Amerikan Ulusal İstihbarat Direktörü John Negroponte:
Irak'ın Vietnam'dan beter olduğunu söylüyor!
ABD'deki 16 istihbarat örgütünün koordinatörü Ulusal İstihbarat Direktörü John Negroponte, Irak'taki savaşta var olan belirsizliklerin, Vietnam'daki savaş sırasındaki belirsizliklerden çok daha fazla olduğunu söyledi.
Eski ABD Dışişleri Bakanlarından Henry Kissinger'ın bir dönem danışmanlığını da yapan, Vietnam'da 1960'lı yıllarda diplomat olarak görev alan, ABD'nin Bağdat eski büyükelçilerinden Negroponte, "Irak ve Vietnam savaşları arasındaki farkların, benzerliklerinden daha fazla olduğunu'' da kaydetti. Bir televizyon programında soruları cevaplayan Negroponte, "örneğin Vietnam'da karşımızda belirli bir düşman, yani SSCB'nin desteklediği Kuzey Vietnam vardı'' dedi. Vietnam'daki savaş sırasında, Irak'tan farklı olarak, kentlerde güvenliğin hakim olduğunu kaydeden Negroponte, "ben Vietnam'da silahsız bir sivil olarak, ülkeyi baştan başa dolaşabilirdim. Irak'ta ise başkent Bağdat bile tamamen güvensiz. Hatta başkent, belki de ülkenin en güvensiz yeri'' diye konuştu.
Iraklıların, kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk üstlenmeleri gerektiğini savunan Negroponte, şöyle devam etti: "Anahtar, şiddetin en yaygın olduğu Bağdat'ın güvenliğidir. Irak'taki sorun gün geçtikçe Amerikalıların değil, Iraklıların sorunu haline gelmeye başladı. İlerleyen aylarda bizim güçlerimiz önder rol oynamak yerine, Iraklılara destek, o güçlerin eğitimine katkı rolü üstlenmeliler.''
Latin Amerika'dan ABD'ye tokat üstüne tokat vuruluyor!… Venezüela'da seçimin galibi yine Hugo Chavez oluyor! ABD emperyalizmi can çekişiyor. Geçtiğimiz ay Ekvador'da gerçekleştirilen seçimin sonucuyla yediği darbenin şokunu atlatamayan ABD, bir tokat da Venezüela halkından yedi. Venezüela'da gerçekleştirilen devlet başkanlığı seçimlerinin gayri resmi sonuçlarına göre zafer, okyanuslar ötesindeki direnişçi lider Hugo Chavez'in oldu. Bu sonuç beklense de Chavez'in ezici üstünlüğü, Bush liderliğindeki Amerikan yönetimine ağır bir tokat olarak değerlendirildi. Sonuçların açıklanmasından sonra sokaklara dökülen onbinlerce Venezuelalı sevinç gösterileri yaptı. Üçüncü Dünya'nın Amerikan hegemonyasına karşı direndiği yeni bir dönemi temsil eden Chavez, en yakın rakibi Manuel Rosales'e 23 puan fark atttı. Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, Devlet Başkanlığı Sarayından sevinç gösterisinde bulunan kalabalığa "Çok yaşa Venezüela! Çok yaşa Venezüela halkı! Ben Venezüela halkıyım" diye seslendi. Chavez'e karşı büyük bir sevgi gösterisinde bulunan halk, "Chavez bir yere gitmiyor" diye tezahüratta bulundu. Oyları yüzde 38 seviyesinde kalan ana muhalefet lideri Manuel Rosales de yenilgiyi kabullendiğini açıkladı. Hugo Chavez, petrol kaynaklarından elde edilen gelirle, yoksulların yaşam standartlarını yükseltmeyi amaçlayan sosyal programlar başlatmıştı. "Okyanuslar ötesindeki direnişçi"nin bazı açıklamaları "Şeytan Bush" Birleşmiş Milletler'in yıllık Genel Kurul toplantılarında konuşan Hugo Chavez, Bush'un konuşmasına atfen, "Şeytan dün buraya gelerek sanki dünyanın sahibiymiş gibi konuştu" demişti. Chavez ayrıca Bush'un konuşması sonrası BM Genel Kurul Salonu'nun hala kükürt koktuğunu söylemişti. |
