YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6932d47b43bd9
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 0 1 2
Bugün : 26720
Dün : 41159
Bu ay : 205322
Geçen ay : 1284993
Toplam : 45894136
IP'niz : 18.97.14.89

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

MAFYA SİYONİZM’İN EN ALT MAŞASIYDI

İŞBİRLİKÇİ İKTİDARLAR İSE MAFYANIN KISKACINDAYDI!

      

2021 Haziran başında; yıllarca AKP kongrelerine katılıp ağırlanan ve kendisine özel koruma sağlanan, ama sonunda birtakım kirli ilişkilerini ve gizli gerçekleri deşifre edince suç örgütü lideri olarak tanıtılan Sedat Peker, 9’uncu videosunu yayımlamıştı. “Yaşadıkça ve yaşlandıkça değil, direndikçe büyürüz” başlığıyla yayımlanan videoda Peker, siyasetin gündemindeki “10 bin dolarlık milletvekili” konusunu gündemine almıştı. Peker, ”Benim 10 bin dolar yolladığım bir milletvekili yok ama daha çok yolladıklarım var. Bana 10 bin doları nasıl yakıştırdınız. Ben aç, açıkta kalırım yine herkesten fazla veririm. Hani diyorlar ya bunu açıkla diye. Ben kimseye 10 bin dolar vermedim ama daha büyük paralar yolladım. Çanta çanta…” ifadelerini kullanmıştı.

Metin Külünk, Mafya Aracısı mıydı?

Sedat Peker, “10 bin dolarlık milletvekili” iddiasıyla adı kulislerde konuşulan AKP MKYK üyesi Metin Külünk’ü anlatmıştı.  

“Şimdi Metin Külünk’ten konuşacağız” diyen Peker, ”Metin abi beni telefondan aradı, (güya Joe) Biden beni Erdoğan’a karşı (kışkırtmaktaymış)… Ya dedim abi ne diyorsun sen, Biden işi gücü bırakmış Sedat Peker’i mi bekliyor, hepten delirdik, vallahi bunlar delirdiler. Adamlar dünyayı yönetiyor, onun (koca ABD’nin) Devlet Başkanı Sedat Peker’i mi bilecek (öne sürecek!?). Benim kendi meselem var. (Metin Külünk) Beni sakinleştirdi, konuştu konuştu. Sonra benim yanımdan ayrıldı, beni itibarsızlaştırmak için kurulan mafyalar var, tecavüz hikayelerini kurgulayan puştlar var ya… (Evet) Onlar var, vekiller var, devletten adamlar var!.. Özel adamları ama fındık kadar beyinleri var. O yüzden Metin ağabeyi konuşacağız. Beni yolda bırakanı rezil edeceğim, ha Metin ağabeyi rezil etmeyeceğim, ne yaşadık onu anlatacağım” diyerek ifşaatlarını sıralamıştı.

“AKP’nin Seçim Zamanı Dağıttığı Kahveleri Ben Sağladım…”

Peker, ”Şimdi bana pislik mafya diyorlar; AKP’nin seçim zamanı dağıttığı kahveler var ya, hepiniz içtiniz, Tarihi Beyoğlu Kurukahvecisi, işte onlar benimdi, hani ben pislik mafyaydım. Ulan onlarca milyon liralık kahveyi benden siz alıp dağıtmadınız mı? Lan bir lira mı verdiniz, verdiyseniz hani faturanız? Lan size yazıklar olsun!” diye çıkışmıştı.

“Seçim Zamanı Geldiğinde (AKP’li kodamanların) Arabasına Para Bırakırdım”

”Metin ağabeyle, Ömer Külünk diye bir yakını var mesela, nasıl ilişkimiz onu anlatayım. Tefeciler benim yeğenimin yerini almış, o zamanın parası bugünün 1,5 milyon lirası, ‘tefecilerle bir konuşsan’ diye ricada bulundular. Ya dedim Metin (Külünk) ağabey, ben ismimi unutturmaya çalışıyorum, o onu arayacak, o onu arayacak sanki ben tahsilat yapıyormuşum gibi. Dedim ağabey kaç para ise ben vereyim. O konuda ismi geçen bir iki iş adamı arkadaş var, biz ödeyelim dediler. Ama iş para ödemeye gelince bir tek ben ödedim, tapuyu aldık verdik. Biz para verdik mi böyle veririz. Almanya’daki o (AKP’li) dernekler var ya, onlara rica ederdi para yollar mısın diye, el altından onlara para yollardım. Ama öyle her ay giden 10 bin yok, seçim zamanı geldiğinde (Metin Külünk’ün) arabasına para bırakırdım. Ya şimdi ben böyle deyince, AKP’li diğer milletvekili tanıdıklar, aman bizi de, deşifre ederse diye telaşlandılar. Lan oğlum biz kimseyi söylemeyiz. Ama Joe Biden miden deyip film yapmaya kalkın, sonra beni karalama kampanyasına abilik yapın. İstesem hepinizi gömmek için ‘evet verdim’ derdim ama 10 bin değil çok daha fazlasını verdim.”

Sedat Peker’in iddiaları üzerine twitter hesabından açıklama yapan Metin Külünk, kof edebiyata sığınmıştı!

