YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6980aeacc29b3
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 5
Bugün : 25844
Dün : 57744
Bu ay : 83588
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48786901
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

JEOPOLİTİK'İN GİZLİ AKP (Arkası Karanlık Projeler) SAVUNMASI

Jeopolitik dergisi Ocak 2007 sayısında Uğur Yıldırım "Şöhretler Karması" yazısında, hem kendi aklınca, hem çaktırmadan Recep Tayyip Erdoğan'a sahip çıkıyor, hem de "Müslümanlara yaklaşıyor" diye Putin'e çatıyor. Böylece Jeopolitik gerçek amacını ve ayarını ortaya koyuyor.

Uğur Bey şöyle buyuruyor:

"Zaman ne gösterir bilinmez…

 

Ancak Başbakan Erdoğan için "Miloseviç Planı" devreye sokulmuş gibi görünüyor… Sorosvari kitle eylemleri, "barikat"çılar; Koç'u Alatonları TÜSİAD'ı hükümete karşı göreve çağıran gazetecilerin çabasıyla, kimi Atatürkçülük, kimi Milliyetçilik, kimi Müslümanlık adına sokaklara dökülecek kitleler öngörülüyor…

Elbette belli konularda hükümete ağır tenkitleri olan bu satırların yazarı, AKP'nin eleştirilemeyeceğini söylemiyor… Bunu belli bir düzeyi korumaya çalışarak, bir çok kalem erbabı yapıyor zaten…. Emeklisinden çalışanına kitleler de önemli ölçüde meşru dairede ve seviyeyi koruyarak varsa tepkisini gösteriyor… Mesele başka.

Aklı başında hiçbir Türk vatandaşı, kendi Başbakanına emperyalist-siyonistlerle bir olup taş atmaz, yabancıların yönlendirmesiyle yargılama düşleri görmez, bunu onursuzluk sayar.

Adını koymadan Amerika'yı göreve çağıranların, bu milletle ilgisi yoktur… Yüzlerinde ister Atatürkçü, ister Milliyetçi, ister Müslüman maskesi olsun…

"Bu hükümet gitsin de ne gelirse gelsin" düşüncesi kulağa hoş gelen, ama içi boş, tehlikeli bir eğilimdir. İşte orada hiç ummadığımız kuvvetlerin planı yürüyecek… Rüzgara kapılanlar, derin hayal kırıklıkları yaşayacaklar… Dahası Türkiye'ye yazık olacak…

Dün konuştuğum AKP'ye hiç de sempatisi olmayan önemli bir "beyin"in deyişiyle, bu Amerikan planının başarısı durumunda, "Volkanik patlamalar olur, Tarihte olanlara benzemez, başarılı olursa, Türkiye için sonuç facia"dır.

Uyanık olmak lazım."

Jeopolitik'in Uğur'u nun bu iddiaları:

  • 1- Önce bir çarpıtma yanıltmacadır. Çünkü AKP kendi (Milli) iktidarımız, Tayyip Bey kendi Başbakanımız değildir. Gerçek milli iktidarımız olan Refah-Yol'u 28 Şubat senaryolarıyla yıkan malum ve Mel'un güçlerin bilinen demokratik (şeytani) hilelerle Meclise taşımasıdır ve onların maşasıdır.
  • 2- Bu iddialar açık bir yalancılıktır. Çünkü AKP'nin akrepliklerine karşı çıkan bütün duyarlı kesimlerin hepsi ABD ve AB emperyalizmi karşıtıdır ve AKP'yi yıksın diye Amerika'yı dolaylı da olsa göreve çağıran bir kişi bile çıkmamıştır.
  • 3- Bu sözlerde, AKP'ye ve asıl onun arkasındaki Siyonist-emperyalist merkezlere çok cıvık bir yalakalık ve yağcılık sırıtmaktadır. "AKP yıprandı, birazda bizi kullanın" havasını çağrıştırmaktadır.
  • 4- İslam'ı sadece bir aksesuar ve yedek lastik olarak görenlerin korktukları başlarına gelecek; Türkiye merkezli, İslam endeksli ve insan eksenli yeni bir dünya mutlaka ve pek yakında kurulacaktır.

BASRALI ÇOCUK ÖMER'İN BARBARLARA MEKTUBU

Merhamet hür dünyaya bu kadar mı IRAK'tı?

Ben Basralı Ömer.

Belki haberin yoktur diye yazıyorum Mr. Franks!

Önce "demokrasi" yağdı göklerimizden,

Sonra "özgürlük" geçti üstümüzden palet palet.

Ve "insan hakları namluları"ından

Saniyede bilmem kaç adet "demokrasi"

Bizim eve de isabet etti.

Size de, demokrasinize de lanet!..

Bir gün sonra anladım koptuğunu ayaklarımın.

Tam on sekiz adet "insan hakları"

Saymışlar vücudunda babamın.

Annem yoktu zaten.

Ben doğarken ilaç yokluğundan ölmüş.

Ambargo falan dediler ya,

Anlamadım çocukluk aklı işte!

Sonradan üstümüze barış diye, füzeler dökülmüş…

Sizde de barış böyle midir Mr. Franks?

"İnsan hakları" çocukları yetim

Ve ayaksız bırakır mı orada da?

Düşer mi ayın kan gölüne aksi?

Güpegündüz düşer mi pazaryerine "demokrasi"?

Sitem etmek haddime mi.. sadece öğrenmek niyetim

Korkusundan kuşlar gökyüzünü terk eder mi Amerika'da da?

Babamla mırıldandığım son dua dilimde!

Ayaklarım hastanede,

Ve giymeye kıyamadığım ucuz pabuçlar kaldı elimde!

Çocukların var mı Mr. Franks?

Al, oğluna götür onları

Bari işe yarasın!

Kim bilir, belki baktıkça

Barbarlığını hatırlarsın!

Hala inanan kaldı mı bu yalana,

Bu nasıl "demokrasi" Mr. Franks?

Her düştüğü yeri yaktı!

Merhamet hür dünyaya

Bu kadar mı IRAK'tı?

Ve Mr. Franks

Bizi kurtaracak diye ümit bağlanan

Ama size destek sağlayan

Sözde müslümans liderler

İçimde sizinkinden daha büyük

Ve buruk bir acı bıraktı!..

Çünkü efendileri, İsrail'di

Ehud Barak'tı!…

ONURLU ORYANTAL

Meşhur dansöz Tanyeli, yılbaşı gecesi için, Amerikan askerlerini eğlendirmek üzere davet edildiği Bağdat teklifini geri çevirmiş ve 50 bin dolarlık ücreti kabul etmemiş…

"Sahipsiz Müslümanları ve savunmasız insanları katleden canilere göbek atmam" demiş.. (Gazeteler)

Şimdi söyleyin bakalım: Hanımı başörtülü AKP'liler mi  daha tutarlı ve duyarlıdır, yoksa oryantal Tanyeli Hanım mı?!..

Bu olay üzerine aklımıza geldi:

"İnsaflı dansöz, münafık dinciden şereflidir!"

"Duyarlı dansözler, dönek densizlerden iyidir"

ULUSALCILAR, USLANIN!

Ulusalcı bilinen ve Milli çıkarlarımızı savunması bize ümit veren kesimlerin (solcu veya sağcı olsun), Atatürk'ten bahsederken ve örnek verirken, kasıtlı ve hesaplı biçimde, Onun Yüce Dinimizle, Hz. Peygamberimizle, Kur'anı Kerimle ve İslam Alemiyle ilgili inançlı ve duyarlı tavır ve tavsiyelerini özellikle gizlemeleri ve gündeme getirmemeleri:

  • Samimiyetten uzak bir sahtekarlıktır.
  • Atatürk'ü kendi kafasına göre suistimal ve istismardır.
  • Köhnemiş komünist ve kapitalist düşünce ve sistemleri, Atatürkçülük kılıfıyla diriltme şarlatanlığıdır!

Beyler… Atatürkçülük gerek, düz gerek…

Yeter artık, Atatürk'ten utanın ve uslanın! İslam'dan korkmayın ve Müslüman halkımızdan kopmayın!… İslamsız Atatürkçülük, ya faşizme veya komünizme çıkar, toplum uyandı, unutmayın!.

AKP'NİN BAYRAK VE BAYRAM İSTİSMARI

Sol tarafta Recep Tayyip Erdoğan'ın fotoğrafı. Onun hemen arkasında büyük bir Türk bayrağı.

Yanında yine kocaman bir yazı:

"KURBAN OLAM AYINA YILDIZINA

Bayramınız kutlu olsun"

Kurban bayramı ile kurban olma kavramını Türk bayrağı üzerinde birleştirmiş, hem milliyetçi, hem de din kutsalına ilişkin kavramları birlikte kullanıp kendi reklamını ve dolayısıyla partisinin propagandasını yapıyordu!.. Böylece bir taşla iki kuş vuruyordu!

"Bayrak Kanunu madde 7: Yasaklar:

Türk Bayrağı…hiçbir SİYASİ PARTİ, teşekkül, dernek, vakıf ve kuruluşun amblem, flama, sembol ve benzerlerinin ön veya arka yüzünde kullanılamaz."

Şimdi aynı yasa maddesinin devamını okuyalım:

"Bu kanuna ve tüzüğe aykırı fiiller yetkililerce derhal önlenir ve gerekli soruşturma yapılır."

Bu afişler yasaya tamamen aykırı bir biçimde Türkiye'nin neredeyse bütün duvarlarına asıldı.