"BM'de kimsenin veto hakkı olmamalı" Venezüela lideri, örgütün Güvenlik Konseyi'nde hiçbir ülkenin veto hakkı olmaması gerektiğini, Genel Kurulu'nun da güçlendirilmesi gerektiğini belirterek BM'de kapsamlı reform çağrısı yapmıştı. "İran'a tam destek" İran yönetiminin nükleer faaliyetlerine tam destek veren Venezüela lideri Hugo Chavez, ABD'yi uyararak: Eğer, İran'a saldırırsanız biz de Amerika'ya petrol sevkini durdururuz. Petrolün varil fiyatı 100 doların üzerine fırlar. "Rusya'ya teşekkür" Venezüela Cumhurbaşkanı Hugo Chavez, ABD'nin muhalefetine rağmen ülkesine silah satan Rusya'ya teşekkür etmişti. "Belarus'a övgü" ABD'nin ‘Avrupa'daki son diktatörlük' olarak nitelendirdiği Belarus'u (Beyaz Rusya) Hugo Chavez, "kendilerinin de inşa etmekte oldukları gibi, örnek bir sosyal devlet" diye tanımlamıştı. |
Irak, dünyaya (Ve hele Anadolu'ya) bu kadar mı ırak bulunuyor?
Amerika Birleşik Devletleri'nin işgal ettiği Irak'ta tam bir kaos ve dram yaşanıyor. İşgal güçlerinin aylardır süren insanlık dışı uygulamalarında azalma olmadığı gibi şimdi de Irak'ta ciddi bir iç savaş tehlikesi baş gösterdi.
Daha önce de mezhep çatışması gündeme gelmişti ama şimdi Irak'taki iç savaşı bizzat işgal güçleri körüklüyor. Çünkü Irak'ın işgalinde başarısız olan işgalciler, mezhep çatışması yoluyla Müslümanların birbirine düşmesinden, çatışmasından medet umuyor; belki direnişi bir nebze de olsa kırabilirim diye düşünüyor.
İşgalcilere bu fırsatı vermemek lazım… Bunun için de Irak'taki iç savaş tuzağına düşmemek, işgalcilerin ekmeğine yağ sürecek çatışma ortamından uzak durarak sağduyuyu elden bırakmamak gerekiyor.
Londra'da yayınlanan Kuds ül Arabi gazetesinin genel yayın yönetmeni Abdulbari Atwan da önceki günkü yazısında, Irak'taki iç savaş tehlikesine dikkat çekerek önemli tesbitlerde bulunuyordu:
"Irak'taki iç savaşın yoğunluğu artıyor. Fakat bunun sebebi Irak halkının mezhep farklılıklarını düşmanlık nedeni olarak görmesi değil. Zira Irak, birlikte yaşama konusunda eşsiz örnekler sunup, ülkeyi bir bölgesel güce çevirebilmişti. Fakat yeni yöneticiler mezhep ayrımcılığına teslim olduğu için artık intikamcı zihniyet hâkim. Maliki istifa etmek istemiyor ve Bağdat'ta güvenliği sağlamak için hazırladığı bütün güvenlik planlarının ard arda başarısız olmasına rağmen başbakanlık koltuğuna tutunmakta ısrar ediyor. Kendisinin ve etrafındaki grubun hedefi; Irak'ın yerle bir edilmesi, ülkeyi birbirine bağlayan unsurların yok edilmesi, Arap kimliğine son verilmesi ve böylece ülkenin karanlık çağlara götürülmesi işleminin tamamlanmasıdır. Yeni Irak'ın yöneticilerinin ve milislerinin en önemli başarısı, Irak'ın bilim adamlarının, profesörlerinin, askeri ve sivil pilotlarının birbiri ardına öldürülmesi, hayatta kalanların da sürgüne gönderilmesi oldu. Irak'ta okuma yazma bilmeyenlerden ve cahillerden başka kimse kalmadı…"
Abdulbari Atwan, yazısında işgal güçlerinin Irak'ı ne hale getirdiğini çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. İşgal güçlerinin işbaşına getirdiği hükümet de ne yazık ki işgali pekiştirmekten, iç savaşı seyretmekten başka bir şey yapmıyor.