“Türkiye’nin enerjisi kimleri hareketlendirdi? Devlet ‘Canlı’ varlık gibidir; bedeni, ruhu, dili ve eylemi vardır. Hafızası ve hayali vardır. Hatta heyecanları, üzüntüleri vardır. Türkiye Cumhuriyeti bin yılı aşkın büyük Türk devlet canlılığının son yüzyıldaki yaşanmışlığıdır. Dolayısıyla liderler, seçimle iş başına gelenler, görev alanlar bu canlı devletin elçisidir. Elçi sözcüdür. Elçinin hukukunun korunması çok değerlidir Türk’ün töresinde. Türk Devlet tarihinde binlerce Elçi geldi ve görevlerini yapıp gittiler. Devleti varlık olarak yaşatan iki unsur vardır: Kaynak ve Birlik. Kaynağınız bazen sadece toprağınız olur; bazen insan sayınız ve kaliteniz olur. Bazen de yer altı ve üstü kaynaklarınız olur. Birlik ise bazen inançta, bazen yaşanmışlıklarda, bazen hedefte oluşur. Türk Devleti için kaynak yüzlerce yıl hep toprak genişliği, birlik ise farklılıkları bir arada yaşatma tecrübesi oldu.

Fakat çağımızda artık toprak kaynak olarak yetmiyor ve tecrübe de birliğe yetişmiyor. Çağımızda kaynak artık ‘Varlık, Bilgi, Akletme, Veri, Yapay Zekâ ve Robotik Teknoloji’ olmak durumundadır. Birlik için ise ‘Devleti Markalaştırma’yı ortak hedef bilmek gerekir. Dolayısıyla, Petrol, Doğal Gaz, Madenler varsa o zaman önemli kaynağımız var demektir. Bilgi, Teknoloji varsa o zaman Devletin Markalaşması vardır. Dikkat! Türkiye’ye kaynak alanında ısrarla şu dayatılıyor: ‘Sende kaynak yok!… Sen dünyadaki endüstrilere ucuz insan kaynağı ol!..’ ve birlik için ise şu kurnazca telkin yapılıyor: ‘Devletini Markalaştırmak küresel ölçekte bilgi, teknoloji gücü gerektirir; buna zaman yok! Diyorlar ki siz birliğinizi düğünlerde, derneklerde, partilerde kendinizi yaşatmakla yetinin!..’ Bu asla kabul edilemez! Geçit verilemez!” Sedat Peker’in ithamlarıyla alâkası bulunmayan bu palavra edebiyatıyla, Metin Külünk, yoksa; “Mafya Babalarıyla iş tutmak da devletin bir kuralıdır!” demeye mi çalışmıştı ve bu bir itiraf sayılmaz mıydı?

Öte yandan SBK Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sezgin Baran Korkmaz’ın da aralarında bulunduğu 19 kişiye yönelik İstanbul merkezli dört ilde operasyon yapılmıştı. Operasyonda 10 kişi gözaltına alınırken holding bünyesinde kurulan şirketler aracığıyla 132 milyon dolarlık kara para aklandığı medyaya yansımıştı.

Operasyon haberinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kuzeni Cengiz Er, dikkat çeken mesaj yayınlamıştı. Cengiz Er, Twitter’da şunları yazmıştı: “Pandoranın kutusu açılıyor. Sezgin Baran Korkmaz operasyonu Türk medyasının da kirli çamaşırlarını ortaya dökmüş olacaktır. Korkmaz’ın boğazdaki yalısının kapısını aşındıran, Bodrum’daki otelinde bedava tatil yapan ve ceplerini dolduran kerli ferli gazetecilerin ipliği pazara çıkacaktır!”

Lütfen hatırlayınız. Aziz Erbakan Hocamız, dişiyle tırnağıyla kazıyarak RP’yi 1. Parti konumuna çıkarmış ve Refah-Yol iktidarının Başbakan’ı olarak efsane atılım ve açılımlarına başlamıştı. Oluşturduğu “Havuz Sistemi” ile, faizli iç ve dış borca gerek kalmadan Milli Ekonomiyi canlandırıp düze çıkarmış ve tarihi D-8 girişimiyle İslam Birliğinin temellerini atmış, hatta tarih boyunca malum ve mel’un odaklarca hep İslam İttifakının aleyhinde ve Haçlı saldırılarının lehinde kışkırtılan İRAN’ı D-8’lere katarak, Şİİ-SÜNNİ dayanışmasını sağlamışlardı. Ama dünyanın gidişini ve tarihin seyrini değiştirecek bu kutlu ve onurlu icraatlere dayanamayan, Şeytanın Şakirtleri Siyonist Baronlar, içimizdeki beşli işbirlikçi piyonları eliyle, 28 Şubat post modern darbesini tezgâhlayıp Erbakan iktidarını yıkmışlardı. Milli Birlik ve Dirliğimizin bozulmaması, ülkemizde Asker-Sivil, İslamist-Kemalist çatışmasına fırsat tanınmaması için Rahmetli Erbakan Hoca ucuz kahramanlıklara tenezzül buyurmamıştı!..

Ama 28 Şubat’ın gayrı meşru meyvesi olarak palazlandırılan ve “Erbakan’ın devamı” palavrasıyla oy toplanıp iktidara taşınan Erdoğan iktidarı ise, yıllarca birlikte FETÖ hainleri, şimdi ise MAFYA çeteleri eliyle ve yedi sülalesinin yüzünü kızartacak ilişkileriyle sarsılmaya başlamış ve artık mukadder akıbetine yaklaşmıştı.