Neredeydi bunu önlemekle yükümlü olan devlet yetkilileri, neredeydi?

İdari birimler!.. Yani İçişleri Bakanlığı, valiler, kaymakamlar, emniyet müdürleri…

Bayrak Kanunu'nda bu yasayı çiğneyenlere eski TCK'nın 526. maddesi uyarınca 3 aydan 6 aya kadar hapis cezası öngörülüyordu.

AKP iktidarı bunu da yok etmeyi başardı!.. Ve bu suçu Kabahatler Kanunu'nun 32. maddesi kapsamına soktu. Şimdi bunun yaptırımı sadece 120 YTL dolaylarında bir para cezası!

Cezasından da vazgeçtim ama karşımıza şu olayda çıkan düşündürücü tablo iki boyutlu:

1- Türk bayrağına saygısızlık adli suç olmaktan çıkarıldı.

2- Fakat Bayrak Kanunu hükümleri aynen yürürlükte. Onu henüz kaldıramadılar! Başbakan ve partisi o afişlerle yasayı çiğnediler. 'Yasalar bize işlemez' mesajını bir kez daha verdiler. Türk bayrağını kullanarak propaganda yapmaya, siyasi çıkar elde etmeye kalkıştılar…

Çünkü yurt sorunlarına duyarlı, gidişin nereye olduğunu gören milyonlarca Türk insanı iktidara büyük tepki gösteriyor.

Baktılar ki zemin ayaklarının altından hızla kayıyor, iş kötüye gidiyor, yasaları çiğnemek pahasına bile olsa çareyi Türk bayrağına, ayına yıldızına ve "Türklük" kavramına sarılmakta-sığınmakta buldular!

Ama Geç kaldılar.[1]

KÖŞKE SEKS ODASI!

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, "Camilerin bazı bölümleri seks odasına çevrilmelidir" diyecek kadar şımarmış ve şaşırmış bir moruk bayanı köşke çağırıp madalya takmış!… (Gazeteler, TV haberleri)

Cami Allah'ın evidir.. Müslümanların kutsal ibadethanesidir..

Şimdi birisi çıkıp ta:

"Sn. Sezer köşkün bir köşesini seks odası yapsın.."

Veya:

"Sn. Sezer kendi evinin bir odasını topluma açık seks yuvası yapsın" dese, bu alakasız ve ahlaksız teklif hoşunuza gider mi?

Allah'ım, cumhurdan bu denli kopuk, Milletimizin maneviyatına böylesine soğuk yöneticiler, elbette ve öncelikle bizim günahımızdır. Çünkü; "Toplumlar layık oldukları idarecileri bulacaklardır"

ABD ve AB PİYONDUR, İSRAİL İSE PATRON!..

İsrail'le derin temas

Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Saygun, önceki gün beraberindeki heyetle birlikte "bir dizi kritik, askeri stratejik toplantılar için" İsrail'e gitti. ABD ve İsrail'in sürekli tehdit ettiği İran'ın Şahap füzeleri hakkında görüş alışverişinde bulunulacağı belirtilen görüşmelerde terör ve istihbarat uzmanlarından oluşan ekibin de yer alması soru işaretlerine neden oldu.

Toplantılarda, terörle mücadele kapsamında istihbarat paylaşımı, istihbarat uydularından elde edilen sonuçların değerlendirildiği bildirilirken, Türk-İsrail ve Amerikan Deniz Kuvvetleri'nin ortaklaşa gerçekleştirdiği Güvenilir Denizkızı (Reliand Mermaid) tatbikatının takviminin de görüşülecek olması, "Ziyaret, İran konusunda bir manipülasyon mu?" sorularına neden oldu.[2]

Neden İsrail'le "bir dizi kritik görüşme" yapılıyor? Türkiye "AB karşısında milliyetçilik, ulusalcılık" diye bağırırken, aslında ABD ve İsrail tarafından limana bağlanmış bir gemi midir?

"Nükleer tehdit nedeniyle dünyanın gözünün İran'ın üzerinde olduğu bir dönemde, Türkiye ve İsrail bir dizi kritik görüşme için düğmeye bastı." Sabah gazetesinde Metehan Demir' in "Şahap'a karşı İsrail zirvesi" haberi böyle başlıyordu. Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Ergin Saygun İsrail'e gitmişti. "Şahap" ise İran füzesiydi.

Şöyle bir "haber" tasavvur edebilir misiniz: "Nükleer silahları nedeniyle dünyanın gözünün İsrail'in üzerinde olduğu bir dönemde, Türkiye ve İran bir dizi kritik görüşme için düğmeye bastı." Olmaz…

Türkiye "çok yönlü dış politika" derken, kendini ve halkını aldatan bir devlete mi sahiptir? Türkiye politikası, arada bir hükümet cenahından "din kardeşlerimiz" filan denerek dostlar alışverişte görsün diye çarşı iznine çıkarılırken, aslında "çuval" dan mı ibarettir?

Türkiye "AB karşısında milliyetçilik, ulusalcılık" diye bağırırken, aslında ABD ve İsrail tarafından limana bağlanmış bir gemi midir?

Tamam; tercihiniz böyle bir tarik, öyle bir yol, şöyle bir güzergah olabilir. Ama, gözünüzü seveyim, gidip gelip dönüp dönüp "masal" anlatmayın, olur mu! "Dünyanın gözünün" önünde.[3]

HAYDAR BAŞ'IN BOŞ İDDİASI!

Bakü'den başka, Türkiye dahil hiçbir ülkede geçerli sayılmayan, çünkü para ile satın alınan sahte Prof.luk patentiyle hava atan Haydar Baş, AKP'nin Hıyanetlerini Milli Görüş'e ve Erbakan Hoca'ya mal etmek için:

"Yahu, bunlar farklı değil, aynıdır. Biri ötekinin devamıdır. Hatırlamıyor musunuz, Tayip Erdoğan bunların İstanbul Belediye Başkanıydı…." diye yırtınıyor.

Çevresinde elli yaşında ve aklı başında hiç kimse yok mu, ona:

"Sn Haydar Baş, sen de Milli Görüş'ün MSP Trabzon il başkanıydın… Döneklik yolunu sen açtın.. Erbakan'a hıyanet ve hakaretin, dış güçler yanında ne kadar para ettiğini, AKP'liler önce sizlerden görüp dersini ona göre çalıştı…" diye hatırlatsın!…

BABA GEBE KALIRSA, PAPA DA BEREKET DOĞURUR!

Milli kimlik ve kültürümüzden ilgisiz ve yetersiz eğitim sistemi ve bozuk medya sayesinde beyinleri körletilen ve uzaktan güdümlü robotlar haline getirilen toplumumuz;

"Gazeteler ne yazarsa

Televizyonlar nasıl anlatırsa

Etkili ve yetkili makamlar ne açıklarsa, bunlar doğrudur" anlayışına şartlanmış durumdadır. Bu yüzden, altmışlık baba doğurur, Haçlı Papa Uğurludur" dense yine inanmaktadır.

Şöyle bir fıkra anlatılır:

Altmış yaşlarında bir erkek, verdiği idrar tahlil sonuçlarını almak üzere doktoruna uğramıştır.. Ama, aksilik bu ya, yoğun kalabalık arasında, adamın tahliliyle, başka bir kadınınki karışmıştır. Doktor, erkek hastasına: "Bey amca bu tahlil sonuçlarına bakılırsa, beş aylık hamile olduğun anlaşılmaktadır" deyince, şaşkınlaşan adam: resmi ve yetkili birisi söylüyor, öyle ise doğrudur" mantığıyla hanımını kastederek:

"Ben gavurun kızına defalarca, üstüme çıkma demiştim!.?" şeklinde kızıp söylenmeye başlar…

Şimdi:

İslam'a karşı Hıristiyan birliğini kurmak, Patrikliğin ekümenliğini pekiştirip İstanbul'da yeni bir Vatikan oluşturmak ve Müslüman halkımızı laytlaştırıp uyuzlaştırmak için Türkiye'ye gelen ve daha önce Yüce Dinimize ve Peygamberimize Küfreden Papa'nın bu ziyaretinin ülkemize hayır ve bereketler yağdıracağına inanan insanlarla, altmışlık babanın doğuracağına inanan safların durumu çok mu farklıdır?

PROF. DR. UÇKUN GERAY HOCAMIZA:

Çok değerli aydınlarımızdan, Yeni Kuvayı Milliye Kurmaylarımızdan ve pek dikkatli okurlarımızdan, Prof. Dr. Uçkun Geray Hocamız; özellikle ormanlarımızın yağmalanması, hazine arazilerinin talanı, vatan topraklarının yabancılara satılması ve ülkemizde çok yönlü bir çevre felaketine yol açılması konularındaki duyarlı mücadelesiyle tanınan ve takdir toplayan bir büyüğümüz.

Geçenlerde Ulusal Kanal'da Acaristanbul projesiyle, peşkeş çekilen Beykoz ormanlarıyla ilgili bir programda:

"Biz bütün bu yanlışlık ve haksızlıkları gündeme getiriyor ve ilgili makamları harekete geçiriyoruz ve mahkemelerden de gerekli kararların çıktığına seviniyoruz, amma, hükümetlerin ve belediyelerin bu doğrultuda bir icraatını göremiyoruz.. Vurgun ve soygun, bu göz yumma sayesinde sürüp gidiyor!.." anlamındaki yakınmalarını duyunca şu fıkrayı hatırladık.