Her gün insanın yüreğini dağlayan acılar yaşanıyor Irak'ta… Patlayan bombalar, masum Irak'lıları hedef alıyor; Çocuklar, kadınlar, yaşlılar ölüyor, yine de dönüp bakmıyor kimse, sormuyor nedir bu vahşet diye…
Irak'ta yaşanan vahşet manzaraları, aslında dünyanın nasıl insanlıktan çıktığının da göstergesi… Vahşete sessiz kalan, masum insanların katledilmesi karşısında kılını kıpırdatmayan dünya, nasıl küresel barıştan ve işbirliğinden söz edebilir? Irak'ta masum insanların kanı akıtılırken, şiddetin küreselleşmesinin önüne nasıl geçilebilir?
Irak, dünyaya bu kadar ırak iken, kim hangi yüzle insanlıktan bahsedebilir?[1]
Ortadoğu'yu bölme planı tam gaz
Irak'ta Sünnilerle Şiiler çatışırken, Mısır, Ürdün ve Suudi Arabistan da İran ve Şii destekçilerine karşı bir Sünni ittifakı kurmaya başladı. Öyle görünüyor ki, Bush yönetiminin bölgeyi mezhepler üzerinden bölmeyi amaçlayan planı, tam da istendiği gibi işlemeye başladı.
Arap bölgesi zihinlerde canlandığı gibi Araplarla İsrailliler arasında değil, maalesef Şii Araplarla Sünni Araplar arasında çıkacak bir bölgesel mezhep savaşının eşiğinde duruyor. Yani, Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün liderliğindeki Sünni Araplarla, İran ve onunla ittifak halindeki Şii Arap ve Sünniler, özellikle de Suriye, Filistin'deki Hamas ve Lübnan'daki Hizbullah arasında…
ABD yönetimi Irak'ta yol açtığı mezhep savaşını rejimler düzeyinde bölgenin geneline yaymak istiyor.
ABD, Irak'taki projesinin başarısızlığına kılıf bulmak ve İran'a karşı beklenen savaşına Sünni Arap desteği sağlamak için, Irak'taki bu mezhep çatışmasının arkasında durdu… Suudi Arabistan'ın tutum değişikliğinin ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin Riyad'a yaptığı sürpriz ziyaret sonrası gelmesi dikkat çekiyor…
Arapları İran'a karşı muhtemel bir savaşa sokmadan önce Irak'taki iç savaşın da bir parçası yapmayı amaçlayan bir plan varmış gibi görünüyor. Yani, Araplardan adet olduğu üzere istenen, başarısız Amerikan komplosunun Irak'a getirdiği felaket boyutlarındaki yıkımı düzeltmeleri…
Irak direnişi hiçbir Arap ülkesinden destek almadan, üstelik bu ülkelerin Amerikan projesine katılmasına rağmen, Amerika'nın bölgede oturtmaya çalıştığı bütün dengeleri ters yüz etti. Irak'taki Sünnileri kurtarma iddiasının arkasına gizlenen yeni Arap hareketlenmesinin, zafere yaklaşan direnişi yok etmeyi ve ABD projesini çöküşten kurtarmayı amaçlamasından korkuyoruz.[2]
ABD Ortadoğu'da yolun sonuna gelmiş görünüyor!
ABD'nin etkili kuruluşlarından Dış İlişkiler Konseyi (CFR) Başkanı Richard Haass, Foreign Affairs dergisine yazdığı "Yeni Ortadoğu" başlıklı yazısında, uzun süredir bilinen ama konulmayan bir gerçeğin adını koydu: "Ortadoğu'da Amerikan egemenliği çağı sona erdi!"
Haass yazısında, Amerika'nın Avrupa'ya benzer, barışçı, müreffeh ve demokratik bir Ortadoğu rüyasının sona erdiğini belirterek, çöküşün Irak'ın işgaliyle başladığını yazdı.