Hatta AKP’li Meclis Başkanı Mustafa Şentop’un, Sedat Peker’in, “Bazı Milletvekillerine 10 bin dolar ekstra maaş bağlanması” iddialarıyla ilgili, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya resmen yazı yazması ve konuyla ilgili bilgi araştırması, başta Sn. Erdoğan olmak üzere tüm AKP kurmaylarınca “Peker iddialarının resmen soruşturma konusu yapıldığı” şeklinde yorumlanmış ve artık gizlenemeyen bir tedirginlik ve telaşa yol açmıştı.

Üstelik Sedat Peker, derin ve milli merkezlerce eline verildiği açıkça sezilen ve bu iktidarı çökertmeye yeten bilgi ve belgeleri deşifre ettikten sonra: “Biz; bütün gizli ve kirli ilişkiler ağını, bu iktidarın ardından gelecek yeni düzen ve dönemlerde görev alacak yetkililerin bu çürümüş sistemi ve işbirlikçi aktörlerini iyi tanımaları ve yeterli tedbirleri almaları için açığa vurma gereği duyuyoruz!” açıklamaları, artık Erdoğan döneminin, hem de çok acı ve alçaltıcı bir şekilde kapanacağının, kutlu ve mutlu bir sürecin kapılarının açılacağının bir mesajı olarak okunmalıydı!..

Sn. Erdoğan, Soylu’ya kerhen ve mecburen mi sahip çıkmıştı?

Meclis Kulisi yazmıştı: AKP koridorları, kelimenin tam anlamıyla çalkalanmaktaydı. Hem Meclis hem de genel merkezin etkili isimlerinden bir kısmı sorulan tüm sorulara susarak yanıt vermeye çalışmaktaydı. Ancak aldığımız yanıtlar durumu açıklamaya yeterli olmamaktaydı. Son haftalarda kamuoyunun gündemini belirleyen temel konular, Sedat Peker’in açıklamalarıydı. Bu ifşaatların içerikleri, tartışılması ve değerlendirilmesi ayrı bir yazının konusu olmakla birlikte, bunların kulislerde nasıl yankılandığı üzerinde de durmak lazımdı. Özellikle AKP kulislerinde neler söyleniyor ya da neden bir şey söylenmiyor sorularının yanıtları aranmaktaydı. Öncelikle şunu belirtmek lazımdı; daha önce iktidara ya da iktidarın herhangi bir yandaşına yapılan bu gibi hamlelere büyük bir saldırı gözüyle bakılıp, olağanüstü tepkilerle karşılanırdı. Hükümetin en güçlü figürlerinden, Erdoğan’ın halefi olarak ismi geçenlerden ve Damat Bey’le yaşadığı gerilime rağmen yerinde kalabilen Soylu ile ilgili yenilir yutulur cinsten olmayan iddialara rağmen, sistemli bir tepki konulmaması, kafaları karıştırmıştı.

Evet, Albayrak’a yakın isimlerle yapılan konuşmalarda, Soylu’nun icraatlarının “duvara tosladığını”, maalesef bir gün yaptıklarının bu biçimde ortaya çıkacağının beklenip normal karşılandığını belirtiyorlardı. Hatta daha öteye giden bir isim “Çekirge bir zıplar, iki zıplar” demekten sakınmamıştı.

İşin bir başka yanı, Bahçeli grup toplantısında açıkça Soylu’ya sahip çıkana kadar Erdoğan’dan hiç ses çıkmamıştı. MHP’nin hemen ardından bir grup toplantısında Erdoğan’ın Soylu’ya sahip çıkması ise dikkatlerden kaçmamıştı. Ancak buna rağmen hâlâ Soylu’ya yönelik sistemli bir desteğe rastlanmamıştı. Bir grup trol temelli tweet atma etkinliği haricinde ses gelmeme nedeni, acaba Soylu’ya ders verme amaçlı mıydı? Soylu’nun, Erdoğan’dan sonra Genel Başkanlığa hazırlandığı ve hazırlığın parti içinde rahatsızlığa neden olduğu sıklıkla vurgulanmaktaydı. Yaşanan yıpranma Genel Başkanlık iddialarını sona erdirdiğinin mi kanıtıydı? Bu konuyu İYİ Parti’den bir isimle konuştuğumuzda “Artık Soylu MHP’ye Genel Başkan olur!” karşılığını almak da anlamlıydı.

AKP içinden önemli bir isim: “Cumhurbaşkanımız, konu Binali Bey’e gelince konuşma gereği duydu ve kendisine sahip çıktı. Ancak tek başına o iddialara karşı durması doğru olmazdı, ondan Soylu’ya da sahip çıktı. Yoksa yine bu konularda açıklama yapmazdı” dediğini de unutmamak lazımdı. Yani bu kişi, “Binali Bey’e sahip çıkmak zorunda kalınca Soylu’ya da mecburen sahip çıktı” demeye çalışmıştı. Kulis duvarlarında yankılanan sessizlik, Peker’in iddialarına ilişkin “Ya doğruysa?” endişesinin dışavurumu olarak okunmalıydı. Sedat Peker’in, “Bu konuları imamlar mı anlatacaktı? Elbette benim anlatmam lazımdı, zira ben bu işleri çok iyi bilen bir insanım!” gibi ifadelerinden korkularak açıktan destekten kaçıldığı anlaşılmaktaydı. İstifa eder gibi yaptığı dönemde bile insanların sokağa dökülerek destek çıktığı Soylu’ya karşı, Peker’in iddialarının ardından doğru düzgün bir destek çıkmaması önemli bir ayrıntıydı.