"Kadının birisi, mobilyacıyı arayarak:

Yeni getirdiğiniz elbise dolabının vidaları sıkılmamış. Gıcırdayıp duruyor" demiş. Mobilyacı önce çıraklarını gönderip baktırmış… Aynı şikayetlerin devam etmesi üzerine, bu sefer kendisi oraya varmış.. Bütün vidaların iyice yerleştirildiğini ve dolabın ses çıkarmaması gerektiğini düşünen mobilya ustası evin yanı başındaki demiryolunu görünce:

"Acaba tren geçtiği zamanlar mı silkelenip ses yapıyor? diyerek, ev hanımına "geçmesi yakın olan treni bekleyeceğini" söyleyip dolaba saklanmış.

Tam bu sırada eve gelip, yatak odasına geçen ve ceketini asmak isteyen ev sahibi, dolapta mobilyacıyı görünce, ikisi birden şaşkınlaşmış…

Mobilya ustası:

"Beyim, ben burada tren beklediğimi söylesem de sen bana inanmayacaksın!.." diyerek, adamın elinden kurtulmaya çalışmış… Ve tabi ama derdini kimseye anlatamamış ve duyan herkes onu şuçlamış…

Şimdi Sn Uçkun Hocam.

Siz doğruyu söylüyorsunuz, Milli sorumluluğunuzun gereğini yapıyorsunuz ve sorunlarımızın kökenine inip, gerçek nedenlerini bulmaya çalışıyorsunuz, amma, Bakanlar, Belediye Başkanları ve yetkili makamlar ne söylerse marazlı medya onların sesini duyuruyor ve hipnotizmaya uğratılan halkımız da maalesef onların yıldızlı yalanlarına kanıyor!…

"SİZİN ÇAPINIZDA BİR KARDİNAL PAPAZ BULUNMAZ!"

Elazığ Müftülüğünde düzenlenen bir konferansa katılan, Diyanet İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Saim Yeprem, Dinlerarası Diyalogun faziletlerini, anlattığı konuşmasının girişinde:

"Papa Benedik'in Diyanet İşleri Başkanımızı ziyareti sırasındaki özel sohbete bendeniz de katılmıştım. Bu görüşmeyi canlı yayın yoluyla Paris'ten izleyen din ataşemiz beni arayarak:

"Hocam, sizin ayarınızda bir kardinal göremedik!" iltifatında bulunduğunu iftiharla anlatmıştı..

Bu bir iltifat mıdır, yoksa itiraf mıdır, vicdanlarınıza havale ediyor ve o sözleri tekrar veriyoruz:

"Hocam, sizin çapınızda bir Kardinal Papaz bulunmaz!.."

KADERİN CİLVESİ VE MUSTAFA KEMAL'İN ECELİ!

Fransızlar yeni buluşları olan bir uçağı tanıtmak için tüm ülkelerden katılımcıları çağırmış.

Dönemin Osmanlı Hükümetine de davetiye çıkarılmış.

 Hükümet, yeni icatlara oldukça meraklı olan Ali Rıza Paşa'yı gönderme kararı almış.

Ali Rıza Paşa: "Bunu biz yapmalıydık" diye içinden hayıflanmış.

 Ali Rıza Paşa, çok güvendiği ve ümit beslediği bir delikanlı subayı da yanına alıp yola çıkmış.

Derken Paris'teki yeni uçağın gösterileceği meydana varılmış.

Uçağın pilotu hazırlıklarını yapmış, üstüne montunu alıp gözlüğünü takmış ve merakla beklenen uçak havalanmış.

Parendeler taklalar manevralar müthiş bir gösteriden sonra piste inen pilot alkışlar arasında uçaktan atlamış.

Bu arada pilot, davetliler arasından, kendisine yeni denemesi için eşlik edecek cesur gönüllü istiyor.. Bizim delikanlı subayımız öne atılıyor.. Ben varım, diyor. Tamam, deniyor ve delikanlıya gözlük ve mont veriliyor…

 Delikanlı montu giyiyor gözlüğü takıyor.. Kalabalıktan sıyrılmak üzere iken, Ali Rıza paşa birden kolundan tutuyor..

 "Olmaz sen gitme bırak başkası binsin!" diyerek engel oluyor. Neden, diye soruyor delikanlı subayımız. Bir şey mi hissettiniz? "İçime öyle doğdu, sen lazımsın evlat!" sonunda başkası biniyor uçağa. Uçak havalanıyor.

Parandeler.. manevralar.. Derken uçak, birden alev topuna dönüyor ve hızla piste çakılıyor.. 2 ölü…!?

 Delikanlı hayretler içinde Paşa'ya bakıyor…

Acaba, Ali Rıza Paşa sadece yiğit bir kişinin değil, koca bir Milletin talihini ve tarihini değiştirecek öncü bir şahsiyetin kurtuluşuna vesile olduğunun farkında mıydı?

Çünkü, o delikanlı, Mustafa Kemal'di!..[4]

AYIN AYISI ve YILIN YALANCISI BUSH'T!

Amerikalılar başkanları Bush ile ne kadar övünseler azdır!

Dünyanın hiçbir ülkesine nasip olmayan başarıyı yakalamış durumdalar!

ABD Başkanı Bush sonunda "Yılın yalancısı" unvanını da kazandı!

Amerikalılar "En yalancı başkan bizim başkan" diye tüm dünyaya hava basabilirler!

ABD Başkanı Bush yakın zamana kadar "Savaşı kazanıyoruz" yalanı ile tüm Amerikalıları kafaya almaya çalıştı.

Ama kısa bir süre önce artık bu yalanın para etmediğini görmüş olmalı ki savaşı kazanamadıklarını itiraf etmek zorunda kaldı.

Yani yıllardır yalan söylediği ortaya çıktı!

Böylelikle yılın yalancısı olma yolunda ilk adımı atmıştı.

Savunma Bakanı Rumsfeld ile ilgili söylediklerinin yalan olduğu da ortaya çıktı!

"Sonuna kadar bizimle" diye hep Rumsfeld'i sahiplenir görünen Bush'un bu sözünün de aslının astarının olmadığı anlaşıldı.[5]

Gavur push't dünyanın yalancısı, ama onun yalakası Tayyip Efendi de Türkiye'nin yalancısı. Çünkü hiçbir sözünü tutmadı.. Hiçbir dediği çıkmadı. Sürekli geri adım attı…

FUHUŞ PATLAMASI!

 Ne AB ile görüşmelerin sıkıntıya girmesi, ne Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili tartışmalar, ne ekonomideki olumsuz gelişmeler!

Hiçbiri bizi fuhuş patlaması kadar tedirgin etmiyor!

Öteki sorunlar bir şekilde nasıl olsa halledilir!

Bugün bozuk olan ilişkiler yarın düzeltilir!

Ama fuhuş patlamasının sonuçları nasıl telafi edilebilir?

Her sabah gazeteleri açtığınızda cinsel sapıklıkla ilgili sürüyle haber görmüyor musunuz?

Televizyon haberleri fuhuş sektörünün çocuklarımıza kadar bulaştığını ortaya koymuyor mu?

Fuhuş patlaması o boyutlara ulaştı ki artık yetişkinler arasındaki çarpık ilişkiler bitti, şimdi çocuklara uzanan sapıklıklar peş peşe gündeme geliyor.

Elbette hepimizi üzmesi ve düşündürmesi gereken bir durum bu!

AKP'liler biraz da bu sorunun halli için kafa yorsalar diyoruz!

Netice itibarıyla kendi iktidarları döneminde yaşanan bir sorun.[6] Başkasının türbanıyla övünür ve avunurken, halkımızın namus kimyası ve kutsal aile yuvası çürüyor ve çözülüyor!..

AKP İSRAİL'İN HÜKÜMETİ Mİ? HER ŞEY İSRAİL İÇİN Mİ?

Türkiye'yi "enerji kontrol merkezi" yapma vaadiyle milyarlarca dolar harcanarak hayata geçirilen Bakü-Ceyhan enerji hattının, İsrail'i dünyanın "enerji merkezi" yapma amacıyla hazırlandığı ortaya çıktı.

AKP'li Enerji Bakanının katılımıyla Tel Aviv'de imzalanan anlaşmaya göre, Irak'ın kuzey petrol sahalarını Kerkük-Yumurtalık ve Hazar Denizi'ndeki Azeri petrol yataklarını, Bakü-Tiflis-Ceyhan hatlarıyla Akdeniz'e, dünya pazarlarına indiren Ceyhan terminalinin yanı sıra, Samsun-Ceyhan petrol boru hattının inşasıyla Karadeniz'e inen Rus ve Kazak petrolleri de İsrail'deki terminallere kadar uzatılacak. Böylece, enerji bölgelerinden İskenderun Körfezi'ne taşınmış olan enerji, İskenderun'dan dünyaya pazarlanmak yerine, İsrail'in Kızıldeniz sahilinde yer alan Eilat şehrinden dünyaya pazarlanacak.

Büyük gizlilikle yürütülen görüşmeler

İsrail'in Lübnan'a saldırmasındaki asıl amacın, Ortadoğu'da İsrail için tehdit oluşturan yapılanmaların etkisizleştirilerek, Bakü-Ceyhan boru hattıyla Akdeniz'e taşınan enerjinin İsrail üzerinden dünyaya pazarlanmak istenmesi olduğunu yazan Millî Gazete'nin yorumu, imzalanan bu anlaşmayla doğrulanmış oldu. Anlaşmanın hayata geçmesi durumunda, enerji bakımından Ortadoğu'nun en zayıf ülkelerinden biri olan İsrail, Ortadoğu'nun, Orta Asya'nın ve Balkanların enerji kaynaklarını dünyaya pazarlayan tek güç haline gelecek.