Amerika Birleşik Devletleri, Irak'ı demokrasi ve özgürlük götürüyorum diye işgal etmişti. Ortadoğu'yu yeniden dizayn etme, kendi çıkarlarını dayatma amacı güdüyordu. Bunun için Irak'ın işgalinde insanlık dışı uygulamalarda bulunuldu; insanlar vahşice katledildi, kadın, çocuk demeden adeta soykırım yapıldı.
ABD şiddetle, kan akıtarak söz sahibi olacağını zannetti; yapılan tüm uyarılara kulaklarını tıkadı ve dünyanın en ileri donanımlı ordusuyla yıllardır Irak'ta üstünlük sağlamaya çalışıyor.
Ama başaramıyor…
Başaramadığını ABD'nin etkili kuruluşlarından CFR'nin Başkanı Richard Haass da itiraf ediyor, Amerikan emperyal çağının Ortadoğu'da sona erdiğini ilan ediyor.
ABD'nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, aynı zamanda dışarıdan yapılan baskı ve dayatmaların sonuçsuz kalacağını da ortaya koyuyor. Demokrasi götüreceğim diye ülkeleri işgal etmek, ne kadar donanımlı askeri güce sahip olursanız olun, mümkün olamıyor. İnsanlar baskıya karşı direniyor, canları pahasına vatanlarını koruyor, işgale boyun eğmiyor.
ABD'nin üç yıldır Irak'ta yürüttüğü işgalinin faturası; Kaos ve iç savaş tehlikesi…
Amerikan yönetimi her ne kadar işlerin yolunda gittiği yalanını hâlâ söylese de, Amerikan medyası çuvala sığmayan mızrağı artık yazıp çizmeye başladı. NBC'den New York Times'a kadar pek çok Amerikan medyası, Irak'ta iç savaş yaşandığını açıkça ifade ediyor.
Dünya İmparatorluğu kurmak için yola çıkan Bush yönetimi, izlediği politikalarla hem hedef seçtiği ülke ve bölgelerin geleceğini karartıyor, hem de işlediği cinayetler ve vahşi uygulamalar nedeniyle tüm dünyanın nefretini kazanıyor.
Bush yönetimi emperyal tahakküme dayalı Neo Con politikaların Ortadoğu'da iflas ettiğini kabul etmeye yanaşmasa da, Amerika için yolun sonu göründü.
Ortadoğu'da şiddetin, baskının ve silahın işlemeyeceği; şiddetin şiddeti doğuracağı, akan kanın bir gün mutlaka o kanı akıtanları da boğacağı görüldü.
Bush yönetimi bu gerçeği görmemekte direnirse, kendisi kaybedecektir. Çünkü Irak'taki iç savaş, mutlaka işgal güçlerine yüklü bir fatura kesecektir.
ABD'nin adaleti, eşitliği, barışı ve işbirliğini esas alan bir dünya düzeninin kurulmasına yardımcı olmaktan başka çıkar yolu yoktur.
Bu arada Chirac ve Merkel, Türkiye'ye karşı ittifak kuruyor!
İngiltere'de yayımlanan günlük ekonomi ve siyaset gazetesi Financial Times, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile Almanya Başbakanı Angela Merkel'in, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda ittifaka girdiğini yazdı.
Almanya ve Fransa'nın, Türkiye'nin üyeliği konusunda daha zorlu taleplerde bulunmaya hazırlandığını öne süren gazete, bu durumun da AB zirvesi öncesinde Ankara ile AB arasındaki uçurumu derinleştirebileceğini savundu. Chirac'ın, Merkel'in Türkiye'ye liman ve havaalanlarını Rumlara açması konusunda 18 ay mühlet verilmesi önerisini desteklemeye hazırlandığını iddia eden gazete, böyle bir mühletin Avrupa Komisyonu tavsiyeleri arasında yer almadığına dikkat çekti.
