YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6973ff063cae9
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 3 7
Bugün : 3893
Dün : 52402
Bu ay : 1165172
Geçen ay : 1389457
Toplam : 48243443
IP'niz : 18.97.14.83

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

ABD+NATO Suriye sınırına özel birlik yığmaktaydı!

Yüzyıllarca devleti tanımayan ve bölgeye sokmayan, 1937’de hükümete karşı ayaklanıp nice asker ve sivil vatandaşımıza kıyılan Dersim İsyanının mecburen bastırılması sırasında, maalesef bazı masum insanların da o hengâmede telef olmasını bahane ederek, öldürülen eşkıyaların avukatlığını yapanların; daha dün Libya’da Batılı kaynaklara göre 57 (elli yedi) bin Müslümanın katline ve tüm ülkenin yıkılıp talan edilmesine nasıl ve niçin ortak olduklarını sormak, elbette duyarlı ve tutarlı bir insan olmanın icabıydı.

Milli Çözüm Dergisine yönelik açılan üst üste mahkeme ve soruşturmalar ve psikolojik baskılarla bizi yıldıracaklarını sananlar aldanıyordu. İnancımızın gereği olarak, Milletimizin ve İnsanlık âleminin huzur ve refahı uğrunda rahatını, hatta hayatını feda etmeye hazır olanları, böylesi tehdit ve tertiplerle, hak bildiğimiz yoldan çevireceğini düşünenler, nasıl bir akıbete sürüklendiklerini akıl edemiyordu.

Türkiye’de toplum; “Başbakan’ın hastalığını fırsat bilen “kahraman karga”ların makam kapma yarışı, tezgâha düşürüldüğü sırıtan Cübbeli Ahmet cambazlığı ve Kılıçdaroğlu’nun eski Yeşilçam filmlerinde uyduruk tahta kılıçlarla kaleler fetheden artistlerin şovuna benzer kof çıkışları” ile oyalanıp uyutulurken; Ürdün-Suriye sınırında bulunan NATO-ABD üssü EL-MAFRAK köyündeki özel operasyon birliklerinin Suriye’ye kaydırıldığını ve Irak’taki ABD merkezlerinden bu bölgeye sevkiyat yapıldığını güvenilir yabancı kaynaklar haber veriyordu. Ve zaten ABD ve İsrail, insansız hava araçlarıyla İran askeri hedeflerine gayrı resmi saldırılarını fiilen başlatmış bulunuyordu ve bu uçakların bazısını İran düşürdüğünü açıklıyordu. Ve tabi, özellikle Malatya’ya konuşlandırılan füze savunma sistemleri yüzünden İran, Türkiye’ye olan kırgınlık ve kızgınlığını da gizlemiyordu.

ABD Başkanı Obama Yahudi Cemaatine garanti veriyordu: Konu İsrail ise gerisi teferruattı.

ABD Başkanı Obama New York’ta katıldığı toplantılarda seçim kampanyasına bir gecede 2,4 milyon dolar topluyordu. Başkan Obama akşamüstü geldiği New York’ta birkaç yemekli toplantıya katılarak 2012 seçim kampanyasına yönelik konuşmalar yapıyordu. Amerikan Yahudi Kongresi adlı kuruluşun başkanı Jack Rosen’in Manhattan’daki evinde düzenlediği toplantıda konuşan Obama: Siyonist Yahudi patronu Rosen’in,ABD’deki Yahudi cemaatinin ABD İsrail ilişkileri ile ilgili endişeli olduklarını” söylemesi üzerine, Yahudi Cemaatine güvence veriyordu.

“ABD’nin İsrail’den daha önemli bir müttefiki yoktur” diyen Obama, “ABD’de bugüne kadarki tüm yönetimlerden çok daha fazla İsrail devletinin güvenliği için çalıştık. Konu İsrail’in güvenliği olduğunda bundan taviz veremeyiz” diyerek uşaklığını ispatlıyordu. Rosen’in evindeki toplantıdan Obama’nın seçim kampanyası için en az 300 bin dolar toplandığı bildiriliyordu.

Barack Obama’nın yardımcısı bilinen, ama gerçekte ABD’yi bizzat yöneten Yahudi Siyonist Joe Biden’in, Irak’ta Barzani’yle görüşüp gizlice Türkiye’ye gelmesi, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Dışişleri Bakanıyla sürpriz görüşmeler gerçekleştirip gitmesi, acaba “ABD yerine Türk askerinin Suriye batağına çekilmesi tuzakları mı tezgâhlanıyor?” sorularını akla getiriyordu. Aynı Joe Biden’in Mavi Marmara korsanlığını yapan ve 10 Türk’e kıyan İsrail’i haklı gördüğünü de hatırlatmamız gerekiyordu.