İBRAHİM ETHEM HAZRETLERİNİ HİZAYA GETİREN HİZMETÇİ

 "Belh sultanlığının hükümdarı İbrahim Ethem her akşam farklı bir hizmetçinin hazırladığı yatağında istirahate çekilir. Bir akşam da yeni bir hizmetli odasını hazırladıktan sonra o ihtişama hayran kalıp beş dakika kral gelmeden bir hevesimi alayım diyerek o kuştüyü yatağına uzanır. Ancak beklemediği anda gelen sultanın kırbacını yemesiyle birlikte yataktan zıplaması bir olur. Hizmetçinin bu kırbaca tepkisi ise tebessümdür. Buna sinir olan sultan Ethem ‘sen ne haddini bilmez kişisin' diyerek iki kırbaç daha atar. Buna da gülmekle cevap verince hizmetçinin dayak yediği halde neden güldüğünü soran sultan İbrahim Ethem'e hizmetçi şu tarihi ve ibretamiz cevabı verir:

"Sultanım, iki dakikalığına uzandığım şu saltanat keyfi yatağında üç kırbaç yediğime göre, bütün ömrü bu rahatlıkla geçen sultanın hesabı nasıl olacaktır diye merakımdan gülüyorum" deyince, İbrahim Ethem'in yüreğine işleyen bu sözün ilahi bir mesaj niteliğinde olduğunu hisseder ve kalbine düşen bu kıvılcımla dervişlik yoluna düşer.

Mesnevi'den ders aldım:

"Bir insanın nasıl güldüğünden terbiyesini; neye güldüğünden de zeka seviyesini anlarsınız." (Hz. Mevlana)

SİZ VE TEPKİSİZ TOPLUM

Radyo Televizyon Üst Kurulu, televizyon ekranlarındaki kirliliği temizlemek için böyle bir olumlu hamle yapmış olabilir… Ama, bu tavır ekranların nasıl olması, ekranlara ne tür programlar konulması gerektiği açısından bakıldığında yanlış bir tavırdır… Çünkü, ekranları temizleme görevi, Radyo Televizyon Üst Kurulu kadar bu programların kendileri için üretildiği izleyenlere düşmektedir. Ekranlardaki kirliliğe, kepazeliğe, rezilliğe, ahlaksızlıklara tavır koyması gereken gerçek denetim mekanizması, izleyicilerden başkası değildir. Tavrını, tepkisini, eleştirisini gösterecek olan kamuoyudur, izleyenlerdir… "Biz bu rezillikleri seyretmek istemiyoruz, biz bu ahlaksız tekliflerin yer aldığı dizileri görmek istemiyoruz, soytarılığı, madrabazlığı şovmenlik olarak sunan anlayışı protesto ediyoruz" diyerek televizyon kanallarını, doğru, güzel ve seviyeli yayıncılık anlayışına yöneltecek olan, şimdiye kadar "ne verirsek izlemek zorundadır" denilerek beğeni çıtası düşürülmüş Türk halkıdır.

Ne hazindir ki, Türk milletinin sosyolojik ve kültürel algılamaları dolayısıyla sağlıklı bir isyan kültürü gelişmediği için, yaklaşık 16 senedir toplumu olumsuz şekilde dönüştürmek için var gücüyle uğraşan bu televizyonlara nasıl tepki verileceği konusu hep lafta kalmıştır… RTÜK'ün açtığı şikayet hattı, televizyon kanallarının ciddiye almadığı, sembolik olmaktan başka bir şey ifade etmeyen bir yapı olarak kalmıştır. Saygınlık ile yaygınlık arasındaki dengeyi kurmaktan aciz, kalitesizlikten beslenen yayıncılık anlayışını reyting ile daha da azgınlaştıran egemen medyayı hizaya getirecek yegane güç, halkımızdan yiyeceği tokat olacaktır. Eğer bu çürümüş, sığ, yoz, basit, kepaze yayıncılık anlayışına dur denilmezse, bu dönüşümün faturası ödenemez olacaktır, acı olacaktır…

Kaybolan para veya malın yerine, mal veya para koyabilirsiniz… Ama, toplumun çimentosu olan ahlak ve kültürel değerleri yitirdiğiniz, zihinlerinizi kültürel işgale açtığınız anda, toplum olarak yok olmuşsunuzdur.[7]

İKİYÜZLÜ MEDYA

Bu ne yaman çelişkidir… Kıbrıs'ın elimizden kayıp gitmesi için neredeyse "ne olursa olsun, boşver" havasındaki bu tipler, daha bir ay önce toprağa verdiğimiz eski Başbakan Bülent Ecevit için sayfalar dolusu, "Kıbrıs fatihi, Karaoğlan" başlıklı dosyalar, televizyon programları, belgeseller hazırlamamış mıydı? Adamına göre belgesel… Zamanına göre hamaset… "Kıbrıs fatihi Karaoğlan" diye kahraman yapan ama, Kıbrıs elden giderken, ses çıkarmayan… Tartışılacak konu, Kıbrıs'ın bir metre karesinin bile emperyalist oyunlara kurban edilmemesi olacakken, "Hükümet Cumhurbaşkanı'na bilgi vermedi, Genelkurmay başkanı hadiseyi televizyondan öğrendi" şeklinde üretilen suni gerginliklerle uğraşın!..

Mehmetçik, Kıbrıs topraklarına yok yere mi gitti? Beşparmak dağlarında yok yere mi şehit oldu? Garipliğe bakın… Hiç bir sivil toplum örgütünden ses yok… AB rüyası herkesin ruhuna işlemiş… Kırk yıldır kapıkulu olmak için içerden gelecek, "Buyur gel" nidasını dört gözle beklediğimiz AB, milletimize çözülmez ve anlaşılmaz bir sihir yapmış."[8]

ERBAKAN HOCA'NIN, TURGUT ÖZAL'A YANITI

1977 Seçimlerinde, MSP milletvekili adayı olarak İzmir'de yarışan ve çok düşük ve gülünç bir oy alan Turgut Özal, Erbakan Hoca'ya gelerek:

"Bu böyle yürümez. Bu tutum ve konumumuzla başarıya erişilmez… Amerika'ya, Avrupa'ya, sermaye baronlarına, medya patronlarına ve malum localara hoş görünecek ve onlara güven verecek bir değişim ve dönüşüm olmadan, bu parti iktidara gelemez!." demiş..

Hoca ona şu fıkrayı nakletmiş:

"Bir tren yolculuğunda, bir Mevlevi ile bir Bektaşi dervişi karşılaşmış…

Mevlevi olan:

"Bizler manevi huzura geçtikten sonra, bir kere "Allah" diyerek, ardından devamlı döneriz" şeklinde kendini tanıtmış  ve zikir usullerini anlatmış ve merakla Bektaşilerin hallerini sormuş..

Bektaşi şöyle yanıtlamış:

"Biz, bir kere Allah dedik mi, artık dönmeyiz!..

Recep Tayip efendinin Amerika'da "Dinlerarası Diyalog" hıyanetine taşeronluk girişimine Hz. Mevlana'yı da alet ettiğini görünce bu fıkrayı hatırladık.

Sn. Başbakan:

Hz. Mevlana; Yahudi ve Hıristiyanları ve putperest olanları, İslamla tanıştırmak ve sonsuz mutluluğa ulaştırmak için çırpınıyordu.

Yoksa, diyalogcu dalavereciler gibi, İslamı ve Müslümanları, Siyonist ve emperyalist şeytanlıklara piyon yaptırmaya çalışmıyordu.

SEZER VE BAYKAL ERDOĞAN'A DOLAYLI DESTEK VERİYOR!

Cumhurbaşkanı Sezer ve CHP Genel Başkanı Baykal!

Bu ikili AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın iki yeni gözdesi olsa gerek!

Zira attıkları adımlar, yaptıkları açıklamalar ve izledikleri politikalar ile sürekli olarak Erdoğan'ın ekmeğine yağ sürüyorlar!

Öyle konularda öyle açıklamalar yapıyorlar ki milletin adeta nasırına basıyorlar!

Ve milleti "Yine bu zihniyet hortluyor" diye kopmak üzere oldukları Erdoğan'a koşturacaklar adeta!

Oysa biraz dillerini tutabilseler, biraz attıkları yanlış adımların farkına varabilseler, Erdoğan'da aradıklarını bulamayan kitleler zaten yeni arayışlar içine girecek!

İzledikleri politikalarda milletin hassasiyetlerine önem vermeyen bu ikili Erdoğan'ın işini kolaylaştırmaktan başka bir iş yapmış olmuyorlar!

Adeta Erdoğan'ın en büyük destekçisi oluyorlar!

Bu ikilinin Erdoğan'a karşı izledikleri politikalarda bir suç ve bir ayıp gibi takdim etmeye çalıştıkları şeyler aslında milletin üzerinde çok hassas olduğu konular!

Kaldı ki Erdoğan suçlandığı bu konularda kendisini iktidara taşıyan kitlelerin beklentilerine cevap verebilmiş de değil!