E. Tuğgeneral Veli Küçük’ün: Süleyman Soylu’yu yalancılıkla suçlaması!

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Sedat Peker’in adamlarına ruhsat verilmesinde Veli Küçük’ü işaret etmesini”, Emekli Tuğgeneral Veli Küçük tepkiyle karşılamıştı. Veli Küçük, “Bakan doğru söylemiyor. Soylu’nun anlattığı ruhsat işi, ben emekli olduktan üç yıl sonra yaşanmıştır” açıklamasını yapmıştı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Habertürk’te Sedat Peker’in iddialarıyla ilgili sorulara yanıt verdiği programda emekli Tuğgeneral Veli Küçük ile ilgili sözlerine, önce avukat olan kızı Zeynep Küçük karşı çıkmıştı. Bakan Soylu o programda, “Peker’in tecavüz iddiasıyla gözaltına alındığını, adamlarının üzerindeki silahların ruhsatının Bilecik’ten alınmış olduğunu” anlatarak, “(Peker) Tecavüzden dolayı karakola götürülüyor, ama orada her şey kapanıyor. Oradaki iki kişi, biz silah ruhsatlarını Bilecik’ten aldık diyor. Bilecik’te kim var? Veli Küçük var.” iddiasında bulunmuşlardı.

Emekli Tuğgeneral Veli Küçük ise şöyle yanıtlamıştı:

“Ben 2000 yılında emekli oldum. Peker’in adamları 2003 yılında Bilecik’in hemen girişindeki merkez köyü Gülümbe mahalle muhtarlığına orada oturduklarına dair bir belge düzenletmişler. Ona dayanarak Bilecik’ten silah ruhsatı almışlar. Bu sahteciliği yapanlar sonra yargılanmış ve ceza da almıştır. Veli Küçük’le ne ilgisi var bu olayın? Soylu bilmiyor mu bunları?”

Veli Küçük’ün kızı Avukat Zeynep Küçük de, Twitter hesabından, “Sayın Süleyman Soylu’nun ifade ettiği silah ruhsatı verilmesi ile Veli Küçük’ün hiçbir alâkası bulunmamaktadır. Veli Küçük emekli olduktan 3 sene sonra verilen bu ruhsat nedeniyle mülki amir, köy muhtarı ve jandarma personeli yargılanmış ve ceza almıştır” diye yazmıştı.

Veli Küçük kim olmaktaydı?

9 Mayıs 1944, Türkmen köyü, Gölpazarı, Bilecik doğumlu olan Veli Küçük, Edirne, Van, Eskişehir, Ağrı, Kocaeli ve Hatay İl Jandarma Alay Komutanlıkları görevlerinden sonra, 1996’da generalliğe terfi etmiş bir subaydı. Çanakkale Tugay Komutanlığı görevinde iken, tugayı Bilecik iline taşıtmıştı. Bilecik’ten 2000 yılında tuğgeneral rütbesindeyken emekliye ayrılmıştı.

Veli Küçük 22 Ocak 2008 günü Ergenekon tertibinden gözaltına alınmış ve 26 Ocak’ta tutuklanarak cezaevine atılmıştı. Ergenekon kumpasında “Silahlı terör örgütü kurma, yönetme,” “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne karşı silahlı isyana tahrik, zorla Hükûmeti ıskata teşebbüs,” “Kasten öldürmeye azmettirme”, “Korku ve panik yaratacak şekilde patlayıcı madde atmaya azmettirmek”, “Mala zarar vermeye ve ruhsatsız patlayıcı bulundurmaya azmettirme” suçlarından yargılanmıştı. Şimdi tümü tutuklu olan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin FETÖ’cü heyeti tarafından hakkında 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 239 yıldan 524 yıla kadar hapis istendi. 5 Ağustos 2013’te İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından karara bağlanan Ergenekon davasında, iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.

Veli Küçük, İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 11 Mart 2014 tarihinde tahliye edilmiş, ama hakkındaki kararın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesi 21 Nisan 2016’da, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararı bozmuşlardı. Rus Yeni-Avrasyacı Aleksandr Dugin, Veli Küçük’ün Türkiye’nin ABD’den uzaklaşma ve yönünü Rusya’ya dönmesinin ordu içindeki etkisini vurgulamıştı.

“Köfteci Yusuf” iddianamesinde Sedat Peker’in telefon konuşmaları

Lokantalar zinciri sahibi Köfteci Yusuf’un iş yerlerine “çökmekle” suçlanan ve Sedat Peker’le bağlantılı olduğu vurgulanan sanıkların davası sürerken Sedat Peker de ek iddianame ile davanın “şüphelisi” yapılmıştı. “Köfteci Yusuf” lokantalar zincirinin sahibi Yusuf Akkaş’a, Afyonkarahisar’da bulunan et entegre tesislerini değerinin üzerinde satmak isteyen ve organize bir biçimde hareket ettiği öne sürülen 18 sanık hakkında dava devam ederken, Peker’in adı ilk iddianamede geçmesine rağmen şüpheliler arasında yer almamıştı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun açıklamalarından sonra Bursa Cumhuriyet Savcılığı, Peker hakkında “Yakalama” ve “Kırmızı Bülten” çıkarılmasını talep etmesi manidardı. Hazırlanan iddianamede Peker, “Varsayılan suç örgütlerini; oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, yağma suçu işlemek amacıyla örgüt kurmakla” suçlanmıştı.

