper Emekliler"in kazanılmış hakları ne oldu?
Kazanılmış haklar yalnızca "Kıyak Emekliler" için mi?
Sayın Arınç, sorumluluğu TBMM'nin, daha doğrusu kendi üzerinden atmak, için "Emekli Sandığı ile irtibatlı olarak bu konunun yeniden ele alınması arzu ediliyorsa, bu bir kanun mevzuudur" diye.
Yani, Meclis ile irtibatı koparıp atmak istiyor.
Oysa, işin bir de "sağlık"lı yanı var.
"Maaş"lı yanı ile Emekli Sandığı'nın irtibatı varsa, "sağlık"lı yanı ile de TBMM'nin irtibatı bulunuyor.
Milletvekilleri yalnız aylıkları ile değil, sağlık harcamaları ile AB'nin en gelişmiş ülkeleriyle aynı düzeyde.
Dünya Bankası, Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler İstatistiklerine göre, Türkiye'de kişi başına düşen yıllık sağlık harcaması 120 dolar. Yani 168 milyon lira. Ancak, bu da eşit dağıtılmıyor.
Milletvekilleri ve Meclis personelinin sağlık bütçesi ise ayrı ve ayrıcalıklı.
TBMM Sağlık hizmetlerinden yararlananların sayısı, eskisiyle, yenisiyle, milletvekiliyle, eşiyle, çocuğuyla, anasıyla, babasıyla, duluyla, yetimiyle, Leyla Zana'sıyla, Ahmet Türk'üyle, Remzi Kartal'ıyla, Kudret Bayhan'ıyla, Halil Kahraman'ıyla, Hasan Mezarcı'sıyla, Mustafa Bayram'ıyla, Şevki Yılmaz'ıyla, İbrahim Halil Çelik'iyle tam 11 bin 855 kişi!
TBMM Personeline, milletvekilleri kadar ayrıcalıklı davranılmıyor.
Bütçe sayılarını verelim mi?
Personel için bir yılda 5 trilyon 700 milyar lira harcanmış.
Buna karşılık, eski milletvekilleri ve yakınları için 40 trilyon lira!
Yeni milletvekilleri ve onların yakınları için de 15 trilyon lira!
Etti mi 60 trilyon lira!
Personelin sağlık harcamalarını bir yana bırakıp, milletvekillerine ayrılan 55 trilyonu 11 bin 855 kişiye bölelim.
Kişi başına 4 milyar 600 milyon lira!
Sıradan vatandaşa 178 milyon, milletvekiline
4 milyar 600 milyon!
Kaç kat olduğunu da siz hesaplayın.
Bölücülerin, sövücülerin sağlıkları üzerine titreniyor.
Yine soruyorum, yine dünya haritasını açıyorum:
"Dünyada milletvekiline ve onların yedi sülalelerine ayrıcalıklı davranan başka ülke var mı?"
Aslında, bu sorunun yanıtını, geçen aylarda AKP Hükümeti'nin "sosyal güvenlik"ten sorumlu bakanından, Murat Başesgioğlu'ndan almıştık:
"Ne zaman Başbakan ile işçi, esnaf, onların çocukları, eşleri aynı ameliyathane kapısında buluşursa, Türkiye'ye demokrasi gelmiş, demektir."
Bakan böyle söylüyor.. Ve Çek Cumhurbaşkanı'nın bir anısı da aktarıyordu.
Belki duyan, okuyan olmamıştır, diye, bu sözleri birilerinin ilgisine, bilgisine sunuyorum." 70
Türkiye'nin askeri ve diplomasi gücünden korkmadığını söyleyen Barzani, Türkiye'nin Kerkük sorununa karışılmasına izin vermeyeceklerini, bunun olması durumunda Kuzey Irak Kürtlerinin Diyarbakır'a karışacaklarını söyledi.
Başbakan Tayip Erdoğan'ın Talabani ile kucaklaşmasının ardından Kuzey Irak'la ilgili açıklamalar tehdide dönüştü. ABD eski Genel Kurmay Başkanı Richard Myers, Türk ordusunun Kuzey Irak'a girmesi durumunda, Amerikan kuvvetleriyle karşı karşıya gelebileceğini açıkladı.
58 02.04.2007 / Haşmet Babaoğlu / Vatan
59 11.04.2007 Zeki Ceyhan / Milli Gazete
60 10.04.2007 / Güler Kömürcü / Akşam
61 (a.a)
62 08.04.2007 / Şakir Süter / Akşam
63 08.04.2007 / Gündüz Vassaf / Radikal
64 08.04.2007 / Umur Talu / Sabah
65 08.04.2007 / Necati Doğru / Vatan
66 10.04.2007 / Mahmut Toptaş / Milli Gazete
67 09.04.2007 / Ruşen Çakır / Vatan
68 05.04.2007 / Milli Gazete
69 07.04.2007 / Zaman
70 06.04.2007 / Orhan Tahsin / Ortadoğu

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Nadir element rezevlerinin özellikle Bor madenlerinin tamamına yakınını, IMF üzerinden Yahudi iradesindeki sermayeye devretmek.. Sadece…
Umudun yitiren şaşkın, Hak davası gütmez kardeş “Allah imhal etse bile, asla ihmal etmez”4 kardeş Sebat…
Makam mevki aşıklarının, para sevdalılarının odağı olmuş Cumhur ittifakı artık milletimiz için tam manasıyla bir…
Milli Çözüm, tarihi bir çağrı yapıyordu: “Sn. Bahçeli’nin Tarihi Sorumluluğu; Cumhur İttifakı’ndan ayrılmasıdır!” İngiliz haber…
ÜÇ KAPI… Dünyanın süsü de, sesi bitmiyor, Kalbim "Gel" dese de, dizim gitmiyor, Bunca yük…
Milli Görüş kalır mı hiç, Hak düzensiz Erbakan’sız Bilderberg’le birlik olmaz, insaf yok mu bre…
YA RABBİ BİZLERİ NEFSİNİ TEMİZLEYİP TERBİYE EDEBİLENLERDEN EYLE, BİZLERİ MÜCAHİT MUTTAKİ KULLARDAN EYLE, BİZLERİ YERYÜZÜNDE…
Mümin kişinin en büyük özelliklerinden birisi, inananların ümit ve heyecanını diri tutmalarını sağlamak ve onları…
Ümit imanın pilidir, pili bitenin imanı gitmiştir. Pili bitende Hak davasın güdemezmiş. Güder gibi yapsa…
"40 kilitle kilitlenmiş" o sinsi küresel fesatlık odakların fitne girişimlerini tam manasıyla okuyabilmek adına, bu…