Bu arada Anadolu Ajansına konuşan ve ABD Kongresindeki iki Müslümandan biri olan Keith Ellison, “ABD’nin bundan böyle, Ortadoğu ülkelerine Türkiye üzerinden uzanıp müdahalede bulunacağını” yani Amerika’nın AKP Türkiyesini emperyalist amaçları için taşeron olarak kullanacağını itiraf ediyordu. (Bak. Milli Gazete. 3 Aralık 2011. sh:10)

Siyonist Yahudi ‘Kipali’ ziyaretçi Türkiye’de ne aramaktaydı?

Suriye’de yaşanan gelişmelere İran’ın da dolaylı olarak müdahil olması bölgedeki tansiyonu iyice yükseltmişti. Türkiye’nin Suriye’de yaşanan süreçte aktif rol alarak NATO ve diğer batılı ülkelerin önüne geçerek Suriye’ye olası bir müdahaleye yeşil ışık yakması huzursuzluğu daha da gerginleştirmişti. Bölgedeki belirsizlik sürerken ABD Başkan Yardımcısı Yahudi asıllı Joe Biden’in, 2 Aralık’ta Türkiye’ye gelmesi ilginçti.

AKP ile “Yakın işbirliği içindeyiz”

Ulusal Güvenlik Danışmanı Tony Blinken, Biden’in Türkiye seyahatiyle ilgili olarak düzenlediği toplantıda: ”Türkiye ile yakın istişare ve işbirliği içinde olmadığımız bir uluslararası konuyu düşünemiyorum bile” demişti. Blinken, Türkiye’nin de ABD’nin İran’ın nükleer silah sahibi olmasının engellenmesi yönündeki hedefini de paylaştığını söylemişti.

İsrail ile arayı düzeltin!

Biden’ın ziyareti sırasında Türkiye-İsrail ilişkilerinin de gündeme geleceğini belirten Blinken, iki ülkeye de aralarındaki gerginliği çözecek yolların arayışı içinde olmaları çağrısında bulunduklarının altını çizmişti. Blinken’in, ”İki ülkenin ilişkilerini düzeltecek fırsatların mevcut olduğuna inanıyoruz. ABD olarak iki ülkenin bu durumu bize üzüntü veriyor, çünkü bu iki ülke de ABD’nin çok yakın ortakları” sözleri dikkat çekiciydi.

Ruhban okulu muhabbeti!

Blinken, ABD Başkan Yardımcısının, İstanbul’da Fener Rum Patriği Bartholomeos ile de bir araya geleceğini de kaydetmişti. Blinken, görüşmelerde, Türkiye’deki iç reformların gündeme geleceğini kaydederek bu kapsamda Heybeliada Ruhban Okulu’nun tekrar açılmasını arzu ettiklerini de belirtmişti.

Siyonist Biden’in Türkiye nefreti!

Yahudi asıllı ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, yaptığı bir konuşmada, Gazze’ye insani yardım malzemesi taşıyan gemilere yönelik İsrail’in düzenlediği saldırıları haklı bulduğunu söylemişti. Biden İsrail’in İran’a yönelik tehditlerine ilişkin olarak ta “İran’ın nükleer tehdidinin ortadan kaldırılması için askeri müdahalenin gerekliliğine inanması halinde İsrail’in yoluna çıkmayız” demişti.

Davutoğlu’nun “Her türlü senaryoya açığız” sözleri!?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Suriye’de yaşanan son gelişmeleri değerlendirirken, Türkiye’nin Suriye ile ilgili pozisyonundaki değişikliğin neden kaynaklandığı yönündeki soru üzerine “Türkiye için önemli olanın geçici olan yönetimler değil, kalıcı olan halkların düşünceleridir” demiş; “Askeri seçenek ihtimali yaklaşıyor mu?” sorusuna ise “O seçeneği hiçbir zaman düşünmedik ve gündemde olmasını istemedik, istemeyiz de. Ümit ederiz ki Arap Ligi’nin aldığı bu kararlar ve bölgesel olarak Suriye’ye yapılan bu telkinler karşılığını bulur ve Suriye’de daha fazla kanın akmasının önüne geçilir ve reform sürecinin önü açılır. Ancak bunun dışında hala baskılar sürerse olabilecek her senaryo için de Türkiye hazır. Bu ‘askeri seçenek kullanacağız’ anlamına gelmiyor. Bu tür şeylere hiç gerek olmamasını dileriz. Suriye yönetiminin kendi halkıyla tekrar barışmanın yolunu bulması gerekir” cevabını vermişti.