Gazete, Fransa ve Almanya'nın Türkiye üzerinde baskı kurmak için böyle bir mühletin zorunlu olduğuna inandığını yazdı. Ayrıca Fransa'da Chirac'a yakın çevrelerin, Fransa ve Almanya'nın Türkiye konusunda aynı görüşte olduğuna dikkat çektiğini de yazan gazete, Portekiz, Yunanistan ve Kıbrıs Rum yönetimi gibi Türkiye'nin üyeliğine kuşkulu bakan üyelerin Fransız-Alman ekseninde birleşmesi tehlikesinin bulunduğunu savundu.
İngiltere ve İskandinav ülkelerinin ise Türkiye'ye mühlet verilmesine sıcak bakmadığını kaydeden Financial Times, Brüksel'deki yetkililerin ise Fransa ile Almanya'nın başlatmaya çalıştığı hareketi eleştirdiğini yazdı.
The Times gazetesinde çıkan, AB'nin geleceğiyle ilgili bir makalede ise Almanya'nın AB dönem başkanlığı konusu analiz edildi. Makalede, Almanya'nın dönem başkanlığı sırasında büyümenin AB Anayasası konusunun önüne konulması gerektiği belirtilerek, dönem başkanlığının önündeki en büyük sorunlardan birini Türkiye'nin üyeliğiyle ilgili güçlüklerin oluşturduğu ifade edildi.
Avrupa Komisyonu'nun Türkiye ile müzakerelerde 8 başlığın askıya alınması yolundaki tavsiyesine işaret edilen makalede, "Türkiye'nin başına gelen ‘tren kazasının' Almanya için çok kötü bir döneme denk geldiği" yorumu yapıldı. "Aslında müzakerelerin yavaş da olsa yolunda gideceği ve Berlin'in bu konuda küçük müdahalelerde bulunmasının yeteceği umuluyordu" denilen makalede, "ancak bugün gelinen noktada Almanya'daki koalisyonun siyasi sorumluluk üstlenmek durumunda kalacağı" belirtildi.
Başbakan gerçeği görüyor, ama gereğini yapmıyor!
İran'a bir günlük çalışma ziyaretinde bulunan Başbakan Erdoğan, uçakta doğru bir şey söylemiş. Kuzey Irak'a Amerikan askeri getirilmemesi gerektiğini belirten Başbakan, bunların kendisinin şahsi görüşleri olduğunu ilave etmiş. Önce şahsi görüşten başlayalım. Böyle bir konuda başbakanların şahsi görüşleri olmaz. Başbakanların kamuoyuna yaptıkları her açıklama ülkelerini ve devletlerini büyük ölçüde bağlar. Dolayısıyla başbakanlar şahsi görüşlerini beyan etmekten ziyade devlet politikalarını ifade ederler. Kaldı ki, Türkiye açısından bu kadar önemli bir konuda Başbakan Erdoğan'ın söylediklerinin devlet politikası olması şarttır. Bu konuda bir devlet politikası oluşturmanın yolu da konuyu önce MGK'ya getirmek; orada askerlerle ayrıntılı bir şekilde tartışmak-konuşmak; ardından konuyla ilgili bir devlet politikası belirlemek ve bunu önce |
Meclis'te milletvekillerine sonra da kamuoyuna deklare etmek şeklinde olur. Bunların ardından asker-sivil herkes bu projenin gereğini yapar; Kuzey Irak'a kendi askerlerini NATO şemsiyesiyle getirme hülyaları kuran Amerikan yönetim çevrelerinin bir kısmı ile, Holbrooke gibi kime dayılık yapıp kime yapmaması gerektiğini bilmeyen tipler Türkiye'nin politikasını anlar ve Barzani ile Talabani de ayaklarını denk alırlar. Bu iş kabaca böyledir. Başbakan Erdoğan Irak'ın toprak bütünlüğünü bozmak amacıyla yapılan bu girişimlere destek vermiyorsa, Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti kurulmasını Türkiye'nin milli bütünlüğüne ve güvenliğine bir tehdit ve tehlike olarak görüyorsa, o zaman hemen devlet politikası oluşturmalıdır. Uçakta gazetecilere açıklama yapmak en son iş olsa gerektir. Ancak böyle bir politikanın kararlılıkla uygulanması, inandırıcı ve daha da önemlisi caydırıcı olabilmesi için Başbakan Erdoğan'ın Bush'tan talimat alır gibi hareket etmemesi birinci şarttır. Çünkü, unutmamak gerekir ki, Kuzey Irak'ta Kürt devleti kurulmasının alt yapısını hazırlayan da, Türkiye'nin bu manada altını oyan da hep Amerika'dır. |