İşte o telefon konuşma kayıtları:

Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2020/316 E. sayılı dosyasından kamu davası devam ederken şüphelilerin el konulan telefonları incelenmeye alınmıştı. Şüpheli Erhan Kılıç’a ait telefondaki bir videoda Erhan Kılıç ile Sedat Peker’in yaptığı konuşmanın, üçüncü bir kişi tarafından kayda alındığı anlaşılmıştı. Görüntüde Ahmet Özbek de bulunmaktaydı. Erhan Kılıç ile Peker arasında, iddianamede yer alan bilgilere göre şu konuşma yapılmıştı:

“-Erhan Kılıç: Reisim telefon geldi sanırım.

-Sedat Peker: Kardeş dediğim gibi bu şekilde iletirsin, bi de, Bursa’da işadamlarından Ahmet Bey’e söylersin; kulağı böyle açık olsun, orada sıkıntıya uğrama ihtimali olan işadamları olursa onlarla bizi şey yapsın tanıştırsın, bizim kimsenin parasında pulunda gözümüz yok, yardımcı oluruz.

– Tabi ki

– Söylersin sen.

– Reisim yarın ben Silivri’den sonra Bursa’ya geçiyorum. Bursa’da işlerimiz var. Bir dostla beni tanıştıracaklar, sağlam bir arkadaşımız.

-Böyle milletin ayağından vurup 10 milyon, 15 milyon lira gibi ciddi paralar alınıyor, yani bu tip şeyler mesela uğrama ihtimali olan, kendini sıkıntıda hisseden dostlar bizimle tanıştıklarında böyle bir şeyin olmayacağı (kanaati aşılansın…)

– (Yani) Koruma altına (alınacakları…) Anladım Reisim, anladım Reisim.

– Tamam mı dostum?

– Reisim artı şunu da söylemek istiyorum. Yusuf Bey’den (Köfteci Yusuf) talep geldi, tekrar görüşmek istiyorlar bilginiz olsun. Sizi de orada görüntülü arayacağım zaten.

– Tamam

– Reisim Karadağ’a daveti Yusuf Bey’e siz yaparsınız.

– Tamam, inşallah yarın güzel bir şey olur.

– Reisim bu hafta yüzde yüz hayırlı haber alıyoruz Allah’ın izniyle. Hiç merak etmeyin bu hafta tapuyu yapmak üzereyiz diye düşünüyorum.

– Tamam.

– Reisim ellerinden öpüyorum, saygılarımla, hürmetlerimle.”

İddianamede, şüpheli Sedat Peker’in örgüt yöneticisi şüphelilerden Erhan Kılıç ve Ahmet Akabey’e, Köfteci Yusuf’a karşı gerçekleşen nitelikli yağma eylemine ilişkin talimat verdiği vurgulanıp şu tespitler yapılmıştı:

“Erhan Kılıç’ın, Yusuf Akkaş’la işyerinin güvenlik kameralarına da yansıyan Sedat Peker’le görüntülü görüşmeyi planladı. Şüpheli Sedat Peker’i aradıkları görüşme esnasında tamamının ayağa kalkarak Yusuf Akkaş üzerinde örgütün korkutucu gücünü daha çok hissettirmek, daha sonra ilerleyen süreçte müştekiden istediklerini kolay şekilde elde edebilmeyi amaçladıkları anlaşılmıştır. Erhan Kılıç’ın görüşme sırasında bahsettiği tapu işinin Müşteki Yusuf Akkaş’a zorla satmaya çalıştıkları tesise ilişkin olduğu bu konuda Sedat Peker’e bilgi verdiği tespit edilmiştir. Telefon tapelerinde, zorla satmaya çalıştıkları tesisin Köfteci Yusuf tarafından alınmaması üzerine şüpheli Sedat Peker’in kızdığı, sonuçlarının ağır olacağının belirtildiği, tapu devrinin gerçekleşmemesi üzerinde Sedat Peker’in daha önce Yusuf Akkaş’a hediye ettiği tespihi geri istettiği, verilmesi üzerine de Sedat Peker’in Yusuf Akkaş’a kızdığı belirtilerek barışma adı altında para istedikleri tespit edilmiştir.”

AKP kurmaylarına sormak lazımdı: Eski dost Sedat Peker, bir anda neden düşman olup çıkmıştı?

Sedat Peker, birilerinin uyarısı üzerine 30 Kasım 2019 tarihinde yasal yollardan yurtdışına çıkmıştı. Yaptığı açıklamalardan sonra Peker hakkında Bursa 2. Sulh Ceza Hakimliği’nin 15 Mayıs 2021 tarih ve 2021/2970 sayılı kararıyla “Yakalama emri” çıkarılmıştı. Peker’in uluslararası yakalama ve tevkif müzekkeresi niteliğinde olan “Kırmızı Bülten”le aranması ve yakalandığında iadesini öngören talepname hazırlanmıştı. 21 Mayıs 2021 tarihli iddianame kapsamında, Peker’in henüz ifadesinin de alınmadığını da hatırlatmamız lazımdı.

Şimdi, iktidar çevrelerince organize suç örgütü lideri olarak tanıtılan Sedat Peker’in iddialarına yönelik değerlendirmede bulunan KKTC eski Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, Cumhuriyet gazetesine ilginç açıklamalar yapmıştı.