Eski Siyonist Büyükelçi Alon Liel’den Suriye ile ilgili ilginç çözüm: “Türkiye İsrail işbirliği edip Esad’ı devirsin!” talimatı

Kültür Üniversitesi’nin davetlisi olarak İstanbul’a gelen İsrail’in eski Türkiye Büyükelçisi Dr. Alon Liel, Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler hakkında önemli açıklamalarda bulunmuştu. Liel, Türkiye ile İsrail işbirliğinin, Suriye Devlet Başkanı Esad’ı devirecek güç olacağını iddia ediyordu. Türkiye ve İsrail’in koordineli çalışması halinde Esad’ın devrilme sürecinin çok daha kolay olacağını ifade eden Liel’in sözleri tartışmalara neden olmuştu. .Daha önce Başbakan Erdoğan’ın iktidara geliş sürecini ‘Erdoğanizm’ ifadesiyle kavramlaştıran Erdoğan’ın Erbakan’dan ayrılmakla akıllı davrandığını vurgulayan ve Erodoğanizm’in Kemalizmin Türkiye’de güncelleştirilmesi olarak yorumlayan Liel’in bu açıklamaları bazı ahmakları hala uyandırmıyordu.

Erdoğan’ın Suriye politikasını destekliyorum

İsrail’deki en önemli Türkiye uzmanı olarak gösterilen Liel, Kudüs’te Cihan Haber Ajansı’nın sorularını da cevaplamış ve Erdoğan’ın Suriye karşısındaki tutumuna dair övücü ifadelerde bulunmuştu. Alon Liel, “Erdoğan’ın Suriye ile ilgili tavrına bakıyorum ve bana göre mükemmel bir iş yapıyor. Beşar Esad kişisel dostu olmasına ve Suriye Türkiye’nin müttefiki sayılmasına rağmen Erdoğan prensipleri doğrultusunda hareket ediyor. Mısır için çok güzel bir örnek olabileceğini düşünüyorum. Eğer Mısır model olarak Türkiye’yi seçecekse bunun sınırı da yok. Bu modelin çalışacağını umuyorum ve hala bu modele inanıyorum.” şeklinde konuşmuştu.

Hâlâ ‘Demo İslam’a inanıyorum

Türkiye’nin İslam ve demokrasinin bir arada olabileceğini savunduğu “Demo İslam – Türkiye’nin Yeni Yüzü” adlı bir kitabı bulunan Liel, kitabındaki düşüncelerine hâlâ inandığını belirtiyor ve “Ne zaman Türkiye ile ilgili konuşsam bana hala demo İslam’a inanıyor musun, hâlâ ‘Türkiye’nin geçerli bir model olduğuna inanıyor musun’ diye soruyorlar. Kesinlikle inanıyorum” ifadelerini kullanıyordu

Erdoğan modelini Türkiye’ye çok uygun buluyorum

İslam ve demokrasinin, İslam ve modernizmin birleştirilmesi gerektiğini söyleyen Liel, “Türkiye bunu çok güzel bir şekilde yapıyor. Buna bu kadar çok inanıyor olmamın sebebi -ki bunun Mısır ve Tunus’ta da uygulanabileceğini düşünüyorum- Erdoğan Batı’ya verdiği sözleri tutmasıdır. Ve umarım ki, Erdoğan bunu abartarak siyasi rant sağlamayacak veya çarçur etmeye kalkışmayacaktır. Bir örnek olmak için onu modern ve zekice pazarlamalısınız. Bunu yapacağını umuyorum, bunun doğru model olduğunu düşünüyorum. Erdoğan iktidarda olduğu 9 yıl içerisinde bu modelin bir Müslüman ülkede çalışabileceğini kanıtladı” diyerek AKP’nin İsrail’i nasıl memnun ettiğini ortaya koyuyordu.

Siyonist Liel: İsrail, ABD’ye hizmet ediyor

Amerika’nın İsrail’e sınırsız destek vermesini de değerlendiren Liel, “İsrail ABD’nin bir müttefikidir. Amerikalılar İsrail’i 51’inci eyaletleri olarak görmektedir. İsrail’in prensipleri, ideolojileri, Amerikan ideolojisine çok yakın çizgidedir. Demokrasi, serbest pazar ekonomisi gibi konularda benzeşmektedir. Amerikalılar bölgede ABD’nin çıkarlarını koruyoruz gibi düşünmektedir. İsrail-Filistin meselesi ise bölge barışı için gereklidir ve bu bölge de ABD için çok önemlidir, petrol gibi bazı konulardan dolayı, İsrail-Filistin meselesi ABD’de çok ilgi görmektedir.”

Erdoğan’ın Erbakan’dan farkını biliyorum!

İsrail’li Alon Liel’in ‘Demo-İslam: Türkiye’nin Yeni Yüzü’ adlı kitabında Tayyip Erdoğan’ın Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dan farkını ise şu cümlelerle aktarıyordu: “İki yıl önce Demirel İsrail’e geldi. Öğlen yemeğine giderken Demirel ‘Ben gelemem oruçluyum’ dedi ve orucunu bozmadı. Bir de Erdoğan’a bakın. Ramazanda Berlusconi ile öğlen yemeği yiyor. Bu Erdoğan tarafından verilen önemli bir mesajdı. Kendisi uçakta alkole de izin verdi. Erbakan böyle bir şeye müsaade etmemişti. Bu farklı liderlik şekli beni çok etkiledi.”