Amerika ile bu meseleler pek tabii ki, görüşülebilir; hatta görüşülmelidir de. Ancak bu görüşme bizim itirazlarımızın Amerika'ya anlatılması şeklinde olur. Ve en kararlı bir şekilde hem Kürt devleti kurup hem de Türkiye'yi idare etmenin mümkün olamayacağı anlatılır. Sonuçta Türkiye, İran başta olmak üzere bölge ülkeleriyle işbirliği yapar ve Kürt devletinin kökünü kazır. Bu kadar…
Eğer bu görüşlere sahip ise, Başbakan Erdoğan derhal MGK'yı olağanüstü toplantıya çağırmalı; bu kararları orada çıkartmalı; ardından bunu bir devlet politikası yapıp uygulamasına geçmelidir. Eğer böyle yaparsa desteğimiz kendisinedir. Ancak bu satırların yazarı Erdoğan'ın milli makyajlı ve milli içerikli konuşmalarından hep ürke gelmiştir. Çünkü her milli içerikli konuşmanın ardından en gayri milli politikalar uygulamaya girmekte ve en ağır tavizler verilebilmektedir.
Bu defa da böyle olmadığının garantisi yoktur. Ancak mesele açıktır. Bu hükümet veya başka bir hükümet mutlaka ve mutlaka bu Irak meselesi ve hasseten de Kürt devleti senaryosuyla yakından ilgilenmek ve bu işi bir devlet politikasına raptetmekle yükümlüdür. Bunun kaçışı yoktur; çünkü bu mesele birinci dereceden Türkiye'nin sorunu haline getirilmiştir.
Örneğin Mehmet Ağar son yaptığı açıklamalarla Amerika'nın bu Kürt zokasını yuttuğu intibaını vermektedir. Yaptığı açıklamalarda, Kuzey Irak'ta kurulması istenen Kürt devletini çoktan kabul ettiği; Kerkük'ü onlara verdiği ve ayrıca da bu devletle ticari anlaşmalar yapmaya hazırlandığını ifade ediyor. Amerikan'ın projesi bu. Başbakan Erdoğan Amerika'nın bu projesini desteklemiyor ve/veya karşı çıkıyorsa gereğini yapmalıdır.[3]
Ama yapamayacağı açıktır. Çünkü gizli Siyonist Amerika, AKP'nin yönetim kadrosundadır.
İşte AKP Genel Başkan Yardımcısı Edibe Sözen ve kocası; Rockefeller ve İsrail'in adamıdır!
-"Amerikalılar O'nun raporlarına çok itibar ediyormuş" dedi.
-"Hatta ABD Dışişleri, Pentagon bile O'nun değerlendirmelerini çok önemsiyormuş" diye devam etti.
-Kimin? diye sorduk.
-Asistan Profesör Hakan Yavuz'un..
-O kim?
-AKP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Edibe Sözen'in kocası. ABD-Utah Üniversitesi'nde öğretim üyesi..
-"Hatırlıyor musunuz" dedi.
– Hani yaklaşık 2 yıl önce ABD Yönetimi'nin, Türkiye'nin Irak ve Ortadoğu politikaları ile ilgili gizli bir toplantısı gündeme bomba gibi düşmüştü.
-Evet.
– ABD Dışişleri'nden Henri Barkey, ABD Milli Savunma Akademisi'nden Judith Yaphe gibi önemli isimler vardı o toplantıda. Bir de Edibe Hanım'ın kocası Hakan Yavuz .
-Ama o toplantı yalanlanmıştı.
-Evet yalanlanmıştı ABD elçiliği tarafından.
Sohbet giderek derinleşiyor:
-Ne uzmanı Edibe Hanım'ın kocası?
-İslam, Siyaset, Türkiye ve Ortadoğu uzmanı.