Millet bu konuda Erdoğan'ı yetersiz bulurken, Sezer-Baykal ikilisinin hep bu konuları gündeme taşımaları ve Erdoğan'ı bu noktalardan köşeye sıkıştırmaya çalışmaları ters tepiyor.

Bir bakıma Erdoğan'ı masumlaştırıyor.[9]

MASON TARİKATLARA VE LAYT MEVLEVİLERE, KART LAİKLER NİYE SES ÇIKARTMIYOR?

İşte Özbekler Tekkesi'nin sırrı!

ABD'de vefat eden ünlü plakçı Ahmet Ertegün'le tekrar gündeme gelen Özbekler Tekkesi ile ilgili çok ilginç bir yazı.

Ahmet Ertegün'le gündeme gelen Özbekler Tekkesi'nin ne olduğunu özetliyorum:[Baba] Münir Ertegün'ün annesi Ayşe Hamide'ye Tekke'nin şeyhi İbrahim Eldem'in kızıydı. Özbekler Tekkesi'nde bugün Münir Ertegün Tarih Araştırma Vakfı var. Açılışını 1994'te Henry Kissinger yaptı.  Özbekler Tekkesi'ne Missouri savaş gemisiyle gönderilen Münir Ertegün'ün naaşı Soğuk Savaş döneminde Türk-ABD ilişkileri için bir diplomasi manevrasıydı. İngiliz belgelerine göre Özbekler Tekkesi'nden Şeyh Süleyman Efendi konuk olarak dergaha gelen kişilerden topladığı istihbaratı İngiliz Büyükelçisi Henry Layard'a para karşılığında veriyordu… Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Samsun'a gitmesine izin veren İngiliz belgesinin altında 1919'da İstanbul'a gelen, başta Özbekler Tekkesi olmak üzere bazı dergahlarla tasavvuf düşüncesini öğrenmek için ilişki kuran John Godolphin Bennett'in imzası vardı. Yıllar sonra İstanbul'a dönen Bennett ilk olarak yine Özbekler Tekkesi'ni ziyaret etti. Münir Ertegün, İsmet İnönü'ye yakındı. Milli Şef döneminde yıldızı parlamıştı. İstanbul Hükümeti tarafından Ankara Hükümeti'yle görüşmeler yapması için Anadolu'ya gönderilen Ahmet İzzet Paşa heyetinde görevliydi.

Münir Ertegün'ün ağabeyi Özbekler Tekkesi şeyhi Ata Efendi 'dünyanın en eski ve tehlikeli yeraltı cemiyeti' Illuminati üyesiydi. Ve 33. dereceden masondu Özbekler Tekkesi'nin hemen bitişiğinde ise Sabetayistlerin gömüldüğü Bülbül deresi Mezarlığı var.[10]

İNŞALLAH M. ALİ BİRAND'A AİDS VİRÜSÜ AŞILANIR!

Libya'da, çalıştıkları Bingazi hastanesinde beş yüze (500) yakın çocuğa kasıtlı olarak AIDS virüsü aşıladıkları bunların elli sekiz (58) tanesinin ölümüne sebep oldukları ve kobay olarak bu masum çocuklardaki değişim sürecini bir Amerikalı firmaya para karşılığı sattıkları, şahitler ve delillerle tespit edilerek haklarında idam kararı verilen, biri Filistinli altısı Gürcistanlı 7 hemşireye verilen cezayı Kanal D haberlerinde M. Ali Birand "korkunç bir gelişme" şeklinde veriyordu. Ne diyelim, inşallah kendisine de AİDS virüsü verilir de, o zaman bu cezayı daha insaflı değerlendirme imkanı bulur.

TENEKECİ TAKIMININ ENVER PAŞA AŞKI!..

Milli Gazete'nin yeni yetme yazarlarını bir Enver Paşa muhabbeti sarmış ki, sormayın gitsin. AKP'nin borazanı Yeni Şafak'a transfer olan Hakan Albayrak'ın müritleri ve Milli Görüşe hıyanet ve hakaret eden İsmet Özel'in muhipleri bay tenekeci ekibine göre;

"Enver Paşa örnek bir İslam Kahramanıymış! Bütün hayatını İslam Birliği için adamışmış…!? Sarıkamış'ta dondurulan askerimiz 90 bin değil de 80 bin kadarmış.."

Bu adamlar, yıllarca Milli Gazetede yazan Rahmetli Mustafa Müftüoğlu'nun kitaplarını da mı okumazlar?.

Hem Sultan Abdülhamit hayranı, hem Enver taraftarı olacaksınız!..

Hem Mason İttihat Terakki karşıtı, hem Enver aşıkı olacaksınız!..

Hem Erbakan yandaşı, hem Enver Paşa avukatı olacaksınız!..

Eğer, akıl noksanlığı, vicdan sakatlığı ve bilgi fukaralığı değilse, bu durum tam bir münafıklıktır ve tabi tezattır.

Neyse, Enver'in aslını ve ayarını, enverciklerin hesabını ve havasını ve sözde kaynak gösterdikleri yazarların yamukluklarını uzun uzun yazmamız gerekecek..

Ama şimdilik şu kadarı sırıtıyor ki, bu Enver Paşa övgüleri:

1- Yıllardır Enver Paşa'yı, Osmanlı'yı yıkıma sürükleyen üç dönme hainden birisi olarak gösteren ve elbette doğru söyleyen Erbakan Hoca'ya muhalefet yapmak.

2- Mustafa Kemal nefretini, Enver muhabbetiyle ortaya koymak için yapılıyor.

Aynen, Farisilerin Şia ve Hz. Ali sevgisinin, İran'ı mağlub eden Hz. Ömer'e duyulan gizli kinin dolaylı biçimde açığa vurulması gibi…

Hey zavallılar, üstadı azamlarınızın akıbeti ortada, sizi de göreceğiz.

TEBRİKLER BANU AVAR!

 Sabah ve Milliyet'te "aynı ifadelerle" yer verilen bir haberde, TRT1'deki "Sınırlar Arasında" adlı programı hazırlayan ve sunan Banu Avar, basın tarihine geçecek bir pişkinlikle hem İsveç hem de Türkiye'de hedef gösterildi. Avar'ı adeta lince tabi tutan ise Orhan Pamuk'un dostu, Sabah ombudsmanı Yavuz Baydar…

Pamuk'a "Türkler 1 milyon Ermeni ve 30 bin Kürt öldürdü" iftirasının "gerekçelerini" sormayan Yavuz Baydar, "Dışişleri Bakanlığı'nı bu rezaleti incelemeye çağırıyorum. TCK 216'ya kadar gider ucu" diyerek Avar'ı jurnalliyor. Baydar, YENİÇAĞ'a yaptığı açıklamada, Avar için kullandığı, "Abuk sabuk ipe sapa gelmez yalanlar… Sakandal… Rezalet… Utanç verici…" ifadelerini de "iyi niyetli uyarı" olarak yorumladı.

Milli duyarlı gazeteciye linç girişimi!

TRT'nin yüz akı isimlerden biri olan Banu Avar, Nobel ödülünün ipliğini pazara çıkardığı için, Sabah ve Milliyet gazeteleri tarafından adeta linç edildi.

301 kaldırılsın diyen Sabah'ın ombudsmanı Yavuz Baydar, Banu Avar'ı hem kendi kurumuna hem yargıya ihbar etti ve 216'dan yargılanmasını istedi!

Pazartesi gecesi, TRT'nin yüz akı olan Banu Avar'ın "Sınırlar Arasında" programını seyrettim. Her zamanki gibi dört dörtlük bir programdı. Banu Avar, Nobel ödüllerini veren ülke olan İsveç'e gitmiş, ödülü veren Nobel Vakfı'nın Amerikan silah şirketlerinin hisse senetlerine yatırım yaparak para kazandığını ve ödülleri bu parayla ödediğini ortaya çıkarmıştı. Üstelik bu bilgiyi doğrudan vakfın yetkililerine teyit de ettirmişti. Bu çerçevede, ABD'nin psikolojik operasyonlarında Nobel ödülünü de İsveç üzerinden kullandığını, parayı verenin düdüğü çaldığını da bütün ayrıntıları ile sergilemiş, Türkiye'yi soykırım ile suçlayan İsveç'in yaptığı soykırımları ve yerli bir ahaliyi nasıl zorla kısırlaştırdıklarını da hatırlatmıştı.

Salı gecesi, İnternet'te gezinirken Sabah gazetesinin İnternet sitesinde bir başlık gördüm: "TRT'de Pamuk ve Nobel Skandalı"

Haberin kaynağı belli değildi! Biraz sonra Milliyet'in İnternet sitesinde de aynı haberi gördüm. Cümleler bile aynıydı. Bildiğim kadarı ile Sabah ve Milliyet'in sahipleri, yazı işleri ve haber kadroları farklıydı! Yani Hürriyet ve Milliyet aynı haberi yayınlasa, "aynı kişinin gazetesi, aynı haber havuzundan faydalanıyor" diye bir açıklama getirilebilirdi. Fakat,  Hürriyet ve Milliyet bunu yapmıyor.

Gariptir ki, Çarşamba sabahı, Sabah gazetesinde çıkan haber Milliyet'te yoktu! İnternet'teki masa başı haber ise yayındaydı. Milliyet okurları da yorumlarında

Banu Avar'ı ayakta alkışladıklarını belirtiyordu!