Erdoğan ve Davutoğlu’nun telaşı anlaşıldı:

ABD Suriye’ye müdahale görevini AKP’ye verdiğini resmen açıklamıştı!

Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun sürekli Suriye ile ilgilenmelerinin ve Suriye sınırında yaşanan gelişmelerin nedeni belirlenmişti. ABD Dışişleri Bakanı Clinton Suriye görevinin AKP’ye verildiğini resmen ilan etmişti.

ABD Libya müdahalesinde NATO üzerinden özellikle Fransa ve Türkiye’yi kullanırken Suriye müdahalesinde de görevi Türkiye ve Arap Birliği’ne vermişti. Hillary Clinton, Amerikan MSNBC televizyonuna yaptığı açıklamada, Suriye’deki durumun tamamen bir iç savaşa dönüşebileceği uyarısını yinelemişti. Türkiye ve Arap Birliği’nin, Suriye hükümeti ve toplumu üzerinde Washington’dan daha fazla etkiye sahip olduğunu söyleyen ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Şam’a baskı sürecinin, Arap Birliği ve Türkiye’nin öncülüğünde yürütülmesi gerektiğini ifade etmişti. Clinton, “Arap Birliği’nin yaptığı ve Türkiye’nin söylediklerinin, Suriye hükümeti ve toplumu üzerinde çok uzakta olan bizlerden çok daha fazla bir etkiye sahip olduğunu düşünüyorum” demiş ve niyetini belli etmişti.

‘Suriye’nin üyeliği askıya alınsın’

Arap Birliği’nin Suriye’nin üyeliğini askıya almasının önemli olduğunu kaydeden Clinton, Arap Birliği’nin “Esad’ın gitmesi gerektiği” şeklinde net bir sinyal gönderdiğini dile getirmişti. Clinton, Libya’dakine benzer biçimde Suriye’ye de bir BM kararıyla ABD ya da NATO koalisyonu öncülüğünde bir askeri müdahale yapılması yönünde “bir niyet bulunmadığını”, Libya ile Suriye’nin farklı olduğunu belirtmişti. Hillary Clinton, “Suriye’ye baskı süreci, Arap Birliği ve Türkiye’nin öncülüğüyle mi yürütülmeli?” sorusuna da “Evet” karşılığını vermişti.

Hillary Clinton’un açıklamalarını değerlendiren bölge uzmanları, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun son günlerdeki hareketli temaslarının nedeninin anlaşıldığını belirterek, şu görüşleri dile getirmişlerdi:

“Belli ki ABD AKP Hükümeti’ne Suriye görevi vermiş. Hillary Clinton dün açıkladı ama görevin çok önceden net bir şekilde bildirildiği açık. Erdoğan ve Davutoğlu her yerde Türkiye kamuoyunu Suriye konusunda hazırlamaya çalışıyor. Van depreminde bile Suriye konusunu gündeme getiriyor, Esad’a saldırıyor. Her şey açık hale geldi. Arap Birliği bu görevin yan kuruluşu. Arap Birliği’nin fazla bir yaptırım gücü yok. Burada taşeron olarak Türkiye’nin kullanılacağı çok açık. Türkiye açısından da son derece tehlikeli. Amerika Türkiye’yi bataklığa çekmek istiyor, AKP Hükümeti de gönüllü.”

Erdoğan BOP’taki görevini mi yapmaktaydı?

Milli düşünceli siyaset uzmanları Hillary Clinton’un açıklamalarıyla ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapmıştı:

“Aslında yaşananlar bizim için sürpriz değildir. Clinton Erdoğan’a BOP Eşbaşkanı olarak verdiği görevi ilan etmiştir. Erdoğan ve AKP Hükümeti’nin ne yapacağını dünya kamuoyu önünde dile getirmiştir. Diğer bir deyişle, verdiği gizli talimatı resmileştirmiştir. Erdoğan Libya’dan sonra herhalde zılgıt yedi ki Suriye konusunda dikkatlidir. Libya’da önce ‘NATO’nun Libya’da ne işi var?’ dedi, ne olduysa hemen çark edip Türk askerini bölgeye gönderdi. Söylediklerini yutuverdi. Şimdi Suriye’de kraldan çok kralcı kesilmiştir. BOP görevinde kusur işlememek için gayret içindedir. Amerika’ya ‘Görevimi yapıyorum’ mesajını vermektedir. Erdoğan sık sık ‘Bize o görev verildi, biz o görevi yapıyoruz’ diyordu. O görev bu görev olsa gerek. Libya’da görüşlerinin nasıl hızla değiştiğini, Suriye’deki telaşının asıl nedenini elbette bir gün öğreneceğiz. Tarih iktidardakilerin nasıl esir alındığını gösteren belgelerle doludur.”