-Epey geniş bir uzmanlık alanına sahipmiş.
-Çünkü Eğitim kariyeri de çok geniş…
-Ankara Siyasal Mezunu.. 1987'de Mülkiye'yi bitirdikten sonra, 1987-89 yıllarında Wisconsin Üniversitesi'ne giriyor. 1989'da ise Hebrew Üniversitesi'ne..
– Hebrew Üniversitesi İsrail'de değil mi?
-Evet Jarussalem'de..
-Orada ne yapmış?
-The Leonardo Davis İnstitu'de staj yapmış.
-Sonra?
– Sonra ABD'deki Notre Dame Üniversitesi var.
-Condoleezza Rice'ın mezun olduğu okul değil mi o.
-Evet. Hakan Bey, Notre Dame Ünivertisesi'ne bağlı Joan B. Kroc Enstitüsü'nde çalışmış. Peki Kroc Enstitüsü'nün en büyük destekcisi kim?
-Kim?
-Rockefeller..
-Şu meşhur Rockefeller. Dünyanın en zengin Yahudi ailesi. CFR'nin kurucusu ve finansörü.
-Evet o.
-Hakan Bey de zaten Rockefeller Vakfı'ndan verilen bursla misafir araştırma görevlisi olarak çalışmış, 2001-2002 de…
-Ne üzerine?
-Fethullah Gülen Hareketi üzerine…
Kim ne derse desin… AKP'nin yeni Genel Başkan Yardımcısı Edibe Sözen, yeni dönemin en dikkat çeken ve en tartışılan isimlerinden biri olacak. Bunu anlamak için AKP kulislerine kulak kabartmak yeterli. Çünkü şimdiden sohbetlerde adı en çok geçen isim olmuş durumda. Ayrıca Edibe Hanım'ın AKP'ye ne tür bir açılım ve katkı yapacağını zaman gösterecek. Ama yukarıdaki sohbette dikkate alındığında kocası Hakan Yavuz'un da AKP'ye en az Edibe Hanım kadar katkısı olacağı kesin.. Özellikle AKP-ABD ilişkilerinde…[4]
Not: Edibe Sözen'le M. Hakan Yavuz birkaç ay önce hukuken ve siyaseten boşanmış ama, fiili münasebetleri devam ediyor.
AKP Gn. Bşk. Yardımcısı Rockfellerci Mason Edibe Sözen'in kocası M. Hakan Yavuz, bir kitabında Gülen cemaati ile ilgili ifşaatları. "Fetullah Hoca Türk Siyonizmi'ni temsil ediyor"
- Gülen hareketi; İslam'ın ve Tanrı'nın; kapitalizmin ve Türkiye'nin ihtiyaçlarına göre, Türk burjuvazisini güçlendirmek için yeniden yorumlamasıdır.
- Bu hareketin üç aksiyon alanı var; ekonomide güçlü olma, eğitimde yaygınlaşma ve medya, sermaye, bilgi ve imaj imkanlarıdır.
