YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6980ffef5f50a
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 6
Bugün : 45095
Dün : 57744
Bu ay : 102839
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48806152
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Biz böyle biliyoruz…

Eğer yanılıyorsak hem Genel Kurmaydan, hem marazlı muarızlardan yanıt bekliyoruz!

 

Ordumuz; yani Genel Kurmayımız, Ordu Komutanlarımız, Paşalarımız ve Subaylarımız (İstisnalar hariç);

İslam'a değil, din istismarına karşıdır. Müslümanlığa değil, münafıklığa; Kur'ana değil yobazlığa karşıdır.

Ordu yüce Dinimize, Milli ve ahlaki değerlerimize ve manevi dinamiklerimize, herkes kadar sahip ve saygılıdır.

Ordumuz; Laik ve demokratik kurum ve kavramlarla; imani ve vicdani kuralların, asla çatışmayıp barıştığının bilincinde ve şuurundadır.

Ordumuz, İslamiyetin ve dini hassasiyetlerin siyaset, servet ve şöhret aracı yapılmasına karşıdır ve haklıdır.

Ordumuz: Barbar ve batıl bir şeriat düzeni olan Vatikan devletçiğinin ve İsrail'in, Siyonist ABD'nin ve emperyalist AB'nin ülkemiz üzerindeki sinsi hesaplarının ve İslam Alemine yönelik şeytani planlarının elbette farkındadır. Ancak ne var ki her adımını: köklü konumuna, imkan ve fırsatların durumuna, ülke ve bölge şartlarına ve ihtiyaçlarının uygunluğuna göre atmaktadır.

Ve yine ordumuz:

Ne demokrasi demagojileri, ne laiklik bahaneleri, ne küresellik hikayeleri, ve ne de AB hayalleri uğruna; devletimizin yıkılmasına, dinimizin laytlaştırılıp yozlaştırılmasına, ülkemizin parçalanıp dağılmasına, kesinlikle göz yummayacak ve bu sosyal araçlar için kutsal amaçların feda edilmesi şeklindeki gaflet, dalalet ve hıyanetlere her halde seyirci kalmayacaktır. Tayip Erdoğan'ın önce horozlanıp: "Kıbrıs'tan taviz vermeyiz!" diye hava atıp, sonra döneklik tavrını sergileyerek, bazı liman ve havaalanlarını Rumlara açacağını Avrupa'ya bildirmesi de, bunların sonlarını hazırlayacaktır.

 

Ordumuzu yıpratma ve yaralama kampanyasını, ısrarla ve kasıtla sürdüren şu iki kesim özellikle göze çarpmaktadır:

  • 1. İslamcı geçinen din istismarcısı münafıklar…(ılımlısından radikalına, Hizbullah'ından Tarikatçısına bütün marazlı güruhlar)
  • 2. Batıcı bilinen ve din düşmanlıklarını "şeriat karşıtlığı ve laiklik şakşakçılığı" şeklinde kamufle eden masonlar (sağcı veya solcu geçinen, Atatürkçülük kisvesine bürünen ama hem Dini, hem de devrimleri dejenere etmek isteyen zındıklar)

Bu iki kesimin, sözde birbirlerinden çok farklı ve aykırı görünmelerine, gazete sütunlarında ve TV. Programlarında zahiren didişmelerine rağmen:

  • a) Hararetli AB sevdasında ve Ordu'ya sataşma hususunda aynı tavrı ve tepkiyi göstermeleri
  • b) Geçmişte de Milli Görüş ve özellikle Erbakan karşıtlığında yine aynı kindar ve garazkar tutumu sergilemeleri, üzerinde durulması ve derinlemesine yorumlanması gereken bir noktadır.
  • c) Ve yine, bir zamanlar özellikle sabataist dönmelerin ve hatırlı mason biraderlerin çocuklarının okutulduğu "Robert College" mezunu ve çok zengin bir iş adamının oğlu olan ve Milli ve Manevi değerlerimize hakaret etmesine, ama bölücü Kürtlere ve siyonist güdümlü Ermenilere hürmet ve destek vermesine karşılık Nobel edebiyat ödülü takılan Orhan Pamuk hayranlarının tamamının aynı zamanda ve fırsat yakaladıkça ordu düşmanlığı yaptıkları da önemli bir ayrıntıdır.