ABD Başkanları ve yüksek bürokratları Siyonist Yahudi Lobilerinin güdümündeydi ve bütün adaylar şimdiden sadakatini bildirme yarışındaydı

ABD’de 2012 seçimleri yaklaşırken adaylar da kampanyalarını yoğunlaştırmıştı. Adaylar, seçim kampanyalarının en önemli kısmını, İsrail’e sadakat ve İran’a savaş üzerine kurmuşlardı.

Cumhuriyetçilerin en önemli adayı Mitt Romney, ABD başkanı olur olmaz ilk yurtdışı seyahatini İsrail’e yapacağını açıklamıştı. Oysa ABD’de başkanları ilk yurtdışı ziyaretlerini geleneksel olarak ya Meksika’ya ya da Kanada’ya yaparlardı.

Romney, bu geleneği İsrail’i ziyaret ederek bozacağını vurguladı. “İsrail’e onun yanında olduğumuzu daha açık ve kararlı bir şekilde göstermeliyiz. İsrail’in bizim önceliğimiz olduğunu ve onlara her zaman destek vereceğimizi açıkça ifade etmeliyiz. Ben ABD başkanı olur olmaz ilk ziyaretimi İsrail’e gerçekleştireceğim. Böylece İsrail’e ne kadar önem verdiğimizi de göstermiş olacağım” sözleri Siyonist Yahudi Lobilerine yaranma telaşıydı.

NATO’yu göreve çağırmak; “gaflet mi, dalalet mi olmaktaydı?”

Sivil öldürme konusunda tescilli bir kötü sicili olan ve dünyanın belki de en örgütlü “can alma” mekanizması gibi çalışan NATO, bir yere özgürlük, demokrasi vs götürmeyi kendine hedef olarak seçtiyse, vay haline o memleketin. İnsanları öldürerek, ülkeleri tarumar ederek “kutsal” (!) amaçlarına hizmet eden bu kuruluş, Soğuk Savaş bittikten sonra “sivil öldürme” konusunda uzman hale gelmişti. Özellikle de, İkiz Kuleler’in vurulup, yeni bir kirli savaşın hedefi olarak İslam dünyasını seçen Batı ve Şeytanın şövalyesi ABD, değişen stratejileri gereği NATO denen “sistematik katili” de yeni zulümlerine uyumlu hale getirmişti. Bu coğrafyanın lideri Recep T. Erdoğan’ın, çare olarak NATO denen “katliam makinesi”ne sarılması ve göreve çağırması ise trajedi miydi, komedi miydi, yoksa gaflet ve dalalet miydi?

Balık hafızalı olanlar için bile kısa bir arşiv taraması NATO’nun katliamcı yüzünü göstermeye yeterdi. BBC’nin haberine göre, Afganistan’da Ocak’tan Haziran’a kadar ölenlerin sayısı geçen seneye göre yüzde 15 artmış ve iki bine erişmiştir. NATO, benzer katliamlardan Libya’da da çekinmemişti. Daha doğrusu, nereye gidecek olsa veya onların tabiriyle nereye “barış götürecek olsa”, aynı yöntem geçerliydi.”[1]

Kaddafi katledildi, Libya demokrasiye geçti, ama huzur aranır hale geldi: İşte Libya’nın son manzarası!

Emperyalistler pastadan pay kapma yarışındaydı

Fransız şirketi TOTAL, Libya devlet petrolleri şirketinin yüzde otuzuna sahip çıktı. İngiliz BP sıradaydı. Hemen kendi kendine araştırma ve petrol çıkarma izni sağladı. Yakılıp yıkılan Libya bina ve tesisleri, ABD’li ve AB’li şirketler, özellikle de Fransız ve İngiliz şirketleri yeni baştan inşa edecek, milyarlar bu Yahudi şirketlere akacaktı.

Libya’ya hangi özgürlük sağlandı?

Şimdi Libyalılar tamamen özgür sayılmaktaydı!? Aynen Janice Joplin’in söylediği “Özgürlük, kaybedeceğiniz başka bir şeyinizin olmadığının değişik bir şekilde tanımlanmasıydı.”

Batılı güçler neden Libya’ya saldırmıştı, Libya’da rejim değişikliğine neden ihtiyaç duymuşlardı, şimdi daha iyi anlaşılmaktaydı.

Libyalılar öncekinden daha perişandı!

Libya’da yaşayanlar elektrik faturası nedir bilmezlerdi, çünkü evlerine elektrik faturası gönderilmezdi. Elektrik Libya vatandaşları için ücretsizdi. Güneydeki çölden yeraltı kanalları ile şehirlere su taşınmasından sonra su faturası da Libya vatandaşlarına ödetilmezdi.

Faizsiz bir düzen vardı!