Haberde, "TRT 1'de yayınlanan Pamuk, Nobel Ödülü ve İsveç'le ilgili program siyasi skandala yol açtı. İsveç'in bu program nedeniyle Türk Dışişleri'ne üzüntülerini bildireceği belirtildi" deniliyordu! 

Peki ama İsveç devletini bu programdan kim haberdar etmişti! Hem sonra siyasi skandala yol açtığı nereden belliydi! Henüz ortada hiçbir resmi diplomatik tutum yoktu! Bu masabaşı haber, bir Türk gazetecisini İsveç devletine jurnallemiş oluyordu!

Haberde madde madde şikayetlere yer verilmişti. Bu maddelere birer birer bakalım:

İddialar ve cevapları

"Sınırlar Arasında" programında gerekçeleri gösterilmeyen şu görüşler yer aldı.

* Nobel ve benzeri uluslararası ödüller ABD eski başkanlarından Ronald Reagan'ın kurguladığı gizli bir planlamayla ve "ABD'nin küresel kültür emperyalizmine hizmet" amacıyla verilmekte, ödül alanlar bu amaçlarla kendi ülke ve bölgelerinde kullanılmaktadır.

-Yalan mı? ABD Kongresi'nde, bütçeye Türkiye gibi ülkelerdeki gazeteciler için yüz milyonlarca dolar konulmuyor mu? Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, yazarımız Arslan Bulut'a "ABD bazı yazarları maaşa bağlıyor. Bazen de nokta hedefler tespit ederek ona göre psikolojik operasyonlar yapıyor" dememiş miydi? Soros'un Açık Toplum Enstitüsü, Türkiye'de milyonlarca doları kime dağıttı? Yazarlara ve akademisyenlere değil mi? Amerikan Büyükelçiliği'nde Osmanlıcılık dersi verilen Türkiye vatandaşı gazeteciler, uzaydan mı geldi?

* Bu ödüller etrafında yüksek miktarda paralar dönmektedir.

-Yalan mı? Nobel Ödülü, yeterince yüksek değil mi?

* İsveç'te Sami azınlık her türlü haklarından mahrumdur.

-Yalan mı? Bunu bütün dünya biliyor! Dünya ırkçı diye sadece Hitler'i konuşuyor! Oysa Hitler'i gölgede bırakacak kısırlaştırma operasyonları 1980'e kadar İsveç'te bu halklara uygulandı! İsveç'te alkolizm ve delilik çok ciddi sosyal sorunlardır. Kadınlara şiddet bu ülkenin büyük sorunlarından biri değil midir?

* İsveç'te basın özgürlüğü yoktur.

-Yalan mı? Ülkedeki bütün gazetelerde devletin payı vardır.

* Irkçılık had safhadadır.

-Yalan mı? Irkçılığın teorisini İsveç kurmuş, pratiğini de İsveç uygulamıştır. Hitler, İsveç'in teorilerini ve pratiğini kullanmıştır!

* Ödülü reddeden yazar Jean Paul Sartre Cezayir asıllıdır.

-Sartre, ödülü reddettiği zaman "Nobel ödülü, önyargılı, politik ve seçmeci bir anlayışla veriliyor" demedi mi? Sartre'ın Cezayir asıllı olup olmadığını bilmiyorduk! Avar bu veriyi kullandığına göre, mutlaka bir dayanağı vardır.

* Pamuk, kendi milli kimliğini reddettiği için bu ödülü almıştır.

-Bunu, Banu Avar'a söyleyen İsveç'teki Türkler'dir! Kendi milli kimliğini soykırımcı olarak gösteren bir kişinin o kimlikle ödül almaya ne hakkı vardır?

Avar: Orhan Pamuk sadece bir ayrıntıdır

TRT'de yayınlanan ‘Sınırlar Arasında' programının hazırlayıcısı ve sunucusu gazeteci Banu Avar, gazetemize şu açıklamayı yaptı: "Benim ilgi alanımda Türkiye'yi eleştirenler ve seven ülkeler var. Ben bunların arkalarındaki amaçlarla ilgileniyorum. Bu çerçevede verilen ödüllere, övgülere bakıyorum. Orhan Pamuk da, bu bakımdan sadece bir ayrıntıdır. O kadar. Türkiye'ye kriter dayatan Avrupa ülkelerindeki uygulamaya ışık tutuyorum. Kendi ülkelerindeki durumu yerinde inceleyip, bize kriter dayatanların içinde bulunduğu gerçeği Türk halkına gösteriyorum. İsveç'le ilgili yaptığımız program da bu kapsamda hazırlanmıştır."[11]

ÜNİVERSİTEDE AYAKKABI DEFİLESİ DİYE EROTİK SOV GÖSTERİSİ!

İstanbul Teknik Üniversitesinde Pia Mia ayakkabı firması, sözde ayakkabı defilesi düzenlemiş…

Ayakkabı bahane, tam bir erotik şov sergilenmiş ve izleyen kız-erkek gençlerin gözleri kalça göbek, baldır bacak dışında bir şey görmemiş..

Acaba aynı üniversite, bir tesettür giyim firmasının defilesine izin verir mi?

Şimdilik meydan sizin, keyfinizi getirin!..

BUSH, CIA AJANI OLARAK TÜRKİYE'DE ÇALIŞMIŞ!..

5 Temmuz 1991 tarihli Günaydın Gazetesi, manşetten verdiği bir haberde, ABD başkanı George Bush'un 1997 öncesi, CIA'nın Ortadoğu istasyon şefi olarak, bir süre Adana, İstanbul ve Ankara'da görev yaptığını ve bu CIA casusunu Adanalıların iyi hatırladığını yazmıştı.

Ee, Türkiye'yi ve bölgemizi yakınen tanımayanı Amerika'ya başkan seçmezler. Çünkü o takdirde İsrail'e nasıl hizmet edeceğini bilmezler!

Irak İşgalinin mimarlarından Powell pes etti:

SAVAŞI KAYBETTİK

Irak'ta iç savaş var

Afganistan ve Irak işgallerinde uluslararası toplumu ikna etmek için oyuncak hareketlerle yalan üzerine kurulu bir "kimyasal silah" tiyatrosu sergileyen ABD eski Dışişleri Bakanı Colin Powell, Irak'ta yaşanan çatışmalar için "iç savaş" nitelemesini kullanarak Amerikan ordusunun Irak'taki savaşı kaybetmekte olduğunu söyledi. Irak'ta mezhep çatışmaları çıkarmayı başaran Amerikan askerlerinin önümüzdeki yıl çekilmesini öneren Powell, Başkan George Bush'un üzerinde durduğu Irak'taki askerlerin sayısını artırma planının da "işe yaramayacağını" kaydetti.

Asker artırmak işe yaramaz

Amerikan CBS televizyonuna konuşan Powell, Irak'taki asker sayısını arttırmanın "vahim ve giderek kötüleşmekte olan durumu" tersine çevirmeye yetmeyeceğini dile getirdi. Özellikle yaz aylarında güvenliğin sağlanması için Irak'a daha fazla asker gönderildiğini kaydeden Powell, Bağdat'a ve ülke geneline yeni askerler gönderilmesinin fayda getirmeyeceğini belirtti. Donald Rumsfeld'in istifasıyla boşalan Savunma Bakanlığı koltuğuna geçerek göreve başlayacak olan Robert Gates de, Irak'ta savaşı kazanmakta olduklarına inanmadığını söylemişti. Ama ne yazı ki AKP hala bu mağluplardan medet bekliyor.

Elazığlıların bir deyimi var:

"Ne umarsın bacından

Bacın öliy acından"

RESUL TOSUN, AKP'li olunca YOSUN'laştı

14-21 Temmuz 1991 tarihli Yörünge dergisinin baş yazısında şimdi AKP milletvekili olan Resul Tosun Kıbrıs konusunda şunları yazıyordu:

"Öte yandan başka bir emperyalist oyun perde perde sahneye konmakta. Sabıkalı CIA ajanı,  halihazırda ABD Başkanı Bush önümüzdeki hafta Türkiye'ye geliyor.

Görüşülecek ağırlıklı konu da yavru vatan Kıbrıs. Kıbrıs'ta bağımsız bir Müslüman devletin varlığından rahatsız olan İsrail ve Yunanistan'ın büyük ağabeyi, tavizler koparmak üzere "sadık dostu" Özal ile temaslarda bulunacak. Kıbrıs ve "çekiç kuvvet" konularının görüşüleceği bu ziyarette Türkiye'nin İslam Aleminde içi ABD askeriyle dolu bir truva atı olması planlanmaktadır, ABD malum zihniyetiyle bunu planlayabilir, emperyalizmi bir devlet politikası olarak benimsemiş böyle bir ülkeden farklı bir davranış beklemek de zaten anlamsız. Ama bizi yönetenlerin bunlara alet olmamasının gerektiği kimseye nihan değildir. Ülkeyi yöneten ANAP iktidarı Türkiye'nin ANAP demek olmadığını idrak etmesi ve böylesine Milli meselelerde sadece kendi görüşünü değil muhalefeti ve özellikle de Meclis dışı muhalefeti hesaba katmalı, ANAP politikası değil milli bir politika takip etmelidir.