Eski Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dışişleri Bakanı ve eski Başbakan Yardımcısı, Halkın Partisi (HP) Genel Başkanı Kudret Özersay, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in Kutlu Adalı ve uyuşturucu trafiği iddialarına ilişkin, “iddiada bulunan kişinin, geçmişte, yetkili makamlarda bulunanlarla çok yakın olan ve kamuoyu tarafından tanınan bir isim” olduğunu belirterek, “Ciddiye alınması gereken iddialar. Bütünüyle yalan söylüyor olsa bile araştırılması lazımdır…” yorumunda bulunmuşlardı.

Ortada, büyük bir örgü, örtü ve ağ olduğunu vurgulayan Özersay, “Bunun bir kenarından birkaç parça ipin ucu görünmüş durumdadır. Ülkelerimizin itibarı açısından bunların üzerine kararlılıkla gitmemiz kaçınılmazdır.” ifadelerini kullanmıştı.

Peker’in iddialarına ilişkin Cumhuriyet’e konuşan Özersay, Kutlu Adalı cinayeti ve KKTC’nin kara para aklama ve uyuşturucu trafiğinde bir kesişme noktası olduğuna dair iddialar üzerine KKTC Polis Genel Müdürlüğü’ne başvurduklarını hatırlatmıştı. Bir faili meçhul cinayetin, devletin itibarını bozduğunu, insan hakları ve demokrasi açısından da kara bir leke olduğunu vurgulayan Özersay’ın, “Geçen süre zarfında hiç bu nitelikte bir gelişme ve yeni bilgi ortaya çıkmamıştı ya da çıkmasına engel olmuşlardı… Bugün geldiğimiz noktada yeni unsurlar vardır” yaklaşımı anlamlıydı.

‘Yalan bile olsa araştırılmalı!’

Cinayeti kimin işlediğine dair kulaktan kulağa ya da kapalı kapılar ardından bazı isimlerin ortaya atıldığına, ancak doğrudan bir itham ve iddianın daha önce ortaya çıkmadığına işaret eden Özersay, “Açıkça suçun işlenmesi talimatını verdiği, azmettirici olduğu söylenebilecek bazı isimlerin iddia edildiğini” vurgulamıştı. Özersay, “Bunun da araştırılması lazımdır, çünkü bu kişiler hayattadır. Sedat Peker’in söylediklerinin doğru olduğunu iddia etmiyorum ama ortada madem bir iddia var, bunların araştırılması, hayatta olan kişilerin ifadelerinin alınması, gerekli soruşturmanın kavuşturmanın yapılması şarttır” beyanında bulunmuşlardı.

Polis Genel Müdürlüğü’ne yaptıkları başvuruda, “Adalı cinayetine ilişkin dosya kapandıysa yeniden açılması, rafa kaldırıldıysa da canlandırılması talebinde bulunduklarını” kaydeden Özersay, “Bu bilgilerle ilgili tarihler, isimler verilmekte, yerine kadar bahsedilmektedir. İkincisi, bu iddialarda bulunan kişi sıradan birisi değildir. Bu kişi, geçmişte, yetkili makamlarda bulunanlarla çok yakın olduğu kamuoyu tarafından bilinen bir isimdir. Bunun için ciddiye alınması gereken iddialardır. Herhangi bir kişi çıkıp bunları söyleseydi, bir değeri, ağırlığı bulunmazdı. Ama Sedat Peker’in söyledikleri, üzerine gidilip, araştırılması gereken şeylerdir. Bütünüyle yalan söylüyor olsa bile araştırılması gerekir” ifadelerini kullanmıştı. 

‘Karanlık lekeyi aydınlatalım!’

KKTC ile Türkiye arasında bir adli yardımlaşma anlaşması gereği, KKTC polisinin ve yetkililerinin, Türkiye’de bulunan ve KKTC’de işlenen bir suçla bağlantılı olduğu düşünülen kişilerin ifadelerini almayı talep edebileceğini vurgulayan Özersay, “Türkiye Cumhuriyeti’ndeki polise, içişlerine, ‘Türkiye’de bulunan bu şahsın ifadesini alın’ diye talepte bulunma hakkımız vardır. ‘Türkiye’de bu konuda kovuşturma başlatın’ diye talep etme hakkımız vardır. Bilgi belgeyi talep etme hakkımız vardır. ‘Bu mekanizmaları çalıştırıp, Türkiye Cumhuriyeti’nden bunları talep edin ki karanlık bir nokta, kara bir leke olarak tarihimize geçmiş bu konuyu aydınlatalım, bu konuda inisiyatif almak zorundasınız’ diye dilekçe verdik” açıklamaları önem taşımaktaydı. 

Devletin çetelerden temizlenmesi için; ‘Tarihi bir fırsat’ uyarısı

Kıbrıs ile ilgili iddiaların yalnızca Kutlu Adalı ile ilgili olmadığını aktaran Özersay, “Ülkemizdeki uluslararası uyuşturucu trafiği ve kara para aklanması noktasında bağlantısı olduğu, kesişme noktası olduğu konusunda iddia vardır. Bazı isimler veriliyor. Onların da ifadesinin alınması, konunun üstüne ciddiyetle gidilmesine dair de bir başvuru yaptık. Kamuoyu, iki konuyu birlikte tartışıyor. Bir taraftan huzursuzluk var. Diğer taraftan bu bir fırsattır. Karanlık noktaların aydınlatılması, karanlık ilişkilerin aydınlatılması için tarihi bir fırsattır” değerlendirmesinde bulunmuşlardı.

Sedat Peker’e ilk operasyon yapan Polis Müdürünün ilginç açıklamaları!