Bu arada araştırılsın…

Yapılan anketlerde halkımızın %79'u bu ödülü hak etmediğini belirttiği ve inançlı bir Türk olarak kabullenmediği (%40 kesinlikle hak etmediğini söylüyor. % 39 görüş bildirmeye değer bulmuyor. Sadece yoğun reklam ve propagandaya kapılan %21 bu ödülü hak ettiğini ve sevindiğini belirtiyor.[1]) bu Orhan Pamuk'un babası:

"Oğlum sen bir gün mutlaka Nobel alacaksın!" derken acaba, kehanet mi vardı, yoksa İsveçli Yahudi akrabalarıyla bu konuda gizli bir anlaşma mı yapılmıştı?

Ve yine Orhan pamuk'un, İsveç'te ödül törenindeki konuşmasında ve birçoğu Yahudi dönmesi olduğu bilinen seçkin davetliler huzurunda sık sık, babacığından bahsedip durması, acaba:

"Ben babamın izindeyim. Sizden birisiyim. Gizli aslına ve kirli amacına sadık bir yeğeninizim" mesajı mıydı?

Konumuza dönelim;

Yukarıda tanıtmaya çalıştığımız; etiket ve etkinlikleri farklı olsa da, niyetleri ve karakterleri aynı olan din istismarcısı ve devrim yobazı çevrelerin, ordumuzu kötülemek ve tüm hayırlı girişimlerin kösteği gibi göstermek için başvurdukları şeytanlıklar şunlardır:

  • AKP bizi AB'ye sokacak ve halkımız ekonomik huzura ve refaha erişecek… Fakat ordu engel oluyor!
  • AKP, ülkeye tam bir din hürriyeti, başörtüsü ve imam-hatip serbestisi getirecek… Ama asker bırakmıyor! (ve tabi hiç kimse sormuyor: Başörtüsü konusunda ille de mutabakat arayan T. Erdoğan ve şürekasının, Kıbrıs'ı satma konusunda Cumhurbaşkanına, Genel Kurmaya ve kendi Bakanlarına bile danışmaya niçin gerek görmüyor?)
  • AKP, Güneydoğu konusunu ve terör sorununu, demokratik yollarla çözecek… Fakat bu generallerin işine gelmiyor!
  • AKP, dinci, değişimci, ılımlı İslamcı ve Yeni Osmanlıcı… Türkçesi, AKP Genel Başkan Yardımcısı Rockfeller'ci Edibe Sözen'in, (hukuki değil fiili) kocası Hakan Yavuz'un tespitiyle "Türk siyonizminin ve Müslüman Protestancılığının" temsilcisi bir cumhurbaşkanı seçecek… Ne var ki Silahlı Kuvvetler ve Kuvayı Milliyeciler geçit vermiyor!…

Evet bu kesimlerin sinsi mahiyetleri ve kirli marifetleri, zaten şu mazeretleri içinde saklıdır ve sırıtmaktadır. İşte bu nedenle; tekrar hatırlatıyor ve vurguluyoruz ki: AKP'nin ve masonik mahfillerin yukarıdaki hain ve gafil girişimlerine engel olduğu için, ordumuz; haklıdır, hayırlı yoldadır, saygındır ve tabi Müslümandır. (istisnalar kaideyi bozmaz. Her kurumda ve camiada kiralık ve münafık tipler bulunabilir.)

Sırası gelmişken, "Siz, Askere yağ çekiyorsunuz" diyenlere de bir yanıtımız olacaktır.

Biz Ordumuza; yurdumuzun, namusumuzun ve Milli onurumuzun hatırına sahip çıkıyor ve savunuyoruz. Ama velev ki öyle bile olsa:

Irak'ta ve Afganistan'da, bir milyona yakın masum Müslümanı katleden, yüz bin kadının ırzına geçip kirleten Gavur Bush'un önünde, Recep Tayip gibi eğilip bükülmektense, kahraman ordumuza destek vermek çok daha şerefli bir davranış değil midir?