Bugün KKTC’nin siyasi ve sosyal gündemini oluşturan faiz konusu ve Libya halkını aşırı faizlerden koruyacak bir faiz yasası da yoktu Libya’da. Çünkü “Faiz” yoktu, yasak edilmişti. Tüm bankalar devlet bankasıydı ve mevcut yasaya göre Libya vatandaşlarına tüm krediler faizsiz verilmekteydi. Ev sahibi olmak diktatör Muammer Kaddafi tarafından doğal bir insanlık hakkı olarak kabul edildiğinden her yeni evliye Libya hükümeti 50 bin dolar nakit para ödemekteydi, yeni evli çiftler bir ev alsınlar ve hayata iyi bir başlangıç yapsınlar diye, yuva kurmak teşvik edilmekteydi.

Eğitim ve sağlık hizmetleri tamamen parasızdı

Diktatör Muammer Kaddafi darbe yapıp yönetimi ele geçirdiği vakit okuma bilenlerin oranı sadece yüzde 25 idi. Öldürüldüğü vakit ise bu oran yüzde 83’ü geçmişti. Üniversite mezunlarının oranı ise yüzde 3’den yüzde 25’e yükselmişti. Libya’da iyi bir eğitim alacağına inanmayan bir Libya vatandaşına yurt dışında okuyabilmesi için hemen ve derhal aylık 2 bin 300 dolar burs verilirdi. Dönüşte iş bulamazsa, iş bulana kadar kendisine aylık ücret ödenmekteydi.

Çiftçilik yapmak isteyen bir Libya vatandaşına Kaddafi hükümeti hemen ve ücretsiz; yüzlerce dönüm toprak, çiftlik evi, her tür makine, teçhizat, traktör, kombay, tohum ve büyük baş hayvan vermekteydi.

Neredeyse hiç vergi alınmazdı

Otomobillerin gümrük vergisi, Özel Tüketim vergisi, Yol vergisi, Motor vergisi gibi vatandaştan para koparmak yerine devlet tarafından fabrika fiyatının yarısı da karşılıksız olarak ödenerek Libya vatandaşlarının en sağlam, en güvenilir ve en konforlu araçların kullanılması teşvik edilmekteydi. Benzinin litresi ise sadece 25 kuruştu.

Libya devletinin hiçbir dış borcu yoktu ve Merkez bankasında da yüz yetmiş milyar dolar nakit para ve 27 ton altın bulunuyordu.

Her yılsonu petrol satışlarından elde edilen gelirin bir kısmı, her vatandaşın banka hesabına eşit olarak yatırılıyordu. Yani Libyalılar, en küçüğünden en büyüğüne kadar her yıl petrol satışından eşit pay alıyordu.

Doğum yapan anneye 5 bin dolar takılırdı!

Doğum yapan bir anneye aynı gün 5 bin dolar ödenmekteydi. Diktatör Muammer Kaddafi, tüm bunları halkına layık gördüğü için temizlenmesi icap etmişti! Libya’da yaşayan 150’ye yakın kabile vardı ve aynen Irak’taki Saddam gibi onları da bir arada tutmayı başaracak bir lider, bir yönetici gerekliydi. Kaddafi de bu görevi yıllarca başarı işe sürdürebilmişti.

Şimdi bu kabileler birbirini yemekteydi. Çünkü Libya’ya demokrasi gelmişti.

Kaddafi halkından korkmazdı

Diktatör Muammer Kaddafi halkından korkmazdı. Bu nedenle de eli silah tutan herkese askeri eğitim aldıkları silahları vermişti. Libya halkının evde bu silahları saklamalarının ve sürekli bakımını yapmalarının, Libya’nın olası bir dış saldırı durumunda savunmasının yapılmasında çok daha verimli olacağını hesaplamıştı.

İnsanlar silahlıyken ve her evde her tür silah bulunurken: “isyancılar sadece bir gün dayanabilir, bu nedenle NATO’nun müdahalesi ve desteği şarttır” diye bir yutturmacaya önce ılımlı İslamcılar kanmıştı.

NATO, hava bombardımanına başladığında Fransız ve İngiliz komandoları da Libya’ya girerek sözde isyancılara yardımcı olmuşlardı. Tabii bu yardım hiçte boşuna yapılmazdı. Libya topraklarında çıkış maliyeti bir Dolar olan petrolün satış fiyatı ise yüz Dolardı. Bir Fransız şirketi olan TOTAL, Libya devlet petrolleri şirketinin yüzde otuzuna hemen sahip çıktı, her yüz dolarlık satıştan doksan dokuz dolar kar edecek şekilde ganimet kazandı.

İngiliz Şirketi BRITISH PETROL (BP) ise sıradaydı. Hemen kendi kendine araştırma ve petrol çıkarma izni sağladı. Yakılıp yıkılan Libya bina ve tesislerini ABD’li ve AB’li şirketler, özellikle de Fransız ve İngiliz şirketleri yeni baştan yapacak ve trilyonlar vuracaklardı. Elbette ki Fransız ve İngiliz komandoların haklarının ödenmesi lazımdı. Bu ödeme yöntemi de petrole, imar harcamalarına ve Merkez Bankası kaynaklarına el koymaktı.