Çünkü Kıbrıs şu anda meclis dışında bulunan RP ve DSP koalisyonu zamanında Rum zulmünden azade kılınmıştır. Bugünkü tabanıyla ANAP milletin çoğunluğunu da temsil etmediği için Kıbrıs gibi bir konuda tek başına hareket etmesi son derece yanlıştır. Hele parlamentonun saf dışı bırakılarak Çankaya'nın kendi başına tasarrufta bulunması ülke menfaatlerine tümüyle ters bir politik tavırdır

Kıbrıs'ta değil yüzde 25'e inmek, Ada'nın tümünü Rumlara versek bile Batı'nın yine de bizden hoşnut kalmayacağına eminiz. Çünkü Yüce Allah ölçüyü koymuştur. Onların dinine girmedikçe onlar asla hoşnut olmazlar. Öyleyse Batıya yaranmak için ne Kıbrıs'tan taviz vermek, ne de ‘çekiç kuvvet' konusunda onları memnun etmeye çalışmak faydasız çabalar olacaktır. Kıbrıs konusunda Kıbrıslı dindaşlarımız ve ülkemiz için en hayırlı olan tutum, KKTC'nin bağımsızlığı üzerinde durup tanınma yollarını zorlamaktır."

HALKTAN KOPUK HAYTALAR

Televizyonda gösterilen "fıkralarla Türkiye" programının, ATV'deki "bir demet tiyatro" dizisini, reytinglerle geçmiş olması, bazı şovmenleri kızdırmış…

Biliyorsunuz, eskiden saray soytarıları sonradan "sosyete maskarası" oldu.. Şimdilerde bunlara şovmen deniyor.

"Fıkralarla Türkiye"de rol alanlar belki öyle mektepli, çok marifetli, deneyimli tiyatrocu değiller, ama, bu kadar tutulmalarının sebebi, halkımızdan biri olmaları ve yine halkımızın inanç ve ahlak değerlerine sahip ve saygın davranmalarıdır.

Sosyete soytarıları keşke bunu anlasalar!.

ABDULLAH GÜL'ÜN ŞAŞKINLIĞI!

Dışişleri Bakanı Gül'ün açıklamalarını izliyor musunuz?

Gül diyor ki:

Avrupa Birliği BUNALIM içinde!

Avrupa Birliği GÜCÜNÜN FARKINDA değil!

Avrupa Birliğinin VİZYONU eksik!

Avrupa Birliğinin KAFASI karışık!

Evet, Avrupa Birliği ile ilgili bütün bu olumsuz değerlendirmeler Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e ait!

Aslında oldukça haklı ve yerli yerinde tespitler bunlar!

Hepsine katılıyor ve Gül'ü bu yerinde tespitlerinden dolayı kutluyoruz.

Ama anlayamadığımız bir şey var! O da böylesine acıklı bir duruma düşmüş Avrupa Birliğinin kapısındaki Gül ve arkadaşlarının halidir!

Yahu BUNALIMA düşmüş bir toplulukta ne işiniz var?

Adamların bunalımını daha da büyütmek mi istiyorsunuz yoksa bunalımı paylaşıp yüklerini hafifletmek mi?

Türkiye bunalım içindeki bir topluluğa girince ne kazanacak?

AVRUPA'NIN AYNASI

Atina'da bebek çiftliği

Yunanistan'ın Başkenti Atina'da kurulan "bebek" çiftliklerinde "mavi gözlü" bebekler için Bulgar ve Romen kızlar kullanılıyor. Batılı kadınlar, "hazır çocuk için" kuyrukta bekliyor.

En çok çocuklar sömürülüyor

Avrupa, ABD ve Siyonist üçgen içinde sömürülen dünyada en çok zararı çocuklar görüyor. 2 milyon çocuk seks pazarlarında, 1,2 milyon çocuk ağır işlerde çalıştırılıyor. 50 milyon çocuk hastalık, savaş ve açlıktan ölüyor.

20 bin sterline satılıyor

Irkçı emperyalizm şimdi de başka bir insanlık suçu üzerinde yakalandı. İngiliz Daily Mail gazetesine göre Atina'da "Çocuk Çiftlikleri" kurularak burada doğumları yaptırılan çocuklar İngiltere'de 20 bin sterline(!) satılıyor.[12]

AVRUPA'NIN AYARI

Avrupa Basınının Türkiye'yi "dansöz" ve "kapıda bekleyen köpek" olarak tasvir etmesinden sonra The Guardian da, AB'nin Türkiye'yi metresi gibi gördüğünü yazdı. Bu aşağılık hakaretler kamuoyunun nefretini çekerken iktidar hala "AB'ye gireceğiz" diyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB hedefinden bir sapma olmadığını vurgulayarak, "Kararlılığımız dün olduğu gibi bugün de devam edecektir" diyecek kadar teslimiyetçiliğini ispatladı..

AVRUPA'NIN HARİTASI

Bölücü Tezgah Haritası

ABD'nin resmi ordu sitesinde yayınlanan Kürdistan haritası bu kez de Avrupa Parlamentosu (AP) Çevre, Kamu Sağlığı ve Gıda Emniyeti Komitesi'ne sunulan bir raporda yayınlandı. Yayınladığı haritayla Türkiye'nin 17 vilayetini Kürdistan illeri olarak kabul eden ABD'yi, AKP hükümeti 'Stratejik Ortak' olarak tanımlıyor. Öte yandan, ilişkileri devam ettirmek adına, uğruna hükümetin Kıbrıs'ı bile gözden çıkardığı AB de, benzeri bir haritayı raporuna ekleyerek, Türkiye'nin toprak bütünlüğünü tanımadığını ortaya koymuş oldu.[13]

TOSUNLAR DOMUZLAŞTI

AB yolunda değerlerimizi bir bir ayaklar altına alan iktidar şaşkınlık içinde. Şimdi de Domuz kredisi çıktı:

AKP, sonunda bir ilke daha imza attı. Hükümet, domuz üretimini cazip hale getirmek için Cumhuriyet tarihinde ilk kez domuzu kredi kapsamına aldı. Tarım Bakanlığı'nın yayımladığı bir genelgeye göre kredilendirilecek hayvan kriterlerini değiştiren Ziraat Bankası, bundan böyle domuz üreticilerine de kredi verecek. Bankadan, 2 baş domuzu olanlar ihtiyaç amaçlı hayvancılık kredisi, bunun üzerindeki domuz üreticileri ise ticari amaçlı hayvancılık kredisi alabilecek.

Hükümet, AB'nin isteği üzerine kısa bir süre önce domuz hayvanını kasaplık et kapsamına almıştı. Avrupa Birliği mevzuatına uyum çerçevesinde Türk Gıda Kodeksi tebliği değiştirilerek domuz, kasaplık küçükbaş hayvanlar listesine girmişti. Uzman domuz üreticilerinin yetişmesi için de Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi'nde okutulmak üzere ‘domuz dersi' konmuştu.[14]

NAMAZ TAKKESİ GERİCİLİK, YAHUDİ KİPPASI İLERİCİLİK!

Dini kavramları yasakladılar. İslâmî yaşam biçimi irticadır dediler. Domuzu teşvik kapsamına aldılar. Medeniyetler ittifakı diyerek misyonerliği yasal hale getirdiler. Hutbelere kısıtlama getirdiler. Ve nihayet ilköğretim kitaplarında yaşam biçimi olarak kippalı gençliği önerdiler. Milli Eğitim Bakanlığı yeni bir skandala daha imza attı. MEB Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı onaylı İlköğretim 7. sınıf Sosyal Bilgiler Ünitesinde, Yahudiliğin simgesi olan kippalı öğrenci resimlerine yer verilmesi dikkat çekti. Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı'nın web sayfasında da yer alan İletişim ve İnsan İlişkileri ünitesinin "İletişim Benimle Başlar" konulu bölümünde kullanılan bir resimde kippa takmış Yahudi öğrencinin resmine yer verildi.

Dini sembol olduğu gerekçesiyle başörtülü öğrencilerin üniversitelere giremediği ülkemizde, henüz ilköğretim çağındaki çocuklara yönelik bir kitapta Yahudiliğin en belirgin simgesi olan Kippa'nın yer alması tepki çekti. Daha önce de ilköğretim okullarında Milli Eğitim Bakanlığı onaylı "Hıristiyanlık propagandası" yapan kitapçıkların dağıtıldığı ortaya çıkmıştı. "Efe Fuarda" isimli kitapçıklarda, "Haç" ve "Paskalya Yumurtası" gibi Hıristiyanlığın en önemli sembollerine yer verilmişti.[15]

TUNCAY PAŞA (!) DAN NE İSTİYORLAR?

Kanaltürk'ün gölge patronu kim?

Kanaltürk ekibi beş şirket kurarak medya dünyasına girdi. Beş şirketin toplam sermayesi 20 milyon YTL. Beş ayrı şirketin toplam ortak sayısı da beş. Gazetecilik ve televizyonculuk dışında bir işleri olmayan bu isimler 20 milyon YTL"yi nereden buldu?

Televizyoncu Tuncay Özkan"ın "İki yıl öncesine kadar çok zengin biriydim. Bir ideal uğruna 17 milyon dolarımı Kanaltürk"e yatırdım" sözleriyle başlayan "Bu parayı nereden buldun?" tartışması yeni bir boyut kazandı.

İstanbul Ticaret Odası"nın kayıtlarına göre; Kanaltürk ekibi, 28 Mayıs 2004 tarihinde "524486" sicil numaralı ve 2 milyon YTL (2 trilyon lira) sermayeli Gökcan Prodüksiyon ve Ticaret Anonim Şirketi"ni kurarak medya sektörüne adım attı. Şirket ortakları ise Müjdat Kerimcan Kamal, Havva Göksu ve Ahmet Burak Mızrak.[16]

17 milyon doları nereden buldun Tuncay Özkan?