Fetullah Gülen gibi, Deccalizmin değneği Zalim ABD'nin himayesine girip övgü dizmekten ve daha önce İslam ve insanlık düşmanı Vatikan vampirlerinin elini öpüp hizmetkarlığını ilan etmektense; Dış düşmanlara ve PKK militanlarına karşı yurdumu koruyan ve huzurumu sağlayan ordumu gözetmek, çok daha haysiyetli ve hamiyetli bir yaklaşım değil midir?

Türkiye'ye geleceğini bile bile, kalkıp hiç utanmadan Hz. Peygamber Efendimize ve Yüce Dinimize hakaretler yağdıran, Türkiye'yi parçalamak ve Sevr'i hortlatmak için Haçlı-Hıristiyan ittifakını kuran ve Ekümenliğini ilan ettiği Patriki devletimize karı kışkırtan Papa Benedik'e, Diyanetçiler ve İslamcı enteller gibi ikram ve iltifatlar yağdırmaktansa, kendi Milli orduma yağ çekmek çok daha insani ve İslami bir tavır değil midir?

Şimdi söylesin bakalım:

Yılbaşı gecesi, göbek atıp conileri eğlendirmek üzere Bağdat'a davet edilen ancak: "ben, mazlum müslüman kardeşlerimi acımasızca katleden ve Irak'ı işgal edip bölgeme ve ülkeme zarar veren, düşman askerlerinin keyfini getiremem" diyerek 50 bin dolarlık teklifi geri çeviren dansöz Tanyeli hanım, sizin hepinizden daha duyarlı, daha ahlaklı ve daha vicdanlı değil midir?

Daha önce dergimiz yayınlarında ve yine SESAR raporlarında özellikle vurgulandığı gibi:

Ordumuz Aziz Milletimizin manevi mayası olan Müslümanlıktan ve dindar halkımızdan değil; din adına menfaatçilikten ve münafıklıktan kuşku duymaktadır.

TSK "İRTİCA"ya Nasıl Bakıyor?

İrtica; sözlük anlamının dışında bu günkü kullanımıyla: "halkın dini duygularını kullanarak toplumu aldatmak, insanları dine yaklaştırmak iddiası ile dinden uzaklaştırmak ve hatta çıkarmak" demektir.

İstismarcı ve suistimalcı Tarikat ve cemaatlerde yuvalanıp "dini bilgi"yi "yaratılış hikmeti ve onurlu yaşamın hakikati"nden çok şekle ve gösterişe indirgeyen ve halktan gerçek dini bilgileri gizleyenler ise "mürteci"dir. Dini sadece bazı şuursuz ve taklidi ibadet ve kıyafetle sınırlandırıp halkı sürüleştirmek de "irtica"dır.

Özellikle yabancı gizli servislerin ve İslam Dini ile devletin düşman olan kimselerin bazı "tarikat ve cemaatlara ve toplumun değişik noktaları"na yerleşerek satın aldıkları ve kandırdıkları dini önderler aracılığı ile "devlet"le "millet"i birbirine düşürmelerine, milleti bölmek, vatanı, bayrağı ve bağımsızlığımızı koruma ve kurtarmaya yönelik milli hareketleri engellemelerine ve tüm devlet ve millet unsurlarını ortadan kaldırmak için dini kullanarak yaptıkları hıyanet girişimlerine "irtica" denir.

Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde devletin varlığına yönelik eylemler "din kisvesi" altında yabancıların kontrolü ile yönetilmiş; "milletin dini" "millet"i ortadan kaldırmak için ve "milletin devleti"ni imha etmek için istismar edilmiştir.

Özellikle İstiklal Savaşı başlangıcı esnasında ve sonrasında Milli Aşireti İsyanı "din ve Kürtçülük kisvesi" altında İngiliz ve Fransız desteği ile gerçekleştirilmiştir.

 "Etnik-i Eterya/Pontus Rum Faaliyetleri" ise; yıllarca Türk Milleti içerisinde adil bir biçimde yaşamış olan Rumlar'ın ülke içinde kurdukları Rum Cumhuriyeti ve bunların faaliyetleridir.

Görüldüğü gibi yabancı devletler "milletin dini"ni "milleti yok etmek" için kullanmışlar ve bunun için "ihanet edecek dini önderler" bulmakta da hiçbir sakınca görmemişlerdir.