Avrupa Libya’nın milyarlarca dolarının üzerine yatmıştı!

Libya Merkez Bankasının 170 milyar dolarlık nakit parasının ise sadece 1.2 milyarı serbest bırakılmıştı. Gerisinin ise ne vakit serbest bırakılacağı meçhul olan para Avrupa Bankalarında mışıl mışıl yatmaktaydı. Bu para büyük bir olasılıkla Avrupa ekonomisine kanalize edilecek ve Libyalı da kâğıt üstünde gördüğü bu paraya hiçbir şekilde dokunamayacaktı.

Bütün bunlar bize Hitler’i hatırlatmıştı.

Hitler tüm dünyaya lanetli birisi olarak tanıtıldıysa da, biraz araştırınca tüm yaptıklarının kötü olmadığını anlaşılacaktı.

Hitler gerçekte İsrail devletinin kuruluşunu sağlayan ve temelini atan kötü bir kahramandı!

Hitlerin yanındaki NAZİ partisine mensup çalışma arkadaşlarının ve Alman Ordusunun üst rütbeli generallerinin 77’si Yahudi asıllıydı.

Mareşal Ehrart Milch’in babası Yahudi iken, SD’lerin Başkanı Reinhard Heydrich’de Yahudiydi ve adı da Suss idi. Hitler’in en yakın mesai arkadaşı Bormann da bir Yahudi uşağıydı.

1933 tarihli Havaara Nakil Antlaşması ise Hitler yönetimi ile Siyonistler arasında imzalanmıştı. Bu anlaşmaya göre Filistin’e göç edecek Alman Yahudilerinin Almanya’daki taşınır ve taşınmaz mal varlıkları Hitler hükümeti tarafından nakit olarak ödenirken, Yahudi örgütleri de Alman ürünlerinin Filistin’de satılmasını sağlamıştı.

Bu anlaşma sonucunda, Yahudi kapitali ve Yahudi ticari dehası sayesinde Alman ürünleri Filistin’e ve çevre ülkelere rekabet edebilir bir fiyatla taşınmıştı. Almanya 1939 yılına kadar bölgeye 139.5 milyon marklık satış yaparken, çok büyük sayıda Alman Yahudisi de Filistin’e göç ederek yerleşip 1948 yılında kurulan İsrail devletinin çekirdeğini oluşturmuşlardı.

Yahudi yerleşimlerini korumak amacıyla kurulan ve 1920-1948 yılları arasında faaliyeti gösteren Yahudi paramiliter örgütü olan Haganah mensupları Almanya’da özel kamplarda eğitilirken, kampa şimdiki İsrail Devleti bayrağı asılmaktaydı.

İzak Şamir’in ise İngilizlere karşı savaşmak için, Hitler’in Alman ordusuna bir Yahudi taburu teklif etmesi ise tarihin bir başka farklı yüzünü oluşturmaktaydı.

Hitler’in de, Mübarek’in de, Kaddafi’nin de koşullar ve dünya konjonktürü değişince misyonları sonlandı ve kendileri de ortadan kaldırıldı.

Her halde Libya halkı, elektrik ve su faturasını ödemek için sırada beklerken veya litresine 25 kuruş ödediği benzini 2.5 TL’ye alırken aklını başına toplayacaktı, ama iş işten geçmiş olacaktı!”[2]



[1] Milli Gazete / Burak Kıllıoğlu

[2] Prof. Dr. Ata Atun / Milli Gazete

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

AHMET AKGÜL KİMDİR?