Sedat Peker’e yönelik ilk operasyonu gerçekleştirdiği bilinen eski İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Serdar Saçan dikkat çeken açıklamalar yapmıştı: “Devlet içinde hâlâ bağlantıları var. AKP’deki iç çekişme, mafyöz yapı üzerinden ortaya çıkıyor.” vurgusu anlamlıydı.

İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevini 5 yıl yürüttüğü ve Peker’e yönelik ilk operasyonu gerçekleştiren kişi olarak bilinen Serdar Saçan, mafya ilişkilerini ve Peker’in açıklamalarını değerlendirirken mafyanın belli ilişkilerinin olmaması durumunda mafyadan söz etmenin mümkün olmadığını vurgulamış ve mafyanın, 4 grupla, yani siyasetçiler, kamu görevlileri, basın ve iş insanları ile ilişki kurmak zorunda olduğunu hatırlatmıştı, “Bir mafya babasının, illegal yollardan para kazanıp, onu herkesin gözünün önünde harcaması lazım. Bunlar; en iyi, büyük, güçlü, kudretli kişinin kendileri olduğunu düşünürler. Birçoğu sosyopat kişiliğe sahiptir. Hem suç işleyip hem de bütün milletin önüne çıkıp, sanki işadamı gibi rahat rahat illegal yollardan kazandığı parayı yemesi için böyle bir sisteme ihtiyaç var” ifadelerini kullanmıştı. 

“İktidarca mafyaya yol açılmıştır!..”

Peker’in, videolarında kamu görevlileri ile ilişkilerinden söz ettiğini, bazı gazeteciler ile görüştüğünü söylediğini hatırlatan Serdar Saçan, “Peker üzerinden siyaset-mafya ilişkilerinin somut olarak görüldüğünü” vurgulamıştı. Saçan bunları: “Hem işadamları hem basın hem siyasetçiler hem de kamu görevlileri ile ilişkisini net şekilde görebiliyoruz. Yaptığı açıklamalar aslında bizim yaptığımız tarife oturuyor. İleride ders kitaplarına konu olabilecek bir yapı” şeklinde tanımlamıştı. Peker’e koruma ve silah ruhsatı verilmesini de değerlendiren Saçan, “Yanında 30-40 kişiden aşağı insanla dolaşmıyor ama bu kişiye üstelik resmi koruma veriyorsunuz. Bu resmi koruma bir tane gözükse de aslında İstanbul’da bir koruma otosuyla dolaştıklarını biliyoruz. Bu, açık şekilde mafyacı bu kişiye yol verildiğini gösteriyor” ifadelerini kullanmıştı. Peker’e koruma verilirken, diğer organize suç örgütü liderleri ve gruplarına yönelik operasyonların, soruşturmaların olduğunu belirten Saçan, “Burada çelişkili, sıkıntılı bir durum var. Ben senelerce mafya ile mücadele ettim. AKP, iktidara geldikten sonra beni 5-6 kere görevden attılar, silahımı, kimliğimi aldılar. Ne silah veriyorlar ne koruma. Bana Emniyet Müdürü olarak bunu sağlamıyorsun, ama organize suç örgütü lideri olmaktan mahkûm olmuş, cezasını yatmış, polis kayıtlarında organize suç örgütü lideri olarak hâlâ açık dosyası olan ve takip edilen bir kişiyi koruma altına alıyorsun ve silah veriyorsun. Bunun nasıl bir açıklaması olabilir ki? Bu adamlara: ‘Sen, devletin koruması altındasın’ deniyor. Yol almış, yol verilmiş, birlikte hareket edilmiş” diye uyarmıştı. Saçan, Peker’in, birilerinin isteği ile bir yerleri bastığını söylediğini, mitingler gerçekleştirdiğini de anımsatarak, “Bunlar AKP iktidarında verilen destekler sayesinde olmuş şeyler” tespitleri haklıydı.

“AKP’nin ayarı ortaya çıkmıştı!”

“AKP içerisindeki siyasi çekişmenin, mafya üzerinden dillendirildiğini” söyleyen Saçan, “Her grubun, mafyayla ilişkilenmiş olduğunun görüldüğünü” vurgulamıştı. Saçan, “Bu tür ilişkilerin, bağlantıların hukuk devletinde olmaması gerekiyor. Sedat Peker nasıl devlet organizasyonunun içerisinde yer alabiliyor? Bunların hepsinin sorgulanması gerekiyor. Bu, salt Sedat Peker’in isteği ile olabilecek şey değil. Bunu kim sağlıyor? AKP’nin kendi iç çekişmesi ve kirli ilişkiler düzeneği, mafyöz (mafyatik) yapı üzerinden ortaya çıkıyor” ifadelerini kullanmıştı.

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

AHMET AKGÜL KİMDİR?