Yine yabancı devletler "Türkiye'de yaşayanların her türlü farklılıkları"nı "ülkeyi bölmek" için kullanmakta beceri göstermişlerdir. "Etnik ve dini önderler"in bir kısmı kolayca kafirlere, yani "yabancı devletler"e hizmet edebilmişlerdir.

Yabancı devletler bu sebeple günümüzde de geçmişte olduğu gibi çok kolay kandırdıkları dini ve etnik örgütlenmelere yönelmişler ve hatta yabancı istihbarat servisleri bu şekilde etnik ve dini birçok örgütü kurmuş, yönetmiş ve bu tehlikeli altyapıyı günümüzde kullanılan bir boyuta getirmiştir.

Daha açık bir ifade ile Ordumuz:,

– İslam'ın, Müslümanlar'ı köleleştirmek ve körleştirmek için istismarına,

– İslam'ın, Türkiye'yi bölmek için kullanılmasına,

– İslam'ın, insanları sömürmek için vasıta yapılmasına,

– İslam'ın, insanları cahil ve gafil hale getirmek için yozlaştırılmasına,

– İslam'ın, devletimizi ve cumhuriyeti yıkıp devirmek üzere yobazlaştırılmasına,

– İslam'ın, dini amacından ve aslından uzaklaştırılmasına,

– İslam'ın, Allah'a kulluktan, zalim düzenlere ve diktatörlere kuklalığa saptırılmasına,

– İslam'ın, İslam adı altında tahrip ve tahrif edilip bozulmasına,

– İslam adı altında Kur'an-ı Kerim'e saldırılmasına,

– İslam adı altında Allah'a isyana ve ahlaksızlığa alıştırılmasına,

– İslam adı altında Hıristiyanlığa, Yahudiliğe, ateizme hizmet yaptırılmasına,

– İslam adı altında Siyonist sömürü sermayesine hizmetkarlığa,

– İslam adı altında insanlara hurafelerin ilmi gerçeklere ve Kur'ani prensiplere aykırı fikirlerin yutturulmasına karşıdır.

Ve bütün bu sefil fikirleri ve rezil fiilleri işleyenler de TSK'ya karşıdır!

"Yabancı istihbarat servisleri"; Türk Devleti'ne ve milletine yönelik yıkıcı etkinliklerini gerçekleştirirken halkın değerlerine yakınmış rolü oynayarak ve bu değerleri sözde savunur gibi yapıp sömürenleri yanlarına alarak, bunları devletin Yürütme, Yasama ve Yargı gibi önemli noktalarına taşıyarak devlet içinde iyice güçlenmişler ve kaleyi içten düşürme noktasına gelmişlerdir!

TSK'nın ve devletin İslam'a karşı olmadığı ama "İslam'ın, devletin ve milletin varlığını ortadan kaldırmak için kullanılması"na karşı olduğu mutlaka anlatılmalı ve bu gerçek bir an önce ve herkese öğretilmelidir.

Ayrıca bu yaklaşım, yabancıların güdümündeki bir takım tarikat ve cemaatlerin ve "yerli din tacirleri"nin meşrulaştırılmasına izin vermeyecek bir içerikle gündeme getirilmelidir!

TSK'nın "din"e değil ama "dini kullananlar"a karşı olduğunun açıklığa kavuşturulması bağlamında: "yabancı gizli servisler"in kışkırttığı "başörtüsü" ve "İmam Hatip Liseleri" gibi sorunların da "insan hak ve özgürlükleri" kapsamında değil de "Ilımlı İslam"  safsatasıyla halkımızın köleleştirilmesi amacıyla gündeme getirildiği için çözümün zorlaştığı ortaya konulmalıdır.

Yabancı gizli servislerin ve yabancı devletlerin sonradan Müslüman olmuş Hıristiyan ve Yahudiler üzerinden İslam'a, Türk Devleti'ne ve milletine sistemli ve dini/etnik içerikli bir saldırı başlattığı deşifre edilmeli ve saldırıda kullanılan her türlü argüman, simge, sembol, şekil, parti, örgüt, STK, medya isim isim kamuoyuna anlatılmalıdır. Bu yapılabildiğinde yaşanan birçok sorunun kaynağı görülebilecek ve millet bu sorunların çözümünü kolaylaştıracaktır.