Tuncay Özkan konuşuyor: "2 yıl öncesine kadar çok zengin biriydim. 17 milyon dolarım vardı. Bir ideal uğruna Kanaltürk'e yatırdım. Mirasçılar peşime düşmesinler diye de şirketin tamamını çalışanların üzerine yaptım."

Tarih; 30 Ocak 2006. Yer; Çankaya Çağdaş Sanatlar Merkezi. Konferansı düzenleyen; Uğur Mumcu Vakfı. Konuşmacı; Tuncay Özkan. Konu; İnsan Hakları, Terör ve Demokrasi.

Özkan, uzun konuşmasının bir yerinde, ülkeyi yönetenlerin mallarının hesabını vermediğini söylüyor. ‘Ama ben korkmuyorum, açıklıyorum' diyor. Devam ediyor: ‘İstanbul'da 75 metrekare küçük bir evim var. Kanaltürk'ten 2.5 milyar lira (2.500 YTL) maaş alıyorum. Bankada da 7.5 milyar lira (7.500 YTL) param var. Hepsi bu. Haa bundan 2 yıl öncesine kadar çok zengin biriydim. 17 milyon dolarım vardı. Bir ideal uğruna Kanaltürk'e yatırdım. Mirasçılar peşime düşmesinler diye de şirketin tamamını çalışanların üzerine yaptım.'

Sadece Doğan Grubu'ndan Çukurova Grubu'na geçerken 5 milyon dolar transfer parası aldığı iddia edildi.

O iddialar gündeme geldiğinde ise Özkan bunu hep yalanladı.

Bir yıl sonra Kanaltürk'ü kurdu. Bu kadar parayla bir TV kanalı kurulabilir mi? O tarihte iş için kendisini arayan eski bir okul arkadaşına (ismi bende saklı) şöyle diyor: ‘Bu kanalı parasız pulsuz kurduk. Sadece Oyak Bank'tan özel şartlarla 7.5 milyon dolar kredi aldık.'

TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu'nun güzel bir lafı vardı: Hesabını veremezsen hesap soramazsın. Evet, Sevgili Tuncay bu 17 milyon doları nerden buldun? Yoksa dilin mi sürçtü?[17]

Menemen Müsameresi

Kubilay Hadisesi'nin 76. yıldönümünde düzenlenen Menemen Müsameresi'ni canlı yayında gülümseyerek izledim… Tuncay Özkan'a mikrofon tutma, yumruk sıkma, öfke ile kalkıp meydan okuma, Demirel formatında höykürebilme, kürsü hakimiyeti ve birebir iletişim kurduğu kalabalığı slogan attırmak suretiyle hop oturup hop kaldırma dallarında tam not verdim… Bütün bunlara karşılık, ciddi bir sorunumuz var… Nedir? Tuncay Özkan'ın söyledikleri ve dahi kendisi gerçek değil!

Laikçi şovunun zıvanadan çıktığı bölümde "Katiller İktidarı!" ya da "Çankaya'yı alacağız!" (Nisan'da Çankaya belediye seçimi mi var?) gibilerinden konuşmasını kast etmiyorum, elbette…

Ya? Şu cümlesine takıldım: "Bir elimizde Kur'an, bir elimizde Nutuk, kalbimizde iman, aklımızda bilim…"

Sorun şurada: Tuncay Özkan'ın elinde hiçbir zaman Kur'an olmadı; dahası uzun bir süre Nutuk da olmadı…

Bu satırların yazarı, Özkan'ın cemaziyülevvel'ini bilir…

Mesela, Kur'an hakkında sarf ettiği cümleleri yer ve tarih kaydı düşerek söyleyebilecek kadar…

Menemen Mitingi'ndeki konuşmasında "Allah'ımızı çaldılar!" diye zerre kadar utanmadan, sıkılmadan feveran eden Özkan gazetecilik hayatı boyunca Allah'ın dini ile ve Allah diyenlerle uğraşıp durdu…[18]

AKP SEFALET GETİRDİ!

İktidara geldiklerinde; "3 yıla kadar bizden bir şey beklemeyin. 3 yıl sonra ne isterseniz isteyin" diyen AKP hükümeti, iktidarda 5. yılına girerken en düşük ücretli kesim olan asgari ücretliye bir darbe daha vurarak sadece yüzde 6 zam yaptı.

Artış yüzde 6

Asgari ücret, 1 Ocak 2007'den itibaren 16 yaşından büyükler için brüt 562.50, net 403.03 YTL oldu. 16 yaşından büyükler için belirlenen asgari ücretten 78.75 YTL SSK primi, 5.63 YTL işsizlik sigortası fonu, 71.72 YTL gelir vergisi, 3.38 damga vergisi olmak üzere toplam 159.47 YTL kesinti yapılacak.

Asgari ücrete bu yıl işçi ve işveren olmak üzere her kesimden tepkiler yükseliyor. Türk-İş, DİSK gibi sendikaların yanı sıra, MÜSİAD, Ankara Sanayi Odası da asgari ücretin düşük belirmesine tepki gösterdiler. Türk-İş Temsilcisi Mustafa Türkeli ise "Asgari ücretlinin işverene maliyeti ve eline geçen miktar arasında çok fark var. Allah, asgari ücretlinin yardımcısı olsun."diye konuştu. ASO Başkanı Çağlayan "Bu ücretle uzaylılar bile geçinemez" derken, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Ömer Bolat asgari ücretin yetersiz olduğunu belirtti.[19]

İşte gömlek farkı ve Artış oranı

         1997(%)           2006(%)

      Milli Görüş                      AKP

Asgari ücret                    101                  6

SSK                               100                  5

Bağkur                           312                  5

Memur                            230                  8

ACI, AMA GERÇEK!

TÜİK, Türkiye'de 623 bin kişinin aç, 14 milyon 681 bin kişinin ise fakir olduğunu açıkladı.

TÜİK'e göre Türkiye'de, 2005 yılında, yaklaşık 623 bin kişi açlık sınırının, 14 milyon 681 bin kişi ise yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), "2005 Yoksulluk Çalışması Sonuçlarını" açıkladı.

Buna göre, 2005 yılında 4 kişilik hanenin aylık açlık sınırı 190 YTL, aylık yoksulluk sınırı ise 487 YTL olarak belirlendi.

2004 yılında yüzde 1,29 olarak tahmin edilen, açlık sınırının altında yaşayan fert oranı, 2005 yılında yüzde 0,87'ye, yoksul fert oranı da yüzde 25,6'dan yüzde 20,5'e düştü.

TÜİK'e göre Türkiye'de fertlerin yüzde 0,87'si sadece gıda harcamalarını içeren açlık sınırının, yüzde 20,5'i ise gıda ve gıda dışı harcamaları içeren yoksulluk sınırının altında yaşıyor.[20]

ÖZÜR

Dergimizde yayınlanan yazılarda, başka gazete ve sitelerden yapılan alıntıların aynen aktarılması ve yazarlarının belirtilerek kaynağın dip not olarak hatırlatılması üzerinde özel bir önemle durulmaktadır. Çünkü bir kul hakkıdır. Bilgi ve belge çalıntısı, haksızlıktır. Ne var ki, bazen dizgi hatası sonucu bu dip notlar kaymakta, unutulmakta veya karışmaktadır. Bu konuda değerli okurlarımızın ve ilgili yazarların uyarıları bize yardımcı olacak ve yanlışlıklardan kurtaracaktır.

Bu arada Milli Çözüm'den yapılacak tüm alıntı ve aktarmalar, kaynak gösterilmeden bile serbest ve helaldir. Çünkü zaten amacımız bu gerçeklerin duyurulmasıdır. Ve zaten köşe yazarlarında ve televizyon yorumlarında, dergimizin etkilerine çok sık rastlanmakta ve hatta Milli Çözüm gündem oluşturmaktadır. Elbette seviniyoruz ve saygılar sunuyoruz.


[1] Hürriyet / 09 01 2007 / E. Çölaşan

[2] 28 Aralık 2006 / Milli Gazete

[3] 27 Aralık 2006 / Umur Talu

[4] Sunay akın-İnternet haber gruplarından

[5] 27 Aralık 2006 / Zeki Ceyhan / Milli Gazete

[6] 17 Aralık 2006 / Zeki Ceyhan / Milli Gazete

[7] 14 Aralık  2006 / Nedim Odabaş / Milli Gazete

[8] 13 Aralık  2006 / Nedim Odabaş / Milli Gazete

[9] 19.12.2006 / Zeki Ceyhan / Milli Gazete

[10] 18.12.2006 / Oray Eğin / Akşam

[11] 14 Aralık 2006 / Arslan Bulut / Yeniçağ

[12] 24 Aralık 2006 / Milli Gazete

[13] 24 Aralık 2006 / Milli Gazete

[14] 26 Aralık 2006 / Milli Gazete

[15] 28 Aralık 2006 / Milli Gazete

[16] 27 Aralık 2006 / Şamil Tayyar / Star

[17] 26 Aralık 2006 / Şamil Tayyar / Star

[18] 26 Aralık 2006 / Tamer Korkmaz / Zaman

[19] 27 Aralık 2006 / Milli Gazete

[20] 27 Aralık 2006 / Milli Gazete

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Bayram YÖNEM

Bayram YÖNEM

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...