INTRODUCTION OF USTADH AHMET AKGÜL

رسالة تعريفية لمعلمنا أحمد أكجول

قبل مؤتمر النظام العادل في جامعة قيرغيزستان أراباييف، والذي حضرناه، قدم أحد المحاضرين أستاذنا أحمد أكجول على النحو التالي: أحمد أكجول موجود في تركيا؛ إنه عالم ومثقف نادر جدًا يجمع بين المبادئ الإسلامية والمتطلبات الإنسانية، وفكر أتاتورك في التغيير والقومية الإيجابية والتوازن الاجتماعي. ألف حوالي 100 كتاب، بعضها في 3 مجلدات، وجميعها أعمال فريدة وأصيلة. 10 من الكتب؛ تمت ترجمته إلى الإنجليزية والروسية واليابانية والفارسية والفرنسية والعربية. البروفيسور الراحل، أحد رؤساء وزراء تركيا الأسطوريين. دكتور. ويعتبر من أكثر الطلاب المميزين وأتباع نجم الدين أربكان.
لقد حضر المؤتمرات العلمية في جميع أنحاء تركيا وأوروبا والجغرافيا الإسلامية منذ ما يقرب من 40 عامًا. إنه رجل حكيم تنبأ وشرح التطورات المهمة في تركيا ومنطقته والعالم قبل عقود، وتعرض للعديد من المشاكل والهجمات لهذا السبب، لكنه كان دائما على حق في النهاية. وهو رئيس تحرير مجلة الحل الوطني، التي يتابعها عن كثب كبار البيروقراطيين العسكريين والمدنيين، وأساتذة الجامعات، والكتاب والمعلقين المهمين، ومسؤولي الدولة في تركيا. ضد الأنظمة الرأسمالية والاشتراكية والليبرالية في العالم؛ فهو يحتوي على الجوانب الجيدة والمفيدة لجميعها، لكنه يترك الجوانب السيئة والضارة؛ سيدنا، الذي أعد ودافع عن برامج النظام العادل الأصلية القائمة على العقل والعلم والتاريخ والضمير والقرآن، يبلغ من العمر 74 عامًا وأب لخمسة أطفال. لا يتقاضى إتاوات أبدًا عن أي من كتبه أو مجلاته أو مقالاته أو مؤتمراته، ويعيش حياة متواضعة بعيدًا عن الترف والراحة، ويغطي نفقات كل ذلك بحوالي 40 من الرفاق المتطوعين والمخلصين في سبيل الله. المعلم الذي يدافع عن "حرمة التبشير بالعلم" وبالتالي لا يدين بالشكر لأي مركز أو حكومة. باستثناء ما يقرب من 105 من أعمال أستاذنا، حتى الأحزاب والحكومات تظل غير مبالية؛ الدين والأخلاق في المرحلة الابتدائية: 4-5، المرحلة المتوسطة: 1-2-3، المرحلة الثانوية: 1-2-3-4 والجامعة: 1-2-3، وفقاً للحقائق العلمية وجوهر الإسلام. ولكن بغض النظر عن أي طائفة، فقد أعد كتب العلم. خلال أحاديثهم المميزة جداً، كتلاميذه ومتابعيه المخلصين: "كيف أعددتم هذه (100) كتاباً يزيد عن مائة، كيف رتبتم وقتكم؟" أجاب أستاذنا أحمد أكجول على أسئلتنا كالتالي، ليكون قدوة وتشجيعًا لنا:



1- منذ ما يقرب من 60 عامًا، باستثناء الأمراض الخطيرة والصعوبات الكبيرة؛ ولم أؤجل عمل اليوم إلى الغد، كما أنني لم أحاول تأجيل عمل الصباح إلى الظهر أو عمل الظهر إلى المساء. لأنه لا ينبغي لي أن أضيع رأس مال حياتي المحدود في مساعي فارغة ومجانية يسميها القرآن الإلغاء ويحرمها

 

2- حتى لو كان شخصًا لديه معرفة وخبرة في موضوع ما، حتى لو كان أصغر منا كثيرًا... حتى لو كان شخصًا عاديًا وبسيطًا، فأنا لا أشعر بالإهانة أبدًا عند الاستماع إليه أو تعلم شيء ما، لأن أكبر عائق أمام التعلم والحصول على العلم هو الكبرياء والكبر

-3ما حصلنا عليه؛ حاولت أن أقرأ وأفهم كتابات وكتب الجميع، محليًا أو أجنبيًا، يساريًا أو يمينيًا، أعرفه أو لا أعرفه، أحبه أو أكرهه.
4- كنت أسجل المعلومات التي تعلمتها وأجد أهميتها منها أو مما سمعته في البرامج والمؤتمرات التليفزيونية، ولم أتردد قط في كتابتها ونقلها بذكر أصحابها
5- من خلال الوقوع في الرغبات والاعتراضات التعسفية من أقرب أقاربي ورفاقي وأعضاء الحزب وذوي المناصب ذات النفوذ والكفاءة... أو من منطلق حرصي على راحتي ومصالحي الشخصية، لم أخفي أبدًا الحقيقة التي قالها لي يجدها العقل والضمير نافعة ومفيدة، ولم أصعب فهمها بتغليفها بأغلفة مختلفة
6- كل الأشخاص الذين التقينا بهم في أي مناسبة وأصبحنا قريبين بما يكفي لتناول كوب من الشاي أو السفر لمدة ساعة على متن الطائرة؛ حاولت مساعدتهم على اكتساب وزيادة وعيهم الأخلاقي والضميري وكرامتهم، وخاصة سلامهم الروحي والعالمي. بمعنى آخر، كنت أهدف إلى أن أكون مفيداً له، وليس أن أستفيد من منصبه وفرصه ومجاملاته.
7- ولعل ذلك يعتبر ثمرة ومعجزة للأهداف والجهود المخلصة... وطبعا بفضل الله تعالى وفضله لا بد من قراءة كتاب ما يقارب 700 صفحة بسرعة في ساعة أو ساعتين. وتهنئة هذا الكتاب وانتقاده عمدا، والحمد لله أن إنتاج ملاحظات من 10 صفحات أصبح أسهل بالنسبة لنا.
أطيب التحيات…

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...