Bu bağlamda yabancı gizli servislerin ve yabancı devletlerin bir takım tarikat ve cemaatlerle gerçekleştirdikleri sızmaları, maalesef devletin kurumları içinde de yaptıkları göz önüne alınmalı ve devleti "din düşmanı" gibi gösterecek her türlü söylemden kaçınılmalıdır.

Dini kullananların yaptıkları yolsuzluklar, hırsızlıklar, yaşadıkları debdebe, istismar ve olumsuzlukların ve yabancı gizli servis ve yabancı devletlerle olan bağlarının çarpıcı şekilde ortaya konulması halinde millet tarafını seçmekte zorlanmayacaktır.

Mesela AKP-YİMPAŞ İlişkisi'nin çarpıcı şekildeki anlatımı, bu bağlamda son derece önemlidir. Fethullah Hoca Cemaati-AB İlişkisi gibi birçok konu ise yanlış isimler tarafından anlatıldığı için doğru sonuç alınamamıştır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, doğru konuyu ve söylemi yanlış kişiye yaptırmamaktır!

"Hortumları kestik!" diyenlerin hortumcularla ilişkisi ortaya konsa, halk bu yapıları tanıyacak ve kopacaktır. AKP'nin birçok yıkıcı faaliyeti, çıkarttığı yasaların arka planı ve icraatlarının odak noktasında bulunan yabancı gizli servis ve yabancı devletler "doğru isimler" tarafından deşifre edilse, AKP'ye destek veren tarikat ve cemaat yapıları kısa zamanda çözülecek ve dağılacaktır.

Bugün Türkiye için en büyük tehlike, "milletin oyu ile milletin sonunu hazırlayan yabancı istihbarat servislerinin ve yabancı devletlerin kurduğu siyasi, dini, sosyal, etnik, kültürel, yerel ve ekonomik yapılar"dır.

TBMM bugün "devletin tasfiyesinin hukuk çerçevesinde yapıldığı bir arena"ya dönüştürülmüş bulunmaktadır.

Yürütme (Hükümet) ise; "milletin oyu" ile geldiği görevi, "milleti yabancı devletler adına köleleştirme"de kullanmaktadır.

Bugün doğrudan ve dolaylı biçimde: siyasi ve dini cemaatler ve meşrulaşan yabancı güdümlü partiler aracılığı ile devletimiz, milletimiz, ülkemiz ve tüm değerlerimiz yıpratılmakta, satılmakta ve dejenerasyona uğramaktadır.

İşte Ordumuz, Türkiye'de dinin bu şekilde kullanılmasına karşıdır!

                        

TSK İrtica'dan % 99'u Müslüman olan milleti ve dinini ve İslam'ı değil, yabancı devletlerin kontrolü altına girmiş dini oluşumları ve onların din kisveli devlete yönelik tahribatlarını kastetmektedir.

TSK'nın "İslamcı" ve "Müslüman" gibi görünen dini önderler ve onların oyun arkadaşı siyasi liderlerin "İslamsız bir İslami diktatörlük kurma girişiminde bulunanlara yönelik söylemi, tezgahları deşifre edilenleri hep rahatsız etmiştir. Maşalar TSK'ya bu sebeple hep kin ve nefret duymaktadır.

TSK, "İslam'ın içini boşaltarak sömürgeci devletler adına İslamcılık oynayan din tüccarları"na karşıdır!

Evet, Ordumuz:

İslam'ın içinin boşaltılarak dini talepler adı altında emperyalizmin emrinde bulunanlara karşıdır ve bunların hepsine birden "İRTİCA" adını vermektedir.

TSK'nın bu anlamda dine ve İslam'a verdiği destekten rahatsız olan işbirlikçi emperyalist maşalar, İslam'a yönelik kendi düşmanlıklarını gizlemek için TSK'yı "İslam düşmanı" ilan etmektedir.

TSK, İstiklal Savaşı esnasında "din adına" emperyalistlerin, İngilizlerin, Yunanlılar'ın yanında saf tutmuş ve isyan çıkarmış hıyanet şebekelerinin artıklarını açıkça "İrtica" diye nitelendirmektedir.