- Artık Türkiye'ye dönmesi gerekiyor. Ancak galiba hoca efendinin etrafındaki bazı kişiler dönmesine taraf değiller. Oysa, İslam Protestanlığının ve Türk Siyonizmi üstadının ülkesine dönmesi daha yararlıdır"
Bu arada, darbe dedikodularıyla, Milli bir dönüşümü, akamete uğratmak ve erken doğuma zorlayıp boşa çıkarmak ve tabi AKP'ye haklılık ve destek kazandırılmak isteniyor:
"Zeyno Baran Düğümü Ben bu hanımın adına birkaç yıldır raslıyorum. Özellikle fonlardan nemalanan dernek listelerindeki adlar arasında. Önce onu, adından yola çıkarak, güneydoğulu girişimci bir bayan sanmıştım, meğer epey ünlü bir gazete patronunun kızıymış. Bu arada küçük bir edebi ulakalalık yapayım. Bu ad bana Halide Edib'in Tatarcık romanını da hatırlatıyor. Ordaki baş kişinin adı da Zeyno idi. Şimdi Zeyno Baran'ın küçük bir biyografisi: Baran, CSIS mensubudur. CSIS nedir derseniz, açıklayalım: İngilizce açılımı, Center for Stratejik and International Studies. Türkçesi "Stratejik" ve "Uluslararası" Çalışma Merkezi. Zeyno Baran, CSIS'den önce Dünya Bankası'nda Kemal Derviş'in yanında, Enerji bölümünde çalışıyordu. Gürcistan, daha sonra Kafkasya-Türkiye bölümünde uzun zaman çalıştı. 2003'te Nixon Center'de "Uluslararası güvenlik ve enerji" bölümünün başına getirildi. Uzun yıllar Yunanistan'da yaşadı. 2001 yılında Türk-Yunan "çalışma grubuna" girdi. Standford Economi'de tahsil gördü. "İslâm ve Demokrasi Uyumluluğu" adlı çalışmasıyla 1996 Firestone ödülünü aldı. Ne ödüller var dünyada! Atilla Yayla'nın ödülleri gibi! Şimdi şu CSIS hakkında biraz daha bilgi: Georgetown Üniversitesi'ne bağlı bir "devlet" kuruluşu iken, daha sonra şirketleşti. Şirkette ülkelerin masaları bulunur. Masalarda genellikle şef olanlar CIA ve dışişleri uzmanlarıdır. Kartellere ve devlete, ülke ve bölge raporları hazırlar. Ülkelerin yöneticilerini "konferans"larda, Amerika'daki şirketlerin yemeklerinde buluşturur. CSIS'te Çevik Bir, Bülent Ecevit, Mesut Yılmaz, Tayyip Erdoğan, Türkiye ile ilgili konferanslar vermişlerdi. Özal, 1983'te siyasi parti kurma çalışmalarına başlamadan önce Washington'da CSIS'e konuk oldu. Özal'ın toplantısında CIA ünlülerinden, Türkiye'de büyükelçilik yapmış diplomatlardan, ABD Ulusal Güvenlik Komitesi'nden, ABD Dışişleri'nden, ABD Savunma Bakanlığı'ndan birileri bulunmuştu. |
Zeyno Baran'ın yazdığı makalenin konusu "darbe" değil mi? Değil! Bence bu, "2007'de yüzde elli ihtimalle darbe olacak" ana fikirli yazının asıl amacı, 28 Şubat benzerliğine dikkat ederseniz, Erbakan hükümetini Tayyip hükümetiyle eş değerde göstermek kaygısıdır.
Erbakan'ınki "millî" dertleri olan, projeleri olan, başarıları olan bir hükümetti. Ona yapılan darbe teşebbüsü, "gayri milli" bir girişimdi. Havuz projesine, uzak doğudan yapılan ithal araba meselesine, dar gelirlilere yapılan maaş zamlarına, yerli araba yapma teşebbüslerine, Türkiye'nin ekonomisini toplama, iyileştirme girişimlerine karşı yapılan siyaseten de, haysiyetli duruşa karşı yapılan "masonik" bir hareketti. "Şimdi 28 Şubat şartları oluştu" demek kadar büyük hata, hatta büyük vebal olamaz. Tayyip Erdoğan hükümetiyle Erbakan hükümetini birbirine benzetmek, eşleştirmek, 28 Şubat şartları oluştu" demek büyük hatadır, siyasi bir oyundur. [5]
[1] 29.11.2006 / Dr. Abdullah Özkan / Milli Gazete,
[2] 04.12.2006 / Abdülbari Atwan / Kudsül Arabi / Radikal
[3] 05.12.2006 / Hasan Ünal / Milli Gazete
[4] 05.12.2006 / Kulis Ankara / Milli Gazete
[5] 04.12.2006 / Afet Ilgaz / Milli Gazete

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah (CC) Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır! “Şeytan'ın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"…
Bu reçeteleri bizlerin anlayabileceği şekilde şiir haline getiren muhterem Üstadımızdan Allah razı olsun.. Katmanlarını kavrayabilmeyi,…
Milletimizin artık bu Suriye yalanlarına kanmaması gerekiyordu. Şara'nın gelişinin ilk gününden bu yana sürekli olarak…
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…