INTRODUCTION OF USTADH AHMET AKGÜL

رسالة تعريفية لمعلمنا أحمد أكجول

قبل مؤتمر النظام العادل في جامعة قيرغيزستان أراباييف، والذي حضرناه، قدم أحد المحاضرين أستاذنا أحمد أكجول على النحو التالي: أحمد أكجول موجود في تركيا؛ إنه عالم ومثقف نادر جدًا يجمع بين المبادئ الإسلامية والمتطلبات الإنسانية، وفكر أتاتورك في التغيير والقومية الإيجابية والتوازن الاجتماعي. ألف حوالي 100 كتاب، بعضها في 3 مجلدات، وجميعها أعمال فريدة وأصيلة. 10 من الكتب؛ تمت ترجمته إلى الإنجليزية والروسية واليابانية والفارسية والفرنسية والعربية. البروفيسور الراحل، أحد رؤساء وزراء تركيا الأسطوريين. دكتور. ويعتبر من أكثر الطلاب المميزين وأتباع نجم الدين أربكان.
لقد حضر المؤتمرات العلمية في جميع أنحاء تركيا وأوروبا والجغرافيا الإسلامية منذ ما يقرب من 40 عامًا. إنه رجل حكيم تنبأ وشرح التطورات المهمة في تركيا ومنطقته والعالم قبل عقود، وتعرض للعديد من المشاكل والهجمات لهذا السبب، لكنه كان دائما على حق في النهاية. وهو رئيس تحرير مجلة الحل الوطني، التي يتابعها عن كثب كبار البيروقراطيين العسكريين والمدنيين، وأساتذة الجامعات، والكتاب والمعلقين المهمين، ومسؤولي الدولة في تركيا. ضد الأنظمة الرأسمالية والاشتراكية والليبرالية في العالم؛ فهو يحتوي على الجوانب الجيدة والمفيدة لجميعها، لكنه يترك الجوانب السيئة والضارة؛ سيدنا، الذي أعد ودافع عن برامج النظام العادل الأصلية القائمة على العقل والعلم والتاريخ والضمير والقرآن، يبلغ من العمر 74 عامًا وأب لخمسة أطفال. لا يتقاضى إتاوات أبدًا عن أي من كتبه أو مجلاته أو مقالاته أو مؤتمراته، ويعيش حياة متواضعة بعيدًا عن الترف والراحة، ويغطي نفقات كل ذلك بحوالي 40 من الرفاق المتطوعين والمخلصين في سبيل الله. المعلم الذي يدافع عن "حرمة التبشير بالعلم" وبالتالي لا يدين بالشكر لأي مركز أو حكومة. باستثناء ما يقرب من 105 من أعمال أستاذنا، حتى الأحزاب والحكومات تظل غير مبالية؛ الدين والأخلاق في المرحلة الابتدائية: 4-5، المرحلة المتوسطة: 1-2-3، المرحلة الثانوية: 1-2-3-4 والجامعة: 1-2-3، وفقاً للحقائق العلمية وجوهر الإسلام. ولكن بغض النظر عن أي طائفة، فقد أعد كتب العلم. خلال أحاديثهم المميزة جداً، كتلاميذه ومتابعيه المخلصين: "كيف أعددتم هذه (100) كتاباً يزيد عن مائة، كيف رتبتم وقتكم؟" أجاب أستاذنا أحمد أكجول على أسئلتنا كالتالي، ليكون قدوة وتشجيعًا لنا:



1- منذ ما يقرب من 60 عامًا، باستثناء الأمراض الخطيرة والصعوبات الكبيرة؛ ولم أؤجل عمل اليوم إلى الغد، كما أنني لم أحاول تأجيل عمل الصباح إلى الظهر أو عمل الظهر إلى المساء. لأنه لا ينبغي لي أن أضيع رأس مال حياتي المحدود في مساعي فارغة ومجانية يسميها القرآن الإلغاء ويحرمها

 

2- حتى لو كان شخصًا لديه معرفة وخبرة في موضوع ما، حتى لو كان أصغر منا كثيرًا... حتى لو كان شخصًا عاديًا وبسيطًا، فأنا لا أشعر بالإهانة أبدًا عند الاستماع إليه أو تعلم شيء ما، لأن أكبر عائق أمام التعلم والحصول على العلم هو الكبرياء والكبر

-3ما حصلنا عليه؛ حاولت أن أقرأ وأفهم كتابات وكتب الجميع، محليًا أو أجنبيًا، يساريًا أو يمينيًا، أعرفه أو لا أعرفه، أحبه أو أكرهه.
4- كنت أسجل المعلومات التي تعلمتها وأجد أهميتها منها أو مما سمعته في البرامج والمؤتمرات التليفزيونية، ولم أتردد قط في كتابتها ونقلها بذكر أصحابها
5- من خلال الوقوع في الرغبات والاعتراضات التعسفية من أقرب أقاربي ورفاقي وأعضاء الحزب وذوي المناصب ذات النفوذ والكفاءة... أو من منطلق حرصي على راحتي ومصالحي الشخصية، لم أخفي أبدًا الحقيقة التي قالها لي يجدها العقل والضمير نافعة ومفيدة، ولم أصعب فهمها بتغليفها بأغلفة مختلفة
6- كل الأشخاص الذين التقينا بهم في أي مناسبة وأصبحنا قريبين بما يكفي لتناول كوب من الشاي أو السفر لمدة ساعة على متن الطائرة؛ حاولت مساعدتهم على اكتساب وزيادة وعيهم الأخلاقي والضميري وكرامتهم، وخاصة سلامهم الروحي والعالمي. بمعنى آخر، كنت أهدف إلى أن أكون مفيداً له، وليس أن أستفيد من منصبه وفرصه ومجاملاته.
7- ولعل ذلك يعتبر ثمرة ومعجزة للأهداف والجهود المخلصة... وطبعا بفضل الله تعالى وفضله لا بد من قراءة كتاب ما يقارب 700 صفحة بسرعة في ساعة أو ساعتين. وتهنئة هذا الكتاب وانتقاده عمدا، والحمد لله أن إنتاج ملاحظات من 10 صفحات أصبح أسهل بالنسبة لنا.
أطيب التحيات…

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...