TSK'nın irtica dediğinde kastettiği;

İslam'ı yabancıların hizmetine veren din sömürücüleridir.

Son söz. Dış güçler istemese, işbirlikçi hainler karşı gelse, şeytani çevreler itiraz etse de: Bu zulüm ve sömürü dönemi bitecek;  Din de, devlet de, düzen de aslına dönecektir!.. Laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti, ilmi, insani ve İslami gerçekler ışığında ve Müslüman Milletimizin adalet ve asalet anlayışıyla, Yeni Bir Dünyaya öncülük edecektir!

         

           ŞİİR

Ey orduma çamur, atan soysuzlar

Asker vatanperver, ya siz nesiniz?

Siyonist uşağı, hain huysuzlar

Boynuz görünecek, düşse fesiniz!..

Müslüman Milletin, evladı ordu.

Vatanın, namusun, bunlar korudu.

Yakında deşilir, çıbanız kurdu.

Kuvayı Milliye, kısar sesiniz!

Haç'lılara hayran, orduma düşman

Mason münafıklar; doldu danışman

Balonuz sönünce, olursuz pişman

Localar, lobiler, verir dersiniz!

Papa karşılayıp, kaçtız Hamas'tan

Acep ne talimat, aldız Papazdan

İmandan ayrılıp, kaldız namazdan

Daim yalan söyler, haram yersiniz!

Yeter münafıklık, sahtekar korkak

Ya mertçe gavur ol, riyayı bırak

Sizin Yüzünüzden, yanıyor Irak

Safsata sözleri, artık kesiniz!

Ordu onurludur, asker inançlı

Vatana, namusa; sahip vicdanlı

Kur'anı bayrağı; kutsal amaçlı

Siz ise Haçlıya, bir nefersiniz!

Orduma sataşan, aslın beyan et

Ey vah densizlere, kaldı Diyanet

Hak davadan dönmek, büyük hıyanet

Kork, imansız çıkar; son nefesiniz!.


[1] Necati Doğru, 12.10.2006, Vatan Gazetesi

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

AHMET AKGÜL KİMDİR?

INTRODUCTION OF USTADH AHMET AKGÜL

رسالة تعريفية لمعلمنا أحمد أكجول

قبل مؤتمر النظام العادل في جامعة قيرغيزستان أراباييف، والذي حضرناه، قدم أحد المحاضرين أستاذنا أحمد أكجول على النحو التالي: أحمد أكجول موجود في تركيا؛ إنه عالم ومثقف نادر جدًا يجمع بين المبادئ الإسلامية والمتطلبات الإنسانية، وفكر أتاتورك في التغيير والقومية الإيجابية والتوازن الاجتماعي. ألف حوالي 100 كتاب، بعضها في 3 مجلدات، وجميعها أعمال فريدة وأصيلة. 10 من الكتب؛ تمت ترجمته إلى الإنجليزية والروسية واليابانية والفارسية والفرنسية والعربية. البروفيسور الراحل، أحد رؤساء وزراء تركيا الأسطوريين. دكتور. ويعتبر من أكثر الطلاب المميزين وأتباع نجم الدين أربكان.
لقد حضر المؤتمرات العلمية في جميع أنحاء تركيا وأوروبا والجغرافيا الإسلامية منذ ما يقرب من 40 عامًا. إنه رجل حكيم تنبأ وشرح التطورات المهمة في تركيا ومنطقته والعالم قبل عقود، وتعرض للعديد من المشاكل والهجمات لهذا السبب، لكنه كان دائما على حق في النهاية. وهو رئيس تحرير مجلة الحل الوطني، التي يتابعها عن كثب كبار البيروقراطيين العسكريين والمدنيين، وأساتذة الجامعات، والكتاب والمعلقين المهمين، ومسؤولي الدولة في تركيا. ضد الأنظمة الرأسمالية والاشتراكية والليبرالية في العالم؛ فهو يحتوي على الجوانب الجيدة والمفيدة لجميعها، لكنه يترك الجوانب السيئة والضارة؛ سيدنا، الذي أعد ودافع عن برامج النظام العادل الأصلية القائمة على العقل والعلم والتاريخ والضمير والقرآن، يبلغ من العمر 74 عامًا وأب لخمسة أطفال. لا يتقاضى إتاوات أبدًا عن أي من كتبه أو مجلاته أو مقالاته أو مؤتمراته، ويعيش حياة متواضعة بعيدًا عن الترف والراحة، ويغطي نفقات كل ذلك بحوالي 40 من الرفاق المتطوعين والمخلصين في سبيل الله. المعلم الذي يدافع عن "حرمة التبشير بالعلم" وبالتالي لا يدين بالشكر لأي مركز أو حكومة. باستثناء ما يقرب من 105 من أعمال أستاذنا، حتى الأحزاب والحكومات تظل غير مبالية؛ الدين والأخلاق في المرحلة الابتدائية: 4-5، المرحلة المتوسطة: 1-2-3، المرحلة الثانوية: 1-2-3-4 والجامعة: 1-2-3، وفقاً للحقائق العلمية وجوهر الإسلام. ولكن بغض النظر عن أي طائفة، فقد أعد كتب العلم. خلال أحاديثهم المميزة جداً، كتلاميذه ومتابعيه المخلصين: "كيف أعددتم هذه (100) كتاباً يزيد عن مائة، كيف رتبتم وقتكم؟" أجاب أستاذنا أحمد أكجول على أسئلتنا كالتالي، ليكون قدوة وتشجيعًا لنا:



1- منذ ما يقرب من 60 عامًا، باستثناء الأمراض الخطيرة والصعوبات الكبيرة؛ ولم أؤجل عمل اليوم إلى الغد، كما أنني لم أحاول تأجيل عمل الصباح إلى الظهر أو عمل الظهر إلى المساء. لأنه لا ينبغي لي أن أضيع رأس مال حياتي المحدود في مساعي فارغة ومجانية يسميها القرآن الإلغاء ويحرمها

 

2- حتى لو كان شخصًا لديه معرفة وخبرة في موضوع ما، حتى لو كان أصغر منا كثيرًا... حتى لو كان شخصًا عاديًا وبسيطًا، فأنا لا أشعر بالإهانة أبدًا عند الاستماع إليه أو تعلم شيء ما، لأن أكبر عائق أمام التعلم والحصول على العلم هو الكبرياء والكبر

-3ما حصلنا عليه؛ حاولت أن أقرأ وأفهم كتابات وكتب الجميع، محليًا أو أجنبيًا، يساريًا أو يمينيًا، أعرفه أو لا أعرفه، أحبه أو أكرهه.
4- كنت أسجل المعلومات التي تعلمتها وأجد أهميتها منها أو مما سمعته في البرامج والمؤتمرات التليفزيونية، ولم أتردد قط في كتابتها ونقلها بذكر أصحابها
5- من خلال الوقوع في الرغبات والاعتراضات التعسفية من أقرب أقاربي ورفاقي وأعضاء الحزب وذوي المناصب ذات النفوذ والكفاءة... أو من منطلق حرصي على راحتي ومصالحي الشخصية، لم أخفي أبدًا الحقيقة التي قالها لي يجدها العقل والضمير نافعة ومفيدة، ولم أصعب فهمها بتغليفها بأغلفة مختلفة
6- كل الأشخاص الذين التقينا بهم في أي مناسبة وأصبحنا قريبين بما يكفي لتناول كوب من الشاي أو السفر لمدة ساعة على متن الطائرة؛ حاولت مساعدتهم على اكتساب وزيادة وعيهم الأخلاقي والضميري وكرامتهم، وخاصة سلامهم الروحي والعالمي. بمعنى آخر، كنت أهدف إلى أن أكون مفيداً له، وليس أن أستفيد من منصبه وفرصه ومجاملاته.
7- ولعل ذلك يعتبر ثمرة ومعجزة للأهداف والجهود المخلصة... وطبعا بفضل الله تعالى وفضله لا بد من قراءة كتاب ما يقارب 700 صفحة بسرعة في ساعة أو ساعتين. وتهنئة هذا الكتاب وانتقاده عمدا، والحمد لله أن إنتاج ملاحظات من 10 صفحات أصبح أسهل بالنسبة لنا.
أطيب التحيات…

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...